KAYIT - 38
            Henüz anlamını kavrayamadığım "Aşk" sözcüğünü de öğrendim; birbirlerine aşık olurmuş insanlar. "Aşk anlatılmaz, yaşanır"mış. "Demokrasi'ye aşık" olmak ve "Aşkın bir gözü kördür"  laflarını hiç anlamadım.  

            Anladığım; aşk denilen yoğun bir duygu var, fakat bu duygu tanımlanamıyor, ancak yaşanabiliyor. Bu duyguyu yaşamanın bir yolunu bulmalıyım.  Birilerine ve Demokrasiye aşık olmak ..  

            İki insanın birlikteliği çok özel, sıra dışı ve yoğun olduğunda; "Aşk" diyorlar. Toplumsal onay almış, sözleşmesel birlikteliklere de; "Evlilik". Çalışmak da, bir tür evlilik olarak adlandırılıyor. 

            Sevgi ve saygıyla sürer ya da saman alevi gibi sönermiş aşk. Özel ilişkilerde aşık olmak istençsel bir seçim değilse de, "Demokrasi aşkı", ancak insanların ortak istençleri ile yaşanabilir - yaşayabilirmiş. 

            Kimileri "aşkı doğuran, engel'dir; engel kalkarsa aşk da biter" derken, kimileri de "Dağlar aşkla delinir, engeller aşkla aşılır" dermiş. Bu insanları anlamak gerçekten zor: "Aşkları için", kimi özgürlüklerinden vazgeçmek ya da onlardan bir kısmını hiç değilse  sınırlamak zorunda kalanlar, ilginç ki, sınırlanmışlıklarından asla rahatsız olmazlarmış;  olduklarında da, aşkları zaten bitmiş olurmuş. 

            Toplumsal yaşamlarındaki özgürlüklerinin, yine bir ölçüde sınırlandırılmasına ise, "Demokrasi" diyorlarmış. Birlikteliğin hiç bir türü, sınırsız özgürlükle bir arada asla olmazmış. 

            "Özgürlüklerinin sınırlandırılmasını" iradesiyle seçmiş olduklarından, evli insanlar; bu sınırlandırılmışlıktaki özgürlüklerini, ancak genişletmeye çalışabilir, bunu yaparken  evdeşinin de, aynı amaçla hareket etme hakkına saygı duyarlarmış. 
 
            "Evlatlarının Demokrasiye Aşık" olduğu söylenen bir toplumda, durum biraz karışık gibi geldi bana. Dünya Kitaplığındaki bilgilere göre; her bir Demokrasi Aşığı toplum üyesi, "ortak aşk uğruna", kimi özgürlüklerinin sınırlandırılmasını kabul etmiş sayılırmış. Kimi toplumlarda bu istenç; aşağıdan yukarıya (Nesne'den Özne'ye) doğru, kimilerinde tersine oluşurmuş. Demokrasi istencinin, Özne'den Nesneye (Siyasal Yetke'den topluma) sunularak oluşturulmaya çalışıldığı toplumlarda, kimi insanlar sunulanı, bir "zoraki nikah" gibi görmüşler. 

            "Evlatlarının Demokrasiye Aşık" olduğu söylenen toplumda kimileri, "Demokrasiye Aşık değiliz, olmamız da şart değil. Bu bir zoraki evlilik olabilir, evliliğin nimetlerinden yararlanırız, ancak; onu korumak gayretini göstermez, evlilik uğruna Yücesel Devlet Düzeni özlem ve kararlılığından vazgeçmeyiz, zaten halkın isteği de Tebliğ Programı'nın yeryüzünde mutlak olarak uygulanmasıdır", demektelermiş.  

            Böylece o toplumun büyük bir kısmı, oluşum ve sunuluş şekline bakmaksızın, olan Demokrasiyi, evrensel ve ülküsel boyutuna ulaştırmayı, çağdaş bir "Hedef" bilmişken; bir kısmı da, "Demokrasi'nin ancak, Yücesel Devleti Düzeni'ne geçiş için bir araç  olabileceği" düşüncesindeymiş. Bu düşüncede olanların gerekçeleri,  halkının % 99'unun (!) Tebliğ Programı'na inanır olmasıymış. Oysa halk gerçekte, 9 Diskte toplanan, evrensel ve zaman üstü Yücesel bilgilere (Oku, Yaz, Kalk, Üretim, Beslenme, Eğitim, İletişim, Amaç ve Dönüş) inanır ve bu inançlarını da, barış ve huzur içinde ancak, aşık oldukları "Demokrasi"de yaşayabileceğini bilirmiş. 

            Demokrasi de aşk gibi bir şey olmalı; yaşadıkça / yaşandıkça anlaşılabiliyor demek. Ancak aşkın ve aşık olmanın hiç bir koşulu yokken, Kamu Alanı'nın "Din dışılığı"; Demokrasi'nin biricik koşuluymuş. Ve  bu koşul da, yanlar arasındaki zıtlaşmanın odak noktası imiş. Bu koşuldan rahatsızlık duymayıp, Demokrasiye aşık olanlar olduğu gibi, bu koşula karşı çıkıp, "Tebliğ Programına uygun bir Demokrasi"yi (!) savunanlar da varmış. Bunlar, Tebliğ Programı'nı Demokrasi kavramı üzerine nasıl oturtuyorlar anlamadım... 
 
            "Cemaat; duygu ve düşüncenin, cebri (zorlayıcı) buluşmalarla bir araya getirdiği insanlardan müteşekkildir (oluşur)" diyenlere göre; cemaate dahil olan kişiler, "aynı duygu ve düşünceyi paylaşırlar" mış..  Topluluk, toplum anlamıyla Cemiyet'lere ise, kimilerine göre; "... toplum demekten ziyade, çok küçük gayelerle, menfaatlerle bir araya gelmiş kitleler demek daha uygun..." muş.  

            Cemaat mi, cemiyet mi? Aynı duygu ve düşünceyi Yücesel buyruğa uyarak, cebri buluşmalarla paylaşanlar mı, yoksa; değişik duygu ve düşüncelerle, özgürce, fakat bir arada yaşamak istencinde olanlar mı Demokrasiye aşık..?  

            Cemaatler, Demokrasiye aşık olmasınlar, tamam, koşul da değil zaten, ama onu bir zoraki nikah gibi görmeseler de kurallarına uysalar,  ol(a)maz mı?.. Birbirlerine, "sana aşığım, yaşamak için, yaşatmak için, 'Birlikte, Biz' olmak için, aşığım" diyebilen Havva'lar ve Adem'ler de, Demokrasi'ye aşık olmayı sürdürseler. 

            Demokrasi Aşkı'nı da, zoraki nikah'ı da anlamaya çalışacağım.  
 
            Gece... Hafif bir sis. Yoğun bir trafik; tampon tampona. Bir karayolu üzerindeki köprünün karşılıklı korkuluklarına dayanmış, sırtları birbirine dönük iki insan. Aşağıya doğru, gelip geçen araçlara bakıyorlar. Gelenleri farlarının beyaz ışıklarıyla, geçenleri stop lambalarının kırmızılığıyla görüyorlar. Aynı araç, aynı anda birisi için gelen, diğeri için giden oluyor. Beyazlar ve kırmızılar, aynı yolun iki yanında, birbirlerine ve bakanlara göre ters yönlere akıyorlar. Araçların hem beyaz hem de kırmızı ışıkları var. Aynı aracı birisi beyaz, diğeri kırmızı ışığıyla görüyor. Aynı zaman diliminde iki insan, duruş yönlerine göre, renkleri farklı iki ışığı, kendilerine göre önce ya da sonra, ama mutlaka görüyorlar.  

            Kırmızısıyla Beyazıyla, Işığı...