KAYIT - 37 
            "Seviyorum" dedi bir Havva. Adem, "ben de" dedi. Sarıldılar, Değişim Kabini'ndeki gibi... Ve soyunup usulca girdiler kozalarına, sığınmak istercesine birbirlerine. Ne öpüşmeleri farklıydı ilk Adem'le Havva'dan, ne de söyledikleri. Ancak, "birbirleriyle kavgalı ve düşman" değillerdi, Yüce'ye inat.  

            Anılarla yüklüydüler, yaşamışlıkları yaşanmamışlıklarıyla örtülüydü. Anıları; bir uzak, fakat aynı kaynaktan doğup, çok uzaklara ulaşabilmiş bir nehir ve kolları gibiydi. Ve şimdi şu maviliğini yitirmekte olan denizdeydiler... Dünya da ölüyordu, deniz de. Sevgiler direniyordu bir tek.  

            Programı tebliğ etmekle görevli olanlardan birisinin, "Hoşuna giden bir kadın vesilesiyle sizden birinizin kalbinde cinsel arzu oluşursa, hemen eşinin yanına giderek cinsel ilişkide bulunsun. Bu tarz davranış içinde oluşanı giderir" demiş olduğu yazılıydı kayıtlarda. Bunu öğrenen bir Adem, kabaran  arzularıyla koşarcasına eve geldiğinde, tersledi Havva; "ben de istersem ancak..." dedi ve ekledi, bir mazeret bulması gerekirmiş gibi, "hem başım da ağrıyor". 

            Hiç bir kimsenin, hiç birine, hiç bir tavsiyede bulunmamış olduğu başka bir Adem'le Havva, daha göz göze geldiklerinde başlıyorlardı sevişmeye. Kurallarına da, zamanına da birlikte karar veriyorlardı (vermiş olduklarını sonradan anlıyorlardı). Onları çıplakken izlemek çok hoşuma gidiyor, sevişirlerken bakmıyorum ama. 

            Tebliğ Görevlisi'nin, "kadınlarınızla cinsel ilişkide bulunduğunuzda çok konuşmayın. Zira çok konuşmadan ötürü (sizlerde veya doğacak çocuklarınızda) dilsizlik - kekemelik oluşabilir"  demiş olduğu da geçmişti kayıtlara. Kimi Adem'le Havva, korkudan hiç konuşmadılar; konuşmaya çok geç başladı çocukları!  

            Bir başka Adem ve Havva; dilleriyle, sesli ve sessiz, uzun uzun konuştular. Konuştular, sabahlara dek. Gözlerinde yüzdüler birbirlerinin. Dudaklarında serinlediler, susadıkça. Her seferinde yeniden keşfedercesine, dokundular birbirlerine; her dokunuşta tüm hücreleriyle dillendiler; "aşk özgürdür" dediler.  
            Çocukları geveze mi geveze! 

            Konuşarak, susarak; ama delicesine severek sevişmek. Değişim Kabini'nde olduğu gibi. Dünya'da Dünyalı gibi!