KAYIT - 34 
            İki insanı konuşurken dinledim : -Benim inancım 'mutlak' doğrudur. Bana katıl (-malısın, -mak zorundasın)! -Hani "senin inancın sana, benimki bana" idi? -Benim inandığım Din, son dindir, evrenseldir. Yüce'nin kabul ettiği Tek Din'dir. -Benim inancım, senin inancınla bağdaşmıyor. -Egemenlik Yüce'nindir. Biz kullar, O'nun egemenliğini kabul etmek zorundayız. -Zorunda olduğumuz tek şey; birlikte yaşayabilmeyi becerebilmek, ekmeği, suyu bölüşebilmektir. -Devleti ben yöneteyim Yüce adına, O'nun kurallarıyla. -Devleti sen yönet, kabul, ama benim adıma, benim kurallarımla; ben insanım, "insansal olan hiç bir şey bana yabancı değildir". 

            50'den çok ülke gördüm ekranda; yönetimlerinin hepsi Tebliğ Programı'nı uyguladıklarını, Yüce adına en doğruyu yaptıklarını söylüyorlardı. Hiç biri diğerine benzemiyor, birbirlerini ve tüm insanları "Tek" dedikleri, "Mutluluk yolu"na çağırıyorlardı! Aynı inanç ve Yüce adına, "Cennete bir an önce, topluca kavuşmak için!" savaşıyorlardı. Bu ülkelerin birinde, bir Adem gördüm: "Herkes dininde, inancında, tapınmasında özgürdür. Ancak Din ve Devlet işleri birbirinden ayrıdır. Ve Devlet işleri asla, hiç bir şekilde Dini kurallara dayandırılamaz. Egemenlik Ulusun'dur" diyordu.  

            Şeriat diyordu kimileri de, "gidilecek Yücesel yol, izlenecek biçem ve yöntem"dir. "Ölüm cezasına karşıyım" diyordu birisi, "Ölüm cezasına karşı olmak, Yüce'nin buyruğuna 'Dine' aykırıdır" deyip, karşı çıkıyordu diğeri.  

            "Senin anlayışın yanlış, benimki doğru"; diyenlerle, "Asıl ben bilirim Şeriatı, sen bilmezsin" diyenler, birbirlerinin gözlerine kum atıyorlardı. Diyenlerin tümü, "Tebliğ Programı böyle söylüyor, Yüce böyle istiyor" diyorlardı. Hayır; 'gerçek', onların söyledikleri gibi değildi. İnanç ve tapınma özgürlüğü isteyenler, o özgürlükte, Yüce'nin diğer inananlarını 'boğmaya' hazırdılar. 

            "Kiminiz kiminizle kavgalı olarak..." demişti ya, en çok da O üzülüyordu. "Şeytan haklıymış" demişti sonunda. Sıkılmıştı Yüce, kavramsal olarak bile Dünya'da olmaktan, adının olur olmaz her konuya, her işe karıştırılmasından. "Neyse ki 'öteki çift' var" demekteydi sıkça. 

            Nikah diyorlarmış, bir Adem'le bir Havva'nın birlikteliğinin, Yüce ya da toplum adına onaylanmasına (!). Anlamadığım konulardan biri daha... Ne ilginçti şu insan. Nikahsız değil miydi sanki, Adem'le Havva? Birlikteliklerinin Yücesel ya da insansal kuralları mı vardı? Nerden bulmuş olabilirlerdi iki şahidi? İsteseydi Yüce, kovulmalarından önce onlara görkemli bir düğün yapmaz mıydı? Biz de şahit olurduk, Şeytan da (belki). Böylece ilk Yücesel nikah da Cennette kıyılmış, kayıtlara geçmiş ve sonrakilere de örnek olmuş olurdu. 

            Yine hayır, Yüce'nin buyruğu ile hazırlanan Tebliğ Programı, böylesine Dünyalaştırılamaz, Yüce böylesine, her insansal konuya karıştırılamazdı. Ama öyleydi, öyle olmuştu. Hem de Yüce adına! diyenlerce.