|
"Geçmişle ilgili konular, (her) Tebliğ Görevlisi'nin kendi dönemindeki olaylar, Geleceği ilgilendiren konular, Geçmişten geleceğe uzanan ortak konular"... Yücesel mesajlar olabilir miydi?.. Yücesel koruma ancak ve ancak, Anabellek'ten süzülerek kopyalanmış bilgiler içindi. Ve Mağara resimlerinin, kil tabletlerin, Pramitlerin (İnkaların, Mayaların, Azteklerin) tanıklığı, "Yücesel koruma"nın yadsınamaz tanıtı (ispatı) değil miydi? Bu tanıkları görmeyen, söylemeye çalıştıklarını duymayan (ya da anlamayan) insan; onlara, 'uygun öyküler' yakıştırmakta doğrusu çok yetenekli imiş (yine de, "Orion'a açılan kapı"nın varlığından haberdar olanlar da varmış). "İman et, İbadet et, Ahlaklı ol, Buyruklara uy! Öğütleri dinle, Dua et, Kıssalardan (öykülerden) ders al, Emsalleri (örnekleri) incele!... Bunların tümü Yüce'nin buyrukları!.." Disklerin sırası değiştirilmiş derken, Tebliğ Programı'nın büyük bir kısmının önemli ölçüde değiştirilmiş olduğunu da öğrenmişken; şu ekrandan okuduklarıma bakın (giderek bir Dünyalı gibi düşünüp yazıyorum galiba!)... Bu muydu, bizim hazırlayıp gönderdiğimiz Tebliğ Programı? Hayır!.. Yüce'nin ne umutlarla üretilsin dediği, şu insan denilen, "secde" ettiğimiz yaratık, Programın özünü, "Dönüş"ü unutmuş, "Dünya işleri"ne ait (Dünya İzleme Bölümü'nün göndermiş olduğu) buyrukları, Yüce'nin koruması altındaki "bilgiler" gibi kabul eder olmuştu. Dünya'ya, kişiye, topluma, yönetenlere, yönetilenlere yüklenen yükümlülükler, Dünyasal sorunlara ait hükümler; tüm bunlar evrensel ve zaman üstü değillerdi. Değillerdi ama, "kiminiz kiminize düşman olarak" tohumunun filizlenme ortamını oluşturmuşlardı (o ortamdan, azgın bir sarmaşık yetişecek; iyiyi, güzeli, doğruyu boğmaya çalışacaktı). İman et (yüreğinle), İbadet et (gönlünce), Ahlaklı ol (bakacak ,bakılacak yüzün olsun)... Ol... İnsan ol yeter ki... Bunlara kimin, ne itirazı (olmuş ya da) olabilirdi ki ??? "Yüce-Şeytan" savaşının konusu olmuşken, savaşın kaderini etkileyecek konuma gelmişti aklına egemen olan insan; bir yandan Yüce'nin "gerçek" buyruklarını yerine getiriyor, öte yandan Şeytan'ın "sor, sorgula" öğüdünü asla unutmuyordu. Böylece sanki, "Yüce-Şeytan" ikilisini kaçınılmaz bir "ortaklığa" sürüklemek istiyordu. Onlar'ın zaten Bir, Çoğulun Tekil olduğunu anlamışcasına!.. Benim gibi. |