KAYIT - 30 
            Dünya Dosyası'ndan öğrendiklerimle, insan tarihinin birinci bölümü; yeryüzüne kovulmasından, Pramitler (İnkalar, Mayalar, Aztekler) çağının sonuna kadar sürmüştü. Tebliğ Programı'na (Dünya'nın yalnızca bir bölgesinde), "Son tebliğ, öncekileri de doğrulayan Tebliğ, başka Tebliğ yok"  savlarının eklenmesiyle başlayan ikinci bölüm; usun özgürlüğe kanat çırptığı, Aydınlanma Çağı'na değin sürmüştü. Sormak ve sorgulamaktı kanatları (Şeytan! Ah o Şeytan...). Cennet ödülünden vazgeçebilmek özverisi, Cehennem yaptırımını göze alabilmek yürekliliğiydi, sürmekte olan üçüncü bölümün  özü ve özeti. 

            Kimileri (9 Diskteki bilgileri unutup), "Yüce mi bize gelecek, biz mi O'na gideceğiz; kim Cennetlik,  kim Cehennemlik; Havva başını mı örtsün, çuvala mı girsin" tartışmalarına kapılmışken, kimileri de insan'ın ilk izlerinden hareketle, Yıldızlara (neredeyse Orion'a!..) ulaşma yarışındaydılar; olan'ı (kovulmuşluğu) kabul etmiş olarak, o ilk yumurta ve spermi ve kime ait olabileceğini anlamaya çalışarak, Yüce - Şeytan Savaşı'ndan uzak durarak. 

            Yüce adına ve onun için  yapılanlara en çok kızan da, Yüce'nin kendisiydi. Bu gidişle Dünya İmparatorluğu'nu, Şeytan'ın yalın öğüdüne uymuş ve 9 Diskin öğrettiklerini de sindirmiş olanların, "soranların, sorgulayanların" kurabileceği kesin gibiydi (Yüce yeni bir tuzak kurmazsa eğer!). 

            Yücesel koruma altında olduğu da söylenir olan Tebliğ Programı'nı, ilk içeriğiyle yani, Levhi Mahfuz'dakinin aynısı olan 9 Diskte toplanmış bilgilerle, yeniden sunmak çabasına ilk tepki, sözde Tebliğ (Din) savunucularından gelmişti kayıtlara göre. "İnananlar - inanmayanlar" ayrımını yapanlar da bunlardı; yani "Tebliğ Programı bütündür, evrenseldir, 114 Diskin tümüne de aynen uyulması gerekir" diyenler, "hayır tümü değil, yalnızca 9 Diskteki bilgiler evrensel ve zaman üstüdür" diyenleri, "inanmamakla" suçluyorlardı. "İnananlar"a göre; bireyden aileye, toplumdan devlete, özel ve kamusal tüm alanlar, Tebliğ Programı'na 'mutlak' uygun olmalıydı. 

            Yeryüzü Devleti'nde (İmparatorluğu'nda) insan ürünü yasaların geçerli olması gerektiğini savunanlar ise; kamusal konu ve alanların, Din'in ek Disklerindeki bilgilerden kesinlikle uzak tutulmasını, bireysel yaşamda ise, 'mutlak' inanç / inançsızlık özgürlüğünü savunuyorlardı. Başka bir söyleyişle, inanç ve ibadet özgürlüğünü, yalnızca, "kamusallık" kavramıyla sınırlandırmak istiyorlardı. 

            Kamusal alan ve konulardaki (ortak paydadaki) "Din dışılık", Yüce'ye "Mutluluk yolu"ndan ulaşmak isteyene asla engel değildi, olmamıştı, ol(a)mazdı da. Yüreğindeki "inançla" okuyan, yazan, kalkan insan; usuyla, "Dünya işini, Dünya'da, kendi yasalarıyla" çözmeyi, Yüce'yi "Dünya ve sorunlarıyla" rahatsız etmeden, "Amacı", kendi yasa ve yöntemiyle gerçekleştirip, "Dönüş" aşamasına geçmeyi arzuluyordu.