![]() |
|
Tam çevirisiyle: Olanları yazmakta seçmiş olduğum bu Dünya Dili'ni öğrendikçe, giderek daha çok seviyorum. Evet, bu dille demek istediğimi, duyumsadıklarımı olduğu gibi yazabiliyor, okunurken de duraksamasız anlaşılacağını düşünüyorum; soyutu somutlaştırmaya (gerçekleri kavramak için değil de, sanki örtmek için yaratılmış sonraki kimi Dünya dillerinden) daha uygunmuş gibi geliyor bana (bu disklerin Dünyalılara ulaşmasını umarım). Tebliğ Programı'nın Dünya'ya iletilmesi zorunluluğu ortaya çıktığında, Dil konusu da gündeme gelmişti. Adem ve Havva, bizlerin düşüncesel iletişim düzeyine -doğal olarak- henüz ulaşmış değillerdi. Camlı Bölüm'deki varlığın (Adem'in) ağzından dökülen, hiç duymadığımız bir sözcüktü: - İnsan... Okuyamamış olduğumuz Disk'in şifresi... Ve Yüce isimlerin tümünü ona, O Diskle öğretmiş ve bizlere de dönüp sormuştu: " Hadi, söyleyin bana şunların isimlerini". Hiç görmemiş olduğumuz, nesne denildiğini de sonradan öğreneceğimiz, ekranlarımızdaki o 'Şey'leri (birimiz hariç) nasıl bilebilirdik ki... Haksızlıktı bu. "Bize öğretmiş olduğunun dışında bilgimiz yok bizim. Sen, yalnız sen her şeyi en iyi şekilde bilirsin" demiştik. Yüce de atılmıştı hemen, "O halde Adem'e secde edin". "Ama O da bizim bildiklerimizi bilmiyor!" diyememiştik.
"Secde edin" buyruğunun gerekçesi, öğretilmeyenin istenilmesindeki 'Hikmet!'
miydi?
Yüce'nin Adem'le konuştuğu Dil mi? Bizim sıkça kullandığımız, oysa bugün
Dünyalılarca ölü dil'lerden sayılan dillerinden birisiydi: Evrensel
bir dildir o. Aynen çeviriyorum: Evrensel bir
dildir o.
|