KAYIT - 2

           Uzun süredir izlemekteydim onu. İlişki için uygundu. Kuşkucuydu. Ve hiç bir önyargısı yoktu. Hemen tüm Tebliğ Programlarını, yorumlarıyla birlikte okumuş, çocukluğunda, "masal bunlar" dediğine, gençliğinde "inanmış, iman etmiş", içindeki "çocuk sesini" duymaz olmuştu. Derken sıkıntıyla, evet o sıkıntıyla... Yaşamını kurmak çabasıyla geçen günlerinin, uzun gecelerinde "iç yolculuğuna" başladı. "Masal, inanç, iman, cennet, cehennem, hukuk, yöneten, yönetilen, us, bilim, evrim, devrim...yaratan, yaratılan, yaşamın amacı...". Ve eşik. Davalar, müvekkiller, yargılama, duruşma salonları. Ve bir eşik. 

            Eşik hep önündeydi  (her insanın bir eşiği vardır ve önündedir). Ve kırk yaşına kadar da fark etmemişti (bir çokları gibi). Dank etti kafasına, o uzun gecelerin birinde. Evet eşik, bir eşik vardı ayaklarının önünde; ya atlamasını, ya vazgeçmesini bekler gibiydi sanki. 

            Ve öylece, o gece gördü kendi eşiğini. Bende de bir Adem'le ilişkiye geçmek fikri o anda oluştu. Dünya'ya Işınlanıp, bedenleşmeden önce, evet önce, bir insanla ilişki kurmak...  iyi fikirdi.

            Eşik hemen önünde (aslında hep olduğu yerdeydi ya, neyse), arapsabunuyla yeni ovulmuş, henüz kurumamış (kurumuş olsa ölmüş olurdu, bilmiyor ki), biraz aşınmışlık çizgileriyle, gözlerinin önündeydi. Ve temizliğinin kokusuyla da burnunda.

             - Salonun tam burasında, şu bulunduğum yerde, bu eşik de nerden çıktı?!.

            Doğaldı elbet şaşkınlığı. Tarafımdan seçilmiş de olsa, sonunda bir insandı. Hep beş duyusuyla koşullanmış. Gözlerini yumdu, açtı... yine oradaydı. Terliklerinin hemen önünde. Tam ilk gördüğü yerde. Saate baktı, 03.25. Düş mü, göz bozukluğu mu, yorgunluk mu... 

            - Çok okudum, yorulan gözlerimin bir isyanı olmalı (isyan mı, hadi canım). Sonra birden,

            - Bir Nisan!. Evet, saat 03.25 ve bugün 1 Nisan. Ve gördüğüm de Nisan şakası olmalı (sen öyle san). 

            - Lucky, gel oğlum ( aklınca, köpeği EŞİKTEN atlayıp gelecekti de... ). 

            Uykusunun bölünmüşlüğüne inanamayan gözlerle bakan köpek, doğrulup şöyle öne doğru bir gerindi ve koltuktan atlayıp yere, dosdoğru geldi yanına efendisinin (bu sözcüğün hoşuma gitmediğini söylemiştim) ayağının dibine. Eşik, meşik yoktu işte. Dosdoğru yürüyüp gelmişti köpek, hem de  hiç bir engele takılmadan. 

            - Yatmalıyım, dedi. 

            - Kusura bakma Lucky, seni de boşuna... (sevdi okşadı biraz).

            - İyi geceler. Aceleyle yumdu gözlerini. Ve hemen de açtı. Oradaydı işte. Bir görünüp, bir kaybolsa da, EŞİK vardı. O an yataktan kalkacak olsa, tam da ayaklarının yere basacağı yerdeydi. Kalkma eylemini ve ilk adımı beklercesine, önündeydi. Yumdu yine gözlerini. -Hayır açmayacağım, uyuyamasam da açmayacağım işte. Dedi ve daha bir sıkı yumdu. Açmadı da. Dalıp gitti...