KAYIT - 1
 
KAYIT - 18 
            Ben, Beyaz Işık varlıklardan birisi, bunları yazarken bir yandan da düşünüyorum (doğrusu, yazmaya başladığımdan beri ve yazdıkça...) : Vicdanlarımız rahat mıydı? O ilk toplantıdaki itirazlarımızda haklı olduğumuz halde direnmemiş, tartışmamış, yalnızca huzurumuz ve esenliğimiz için, kendimiz için, Olan'ı yitirmemek için, "Yüce sensin, sen bilirsin" demiştik. Bizler miydik, kovulmuş olan Şeytan'dan iyi olan...  

            Yüce'ye göre iyi ve uysal, Yetke'nin sadık nesneleri... Şeytan asi ve kötü müydü? Yüce'ye göre, evet. Ya nesnel olarak... İnsan'ın üretilmesine karşı çıkan bizler değil miydik? Şeytan'ın itirazı, Adem'e secde edilmesi buyruğuna idi yalnızca. İlişkileri bozan buyruk : "Adem'e secde edin!". 

            Her şeyi bilen Yüce  kuşkusuz bizleri tanıyor, huyumuzu suyumuzu da biliyordu. Ve yine kuşkusuz, Şeytan'ın sorgulayacağını da.  

            Yüce - Şeytan ilişkisinin bozulması, Yetke'nin kendini kendine tanıtlama çabası mıydı acaba... Ya da Yüce'nin, insan'da bir gün bedenlenmek isteğinin gerçekleşme koşulu muydu?  

            Bedenlenmek isteği... "Bedenleşebileceğim bir ürünün yaratılmasını istiyorum" demiş olan, Yüce değil miydi? O halde, secde edilmesinin anlamı; nasılsa bir gün Yüce'leşecek olan İnsan'a bugünden itaat edilmesini sağlamak mıydı? Henüz eğitilmemiş bir ürüne, bir gün Yüce'nin O'nda bedenleşeceği düşüncesiyle, hemen şimdi itaat etmek... Şeytan için anlamsız olan da buydu (aslında bizler için de).  

            Tebliğ Programının 'Dönüş' bölümü', Dünya'daki insanlara yönelik, onların aramıza katılmalarını sağlamak içindi. Öyleyse, Yüce'nin İnsan'da bedenleşme isteği, İnsan'ın yeryüzü serüveni sırasında değil; olsa olsa, 'Dönüş'ten sonra, gerçekleşebilirdi. O halde, neden bugünden İnsan'a secde edilecekti... Evet, Şeytan haklıydı; aşağılanmış, yenik sayılmış ve kovulmuş olsa da. Haklıydı, kovulmuştu. İlk itirazlarımızda haklıydık, öyleyken buyruğa uymuştuk yine de.  Şeytan'ı da haklı bulmuş, fakat suskun kalmayı yeğlemiştik. Ve bizler iyi, O kötü(mü)ydü... Öyleydi; öyle olduğunu istemeye istemeye biz de kabullenecek (hatta giderek inanacak) ve  Yüce'nin yanında ve Şeytan'a karşı olduğumuz yorumuna da ses çıkartmayacaktık. Biz, Işık Varlıklar, göreceli olarak iyi olabilirdik, dürüstlüğümüz ise (kendi adıma), dürüst olmadığımızı söyleyebilebilmekle sınırlıydı, söyleyebilirsek eğer.