KAYIT - 1
 
KAYIT - 15 
            Hiç bir şey olmamış gibi sakin, fakat yine buluttu Yüce. -Işıklarım, benim uysal ve uyumlu bembeyaz ışıklarım, bu insan var ya, bu Adem, yalnız olmamalı. Bilirim ne olduğunu yalnızlığın, sizlerin bilmediklerinizdendir, anlatılamaz, yaşanır ancak. Ve Adem, yaşayamaz yalnızlığı. Bunun için işte, bu Adem'in hücrelerinden ürettiğimiz ikinci... 

            -Haydi hayırlısı, biri derken biri daha... (sesli mi düşünmüştüm...) Yüce susmuştu. Yoksa beni mi... Hayır, sürdürüyordu konuşmasını : 

            -... Evet, ikinci ürünü de az sonra göreceksiniz... 

            Yüce'nin yetkesini (otoritesini) o güne değin, değil sorgulamak, kavramsallaştır(a)mamıştık bile. Özne ile nesne  ayrımından  uzaktık. "Huzur ve güven"; düşünebilirliğimizin sınırı ve korkularımızın da başlangıcıydı. Yetkesinin kaynağı, bizim isteğimiz miydi? Nasıl bir yetkeydi ki o, gücünü korkularımızdan almaktaydı. Korkularımızı yenmek, yetkenin sonu olabilir miydi? Ya böylece kazanılacak olan... 

            Huzur ve güven isteğimiz, özgürlüğümüzün kapsamında idiyse, bu özgürlük; nesne'den özne'ye istek olarak akmakta, fakat sonuçta özne'den nesne'ye uygulanan yetke'ye dönüşmekte idi. O halde özgürlük, yetke miydi... Ve yine o halde, kazanarak yitirmeyi istememek gerekçesiyle, "İtaat edin" buyruğuna uymamak; özne'ye yetkesinin kaynağını (nesne'yi) anımsatmak ve özgürlüğün bu kez nesne yönünden kullanılması demek olmuyor muydu?  

            Kazanmak; yetkeden  "aferin" alınması ve yitirmek; bu aferinden yoksun kalarak, özgürlüğün kazanılması olmalıydı. Özgürlüğün kazanılıp korunması ise, sonuçta yine yetke için olacaktı. Karışık mı ne...  

            "İtaat edin" buyruğuyla söylenmek istenilen, "edin ki, ben (Yüce, yetke) mutlu olayım, sizler de huzur ve güven içinde, sahip olduğunuz olanaklarınızı yitirmeyin. Tersi durumda her şeyinizi yitirir, yok olursunuz" demek ise, anlaşılması gereken; buyruğa uyulmamasının sonucunda Özne'nin de yok olacağı değil miydi? Özgürlük ve yetke... Huzur ve güven... Buyruk ve itaat... Secde etmek etmemek... Uymak ya da karşı çıkmak. Kime?  Yüce'ye. Nesne'den Özne'ye... Nesne'nin, bir alt-nesneye (Adem'e) secde etmesini istemek, Özne'ye uygun olsa da, biz (yetkenin kaynağı olan) nesnelerin istencine aykırılık olmaz mıydı? İstence aykırı özgürlük!.. 

            Camlı bölüm, içinde Adem, öylece... Girip çıkan görevliler... Ve yeni bir koza benzeri daha, omuzlarda o da.... Getirilip Adem'in kozasının yanına bırakılıyor. İzliyoruz. Hiç düşünmemiş olduklarımı, düşünüyor olduğumun ayırdına varmışlığın ürpertisiyle izliyorum... İzliyoruz. 

            -Görülebilir farklılığı dışında önemli olan, Havva adını verdiğimiz bu insanın, bedeni içinde üretim bölümüne sahip olmasıdır. Böylece Adem ve Havva, türlerini birlikte üretebilecekler.  

            Ner'den nereye... Yüce'nin bedenleşebilme isteği, yeni bir ürün... Şimdi biri daha... Birlikte, biz karışmadan, üretim yapabilecek iki ürün. Nerede? Dünya'da. Tebliğ Programı'nın amaç bölümü: Dünya İmparatorluğu...İlkine secde etmeyi, hadi deyip kabullenmişken, şimdi ikisine birden...  

            Adem ve Havva, bir tür koruyucu giysileri içinde camlı/aynalı bölümde. Ayakta, beden denilen kalıplarına sıkıştırılmış enerjilerinin henüz ayırdında olmaksızın, aynalara bakıyorlar. Üretildiler işte. Birer yetişkin olarak... O ilk yumurta ve spermden... 

             Toplantının gerilimi, fakat görülmeden izlemenin rahatlığıyla bizler, Yüce'den "Aferin" almış olanlar izliyoruz; olanları, olacakları... Ve bir duyuru:  

            -Yüce, Şeytan kardeşimizin tekrar toplantıya katılmasına izin vermiştir.   Toplantının ikinci bölümü için kısa bir ara verilecek ve yeniden devam edilecektir. 

            Ara verilmiş, kümelerde yoğun bir ışıksal değerlendirme başlamıştı. Ben dinlemeyi yeğlemiştim.  Değerlendirmelerin odak noktası, Özne ve Nesne idi.