KAYIT - 1
 
KAYIT - 1 
            Bir kürsü, bir (birçok) yargıç... sunulacak 'gerçeği' dinlemeye (görmeye) hazır: Savcının 'kara' dediğine, savunman nasıl 'ak' diyecek. Sonunda, en sonunda, "gereği düşünüldü..." denilirken; ya sevinç, ya hüzün. "Temyiz yolu açık olmak üzere...". Beklemek ateşten yakıcı. Mübaşir, elinde liste, düşüncesi, "bitse de duruşmalar, ayaklarımı uzatsam...". Koridorda bekleyen Sokrat’lar. "Var mı çay isteyen?". Çay satışları, tanık sayısıyla doğru orantılı. Sav-Savunma. 'Olan hukuk'; yasa, tartının ibresi. Tartı, 'Adalet'; ve gözü hep, 'Olması gereken'de. Yargı, bağımsız yargı, bağımsız yargıç(lar). Savcı... neden kürsüde, yargıçlarla; kürsünün en ucunda olsa da. Yurttaşın Savunmanına tepeden bakan savcı; Kamu Savunmanı. 

            Hava ha sıcak, ha soğuk dışarıda; dışarısı dışarıda artık. Gürültüsü de kalsa ya. Duruşma salonu, davasına göre bir sıcak, bir soğuk. Vekâlet ücreti. "Hemen Dolara çevirmeli, yoksa Markamı. Bi gecelik Repo falan...neyse ".

            Avukatlık hizmetinin onursal karşılığı; "yarısı peşin, yarısı dava kazanılınca...". Avukatlık... ücret... yarısı... kalanı, işin sonunda. "Avukatlık, bir savunma sanatı ve görevidir". Sanat ve görev. Yarısı iş bitince. Peşin Vergi... SSK. primi... Meslek güvencesi... Yankılanan bir ses, "Avukat bilmem kim....., ve müdahil vekili avukat....başka bir bilmem kim...". Ne de gür, şu mübaşirlerin sesi. Seslenişine 'renk' katanlar da var: "Avuuukaaat...", ya da, "Avkat..." . 

            Bir sonraki duruşmaya yetişebilir mi... Hem de Sultanahmet'e, trafik nasıl da yoğundur. Mazeret verse... olmaz. 

            Müvekkil de haklı yani; ona göre yeryüzünde bugün, şu anda en önemli dava, onunki. Nasıl denir, "öbürüne geç kalıyordum da, sizinkine...". 

            - Alo Hakan, ben daha bekliyorum, Sultan'a bi faks çekiver de, son iş olarak bakılmasını talep et. Tamam mı? Ben sonra ararım yine.

            Bayılıyorum şu avukatların koşuşturmalarına. Acıyorum da. Bu sıkıcı, gürültülü, pis yapılarda... bir duruşmadan ötekine... "Arabayı çekerler mi acaba...". Park yeri yok, yer yok, sokaklar daracık, ona buna rica, "Duruşmaya girip çıkacam hemen, beş dakka". Yalan. Ne beş dakkası... "Flaşörleri iyi ki yaktım, çekmezler canım". Ben de heyecanlanıyorum yani, ya çekerlerse!. Arabanın peşinden gitmek mi, sonraki duruşmaya yetişmek mi... En iyisi taksi... o da pahalıya geliyor. Şu cep telefonları nasıl da yarıyor işlerine. Yok artık, jeton bulmak, sırada beklemek derdi. Müvekkilin, "Aradım da bulmadım" şikâyeti de yok. Hani nerdeyse, "kesintisiz hizmet".

            -Alo Hakan, çektin mi faksı?

            -Evet, kaleme de haber verdim, bekletecekler.

            -İyi. Yine ararım.