9
MUHTARIN ANLATTIĞI SU DAVASI...


            Çaylar tazelenmiş, Adem notlarını defterine geçirmiş kalkmak üzereydi ki,  
            -Merhaba beyler deyip, muhtar Hüseyin girdi içeri.  

            Beşir ustayla Adem,  

            -Buyur, biricik muhtarımız, deyip ayağa kalkar gibi yaptıklarında, nasılsa kalkmayacaklarını bilen muhtar,  

            -Oturun oturun da, anlatacaklarımı dinleyin hele, dedi. 

            Beşir usta çırağına seslenip,  

            -Rızaaa, hadi aslanım muhtarımıza da bi çay... demekteyken, muhtar çoktan başlamıştı anlatmaya, hal hatır da sorulmamışken henüz: 

            -Köyün ortak merasından çıkan suya, belediye karışır da, anlaşmazlık çıkarsa, bu dava nerde görülür, bi deyin hele? 

            Adem'le Beşir usta birbirlerine baktılar; hani rüşvet, askerin kopan parmağı, Dürdane'ye olanlar gibi olsa, diyecekleri olurdu da, bu su işi... 

            -Nerde görülecek dedi, Beşir usta yine de,  

            -Elbet bi mahkemede... 

            -Güzel diyon da Beşir ustam, öyle basit oluverseydi, aman bizim öteki köyleri de haberdar edeyim deyip, şu karda kışta çıkmazdım yola... Mahkemede görüleceği doğru da... Bilir misiniz kaç mahkeme, dahası, kaç çeşit mahkeme var, söyleyin bakalım...  

            Muhtar, sorusunun yanıtsız kalacağından emin, uzatmış elini, Rıza'nın getirdiği çayı almak üzereyken...  

            Adem, -Adlî, İdarî, Askerî, deyiverince az kaldı düşürecekti bardağı... Düşürmedi düşürmesine de, eli hayli yandı. Şaşırdığını belli etmemeye çalıştıysa da, beceremedi.  

            -Bakın hele, neler de bilirmişsin Adem ağa, dedi.  

            Beşir ustayla Adem çoktan dört köşe olmuşlardı. Hem muhtarın şaşkınlıktan bir an önce kurtulması için, ve hem de, bir an önce konuya girilsin de, anlatacaklarını desin, merakları giderilsin, diye, 

            -Ne var bunda muhtarım, dedi Beşir usta,  

            -Biz de televizyon ney izliyoruz her hal. Geç hele de bu faslı, deyiver bakalım neymiş şu su davası da, nerde görülürmüş mahkemesi. 

            Muhtar toparlandı, Beşir ustanın uzattığı sigarasını da yakıp, girdi konuya: 

            -Demiş miydim, bilir miydiniz... benim bi asker arkadaşım var. Mustafa. Malatya'nın Kelhalil Köyü muhtarıdır. Geçende bi mektup aldım. Bunların köyleriyle, daha bi sürü köyün ortak merasından çıkan su yüzünden, Sürgü Belediyesiyle davalık olmuşlar. Dinleyin ki niye... 

            Bizim Mustafa'nın köyü ile öteki komşu köyler, kadimden (çoook eskiden) beri kullandıkları suyun, köylerine içme suyu olarak getirilmesi amacıyla, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile çalışmalar yaparlarmış. 

            Bu arada, meğerse bu Sürgü Belediyesi de, kendi hudutları dışındaki bu su hakkında bi karar almış. İller Bankası vasıtası ile proje hazırlatıp, suyu götürmek üzere çalışmalara başlamış.  

            İşte bizimkiler de bu durumu öğrenir öğrenmez, belediyenin suya olan müdahalesinin men'i istemiyle... 

            -Evet Adem kardeş senin saydığın o yargılardan birinde, deyip lafına bir virgül koyan muhtar, devam etti, 

            -Adlî Yargı yerinde dava açmışlar.  
            Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesi, önce bi bakmış elinde ne var, ne yok, hangi kanun uygulanır. Bi kere köylerin içme ve kullanma suyunun YSE. Genel Müdürlüğüne devrine dair 1964 tarihli bi kararname varmış.  

            Başka... ha bi de, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Yasa. Bu yasanın 2. maddesi; köy içme ve kullanma suyu ihtiyacı, Köy Hizmetleri Genel Müdürlükleri tarafından giderilecek, demekteymiş. Ha bi de, özellikle 7478 sayılı Yasa'nın köyler arası anlaşmazlıklarda uygulanma özelliği ve dava konusu suyun davacı köylere tahsis edildiğine dair, Köy Hizmetleri 6. Bölge Müdürlüğünün 1988 tarihli tahsis kararı.  

            -Sanki kağıt oynanıyor da, mahkeme de bakıyor elinde ne var, kağıtlar iyi mi, kağıt istesem mi... yani öyle bi anlatıyosun ki muhtar, dedi Adem. 

            Muhtar kestiremedi, övgü mü, yergi mi bu Adem'in dediği. Pek de durmadı üstünde.  

            -Böylece tüm bunları... diyerek devam etti:  

            Tüm bunları dikkate alan mahkeme, davaya bakma görevinin, idari yargı yerine ait olduğunu, bu hususta Yargıtayın muhtelif kararları da bulunduğunu söyleyip, görevsizlik kararı vermiş. Karar da temyiz edilmeyerek bi güzel kesinleşmiş. 

            -UM. göründü ufukta, diyen Adem'e, anlamaz gözlerle baktı muhtar, ve sordu, 

            -UM. dediğin de ne ki? 

            Beşir usta da dayanamadı,  

            -Muhtar emmi, acaba diyom, UM.'u bilmeyen muhtara, bidaki seçimlerde oy verirler mi? 

            Ardından da 

            - Şaka, şaka, dedi. Adem'in UM. dediği, Uyuşmazlık Mahkemesi yani.. deyince muhtar hepten şaşırdı 

            -Onu da mı biliyosunuz!!! Tanır mısınız yoksa, benim muhtar Mustafa'yı?  
            -Biz muhtar diye bi seni biliriz, ne tanırız asker arkadaşını, ne de gitmişliğimiz var, Kel bilmem kimin köyüne, sen aldırma da gerisini getir. 

            Muhtar da üstelemeyip anlatmaya devam etti: 

            -Hal böyle olunca, bizim Mustafa'nın köyü, daha işte öteki tüm köyler bu kez de, belediyenin bu konuda aldığı encümen kararının iptali ve suya vaki müdahalenin önlenmesi istemiyle... 

            -İdari Yargı yerinde dava açmışlar diyecen değil mi muhtar,  

            diye atıldı Adem. Duramazdı. 

            Muhtar bu defa hiç ses etmeden, hatta duymamazlıktan gelerek sürdürdü konuşmasını; 

            -İdari Yargı yerinde dava açmışlar.  

            Malatya İdare Mahkemesi, bakmış İdari Yargılama Usulü Hakkında Yasa'nın 2. maddesine, ve demiş ki;  

            Bu maddede idari dava türlerinin sayılmıştır. Buna göre, idare mahkemelerinde ancak, kesin ve yürütülmesi gerekli (icrai) idari işlemlerin iptali istemleriyle dava açılabilir. 

            Yapılan incelemede belediyenin, dava konusu işlemle ilgili bir encümen kararının bulunmadığı anlaşılmıştır. Olmayan encümen kararının iptali olanaksızdır. İncelenme olanağı bulunmayan davanın bu bölümünün, bu nedenle reddine.... demiş. 

            Öte yandan da, bakmış ki yine bu idare mahkemesi, müdahalenin men'i konusu da, zaten adli yargının görev alanına girmekte. Eh, n'apsın,  

            Bu men'i müdahale konusunda da mahkemem görevsizdir deyip, görevsizlik karar vermiş. Karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiş. 

            Önde bizim muhtar Mustafa, ardında köylüleri ve öteki köyün muhtarları ve onların da köylüleleri,  
            -Aman n'etsek, neylesek de, şu davamıza bakacak bir mahkeme bulsak demişler.  

            -İşte Adem, senin UM. dediğin mahkemeyi de, onlar da o zaman öğrenmişler, dedi muhtar konuşmasını bölerek.  

            Adem içinden, - Sanki sen önceden bilinmiydi muhtar, dedi. Bir Beşir usta... bir tek o, gözlerinden okudu Adem'in ne düşündüğünü. 

            Muhtar devam etti: 

            - Öğrenmişler ve meydana gelen bu olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesini istemişler.  

            İdare Mahkemesi de, dosyayı göndermiş UM.'a -Alın arkadaşlar şu köylerin davasına bakın da, söyleyin doğru mahkemeyi, görevli mahkemeyi, demiş. 

            Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü; dosyayı, raporları, okuyup, kimin ne dediğini de bi güzel dinledikten sonra....  

            Ama nasıl durur, kim durdurabilirdi Adem'i. Atıldı elbet. Hem de nasıl... Bir çırpıda deyiverdi, kelimei şahadet getirircesine hâşâ,  

            -Gereği görüşülüp düşünüldü... 

            Muhtar da dayanamadı,  

            -Yav, madem bi şekilde, bi yerden dinlediniz, öğrendiniz de, daha bi daha beni ne yorarsınız şu Mustafa'nın davasıyla... Biraz bozulmuş gibiydi. 

            -Yok be muhtar, bakma sen bu Adem'e. Bi sardı ki bu UM. davalarına, kimde ne var bu UM. mahkemesiyle ilgili, bi güzel dinliyor, öğreniyor sona da... 

            Adem'e dönerek,  

            -Çıkarsana... dedi, 

            Adem de çıkarıp gösterdi Harita Metod defterini muhtara.  

            Beşir usta devam etti,  
            -Gördün mü bak, baştan sona bu UM. davası. Senin diyeceğini bildiği bundandır. Bi hukuk, bi UM. oldu ki bu Adem, bildiğin gibi değil. 

            Muhtar, cebinden bir mektup çıkardı, anlattıklarının ispatıymış, olayın mülkiyeti kendisininmiş gibi salladı şöyle bir hafifçe,  

            -Gerisini mektuptan aynen okuyayım, dedi:  

            UM. önce bi güzel özetlemiş olayı: 

            Dava, suya vaki müdahalenin önlenmesi istemiyle açılmıştır. Dosyanın incelenmesinden, tapusuz araziden çıkan Karapınar menbanın, Malatya Doğanşehir İlçesi Çığlık, Şatırobası, Çömlekobası ve Gürobası Köylerine içmesuyu olarak tahsisine, 12.03.1987 tarihinde Köy Hizmetleri VI.Bölge Müdürlüğünce karar verilmiş ve ilgili yerlerde ilan edilmiş; köylülerin çalışarak katkıda bulunacaklarına dair taahhütler alınarak, ihaleye çıkarılmıştır. 

            Diğer taraftan Sürgü Belediyesi, İller Bankası ile yaptığı anlaşma ile dava konusu kaynağın, içme suyu olarak getirilmesi için, 18.02.1993 gün ve 2 sayılı Belediye Meclisi Kararı almış, ve 29.04.1994 tarihli yer teslim tutanağı ile iş yükleniciye verilmiştir.  

            Olayda, gerek Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünün, gerekse İller Bankasının ortaya koydukları idari nitelikte işlemler bulunmakta ise de;  

            her iki davada da, bu işlemlerin iptaline yönelik bir istek bulunmamakta; tapusuz olan ortak mer'adan çıkan sudan yararlanma hakları olduğunu ileri süren tüzel kişilerin, suya vaki müdahalenin önlenmesi istemi, işin esasını teşkil etmektedir. 

            Bir kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında, idarece bir zararın doğumuna sebebiyet verilmesi halinde, bu zararın tazmini istemi ile idari yargı yerinde; herhangi bir ayni hakka, yine idarece, müdahale edilmesi halinde ise, adli yargı yerinde müdahalenin men'ine karar verilmesi istemiyle dava açılması mümkündür.  
            Kamu hizmetinin, bir kanunla idareye görev olarak verilmiş olması, bir taşınmaza yapılan müdahalenin men'i için açılan davanın, idari yargı yerinde görülmesi için yeterli sayılmaz. İdarenin, taşınmaz mala veya ayni hakka müdahalesinin hukuka uygun, ya da aykırı olması, işin esasını teşkil eder ve görevli mahkemece incelenmesi gerekir. 

            Açıklanan nedenlerle, davanın, özel hukuk hükümleri çerçevesinde, adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir. 

            SONUÇ: Anlaşmazlığın niteliğine göre, davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğine, bu nedenle, Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına, kesin olarak, oybirliği ile karar verildi. 

            -İşte bizim asker arkadaşı, muhtar Mustafa'nın yazıp, dediği bu. Bizim köylerin meselesine de, hani nerdeyse tıpa tıp uyuyor. Haber vereyim dedim, bi karar alalım, birlikte... 

            -Senin mektup bitti amma, bizim Adem'in senle işi bitmedi muhtar, dedi Beşir usta.  

            Muhtar da soran gözlerle baktı Adem'e; hani neymiş, hayrola gibisinden. 

            Adem de oyalanmadan sordu soracağını; 

            -Muhtarım, güzel dedin, güzel anlattın da, bi de bak bakalım mektuba, tarihleri falan da yazmış mı şu senin Mustafa? deftere yazacam da... 

            -Bi dakka, deyip, mektubu mırıltıyla, hızlı hızlı okudu muhtar, ve  

            -hah işte, var elbet tarihleri de, yaz bakalım Adem, okuyom işte: 

            Ve yazdı Adem de: Davanın adli yargı yerinde açıldığı tarih: 08.11.1994 

            Mahkemenin görevsizlik kararının tarihi: 18.04.1995 

            Davanın idari yargıda açıldığı tarih: 11.07.1995 

            Mahkemenin görevsizlik kararının tarihi: 08.01.1996 

            Dosyanın UM.'a gönderilişi: 12.06.1996 

            UM.'un karar tarihi: 08.07.1996  
            Yazıp bitirdikten sonra, 

            -İyi, dedi Adem,  

            -bir yıl sekiz ay sonra, doğru mahkeme bulunmuş.  

            Muhtar,  

            -izninizle deyip, kalkıp gitti. Kaldılar Adem'le Beşir usta yine baş başa. 

            -Önce yargıçlar mı yargılanır, kıyametten sonraki ilk duruşmada ustam... 

            -Hoppala, dedi Beşir usta da, -Bu da nerden çıktı? 

            -Ya o ilk yargıç, o ilk insan, adaşım hani... ne hüküm vermiştir, oğlunu öldüren öteki oğlu hakkında, diye sordu bu kez de Adem. Gözleri sesinden çok uzaktı. 

            Beşir usta şaşırmış, anlamak isteyen bir sesle  

            -Neler diyon Adem? diye sordu. 

            -Hiç be ustam. Hamileyim galiba... dedi Adem. 

            -!!!. İyi misin Adem?  

            Kalkacak gibi oldu Beşir usta. Adem, ondan önce davranıp, elini ustasının omzuna koydu,  

            -Haydi eyvallah. Hamileyim ustam; beynim doğurdu doğuracak... 

 
Meraklısına notlar: 1 
            Öykülere esin kaynağı olan Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları: 

            1.Adem'in yaşadığı  
            Hukuk Bölümü, E.96/37,K.96/102,T.23.12.'96 - RG.21.01.1997, s.22884 

            Beşir ustanın anlattığı 
            Ceza Bölümü, E.97/6, K.97/5,T.14.03.1997 - RG.09.04.1997, s.22959 

            2.Hikmet'in mektubundan  
            Hukuk, E.96/63, K.96/108, T.23.12.1996-RG.21.01.1997, s.22884 

            3.Zafer'in parmak davası  
            Hukuk, E.97/6, K.97/7, T.24.03.1997 - RG.14.04.1997, s.22964 

            4.Kahveci Adil'in anlattığı 
            Hukuk, E.96/60, K.96/105, T.23.12.1996 - RG. 21.01.1997, s.22884 

            5.Dürdane'ye olanlar  
            Ceza, E.96/26, K.96/26, T.05.07.1996 - RG.17.07.1996, s.22699 

            6.Pilotun öyküsü 
            Hukuk, E.96/41, K.96/84, T.08.07.1996 - RG.23.07.1996, s.22705 

            7.UM.Kapısı  
            Hukuk, E.96/29, K.96/81, T.08.07.1996 - RG.23.07.1996, s.22705 

            8.Rüşvet 
            Ceza, E.96/25, K.96/25, T.05.07.1996 - RG.17.07.1996, s.22699 

            9.Muhtarın anlattığı su davası 
            Hukuk, E.96/24, K.96/80, T.08.07.1996 - RG.23.07.1996, s.22705 
 

 Meraklısına notlar: 2 

            * Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz (Türk Ceza Kanunu, m.44).  

            * Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir. 

            Hiç bir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz (2709 s. Anayasa, madde 36). 
  
            * Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi, yargılama usulleri kanunla düzenlenir (Anayasa, m.142). 

            * Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir (Anayasa, m.141/son). 

            * Uyuşmazlık Mahkemesi adlî, İdarî ve askerî yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkilidir. 

            Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluşu, üyelerinin nitelikleri ve seçimleri ile işleyişi kanunla düzenlenir. Bu mahkemenin başkanlığını Anayasa Mahkemesince, kendi üyeleri arasından görevlendirilen üye yapar. 

            Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır (Anayasa, m.158). 

            * Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkındaki Yasa, 2247 sayılı olup, 12.06.1979 tarihinde kabul edilmiştir. 

            * İşi düşmeyen, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin adını bile duymamıştır. 
 

* Hukuk, ve anayasa, ve yasalar, ve mahkemeler, önce yurttaşlar içindir. 
            Adem Beşir ustadan ayrıldıktan sonra, yolu biraz uzatarak dönmek istedi eve. Önce, bir minibüse -nereye gittiğine bakmadan- bindi. Ve, -son durak hemşerim, sesiyle de indi. Binişiyle inişi arasında geçen zamanı, hiç mi hiç önemsememişti. - Evvel, zaman içinde, dedi yalnızca. -Zaman içinde varılması gereken, diye düşündü bir ara. 

            İnince de yürüdü bir süre. Yürüdü yürüdü... Sonra, evinin yakınlarından geçeceğini sandığı bir otobüse bindi. Sandığından daha uzaktaki bir durakta indiğinde, hava iyice kararmıştı. Sokak lambalarının sarı solgun ışıkları, gelip geçenlere ve uçuşan kar tanelerine yol göstermek çabasındaydılar. 

            Bir lamba direğinden ötekine doğru yürümekteyken, birden, gölgesinin olmadığını farketti.  

            Durdu... hayır yoktu. Yürüdü... yürürken de, bakındı şöyle bir... ardında, ya da önünde olması gerekmez miydi gölgesinin... Ama yoktu! 

            Durduğu yerde, geriye, -saat yönünde- ağır ağır döndü; dönerken de pür dikkat bakındı gölgesine... Yoktu işte. Olsa mutlak görürdü. Yürümeye başladı. Yürürken de, -Gölgesiz insan mı olur mu? diye düşündü.  

            Bazı insanların ne denli ürkek olduğunu anlatmak için, "Gölgesinden korkar" benzetmesini çökertircesine; Adem'in ne korkacak, ne de ona yoldaş olacak gölgesi vardı... 

            Çocukluğunda çember çevirdiği, topaç döndürdüğü, kızak kaydığı sokak... Ne kadar da benziyordu, şu an gölgesini aramakta olduğu bu sokağa.  

            "Sokaklar da benzer birbirine" dedi. Bir zamanlar ona komik gelen adresini mırıldandı; ... Soğanağa mahallesi, Taltaban yokuşu, Tavşantaşı sokak.  

            Yokuş da önündeydi, ve işte günlerce uğraşıp, özene bezene elleriyle yaptığı kızak da... 

            Ya gölgesi... İşte bir o yoktu. 

            -Acaba... kapıldığı kuşkudan irkildi... -acaba var mıydı ki?
 

            Öyküye esin kaynağı olan Uyuşmazlık Mahkemesi Kararı:  

            9.Muhtarın anlattığı su davası 
            Hukuk, E.96/24, K.96/80, T.08.07.1996 - RG.23.07.1996, s.22705