8
 
8
RÜŞVET...


            1997, 05 Şubat... 
            Çarşamba... "bugün pazar işi var" diyerek uyandı Adem. Çocuklar okula gitmiş, Mihriban da çamaşır yıkamaktaydı.  

            -Bu ne uyku, Adem efendi.. öğlen oldu. Çayını içiver de, daha fazla gecikmeden pazar işini bitirelim, dedi Mihriban. 

            Çıktılar pazara; -Şu kaça, bundan şu kadar, eh alalım lâzım olur, amma pahalı...  

            Eve vardıklarında,  

            -Ben bi Beşir ustaya gidiyim, özledim keratayı, dedi Adem. 

            Mihriban da, -Geç kalma amma!  
            -Beşir ustaaa... 

            -Vay kimler gelmiş, gel gel Adem, ben de çay molasına fırsat kolluyodum. 

            Ne var ne yok, çoluk çocuk, Hikmet'in mektubu, ne iş yapacak, piyasanın durumu, ve elbet, n'olcak bu memleketin hâli.., rüşvetsiz iş yürümüyor... 

            -Rüşvet deyince, dedi Beşir usta,  

            -ilgin sürüyo mu Uyuşmazlık Mahkemesi davalarına? 

            Atıldı Adem, -Ne diyosun, elbet, bi kitap bile aldım.  

            Çıkardı çantasından defterini; ne okumuş, ne yazmışsa, kopya çeken öğrenci gibi, ara sıra defterine de bakarak, anlatıverdi Beşir ustasına. 

            -Zorlu işe sarmışsın oğlum, dedi Beşir usta. Devam etti,  

            -Zorlu ya, zevkli de. Dinlerken masal gibi geliyo insana.  
            -Kimilerinin yaşadığı, kimilerine masal gelir diyo Mihriban da, dedi Adem. 

            -Doğru demiş, dedi Beşir usta da. Sonra da, 

            -Madem öyle, al bi masal da benden, rüşvet dedik de ordan aklıma geldi, bak geçende anlattılardı, dinle bakalım bi, özetini Yargı'nın Sesi'nden dinleyelim de önce:  

            Duydular Yargı'nın Sesi'ni yine birlikte; 

            Rüşvet suçlarında, karşılıklı etkileşim ve azmettirme nedeniyle, rüşvet alanla rüşvet veren, rüşvet suçunu ortaklaşa işlemiş sayılacağından, asker kişiye rüşvet veren sivillerin de, askeri mahkemede yargılanmaları gerekirmiş. 

            -Bak seni düşünerek, bi güzel notlar da aldım, isimler, yer falan... Hikâyesi de şu, dedi Beşir usta. 

            Ethem ve Tahsin, Akçakale ilçesi, 2. Hb. Tb. K.7 BL. Yavuz Karakolu, Batı Kule'sinde nöbetçi olarak sınırda görev yapmaktalarmış. Akçakeli Gemrettin köyünden sivil vatandaşlar, Muharrem ve Hüsnü ve birisi daha, bak onun adını yazmamışım, neyse, işte bu nöbetçi erlerle, sınırdan "anlaşmalı geçiş" yapmak üzere uzlaşmışlar. 

            Ve derken gece olmuş, anlaştıkları gibi geçmişler bu Muharrem ve arkadaşları sınırdan. Bu iki askere de, hemen oracıkta, şu kadar lira vermişler. Geri kalanını da ertesi gün... 

            Olay duyulup, iş açığa çıkınca işte, pişman olan askerlerin itirafları, üst baş arama, tutanak mutanak falan derken neticede, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesi ile, eylemlerine uyan Türk Ceza Kanunu'nun... 

            -Bak şuraya da yazdım ha, maddelerini... deyip gösterdi Beşir usta Adem'e. 

            -Ne diyodum, diyerek devam etti, -Evet Ceza Yasası'nın 213, 80, 31, 33 40. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış. 

            Adem, gözünü kırpmadan dinliyor, notlar alıyor, ara sıra, -yok yahu, bak şu askerlerin ettiğine gibisinden laflar ediyordu. Derken, çivi batmış gibi zıpladı, 
            -Yav ustam, bu iş seni de sarmış besbelli, eee çaylarımız nerde... 

            -Doğru yahu, dedi Beşir usta, ve hemen seslendi,  

            -Rıza, koş iki çay kap gel.  

            Ve devam etti:  

            Şanlıurfa 1. Ağır Ceza Mahkemesi: Olayın oluş şekli ve asker sanıkların, Gaziantep 5. Zırhlı Tugay. Askeri Mahkemesinde yargılanıyor olmalarını gözönünde tutarak, davanın, askeri mahkemede görülmesi gerektiği gerekçesiyle, görevsizlik kararı vermiş. Karar da temyiz edilmeyerek kesinleşmiş. 

            -Hah işte, anlamadıklarımdan biri de bu, dedi Adem,  

            -Niye ki temyiz etmezler? 

            -Orasını daha bellemedik Adem kardaşım, dedi Beşir usta da. Devam etti yine: 

            Gaziantep Askeri Mahkemesi: Bu asker sanıklar hakkında verdiğimiz karar, Askeri Yargıtay tarafından onanmak suretiyle kesinleşmiştir, ayrıca Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesinin gönderdiği dosyayla bizim dosyanın birleştirilmesine yasal olanak yoktur, demiş. Demiş ve eklemiş; 

            Hem, olaydaki öteki sanıklar asker değildir, bu nedenle askeri mahkemede yargılama imkanımız yoktur, deyip, görevsizlik kararı vermiş..  

            -Karar..  

            Lafı ağzında kaldı Beşir Ustanın, Adem atıldı, 

            -Karar da temyiz edilmeyerek kesinleşmiş mi ustam? Yanıtını beklemeden de devam etti,  

            -Al işte, daha demin demediydik mi, bu kararlar niye temyiz edilmez diye.. 

            -Dur hele de bi bitiriveriyim, dedi Beşir usta da: 

            Böylece, adli ve askeri yargı yerleri arasında, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkındaki Yasanın...  
            -Bak, bunun da maddesini yazdım, gururlanarak gösterdi Beşir usta.  

            -İşte bu yasanın 14. Maddesinde öngörüldüğü biçimde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş.  

            Adem duramazdı, atıldı; 

            -Dosya, Gaziantep bilmem kaçıncı Tugay Komutanlığı Askeri savcılığının yazısı ekinde Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiş. He mi ustam? 

            -Tastamam öyle, dedi Beşir usta da.  

            -Evet, dosya gitmiş şu senin UM.'a. 

            -Ya Beşir usta, gitsek mi bi Ankara'ya... Hani varsak görsek, bi ziyaret etsek şu UM.'u, yargıçlarını falan... ne dersin? 

            -Olur derim, Adem kardeş, iyi olur hemi de, dedi Beşir usta.  

            Hikâyenin gerisini anlatmak için;  

            -Ve UM. demiş ki... deyip durdu. Sonra da, -Hadi burasını Yargı'nın Sesi'nden dinleyelim, dedi. Yargı'nın sesi anında duyuldu: 

            353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu'nun 12. maddesinde: "Askeri Mahkemeler ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından, bir suçun ortaklaşa işlenmesi durumunda, eğer suç, Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı bir suç ise, sanıkların yargılanmaları askeri mahkemelere; eğer suç, Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olmayan bir suç ise, adliye mahkemelerine aittir" denilmektedir.  

            Ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 135. maddesinde de; "Askeri şahıslardan herhangi biri, Türk Ceza Kanunu'nun üçüncü babının, üçüncü faslında yazılı suçlardan birini işlerse, o fasıldaki cezalarla cezalandırılır." hükmü yer almış bulunmaktadır. 

            Memurun, yapmaya mecbur olduğu şeyi yapmamak veya yapmak için, menfaat sağlaması veya memura böyle bir amaçla vaadde bulunması, rüşvet almak ve vermek suçlarının maddi unsurlarını oluşturur.  
            Rüşvet verenle alan arasında, rüşvet sözleşmesinin oluşumuyla, rüşvet suçu işlenmiş sayılır.  

            Tarafların ortak istencini (iradesini) birleştiren rüşvet anlaşmasında; rüşveti verenlerle, alanların cezaları, ayrı maddelerde ve farklı oranlarda saptanmış olsa bile, karşılıklı etkileşim ve azmettirme yönünden, eylemin 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu'nun 12. maddesinde öngörüldüğü biçimde, müştereken işlenmiş olduğu kabullenmek gerekir; çünkü rüşvet suçunda, rüşvet veren de, suçun manevi ortağı ve aynı zamanda etkin faillerinden biri durumundadır. 

            Öte yandan, 353 sayılı Yasanın 17. maddesinde: Askeri Mahkemelerde yargılanmayı gerektiren "ilginin kesilmesi", daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakmak görevini değiştirmez. Ancak, işlenen askeri bir suç değilse, veya askeri bir suça bağlı bulunmuyorsa, soruşturma başlanmış olsa dahi, askeri mahkemenin görevi sona erer, denilmektedir. 

            Açıklanan nedenlerle, Uyuşmazlığın Askeri Yargı yerinde çözemlenmesi, bu sebeple, Gaziantep 5. Zırhlı Tuğay Komutanlığı Askeri Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmektedir. 

            SONUÇ: Anlaşmazlığın niteliğine göre, davanın askeri yargı yerinde görülmesine, bu nedenle... Askeri Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına oybirliğiyle, kesin olarak karar verildi. 

            -İşte böyle demiş UM, diyerek lafını bağladı Beşir usta. 

            -Olay tarihi 6 Temmuz 1992 demiştin, dedi Adem, ve devam etti;  

            -Davanın açıldığı tarih: 21 Temmuz 1992. Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının tarihi: 30 Mayıs 1994. Bir yıl on ay sürmüş buraya kadar. Karar temyiz edilmemiş, kesinleşmiş. Sonrası: Gaziantep Askeri Mahkemesinin görevsizlik kararı: 25 Nisan 1994, kesinleşme tarihi: 7 Şubat 1996. Bu da sürmüş, bir yıl sekiz ay.  
            Dosyanın UM'a gidiş tarihi: 12 Haziran 1996.  

            UM'un karar tarihi: 5 Temmuz 1996.  

            UM. çok hızlıymış. Hızlıymış amma, yine de iki yıl sürmüş neticede, davanın '92'de açılmasından sonra doğru mahkemenin bulunması.  

            Sonrası da kim bilir, ne kadar sürmüştür? 

            -Evet ya, dedi Beşir usta, ve devam etti,  

            -İşe bak, askeri mahkeme görevsizim, bu davaya bakmam diyor. Askeri Yargıtay da, doğru haklısın deyip tasdik ediyor. Ediyor amma, işte UM. öyle demiyor; Hayır, bu davaya askeri mahkeme bakacak diyor. Bitti. Kesin mi kesin hem de. 

            -Doğru mahkemeyi mi bulmak önemli ustam, güvenilir ve hızlı bi yargılama yapmak mı? diye sordu Adem. 

            Beşir usta yanıt veremedi. Bilmem ki, gibisinden baktı Adem'in yüzüne.  
            Hak, bu Dünya'da, mahkemede tecelli edecekti. Hüküm yargıcındı. Davayı dinleyecek, kanunları karıştıracak, vicdanıyla başbaşa, diyecekti diyeceğini. Hukuku dillendirecekti... Dillendirecekti de olmuyodu işte. Önce şu görev işi çıkıyodu karşısına... Aralarında yazı tura da atamıyodu bu hâkimler; hani, yazı gelirse ben... yoksa sen bakacaksın bu davaya... diyemiyorlardı. -Hele bi bakalım neymiş bu dava, deyip; önce bi bakıyor, sona da -aman ha, ben görevsizim yav, diyorlardı. Dikilmiş bir fidanı söker gibi, haydi bakalım, dosya başka bi mahkemeye gönderiliyodu. Ordan da yallah Ankara'ya, Uyuşmazlık Mahkemesi'ne.  

            Dosya ve içindeki kağıtlar, tütün rengine dönüşüyor, Olay'ın sesi giderek duyulmaz oluyodu. 

            -Derinlere daldın be Adem, dedi Beşir usta. -Sen mi toplayacan tüm süngerleri...
 

            Öyküye esin kaynağı olan Uyuşmazlık Mahkemesi Kararı:  

            8.Rüşvet 
            Ceza, E.96/25, K.96/25, T.05.07.1996 - RG.17.07.1996, s.22699