|
Hüküm uyuşmazlığının varlığı için öngörülen koşullar gerçekleşmediğinden, başvurunun 2247 sayılı Yasanın 1. ve 24. maddeleri uyarınca reddi gerekir. -Aman, dedi Adem, irkilerek. -Amman, ve bir daha okudu. Bu kez daha bir yavaş; ... başvurunun... reddi... gerekir. Doğru okumuş, doğru anlamıştı Adem. UM.; kapısına gelen bir işi, birisini geri çevirmişti... Olur muydu?. UM. ki, umutsuzların kapısı, davaları sahipsizlerin son uğrağı idi. Öyle değil miydi?. Adem'in başından geçen olayda da, duyup işittiklerinde de; hani Beşir ustadan, kahveci Adil'den, hele şu kitaptan okuduklarında da, şimdiye dek... hep öyleydi. Kimin dosyası, davası; kimsiz kimsesiz hesabı; mahkemesiz, hâkimsiz kalmışsa... soluğu doğruca UM.'da almıştı. UM. da onlara umut olmuş, her vakit yol yordam göstermiş, -gidin davanıza şu mahkeme baksın, demişti. Demişti elbet. Ya şimdi neydi bu okuduğu? Neydi, ne olmuştu ki, -yok bakmıyorum, kapıyı açmıyorum, demişti bu kez UM. Kim, niye kızdırmıştı... Bir çocuk gibi mahzunlaştı Adem. Sonra kendi davalarını hatırladı. -Pilavı tel şehriyeli yapiim mi? Neydi, ne olmuştu ki, -yok bakmıyorum, kapıyı açmıyorum... -Adeem, daldın gene şu kitaba, bak duymuyosun dediğimi. Mihroş'un bu ikinci seslenişiyle karısına boş boş baktı Adem. Bakarken de, -Yav, bu davaya da UM. bakmamış, dedi, -bizim davada olduğu gibi...
-Ne davasına? Hem bırak şu UM.'u da, de hele pilavı nasıl yapiim?
Sonra dönüp kitabına, -Baştan bi okuyalım... Cüneyt Hayırlı, Gökçeada Çınarlı Mahallesi Aydıncık (klapaç) mevkiindeki tarlanın elmenliğini (zilyetliğini), noterde yapılan sözleşmeyle satın almış. Almış ve, Adlî yargı yerinde Hazine, Belediye ve Karayolları Genel Müdürlüğüne karşı bir tescil davası açmış. Gökçeada asliye hukuk mahkemesi; üzerinde ev bulunan taşınmazın davacı Cüneyt adına tesciline karar vermiş. Yargıtay da; -Tamam, Karar doğrudur, demiş. Kesinleşmiş karar. -İyi işte, varsın hayrını görsün, dedi Adem, -yeri almış, davayı kazanmış.. da sonra n'olmuş bakalım.. Gökçeada 5. Komando Alay Komutanlığı, bu Cüneyt'e noterden bir yazı göndermiş ve demiş ki; Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Yasası'na aykırı olarak ve de izin almadan yaptığınız yapıyı, 15 gün içinde yıkın... -Aha, gördün mü! diyen de asker üstelik, diye mırıldandı Adem. ...yıkın... aksi halde biz yıkar, masraflarını da senden alırız. -Eee, hani noter sözleşmesiyle satın almıştı, bilmem kimlere de dava açıp kazanmıştı, mahkeme kararıyla da tapuya tescil ettirmişti ki, bu yer Cüneyt'indir.. diye düşündü Adem. Ve devam etti okumaya:
Cüneyt de bunun üzerine koşmuş mahkemeye, Adli Yargı'ya, bi dava daha...
Ve demiş ki; tapuda her hangi bir sınırlayıcı kayıt yoktur. Ayrıca üç aylık
tescil ve ilân süresi, her hangi bir itiraz vaki olmadan dolmuştur. Ve
bu yer, Gökçeada Belediye hudutları dışındadır. Yapı, belediye başkanının
verdiği emirle yıkılmıştır. Bana, yıkımla ilgili encümen kararı tebliğ
edilmemiştir. Olay tarihinde görevli bulunan Belediye Başkanı Salih Halil'den
ve de, alay komutanından davacıyım...
Gökçeada asliye hukuk mahkemesi de demiş ki; -Dava, tapulu araziye yapılan binanın, belediye tarafından usulsüz olarak yıktırıldığı savından kaynaklanmaktadır. Bu iddia da, idari bir eyleme dayanmaktadır. Bu nedenle, davanın çözümü idari yargının görevine girer, demiş. Ve vermiş görevsizlik kararını. Karar, temyiz edilmiyerek kesinleşmiş. Bunun üzerine Cüneyt aynı istekle, idare mahkemesinde dava açmış. Bursa İdare Mahkemesi bu dava ile, daha önce açılan ve aynı nitelikte olan davaya ait dosyaları birleştirmiş. Ve... "idari yargı mercileri önünde gerçek kişiler aleyhine, kişisel kusur nedeniyle dava açılamaz, bu tür davalar, adli yargının görevine girer" gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş. -Tamam işte, tam da UM'a göre bi iş; iki mahkeme ve ikisi de görevsizlik kararı vermiş. Mahkemeler arasında uyuşmazlık, hem de olumsuz görev uyuşmazlığı var. Sahipsiz, mahkemesiz mi kalsın Cüneyt'in davası.. dedi Adem. Böylece, kesinleşen görevsizlik kararları nedeniyle, olumsuz görev uyuşmazlığı meydana gelmiş olunca, çözsün diye Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurmuşlar. -Eee, buraya kadar tamam işte; o bakmam dedi, öteki bakmam dedi, iş düşmedi mi gene UM.'a?. N'olmuş da, bakmam bu davaya demiş UM.? diyerek merakla okumayı sürdürdü Adem. Bu arada, kendince bir durum değerlendirmesi yaparak devam etti:
Uyuşmazlık Mahkemesi demiş ki; davada, yıkımın belediye başkanının yasal
olmayan davranışı sonucu meydana geldiği ileri sürülmektedir. Uğranılan
maddi, manevi zararın tazmini istenilmektedir. İdarî yargıda, gerçek kişilere
karşı dava açılamaz. Davanın adli yargıda çözümlenmesi gerekir.
-İyi işte, ikisi bi arada çıkar, diye düşündü Adem. Bu asliye hukuk mahkemesi demiş ki; -... bu durumda alay komutanı ve belediye başkanının kişisel kusurlarından söz edilemez. Olayda hizmet kusuru var. Bu tür davaların çözümü de adli yargının görevine girmez. Demiş. Demiş de, davayı, "husumet" yönünden reddetmiş. Ve temyiz süresi geçirildiğinden, karar, bu suretle kesinleşmiş. -Tüh be, dedi Adem. -Süre kaçtı mı, bitti. Giden gelmez hesabı. Bu arada davacı Cüneyt'in, Gökçeada Belediye Başkanlığına karşı açtığı tazminat davasını da, Bursa İdare mahkemesi, "usulden" reddetmiş. -Usul'den, deyip yineledi Adem. Kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay, kararı bozmuş. Mahkeme de bu bozma kararına uymuş. İlgili tüm dosyaları birleştirmiş veeee demiş ki; İdarelerin yerine getirmekle yükümlü bulundukları kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında, yasalara ve genel olarak hukuka uygun hareket etmeleri gerekir. Bu kurala aykırı davranışların, hizmet kusurunu doğuracağı ve idarenin, bu davranışlarından dolayı, kişilerin uğradıkları zararları tazminle yükümlü olacakları hususu, hukukun ilkesi ve Anayasa hükmü gereğidir. -Hukuk ilkesi... ve Anayasa hükmü... deyip pekiştirdi Adem de.
İdarenin bir eylem veya işleminden dolayı, tazminatla yükümlü olabilmesi
için, hizmet kusurunun veya kusursuz sorumluluğunun bulunmasının gerekir.
Sonra, demiş ki bu Bursa İdare mahkemesi; Cüneyt'in, askeri yasak bölge içerisinde, yetkili makamlardan izin almadan, inşa ettirdiği yapının (bina vardı zaten...) yıktırılmasına ilişkin işlemlerin iptali istemi ile, Belediye ve Milli Savunma Bakanlığına karşı açmış olduğu dava, idare mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Bu durumda, yasalara uygun biçimde tesis edildiği mahkeme kararı ile belirlenen yıkım işleminin uygulanmasından dolayı, idareye yüklenebilecek bir hizmet kusuru bulunmamaktadır. Demiş ve, tazminat isteminin reddine karar vermiş. Karar da temyiz edilmiyerek kesinleşmiş. Cüneyt bu kez de, Uyuşmazlık Mahkemesine başvurarak; Asliye Hukuk Mahkemesinin tescil kararı ile, İdare Mahkemesinin verdiği red kararı arasında, meydana gelen hüküm uyuşmazlığının giderilmesini istemiş. -E şimdi dur biraz; karıştı mı ne... Bizim davadan farklı bi durum bu. Bizimkisine hiç bakmamıştı UM. Oysa bu olayda bakmış, ve demiş şu mahkeme görevli. N'aptı bu Cüneyt? Bu Cüneyt gitti bi yeri noterde satın aldı. Sonra, tapuda adına tescil edilsin diye de, devlete dava açtı. Mahkeme de tamam, dediğinde haklısın, adına tescil edilsin dedi. Sonra... Alay komutanı; yık bu binayı, yasak bölge burası dedi. Cüneyt de, yok yıkmam deyince, tuttu Belediye yıktı. Cüneyt de koştu mahkemeye; tazminat isterim, hemi de manevi, hemi de maddi diyerek. Adli Yargı yerinde ha... burası önemli. Mahkeme de ne dedi; yok Cüneyt, senin bu davana ben değil, idari yargı bakacak deyip, görevsizlik kararı verdi. Ve karar da kesinleşti. İdare Mahkemesi de, benim mahkememde gerçek kişiler aleyhinde tazminat davası açılamaz, deyip, o da görevsizlik karar verdi.
Ve gidildi mi UM.'a?.. Gidildi.
Adli yargı hâkimi de, peki bakalım deyip, baktı davaya. Baktı da, davada hizmet kusur falan var, böle davalara aslında ben bakmam dedi, fakat davayı "husumet" yönünden reddetti bu defa da. Yani, tekrar bir görevsizlik kararı vermedi, veremez de zaten. Koskoca UM. demiş bi kez; -davaya sen bakacaksın. Husumet yönünden, yanisi, -Ey Cüneyt, senin davanın muhatapları, bu belediye başkanıyla bu albay olamaz, onların kişisel bir kusurları yok. Bu insanların bağlı bulundukları kurumlara karşı, idari yargıda dava açman gerekir, diyerek reddetti davayı. Öte yandan, bu yıkım işleminin iptali için, yine Cüneyt'in idari yargı'da açmış olduğu dava da reddedildi. Mahkeme; -yok, bu yıkım kararı doğrudur, arsa senin amma, yasak bölgede, bu nedenle de bina falan yapamazsın, davanı reddediyorum, dedi. -Ha bak! bi daha yineleyince anlaşıldı, anladım canım, dedi Adem. Ve doğru anladığını vurgulamak istercesine de tekrarladı;
-tamam, toprak senin, ancak yasak bölgede. Eee yasak bölge olunca da...
ne bina, ne bişi... yapamazsın. Ya cahilliğinden aldın bu yeri, ya da çok
uyanıksın be kardeşim; kim ne yaparsa, yanına kâr kalıyor falan diye düşündün
belki de... Ama olmadı işte. Hem o yapanlar, yaptıkları yanlarına kâr kalanlar
kiiim, sen kimsin?. Partili misin, milletvekili misin, bakan mısın, başbakan
mısın... ha bak hiç biri değilim de, bi sade vatandaşım demişsen, diyosan
olmaz işte, her zaman olmaz yani... Hele bi yeri alalım da, tapuda birileri
birşeyler çiziktiriverir, yok bi kanun çıkar da, köşeyi dönerim, arsam,
toprağım bire bilmem kaç verir... bir koy, üç al hesabı... hayır olmaz,
olmamalı... hukukla, yasayla kumar oynar gibi, şu küçük Ekin'in, yap-boz
oyunu gibi oynanmamalı. Hele kanun yapanlar... önce onlar ciddiye almalı,
hukuku da, yasayı, yasakları da...
Cüneyt'in olayını buraya kadar bir güzel sindirip, kafasına yerleştiren Adem, kararı okumaya devam etti: Evet, durumlar böyle olunca, bu Cüneyt bir daha başvurmuş UM.'a, hem de mürafaa (duruşma) yapılsın, olanları bir de doğrudan benden dinleyin demiş. Fakat mahkeme gerek görmemiş Cüneyt'i dinlemeye, -diyeceklerini yazmışsın, demiş. UM. Hukuk Bölümü.... -Evvet, dedi Adem, -Bakalım UM. ne demiş kapısına ikinci kez gelen Cüneyt'e?. -Gereği görüşülüp düşünüldü: Anayasa'nın 158.maddesi ile 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkındaki Kanunun 1.maddesinde: Uyuşmazlık Mahkemesinin adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmekle yetkili bir yüksek mahkeme olduğu belirtilmektedir. Aynı Yasa'nın 2592 sayılı Yasayla değişik 24.maddesinde de: 1.maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın, kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yönünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde, hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir, denilmektedir.
25.maddenin son bendinde: "...Uyuşmazlık Mahkemesi hüküm uyuşmazlıklarını
dosya üzerinden inceleyerek karara bağlar. Gerekli gördüğü hallerde veya
istek üzerine tarafları dinleyebilir." hükmü yer almış olup, davacının
dinlenilmesine gerek görülmemiştir.
taraflarından en az biri aynı olan kararların, aynı konuya ve sebebe ilişkin olması ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden, hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması gereklidir. Getirtilen dosyalardaki belgelerin incelenmesinden, idari ve adli yargı yerlerince, taraflardan biri aynı ve görevle ilgili olmayan kararlar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu kararlardan birisi usule, öteki esasa ilişkindir: Asliye Hukuk Mahkemesince, davalı kişilerin aleyhine niçin tazminat davası açılmıyacağının gerekçesi açıklanarak, husumetten red kararı verilmiş bulunmaktadır. Bu nitelikteki karar, görevsizlik kararı değildir.
İdare Mahkemesi ise; idarenin bir eylem veya işleminden dolayı tazminat
ile yükümlü kılınabilmesi için, olayda hizmet kusurunun veya kusursuz sorumluğunun
bulunmasının gerekli olduğu, oysa davacı Cüneyt'in, askeri yasak bölge
içerisinde, yetkili makamlardan izin almaksızın, inşa ettirdiği yapının
yıktırılmasına ilişkin, davalı idare işleminin iptali istemiyle, Belediye
Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'na karşı açmış olduğu davada, mahkemelerince
verilen kararda; yıkım işinin 2565 sayılı ve 3194 sayılı yasa hükümlerine
uygun yapıldığının tespit edildiği ve Gökçeada Alay Komutanlığının yıkımın
gerçeleştirilmesini kaymakamlıktan istediği, kaymakamlığın da bu hususu
belediyeye ilettiği ve belediye başkanlığınca durumun bir yazıyla davacıya
duyurulduğu, ayrıca Alay Komutanlığınca da aynı yazı dayanak alınarak,
noter kanalıyla gönderilen tebliğname ile davacının yapısını yıkması için
15 günlük süre tanıdığı belirtilerek, açıklanan nedenlerle idareye yüklenecek
bir hizmet kusuru bulunmadığından, tazminat isteminin reddine karar vermiştir.
-AJAN mı..! diyerek şaşırdı Adem. ... şahsi kusurları nedeniyle tazminat (giderim) istenilmekte; idari yargıdan ise, kamu idarelerinin hizmet kusurundan doğduğu ileri sürülen zararın tazmini istemi dava konusu edilmektedir. Asliye Hukuk Mahkemesi, kamu idarelerini temsil eden idare ajanlarının... -Yav, dedi Adem, -bu UM. da, ajan deyip durmakta birilerine... ...şahsi kusurları bulunmadığından; idare mahkemesi de, kamu idarelerinin, Yasaya dayanarak yaptıkları işlem ve eylemlerinden bir hizmet kusuru ya da kusursuz mesuliyetin (sorumluluğun) bulunmadığına karar vermişlerdir. Sonuçta iki karar da: 2565 sayılı Yasa hükmüne uyulmadan yapılan yapının, davacı tarafından yıkılmaması halinde, gene aynı Yasa hükmü uyarınca, idare tarafından gerçekleştirilen yıkımdan dolayı ve idarenin ve de ajanlarının... -İdare ve ajan...! diye yineledi Adem. ...bir kusurunun bulunmadığı yönündendir. Bu durumda, kararlar arasında bir çelişki görülmediğinden, kararlardan biri, diğerinin uygulanmasını engellememekte, dolayısıyla olayda, hakkın yerine getirilmesini olanaksız kılan bir durum bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, hüküm uyuşmazlığının varlığı ileri sürülerek yapılan
başvurunun, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Yasa'nın 1. ve 24.maddeleri uyarınca reddi gerekmektedir.
-Vay be, ne kararmış yahu... dedi Adem. Ardından, derin bir, -OH be. -Anladım da... hani zorlandım biraz. Yalnız, o ajan... İdare.. İdare ve ajanları.. ne demeye gelir ki? -Ne diyosun öyle Adem, ajan majan da n'oluyor? Hukuk kitabı mı bu, yoksa... Mihroş lafını bitiremeden çocuklar bağrıştılar, -Annee, hadi ama çok acıktııık. Mihroş da yanıtladı: -Tamam, yemek hazır, hadi sofrayı hazırlayın bakalım. Hikmet'in mektubu dışında, öncekilerin kopyası bir akşam; yemek, bulaşık, kahve, biraz sohbet, çay, derken,
-Çocuklaar, yatma vakti. -Tamaaam, Kemal Sunal bitince yatacaz...
Mihriban da erken yatınca, Adem de geçti masanın başına, geçenlerde Mihroş'un pazardan aldığı gece lambasını yakıp, odanın ışığını söndürdü. -Yatmıyo musun, diyen Mihroş'u, -Yok, bişiler yazacam biraz, hadi uyumana bak sen, diyerek yanıtladı Adem.
UM. KAPISI diye bir başlık attı defterine, ardından ne yazacağını bilmeden.
Durup, düşündü bir süre: İyi ki almıştı şu kitabı, neler yazıyor, neler
anlatıyordu öyle... aç kapağını, gir bambaşka bir dünyaya. Dünya deyince,
HUKUK DÜNYASI yazdı bir de, kırmızı kalemiyle. Görebilene, bilebilene VAR
olan bir dünya... İnsanlar bu dünyayı, yasalarla doldurmuşlardı. İyisi,
kötüsü;
Sonra, programını tamamlayıp, sağ salim toprağa ayak basan bir astronotun uzay başlığını çıkarması geldi gözünün önüne... derin bir soluk, soluk almak...evet... hukuk; soluktur, özgürce soluk almak, alabilmektir. Ve düşündüklerini yazdı: HUKUK, ÖZGÜRCE SOLUK ALABİLMEKTİR; başkalarının soluğunu kesmeden. Anayasa yapmak; Hukuku görünür kılmaktır. Yasalar; Anayasa'nın, yaşamın her alanına uygulanabilirliğini sağlamak içindir. Mahkemeler;Vatandaşların birbirleriyle ve DEVLET'le olan HAK KAVGASINI halletmek içindir. UM.; Mahkemeler arasındaki GÖREV UYUŞMAZLIĞINI gidermek içindir. Vatandaş ancak, Anayasa ve yasalarla somutlaştırılmış bir hukuk düzeninde soluk alabilir. Ama ya yasalar... Yok İmar Yasası, yok Yasak Bölgeler Yasası, yok Ceza Yasası, yok mahkemeler kuruluş yasası, yok daha bir sürü yasalar... Yasalar, hukukun bireye sunduğu özgürlüğü kısıtlıyor.. doğru mu bu... Ama yasalar da olmasa, hukuk; gözle görülemiyor, elle tutulamıyordu. Hukuk; özgürce soluk alabilmekse eğer, demek ki anayasalar, yasalar bu özgürlüğü, toplumsal özgürlük adına, tüm toplumun soluk alabilmesi için sınırlandırıyordu. Yeri geldiğinde babasının ne dediğini anımsadı Adem, hani kafasının yatmadığı bir şey olunca; -Yok, bu dediğin benim kitabımda yazmaz.
O kitabı hiç bir zaman görememişti, ama babası için vardı.
Dünyanın havası kirleniyor, Ozon tabakası yırtılıyor, doğa ölüyordu. Ya hukuk?.. Ona da bir şey olur muydu... -Oğlum Adem, gecenin bi vaktinde şu düşündüklerine bak; yat uyu, kafayı üşüteceksin bu gidişle, diye düşündü bir an. Ya bu UM. n'apsın... Bunca mahkeme, bunca yargıç, aynı kitapları okudukları halde, zaman zaman da olsa işte, birbirlerine düşüyorlar; -bakardın bakmazdın; görevliyim, değilim, kavgasını yapıyorlar, sonra da -Aman UM. sen bilirsin ancak, diyorlardı. Gücünü Anayasadan alıyordu bu UM. Bir de, kendi yasası vardı elbet; hani nasıl kurulur, üyeleri nasıl seçilir, nasıl çalışır falan. Hangi davalara bakar filan. -Falan filan, diye yineledi Adem. Hüküm verir bir tonda ama yavaşca;
-Hayır! hukuk, falan filan değildir Adem kardeşim, dedi. Sabah ezanını
duyunca da; -Şeytan kaçtı, sen de yat oğlum.
-Böle olur elbet, her gelen çekip çekiştirirse. -Cinsi ne bunun? -Hukuk kumaşı bu. Zor dokunur, binbir zahmetle... -Keççap lekesi de var üstelik...
Sonra dokumacı oldu düşünde Adem. Önce onardı kumaşı. Temizledi bir güzel.
Terzi oldu sonra da, yelekli bir takım elbise dikti. Cepsiz.
|