![]() |
|
Sabah evden, -sağa sola uğrayacağım, diyerek erkenden çıkmış ve şehrin merkezinde yürümüş, yürümüş; düşlere dalmış, derken girmişti bir kahveye, Adil'in kahvesine. İyi ki de girmişti ya; bir UM. öyküsü daha öğrenip, hem Adil'i şaşırtarak, hem de tüm bildiklerini satarak çıkmıştı kahveden. Mihroş akşam yemeği telaşına düşmüşken, Adem; kitabın sayfalarından birine demir atmıştı. Mırıltılı sesini dışardan bir duyan olsa, bir namaz sûresini okuyup ezberliyor sanırdı. Derken, bir yandan okuyup, bir yandan özetini yazmak düşüncesiyle, çantasından defterini çıkardı. Beşir ustaya da anlatacağını, hatta gösterebileceğini düşünerek, özene bezene, ev ödevi titizliğinde, renkli kalemlerini de kullanarak, yazmaya başladı: Efendiiim, Celâl isminde bir asker, Köyceğiz'de ilçe Jandarma Bölük Komutan vekili olarak görev yapmakta imiş. O yörede, bir de Dürdane Derli isminde, güzel mi güzel, bi kızcağız yaşarmış. Bi de Nusret Mazlum diye biri varmış. -Soyadına aldanma ha, ne mazlum! olduğunu az sonra görecen bu Nusret'in, diye Beşir ustasına bir not düştü. İşte, Mazlum Nusret namındaki bu iki ayaklı, bi gün nasıl olduysa, bu Dürdane kızın ırzına geçmiş. Zavallı, per perişan Dürdane de, varmış jandarma karakoluna, elbet o herifi bi güzel şikâyet etmiş. Demiş; -Böyleyken böyle... Adalet isterim, sürünsün isterim, hapislerde çürüsün o it. Karakolda olayla, şikâyetle ilgili olarak, gerekli işlemler yapılmaktayken, işte bu asker Celâl de demiş ki Dürdane'ye; -Senin bi de olay yerinde ifaden alınacak, hadi bin arabaya. Böyle deyip, bindirmiş kızı cipe. Yazmayı bırakıp, düşündü bir an ve bir parentez açtı Adem, (İyi dinle ha, Beşir usta ) diye yazdı. Yazdığına da gülümsedi. Devam etti yine: Sanılır ki, gitmişler de olay yerine, ifade mifade... Yok, hayır... ne gezer. Olay yerine yakın bi yerde durdurmuş cipi, indirmiş bu Celâl denen adam Dürdane'yi... ve... ve silâh zoruyla... bi de kendisi geçmiş ırzına garibin. Adem, olayı Beşir ustasına anlatıyormuş havasına girmiş, "derken" diye yazmıştı ki durdu... düşündü bir an... -İşe bak yav, yağmurdan kaçarken... Ve devam etti yazmaya... "derken"den sonra: Artık Dürdane mi bi şekilde kurtulmuş adamın elinden, yoksa adam mı korkup da bırakmış, her neyse, kurtulmuş işte bu kız o gün, o kâbustan. Yaşadığına şükrederek. İşte bu Celâl denen, askerin yüzkarası adam hakkında... deyip durdu Adem, ve seslendi içinden... -Hadi bakalım Yargı'nın Sesi, de hadi... nerdesin... Yargı'nın Sesi de, -Dinle bakalım, deyip, başladı öykünün hukukunu anlatmaya;
-İşte bu Celal hakkında, Dürdane üzerindeki nüfuzunu suistimal etmek, silahla
tehdit etmek suretiyle, cebren ırza geçme suçu işlediği ileri sürülerek,
eylemine uyan TCY.416/1, 417. maddelerine göre cezalandırılması, ve 2802
sayılı Yasanın 90. maddesi uyarınca, son soruşturmanın Muğla Ağır Ceza
Mahkemesinde açılması ve yargılanması istemiyle, Aydın Cumhuriyet Başsavcılığına
kamu davası açılmış, dedi.
Aydın Ağır Ceza Mahkemesi... iddianame doğrultusunda soruşturma ve yargılama yapma görevinin, Muğla Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğuna, ve dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine karar vermiş. Yine bir sigara yakıp, söylendi Adem; -Yav bırak kardeşim, karıştırma Muğla'yı falan. İşte kızın durumu ortada, adamı da yakalamışsın. Hani faili meçhul filan da demiyosun. Yargıla, ver cezasını tez vakitte. Adelet yerini buldu, dedirt... Yargı'nın Sesi devam ediyordu; Muğla Ağır Ceza Mahkemesi; sanık Celâl'in, Jandarma Bölük Komutan vekili, bu nedenle asker kişi olduğu, 1632 sayılı As. CY. nın 152/1. maddesine göre, ırz ve iffete tecavüz eden asker kişilere TCK. 8. babında yazılı cezaların uygulanacağının öngörüldüğü gerekçesiyle, 353 sayılı Yasanın 9. maddesi uyarınca, davanın çözümünün askeri mahkemenin görevine girdiğine karar vermiş, karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiş. -Haydi kızım Dürdane, çektiklerin yetmedi ya... belli ki yolun, UM.' yolu. Haydi var git bakalım. Yolun açık olsun, dedi Adem. -Dürdane de kim ki Adem? diye sordu Mihroş. Mihroş'un, gözünü Tv.den ayırmadan sorduğu soruyla, Adem de, sesli düşünmüş olduğunu anladı. -Hiç canım, şu kitapta yazılanlardan.. bi kızın başına gelenler. Kızın adı Dürdane de. -Birinin yaşadığı, ötekine masal olur zaten, dedi Mihroş da.
-Karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiş, diye yineledi içinden Adem.
İzmir Narlıdere-Ege Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi; Askeri Ceza Yasası'nın 152/1. maddesine göre, ırza ve iffete tecavüz suçlarıyla ilgili yargılama yapma görevi askeri mahkemelere ait ise de; ilçe Jandarma Bölük Komutan vekili olan Jandarma Astsubay Başçavuş Celâl'in, askeri bir hizmete hiç bir ilişkisi bulunmayan, Dürdane üzerinde nüfuz suistimali ile, reşit olan Dürdane'nin zorla ırza geçme suçunun; mülki ve adli görevleriyle bağlantılı olduğu, bu suçtan dolayı yargılama yapma görevinin, askeri mahkemeye ait olmadığına karar verilmiştir. -Yapma be iki gözüm, sen bak bâri şu Dürdane kızın davasına. Bak da bitsin, cezasını çeksin şu hergele. Beklemek ateşten yakıcıdır yahu. Hele ki Dürdane'ye... diye mırıldandı Adem, ve cümlenin gerisini gözlerini yumarak düşündü: "... karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiş...". Sonra, açıp gözlerini baktı kitaba... evet tastamam düşündüğü gibi yazılıydı: Karar temyiz edilmeyerek... -Kavrıyosun bu işi, ey Adem oğlu Adem, dedi, kendine iltifât edercesine. Döndü yine kitabına; okuyup, öğrenip, notlar almaya: Böylece, adli ve askeri yargı yerleri arasında, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluşu ve İşleyişi Hakkında Yasanın, 14. Maddesinde öngörüldüğü şekilde, olumsuz görev uyuşmazlığı... -Bilmez miyim nedir, bu Olumsuz Görev Uyuşmazlığı? Demiştim ya canım, de ki, kan uyuşmazlığı, damar uyuşmazlığı. Yanisi, Adalete varacak da sonunda tüm yollar, şimdilik aranmakta, hangisinden gidilsin... -Bakalım n'olmuş, diyerek okumaya devam etti:
... olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş; dosya, Ege Ordu Komutanlığı Askeri
Mahkemesinin yazıları ekinde, Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiş.
Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümü... (Gerisini adı gibi biliyordu Adem, gözü kapalı yazdı...) raportör hakimin raporunu... dosyadaki belgeleri... Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yerine katılan savcının... Askeri Yargıtay Başsavcısı yerine katılan... görüşlerini... açıklamalarını da dinlendikten sonra ... İşte Adem'in en sevdiği cümle... -Gereği, görüşülüp düşünüldü. Ve işte UM. gereğini görüşüp düşünmüş, demiş ki: İşte Yargı'nın Sesi: 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama Usulü Yasasının Askeri Mahkemelerin Görevleri başlığını taşıyan 9. Maddesinde; Askeri Mahkemelerin Görevleri; asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalar olarak... Sonrasını bir solukta okudu Adem. Uzun uzun yazılmış; kanunlar, maddeler, gerekçeler, ardı ardına sıralanmıştı. Bir an sıkılıp, -Bana ne ya tüm bunlardan, olmuşlardan, yasalardan, daha bilmem mahkemelerden... diye düşündü bir an. Düşündü de, utandı sonra da: -Olur mu Adem oğlum, okumalısın, anlamalısın, yazmalısın... ki unutulup gitmesin, aynı şeyleri başkaları yaşamasın, şu Adem de iyi ki yazmış desinler. Gayret be koçum. Oku, anla işte... Gayret senden... diyerek yüreklendirdi kendini bir güzel. Okuduklarını, anladığı gibi, Beşir ustasına, ya da birilerine, evet Adil'e, kahveci Adil'e de meselâ, anlatabileceği şekilde derleyip toparladı, Yargı'nın Sesi'ni dinleyerek:
Sanık Celâl, ilçe Jandarma bölük komutan vekili olarak; Dürdane'nin,
Sonuç olarak: Suç; jandarma Celâl'in adlî görevinin ifası sırasında meydana gelmiş bulunduğundan, davanın adlî yargı yerinde çözümlenmesi... gerekir, demiş UM. -Aslanım UM. dedi Adem. -Demiş diyeceğini yine. Hem de kamu davasının açıldığı tarihten, hepsi hepsi yedi ay sonra. Gerisi artık, doğru mahkemede. Görsün bakalım o mahkeme de, nasıl dermiş, -yok ben bakmam bu davaya, görevli değilim, diye. İşte demiş, bir bir yazmış UM. niyesini, nasılını. Şu doğru mahkemeyi bulmak uğruna geçen yedi ayda, Dürdane kız neler çekmiştir kim bilir... neyse bulundu ya, görevli mahkeme... Orda da tez zamanda biter de... temyizi memyizi, neticede kesinleşir de... suçlu da cezasını bulur, herkesler de duyar işitir... ibret olur millete. -Haydi sofra hazır, açıkanlar masaya... Mihriban'ın çağrısına anında uydular. -Kurt gibi açıkmışım, dedi Adem. -Annee, babam kurt olmuş!, dedi küçük Ekin. -Sonuç olarak, dedi Adem: Anlaşmazlığın niteliğine göre, davanın Adli yargı yerinde görülmesi gerektiğine, bu nedenle Muğla Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına, oybirliğiyle karar verilmiş. -Biz de oybirliğiyle yemeğe başlasak, dedi Ortancam da. Gülüştüler. Makarna tenceresi sofraya konulmuş, kıymalı sosu, sarmısaklı yoğurdu, rendelenmiş kaşar peyniri, Gülsün ailesi bireylerinin seçimine bırakılmıştı. Mihriban'ın, -hadiii, oyalanmadan bitirin de yatın, uyarısıyla, neşeli bir akşam yemeğini, Adem'in, "Gereği görüşülüp, düşünüldü" cümlesiyle noktaladılar.
Çocuklar, öbür odada yastık kavgası yaparken, Mihriban da bir yandan cezveyi
karıştırıyor, bir yandan da bağırıyordu, -kesin oyunu da, uyuyun artık!
-Uyudular galiba, sesleri kesildi... dedi. Adem duymadı bile Mihroş'u, çoktan kitabına dalmıştı. Adem okudu, Mihriban Tv. izledi. Çaylarını içtiler. Günün son haberlerini dinlemek için ayrıldı kitaptan Adem. -İyi sardı seni, dedi Mihriban kitabı işaret ederek. -Hem de nasıl, dedi Adem kısaca. Haberlerden sonra yattılar. Adem usulca, -Kııız Mihroş, dedi. Mihroş da,
-Sar hadi...
-Yav, mayın tarlası mı bu? Hak yolu diğil mi hepsi de? -Öyle de işte... sen yine de doğrusunu bul. -Nasıl bilirim, bulurum doğrusunu? -Mızıkacıyı izle... O bilir. - Haa, bi de Okmeydanı'ndaki oklukirpi. -Dalga mı geçiyosun yav... ne mızıkacısı, ne kirpisi be... Adalet'e giden yolu... -Ha bi sen aradın da, bi sen bulacan öyle şıp diye; adaleti de, yolunu da... -Orkinos'un davasına kim bakacak peki? Ya Orkideninkine? -Batan geminin malları bunlar; haydi... hak, hukuk, adalet -Az kullanılmış yargı yolları da vaaar.
Mihriban'ın dürtüklemesiyle uyandı Adem. -Çekiştirip durmasana şu yorganı,
demekteydi Mihroş.
|