![]() |
|
Hikmet'in yazdıklarını bir solukta okudu Adem. Sonra bir daha. Evet, isimler, konular, farklıydı ama işin içinde yine UM. vardı. -UM, dedi hafif bir sesle. Hecelercesine yineledi, -U y u ş m a z l ı k Mahkemesi. Açtı Harita metod defterini, önce bir tarih attı: 22.01.1997. Okuyacaklarının yazarıymış gibi yazmak üzere, -Görelim bakalım, bu kez niye çalmışlar mahkemenin kapısını ve ne demiş bu kez UM.? dedi ve başladı yazmaya. Yazar havasına da bürünerek hafiften. Önce, olayı toparladı kısaca: Hikmetin mektubunda bahsettiği olayın kahramanı, Jandarma eri olarak askerlik görevini yaparken, geçirdiği bir kaza sonucu görme yeteneğini kısmen yitirmişti. Durum, derhal sağlık kurulu raporuyla tespit edilmiş ve Jandarma eri yurttaş Hasan'a, Emekli Sandığınca 6. derecede vazife malulü aylığı bağlanmıştı. Daha sonra yapılan sağlık kurulu denetiminde ise, yedek askerlik görevini yapabileceği yönünde rapor verilmesi üzerine, Emekli Sandığınca, mâlûliyet aylığı kesilmişti.
İşte bu asker, bu Hasan; sakatlığının devam
ettiğini ileri sürerek, T.C. Emekli Sandığının, maluliyet aylığı bağlanmasına
engel olan işleminin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştı.
Zınk diye çakıldı Adem; idari yargı, görevsizlik; de ki kendi, davasını bir daha yaşamakta ve yazmakta... Karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiş. -Al işte bizim dava, dedi. Sonra bir an duraksadı, -Ya bu Hikmet oğlan, dalga geçmesin benimle, babasıyla... Yok. Yapmazdı canım, hem böylesine ayrıntılı olayı nasıl uydurmuş olsundu ki kafasından. Gerçektir elbet, dedi ve devam etti: Hasan bu kez de, AYİM.'e başvurmuş. -AYİM, diye yineledi Adem. -Aman ha, "İ" harfiyle" dedi. Durdu... Bir kez daha okudu sonra; oğlu da bilmiş ki zahir, Adem'in, -bu AYİM.'de ne ola, diyeceğini, bir de açık ismini yazmıştı: Askeri Yüksek İdare Mahkemesi. -Gördün mü anam, dedi Adem. -Bu benim bilip, öğrenip UM. dediğimden gayrı bi mahkeme.. hemi idari, ve hemi de askerî. İşte bu AYİM. demiş ki; -bu mahkemenin niteliği ve görevi anayasada, yasada belirlenmiş, asker kişilerin kimler olduğu da gösterilmiştir, dedikten sonra; -bu olayda, demiş AYİM. -görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden idari işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanması için, işlemin konusuna bakılması gerekir, demiş. Ve devam etmiş; -Bunun saptanması için, idari işlem tesisinde asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, askeri kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri gibi hususların gözönünde tutularak değerlendirme yapılıp yapılmadığına bakılmak gerekir. Bir çay daha söyledi, bir de sigara yaktı ve mırıldandı Adem;
-Allah vere de şu bizim oğlan, kazasız,
belâsız, hele ki davasız, mahkemesiz bitirse de şu askerliği, geliverse...
sonrası düğün, dernek...
-Yahu bunları böyle bir bir yazsam, kim okur, kim anlar, dedi. -Ha bak, Beşir usta... Tamam, o anlardı. Anlamak da ne, anlamaktan öte, üstelik bir de anlatırdı ki, deyme filimcilere, filimlere taş çıkartırdı. -Neyse ben yine de, kısaltayım biraz, dedi. Dedi ve AYİM.'in en sonunda dediğini okuyup, kısaltarak defterine geçirdi: AYİM. sonuç olarak; ... dava konusu anlaşmazlıkta ise, 5434 sayılı Yasa'nın 61.maddesi gereğince belli arızası olan ve aylık almakta olan tüm emeklilerin sağlık kontrolüne tabi tutulmalarında ve bunun sonucuna göre işlem yapılmasında, işlemin askeri açıdan değerlendirilecek bir yanı bulunmadığı, raporun askeri hastahaneden alınmasının da durumu değiştirmediğini belirterek, davanın genel idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle, Görevsizlik Kararı... vermişti. -Tastamam bizim dava, tastamam Beşir ustanın anlattığı... Ha bak, AYİM. biraz değişik... kabul... ama sonuç aynıydı ya, ona bak sen. Yine birileri bir yerlerde dava açmışlar, o mahkeme ben görevsizim, şu görevli demiş, bu kez de ona gitmişler, o da demiş, "hayır ben de görevli değilim". Sonuç; bırak vatandaşın davasını, bırak kimin haklı kimin haksız olduğunu, bırak da; önce mahkemeler bir uzlaşsınlar, hangisi bakacak bilmem kimin davasına. İşte meselâ bu jandarma Hasan'ın davasına kim, hangi mahkeme bakacak, belli olsun bi.
Hasan da, "belli olsun gâri, şu benim davama
kim bakacaksa..." deyip, avukatının yardımıyla, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderilmesini istemiş. Ve gönderilmiş dosya UM.'a.
Kaçıncı çaydı bu içtiği, sayısını da şaşırdı da, midesinde hafiften bir yanma hissedince, -belli ki dalıp çok içmişim, dedi. Aslında akşamları, yalnızca yemekten sonra, hadi üç, bilemedin beş bardak içerdi çokcası. UM. bi bakmış... -Tamam, ben görevli değilim diyen iki mahkeme ve bu mahkemeler arasında da besbelli, görev uyuşmazlığı; olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş. Yani, kimse bakmaya niyetli diğil davaya. Hani UM. da olmasa, hepten sahipsiz kalacak Hasan'ın davası. Allahtan var da... -Eh, biz de bakarız bu davaya, tabi ki, demiş UM. Ve bakmış da. Hikmet de kararı, virgülüne kadar aynıyla almıştı mektubuna. Adem de yazdı olduğu gibi: Anayasa'nın 157. maddesinde, AYİM.'nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 günlü ve 1602 sayılı Yasa'nın 25.12.1981 günlü ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Aynı maddeye göre, AYİM'in bir davaya bakabilmesi için, dava konusu idari işlemin, "asker kişiyi ilgilendirmesi" ve "askeri hizmete ilişkin" bulunması şartlarının birlikte bulunması gerekmektedir.
1602 sayılı Yasa'nın değişik 20. maddesinde,
Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan
subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma
çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.
-Hele ki Adem'in davasına, yok falancanın davasına... uygulamak zor iş yaa. O güne değin hiç ilgilenmediği, okuyup etmediği konulardan yorulmuştu biraz. Yasa'nın 21. maddesinde ise, -hangi yasanındı ya, deyip notlarına baktı; -evet, 1602 sayılı Yasa'nın, 20. maddesinde sayılan kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile, hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatları ihlal edilenler tarafından açılacak iptal davaları ve tam yargı davalarının AYİM.'de çözümleneceği belirtilmiştir. Davacının asker kişi olduğunda bir kuşku bulunmamaktadır. -Ne yani, dedi Adem, -kuşku da nesi ki, işte oğlan gitmiş, asker olmuş, köyünden, yurdundan bunca insan tanık... daha bi de kuşku mu duyulur muş?.. Bir tek, kuşkulanmaktan kuşkulanılmazdı, ve henüz bunu bilmiyordu Adem. -Neyse, deyip devam etti: Davacının maluliyeti sürekli olmadığından bu gibilerden yasal olarak belli sürelerde rapor alınması gereğine uygun olarak yapılan kontrolde, yedek askerlik görevini yapabileceğine ilişkin olarak verilen raporun, Emekli Sandığı sağlık kurulunca incelenmesiyle, durumun 5434 sayılı Yasa'nın 44. ve 45. maddeleri kapsamına girmeyeceği şeklinde verilen kararın, askeri hizmeti ilgilendiren bir yanı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, 1602 sayılı Yasa'nın değişik 20. maddesinde öngörüldüğü şekilde, "asker kişiyi ilgilendirme" ve "askeri hizmete ilişkin" olma koşulları birlikte bulunmadığından... Durdu, bir soluk aldı Adem. Hak hukuk, davacı, davalı, haklı, haksız lafları duyulur, söylenirdi de, hiç üzerinde durulmazdı; nedir ne değildir merak bile edilmez, diye düşündü. -Hava gibi bişi olmalı bu hukuk, soluk alamadığında nasıl hava geliyorsa insanın aklına, ancak işi düşünce hukuk, mahkeme, adalet... filan, dedi. Veee UM. sözünü söylemiş, hükmünü vermişti: Askeri hizmete ilişkin olma koşulları birlikte bulunmadığından; davanın, idari yargı yerinde çözümlenmesi, Ankara İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir. SONUÇ: Anlaşmazlığın niteliğine göre davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğine, bu nedenle Ankara İdare Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılmasına kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi. -Hem de oybirliğiyle, diye vurgulayıp, bir kez daha okudu Adem son tümceyi. -Eee, Hasan efendi oğlum... sanki karşısındaydı da Hasan, hani Beşir usta misâli, konuşmaktaydı sanki yüz yüze, -Eee sormayacak mısın, n'olcak şimdi diye?... Ne olacağını biliyordu ya kendisi. -Bilmek, öğrenmek güzel şey yahu, deyip iç geçirdi, şöyle hafiften gerinerek. -N'olcak Hasan oğlum, sen davanı açmışsın 31.10.1995 tarihinde, UM. karar vermiş 23.12.1996'da. İyisin yine. Hiç değilse, bir yılı biraz geçe belli olmuş ya, senin davanın doğru mahkemesi. Bundan sonrası kolay, tasalanma.
Hesabı ödeyip, çıktı kahveden; duruşmadan
çıkmış, yorgun fakat adil kararlar vermiş yargıcın mutluluğu; davayı kazanmış
avukatın Sokratvari havasıyla. Akşamı da etmişti hani. Biraz öte beri alıp
yöneldi eve doğru, kar başlamıştı yine, hafiften.
Oğlu Hikmet'i, Jandarma eri Hasan'ı, Hasan'ın daha kim bilir kaç zaman sürecek davasını, derken tüm Mehmetçikleri düşündü:
-Hepinize iyi tezkereler, aman ha, davasız,
mahkemesiz...
Mihroş'un anlattıkları, hasılı bir günün ardından, bir önceki gibi yaşanan bir akşam daha. Yemek sonrası kahve, şöyle hanımla karşılıklı. -haydi çocuklar uyku vakti. Erken uyusa da keratalar, hani belki Mihroş'un da keyfi yerindeyse... -Delikanlı gibi güçlüyüm, diye geçirdi içinden. Üstelense, -bende kırk erkeğin gücü... diyecek. Harita Metod defterine ertesi günün tarihini, 23.01.1997, kırmızı kalemle yazıp, defteri bir poşetin içine koyarak, kapının arkasına, ceketinin üstüne asıverdi. Hikmet'e, o saatten sonra uzun mu bir mektup yazdı, yazarken de, -Kulakların çınlasın İbrahim, dedi. Mektubun sonuna bir not...
Canım oğlum, Hasan'ın davası da çok ilginçti.
Duyup, işittiğin olursa böyle, yine yaz emi...
Bir balıkçı gördü, adanın çok uzağında... ağları dolanmış. Dolanmış ağlarına bir balık takılmış... Yargı... Çok çok uzaklarda bir karpuz kesti birisi, kütür kütür. Yarısı hukuk, yarısı ekonomi.
-Çok yemişim yav, diyerek uyandı gecenin
bir yarısında Adem.
|