19
İZZET'İN KARISI...


            İzzet yalnızdı nicedir. Yapayalnız. Evde, yolda, Kalabalıkta, parklarda, meydanlarda, kahvede, camide, meyhanede... yalnızdı, her nereye gitse. Kocamandı yalnızlığı... Yani aslında, var ve gerçek olan yalnızlığı idi de, İzzet onun içindeydi.  

            -Zaman, demişlerdi, -zaman her bi şeyin ilacıdır. Demişlerdi ya, ilaç milaç faydasızdı. Uyku haplarını aldığı bir kaç hafta, evet deliksiz uyumuştu uyumasına... ama sonra uyandığında, o baş ağrıları, -ya bu haplara alışırsam korkusu...  

            -Geceler ne uzunmuş meğerse, demekten bıkmamıştı her gece.  

            Bıkacağı da yok gibiydi, -geceler ne uzunmuş meğerse, -Ya gündüzü... Pek mi kısaydı sanki gündüzü... Ya da, yalnızlığı gündüz küçülüyordu da, gece mi büyüyodu bi tek. Yoo, hep yalnız, hep yalnızlıktı; ha gece, ha gündüz. 

            Düşünde ilk gördüğünde, korkuyla uyanmıştı, ter içinde. Öylesine canlı ve gerçekti ki karısı. O gece bir daha uyuyamamış; sanki yaşamın, ölümün, varlığın ve yokluğun sırrına ermişti. Sonraki geceler, bir an önce uyumak, düş görmek isteğinin biricik nedeni; karısıyla buluşabilmek, konuşabilmek, dertleşebilmek umuduydu.  

            Cumaları hariç; o gece ya Siyaset Meydanı'nı izliyordu, ya da Ceviz Kabuğu'nu, ama diğer geceler,  

            -Düş görecem, düşümde karımı görecem deyip yatıyor ve görüyordu da.  

            Giderek, bir "düş kurgulama ve seçme uzmanı" olmuştu:  

            -Bu gece bizimkini bi göriyim, deyip yatıyor, karısını görüyor; ya da, 

            -yok bu gece başka bi düş göriyim, deyip, bir macera düşü seçebiliyordu...  
            Seçebiliyordu da; kadınlı madınlı bir şey seçmişse hani; sonraki bir düşünde karısının, -Dün gece niye beni seçmedin? diye çıkışmasına engel olamıyordu. -Bak İzzet, dedi karısı, düşlerinden birinde, -ben öldüm ya. İşte sen de, herkesler de biliyosunuz ya... 

            -Hee, dedi İzzet de, -Öldün ya... 

            -Öyle de, sen git bak yine de, bak bi bakalım devletin kayıtlarına; ölü müyüm, sağ mıyım...  

            -Hoppalaaa, dedi İzzet de. -Nerden çıktı bu karıcım? 

            -Yav, İzzet yok işte hoppalası falan... burda, bulunduğum yerde, ÖSYM.de, yani "Ölü Seçme ve Yerleştirme Merkezinde", sorun çıkardılar da; yok halâ Dünyalı gözüküyomuşum da, yok henüz resmen ölü diğilmişim de filan gibi... git bi bak da, yarın gece söle bana, dedi karısı Azize. 

            -Yarın... yok anam bi dakka, yarın olmaz, yarın şey var ATV.'de, hem Ceviz... demekteyken İzzet, çıkıştı Azize; 

            -Lan İzzet, öldüm gittim, bitmedi ha şu çekişmemiz. Peki lan peki, yarın olmasın. Olmasın da sen gör bakalım, bidaki düşünde, bana niyetiyle yastığa sarıldığında... 

            -Tövbe tövbe yav, dedi İzzet, -kız ordan bile yetişiyosun şeyime...  
            Sabah ilk iş, gitti nüfus idaresine İzzet. Anlattı derdini. Diyemedi tabi;  

            -yav işte, bizim hanımın öbür tarafta, ÖSYM.'de bi sıkıntısı varmış da, onun için... diyemedi de; -Memur bey şu benim kaydıma bi bakın bakalım, her bişeyi düzgün mü, dedi. Açtı memur da kütüğü, aradı sayfa sayfa, derken buldu İzzet'in kaydını.  

            -İşte burda, dedi memur. -Herşey düzgün.  

            İzzet de uzatıp kafasını, kütüğü de hafiften kendisine çevirerek baktı kayıtlara. Baktı ve, -Aaaaa o da ne... diye hafif bir çığlık attı, -Yapma yav, nasıl olur, dedi.  
            Memur da çıkıştı; 

            -Ne? ne nasıl olur yav, dedi. 

            -Memur bey kardeşim, bizim hanım hem sağ ve hem de bekâr... öyle mi!!?? diye sordu İzzet. 

            -Evet, öyle dedi memur, gayet normal bir şekilde, -Evet, sağ ve bekâr.  

            İzzet, -Yav nasıl olur, o benim karım biz evli... derken, atıldı memur; 

            -Ha bak, imam nikahı ise, bu defterde görülmez.  

            İzzet, -Yok be kardeşim, imam nikahı... Memur bu kez de; 

            -Yoksa yaptır be hemşerim, hani hem bu dünya, hem öteki... sağlam olur, dedi. 

            -Benim karım öldü memur bey. Ölmeden önce de benimle, hem de resmen evliydi yav. Hem bi de oğlumuz var, kocca adam oldu nerdeyse. 

            -Devletin resmi kayıtlarına mı, sana mı inanayım, dedi memur da, kalemiyle başını kaşırken. 

            -Bak memur kardeşim, dedi İzzet.  

            -Asıl sen bak arkadaş, dedi memur, -bak bu kadar millet var sırada. Bu Azize hanım, hem sağ... ve hem de bekâr. İşte o kadar. 

            -N'olcak şimdi, dedi İzzet, çaresiz, yumuşak bir sesle, 

            -Bakkal defteri diğil ki kardeşim bu; kafamıza göre yaz boz yapamayız ya... Dediğin gibiyse, gider mahkemeye bi karar getirirsin... anca öyle... dedi memur. 

            -Yav, bak sen şu işe, ne derim şimdi Azize'ye... diye sesli düşünmekteyken İzzet, 

            Memur da, oyuna gelmemiş, tuzağa düşmemiş bir insanın ses tonuyla; -Eee, hani senin şu hanım, şu Azize ölmüştü hani!? dedi. 

            -Elbet canım, kırkı da çıktı geçen akşam, dedi İzzet de. 

            -Öyleyse, bu, "ne derim Azize'ye" lafı da n'oluyo ki, diye sordu memur, hafiften çıkışarak. İzzet de boş bulunup bir an,  

            -Canım düşlerime giriyor, yani ayarlıyorum işte, gece boyu, uzun düşlerde... 
            "Deli mi ne" gibisinden baktı memur, gözlüklerinin üzerinden İzzet'e. Biraz da acıyarak, -kafayı üşütmüş besbelli, diye düşündü. Sonra da sevecen bir sesle,  

            -Hadi hemşerim, bak Azize sağ, hem de bekâr... Git bi konuş, belki evlenir seninle, dedi.  

            İzzet çaresiz, dönüp giderken,  

            -Yav karım öldü... bu gerçek. Azize öte tarafta, ÖSYM.de. Ama memura bakarsan, bu dünyada, resmen sağ ve de bekâr... bak şu Allahın işine, demekteydi,  

            -yav, ne derim bu gece Azize'ye? 

            Binadan çıkmışken geri döndü. Dikildi aynı memurun karşısına. 

            -Memur bey kardeşim, dedi,  

            -bak tamam da, haklısın da, atana rahmet, bak bi kez daha şu kayıtlara da, içim bi rahat etsin. 

            Memur, "çattık ha!" gibisinden bir mırıltıyla açtı kütüğü yeniden, 

            -İşte kardeşim bak, her şey burda, her bişi yazılı... demekteyken durdu birden, 

            -Ya hemşerim senin babanın adı Hüsnü mü? diye sordu. 

            -Evet, Hüsnü... Uzun Hüsnü derlerdi rahmetliye, dedi İzzet. 

            -Şimdi bak, bırak uzunu muzunu da... sen babanın kütüğündesin, ve evlisin.  

            -Hah işte, dedi İzzet sevinçle, 

            -Ama Azizeyle diğiiil... yazmıyo Azize diye... evli olduğun yazıyo yalnızca, hem kim bu Rıdvan? diye sordu memur, 

            -Oğlum, dedi İzzet de. 

            -Emin misin? Bu Rıdvan, Hüsnü'nün oğlu olarak gözüküyo da... 

            -Ey büyük Alahım, dedi İzzet,  

            -Yav yani şimdi, karım ölmedi, yaşıyo, sağ... ve de bekâr; oğlum benim diğil  

            dedesinin oğlu, yani benim kardeşim; ve ben evliyim, fakat kiminle olduğu belli değil... 

            -Tamam işte. Bak, tastamam anlamışssın hemşerim, dedi memur da, -aynen öyle. 

            Aslında bir gariplik olduğunu memur da anlamıştı da, iş üstüne kalır telaşıyla, -hadi var git şimdi, hadi selâmetle, deyip kapattı kütüğü.  

            İzzet, karışmış kafasıyla çıktı dışarı. Hatay'ın, karış karış bildiği yollarında yürüdü bir süre.  

            -Yav, demek, bu dünyanın sorunları öbür tarafı da karıştıyo. Baksana, adamlar, tövbe yahu, yani melekler farketmişler işte, bizim Azize'nin durumunu. Garibim Azize... kırkı da çıktı, çıktı ya, hâlâ bi yere yerleşememiş, yazık yav... Cennetlik kadındır, hani Allahı var. Ama daha durumu belirsiz; Ölü Seçme ve Yerleştirme Merkezi'nde... ne menem bi yerdir ki... Ööle pat diye de almıyorlar demek Cennete,  

            -Ooo buyur Azize hanım, herkesler de, kocan da senden razı... üzerinde hiç bi kul hakkı da yok, başbakanlık falan da yapmamışsın, hizmetçine arsa arazi alıp, sona da, -ben n'apim hizmetçim de bana sattı, filan da dememişsin, eh, buyur geç bakalım... önce, şu Cennete...  

            demiyorlar, bakıyorlardı demek, kayıtları düzgün mü, resmen ölü mü, sağ mı... Yaa, işte bizimki de, bu Dünya kütüğünde sağ ve hem de bekâr görününce... eee melekler n'apsın? -Buyur bekle bakalım ÖSYM.'de, demişlerdir. -Var söyle durumunu, demişlerdir, -söyle de kocanla buluştuğun bir rüyâda, n'apcaksa yapsın da, düzeltsin vaziyetini, yoksa mümkünü yok, Cennete giremezsin.  

            -Böle bişi demişlerdir herhal, diye düşündü İzzet. -Öldü... burda, yanımda diğil. Kütükte resmen sağ... onun için de Cennette diğil. Yav, işi ne zor şu Azize'nin.  
            -Hani, -öldüm, bittim, tamam... nerde Cennet, nerde Kevser Şarabı, nerde Gılmanlar filan diyemiyo.  

            Melekler; -Bekliceksin... taa ki Dünyada resmen öldüğün kayıtlara geçer, anca o zaman... demektelerdi anlaşılan. Üff zavallı Azize.  

            İzzet önce; -Kız, ne acelen vardı da öldün. İşte şunun şurasında gül gibi geçinip gidiyoduk, diye düşünmekteyken; durumu düzeltmek için yapmak zorunda oldukları aklına gelince de,  

            -Kız bak neler açtın başıma. Hadi şimdi, işin yoksa uğraş dur. Uğraş da düzelt devletin resmi kayıtlarını. Kolay mı sanki... deyip söylenmeye başladı.  

            -E kız, gece görürsün sen, dedi sonra da.  
            Veysi'nin büyük oğlu Kerim, avukattı. Veysi, İzzet'in çocukluk arkadaşı. 

            -Varır yanına, derim, -oğlum Kerim, hallet şu İzzet amcanın işini, hallet de bak, rahmetli Azize yengen de rahat etsin gittiği yerde, derim. Halleder canım, cıva gibi oğlan, belli iyi avkat olacak. Geçen yıl mı ne, babası sevinçle yürüyodu, gururla, -oğlum kocca bi avkat oldu diye. O gece amma içmişler, kutlamışlardı,  

            -eh artık bi yakınımız avkat canım, deyip.  

            Düşündükleriyle biraz rahatlamıştı İzzet. Oldum olası, şu devlet işinden çekinir, -Devletle uğraşmaya güç mü yeter, deyip, devletlik her bir işini dosdoğru yapar, evrakları, makbuzları kat'iyen atmaz; Azize'ye vaktiyle yazmış olduğu sevda mektuplarıyla birlikte, aynı dosyada saklardı. Hani bir gün, birisi çıkıp diyecek de, 

            -Eee vatandaş İzzet, sen, (misâl) şu bilmem ne vergisini ödememişsin...  

            Allaaah... İzzet de kasılarak bir çıkaracak ki dosyayı; -Buyrun sayın memur beyler, işte hepsi burda. Hem de hepsi zamanında ödenmiştir, diyecek. 

            Adımlarını Kerim'in bürosunun bulunduğu caddeye yöneltti. Bankalar caddesindeki Künefecinin önünden geçerken,  
            -Tatlıya dayanamam arkadaş, deyip girdi içeri.  

            İki porsiyon Künefe yiyip, üstüne iki de soda içti. Elini ağzına götürmek üzereyken, geğirdi arka arkaya,  

            -çok şükür yarabbi, dedi,  

            -Ulan İzzet, Azize şimdi burda olsa, amma da kızardı şu yaptığına, diye mırıldandı.  

            Hesabı ödeyip çıktı. Hızlı hızlı yürüdü Kerim'in bürosuna doğru. 
            Kerim, İzzet'in anlattıklarını bir güzel dinledi önce, sonra gerekli gördüğü bilgileri not etti. İzzet'in nüfus cüzdanının, evlilik kağıtlarının fotokopilerini aldı.  

            -Asılları sen de dursun da İzzet amca, gerektiğinde veririz mahkemeye, dedi. Ve devam etti; 

            -Merak etme canım, tüm Hatay bilir ki, sen ve rahmetli yengem resmen evliydiniz elbet. Öldüğünde de, tüm şehir nerdeyse yas tutmuştuk. Ne büyük sevda yaşamışsınız evlenmeden önce İzzet amca, diyerek hafiften takıldı İzzet'e, -Düğününüz hâlâ anlatılır ağızdan ağza.  

            -Eee oğlum, onlar da bi demmiş işte, geldi geçti, dedi İzzet, -şimdiki derdimiz de bu. Yanisi, bu memlekette insan ölürken bile, önce Dünya işi deyip, Kelimeyi Şahaadetten önce mi, sona mı olur, bilemem de, ama mutlaka, "her bi evrakım tamam mı, aman ölü kaydımı tez vakitte düşsünler..." falan demek zorunda. 

            -Sen tasalanma amca, hallederiz, ben davayı hemen açacam. Sana da sona bi ara haber veririm, dedi Kerim de. 

            Ve, dediği gibi açıldı dava hemen, ertesi gün,  

            Adlî Yargı'da, 21. Eylül'de... 
            Davanın açıldığı Hatay Asliye Hukuk mahkemesi, önce olayı özetleyip;  

            -Bu davacı İzzet, ölü eşi Azize ile evliliğinin belgelere dayalı olmasına rağmen, eşinin nüfusta sağ ve bekâr göründüğünü; kendisinin, babasının nüfus kütüğünde evli olarak yazılmış olduğunu; bu evlilikten olan oğlu Rıdvan'ın da kendisinin bekarlık hanesinde gösterildiğini iddia ediyor. Ve, eşinin evlilik ve ölüm kaydının yazılmasını, oğlunun kaydının da, kendi hanesine nakledilmesini istiyor, demiş. 

            -İzzet böyle istiyor ammaaa, deyip, hükmünü vermiş; 

            -bu davanın konusu, idare mahkemesini ilgilendirir. Mahkememiz görevsizdir. 

            Avukat Kerim de kararı temyiz etmemiş. Karar da böylece... 

            -E elbet, kesinleşmiştir, dedi Adem, kafasını kitaptan kaldırırken. Gözlerini ovuşturdu bir süre.  

            -Kesinleşir. Temyiz edilmezse bu görevsizlik kararı, işte kesinleşir böyle, dedi. 

            -Hadi git bakalım İzzet bey, git idare mahkemesine de... deyip, devam etti okumaya: 

            Hatay'a en yakın İdare Mahkemesi... Adana'da.  

            Haydi ver elini Adana. 
            -Ya işte böyleyken böyle, dedi İzzet, düşünde ölü karısı Azize'ye.  

            -Şimdi Adana'ya gidilecek. Dava açılacak, şu senin iş halledilecek karıcım. 

            -İzzet, öyle diyosun da, hani ben de burda, bu ÖSYM.'de sıkıldım yahu... Her gün aynı tanıtım kasetlerini gösteriyolar; yok cennete hoş geldiniz, yok cennetleri tanıyalım, yok cennet kuralları... sıkıldım be yav... yok başka bişi, dedi Azize.  

            İzzet, -Sık dişini be kadınım, derken, atıldı Azize, 

            -İzzet efendi, unutuyosun galiba ölü olduğumu... sıkılacak diş mi kaldı be...  

             -Yaa haklısın Azize, dedi İzzet,  

            -haklısın da işte, bu devlet işleri böyle... bak, yarın gidicez Kerim'le Adana'ya... "hemen, orda hemen görülür işimiz", diyo Kerim. 

            -Bak İzzet, n'apcaksan yap da bir an önce, ben de her ölü gibi, öldüğümü biliyim canım, giriyim bi cennete de, bi göreyim neymiş, biliyim yani yeni yerimi, yurdumu, dedi Azize de. 

            -Tamam, karıcım, tamam, bak bi gidip gelelim, dönüşte ilk düşümde verecem sana iyi haberi, dedi İzzet. 

            -Niye ki, dedi Azize, 

            -Adana'da rüyâ görmeyecen mi... 

            -Yav karım benim, öldün gittin, huy aynı huy ha... bakarsın bi pavyona falan gideriz mideriz de, hani bir iki tek atarız... İçkiliyken görülen rüyâ... demekteyken İzzet, Azize de İzzet'in düşünden sıyrılıp kaybolmaktaydı, giderek zayıflayan sesiyle, 

            -Yav İzzet, sağ olsam dünyada olsa kızardım da, bak bu ÖSYM.'de zemzem suyundan başka bişi yok anacım, iç lan iç, afiyetle... iç benim için de... dedi. 

            Adana. Adana'da İdare Mahkemesi. Yanisi, Üç Yargı Yolu'ndan birisi. Hani, Hatay Adlî mahkemesinin; -ben değilim, o görevli, dediği mahkeme. Hükmünü, yine Türk Ulusu adına veren mahkeme.  

            Adana İdare Mahkemesi, Hatay'ın gönderdiği dosyayı almış eline. "Adana'nın yolları taştan", hadi bakalım, İzzet'in davası görülsün en baştan, demiş; davanın seyir defterini, noktasız virgülsüz tutanakları, bi güzel okumuş, incelemiş. Kanunları karıştırmış. 

            -Medeni Kanunun şu, Nüfus Kanununun bu maddeleri uyarınca, demiş sonunda;  

            -Davanın çözümü Adlî Yargı'nın görevine girer. Asıl ben görevsizim. 
            Hadi buyrun, kamuoyuna duyurun. Diyin ki; -bu yargı yolları vatandaş içindir; yurttaşın davası, enine boyuna incelensin diyedir. Siz öyle diyin de, bu Adana Mahkemesi ne demiş, bi de onu dinleyin:  

            -Veeee, demiş Adana İdare Mahkemesi, -daha önce adliye mahkemesince de görevsizlik kararı verildiğinden, görevli yargı yerinin belirlenmesi istemiyle... 

            -Hay aslanım UM. Hey kocca Uyuşmazlık Mahkemesi... iyi ki varsın, dedi Adem. -İyi ki varsın da... 

            Kalktı, bir kahve daha hazırladı bir şeyler mırıldanarak. Dolaştı biraz odanın içinde, bir ara, "haber saati" deyip, televizyonu açtı; izledi bir süre...  

            -Hep aynı haberler; hacı dedi ki, bacı demiş ki... diye düşündü ve bastı uzaktan kumanda düğmesine, -gereği düşünüldü, diyerek kararttı ekranı. 

            Kutsal kitabına döndü yeniden; okuduğu sayfalara, aldığı notlara baktı... Derken yumdu gözlerini... kentin en güzel, ulaşımı en kolay, çevresi yemyeşil bir yerinde, görkemli bir yapı düşündü.  

            Otoparkları binanın altında. Üç yoldan ulaşılan.  

            Yargı'nın, yargıçların huzuruna çıkarken, her adımda düşünebilsin diye insanlar... basamak sayısı çok olan, ama yormayan merdivenleriyle...  

            Her yerden görülebilecek bir yapı... kule gibi yüksek de değil, ama tek katlı da değil... Geceleri de pırıl pırıl, aydınlatılmış...  

            -Adalet hiç uyumaz ki... deyip, kaldığı yerden okumaya başladı Adem: 

            -daha önce adliye mahkemesince de görevsizlik kararı verildiğinden, görevli yargı yerinin belirlenmesi için... demiş, Adana İdare Mahkemesi, -Dosyayı Ankara'ya, şu Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderelim. 

            Ve dosya gönderilmiş Ankara'ya.  

            Hatay, Adana, Ankara. Dosya değil mübarek, seyahat özgürlüğünü kullanan bi vatandaş sanki... 

Meraklısına notlar: 3

            Öykülere esin kaynağı olan Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları: 

            10. Telefon faturası 
            Hukuk Bölümü, E.94/26, K.94/28, T.14.11.'94, RG. 11.12.'94, s.22138 

            11. Nöbetçi Mahmut'un öyküsü 
            Ceza Bölümü, E.95/8, K.95/9, T.09.06.95, RG. .07.07.'95 s. 22336 

            12. Müslüm'ün altılı ganyan öyküsüdür 
            Hukuk Bölümü, E.95/2, K.95/1, T.13.02.95, RG. 20.03.'95, s. 22233 

            13. Voltaj davası 
            Hukuk Bölümü, E.96/21, K.96/61, T. 18.03.96, RG.10.04.96, s. 22607 

            14. Salih'in anlattığı zina davası 
            Hukuk Bölümü, E.94/31, K.94/30, T.30.09.1994, RG. 16.11.94, s. 22113 

            15. Huriye'nin davası 
            Hukuk Bölümü, E.95/12, K.95/14, T.17.04.95, RG. 17.05.95, s. 22286 

            16. Çavuşun karşılıksız aşkı 
            Hukuk Bölümü, E.94/45, K.94/44, T.23.12.94, RG.23.01.95, s. 22180 

            17. Kavga 
            Ceza Bölümü, E.94/6, K.94/6, T.04.03.94, RG. 28.03.94, S.21888 

            18. Yasak bölge 
            Ceza Bölümü, E.94/7, K.94/13, T.17.06.'94, RG. 11.07.94, s.21987 

Meraklısına notlar: 4
USUL ESASTAN ÖNCE GELİR
TÜRK USUL MEVZUATI

            01. HUKUK USULÜ MEVZUATI 

                        1.Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 

                        2.Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun 
                        3.İş Mahkemeleri Kanunu 

                        5.Tebligat Tüzüğü 

                        6.Hukuk ve Ticaret mahkemelerinin Yazı İşleri Yönetmeliği 
 

            02. CEZA USULÜ MEVZUATI 

                        1. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu 

                        2. Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun 

                        3. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun 

                        4. Memurin Muhekematı Hakkında Kanunu Muvakkat 

                        5. Terörle Mücadele Kanunu 

                        6. Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu 

                        7. 3005 sayılı Kanuna göre Cumhuriyet Muddeiumumilerile Zabıtanın Vazifelerini Ne Suretle Yapacaklarına Dair Talimatname 

                        8. Cezaların İnfazı Hakkında Kanun 

            03. İDARİ USUL MEVZUATI 

                        1. Bölge idare mahkemeleri, İdare mahkemeleri ve Vergi mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri hakkında kanun 

                        2. İdari Yargılama Usulü Kanunu 

            04. ASKERİ USUL MEVZUATI 

                        1. Askeri mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu 

                        2. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu 
            -Adalet hiç uyumaz ki... 

            Kutsal! kitabını okumaktaydı Adem: 

            Adana İdare Mahkemesi; davanın çözümü Adlî Yargı'nın görevine girer, demiş.  

            Veeee, daha önce adliye mahkemesince de görevsizlik kararı verildiğinden,  

            GÖREVLİ YARGI YERİNİN BELİRLENMESİ İSTEMİYLE... dosyaları Ankara'ya, Uyuşmazlık Mahkemesi'ne göndermiş.  

            Gözlerini kitaptan kaldırdı Adem... düşündü bir süre...  

            Dava, Hatay'da açıldı, Adli Yargı'da...  

            Mahkeme; -ben görevsizim, idare mahkemesi görevli, dedi.  

            Hatay'da İdare Mahkemesi yok... Nerde... En yakını Adana'da...  

            Haydi Adana'ya... 

            Adana'dan da Ankara'ya, UM.'a... 

            -Gereği görüşülüp düşünüldü, dedi Adem. Dedi ve okumayı sürdürdü: 

            Uyuşmazlık Mahkemesi, davanın Hatay'da açıldığı tarihten DÖRT YIL, YİRMİÜÇ GÜN sonra demiş ki... 
            İzzet, Azize'yi çoktandır göremiyordu düşlerinde. 
            Birden elinden bırakıp kitabı; -Gölgem, gölgem yok benim, dedi Adem. 

 
Meraklısına not: 5

 

            Öyküye esin kaynağı olan Uyuşmazlık Mahkemesi Kararı:  

            Hukuk Bölümü, E. 96/48, K.96/91, T.14.10.96, RG. 24.10.96, s. 22797

  
            YARGI YOLLARI 

            Hak yolunu sorana işte üç yol, ki mutlak GÖREVLİ birisi 

            İşte mahkemeler ... İşte adlisi idarisi, askerisi. 

            O’rda dağıtılır hak bilene adalet, ki devletin temelidir. 

            Hak deyip de gelene, diyen kim? “Mahkeme GÖREVSİZDİR!” 

            Vardır elbet her davanın bir yargıcı, mahkemesi 

            Yeter ki bulunsun tez zamanda GÖREVLİSİ. 

            Azize, nail olmak isterken nagehan neticei talebine, 

            Dört yıl yirmi üç günde bulundu ancak GÖREVLİ MAHKEME !