|
1997, 10 Şubat...
Hafiften kar atıştırmakta. Oda sıcak, soba keyifli; -İyi doldurmuş Mihroş, diye düşündü Adem. Şu Harita Metod defterini aldığı günü hatırladı. Sonra, düzenli olarak yazmaya başladığını... o kutsal! kitabını aldığı günü... Kitapçı, emekli öğretmen Kubilay beyi... anayasa kitapcığını hediye edişini... Kahveci Adil'i... -Hayatımda hiç mahkemelik bi işim olmadı çok şükür, demekteyken, hani sanki mahkemelik işi olmak ayıp bişeymiş gibi... sonra bi gün koşup mahkeme kapılarına, -hakkımı isterim, diyen insanları düşündü, -Yaa, demek bu işler böyleymiş, bu adalet, bu mahkeme, bu haksızlığa uğramanın davasını gütmek... demek böylesine zor işlermiş, diyenleri... Hakkı, haklıyı, haksızı mahkemede görenleri, hem de ilk kez. -Yav böyle de olur mu, diyenleri, ama anca kendi ayaklarına basıldığında, misâl, tırnaklarının bi ucu kırıldığında, -Amman Adalet, diyenleri... Hukuku, hukuk devletini, anca o zaman hatırlayanları... düşündü... Pencereden bakmaktayken uzaklara, neleri düşünmekte olduğunu da düşündü. Ve döndü kitabına yeniden: Orhan Almanya'da işçi. Tatile gelmiş memleketine, Kars'a. -Hey gidi günler hey, demekte,
-Ya Allah, ver elini Almanya, dediği günler, ne de uzaktı şimdi.
Fest dedikleri, ve bir bayram olduğunu sonradan öğrendiği, cıvıl cıvıl bir ilk gün yaşamıştı Orhan. Valizini bıraktığı gibi amcasının evine, soluğu meydanlarda almıştı. O gün gezdiği, yürüyüp dolaştığı kadar da, bir daha asla yürümemişti Münih yollarında. Eh işte, her yıl bir araba değiştirir olmuştu ya, zaman bulamıyordu yüremeye yani...
Yıllar yıllar önceydi. Marta'yla daha tanışmamışlardı henüz.
-Suçum ne, demişti önce, -niye, kime n'aptım ki? -Askeri yasak bölgeye girmek suçtur, bilmez misin? Askerlik yapmadın mı sen... demişti, başçavuş. Ve hemen kapmıştı kamerayı Orhan'ın elinden. -Yok be komutan, kötü bi niyetim yok, hani şöle etrafı, çevreyi... koyup kameraya götürmek istedim Almanya'ya, hepsi bu, demişti Orhan.
Demişti ama, inandıramamıştı başçavuşu. Ve şimdi, işte bu nezarethanede,
bir zaman yolcusuydu geçmişe uzanan. Ne olacağını bilmiyordu henüz; elinde
bir "şu an", bir de, "geçmişi" vardı. O da öğrenecekti ama; neymiş görevsizlik,
neymiş görevli mahkeme, ne yaparmış şu Uyuşmazlık Mahkemesi... öğrenecekti.
-Eee vatandaş Orhan, hoşgeldin ülkene... bakalım senin öykün neymiş, deyip okumaya devam etti: Böylece, "Askeri yasak bölgeye girmek" suçunu işlediği ileri sürülerek, 1632 sayılı Askeri Ceza Yasası'nın 57/2. maddesi göndermesiyle TCK.nun 135/1. maddesi uyarınca cezalandırılması ve aynı yasa'nın 36. maddesi uyarınca video kamera ile filmi içeren kasetin zoralımına karar verilmesi için; Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığının iddianamesiyle, Orhan aleyhinde kamu davası açılmış. Durdu; okuduklarının özetini defterine yazdı Adem. -E yahu, işte yine aynı hikâye; o mahkeme, hayır o görevsiz, gidin ötekine; önce, ama önce şu mahkemelerin, sen mi ben mi davası... Eeee, n'olmuş bakalım, deyip devam etti okumaya: Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi; sanık Orhan'a atılı suçun, ikinci derece kara askeri yasak bölge sınırları içerisinde işlediği; bu sebeple de, yargılama yapma görevinin, Akyaka Asliye Ceza Mahkemesine ait olduğunu söyleyip, görevsizlik kararı vermiş... -N'olcak, dedi Adem, - karar da temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Sonra da sınav kağıdını kontrol eden öğrenci gibi, baktı kitaba: -Evvet, dedi, -tastamam öyle; temyiz edilmemiş, vee öylece kesinleşmiş. -Haydi, bakalım sonasına, sonası n'olmuş... Akyaka Asliye Ceza Mahkemesi de demiş ki; suçun, birinci derece kara askeri yasak bölgede işlendiği, olay yerinde yapılan keşifle anlaşılmıştır. Bu durumda, yargılama yapma görevi, Genelkurmay Askeri Mahkemesine aittir. Demiş. -Yav bak şimdi, dedi Adem, sanki karşısında Beşir usta vardı da, konuşmaktalardı hani,
-n'olur ki, yani, ikinci derecede yasak bölge olsaymış, şu mahkeme olurmuş
da, birinci derece yasak bölge olduğu için, efendim öteki görevli olmalıymış...
denmese olmaz mıydı yani... Yargılama Yetkisinin kaynağı, yanisi Türk Ulusu
ayağa kalkar da;
-N'oluyo ya, nedir bu görevsizlik falan... mı derdi? Ve Akyaka Asliye Ceza Mahkemesi, önce görevsizliğine ve sona da, görevli mahkemenin belirlenmesi için dosyanın... -Elbet canım, nasılsa UM. var, dedi Adem, -bakarsın dosyaya şöle bi, olay nasılsa kağıt olmuş... nasılsa Orhan; Almanyalı Orhan değil artık, bilmem kaç esas sayılı dosya... baktın ki, karşık marışık, verirsin görevsizlik kararı, gönderirsin dosyayı UM.'a. -Böyleceeee, deyip Okumaya devam etti: Türk Ulusu Adına karar veren mahkemeler arasında, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olduğundan; dava dosyası Akyaka Cumhuriyet Başsavcılığının yazısı ekinde Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiş. Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümü, -gereği görüşülüp düşünüldü, demiş; anlatmış, tartışmış, sonunda doğrusu budur demiş. Adem bu bölümü aynen yazarken defterine; -yazarken daha iyi öğreniyorum, diye mırıldandı. İşte UM.'un dediği: Türk Ceza Yasası'nın 135/1. maddesi: "Devletin askeri menfaati icabı olarak, girilmesi men edilmiş olan yerlere veya toprak, su veya mıntıkalarına gizlice, veya iğfal ile girenin" cezalandırılacağı öngörülmüştür. 1632 sayılı Askeri Ceza Yasası'nın 57/2. maddesinde ise; "Türk Ceza Yasası"nın 135. maddesinde yazılı olan fiilleri işleyenler, bu maddede gösterilen cezalarla cezalandırılır" denilmektedir.
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Yasası'nın "Asker
olmayan kişileri askeri mahkemede yargılamaları" başlığını taşıyan,
Aynı Yasa'nın 1/4. maddesinde; "Askeri Ceza Yasası'nın 55., 56., 57., 58 ve 59 maddeleri ile 148. maddesinin (B) fıkrasında yazılı suçları işleyenlerin yargılanmalarının Milli Savunma Bakanlığının önceden tesbit edeceği ve Resmi Gazete ile yayınlayacağı askeri mahkemelerde yapılır" denilmektedir. Milli Savunma Bakanlığı, anılan maddeye istinaden, 25.Kasım.1971 gün ve 14023 sayılı Resmi Gazete ile; "Askeri Ceza Yasası'nın 55., 56., 57., 58 ve 59. maddeleriyle, 148/B. maddesinde sayılan suçları işleyenlere ait davalara; suç 01.Temmuz.1971 tarihinden sonra (Bir Temmuz dahil) işlenmiş ise, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinde bakılması" hususunda ilanen tebligatta bulunmuştur. Her ne kadar, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesince, Genelkurmay Başkanlığının cevabi yazılarına dayanılarak, suçun 2. derece kara ve askeri yasak bölge sınırları içerisinde işlenmiş olduğu kabul edilerek görevsizlik kararı verilmiş ise de... -Dur be Adem, dur be oğlum, atlı mı kovalıyo.. deyip, kaldırdı başını kitaptan. -Çok karışık yav, dedi kahvesini yudumlarken. -Şimdiii, adam kalkmış Almanya'dan gelmiş memleketine... yaşadığı yer, çocukluğu... falan derken... ha bak, casus masus da olur, tamam, olabilir yani... ama o ayrı bi konu... demem o deme ki, evet yakaladın mı bu Orhanı, birinci mi, ikinci mi, neyse yani, askeri bi yasak bölge de yakaladın mı... eee, tut kulağından at içeri, tutanaklar filan, çıkar hemen yargıcın önüne, doğrusu yanlışı; görevlisi görevsizi demeden yani, yargıla bi güzel, suçluysa ver cezasını, neymiş görsün, misâl kamerayla casusluk... Ya da suçsuzsa, haaa bak, o zaman da sal gitsin bir an önce, gitsin nereye gidecekse... -haksız mıyım yav, dedi kendi kendine, -yanlış mı düşünüyorum... Beşir usta, diyecekti ki... toparlandı da, -ya bak, bi başımıza konuşmaya da başladık, dedi. -Efendiiim, sona n'olmuş, ne demiş bu UM? diyerek okumaya devam etti: Dosyanın Akkaya Asliye Ceza Mahkemesine intikalinden sonra, sanığın yakalandığı yerin, belirlenen koordinatlara göre Birinci Derece Kara Askeri Yasak Bölge olduğu, yapılan keşifle anlaşıldığından, sanık Orhan'ın, işlediği suç nedeniyle yargılanması, askeri yargının (Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinin) görev alanına girmektedir. Açıklanan nedenlerle; davanın, askeri yargı yerinde görülmesi gerektiğinden, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. -Demiş, evet aynen böle demiş UM... Derin bir iç çekti Adem. Ve devam etti, -Oldu mu, tamam mı? Doğru mahkeme bulundu da, yargılama yetkisinin sahibi Türk Ulusu dedi mi, -Afferin hepinize, verdiğim yetkiyi iyi kullandınız, bak ne güzel buldunuz görevli mahkemeyi... hadi bakalım, şimdi de güzelce bi, asıl işinizi, yargılamayı yapın da, anlaşılsın artık, şu Alamanyalı Orhan suçlu mu, casus mu, masum mu... anlaşılsın ya. -Tarihleri de yazalım, dedi Adem: Kamu davasının Genelkurmay askeri mahkemesinde açıldığı tarih: 24.04.1992 Mahkemenin görevsizlik kararı: 02.06.1992 Akyaka asliye ceza mahkemesinin görevsizlik kararı:14.12.1993 Dosyanın UM.'a gönderiliş tarihi: 18.04.1994
UM.'un karar tarihi:
17.06.1994
-yuvarlak hesap iki yıl. İki yıl sürmüş görevli mahkemeye ulaşmak. N'olcak yani... Yani taa başından, açıldığı mahkemede görülüp, bitseydi şu dava; Orhan suçlu mu suçlu; suçsuz mu suçsuz... denseydi... olur muydu canım, öyle eziyetsiz zahmetsiz... hani bi tek, -acaba hâkim ne karar verecek beklentisi, heyecanı... olur mu ya... önce şööle bi mahkemeler çekişecek ki bi güzel, -ben görevli değilim, sen görevlisin... falan, derken, UM. girecek de araya diyecek, -bırakın tartışmayı... şu mahkeme görevli, işte o kadar. Haa işte anca ondan sona bakılacak Orhanların, Dürdanelerin, Fazıl amcaların.... daha kimbilir kimlerin davasına. Yitik zaman... Adalete giden yol (lar). Hukuk Devleti. Yasama ve Yargı'nın kaynağı ve sahibi, ULUS. Adem ve ötekiler, ulusun birer üyesi. Hâkimler Ulus Adına... önce yetkileri, görevleri hakkında karar veriyorlar. Sonra... Adem'in ve ötekilerin davalarına bakabiliyorlardı. Yasaydı bu. Yasalar böyle buyurmuştu; önce usul, sonra esas... önce yetki, görev, sonra, kim haklı kim haksız; kim suçlu, kim değil... Yasaları Meclis yapıyordu. Bizim seçtiğimiz insanlar, milletvekili olup, meclise gidiyorlar, yasa yapıyorlar, değiştiriyorlar, eskiyenleri atıyorlar, yerlerine yenilerini koyuyorlardı. Toplum, kuralsız, yasasız yönetilemezdi elbet. Ama kurallar da yaşamı bunaltmamalı, çekilmez kılmamalıydı. Haklı olan, göğsünü gere gere gidebilmeliydi mahkemeye; haksızı, suçlusu da, yaptığına pişman olarak...
Ya durum neydi? gerçek... bir kez hepsi; haklısı haksızı bir güzel bezdiriliyor,
hani neredeyse pişman ettiriliyordu; hak hukuk deyip, mahkeme kapısına
geldiklerine... sonra, çok sonra - Evet efendim, tamam, biz yetki işini,
görev işini hallettik, şimdi davanıza bakacaz, deniliyordu. Sonra? Yaaa,
işte bir de sonrası vardı. Doğru mahkeme bulunduktan sonra ancak, başlıyordu
dava.
-Arkadaş, tamam, "suçlusun, yasak bölgede, bilmem birinci, ikinci bölgede..." deyip yakaladınız... savcı... iddianame... dava falan, tamam, buraya kadar anlarım. Ama sonrasını... o mahkeme mi, öteki mi... yav, 25 ay 23 günüm mahvoldu, gecesi gündüzü, kahırlandım durdum... yargılasaydınız bir an önce, neyse cezam vereydiniz, biter giderdi, misâl, yatar kurtulurdum... Hem bi dakka bakalım, sizler şimdi, "görevli mahkemeyi bulduk, gel bakalım yurttaş Orhan, gel de bi yargılayalım seni", demektesiniz ya... Hayır işte, hayır... Önce, benim 25 ay, 23 günümden kim, kimler sorumluysa, önce bi onlar yargılansın. Demez miydi Orhan. Demiştir bel ki de... demişse bile, n'olmuştur ki... -Dalga mı geçiyosun lan, kocca devletin mahkemesiyle, savcısı, yargıcıyla... demişlerdir. Orhan da, belki (hani misâl); -Yav ne devletin mahkemesi be... Benim mahkemem, benim savcım, yargıcım... benim ödediğim vergiler... demiştir. -Yargılama yetkisinin sahibi Ulus değil mi... ben de, vatandaş Orhan olarak, bu ulusu ulus yapan insanlardan birisi değil miyim yav... Bilmedik, bilemedik, hadi bi halt ettik, girip yasak bölgeye, bi film çektik... eee, ne dediniz... "kanunu bilmemek mazeret değil", böyle dediniz. Ya bunlar? Bu savcılar, hâkimler, avukatlar... onlar neden görevlisini, doğrusunu bilmezler, bilemezler bu mahkemelerin... Bilmezler de, kim çıkıp diyebilir onlara, -Bilseydiniz efendim, hem bilmek zorundasınız, yoksa, bak bu yurttaş Orhan hepinize, her birinize bi dava açar ki, şaşar kalırsınız... kim diyebilir bunu?
-Ben kanunu bilmiyordum, işte yargılanıyorum, bunlar da görevli mahkemeyi
bilemediler, onlar da yargılansın, derse Orhan, görürsünüz gününüzü.. Kolay
mı
Sorun bakalım şu politikacılara, iş adamlarına, bankacılara, bırak Doları, Markı, bizim parayla kaç lira eder 25 ay, 23 gün... -Efendim?... O Orhan'ın zamanı mı... ucuz mu diğerlerininkinden yani? Memleketin anlı şanlı zenginlerinkinden, bürokratlarınkinden... ucuz mu, değersiz mi vatandaş Orhan'ın zamanı... zamanın acımazsızlığı, yakıcılığı, kahrediciliği... hem de mahkeme koridorlarında... -Haklı hakkına kavuşmalı, suçlu cezasını çekmeli. Gerisi laf deyip, kalktı ayağa Adem. -Saatlerdir mi, asırlardır mı okuyor, kendi kendimle konuşuyorum... -Bi kahve daha içmeliyim, diye düşündü. -Kafam açılmalı, tüm bu hukuk işlerini anlamalıyım, anlamalıyım ki, öyle gitmeliyiz şu Uyuşmazlık Mahkemesi'ne. Hatta evet, evet önce Meclise... Yasakoyucu'ya... İyi ki ertelendi şu Ankara işi. Koyuca bir kahve hazırladı. Pencereyi açıp, odayı bir güzel havalandırdı. Bala kulübesindeydi; sahibini görünce pencerenin dibine geldi, başını okşadı Adem de. -Okumalıyım, daha çok, ve daha çok yazmalıyım, deyip kitabına, defterine döndü. -Haydi oğlum Adem, sen bakma, "bi daha peygamber yok, gelmiyecek" diyenlere, her işin, her zamanın, vardır bi öncüsü, ilki... sen de bi yurttaş olarak halkın sesi ol, bu hukuk işlerinde, öncüsü ol. Ol da görsünler, bi vatandaş, bi konuyu nasıl ele alır, ortaya nasıl koyarmış görsünler. O an, hani Hızır mı, iyi saatte olsun'lardan birisi mi, yok efendim Alâaddin'in cini mi... görünüp de sorsa Adem'e, -Dile benden ne dilersen... dese, haykıracak bir solukta;
-Tanrı'nın Adem'inden, TC.'nin yurttaşı Adem'e... tüm hukuk bilgilerini
öğrenmek istiyorum; vatandaşla adalet arasında, önce, dümdüz bi yol istiyorum.
Haykıracak... Ve daha kim bilir neler de söyleyecek ama... Görünen, Hızır da olsa, cin, peri, bilmem ne de olsa, diyecek ki;
-Yav Adem, yok be anam, böle demicektin; buyur, emret dediğim insanlar,
benden, benim gibilerden, görkemli bi sofra isterler, kuş sütüyle. Altın
isterler, saray maray isterler... Senin gibisiyle ilk kez karşılaştım.
Ha bak, Repo desen, Dolar, Mark desen, devlet arazilerinden, şöle denize
yakın bi yer istesen, ya da bi orman arazisi meselâ, tamam der, yaparım
da... bu senin dediklerin zor be anam... Anlamam bu işlerden. Birileri,
"tak diye emreder", ben de "şak" diye yaparım. O kadar. Zaten şu Hacı-Bacı
ortaklığı da çok yordu beni de, hepimizi de... "biraz daha, biraz daha..."
isteklerinin sonu gelmiyo anacım. Bu senin dediğin, anca insan işi; düşünen,
yaratan, soran sorgulayan insan işi, bu dediklerin. Sen yaparsın ancak,
sen ve senin gibiler. Bugün değilse de bi gün...
-Yok yok, dedi Adem. -Bu görevli, görevsiz davası, mahkemelerin bu görev çekişmesi... yok arkadaş, olmaz, olmamalı yani.
Kaldığı yerden okumaya devam etti:
|