|
Doğanşehir ilçesi, Polat kasabası. Vakit akşam. Aylardan Nisan... kıştan yaza... askerlikten sivilliğe... geçiş... yörede mevsim, yörede zaman. Ardıç ormanları... otu, suyu bol yaylaları... Güneydoğu Torosların kuzeye açılan bir kolu, Nurhak Dağları... akar Sultan Suyu, baraja tutsak. Sürgü Çayı özgür akar. Zaman ha akar, ha donar. Viranşehir, hep şehir olmak özleminde. Önce adı değişmiş; viran değil nicedir, Doğanşehir. Roma, Bizans, Abbasi, Selçuklu egemenliği... Malatya'yı Kahramanmaraş'a ve Gaziantep'e bağlayan yolun batısında. Mayıs'ın, derken yazın ucu göründü, görünecek. Mevsimler bir başka bu yörede. Ve vakit akşam, şimdi, şu an. Doğanşehir Jandarma Karakolu. Karakolda görevli uzman çavuşlar Malik, ve Ahmet. Bir de, aynı karakoldan terhisli er Bülent. Ötekiler görevde. Bülent çekmiş sivilleri. Sohbet koyu mu koyu... Kasabadaki kavgadan haberleri yok henüz. Hareket yarın. Memlekete. Malatya'dan İzmir'e. Bitti askerlik... hee, sayılı gün çabuk geçer derler ya. Ama geçtikten sonra derler... Bu son geceyi de karakolda geçirecek; hareket yarın, sabah altı arabası. Uyku ne gezer. İzmir, Kordonboyu, Karşıyaka... Komutanlarıyla laflamakta... tertipleriyle de, -Hele bi varayım memlekete... bi sarayım anamı, babamı... şöle bir uzanayım yatağıma, demekte. Derken, bir gürültü, bir bağrış çağrış dışardan, -koşun, çabuk olun... Adem kaldırdı başını kitaptan; Yasemi'ni düşündü, Nazifi de... Beypazarı halkını... Yasemin'in babasını... Kim korkar Adalet'ten diyenleri... Hakka, hukuka saygı duyanları... Hak yoluna bir nedenle girmiş tüm insanları, davacıları, davalıları; mağdurları, sanıkları... düşündü. Görevli, görevsiz; yetkili, yetkisiz tüm mahkemeleri, yargıçları, savcıları... avukatları... -Doktorlar hiç hasta olmazlarmış gibi gelir ya insana, bu Adalet Dağıtan, adalet için çalışanların da, hiç mi mahkemelik bi işleri olmaz ki, diye mırıldandı. Hani bi yolu olsa da, şu hâkimi, savcısı, avukatı hani misâl, bi yargılansalar şakacıktan hani; bir davacı, ya da davalı olsalar da... Ama elbette önce bu yasaları yapanlar; bu mahkemeleri, bu yargı yollarını yapanlar, değiştirmeyenler, önce... önce onlar, bi düşseler de, bi hak peşine, varıp gitseler bi savcıya, bi mahkemeye de, görseler bi; nasıl oluyomuş, görevsizlik kararı... Kitabın yazdığı adaletle, hayattaki adalet nasıl oluyomuş, ah! bi görseler, bi yaşasalar... Düşünmeyi bırakıp kitabına, kaldığı yere döndü Adem: -Koşun, çabuk olun... Kavga var koşun, Ali ve Cemil (bunlar da kim...) girmişler birbirlerine... kasabanın orta yerinde, hani Doğanşehir, olacak nerdeyse yine Viranşehir... Ortalık kan revan, toz duman... yetişin. Muharrem Başçavuş ve er Hüsnü olay yerindeler. -Yav n'apmakta acaba Hikmet'im, oğlum, diye derin bir iç geçirdi Adem, -Salı diğil miydi, dört Şubat yani, evet Salıydı canım, mektubun geldiği gün... yani daha bir kaç gün önce ha... yüzyıl gibi... dedi. Sonra da, -Hepinize hayırlı tezkereler, aslan memetçikler, aslanım Hikmet, hepinize... -Nerde kalmıştık, deyip kitaba, masallaşmış gerçeklere döndü,
Karakoldan hemen destek gönderilir. Ve gelen taze kuvvetlerle, derhal kavgaya
askeri bir müdahale...
Derken, aaa, o da ne... kim bu Cemil, kim lan bu... askere hakaret eden, Astsubay Muharrem'e... Jandarma eri Hüsnü'ye de direnen... -Yakalayın lan şu herifi, atın nezarete. Cemil nezarette. Olayın mağdurlarının ifadeleri alındığı bir sırada, Malik, Ahmet ve Bülent, gece saat 01.00'de, kavgacı Cemil'i karakolun kalorifer dairesinin kapısından dışarı çıkarıp salıverirler. -Git lan, git işine de, gözükme bi daha da gözümüze. Karakol komutanının izin ve onayı olmadan... ve de komutan yardımcısının, efendim, açık emrine aykırı davranıp ve de görevi suistimal suretiyle... gözaltındaki kişiyi salıvermek... Suç. Şaka maka değil, hem de ciddi bir suç. Kağıt, daktilo, tutanak, imza, şikâyet... doğru savcıya. Ve efendim, Türk Ceza Yasa'sının 240.maddesi uyarınca cezalandırılmaları için, Doğanşehir Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesi ile kamu davası... Doğanşehir Asliye Ceza Mahkemesi; önce, sanıkların, yani bu Malik, Ahmet ve Bülent'in olay sırasında görevli olmadıklarını, ayrıca sanık Bülent'in telsizci olarak görev yaptığını tesbit eder. Mırıldandı Adem, -Aslanım ne işin var telsizle melsizle, terhis olmadın mı koçum.. Nezaretteki Cemil'in ifadelerinin diğer personel tarafından alınmış olduğunu, hal böyle olunca da, adı geçenlerin mülki ya da adli görevlerinin bahse konu olmayacağını belirtir, bu asliye ceza mahkemesi. Suçun askeri bir yerde, ve askerlik görevi ile ilgili olarak işlendiği şeklindeki gerekçeye dayanarak, görevsizlik kararı verir. Karar temyiz edilmeksizin kesinleşir. -Hey adalet savaşcıları... koşun bakalım, şimdi de askeri mahkemeye, dedi Adem. Ve okumaya devam etti: Malatya 2.Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi de; sanıkların olay tarihinde nöbet görevlerinin bulunmadığı, ancak, nezarette bulunun Cemil'in adliyeye sevkine kadar karakolda tutulmasının, Jandarmanın adli görevlerinden ve keyfi olarak bırakılmasının da, adli görevin ihlali suçunu oluşturacağı gerekçesi ile görevsizlik kararı verir. Bu karar da temyiz edilmeyerek kesinleşir. -Tamam, dedi Adem, -verin canım görevsizlik kararını, n'olcak, nasılsa UM.var. Böylece; adli ve askeri yargı yerleri arasında, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş. Dava dosyası Malatya 2. Ordu Askeri Savcılığı tarafından, Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiş. Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümü... -gereği görüşülüp düşünüldü deyip, demiş diyeceğini, vermiş hükmünü: ... 2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Yasası'nın 7.maddesinde, Jandarmanın sorumluluk alanlarında genel olarak görevleri; a) Mülki görevleri; emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak ve kollamak, kaçakçılığı men, takip ve tahkik etmek, suç işlenmesini önlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumları ve tutuk evlerinin dış korumalarını yapmak, b) Adli görevleri; işlenmiş suçlarla ilgili olarak kanunlarda belirtilen işlemleri yapmak ve bunlara ilişkin adli hizmetleri yerin getirmek,
c) Askeri görevleri; askeri kanun ve nizamların gereği görevlerle, Genel
Kurmay Başkanlığınca verilen görevleri yapmak,
şeklinde sayılmıştır. Jandarma Teşkilatı, Görev ve Yetkileri Yönetmeliği'nin, 7. Bölümünün "Adli Görevlerin Esasları" alt başlığını taşıyan 81. maddesinin (c) fıkrasında; ".... suç ve suçun sanığı olabilecekleri, bunlarla ilgili delilleri aramak, saptamak toplayıp korumak..." denildikten sonra, 88. maddesinin (3).fıkrasında da, "Olayda fail olarak gözükenleri yakalamak ve gözaltına almak..." hükmüne yer verilmektedir. Hem kavga çıkarıp, hem de, kavgayı önlemeye çalışan askerlere hakaret ederek, direnen Cemil; yakalanıp nezarete alınmıştır. Bu durum, tümüyle Jandarmanın adli görevine ilişkindir. Her ne kadar, sanıklar bu olay sebebiyle, yahut herhangi bir şekilde, karakolda özel şekilde görevlendirilmemiş iseler de; komutan yardımcısının emri karşısında, özellikle Malik ve Ahmet'in, uzman çavuş olmaları, yürütülen bir adli görev sebebiyle, ne şekilde davranmaları icabettiğini bilmelerini gerekmektedir. Özel şekilde görevlendirilmemiş olmaları, kendilerinin adli görevli sayılmalarına engel değildir. Açıklanan nedenlerle; anlaşmazlığın adli yargı yerinde çözümlenmesine ve, Doğanşehir Asliye Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına... -Karar verilmiş, dedi Adem, ve koyuldu tarihleri yazmaya: Kamu davasının asliye cezada açıldığı tarih : 01.05.1992 Mahkemenin görevsizlik kararı : 18.11.1992 Malatya askeri mahkemesinin görevsizlik kararı : 10.06.1993 Dosyaların UM.'a gönderiliş tarihi : 27.01.1994
Uyuşmazlık Mahkemesinin karar tarihi :
04.03.1994
YAŞASIN!!! -Yav, şakası bi yana, bu işte bi terslik yok mu? diye düşündü Adem. -İnsan bu kadar değersiz, zaman bu kadar ucuz muydu... yazık değil mi, başta o davanın taraflarına; davacısına, davalısına; mağduruna, sanığına... yazık değil mi yav. Yargıcına, savcısına, katibine... avukatlara da yazık günâh değil mi canım? -NEDEN yahu?, diye bağırdı. Bağırmış olduğuna da şaşırdı sonra. Bir kahve daha hazırlamak üzere ağır ağır kalktı... ortanca çezveyi aldı, pet şişedeki iyi sudan koydu. Kaynamasını başında beklerken, kocaman fincanına üç dolu kaşık Nescafe... kaynamaya yakın söndürdü ocağı, fincana biraz da soğuk su kattı. Kocaman bir yudumun ardından, -Elime sağlık, dedi. Ve kitabına dönerken de, -Hadi bakalım Malik ve Ahmet çavuşlar, hadi bakalım terhisli Bülent... işte bulundu mahkemenin doğrusu, görevlisi... varın gidin savunun kendinizi; ya aklanın, ya da çekin cezanızı... ama bitsin davanız, bitsin de, işte hakkı, hukuku görsün, bilsin millet. Bırakıp kitabı, defterine yüzyılın dizelerini yazdı: Aman dikkat! yola çıktın bir kere Dalıp gitme, üç kapı var önünde. Anayasa, hak, hukuk; önce yetkilisi, görevlisi... Lazım ki bir mahkeme; hani deyip, "Türk Ulusu Adına", Elindeki terazide; adlisi, idarisi, askerisi Tartsın önce kendini... versin hükmünü kendine. Varmış bilmem... kaç yol, usul, mahkeme... Alın hakkımı der, koşarım avukata, savcıya hâkime. Terazisi cezve midir adaletin, ki dolaşır elden ele... Ayaktopu mu davalar; ilk vuruşta olmadı, umut sonrakine... Nasıl bir yurttaş ister, kitapta yazan bu hukuk devleti... Düşünmez mi kimse, bilinir mi bunca yasa, hem de doğru mahkeme... Adem, öğrendin de her bişeyi, yargı yolları mı bilmediğin, Şuna bakın, kimileri anmazken adını; üç yol var önünde, adalet isteyenin. Bir aktör edasıyla da okuduktan sonra, -Yaz Adem oğlu Adem, yaz... dedi. Yaz, deyince Ayvalık geldi aklına. -Yazın gelin ha, mutlaka... bekliyoruz, demişti amcası. -Tonton amcam, diye mırıldandı. Derken, o Pire Memet öyküsünü anımsadı. Nasıl da güzel anlatmıştı amcası... Hani düzduvara tırmanırmış da... sonra eşekten düşüp... Yargı Yolları'nda n'pardı acaba bu Pire Memet? Adalete giden kestirme bi yol bulur muydu ki... Hani pire insan olmuş da, adına da Memet demişler, öyle bi adammış. -O gün, o kavak ağacına çıkan bu Memet miydi, yoksa tüm mahalleli mi çıkmıştık onunla birlikte, demişti amcası. -Hacı Leylek yuvasız kalmasın, aman bizi terk etmesin, demiş de mahalleli, derdine düşmüşler bu yuva işinin. -Eee, tamam da, kim çıkacak bu kocca ağaca, demişler sonada. Ağacın tepelerinde bir yerine, güzel bir yuva yapmak için... Hemi de gerekli tüm malzemeyle... tahtası, çivisi, çekiciyle... -Kim, kim çıkar ki, demişler.
Hep birden haykırmış mahallenin gençleri de; biraz gurur, eh biraz da kıskançlıkla...
-Kim çıkar ki; elbet Bizim Pire Memet, demişler. Duvar gibi kavağa çıkmış
arkadaş, bu Memet... hem de nasıl... toprakta yürüyemek için değil de,
hani böle tırmanmak için yaratılmış sanki. Yargı Yolları'nda Pire Memet...
N'apardı ki acaba..
|