![]() |
|
Eve vardığında, çocuklar çoktan yemeklerini yemişler, uyumaya hazırlanıyorlardı. Mihriban biraz merak, biraz da kızgınlıkla, -Nerde kaldın Adem? Bi de geç kalma demiştim iyi ki.. dedi. Ne uzun yürüyüşünden, ne de gölgesini göremediğinden bahsetti Adem. -Beşir ustadan sonra, yolda bi arkadaşla karşılaştık, lafa dalmışız işte, dedi yalnızca. Mihroş da üsteleyip, -kimmiş, falan demedi. Isıtılan yemeklerini yerlerken, -Biliyo musun, dedi Mihriban, -bugün şu bizim Haticelere gittiydim de, Kayseri'den teyzesinin kızı, almış çocukları gezmeye gelmiş, konuşurken ordan burdan, bi telefon faturası davası anlattı ki, tam... senlik, diyecekken, kocasının ilgisini çekip çekmediğini anlamak için, durup yüzüne baktı bir an: -Adem, dinloyo musun beni... -He, dedi Adem kısaca. -Hayır ne biliyim, bi dalgın gibisin de, dedi Mihriban. -Yok, yok, anlat sen, dedi Adem. Hani Mihroş biraz daha üstelese, deyiverecek her bir şeyi; yolunu uzattığını, o sokağı, sokakta gölgesini... -Madem öyle, dedi Mihriban da, -anlatayım da dinle: İşte bu Ayşe hanım, Hatice'nin teyzesinin kızı, evindeki telefona gelen faturada ....lira borç yazdığını görünce, gözleri yuvalarından fırlamış. -Bu kadar çok konuşulmaz anam babam, yok, mümkünü yok deyip, telefon idaresinden faturanın dökümünü istemiş. İstemiş ya, santralın özelliği nedeniyle, tesbiti mümkün olmamış. O da tutmuş, fatura iptal edilsin diye, PTT.'ye bi dava açmış. -Hemi de nerde biliyo musun? diye sordu Mihriban, Adem'in yüzüne sorgularcasına bakarak; hem kocasındaki bu dalgınlığın nedenini, hem de dinleyip dinlemediğini anlamak istercesine. Dinliyordu Adem, dalgın malgın, evet dinliyordu ama, yanıtını bilmiyordu. -Yav, bu iş de, su davası gibi, dedi. Bu kez Mihriban sordu, -Su davası da ne ki? -Hiç canım, bizim muhtar, Beşir ustanın ordayken, bir dava anlattıydı da. Derim sona. Sen de hele, nerde açmış bu Ayşe hanım davasını? Tek tek, üstüne basa basa söyledi Mihriban da, -İdarî -Yargı -Yerinde. -Yav bak, şu telefon faturası da davalık olur muymuş demicem de... sakın o mahkeme mi, öteki mi... lafın gerisini beklemeden atıldı Mihriban; -Hem ne nasıl, senlik dediğim de bu işte; önce, hangi mahkeme görevli davası... Adem canlanır gibi olmuştu. -Hele çaylarımızı da getir de, de bakalım yine UM. işi mi? Mihriban bardakları doldururken, -Evet, yine şu senin UM, dedi. Ve anlatmaya devam etti:
-Davayı açmışlar. Kayseri İdare Mahkemesi; İdari Yargılama Usulü Yasası
mı ne, işte onun bilmem kaçıncı maddesinde iptal davaları sayılmış, demiş.
-O da nesi? diye sordu Mihroş. -Yav bak işte karıcım, dedi Adem de, -biz de Beşir ustayla duyduğumuzda, aha aynı senin şimdi şaşırdığın gibi şaşırmıştık. Meğersem, bu hak, hukuk, mahkeme, dava işleriyle her bi uğraşan duyarmış bu sesi. Korkulacak bişi yok canım. Her seslenene mutlak yanıt verirmiş. Bak dur, dinle biraz... duyarsın, deyip seslendi; -Yargı'nın Sesi, hadi anlat bize şu davanın hukukunu. Ve Mihroş da duydu Yargı'nın Sesi'ni: Bu davalara konu olabilecek idari işlemler, ancak kamu gücüne dayalı, kamu alanında tesis edilen olumsuz işlemler olduğu zaman, bunların çözümü idari yargının görevine girer. Telefon tesislerinden yararlanma konusunda, idare ile ilgililer arasında özel hukuk hükümlerine göre abonman sözleşmesi düzenlenir. Bu ilişkiden doğan anlaşmazlıklar, özel hukuk alanını ilgilendirir. Bu nedenle de, dava adli yargının görevine girer. -Hah, şimdi sen anlat gerisini, dedi Adem. Mihroş da şaşkınlığından kurtulup, -İşte böyle demiş, ve vermiş mahkeme görevsizlik kararını, dedi. -Karar da temyiz edilmeden kesinleşmiş mi? diye sordu Adem, Mihroş çayları tazelemeye kalktığında. -Evet, aynen dediğin gibi olmuş, dedi karısı da. Ve devam etti: -Ayşe hanım bu kez, yine aynı istekle adli yargı yerine başvurarak faturanın iptalini ve fazladan ödemiş olduğu, ....liranın iadesini istemiş... deyip durdu ve Adem'in az önce söylediklerini sınamak istercesine, -Yargı'nın Sesiii, anlat bakalım gerisiniii, dedi.
Lafı bitmiş bitmemişti ki duydular sesi:
-Dosya da Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir, diyerek lafın arkasını getirdi Adem. -Evet, deyip devam etti Mihroş: Uyuşmazlık Mahkemesi, "gereği görüşülüp düşünüldü" dedikten sonra, olanı biteni özetleyip, diyeceklerini bi güzel demiş... Ve seslendi; -Yargı'nın Sesiii... Dava, telefon faturasının iptali istemiyle açılmıştır. PTT işletmesi bir Kanun Hükmünde Kararname ile, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulmuş, bir kamu iktisadi teşebbüsüdür. Kararnamenin "teşebbüslerin niteliği" başlıklı bir maddesinde, "tüzel kişiliğe sahip teşebbüslerin, bu Kanun Hükmünde Kararname ile saklı tutulan hususlar dışında özel hukuk hükümlerine tabi oldukları" belirtilmiştir. Aynı hüküm, ana statüde de yer almıştır. Posta, Telgraf ve Telefon hizmetlerini ifa etmek amacı ile teşkil olunan kuruluşun faaliyet konuları, tekel olarak verilenler ve tekel dışı olarak verilenler şeklinde belirlenmiş, telefon ve her türlü haberleşme tesislerini kurmak ve işletmek, PTT. kurumunun tekelinde bulunan faaliyetleri arasında gösterilmiş bulunmaktadır. -Ya Adem, neydi o, hani T'si satılır mı satılmaz mı, yok P'si benim, T'si kimin, şu özelleştirme filan... diye sordu Mihroş. Adem de yanıtladı;
-Karışık bi işler, ben de pek bi iyicene bilmiyorum, aslını astarını.
-Yargı'nın Sesiiii... Konuyu düzenleyen Kanun Hükmünde Kararnamenin bir başka maddesinde: "Teşebbüs müessese ve bağlı ortaklıklar, İşletmelerinde üretilen mal ve hizmet fiyatlarını tespitte serbesttirler." denilmektedir. Bu durumda, kamu kurumu olan PTT işletmesinin, kamu hizmetinin karşılığı olarak ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatını, günün ekonomik koşullarına göre tespit etme yetkisi bulunmaktadır. İdare, ürettiği hizmeti sözleşme yapmak suretiyle abonelerine satmaktadır. Hizmetin karşılığı, tarifeye ve abonman sözleşmesine dayalı olarak tahsil edilmektedir. Bu ise, idareyle kişi arasında özel hukuk alanında alacak borç ilişkisinin varlığını göstermektedir. Bu sözleşmeler, görülecek hizmetin tekel niteliği ve çok kimseye götürülme zorunluluğundan dolayı, tip sözleşmeler biçiminde de olsa, kişinin bu sözleşmeye katılımı nedeniyle, özel hukuk sözleşmesi niteliği taşımaktadır. Bu hizmetin karşılığını teşkil eden ücretin ödenmemesi halinde, tahsilatın Amme Alacakları hükümlerine göre değil, özel hukuk kurallarına göre takip edileceği gerçeği de, ilişkinin özel hukuku ilgilendirdiğini göstermektedir. Bu itibarla, telefon idaresinin yaptığı tarifeye dayanılarak istenilen konuşma bedelinin, haklı veya haksız olduğunun tayini, adli yargı yerinin görevine girer. -İşte, dedi Mihroş, -UM. mahkemesi böle deyip, Yahyalı Asliye Hukuk Mahkemesi'nin yaptığı başvurunun reddine karar vermiş. -Bu davaya sen bakacaksın, ey asliye hukuk hakimi, demiş.
-Ya Mihroş, dedi Adem, -hani insan aklını taksa, oynatır valla. İşte telefon
faturası, işte mahkeme, git anlat davanı... Ama yook, olur mu, önce bi
iyicene araştıracan, gidip bi görüşecen hâkimlerle, böle böle Ayşe hanımın
bi davası var, size mi gelsek, öteki mahkemeye mi gitsek diyecen...
-Asıl bu kanunları yapanlar... asıl onların kabahati olmalı bu mahkeme kavgası... Madem yaptın bi kanun, altına da deyiver, bu kanuna karşı gelirsen, ya da ne bilim, bu kanunla bi işin olursa, kim olursan ol, dooğru şu mahkemeye gidicen de, de ki herkesler de bilsin davaları nerde görülecek. İş mi bu yav, kapı kapı dolaş, doğru mahkemeyi ara... Hem, UM.'a da yazık yani... dedi Mihroş da. -Kim bilir kaç mahkeme, kaç kanun var? dedi Adem. Sonra da, -sahi yav, kaç mahkeme, kaç yol var? Şu adalete giden yol, niye bu kadar dolambaçlı... Kalktı, çantasından defterini çıkarıp, yazdıklarına bir göz attı, bir şeyler mırıldandı, Mihroş da, -Sesli düşün de, ben de işitiyim, dedi. -Bak şimdi Mihroş, dedi Adem, -önce şu bizim davayı düşün hele,bi kere adli yargı var, idari yargı var. Etti mi iki mahkeme, daha yeni başlamışken. Sonacıma, bak bir bir yazmışım, kimden ne duyup işittiysem. Efendim, askeri mahkeme var. Yargıtay var, Danıştay var. Daha UM.'a gelinceye kadar, oooo... Dur hele, şöle bi çizsek mahkemeleri, bulmaca gibi hani; Renkli kalemlerini de çıkardı Adem. Gölgesizliğini çoktan unutmuş, canlanmıştı bir iyice. Mihroş da keyiflendi, kalktı, çayları tazelerken, -Yav, Adem oyun ettin şu mahkeme işini, dedi. -Dur hele, dedi Adem kısaca. Büyük harflerle yazmaya başladı, kırmızı kalemle:
VATANDAŞ
YA ŞUNDADIR YA BUNDA -Tak tak, -Kim o? -Bi vatandaşın davası -Gelsin, bi dinliyim -zaman- -Dinledim, inceledim; ben GÖREVLİ DEĞİLİM. Öteki kapıya. TEMYİZ ? -Çoğu olayda bu yola gidilmemiş, karar kesinleşmiş -Tak tak, -Kim o? -Adlî (İdarî, Askeri) mahkeme selâm söledi, görevli değilmiş, bi de siz... -Olur, bakim bi. -Böleyken böle, BEN DE GÖREVLİ DEĞİLİM, iyisi mi UM.'a gidelim. -Ben ki bi mahkemeyim, ve de Adem bana UM. der; elbet söylerim şimdi, KİMDİR GÖREVLİ, HANGİ YARGI YERİ... VARIN GİDİN ŞU MAHKEMEYE nokta. DOĞRU MAHKEME - YARGILAMA - HÜKÜM TEMYİZ sabrın sonu... sabreden vatandaş... ??? -Ya Adem, bizim bi falcı tezemiz var; Adile teyze, çok da güzel bakar hani; "üç yol var önünde", lafını da muhakkak bi söler, kime baksa. O bu işi biliyo mu ne? -Hadi kız ordan, dedi Adem, -Hukuk, kanun... fal mıdır ki, fincanda okunsun; "önünde üç yol var, sen iyisi mi şu yoldan git" densin. -E öyle oldu ama. Baksana, şu senin çizdiklerinin dediği bu, dedi Mihroş. Ve devam etti, masanın altından bacağını Adem'e hafiften sürterek. -Valla iyi de iş çıkar Adile teyzeye de; "teyzem hele bi bak da deyiver, şu insanın davası hangi yoldan yürüsün..." Dediğine kıkırdayarak güldü Mihroş. Kıkırdayışı bir hoş etti Adem'i, -Kıızz, dedi şöyle bir anlamlı, -hadi bırakalım şu hukuk mukuk işini de... -Eee, deyip süzüldü Mihriban; eteğini, suya girecekmiş gibi yukarı sıyırarak... Bir çırpıda masayı toplayan Adem, -Hadi benim Mihroşum, deyip, ışığı söndürürken -Gel bak, bişi gösterecem, dedi.
Kaç yıldız saydı Adem; Mihriban kaç deprem yaşadı.. sarılıp BİR oldular.
|