Günümüzde internet, tüm dünyada ve Türkiye’de sadece bir bilgi bankası değil, aynı zamanda bir iletişim aracı, reklam ve üretim ortamı, son yıllarda ise yeni bir ticaret aracı olarak kendini kabul ettirmektedir. Özellikle internet ortamında gelişen e-ticaret, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gündeme oturmuştur, ancak çok yeni bir konu olması nedeniyle toplum tarafından tam olarak algılanamamış ve anlaşılamamıştır[1].
Kitap, dergi, müzik kaseti, CD, yazılım ve bilgisayar ürünleri gibi sanal hale getirilebilen ürünlerin e-ticaret yolu ile satışlarında gözlenen büyük artışlar, iş çevrelerinin olduğu kadar hükümet ve araştırmacıların da dikkatini çekmiş ve bu konuda araştırmalar yapmaya yöneltmiştir. Bu durum, e-ticaretin yapılandırılmasında kamunun mu düzenleyici rol üsleneceği, yoksa özel sektörün kendi kurallarını mı oluşturacağı sorusunu gündeme getirmiştir[2].
ABD’de internet’in finansmanını sağlayarak başlangıçtaki gelişmesinde hükümet bir rol oynamasına rağmen, onun büyümesi öncelikle özel sektör tarafından gerçekleştirilmiştir. E-ticaretin canlanması için özel sektör liderliğe devam etmektedir. Yenilik, genişleyen hizmetler, daha çok katılım ve düşük fiyatlar, müdahalelerle işleyen bir çerçevede değil, piyasanın yönlendirdiği bir alanda gerçekleşecektir. Bundan dolayı, hükümetler gerektiğinde özel sektör örgütlerinin internet üzerinde ticareti kolaylaştıracak çabalarını desteklemeli ve endüstrinin kendi kendisini düzenlemesini teşvik etmelidir. Hükümetler, e-ticaretin gelişmesinde derin etkiye sahip olabilirler, yaptıkları eylemlerle e-ticareti kolaylaştırabilirler ya da engelleyebilirler. Ne zaman düzenleme yapacaklarını, ne zaman yapmayacaklarını bilmeleri e-ticaretin gelişimi bakımından hayati rol oynayacaktır[3].
ABD Başkanı Clinton “ E-ticaret ile ilgili düzenlemelerin, sadece üzerinde geniş bir uzlaşma olduğu yerlerde, önemli bir amacı gerçekleştirmek için empoze edilmelidir. E-ticareti engelleyen mevcut yasalar ve tüzükler yeniden gözden geçirilmeli ve revize edilmelidir veya yeni çağın ihtiyaçlarına göre yürürlükten kaldırılmalıdır.” şeklinde beyanatta bulunmuştur[4].
E-ticaretin geliştirilmesi alanında yapılacak düzenlemelere ilişkin olarak OECD İş Alemi ve Sanayi Danışma Komitesi BIAC (Busıness Industry Advisory Committe) tarafından benimsenen temel prensipler ise aşağıdaki gibidir;
E-ticaretin geliştirilmesi için tüm dünyada benimsenen temel ilke, bu alana özel sektörün öncülük etmesi ve kamu kesiminin bu sürece gerekli desteği vermesidir. Tüm ülkelerde ve uluslararası forumlarda, politika geliştirme safhasında özel sektör sürece dahil edilmeli ve katkısı alınmalıdır. Kamu kesiminin müdahalesi, gerek görüldüğü takdirde, kıt kaynakların istikrar ortamı içinde rasyonel dağılımının sağlanması, e-ticarette uygulanacak uluslararası kuralların belirlenmesi, karşılıklı olarak çıkarların korunması şeklinde olmalıdır. Kamu kesiminin bu alana yapacağı katkı açık, tarafsız, ayrımcı olmayan, dengeli, esnek ve teknolojik açıdan yansız olmalıdır. Hükümet politikaları oluşturulurken e-ticaretin küresel niteliği gözetilerek, uluslararası koordinasyon ve uyum sağlanmalı, birbirleriyle haberleşebilecek ortak standartlara sahip, isteğe ve uzlaşmaya dayalı çözümler üretilmelidir. Elektronik ortamda yapılan ticarete, geleneksel ortamda yapılan ticarete karşı avantaj sağlanmamalı, yansız uygulamalar geliştirilmelidir. E-ticaretin vergilendirilmesi, kurumsallaşmış uluslararası uygulamalara dayanmalı, en az düzeyde sorun çıkaracak şekilde düzenlenmelidir. Telekomünikasyon alt yapısının oluşturulmasında rekabet engellenmemeli, açık ve adil bir pazar oluşturulmadır. Özellikle kişisellik, gizlilik, anonimlik, içerik kontrolü konularında alternatif politikalarla bireylerin güçlendirilmesi ve iş dünyasının öncülük edeceği çözümler ve uygulanabilir yasal düzenlemelerle tüketicilerin ve kullanıcıların korunması sağlanmalıdır. Karşılıklı anlaşmalar ve eğitim, güvenlik ve güvenilirliği güçlendirecek daha ileri teknolojik buluşlarla, anlaşmazlıkların giderilmesi için uygun mekanizmaların tesis edilmesi ve özel sektörün kendi kuralarını koymasını sağlanması ile Küresel Bilgi Altyapısı’na (GII- Global Information Infrastructure) yüksek düzeyde güven sağlanmalıdır[5].
Türkiye’de üyelerinin büyük ve etkin bölümünü kamu kesiminin oluşturduğu ETKK’nın görevlerinden biri de e-ticaret hakkında araştırma yapmak ve bilgi birikimi sağlamaktır. Oluşturulan bilgi altyapısı ile daha sonra yapılacak çalışmalara destek sağlanacaktır. ETKK sahip olduğu bilgi ile aynı zamanda kamu ve özel sektörü bilgilendirecektir.
E-ticaretin önündeki ilk engel bu konuyla ilgilenenlerin bilgi eksikliği, güvensizliği ve uygulamaların gelecekteki belirsizliğidir. E-ticaretin Türkiye’de hızla yaygınlaşması ve uluslararası ticaretteki payını bu yolla artırabilmesi için, bu belirsizlik ve güvensizlik ortamının alınacak önlemler ve gerçekleştirilecek bilgilendirme çalışmaları ile aşılması gerekmektedir.
E-ticaret özellikle KOBİ’ler için hayatta kalma, dış ticaretten pay alma ve rekabet edebilme noktalarında önem arz etmektedir. Bu nedenle de öncelikle KOBl’ler için bilgilendirme ve özendirme kampanyalarına ihtiyaç vardır. Özel sektörün başta KOBİ’ler olmak üzere e-ticaret konusunda desteklenmesi gerekmektedir. Bu da bilgi ve iletişim teknolojisi kullanılarak, kapsamlı veri tabanıyla donatılmış bir yapının kurulması ve bu yapının özel sektöre vereceği eğitim ve her türlü danışmanlık hizmetleri ile mümkündür[6]. KOBİ’lerin e-ticaret konusunda teşvik edilmesi amacıyla Belçika’da, WTCM (Teknik Araştırma Merkezi) ve Fabrimetal (Üretim Sanayicilerinin Derneği) tarafından organize edilen kampanyalar düzenlenmiştir. Bu kampanya ile Belçika’da küçük ve orta büyüklükteki işletmeler arasında bir bilinç oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu kampanyada 90 dakika süren programlar yapılmaktadır. Bu programda iki adet demonstrasyon yapılmakta ve demonstrasyonların ilk uygulayıcı şirketlere yapılması sağlanmaktadır. Öncelikle oluşturulan web siteleri kullanılarak elektronik satın alma demonstrasyonu yapılmaktadır. Senaryo uyarınca, küçük bir şirket daha büyük bir şirket olan tedarikçiden web sitesi ile mal satın almaktadır. İkincisinde ise, küçük ve orta ölçekteki işletmeler arasında web teknolojisi ve e-posta kullanılarak bilgi ağı gerçekleştirilerek bir proje oluşturulmaktadır. Yapılan gösteriler ile KOBİ’lere e-ticaret sadece anlatılmamakta, aynı zamanda uygulamalar gösterilmektedir. Böylece KOBİ’lerin gerçekleştirilebilir senaryolara yönelmesi sağlanmaktadır.
E-ticaret konusunda devlete iki önemli görev düşmektedir. Bunlardan birincisi; devletin asli görevlerinin yürütülmesinde e-ticaretin sağladığı imkanların azami ölçüde kullanılmasıdır. Bu çerçevede; yürütme erkini elinde bulunduran hükümetler, idare ve hizmet etme işlevini yerine getirirken e-ticaretin sunduğu imkanları kullanmalı ve geliştirmelidirler[7]. Devletin bu konudaki ikinci fakat ilkinden daha önemli görevi ise e-ticaret için gerekli fiziksel, yasal altyapının hazırlanması ve sürekli olarak desteklenmesi ile kamu/özel sektör ihtiyaçlarının uyumlaştırılmasıdır[8]. Ancak batılıların “overregulation” diye ifade ettiği kamu kesiminin çok fazla düzenleme yaparak, gelişen bir sektörü adeta “boğmasından” kaçınılması gerekmektedir[9].
E-ticaretin gelişimi konusunda toplumsal olarak yapılması gereken bir öneri olarak da şunu söyleyebiliriz: ABD’de başlayan bir eğilim e-mail adresi olmayan firmaların dikkate alınmaması yönünde bir gidişatın olduğu yönündedir. ABD firmaları e-mail yoluyla gelmeyen ticari talepleri bundan böyle dikkate almayacaklarını, klasik iş yapma yöntemleriyle çalışan firmalarla ticari ilişkilerini bitireceklerini beyan etmişlerdir[10]. Biz de aynı temayüle ticari hayatımızda yer vermeli hatta bunu kişiselleştirerek geliştirmeliyiz.
E-ticaretin artması, yeni bilgi teknolojilerinin ve telekomünikasyon altyapısının gelişimine bağlıdır. İnternet mevcut e-ticaret formları arasında bağlantı kurması nedeniyle, e-ticaretin geliştirilmesi tartışmalarında odak noktası olmaktadır. E-ticaret için temel koşul, bilginin bütünlüğü bozulmaksızın iletilebileceği bir telekomünikasyon altyapısıdır. İnternet kullanıcılarının yaşadığı en büyük sorunlardan biri, aşırı yüklenme nedeniyle zaman zaman görülen sıkışıklık ve zaman kaybıdır. Yaşanan sıkışıklığın nedeni dar ve düşük kapasiteli internet hatları ve altyapının eksik olmasıdır. Altyapı olarak telefon ve internet hatları dar ve düşük kapasiteli, kablolu TV hatları ise geniş kapasiteli hatlardır. Bu sorun ancak, altyapı kapasitesinin fiber-optik kablolar, uydular veya yeni ağlarla (kablolu televizyon ve elektrik hatları gibi) artırılması ile iletişim pazarında yeterli rekabetin sağlanması durumunda aşılabilecektir.
Firmalar arasında e-ticaret yapılabilmesi için hızlı, iyi işleyen ve güvenilir bir iletişim altyapısı ihtiyacının karşılanması konusu büyük önem taşımaktadır. Böyle bir alt yapının oluşturulmasının başlangıç maliyeti özellikle KOBİ’lerin karşılayamayacağı kadar yüksek olacağından, bunun sağlanmasında devletin öncü rol üstlenmesi uygun olacaktır. Ülke genelinde bilişim teknolojileri temelinde kurulacak altyapının, e-ticaret ile ilgili gereksinimleri karşılayabilecek nitelik ve standartta olması için devlet tarafından gerekli önlemlerin alınması ve düzenlemelerin yapılması; herkesçe, her yerden, her zaman güvenli, hızlı ve ödenebilir ücretle erişilebilir bir yapının sürekliliğinin sağlanması gerekmektedir[11]. Altyapı ile ilgili diğer bir sorun yanlış fiyatlandırma politikalarıdır. Telekomünikasyon hizmetlerinden genel olarak gerçekçi olmayan çok yüksek düzeylerde ücretler tahsil edilmektedir. Ancak fiyatların gereğinden fazla düşürülmesi de altyapının gereksiz şekilde kullanımına ve darboğazlara neden olacağı gözden kaçırılmamalıdır[12].
Küresel bazda e-ticaretin gelişimi, global iletişim şebekesine ve bilgi teknolojilerine bağlıdır. Bu nedenle e-ticaretin gelişmesi için altyapı sorununu, ülkelerin tek tek değil uluslararası düzeyde, birlikte değerlendirmeleri ve kararlaştıracakları standartlar çerçevesinde çözmeleri gerekmektedir. Bu çözümleme birlikte hareket etmenin avantajlarından yaralanmayı kapsamaktadır. Yoksa kimse gelip ülkemizin bağlantı kapasitesini artırmaya yönelik bir çalışma yapmaz. 2000 yılı itibariyle 50 megabite çıkarılan yurtdışı bağlantı kapasitemizin 1998 hedefleri doğrultusunda 155 megabit olması gerektir. Bu rakam aynı anda internet ortamına katıldığımız Yunanistan’da 190 megabittir. Avrupa Birliğinin 2002 yılı için öngördüğü hız ise 2500 megabittir.
Bu itibarla ülkemizde e-ticaret için gerekli olan teknik ve idari yapının kurulması esnasında dikkat edilmesi gereken hususların başında veri iletişim altyapısının ulusal ve uluslararası rekabete açılması, bu sayede hızlı ve düşük maliyetli (ücretli) bir yapının oluşturulması gelmektedir. Bunun yanında kamuda ETKK, İnternet Üst Kurulu ve Kamu-Net gibi kurulların koordinasyonunun sağlanarak, özel sektörle birlikte ilke ve standartların belirlenmesinde işbirliğinin temini gerekmektedir. Ayrıca elektronik imza, onay kurumu ve elektronik noter gibi kurumların teşkilinde özel sektörün görüşlerinin alınması ve katılımının sağlanması, sürekli ve sağlıklı bir altyapının oluşturulması için faydalı olacaktır[13].
Günümüzde ne mahalle, ne kent, ne de ülke ile sınırlı olan ticari ilişkilerin ana teması, alıcı ve satıcının birbirini hiç görmeden, nerede olduğunu bilmeden, tamamen elektronik ortamda yazışma yoluyla faaliyette bulunabiliyor olmasıdır. Teklif, sipariş, sözleşme, (bazı hallerde) teslim, fatura, ödeme elektronik ortamda yapılabilmektedir. Dolayısıyla ticari ilişkiler kağıtsız ve imzasız, ya da kağıtsız ama kalemsiz-mürekkepsiz imzalı bir ortamda yürümektedir. Oysa, mevcut hukuk düzeni ticari ilişkilerde kağıt üzerine “yazılı” sözleşmeyi tanır, “elle atılmış imza” yı arar ve bu imzaya hukuki sonuç bağlar. Maddi veri ve kriterler üzerine kurulu olan mevcut hukuk düzeninin, sanal dünyanın bu yeni kurumlarını, yani elektronik imzayı ve elektronik belgeyi tanımadığı kolaylıkla söylenebilir. O halde bu elektronik biçimlere hukukilik tanınması, hukuk düzeninin çözülmesi gereken birinci problemidir[14].
Elle atılan imza ve yazı kavramının geçtiği her hukuk kuralının kapsamına elektronik imzayı ve belgeyi dahil etmekle e-ticaret sorunları bitmemektedir. İnternet ortamı açık bir ağ (open network) üzerine oturmuştur. Bu açık ağ üzerinde gerçekleştirilen ticari işlemlerde, kayıtların bütünlüğünün ve güvenliğinin sağlanması özel önem taşır. Taraflar arasındaki işlemlerin güvenliği demek, elektronik ortamda oluşturulan mesajın ilk çıkış anındaki bütünlüğü bozulmadan karşı tarafa ulaşması demektir. Dolayısıyla, hukukun ikinci problemi, elektronik ortamda yapılan işlemleri bir güvenlik ve belirlilik ortamına oturtabilmektir[15]. Bu açıdan; taraflar arasında iletilen bilginin gizliliği, bütünlüğü ve tarafların kimliklerinin doğruluğu kurulacak olan teknik ve yasal altyapı ile garanti edilebilmelidir. Söz konusu şartlar, elektronik imza ile sağlanabilmektedir. Bu nedenle, e-ticaretle ilgili çalışmalarda ileri bir çok ülkenin yasal düzenlemelerde önceliği elektronik imza mevzuatı çalışmalarına vermeleri bir rastlantı değildir. Elektronik imza yasaları halen Almanya, Singapur gibi ülkeler ile ABD'nin birçok eyaletinde uygulanmaktadır[16].
Ülkemizde en önemli sorun bilgi güvenliği ve elektronik imza sorunudur. Bunun için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması ve otoritenin tesis edilmesi çok önemlidir. Nitekim, bu sorunu çözme yolunda mesafe kat eden ülkeler ile Türkiye’nin arasındaki mesafe giderek açılmaktadır. Özellikle, AB’nin mali ve teknik desteği ile Güney Doğu Avrupa Ülkeleri kısa zamanda oldukça önemli mesafeler kat etmişlerdir. Bu itibarla ülkemizde de konu ile ilgili çalışmaların ivedilikle uygulamaya geçmesi gerekmektedir.
Elektronik imza; bir bilginin üçüncü tarafların erişimine kapalı bir ortamda, bütünlüğü bozulmadan (bilgiyi ileten tarafın oluşturduğu orijinal haliyle) ve tarafların kimlikleri doğrulanarak iletildiğini elektronik veya benzeri araçlarla garanti eden harf karakter veya sembollerden oluşmuş bir seti ifade eder. Bu tanımda kullanılan "bilgi" sözcüğü, herhangi bir elektronik ortamda (elektronik, optik veya bunlarla sınırlı olmamak üzere, elektronik veri değişimi =EDI, elektronik posta, telgraf, teleks veya telekopi de dahil olmak üzere benzer her türlü araçla) yaratılan, iletilen ya da depolanan ve daha sonra yeniden kullanılabilir şekilde geri çağırılabilen her türlü bilgiyi içermektedir[17].
Kısaca “elektronik ortamda yaratılan kimlik bilgisi" olarak tanımlayabileceğimiz kavramı ifade etmek üzere “elektronik imza” (electronic signature), “dijital (sayısal) imza” (digital signature), terimleri birbirlerinin yerine geçer şekilde kullanılmaktadır[18]. Ancak, elektronik imza bir üst kavramdır ve her türlü elektronik ses, sembol veya uygulamayı kapsayan teknoloji tarafsız (technology neutral) bir terimdir. Dijital imza ve biyometrik imza (biometric signature) ise sadece belirli bir teknolojik yönteme dayalı olarak oluşturulan e-imza türleridir, Diğer bir ifadeyle, dijital imza sayısal teknolojiye (“0” veya “1” rakamlarıyla ifade edilen bitlerden oluşan elektronik veri) dayalıdır, kısaca sayısal kimlik olarak nitelenebilir[19]. İmza dinamikleri (signature dynamics) de e-imza için geçerli bir teknoloji olarak kabul edilebilir. Bu sistemde, elle atılan bir imzanın (sadece imzanın şekli değil, aynı zamanda atılma hızı, vurgu, kalemin açısı ve kişinin imzasını atma biçiminin diğer özellikleri) sayısal kaydı (digital record) yapılır ve bu kayıt bir sayısal metni mühürlemekte kullanılabilir[20]. Biyometrik imza ise kullanıcının parmak ya da el izi, göz retinası vb. kişiye has özellikler ile oluşturulan bir kişinin biyolojik özelliklerini ölçen tekniklerle üretilir[21].
Hangi teknolojik yöntemle uygulanırsa uygulansın, elektronik imza, elektronik mesajı gönderen kişinin kimliğini belirleme, göndericinin sözleşme ile bağlanma iradesini ortaya koyma ve imzalanan mesajın bütünlüğünü güvenlik altına alma fonksiyonlarını üstlenir[22].
Dijital imza, kamusal anahtar şifreleme teknolojisine (public key encryption technology) dayalıdır. Bu teknoloji şöyle çalışır. Elektronik mesajların hem göndericileri hem de alıcıları her ikisi birden ikişer anahtar sahibidir. Bu anahtarlardan biri herkesle paylaşılan kamusal anahtardır, diğeri ise kişiye özeldir ve hiçbir biçimde kimseyle paylaşılmaz. Bu iki anahtar eşleşir (asimetrik şifreleme) ve biriyle mühürlenen bir mesaj sadece diğeri ile açılabilir. Şifreleme işleminde, gönderici mesajını alıcının kamusal anahtarı ve kendi özel anahtarı ile şifreler, alıcı bu mesajı ancak kendi özel anahtarı ve göndericinin kamusal anahtarını kullanarak açabilir. Bu durumda kullanılan bu imza yöntemi, mesajın güvenliğini, mesajın göndericiye aidiyetini, göndericinin kimliğini, göndericinin ilk düzenlediği haliyle bütünlüğü bozulmadan alıcıya ulaştığını ortaya koyar[23].
Dijital imza tekniğinin güvenli bir biçimde uygulanabilmesi, sisteme üçüncü güvenilir tarafın (trusted third party) dahil edilmesini zorunlu kılar. Bunun sebebi şudur: Mevcut asimetrik şifreleme teknolojisini kullanarak, herkes herhangi bir kişi adına kamusal ve özel anahtar çiftini yaratabilir. Diğer bir deyişle, herhangi bir kişi internetten bir imza yazılımı indirerek örneğin “Ahmet Can” adına bir dijital imza yaratabilir. Hatta bu imza kamusal anahtar veri tabanına dahi yüklenebilir. Bu anahtarı yaratan kişinin gerçekten “Ahmet Can” olup olmadığı nereden bilinecektir? Bağımsız bir onay makamı olmadığı taktirde, herhangi bir kişi “Ahmet Can” gibi davranabilir ve mesajı alan taraf da bilmeden sahte bir imzaya dayanarak işlem yapabilir. Bu nedenle, dijital imzanın belirli bir kişiye bağlanması için üçüncü güvenilir tarafça onaylanması zorunludur . Dijital sertifika servis sağlayıcılar (digital certificate service provider) olarak nitelenen bu onay makamları elektronik ortamdaki ticari ve ticari olmayan işlemlerin güvenliğinin belkemiğini oluşturur. Bu servis sağlayıcılar, kamusal anahtar sahibinin kimliğini sertifikaya bağlar; başka bir ifadeyle onaylar ve kamusal anahtarları güncelleme ve telefon rehberine benzer şekilde yayınlama görevini üstlenir. Verdiği sertifika, kamusal anahtarla kişi arasında bir bağ kurar ve onay makamını, sertifika sahibinin kimliğini sadece sahibinin bildiği gizli anahtara karşılık gelen açık anahtarı, onay makamının dijital imzasını içerir[24].
Sayısal imzanın işlevi; elektronik ortamda aslından ayrılamayan sahte imzayı ve orijinal dokümanların değiştirilmesini önlemektir. Sayısal imzada amaç ise; elle imza atma işlemini elektronik ortamda yapabilmek için zemin yaratmaktır[25].
Biyometrik imza, kişiye özel, doğal fiziksel özelliklere dayalı teknikler kullanılarak uygulanan kimlik belirleme yöntemidir. Bugün için uygulanan veya öneri halinde bulunan biyometrik teknikler; parmak izi, retina, iris yapısı, yüz özellikleri ve ses gibi fiziksel unsurları içerir. Belirtmek gerekir ki, bu imza türünü kontrol edecek genel hukuki ilkelerin, kamusal anahtar şifreleme teknolojisi için geçerli olanlardan farklılık taşımadığı düşünülmektedir[26].
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 28 Mayıs-14 Haziran 1996 tarihleri arasında New York' da yapılan 29. Toplantısında Elektronik Ticarete ilişkin Model Kanun ve konuya ilişkin Yasal Rehber'in kabul edilmesinden sonra, "sayısal imza ve onay makamları (certification authorities)" ile ilgili olarak diğer ülkelerin mevcut düzenlemelerinden de yararlanılmak suretiyle taslak bir metin hazırlanmıştır. Söz konusu taslak'ta elektronik imza konusunda aşağıdaki hususlara yer verilmiştir[27].
İmza; “kimliğini ve ekli bilgiye onay verildiğini göstermek niyetiyle bir kimse tarafından (veya onun namına) kullanılan herhangi bir işaret veya kabul edilen herhangi bir güvenlik usulüdür.”
Elektronik imza; "kimliğini ve mesaj içeriğine onay verildiğini göstermek niyetiyle bir kimse tarafından (veya onun namına) mesaja eklenen veya mantıksal olarak mesaja bağlı olan elektronik bilgidir."
Güvenli Elektronik İmza; "Taslağın 4 ve 5. maddelerine uygun sayısal imza ya da bir güvenlik usulü aracılığıyla belirli bir kişiye ait olduğu tespit edilebilir elektronik imza ya da olayın özelliğine göre ticari ilişkiler çerçevesinde makul görülen ve taraflarca daha önce kararlaştırılan ve uygulanan elektronik imzadır."
Taslakta güvenli elektronik imzanın standart özellikleri şu şekilde özetlenmiştir; Teklik: Elektronik imzaların birbirinden farklı olması anlamına gelmektedir. Ya parmak izi, retina taraması gibi biyometrik yöntemlerle ya da çift anahtar kullanımıyla teklik şartı yerine getirilebilmektedir. Kimlik Tespiti: Elektronik imza sahibinin kimlik tespitinin sağlanması anlamına gelmektedir Bu tespitin çabuk, nesnel ve otomatik olması özellikleri üzerinde durulmaktadır. Güvenilirlik: Elektronik imzayı kullanan olarak kimliği tespit edilen kişinin gerçekten mesajı imzalamış olması anlamına gelmektedir Üçüncü bir güvenilir kişinin (Trusted TNird Party), örneğin onay makamının süreç içerisinde üstelendiği görevin önemi ve yararı belirtilmektedir. Bağlantı; mesajla imza arasında bağlantı olması anlamına gelmektedir mesaj değiştiğinde, elektronik imza geçersiz hale gelmelidir.
Sayısal imza konusunda taslakta iki değişik tanım mevcuttur. Birinci tanıma göre; sayısal imza, mesaj özetleme fonksiyonu ve asimetrik şifreleme sistemi yardımıyla bir veri mesajının dönüştürülmesinden teşekkül eden bir tür elektronik imzadır. Bu şekilde dönüşüme uğramamış ilk mesaja ve imzacının açık anahtarına sahip bir kişi dönüşümün imzacının açık anahtarına denk gelen açık anahtarıyla gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini ve dönüşümden sonra ilk mesajın değişip değişmediğini kusursuz olarak tespit edebilir.
İkinci tanıma göre ise sayısal imza; veri mesajına eklenen sayısal (bilgisayarlarca kullanılan ikili sistem açısından) değerdir. İmzacının gizli şifreleme anahtarına bağlı matematiksel bir usul kullanılarak, bu sayısal değer yalnızca imzacı tarafından üretilebilmektedir. Bu matematiksel usul açık anahtarla şifreleme esasına dayanmaktadır. Bu matematiksel usuller bir veri mesajına uygulandığında mesajı dönüştürmekte ve mesajı alan taraf imzacının açık anahtarını bildiğinden, dönüşümün imzacının açık anahtarına karşılık gelen gizli anahtarıyla gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini ve dönüşümden sonra orijinal mesajın değişip değişmediğini kusursuz olarak tespit imkanına sahip olmaktadır[28].
Eğer veri mesajı, bir onay makamı tarafından verilen bir sayısal imza sertifikasının geçerlilik süresi içinde imzalanmışsa, bu sayısal imza güvenli elektronik imza olarak kabul edilmektedir.
Taslak'ta yer alan ve elektronik imzaya ilişkin olarak aksi ispat edilene kadar geçerli olan karineler ise şunlardır.
-Elektronik imza mesaja eklendiği andan itibaren mesaj değişmemiştir.
-Elektronik imza ilgili, şahsın imzasıdır.
-Elektronik imza, imza sahibi tarafından mesajı imzalamak amacıyla mesaja eklenmiştir.
Teknolojik gelişmeler ya da diğer sebeplerle, elektronik imzanın doğrulanması için kullanılan bir usulün genel olarak güvenilir olmadığını gösteren deliller mevcutsa veya taraflarca kararlaştırılan güvenlik usulünün güvenli bir şekilde uygulanmadığına işaret eden deliller mevcutsa yukarıda sayılan karinelerin aksi ispat edilebilmektedir.
İspat hukuku açısından, elektronik imzalı mesajı alan ya da güvenen taraf karineye dayanacak, ispat yükü ise elektronik imza sahibi üzerinde olacaktır.
Elektronik imzanın aidiyeti konusunda şu hüküm üzerinde anlaşmaya varılmıştır; "Güvenli bir elektronik imzanın yetkisiz olarak kullanıldığı ispat edilmedikçe, imzalayan olarak görünen taraf ile güvenen taraf arasında, güvenli bir elektronik imzanın, imzalayan olarak görünen tarafa ait olduğu kabul edilir ".
Güvenli bir elektronik imzadan doğan sorumluluk şu şekilde ifade edilmiştir, "Yetkisiz bir elektronik imza kullanımıyla ilgili olarak, imzaya yetkili taraf, muhatabın böyle bir mesaja güvenmesini engelleyici makul bir özen göstermemişse, ortaya çıkan zararı tazmin etmekle yükümlüdür. Ancak güvenen taraf, uygun bir üçüncü şahıstan bilgi almışsa veya imzanın ilgili şahsa ait olmadığını biliyorsa ya da bilmesi gerekiyorsa sorumluluk ortadan kalkar."
Taslak'ta ayrıca, ülkelerin; aksi yasa ile belirlenmediği sürece, bir elektronik imza, bir yazının imzalanması için kullanılabilecek olup, yazılı bir imza ile aynı güce ve etkiye sahip olacaktır." şeklinde bir yasal düzenlemeyi de yapmaları önerilmektedir[29].
Sayısal imza, birbirlerine karşılık gelen ve bir başka benzeri olmayan açık ve gizli anahtarların eşleşmesi ile tamamlanmakta ve uygulanmaktadır. Açık anahtarlar (public key) herkesçe bilinir ya da bir veri tabanından (telefon rehberi gibi) ulaşılabilir. Gizli imza anahtarlarının, onay makamları tarafından saklanması konusunda henüz uluslararası bir görüş birliği oluşmuş değildir. Gizli imza anahtarları ve şifreleme, suç faaliyetlerinin gizlenmesine imkan tanıyabilmekte ve devletlerin yürütme (vergilendirme dahil) ve yargılama yeterlilikleri konusunda endişeler oluşturmaktadır.
Değişik ülkelerdeki uygulamaların birbirleri ile uyumunun sağlaması amacıyla, her ülkedeki açık anahtar uygulamasında aşağıdaki hususların belirlenmesi gerektiği öngörülmektedir[30].
- Açık anahtar veri tabanı ile ilgili kurumların hiyerarşisi, sayısı ve statüsü,
- Sadece açık anahtar veri tabanına sahip belirli yetkililerin şifreli çift anahtarı düzenleyip düzenleyemeyecekleri veya bu anahtar çiftinin kullanıcılar tarafından düzenlenip düzenlenemeyeceği,
- Şifreli çift anahtarın geçerliliğini onaylayan onay makamlarının kamu kuruluşu olarak mı yoksa özel teşebbüs olarak mı faaliyet gösterecekleri,
- Onay makamlarına yetki verme işleminin Devlet tarafından lisans verme biçiminde mi, yoksa akredite edilme şeklinde bir yöntemle mi olacağı,
- Resmi kurumlara, şifrelenmiş bilgilere ulaşım konusunda verilecek yetkinin kapsamı ve sınırları.
Birleşmiş Milletler tarafından bu konuda çalışmalar devam etmektedir. 30 Ocak 2001 ‘de yayınlanan Birleşmiş Milletler UNCITRAL Elektronik İmza Yasa Model Taslağı, ülkelere çıkaracakları elektronik imza yasaları için model vermekte ve doğası gereği uluslararası bir fenomen olarak nitelenen e-imzanın temel kurallarının oluşturulması amacıyla yeknesak bir mevzuat oluşturma amacı gütmektedir. Model, çeşitli ülkelerin farklı mevzuatlar geliştirme riskine karşı uyumlaştırma görevi üstlenmiştir. Bu model, Elektronik Ticaret Modeli’nin 7. maddesinde yer alan temel ilkeler üzerine inşa edilmiş ve o modele özel bir alanda ek olmak üzere düzenlenmiştir[31].
Model yasanın uygulama alanı ticari faaliyetlerde kullanılan elektronik imzalardır (md. 1) ve imza teknolojilerinin hiç birini dışarıda bırakmayacak şekilde uygulanır (md. 3). Mevzuat hükümlerinin bir kişinin imzasını gerekli gördüğü hallerde, bir veri mesajına bağlı güvenli bir elektronik imzanın bu gerekliliği yerine getirdiği kabul olunur (md. 6). Bir elektronik imzanın, güvenli e-imza olarak değerlendirilebilmesi için diğer şartların yanı sıra onay makamı tarafından verilmesi gerekir. Yetkilendirilecek onay makamının niteliğini -özel veya resmi- belirleme konusu devletlerin tercihine bırakılmıştır (md. 7).
Modelde, imza sahibinin sorumlulukları, sertifika servis sağlayıcılarının sorumlulukları, e-imzaya güvenen üçüncü şahısların sorumluluklarına ilişkin hükümler de bulunmaktadır (md. 8-11).
Model yasada, yabancı elektronik imzaların ve sertifikaların tanınmasına ilişkin özel bir düzenleme de mevcuttur. Buna göre, devletler elektronik imzanın hukuki etkisini düzenleme altına alırken, sertifikanın verildiği ve elektronik imzanın yaratıldığı ve kullanıldığı coğrafi yeri, sertifika servis sağlayıcının ve imzacının işyerinin bulunduğu coğrafi yeri dikkate almamalıdır. O ülke dışında verilen sertifikalar ulusal sertifikalarla eşdeğer hukuki etkiye sahip olmalı, ülke dışında yaratılan ve kullanılan bir elektronik imza ülke içinde yaratılan ve kullanılan bir elektronik imza ile aynı hukuki geçerliliğe sahip olmalıdır (md. 12).
AB Konseyi 13 Aralık 1999’da elektronik imza yönergesini kabul etmiştir[32]. Bu çerçevede, üye ülkelerin yönergeyi ulusal hukuklarına yansıtması için konulan süre 19 Temmuz 2001 olarak belirlenmiştir. Güvenlik ve sorumluluk ile ilgili asgari kurallar getiren yönerge, hizmetlerin serbest dolaşımı ve esas ülke denetimi şeklindeki Tek Pazar ilkeleri temelinde elektronik imzaların AB çapında hukuken tanınmasını sağlayacaktır. Dolayısıyla yönerge, Tek Pazar’ın her yerinde güvenli çevrim-içi işlemler için bir çerçeve yaratacak ve böylece, büyüme, rekabet gücü ve istihdam açısından AB için bundan gelecek yararlar ile birlikte, e-ticaret hizmetleri alanında yatırım yapılmasını teşvik edecektir[33].
Elektronik imzalar sayesinde, elektronik şebekeler üzerinden alınmış verileri alan bir kişi, verilerin kökenini (kimlik) belirleyecek ve verilerin değiştirilmiş olup olmadığını (bütünlük) teyid edebilecektir. Bir belgelendirme hizmeti sunucusu tarafından düzenlenmiş olan ve bir mesajın alıcısına, göndericinin kimliğini kontrol etme imkanı veren bir belgede verilere eşlik etmektedir[34].
Yönerge, elektronik imzanın kullanılması ve hukuken tanınması için gereken çerçeveyi oluşturmaktadır (md. 1). Yönergeye göre, elektronik imza, bir elektronik veriye eklenen veya ona mantıksal olarak bağlı olan ve bir tasdik (authentication) yöntemi olarak işlev gören elektronik formattaki veri anlamına gelir (md. 2/1). Gelişmiş elektronik imza (advanced electronic signature) ise sadece imzacıya bağlı olan, imzacının kimliği hakkında bilgi verme kapasitesine sahip olan, imzacı tarafından kontrol edilen ve ilgili veriye, veri üzerinde sonradan yapılan bir değişikliğin tespit edilebildiği şekilde bağlanan elektronik imzadır (md. 2/2).
Yönergeye göre, özel sertifikaya bağlanan ve güvenli-imza-yaratma tekniği ile oluşturulan gelişmiş bir elektronik imza, elektronik bir veriye bağlandığında, tıpkı kağıt üzerine elle atılmış imza gibi hukuki etki yaratmalı ve davalarda delil olarak kabul edilmelidir (md. 5/1).
Yönerge, elektronik imzaların kullanılması konusunda taraflara zorunluluk getirme yanlısı değildir. Taraflar diledikleri takdirde işlemlerinde elektronik imzaya itibar edecekler ve hangi yönteme dayalı üretilirse üretilsin hukuk düzeni bu imzaya geçerlilik tanıyacaktır[35].
Yönergeye göre, bu elektronik imzaların tedarik edileceği, imzaları kaydeden ve gelişmiş imzaları geçerli kılan “sertifika servis sağlayıcıları”nın bulunması gerekir fakat bu sistemin mutlaka devlet tarafından yürütülen bir sistem olması gerekmemektedir. Bu servis sağlayıcılarına akreditasyon zorunluluğu getirilmemelidir; sistem gönüllü lisans sistemine dayanmalıdır. Elbette devlet belirli imza yöntemlerinin onaylanması konusunda rol üstlenmelidir, ancak bu konuda teknoloji tarafsız olmak durumundadır. Dolayısıyla elektronik imza herhangi bir format veya teknolojik teknik altında yaratılabilir (md. 3).
Yönerge aynı zamanda sertifika servis sağlayıcılarının sorumlulukları ile ilgili düzenleme içermektedir (md. 6). Bir başka noktası da, üçüncü ülkelerde kurulu sertifika servis sağlayıcılarının verdiği sertifikaların, Topluluk içinde verilenlerle eş değer hukuki etkiye sahip olması gereğini düzenlemesidir (md. 7).
|
|
ABD’de 30 Haziran 2000’de kabul edilen ve 1 Ekim 2000’de yürürlüğe giren “Küresel ve Ulusal Ticarette Elektronik İmza Yasası” ile e-ticarette kullanılan bir çok belgenin hukuken geçerliliği kabul edilmiştir.
Anılan yasa, “federe devletler arasında ve uluslararası ticarette” kullanılan elektronik imza ve elektronik kayıtları kapsamaktadır. Her federe devletin kendi içindeki ticarette geçerli olan hukuk ise o federe devletin kendi elektronik imza yasası ile düzenlenmektedir. Dolayısıyla, federal yasanın sadece uluslararası ticaret ve federe devletler arasındaki ticaret açısından kural getirmesi, bu konudaki hukuk boşluğunu doldurmaktadır[36].
Anılan yasa, ticari ilişkilerde elektronik imza ve elektronik kayıtların kullanılmasını kabul etmekte ve bu araçlara hukuken meşruluk kazandırmaktadır. Elektronik imza, bir sözleşmeye veya diğer herhangi bir kayda eklenen veya mantıksal olarak sözleşme veya kaydın parçası olan, kişi tarafından o kaydı imzalama iradesi ile uygulanan veya kabul edilen elektronik ses, sembol, veya uygulama olarak tanımlanmaktadır. Elektronik kayıt ise, elektronik yollarla yaratılan, oluşturulan, gönderilen, ulaştırılan, alınan veya saklanan bir sözleşme veya diğer bir kayıttır. Buradaki elektronikten kasıt, elektriğe dayalı, dijital, manyetik, kablosuz, optik, elektromanyetik veya benzer özelliklere sahip teknolojidir [37].
Anılan yasaya göre, diğer herhangi bir yasa, düzenleme veya diğer bir hukuk kuralı ile bağlı olmaksızın, elektronik formdaki bir imza, sözleşme, veya diğer herhangi bir kaydın hukuki etkisi, geçerliliği ve uygulanabilirliği, sadece elektronik biçimi ileri sürülerek reddedilemez, aynı şekilde, bir sözleşmenin hukuki etkisi, geçerliliği ve uygulanabilirliği, sadece elektronik imza ile oluşturulduğu ve elektronik kayıt kullanıldığı ileri sürülerek reddedilemez .
Yasa ile elektronik ortamda yapılan ve elektronik imza ile imzalanan sözleşmeler, elle imzalanan sözleşmelerle aynı hukuki değere sahip kılınmaktadır. Elektronik imzaya izin verilmektedir ancak, bunun kullanılması zorunluluğu getirilmemektedir. Hiç kimse elektronik bir kaydı veya elektronik imzayı kabul etmek zorunda değildir. Elektronik bir kaydın geçerliliği, tüketicinin bu kaydı onaylamasına ve onayını geri almamasına bağlıdır. Yasada, elektronik ortamda yapılan işlemler için belirli bir imza teknolojisi tercihinde bulunulmamıştır, başka bir ifade ile teknoloji tarafsızdır[38].
Ayrıca ABD’de dijital imza ile ilgili eyaletler bazında yasal düzenlemeler bulunmaktadır. Bunlardan birisi, New York eyaletinin 5 Ağustos 1999 tarihinde kabul ettiği “ State Tecnolog Law” dır. Diğerleri ise California ve Pennsylvania’da yürürlüğe giren; Arizona, Minnesota, Nebraska gibi eyaletlerde ise henüz askıda olan Temmuz 1999 tarihli “Uniform Electronic Transaction Act” tir[39].
Dijital imza konusunda yasal düzenlemelere sahip tespit edebildiğimiz diğer ülkeler ise şunlardır. Arjantin (13 Kasım 1999), Avusturya (1 Ocak 2000), İsrail (5 Mart 2000), Kanada (1 Mayıs 2000). Almanya’da çok daha önce dijital imza yasal zemine kavuşturulmuştur. Alman Parlamentosu tarafından 11 Haziran 1997 yılında kabul edilen “ Bilgi ve İletişim Hizmetlerinin Çerçeve Şartlarının Düzenlenmesi Hakkında Kanun” un 3. Paragrafında Dijital İmza Kanunu düzenlenmiştir. Almanya’da ayrıca 8 Ekim 1997 tarihli Dijital İmza Yönetmeliği yürürlüktedir[40].
Türk hukukunda, imzaya ilişkin hükümler Borçlar Kanununda düzenlenmiş bulunmaktadır. Söz konusu Kanunun 13. maddesinde;
"Tahriri olması icap eden akitlerde, borç deruhte edenlerin imzaları bulunmak lazımdır. Hilafi kanunda yazılı olmadıkça imzalı bir mektup veya aslı borcu üzerine alanlar tarafından imza edilmiş olan telgrafname tahriri şekil makamına kaim olur." hükmü yer almaktadır.
Aynı Kanun'un "İmza" başlıklı 14. maddesinde;
"İmza üzerine borç alan kimsenin el yazısı olmak lazımdır. Bir alet vasıtasıyla vazolunan imza, ancak örf ve adetçe kabul olunan hallerde ve hususiyle çok miktarda tedavüle çıkarılan kıymetli evrakın imzası lazım geldiği takdirde kafi addolunur.
Amaların imzaları usulen tasdik olunmadıkça yahut imza ettikleri zaman muamelelerin metnine vakıf oldukları sabit olmadıkça onları ilzam etmez." hükmü bulunmaktadır.Ayrıca, aynı Kanun'un “İmza Makamına Kaim Olacak İşaretler” başlıklı 15. maddesinde de;
"İmza vaz'ına muktedir olmayan her şahıs, imza yerine usulen tasdik olunmuş ve el ile yapılmış bir alamet vazetmeye, yahut resmi bir şahadetname kullanmaya mezundur. Kambiyo poliçesine müteallik hükümler mahfuzdur" denilmektedir.
Borçlar Kanunu'na göre imzanın, borçlunun el yazısı ile olması zorunludur. Bu durumda, bir elektronik kayıt (belge) altında yer alan elektronik imza, mevcut mevzuatımıza göre imza olarak kabul edilmeyecektir. Dolayısıyla, elektronik ortamda bulunan ve elektronik imza ile imzalanmış belgelerin hukuki bir geçerliliği bulunmayacaktır.
Elektronik imzalarla ilgili yasal düzenlemenin yapılması durumunda, elektronik ortamda düzenlenmiş belgelere yasal geçerlilik sağlanması mümkün olabilecektir. Dolayısıyla "yazılı" ve/veya "imza" ile ilgili yasal gereklilikler "elektronik dokümanlar” ve "elektronik imza" yoluyla da yerine getirilecektir. Sayısal imzalar, elektronik dokümanların güvenliğini sağlayacak ve böylece bunlar, göndericinin kimliğinin teyit edilmesini sağlamaları yanında, iletişim sürecinde veya daha sonra değiştirilemeyeceklerdir.
Ülkemizde henüz elektronik imza uygulanabilirlik kazanmamıştır; zira bu hususu açıkça düzenleyen bir yasal düzenleme getirilmediği ve onay makamı oluşturulmadığı sürece, elektronik imzanın kullanılması mümkün değildir. Buna göre, elektronik ortamlarda bilgi alışverişi üzerine kurulmuş bulunan e-ticaret sisteminin ülkemizde gelişmesi ve yasal bir zemin üzerinde uygulanabilmesi için, öncelikle elektronik imzaya hukuki bir geçerlilik kazandıracak yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Elektronik imza hukuken geçerli olduğunda, bu şekilde imzalanan ticari değeri olan ya da olmayan elektronik belgeler hukuki yükümlülük doğurabilecek, sisteme duyulan güven artacak ve kullanıcının sistemden beklentileri karşılanabilecektir[41].
Ülkemizde onay makamının belirlenmesi, hukuki statüsü ve görevleri konusunda bir belirlilik bulunmamaktadır. Bu açıdan aşağıda onay makamına yönelik olarak yurt dışı uygulamalarına yönelik bilgilere yer verilecektir. Bu bilgiler ülkemiz olası onay makamı açısından bize yol gösterecek niteliktedir.
Mesaj gönderici ve alıcıların kimliklerinin belirlenmesi için üçüncü kişi veya kurumlarca sayısal sertifika düzenlenmesi gereklidir. Bu sertifikaları düzenleyen kurumlar, "Sertifikasyon Otoritesi", "Onay Makamı" ya da "Onay Kurumu" olarak adlandırılmaktadır. Sertifika Onay Makamı tarafından düzenlenerek sayısal olarak imzalanır. Sertifikaya ilişkin olarak genel kabul gören tanımlamalar aşağıda verilmektedir[42].
Sertifika; kullanıcı ismi ile onun açık anahtarını ihtiva eden ve gizli anahtarının kullanıcıya ait olduğunu doğrulayan elektronik dokümandır.
Alman Sayısal İmza Yasası'na göre "Sertifika"; resmi imza anahtarının gerçek bir kişiye ait olduğunu gösteren, üzerinde sayısal imza bulunan sayısal bir onay ya da doğrudan imza anahtarı sertifikasına atfen başka özel bilgileri içeren özel bir sayısal onaydır.
ABD, Florida Eyaleti Elektronik İmza Kanununda sertifika ile ilgili olarak aşağıdaki tanımlama yapılmıştır. "Sertifika;
- Onay makamını tanımlayan,
- Taahhüt edeni tanımlayan,
- Taahhüt edenin açık anahtarını içeren,
- Onay makamınca sayısal olarak imzalanmış olan,
bilgisayar esaslı bir kayıt anlamına gelir."
Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonunun, Elektronik Ticaret Çalışma Grubunun, Elektronik İmzalar konusunda hazırladığı Yeknesak Kurallar Taslağı'nda, sertifikalarda bulunması gereken hususlar şu şekilde tespit edilmiştir;
-Onay makamı,
-Sertifika sahibinin kimliği ,
-Sahibinin kontrolü altındaki gizli anahtara karşılık gelen açık anahtar,
-Geçerlilik süresi,
-Onay makamının sayısal imzası.
Onay makamı, kullanıcılara sertifika dağıtımı yapan kurumdur. Hiyerarşik olarak onay makamları kendi sertifikalarını imzalar ve onaylar. Onay makamı, ilgili devlet tarafından, sayısal imza kullanımı için şifreleme anahtarlarıyla ilgili sertifikalar ihraç etmek üzere yetkilendirilmiş kişi ya da kurum olarak tanımlanmıştır.
Onay makamlarının hukuki statüleri konusunda halen iki çeşit uygulama mevcuttur. Bunlar; ABD de olduğu gibi birden fazla sayıda özel kurumun veya ülkelerin onay makamı olarak belirlediği resmi makamların sayısal sertifikalar ihraç etmesi şeklindeki uygulamalardır.
Uluslararası düzeyde, onay makamlarının özel kurumlardan veya resmi kurumlardan oluşturulması konusunda genel kabul görmüş bir yaklaşım olmadığından, bu husus ülkelerin tercihlerine bırakılmaktadır[43].
Bazı ülke uygulamalarında, onay kurumları hiyerarşik olarak tepede yer alan tek bir onay kurumuna bağlı olmakta ve üst onay kurumunca akredite edilmektedir. Bazılarında ise onay kurumları arasıda herhangi bir hiyerarşi bulunmamakta, birbirlerini akredite eden onay kurumları eşit şartlarda faaliyet göstermektedir. Bu iki uygulama arasındaki tercihi de ülkeler kendileri yapmaktadırlar.
ABD, Florida Eyaleti Elektronik İmza Kanununda onay makamı; sertifikayı düzenleyen kişi olarak tanımlanmıştır. Ayrıca onay makamları, e-ticaret yoluyla yapılan ticari işlemlerin yeterli bütünlüğe, güvenliğe, gizliliğe ve denetlenebilirliğe sahip olmasını sağlamak için kontrol işlemleri ve prosedürleri getirilmesinden ve uygulamaya konulmasından sorumlu tutulmuştur.
Alman Sayısal İmza Yasasında ise onay makamı; resmi imza anahtarlarının gerçek kişilere ait olduğunu tasdik eden ve bu konuda yetkisi bulunan gerçek veya tüzel kişi olarak tanımlanmıştır[44].
Alman Sayısal İmza Yasasında onay kurumlarının fonksiyonları; denetim, yasaklama ve çalışmaların durdurulması, lisansların geri alınması ya da iptal edilmesi yetkileri yetkili makama ait olacak şekilde düzenlenmiştir.
Onay makamı, sertifika için başvuran kişilerin kesin kimlik tespitini yapar. Onay makamı ayrıca, imza anahtarı sertifikası yardımı ile bir açık imza anahtarının, tanımı yapılan kişiye ait olduğunu onaylar, kamuya açık telekomünikasyon kanalları aracılığı ile duyurur ve imza anahtarı sahibinin onayı ile geri çekme olanağı sağlar.
Onay makamı, sertifikalardaki verilerin fark edilmeden taklit edilmesi ya da tahrif edilmesini önlemek için gerekli tedbirleri alır. Onay makamı aynı şekilde gizli imza anahtarlarının mahremiyetini korumak için de gerekli tedbirleri alır. Gizli imza anahtarları onay makamı tarafından saklanamaz.
Onay makamına, kullanıcıları daha emniyetli sayısal imza ve güvenlik kontrollerine katkıda bulunmak için alınacak gerekli tedbirler vb. konularda bilgilendirme yükümlülüğü de verilmiştir.
Onay makamı, kişisel bilgileri ancak doğrudan ilgili kişiden ve sertifikasının amacı doğrultusunda gerekli ölçüde toplayabilmektedir. Kimlik bilgileri ya da özel bilgiler ancak sınırlı durumlarda resmi mercilere verilebilmektedir.
Yetkili makam, onay makamlarının çalışabilmesi için gerekli lisansı veren makamdır. Alman Sayısal İmza Yasasına göre, yetkili makam verdiği sertifikaların kamuya açık telekomünikasyon kanalları aracılığı ile her zaman ve herkes için açık bir hale getirilip kontrol edilme olanağını sağlar. Yetkili makamın, onay makamları üzerinde kontrol ve denetim yetkisi bulunmaktadır. Ayrıca, verilen hizmetler için bir bedel talep edilmektedir.
Onay kurumları, sayısal imzayı oluşturan açık anahtarları saklamak ve talep edildiği takdirde açıklamakla sorumlu olmakla birlikte (telefon rehberi ya da aboneler servisine benzer bir mekanizma), yine onay kurumlarınca sağlanan gizli anahtarların saklanıp saklanmayacağı konusu halen tartışma yaratmaktadır. Bir görüşe göre, onay kurumlarının gizli anahtarları sağladıktan sonra saklaması, e-ticarette bilginin gizliliği prensibine aykırıdır. Bir diğer görüşe göre ise, gizli anahtarların güvenli ortamlarda saklanması ve ulusal güvenlik amaçlı kamu birimleri (Savunma Bakanlığı, İstihbarat Örgütleri gibi) tarafından gerek duyulduğunda erişilebilmelerinin sağlanması gereklidir. Bu konuda henüz bir uluslararası fikir birliği oluşturulmuş değildir. Ancak en üst seviyede bir yetkili makam (üst onay makamı) tarafından belirlenen koşullarda hizmet veren ve bu koşullara uygun hareket etmekle sorumlu olan bağımsız, özel onay makamlarından oluşturulmuş bir yapı kurulmasında yarar görülmektedir. Onay makamlarınca yerine getirilecek işlevler (kimlik doğrulama ve sayısal imza anahtarı bilgilerinin saklanması) e-ticaretin gelişmesi açısından son derece önemli olmakla birlikte, onay makamlarının kişisel bilgilere ve taraflarca yapılacak iletişime ulaşma olanağı sağlayacak bilgileri bünyelerinde barındırmaları söz konusu olduğundan, onay kurumları sisteminin dikkatle ele alınıp düzenlenmesinde yarar görülmektedir. E-ticaretin gelişmesinde özel sektör öncülüğü ilke olarak benimsendiğinden, üst onay makamının idari altyapısında özel sektör temsilcilerine de yer verilmesini sağlayacak bir yarı kamusal statü de düşünülmelidir.
Onay makamları birbirleriyle haberleştiklerinden aralarında Güven Zinciri adı verilen ilişkiler doğmuştur. Dünyadaki farklı ülkeler en üst onay makamlarını karşılıklı olarak tanır ve yetkilerini onaylarsa uluslararası haberleşmede bir problem ortaya çıkmaz. Halen bu konuda belirli standartlara bağlanmış, X500 olarak adlandırılan uluslararası yöntemler kullanılmaktadır[45].
Sisteme duyulan güveni azaltma endişesi yaratacak olmakla birlikte, kamu güvenliğini gerektiren durumlarda ya da suç örgütlerinin ve benzeri gizli faaliyetlerin izlenmesinde istihbarat amaçlı olarak, bazı yetkili devlet birimlerinin kullanıcıların gizli anahtarlarına ulaşabilmelerine imkan tanıyan bir yasal altyapı oluşturulabilir. Ancak, bu tür istisnai uygulamalar dikkatle düzenlenmeli ve mümkün olduğu kadar sınırlı tutulmalıdır. Diğer taraftan, böyle bir uygulamanın gerçekleşebilmesi için, kullanıcılara ait gizli anahtarların onay makamlarının veri bankalarında saklanması gerekecektir. Bu durumda, onay makamlarının ya da söz konusu veri bankasına ulaşabilecek yetkisiz tarafların kişisel bilgilere ve her türlü elektronik iletişime erişmeleri tehlikesi ortaya çıkacaktır. Bu tür izinsiz erişimlerin önlenebilmesi için gerekli tedbirler mutlaka sisteme eklenmeli ve caydırıcılık sağlanmalıdır[46]. Bu itibarla ülkemizde Ulusal Bilgi Güvenliği Teşkilatı ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” adıyla bir yasa tasarısının hazırlanmıştır. Ancak, anılan tasarı çalışma grubu içinde bilişim toplumunu temsil eden sivil toplum örgütlerinin yer almaması, kamusal hak ve özgürlüklere müdahale eden bir nitelik taşıması ve pek çok kavramsal yanlışlar içermesi nedeniyle yoğun eleştirilere uğramıştır.
E-ticarette, onay kurumlarının yanı sıra gerçekleştirilen ticari işlemi geleneksel noterlik sistemine benzer şekilde onaylayan, işlemin zaman boyutuna geçerlilik kazandıran elektronik noterlik gibi bir mekanizmanın oluşturulması söz konusu olabilecektir. Zira, elektronik ortamdaki bilgilerin doğruluğunun kanıtlanması için belgeleme yetkililerine de gereksinim vardır[47].
Güvenli teknolojiler, şifreleme ve bunları destekleyecek düzenleyici ortam elektronik işlemlerde firma ve müşterilerin güvenini kazanmak için temel teşkil edecektir. Bireyleri ve kurumları elektronik ortamdaki işlemlere hukuken bağlayan elektronik imzalar ve elektronik simgelemeler, destekleyici belgeleme mekanizmaları olmadan fazla bir anlam ifade etmezler. İşlemler ve işlem yapan taraflar hakkındaki bilgilerin doğruluğunun bağımsızca kanıtlanması ve bilgilerin gerçek dünyada olduğu gibi belgelenebilmesi için elektronik dünyanın kendi yöntemlerine gereksinimi vardır.
Bir işlem içinde yer alan taraflara ait bilgilerin doğruluğunu kanıtlamak için güvenilir bir üçüncü şahıs olarak hareket edecek bir yetkiliye ihtiyaç vardır. Bir doğrulama yetkilisi, gerçeklere dayanan bir bilginin teyit edilebilir olup olmadığını tespit etmek için, bağımsız güvenilir bir araç olarak rol oynayabilir. Elektronik noter elektronik işlemlerde güvene bir baz teşkil etmek açısından en az altı tipte bilgiyi doğrulayabilmelidir. Bunlar; tanımlama ve kayıt, kullanıcı özellikleri, standartlara uygunluk, yapılan işlem için yetki, işlemsel bilgi veya tatbik edilebilir yasalar.
Durumun özelliği, elektronik noterlerin uluslararası karşılıklı çalışabilirliğini ve karşılıklı tanınmasını gerektirmektedir. Bilginin doğruluğunu onaylayan oluşumların sorumluluklarına açıklık getirirken gerekli dikkat gösterilmelidir. Doğrulama işlemi büyük miktarlarda veri oluşturabileceği için, gizlilik ve kişisel veriler ile ilgili önemli noktalar gözden geçirilmelidir[48].
Elektronik noter sistemi; kurulacak olan onay kurumlarına noterlik yetkisi verilerek, mevcut noterlik sistemi içerisinde düzenlenerek ya da yeni ve ayrı bir elektronik noterlik altyapısı hazırlanarak düzenlenebilir. Ülkemizde uygulanan mevcut noterlik mevzuatında elektronik işlemleri kapsayan bir düzenleme mevcut olmadığı gibi bu göreve seçilme şartlarını belirleyen kriterler de yeterli değildir. 1512 Sayılı Noterlik Kanunu’nun 7/3 maddesinde Noterlik stajının başlaması için “Türk hukuk fakültelerinin birinden mezun olmak veya yabancı bir memleket hukuk fakültesinden mezun olup da, Türkiye hukuk fakülteleri programlarına göre noksan kalan derslerden başarılı sınav vermiş bulunmak” hükmü yer almaktadır. Bu itibarla kurulacak olan elektronik noterlik sisteminde, bu görevi yapacakların nitelikleri, hukuk fakültesi mezunu olmakla sınırlandırılmayacağı gibi teknik bilgi ve donanımın standardını da belirleyecek nitelikte olmalıdır. Ayrıca yabancı şirketlere de yetki verilmesi hususu ile elektronik noterlerin yetkilerinin sınırları bu konuda uluslararası uygulama ve düzenlemeler de göz önünde bulundurularak dikkatle değerlendirmelidir.
Elektronik belgenin ispat işlevi görebilmesi açısından belgenin düzenlendiği zamanın kesin olarak belirlenebilmesi son derece önemlidir. Günlük hayattaki bir çok işlemde örneğin elektronik ortamda hisse senedi ve döviz alım satımında, işlem zamanının açıkça tespit edilmesi zorunludur. Bilgisayarların işletim sistemlerinde tarih ve saat ayarları kolaylıkla değiştirilebildiğinden, elektronik ortamda üzerinde oynama yapılmamış ve değiştirilmemiş zaman bilgileri elde etmek oldukça önemlidir [49]. Alman Sayısal İmza Yasası'nda, onay makamlarına talep üzerine sayısal bilgilere bir zaman kaydı verme yetkisi de tanınmıştır. Yasada yapılan tanımlamaya göre zaman kaydı; sertifika veren mercinin kendisine gelen özel sayısal verilerin geliş zamanını belgeleyen, üzerinde sayısal imza bulunan sayısal bir onaydır[50].
Borçlar Kanunu'nun 1. maddesinin 1. fıkrasına göre bir sözleşmenin kurulması için tarafların birbirine uygun olarak karşılıklı irade açıklamasında bulunması gerekir. Sözleşme, hukuki bir bağı kurmak, değiştirmek veya ortadan kaldırmak üzere iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun olarak irade beyanlarının birleşmesi ile oluşur. Gerek Borçlar Kanunu'nun anılan maddesinden, gerekse sözleşme tanımından bir sözleşmenin kurulabilmesi için bazı şartların olması gerektiği sonucuna ulaşılabilir. Bu şartlar, sözleşme tarafları, irade beyanlarının birbirine uygunluğu ve irade beyanlarının karşılıklı olmasıdır.
Akdedilen bir sözleşmenin hükümlerini doğurmaya başladığı zaman ile kurulduğu zamanın saptanması bakımından hukukumuzda, bir arada bulunan kişiler arasında yapılan sözleşmeler (hazırlar arasındaki sözleşmeler) ile, bir arada bulunmayan kişiler arasındaki sözleşmeler (hazır olmayanlar arasındaki sözleşmeler) birbirinden farklı hükümlere tabi kılınmıştır. Hazırlar arasında yapılan sözleşmelerde, icabın hemen kabul edilmesi gerekir ve kabul beyanı ile birlikte sözleşme aynı anda hükümlerini doğurmaya başlar ve kurulmuş olur. Hazır olmayanlar arasında yapılan sözleşmelerde ise, icap yapan taraf, makul bir süre boyunca yaptığı icap ile bağlı olacak ve karşı tarafın kabul haberini bekleyecektir. Sözleşme, kabul haberi gönderildiği anda hükümlerini doğurmaya başlar ve kabul haberi icapçıya vardığı anda da kurulmuş olur[51].
Bir ticari sözleşmenin kurulması için yukarıda anılan şartlar e-ticaret için de geçerlidir. Kişinin elektronik bir imza ile göndermiş olduğu sözleşme yapma teklifi icap, muhatabın bu teklifi kabul ettiğini elektronik ortamda iletmesi ise kabuldür. Muhatabın elektronik ortamda gönderdiği kabul beyanının icapçıya ulaşması ile ticari bir sözleşme kurulmuş olur. Kabul beyanının muhatap tarafından gönderildiği anda, ticari sözleşme hükümlerini doğurmaya başlar. Ancak, kabul beyanının icapçıya ulaşması ile gönderilme anı arasında pek uzun bir zaman geçmediğinden, kural olarak elektronik ortamda yapılan bir sözleşmenin kurulması anı ile hüküm ve sonuçlarını doğurmaya başladığı an aynıdır. Ancak icapçının, muhatabın kabul beyanını gönderdiği zamanda çeşitli sebeplerle (izin, hastalık vb.) kabul beyanını aynı gün öğrenememesi mümkündür. Bu takdirde, muhatap tarafından kabul beyanın gönderildiği tarihte ticari sözleşme hükümlerini doğurmaya başlayacaktır.
Avrupa Birliği bu konuda son dönemde, uzaktan görüşülerek hazırlanan sözleşmeler üzerine bir direktif, tüketici sözleşmelerindeki haksız maddeler ve yanlış rakamla tüketicileri yanıltma üzerine bir dizi yatay direktif ve tüketici kredileri, seyahat paketleri konusunda da sektörel bazı direktifleri kabul etmiştir. Bu sayede tüketicilere e-ticarette de uygulanabilecek asgari düzeyde koruma sağlanmaktadır.
Birlik, üye ülkelerin sözleşme biçimleri ve uygulanması ile ilgili düzenlemelerinin e-ticaret ortamına uygun olmadığını ve elektronik ortamda yapılan sözleşmelerin uygulanabilirliği ve geçerliliği konusunda belirsizlikler doğurduğunu belirtmektedir. Örneğin yazılı doküman ve el yazısı ile imza atma kuralı ve kanıtlama koşulları elektronik dokümanlara uygulanamamaktadır. Komisyon Tek Pazar içinde elektronik sözleşmelerin yasal olarak tanınmasını engelleyen düzenlemelerin nasıl azaltılabileceğine veya tamamen kaldırılabileceğine yönelik çalışmaları başlatmıştır. Konunun tüketici boyutunun ise, Bilgi Toplumunun Tüketici Boyutu Dokümanı (Communication on the Consumer Dimension of the Information Society) içinde ele alınması düşünülmektedir. Hesaba geçme, hesaplama ve denetim kurallarının da e-ticarete göre değiştirilmesi gerekecektir. Elektronik faturaların hiç kağıt kopya olmadan doğrulanması gerçekleştirilmek zorundadır. Komisyon, üye devletlerle Tek Pazar'ın ortak uygulamalarının belirlenmesi için görüşme kararı almıştır.
Elektronik ortamda sözleşme kurulması aşamasında, hukuki bazı yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğu açıktır. Avrupa Birliği; çıkardığı bazı Direktiflerle üye Devletlerden sözleşme kurma aşamasını kolaylaştırmalarını istemiş, ayrıca tüketicinin etkili bir şekilde korunmasını sağlamıştır. Konuyu ülkemiz açısından ele aldığımızda, elektronik ortamda sözleşmenin kurulması bakımından Borçlar Kanunu hükümleri uygulanabilse de, özellikle elektronik imzaya ilişkin düzenlemelerin ülkemizde bir an önce yapılması gerektiği açıktır. Sözleşme konusunu dijital malların oluşturması durumunda ise ek bazı güçlüklerle karşılaşılması mümkündür. Bu eksikliğin acilen giderilmesi gerekir. Önemli olan mevcut durumu tam olarak belirlemek ve eksiklikleri ortaya koymaktır. Böylece yeniliklerin tüm toplum tarafından daha kolay bir şekilde izlenmesi sağlanmış olacaktır.
E-ticaretin ortaya çıkardığı çeşitli değişikliler vergi otoriteleri açısından ciddi sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Bu sorunlardan; mükellefiyetin, gelirin elde edildiği yerin, gelirin niteliğinin ve vergi matrahının belirlenmesindeki güçlüklere daha önceki bölümlerde değinilmiştir. Bu itibarla aşağıda e-ticaretin niteliğinden kaynaklanan diğer vergisel sorunlar ve çözüm önerilerinin irdelenmesine çalışılacaktır.
E-ticaretin niteliğinden kaynaklanan vergisel sorunlar; bilgi kaynaklarının aşınması ve vergi denetiminde ortaya çıkan sorunlar, elektronik para kullanımı, çok uluslu şirketlerin bağlı şirketleri ile gerçekleştirdikleri işlemler, off-shore finansal merkezler ile vergi cennetlerinin varlığı ve yeni finansal enstrümanların önem kazanması şeklinde sıralanabilir. Aşağıda bu problemlere değinilecektir.
Bilgi kaynaklarının aşınması vergilemedeki birinci sorundur. Vergi otoriteleri mükelleflerin vergisel işlemleri hakkında bilgi toplamak için çeşitli bilgi kaynaklarına sıklıkla baş vurmaktadır. Bu kapsamda olmak üzere üretim-tüketim zinciri içinde yer alan toptancılar, bayiler ve perakendeciler ile bankalar önemli birer bilgi kaynağıdır[52]. E-ticaret aracılara olan ihtiyacı azalttığı için mükelleflerin beyanlarının doğruluğunun belirlenmesinde kullanılacak bilgi kaynakları ortadan kalkmaktadır.
E-ticaret ile birlikte kağıt üzerinde yapılan işlemlerin yerini bilgisayar ortamında yapılanlara bırakması malların dolaşımında mevcut olması gereken bir çok belge ve bilginin de ortadan kalkmasına neden olacaktır. Buradan olumlu ve olumsuz iki sonuç ortaya çıkmaktadır. Bilgi ve iletişim teknolojisindeki gelişmeler bir taraftan vergi idaresine normal işleyişte ve mükelleflerin denetiminde önemli yeni imkanlar sunmakta, bir taraftan da vergiden kaçınma ve kaçırma imkanlarını artırmaktadır[53]. Bu durumda vergi idarelerinin, ortaya çıkacak vergi kayıp ve kaçaklarını en aza indirmek için teknolojik imkanlardan yoğun olarak yaralanmaya çalışması gerekir. Çünkü, vergi idarelerinin geleneksel denetim tekniklerinin dijital ya da sayısallaştırılmış ürünlerin satışlarının denetiminde uygulanamayacağı açıktır.
Bireysel işlemlerde zamanla reel paranın yerine elektronik paranın ikame edilmesi, vergilemedeki ikinci sorundur. Elektronik kartlardaki çiplerin bireylerin para balansını ihtiva etmesi, bunların ödeme yapmada ve hesapların dengelenmesinde kullanılması, vergi otoritelerini zor durumda bırakacaktır. Bu gibi elektronik ödemeler kayıt altına alınabilen ya da kayıt altına alınamayan işlemler aracığı ile yapılmaktadır. Elektronik ödemelerin kayıt altına alınabildiği durumda elektronik kart çıkaran kurum, işlemlerin kayıtlarını bir merkezde (banka işlemlerinin izlenebilmesini sağlayan basılı kağıt) tutmak suretiyle denetim işlevini gerçekleştirebilir. Bu durum, işlemlerin herhangi bir merkezi kayda tabi olmadığı kayıt altına alınamayan işlemler için söz konusu değildir ve karta para yüklendikten sonra hiçbir takip yapılamamaktadır. Banka işlemlerinin izlenebilmesini sağlayan bir kaydın olmaması, hem katma değer vergisi hem de gelir vergisi tahsilatında bir risk ortaya çıkaracaktır. Ödemelerin elektronik para ile internet üzerinden yapılması, ödeme yapılan ile ödemeyi yapanın belirginsizleşmesi sonucunu doğurabileceği gibi takibini de zorlaştıracaktır[54].
Çeşitli ülkelerde faaliyet gösteren çok uluslu şirketlerin kendi içindeki ticaret, vergilemedeki üçüncü sorundur. Bu sorun, son yıllarda özellikle dünya ticaretinin hızlı artmasıyla önem kazanmıştır.
Global ticaretin %60’ı çok uluslu şirketler tarafından yapılmaktadır. Yapılan tahminlere göre dünya ticaret hacminin yaklaşık olarak yarısı şirket içi yapılan ticari işlemlerden oluşmaktadır. En büyük çok uluslu şirketlerin sahip oldukları varlıklar toplamı dünya varlıkları toplamının yarısını oluşturmaktadır[55].
Bu büyüklükteki bir potansiyele sahip çok uluslu şirketler, teknolojinin yardımıyla yatırım, üretim, yönetim ve pazarlama faaliyetlerini coğrafi olarak yaygınlaştırmakta ve böylece, bu firmaların bir ürün ile ilgili olarak yaptığı faaliyetler birden fazla ülkenin vergileme yetkisi alanına girmektedir. Bu durum ise, çok uluslu şirketlerin ülkelerin vergi sistemleri ve vergi oranlarını dikkate alarak her ülkede beyan edecekleri gelirlerini transfer fiyatlaması yoluyla ayarlama imkanı vermektedir. Söz konusu şirketler global vergi yüklerini asgari düzeyde tutabilmek için kendilerine bağlı şirketlere uyguladıkları fiyat, faiz ve temettü ödemelerini farklılaştırma yoluna gitmektedir. Bu şirketler vergi oranı düşük olan ülkelerdeki bağlı şirketlerinden mal veya hizmetleri yüksek fiyatla satın almakta ve bu şirketlere mal veya hizmetleri düşük fiyatla satarak karlarını düşük vergili bu ülkelere aktararak vergi sonrası karlarını artırmaktadırlar. ABD’de şirketlerin vergi yükü düşük olan yabancı ülkelerdeki şubelerinin kar marjlarının, vergi yükü yüksek olan ülkelerdeki şubelerinin kar marjlarından daha yüksek olduğu tespit edilmiştir[56].
Transfer fiyatlaması gerçekte yeni ortaya çıkmış bir olgu değildir. Yeni olan, iletişim teknolojisinde meydana gelen yenilikler sonucu transfer fiyatlaması uygulamalarının boyutlarının artması ve daha karmaşık bir hal almasıdır. E-ticaretin ortaya çıkışı ve büyümesi çok zor fiyatlama problemlerini potansiyel olarak daha sıradan hale getirecektir. Bilginin ani gönderilmesinin fiziksel sınırları ortadan kaldırmasının bir sonucu olarak, sınır ötesi işlemleri belirlemek, izlemek ve ölçmek vergi idareleri için zorlaşmaktadır. Bu gelişme ise ulusal vergi idarelerinin bu tür işlemleri tam anlamıyla kavramalarını güçleştirmektedir[57].
Finansal yatırımların değerlendirilmesinde önem kazanan off-shore finansal merkezler ile vergi cennetleri, vergilemedeki dördüncü sorunu oluşturmaktadır. Eş zamanlı olarak para ve bilginin kolaylıkla ve ucuz bir şekilde hareketine imkan sağlayan dijital bilgi akışı off-shore finansal merkezlerin ve vergi cennetlerinin büyümesine yol açmıştır. Uluslararası ticaret firmaları ve off-shore tröstler olarak bilinen bu gibi yasal tüzel kişilerde biriken mevduatın 5 trilyon Doları aştığı tahmin edilmektedir. Bu tüzel kişilerin kazandıkları gelirin ne kadarını vergi otoritelerine beyan ettikleri belli değildir. Birleşmiş Milletler, OECD ve G-7’yi oluşturan sanayileşmiş ülkelerde bu tüzel kişiliklerin sık sık kara para aklaması ve vergi kaçakçılığında kullanıldığı ileri sürülmektedir[58]. Vergi cennetleri ve tahrip edici vergi rejimlerinin yaygınlaşması, internet teknolojisi ile de olayın mahiyetinin ve boyutlarının daha da riskli hale gelmesi üzerine, gelişmiş ülkeler ve uluslararası kuruluşlar bünyesinde çalışmalar başlatılmıştır[59].
Yeni gelişen finansal araçlar yeni vergileme sorunları yaratabilmektedirler. Mevcut tasarrufları yatırımlarıma dönüştüren e-ticaretin gelişimi sonucunda, her geçen gün mevcut finansal araçlara yenisi eklenmektedir. Bu şekilde ortaya çıkan yatırım araçları işlemlerinin gerçekleştirildiği kurum ve kuruluşlar, off-shore merkezlerde faaliyet göstermekte olup; buralarda kazanç elde edenleri tanımlamak çok büyük bir problem olmaktadır. Karmaşık bir yapıya sahip olan bu tip finansal araçlar, vergi uygulamalarındaki tutarsızlıklar ve belirsizlileri istismar etmek suretiyle vergiden kaçınma amaçlarıyla da kullanılmaktadır. Zira vergisel bağlamda, sermaye gelir/kazanç ve zararları ile faiz gelirleri ve kar payları arasındaki ayrımı yapmak gittikçe zorlaşmaktadır. Bu finansal araçların geniş çaplı kullanılması ile sınır ötesi yatırımların kaynakta stopaj usulü ile vergilendirilmesi artık mümkün bulunmamaktadır[60]. Çünkü, bu ortamda gerçekleştirilen işlemlerde, işlemi gerçekleştirenlerin kimlikleri, gerçekleştirdikleri işlemlerin içeriği ve elde ettikleri geliri kavramak son derece zordur. Bu kişilerin ikamet ettikleri ülke ile geliri elde ettikleri ülke veya off-shore merkezi birbirinden farklı olduğu için, eğer gelirin elde edildiği ülke bilgi vermez ise bu gelirlerin vergilendirilmesi imkansız hale gelecektir[61].
Bilgi ve iletişim teknolojileri ile e-ticaretteki gelişmeler sonucu yukarıda sayılan vergisel sorunların etkilerini ortadan kaldırmak için hiçbir değişiklik yapılmıyorsa ya da vergileri dengeleyici bir tazyikin olmaması durumunda, çok sayıda OECD ülkesinde ve belki de bazı gelişmekte olan ülkelerde vergi gelirlerinin GSYİH’ya oranı düşecektir. Bu düşüşün ne kadar olacağını ölçmek için henüz çok erkendir. Bazı akademisyenler bu düşüşün refah açısından faydalı olabileceğini ileri sürmektedir ve hatta bazı akademisyenler de e-ticaretin vergilendirilmemesinin ekonomik büyüme ile vergi gelirlerinde artışa sebep olacağını savunmaktadırlar[62]. Bununla beraber, ülkeler için vergilemede karşılaşılan vergisel sorunların etkileri tamamen ortadan kaldırılamıyorsa bu boşlukların etkilerini hafifletici yöntemlerin geliştirilmesi ya da potansiyel vergi kayıplarını önleyici yeni vergilerin uygulamaya konulması da mümkün olabilir[63].
Ülkeler e-ticaret ve elektronik parayı kontrol edebilecek yeni yöntemler geliştirebilirler ya da kambiyo işlemleri gibi finansal işlemler üzerine küçük oranlı bir vergi ya da Tobin Vergisi benzeri veya Bit Vergisi gibi yeni vergiler koyabilirler. İlk kez 1972 yılında ünlü iktisatçı James Tobin tarafından ortaya atılan ve döviz kurlarında meydana gelebilecek artışları önlemeyi hedefleyen Tobin vergisi, üzerinde çok durulan bir vergidir[64]. Tobin vergisinin en önemli amaçlarından birisi de spekülatif amaçlı olarak yapılan işlemleri bir ölçüde önlemek olarak bilinmektedir[65]. Tobin vergisi özellikle küreselleşme ve e-ticaretteki gelişmeler sonucu daha da önem kazanmıştır.
Öte yandan Birleşmiş Milletler ve özellikle ABD internet işlemlerine (Bit Tax gibi) yeni vergiler uygulanmasına karşıdır. Günümüzde yeni vergiler olmaması halinde mevcut yapı içerisinde e-ticaret işlemlerinin nasıl vergilendirileceğinin açıklığa kavuşmasında bir gelişme mevcut olabilir. Ticaretin diğer biçimlerine göre e-ticaret işlemlerinde tarafsızlığın sürdürülmesi ilkesi doğrultusunda çok sayıda düşünce dikkate alınabilir[66].
E-ticaretin artması gider vergisi olarak KDV’yi benimseyen ülkelerde de potansiyel problemlere yol açmaktadır. Bilindiği gibi KDV malların üretim-tüketim zinciri içindeki her aşamasında satış fiyatı üzerinden hesaplanmakta ve malı satan kişiler, verginin kanuni yükümlüsü olarak ödedikleri vergiyi, satış fiyatına ekleyerek alıcılara aktardıklarından malı satan kişiler aynı zamanda bu verginin aracıları durumundadırlar. Daha önce değinildiği gibi e-ticaretin bazı aracıları ve aşamaları dolayısıyla o aşamalarda alınması söz konusu olan KDV’yi ortadan kaldıracağı için KDV gelirlerinde bir miktar azalmaya yol açabilir. Öte yandan KDV oranlarında farklılıkların olması ve farklı ülkelerin farklı mal ve hizmetleri KDV’den müstesna tutmaları, KDV uygulaması açısından ülkeler arasında arbitraj imkanlarının ortaya çıkmasına ve yüksek KDV oranlarına sahip olan ülkelerin e-ticaret, sınır ticareti ve gümrüksüz satış yoluyla olumsuz yönde etkilenmeleri ve gelir kaybına uğramaları muhtemeldir[67]. Bu itibarla e-ticaret, dolaylı vergilemede ABD gibi KDV yerine bir tür satış vergisi uygulayan ve vergi sisteminde dolaysız vergilerin ağırlıklı bir yere sahip olduğu ülkeler aleyhine rekabeti bozmakta ve bu açıdan farklı vergi sistemi uygulayan ülkeler arasında gerilimi artırmaktadır. Sonuçta, global e-ticaret, entegrasyona ve KDV’de uyuma yol açmakta ve e-ticaretin vergilendirilmesine yönelik talepleri artırmaktadır[68].
Avrupa’da da gündemde olan konu, on-line olarak dağıtılan yazılım ve müzik gibi dijital ürünlerden alınacak olan katma değer vergisidir. Dünyanın herhangi bir yerine on-line satış yapan Avrupa’daki şirketler KDV ödemek zorundadırlar. Bu da onları hem Avrupa’da hem de ihracat yaptıkları pazarlarda bu vergiyi ödemeyen ABD şirketlerine ve diğer yabancı şirketlere karşı dezavantajlı bir konuma itmektedir. Bu duruma karşı Avrupa Komisyonu da 2000 yılı Haziran ayı içerisinde şirketlerin sadece Avrupa Birliği içerisindeki satışlarında katma değer vergisi ödemeleri tasarısını kabul etmiştir. Bu tasarı ayrıca Avrupa Birliği dışındaki şirketlere de Birlik içindeki satışlarında en azından bir Avrupa Birliği üyesi ülkeye KDV ödemek için kayıt yaptırma zorunluluğunu getirmiştir. Söz konusu tasarı destek kazanmasına rağmen, yayınlandıktan sonra hükümetlerin gelirleri paylaşma konusundaki tartışmaları engeliyle karşılaşmıştır. ABD’nin bu tasarı üzerinde ciddi kaygıları vardır. ABD şirketlerinin Avrupa’da KDV öderken, Avrupa şirketlerinin ABD’de KDV ödememeleri eşitsizlik olarak değerlendirilmektedir[69]. Bununla birlikte ABD sanayi grupları KDV önerisini kendilerini vergilendirmek ve AB pazarını korumak amacıyla hazırlanmış haksız bir girişim olarak nitelendirirken, ABD hazine yetkilileri de gelişmenin e-ticaret konusunda uluslararası kurallar üzerinde anlaşma çabalarını sekteye uğratacağını ve e-ticaretin gelişmesini engelleyeceğini bildirmişlerdir[70]. Üstelik tasarı gereği ABD şirketlerinin, KDV oranları %15 (Lüksemburg) ile %25 (Danimarka) arasında değişen Avrupa Birliği ülkelerinden birine kayıtlı olmaları gerekmektedir. Bu şirketlere maliyetlerin düşük olduğu ülkede kaydolma imkanı vermekte, böylece rekabetçi bir avantaj sağlamaktadır[71]. Bu durumda da soruna global bir çözüm getirilmesi gereği daha fazla önem kazanmıştır. OECD, e-ticaret konusunda sadece hükümetlerin gelirlerini koruma amaçlı değil, aynı zamanda, gelişen yeni endüstrilere açık kurallar da sağlayacak global standartların kurulması için çalışmakta ancak, dolaylı yoldan vergilendirme konusu hala çözümsüzlüğünü korumaktadır. ABD’de satışların ne şekilde vergilendirileceği, Avrupa’da da KDV hararetli tartışmaların konusu olmaya devam etmektedir[72].
Merkezi ABD’de bulunan Forrester Araştırma Şirketi’nin yayınlamış olduğu raporda on-line ticaret nedeniyle ABD’de devletin ve mahalli idarelerin daha şimdiden perakende satış vergilerinde 500 milyon Dolar kaybettiğini belirtilmektedir. 1999 yılında yapılan 13 milyar Dolarlık vergilendirilebilir perakende satışın sadece %20’si vergilendirilebilmiştir[73]. Chicago Üniversitesinden Dr. Auston Goolbee ve Pepperdine Kamusal Politika Okulunun katkılarıyla yapılan detaylı analizlerde de ABD’deki satış vergileri kaybının 2 milyar Dolardan 2,6 milyar Dolara ulaşacağını belirtmektedirler[74]. Forrester araştırmaları ise 2004 yılında eğer mevcut vergi düzenlemeleri ve satışlardaki artış devam ederse, sadece ABD’de bu kaybın 8 milyar Dolara kadar çıkacağını tahmin edilmektedir[75].
Avrupalı vergi otoritelerinin tüm dünyadaki meslektaşları gibi uğraşmak zorunda oldukları temel sorun şirketlerin nerede iş yaptığıdır. Aynen ABD’deki gibi, hükümetlerin kayıpları ciddi rakamlara ulaşmış durumdadır. 2000 Eylül ayında İngiltere’nin önde gelen patronlarını temsil eden Yöneticiler Enstitüsü, e-ticarete geçiş nedeniyle ülkenin gelirlerinde 6,7 milyar Dolarlık kaybın olduğu uyarısında bulunmuşlardır[76].
Görülmektedir ki dijital ürünlerin satışından doğan vergilendirme problemi satış vergisi ve KDV üzerinde yoğunlaşmıştır. Vergi gelirlerinde yukarıda belirtilen miktarda olacak azalışlar cidden kaygı vericidir. Ancak, bu rakamların tutarlı olmayacağı yönünde görüşler vardır. Örneğin; Stephan KREOS’a göre[77] “e-ticaretteki satışların çok büyük bir bölümü şirketten-şirkete ticareti içerir ki buda vergi geliri kayıplarını % 800 şişirmektedir” . Bizce zaten e-ticaretin vergilendirilmesi konusunda OECD tarafından koordine edilen uluslararası çabalar doğrultusunda şirketten-şirkete (B2B)’de yapılan ödemelere stopaj uygulanması bu kaybın bir bölümünü giderecek niteliktedir.
ABD’de tartışmaların konusu sadece satış vergilerine odaklanmıştır, böylece bazı çok önemli gerçekler ve diğer tüm vergi türleri önemsenmemektedir. ABD’de satış vergilerinin toplamı ülke ve yerel vergi gelirlerinin yaklaşık %25’i kadardır, %75’i oluşturan diğer vergiler hakkında konuşulmadığı görülmektedir. E-ticaretin olağanüstü büyümesi ve sebep olduğu ekonomik aktivite vergi geliri oluşturmaktadır. Kaliforniya Mükellefler Birliği’nce yapılan ilk ekonomik analizlere göre e-ticaretin çok küçük bir kısmı bile ekonomik büyümeye katkı sağlayabilirse diğer vergiler satış vergilerindeki kaybı fazlasıyla telafi edecektir. Gelir ve Kurumlar vergisi, şirket sahiplerinin kazançları ve e-ticaret çalışanlarının maaşları olan milyarlarca Dolardan toplanmaktadır. Mülk Vergisi ise pahalı ve ileri teknoloji ürünlerinin kullanıldığı güçlü “network” lerden, işleyen web sitelerinden ve bu şirketlerin donanımlarından alınmaktadır. Bunlar aynı zamanda işletme lisansı vergileri, kamu hizmetleri vergileri, üretim-tüketim vergileri ve sitelere girişi sağlayan ve e-ticarette mal sahiplerince ödenen iletişim vergileridir. Ayrıca ikinci bir telefon hattına veya pahalı ve yüksek hızla hat imkanına kavuşmak için milyonlarca web kullanıcısı tarafından ödenen telefon vergilerini unutmamak gerekir. E-ticaretin GSYİH’nın %36’sını ABD ekonomisine kattığı hesaplanmaktadır. Bu rakam kesinlikle büyük bir rakam değildir. E-ticaret ekonomik büyümeyi beraberinde getirmektedir. Bu büyüme yeni mesleklerden ve yeni işletmelerle, artan iş faaliyetleriyle, daha düşük iş ve müşteri maliyetleriyle oluşan karlardan kaynaklanmakta bu karlar da vergi geliri oluşturmaktadır[78].
E-ticaret yeni iş alanları üretmektedir. Cisco Sistemleri ve Teksas Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışmada, ABD internet ekonomisinin 1,2 milyon yeni iş alanı ve 301 milyar Dolar gelirin sorumlusu olduğu kanıtlanmaktadır[79]. Bu doğrultuda Avrupa hükümetleri de vergi gelirlerinin internette kaybolmasını engellemek için düzenlemeler yaparlarken, e-ticaret sektörünün sunduğu nimetlere de zarar vermek istememektedirler. Avrupa Birliğinin 2000 Mart ayında Lizbon’da düzenlemiş olduğu “İnternet Toplantısı”’nda İngiltere Başbakanı Tony Blair, Yeni Ekonominin topluluk içinde 20 milyon yeni iş yaratacağından bahsetmiştir[80].
E-ticaretteki gelişmelerin GSMH’da meydana getireceği düşüşler sonucu vergi sistemlerinde yaratacağı olumsuzlukların abartıldığı yönündeki görüşlere diğer bir örnekte Martin Wolf’ün Finansal Times’da yer alan bir yazısında dile getirilmiştir. Wolf, gelişmelerin vergi sistemleri üzerindeki etkisini belirleyecek bir çok faktörün olduğunu belirterek şu görüşü ileri sürmüştür:
Öncelikle, ülkelerin vergi gelirlerine ilişkin istatistikleri incelendiğinde, toplanan vergi gelirlerinin GSMH’ya oranının yıldan yıla arttığı görülmektedir. OECD üyesi ülkelerde vergi yükünün tarihsel gelişimine bakıldığında (1965-1998 arası dönemde) vergi yükünün sürekli olarak artan bir trend içinde olduğu görülmektedir. 1970 yılında vergi yükü (sosyal güvenlik ödemeleri dahil) bakımından OECD ortalaması % 29 olduğu halde, bu oran 1980 yılında % 33’e, 1990 yılında % 36’ya ve 1998 yılında % 37’ye yükselmiştir. Her ne kadar, son on yıllık dönemde vergi yükündeki artış oranının yavaşladığı iddia edilebilirse de, bu yavaşlamanın nedeni teknolojik yenilikler veya e-ticaretin getirdiği ekonomik liberalleşme değil, seçmenlerin daha fazla vergi ödemeye karşı gösterdikleri dirençtir[81].
Görülmektedir ki e-ticaretin vergilendirilmesinin veya vergilendirilmemesinin olumlu ve olumsuz etkileri bulunmakta, farklı görüşler ileri sürülmektedir. 1998 yılında Kanada Ottawa’da düzenlenen konferansta OECD’nin e-ticaretin geleceği hakkındaki planları tanımlanmış ve e-ticarete özgü bir verginin getirilmemesi yönünde uluslararası bir görüş birliği sağlanmıştır. Bu noktadan sonra, bizim üzerinde düşünmemiz gereken konu, e-ticaretin vergilendirilmemesi veya mevcut vergi düzenlemeleri kapsamında vergilendirilmesi halinde ne gibi durumların ortaya çıkacağı, nasıl bir politika yürütülmesi gerektiği ve çözümleri üzerine odaklanmalıdır.
E-ticaretin vergilendirilmemesi durumunda vergi gelirlerinin azaltarak bütçeleri zayıflatacağı ileri sürülmektedir. Bu olumsuzlukları gidermek için hükümetler gelecek yıllarda vergi tabanlarını kar ve tasarruflar gibi yüksek hareket kabiliyetine sahip üretim faktörlerinden tüketime ve işgücüne kaydıracağı ileri sürülmektedir[82]. Ancak hareketlilik kar ve tasarruflarla sınırlı değildir, internet sayesinde sermayenin yanında nitelikli iş gücü ve hatta tüketiciler de hareketli duruma gelmişlerdir. Tüketiciler vergi durumlarına göre tüketim planları yapabilmekte ve tüketimini ikamet ettiği yetki alanı dışına taşıyabilmektedirler[83]. Bu durumda ülkelerin bu emek, sermaye ve tüketimi vergilendirmeye teşebbüs etmeleri halinde bu faktörlerin yüksek vergi bölgelerinden düşük vergi bölgelerine kaçacaklarını da göz önünde bulundurmaları gereklidir. Bütün bunların bir sonucu olarak mali amaçlarla getirilecek çözümlerden biri hareketsiz vergi tabanlarının yani niteliksiz işgücü, fiziksel sermaye ve fiziki mülkiyetler üzerinde vergi yükünü artırmak olacaktır. Bu durum ise vergi yükünün daha çok düşük gelir grupları üzerinde yoğunlaşmasına neden olduğu için vergilemede adalet ve eşitlik prensipleri bakımından yoğun eleştirilere sebep olmaktadır. Bu gelişmelerin özellikle işgücü piyasası üzerindeki olumsuzlukları da ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki, ücretli çalışanların işverene maliyetindeki artış ile birlikte, işgücüne olan talep azalması sonucu istihdam olumsuz yönde etkilenmekte ve/veya kayıtdışı işçiliğin büyümesine neden olmaktadır[84].
Hareketli vergi tabanları nedeniyle ortaya çıkan kamu geliri kaybını karşılamak için getirilecek diğer bir mali çözüm ise alkol ve sigara üzerine, çevresel vergiler getirmek olabilir. Olası bu vergiler düşük gelirli bireylere çok ağır yükler getirecektir. Eğer bu gerçekleşirse hükümetlerinin vergi sistemlerindeki ilerlemeyi ve korumayı sağlamaları oldukça güç olacaktır. Bununla birlikte toplam vergi gelirlerindeki azalma hükümetlerinin düşük gelirli fertlere yeniden gelir dağılımı yapma kabiliyetini olası olarak azaltacaktır[85].
İletişim teknolojisinde meydana gelen yenilikler ve e-ticaret vergi idarelerine bir takım kısıtlamalar getirebildiği gibi aynı zamanda da geliştirir. Hükümetler büyük taktiklerle yer seçimi, işgücü, sermaye ve tüketiciler gibi vergi tabanı hareketliliğini kullanarak güç sahibi olabilirler. Bu seçeneklerde başarılı olan hükümetler vergilerle harcamaları eşleştirebilecek ve vergi ödeyenlere istedikleri servisleri verebilecektir. Resimlendirmek ve hafızada canlandırmak için bütün üretim faktörlerinin hareketli olduğunu düşünelim. Ulaşım ve haberleşme masrafı yok ve tüm mal ve hizmetler için sadece bir tane ulusal market var. Burada şu gözlenebilir, herhangi güçteki hiçbir hükümet bir vergi yükleyemez. Aksi halde vergi tabanının başka bir yetki alanına kaçmasına neden olur[86]. Ancak bütün mükellefler/faktörler hareketli değildir ve hiçbir zaman olmayacaktır. Fertler hükümetlerin sağladığı hizmetler için mal ve hizmet ticareti dolayısıyla vergi ödemek isteyeceklerdir. E-ticaretteki mal ve hizmet üretimini devletlerin vergi alanına taşımak hükümetlerin çabalarıyla gerçekleşecektir. Gerçekten hükümetlerin fertlerin haberleşmelerini mümkün olduğunca çekici yapmaları, güzel yollar, temiz çevre, memnun edici parklar, kaliteli okullar, güvenli bir sosyal çevre ve buna benzer pek çok şey için cesaretlendirmeleri gerekmektedir. Bunların hepsi yüklenilen vergiler ve fertlerin kendilerini sorumlu hissetmeleri ile olur. Ancak, başarısız performans sergileyen hükümetlerin kredileri az olacak bu hükümetlere kişiler ve toplumsal kuruluşlar tarafından oldukça farklı tepkiler gelecek ve ulusal vergi sistemleri baskı altında olacaktır[87]. Buradan şu sonuç çıkmaktadır: bilgi ve iletişim teknolojileri ile e-ticaretteki gelişmeler vergi ve harcamalarda optimum eşlemeler yapılması için hükümetleri zorlayıcı bir ortam yaratmaktadır.
Bunun yanında iletişim ve bilgisayar teknolojisinde meydana gelen yenilikler vergi idarelerinin otomasyonu açısından bir çok faydalar sağlayabilir. Mükelleflerin beyannamelerinin elektronik ortamda kabul edilmesi, beyannamelere ilişkin tahakkuk ve tahsilat işlemlerinin bilgisayar yardımıyla gerçekleştirilmesi, mükelleflerin gelir, servet ve harcamalarına ilişkin bilgilerin elektronik ortamda toplanması ve vergi denetiminin bilgisayar destekli olarak yürütülmesi bu faydalardan bazılarıdır. Geleceğin vergi idareleri yoğun bir şekilde bilgisayar teknolojisinin kullanıldığı yerler haline gelecektir. Bu gelişme sonucu, önceden vergi idaresinin bilgisi dışında kalan gelir, servet ve harcamaların (kısaca, kayıt dışı ekonominin) kavranılması mümkün olacaktır[88]. Bu olumlu gelişme karşısındaki en önemli engel ise, vatandaşların sınır ötesi işlemlerinin kavranmasında yaşanacak güçlüklerdir. Bu problemin çözümü ise ülkeler arası işbirliği ve bilgi paylaşımının iletişim teknolojisi de kullanılarak artırılmasıdır. Konuya gelişmekte olan ülkeler açısından bakıldığında, bu ülkelerde kayıt dışı ekonomi hala önemli bir sorun olarak karşımızdadır. Bu ülkelerde kayıt dışı ekonomi olgusunu körükleyen sebeplerden birisi, vergi idarelerinin mükelleflerin gelir, servet ve harcamalarına ilişkin olarak yeterli bilgiye sahip olamamalarıdır. Halbuki, bilgisayar ve iletişim teknolojisi bu bilgilerin kolaylıkla, eş zamanlı olarak ve düşük yönetim maliyetleri ile toplanmasına imkan vermektedir. Bu sebeplerle, iletişim ve bilgisayar teknolojisinde meydana gelen yenilikler gelişmekte olan ülkelerin ülke içi kayıt dışı ekonomiyi kavramalarına ve bu yolla daha çok vergi geliri toplamalarına yardımcı olacaktır[89].
Ekonomik globalleşme, ulusal vergi sistemleri arasında dolaylı ve dolaysız bağımlılıklar oluşturmaktadır. Bir çok ülke, globalleşme sonucu ortaya çıkmakta olan ekonomik koşullara ayak uydurabilmek amacıyla vergi reformlarına girişmektedir. Vergi reformu çabası içinde olan ülkeler, eskisine oranla daha fazla diğer ülkelerin uyguladıkları vergi sistemlerine önem vermekte, yapılacak düzenlemelerin ülke sınırları dışındaki olası etkilerini göz önünde bulundurmak durumunda kalmaktadırlar[90].
E-ticaret ve bilgi ve iletişim teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler vergi politikaları üzerinde önemli etkilere sahiptir ve ülkelerin vergi alanında politika belirleme serbestilerini kısmen sınırlandırmaktadır. Bu itibarla, iktisat ve ticaret politikaları alanında görülen karşılıklı bağımlılığın vergi politikası alanında görülmeye başlanacağı söylenebilir[91]. Gelecekte “Uluslararası Vergi Fonu” gibi bir kurumun kurulması hiçte şaşırılacak bir durum olmasa gerek. Çünkü bilgi teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte vergi idareleri, büyük bir hareket serbestisine sahip yeni bir mükellef grubu ve bu mükelleflerin faaliyetleri ile karşılaşmaktadır. E-ticaretin vergilendirilmesi konusundaki gelişmeleri kavramak ve gerekli işlemleri yapmak için sadece ülke sınırları içindeki bilgiler yeterli olmayacaktır. Bu durumda bilgi değişimi konusunda uluslararası işbirliği kaçınılmaz olmaktadır[92]. Sınır ötesi işlemlerin varlığının e-ticaret içindeki ağırlığı düşünüldüğünde, diğer ülkelerin sınırları içerisinde meydana gelebilecek faaliyetlerin ve diğer ülke mukimleri ile bilgilerin temininin ancak ülkeler arasında Uluslararası Vergi Fonu gibi bir kuruluşun varlığı veya birbirleriyle akdedecekleri çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları yoluyla çözümlenebilecektir[93].
Ekonomik işlemlerin bir ülkede başladığı veya sonuçlandığı, ancak birkaç ülkede geliştiği çok geniş ekonomik ilişkiler ağının olduğu bir ortamda vergi idareleri arasındaki işbirliğinin geliştirilip, sistematik olarak işler hale getirilmesi gerekmektedir. Bu işbirliğinin, vergi idarelerinin etkinliğini kendi ülke sorunları ile sınırlandırmayacak düzeyde ve vergi kayıp ve kaçağı ile mücadelede ortak çıkarların ele alınmasında müştereken davranılmasını sağlayacak şekilde olması zorunludur. Vergi idarelerinin arasında bilgi alışverişi, eş zamanlı ortak denetimler yapılması, vergi tahsilatı ve bildirimleri için yardımlaşma gibi konularda işbirliği sağlanmalıdır. Ayrıca, enformasyon sistemlerinin, globalleşmenin getirdiği yeni ihtiyaçlara uyarlanması ve mükellef bilgilerine ilişkin veri tabanlarının birleştirilmesi ve bu çerçevede uluslararası tek vergi numarası sisteminin oluşturulması ihtiyacı daha belirgin hale gelmektedir. Bunlara ilave olarak uluslararası işlemlerin kontrolü ve uluslararası denetim fonksiyonlarını yürütmek üzere özel birimler oluşturulması, özellikle de ana ve bağlı şirketler arasındaki transfer fiyatlandırmalarının doğruluğunu değerlendirmek üzere eğitilmiş uzmanlar bulundurulması gerekmektedir[94].
Sermaye hareketliliğinin, vergi matrahının coğrafi anlamda değişken olmasına yol açması, yatırım, finansman ve diğer iş kararlarının da ülkeler arasındaki vergi farklılıklarına duyarlı hale gelmesine yol açmıştır. Böylece ticaret, yatırım ve vergi konuları birbiriyle bağlantılı duruma gelmiştir. Bu durum ise hareketli sermayeyi çekmek için vergi politikası alanında bir yarış riskini artırmıştır[95]. Buradan da anlaşılacağı gibi uluslararası sermaye ve hizmetlerin dağılımının ülkeler arasındaki vergi yapılarının farklılıklarından olumsuz etkilenecektir. Bu olumsuzlukların bir kısmı vergi sistemleri arasındaki karşılıklı etkileşimin doğal sonucu olduğu halde, ülkelerin böyle bir sonuç elde etmek için vergi sistemlerini yapılandırdığı da söylenebilir. Nitekim bazı ülkelerin bu sonucu elde etmek için cazip özel vergi rejimleri oluşturdukları, böylece diğer ülkelerin vergi gelirlerinde azalmalara sebebiyet verdikleri görülmektedir. Bu tür politikalar zararlı/haksız vergi rekabeti olarak nitelendirilmektedir[96].
Vergi rekabeti, efektif vergi oranlarının düşük tutulması, vergi ayrıcalıkları sağlanması ve vergisel işlemlere ilişkin bilgilerin saklı tutulması gibi uygulamalar şeklinde gerçekleşmektedir. Bu tür uygulamalar genellikle “vergi cenneti” ve “tahrip edici vergi rejimleri” olarak adlandırılmakta[97] teknolojik gelişmeler, özel vergi rejimleri oluşturarak vergi rekabeti yapılmasını daha da kolaylaştırmaktadır. Zararlı vergi rekabeti ile mücadele böyle gelişme ve kaygılardan doğmuştur.
Uluslararası ekonomide meydana gelen gelişmeler başta gelişmiş ülkeler olmak üzere bir çok ülkeyi vergi kaybının asgari düzeyde tutulabilmesi için çalışmalar yapmaya sevk etmektedir. Bu kapsamda olmak üzere G-7 grubu, OECD ve AB son on yıldır bu alanda çalışmalar yürütmeye başlamıştır. Yapılan çalışmalarda, e-ticaretin vergilendirilmesine ilişkin ortak kuralların belirlenmesi, ülkelerin vergi idareleri arasındaki işbirliğinin ve bilgi paylaşımın geliştirilmesi, vergi cenneti ve tahrip edici vergi rejimlerine karşı ortak mücadele stratejilerinin geliştirilmesi, transfer fiyatlama konusunda ortak ilkelerin belirlenmesi gibi konular ön plana çıkmıştır. Yapılan araştırmalarda ilerlemeler kaydedilmekle birlikte, sorunların çözüme kavuşturulduğunu söylemek mümkün görünmemektedir. OECD’nin bazı ülkeleri uluslararası kamuoyu karşısında vergi cenneti olarak ilan etmesi, bu bölgelere ekonomik yaptırımlar uygulanacağı yönündeki baskıları şimdilik pek başarılı olmamıştır[98]. Bankacılık sırrı ile ünlü Lüksemburg ve İsviçre OECD önerilerinin kendilerini bağlamadığını ilan etmişler. Bazı vergi cennetleri ise, OECD tarafından kara listeye alınmalarını bir reklam ve tanıtım aracı olarak görmektedir[99]. Bazı iktisatçılar da bu ülkelerin yaptıkları işin vergi politikaları aracılığıyla yabancı sermaye çekerek ülke refahını artırmak amacından başka bir şey olmadığını ve iktisadi düşünce kapsamında rekabet olgusu ile her hangi bir şeyin kötü olduğunun düşünülemeyeceğini savunmaktadırlar[100]. Ancak buradaki tehlike yarışın hızlanması durumudur. Örneğin AB içerisinde hiçbir ülke şimdiye kadar Lüksemburg ve İsviçre gibi ülkelerle bire bir vergi rekabetine girmemiştir. AB Tek Pazar hedefini geçekleştirmek adına vergi rekabetini önleme konusunda OECD’ye göre daha şanslı gözükmektedir. AB’nin çıkaracağı direktifler ve AB Adalet Mahkemesi’nin vereceği kararlar yavaş da olsa AB üyesi ülkeler arasındaki vergi rekabetini azaltabilir. Ayrıca, AB Komisyonu Birliğe üye ülkelerin zararlı vergi uygulamalarını birliği oluşturan rekabet kurallarına aykırı görerek soruşturma açabilmektedir.
Ülkemizde e-ticaret konusunda yeterince düzenleme yapılmadığı ve sonuçta gecikilmeye başlanıldığı gözlemlenmektedir. Nitekim “kamusal düzenlemelerin boğucu nitelikler taşımaması” ilkesi yetkili birimlerce haddinden fazla ciddiye alınmış durumdadır. 1998 yılında Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nda gündeme getirilen e-ticarete ilişkin çalışmalar somut sonuçlar getirmemiş ve bu zaman aralığı çok kötü kullanılmıştır. Özellikle hukuki altyapının kurulmasında e-imza ve onay kurumu çözülmesi gereken öncelikli konular arasında yer almaktadır. Diğer bir öncelikli konu vergisel düzenlemelerdir ki bilişim sektörü ve e-ticaretin gelişmesi için mutlaka çözüme kavuşturulmalıdır.
E- ticaret konusunda yürütülen çalışmalara baktığımız zaman konu ile en fazla ilgilenen DTM, TÜBİTAK BİLTEN’den yazılım desteği alarak iç ticaret örnek uygulaması modeli ve dış ticaret örnek uygulaması modeli geliştirmiştir. Ancak gerek kurul başkanlığının bir süre boş kalması, gerek diğer kurumların çalışmalarını bitirememesi sonucu yasal düzenlemelere ilişkin somut öneriler BTYK 2000 Aralık toplantısına sunulamamıştır.
Adalet Bakanlığı’nın aktif katıldığı ETKK hukuk komisyonu, AB e-ticaret direktiflerini ve UNCİTRAL yasalarını Türkçe’ye çevirerek, hazırlanacak ulusal yasalara model oluşturmaya çalışmaktadır. ETKK teknik komisyonunda ise, TUBITAK-BİLTEN ve İstanbul Sanayi Odası (İS0), e- imza ve onay kurumu için pilot projeyi uygulama aşamasına getirirken, BİLTEN e-kimliği Web sitesi üzerinden ücretsiz dağıtmaya başlamıştır.
Ülkemizde e-ticarete yönelik birçok kurum değişik çalışmalar yapmaktadır. Merkez Bankası, Hazine Müsteşarlığı ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı kendi görev alanlarındaki düzenlemelere ilişkin çalışmaları yürütürken, Adalet Bakanlığı, e-ticarete ilişkin yaklaşık dokuz kanun çıkarmak ve ilgili kanunlarda değişiklik yapmak durumundadır. Ticari işletmelerden, deniz taşımacılığına kadar geniş bir alanda gerçekleştirilen faaliyet nedeniyle Adalet Bakanlığı, HMUK, TTK ve TCK’ların ilgili hükümleri belirleyip gerekli düzenlemeleri içeren bir metin oluşturulmuş ancak, ticari dürüstlükten internete kadar birçok konuyu içeren söz konusu metin, ilgili hiçbir kuruma gösterilmediği gibi tartışmaya da açılmamıştır.
Başbakanlık İdareyi Geliştirme Müdürlüğü ve Kamu-Net Üst Kurulu da konuya ilişkin çalışmalar yürütmektedir ve Kamu-Net Üst Kurulu, uygulamaya koyduğu Ulusal Bilgi Sistemi (UBS) kapsamında, kamuya yönelik e-imza oluşturulması ve dağıtılmasına ilişkin altyapı faaliyetlerini üstlenmek istemektedir. Başbakanlık Müsteşarlığı ise e-imzanın yasal altyapısının oluşması için Ulusal Bilgi Güvenliği (UBG) Yasası’nın bir önce çıkarılması için gerekli girişimlerde bulunmaktadır.
İlk kez 1997’de Haberleşme Yüksek Kurulu’nda (HYK) gündeme getirilen UBG yasa tasarısı da hala hazırlanamamıştır. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nin isteği üzerine Milli Savunma Bakanlığı’nın eşgüdümüyle Genelkurmay Başkanlığı’nın hazırladığı taslağa sivil toplum örgütleri karşı çıkarken Milli İstihbarat Örgütü (MİT), İçişleri Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) da içeriğe ilişkin eleştirileri dile getirmiştir.
Yukarıda anlatılan gelişmelerin yanısıra, PTT Genel Müdürlüğü de Ulaştırma Bakanlığı aracılığıyla gündeme getireceği yasa önerisiyle, internet ortamında gönderilen e- mektupların güvenliğini şifreleme, sayısal zarf ve sayısal imza gibi yöntemlerle gerçekleştirerek “sanal bir tekel” olmayı amaçlamaktadır. İçişleri Bakanlığı ise MERNİS kapsamında 2001 yılı sonlarında kullanılmaya başlanacak yeni nüfus cüzdanlarıyla birlikte “e-imza” kullanılmasına da karar verebilecek durumdadır[101].
Yoğun çalışmalara rağmen ortadaki yetki karmaşasının ilgili kurumlar arasında bu işin patronunun kim olacağı kavgasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Ancak, kamu sektörü bu yoğun rekabet ve hantallık içerisindeyken, sivil toplum örgütleri ve özel sektör konuya daha hızlı ve yapıcı yaklaşmaktadır.
Türkiye Bilişim Vakfı önderliğinde Akbank, Garanti Bankası, İş Bankası, Koçbank ve Yapı Kredi Bankası’nın finansal desteği ile oluşturulan “Finansal Kurumlar İçin Güven Altyapısı” projesi ile e-imza’nın hayata geçirilmesi planlanmaktadır. Bilişim’01 A CeBIT Event Fuarında kamuoyuna duyurulan proje ile finansal ve ticari tüm hizmetlerin internet üzerinde güvenli bir biçimde yapılabilmesi için hukuki ve teknik alt yapının oluşturulması amaçlanmaktadır. Dokuz ay gibi kısa bir sürede tamamlanması hedeflenen proje ile özel şirketler kadar kamu şirketlerinin de internet üzerinden ticari faaliyetlerini güvenli bir biçimde gerçekleştirmesi sağlanacak ve zaman içerisinde diğer finansal kuruluşlarla da bütünleşmeyi hedefleyen proje ile e-ticarette büyük artış sağlanacaktır. E-imza konusunda yol açıcı bir işlevi olan projeye devletin dahil olması ile hukuki düzenlemeleri tamamlanacaktır[102].
Görülmektedir ki tüm alanlarda olduğu gibi bilişim ve e-ticaret konularında da devletten öncü bir rol oynaması beklenilmemelidir. 24 yıldır bitmeyen MERNİS projesi konunun en iyi örneğidir. O halde özel sektör ve sivil toplum örgütleri konuya öncülük etmeli, destek ve zorlamalarda bulunmalıdır.
Vergisel düzenlemeler açısından olaya baktığımız zaman Adalet Bakanlığının kamuoyuna yansıtılmayan çalışmaları bulunmakla beraber Maliye Bakanlığı’nın e-ticaret konusunda kamuoyuna yansıyan özel bir çalışmasının olmadığı, ancak kişisel bazı çalışmalar yapıldığı görülmektedir.
E-ticaretteki vergi politikası açıklanmalıdır. Çünkü vergisel düzenlemeler her konuda olduğu gibi bilişim sektörünü ve e-ticareti de yakından ilgilendirmektedir. E-ticaret yapacak kişiler ve kuruluşlar e-ticaret faaliyetlerinin vergisel boyutuyla oldukça fazla ilgilenmekte, beklentilerini ve gelecek planlarını ona göre yapmaktadırlar. Örneğin, TÜSİAD’ın hazırlamış olduğu "AB Yolunda Bilgi Toplumu ve E-Türkiye" konulu raporunda bir eylem planı çizilmiş ve bu konuda Maliye Bakanlığının yükümlülükleri ve beklentiler tarihsel kronoloji ile şu şekilde belirtilmiştir.
|
Tablo 3. Önerilen Maliye Bakanlığı E-Ticaret Eylem Planı |
|
|
Vergi İşlemlerinin İnternetten Yapılması |
2002 yılı ortalarına kadar |
|
eYaşamın Mükerrer Vergilerden Kurtarılması |
2001 |
|
e İlaç ve eSigorta İşlemlerinde KDV İndirimi |
2002 yılı sonuna kadar |
|
BİT’le Toplumun Her Kesiminin Tanışması İçin Kaynak |
2002 yılı sonuna kadar |
|
ArGe Çalışanlarına Gelir Vergisi İndirimi |
2001 |
|
Telsiz İnternet İçin İndirimli KDV |
2001 |
|
eTicaretle Alımda İndirimli KDV |
2001 |
|
Elektronik Olarak Aktarılan Belge Geçerliliği |
2001 |
|
Sanal Noterlik kurumunun kurulması |
2002 yılı sonuna kadar |
|
Plastik Para Kullanımına Yasal Temel Oluşturulması |
2002 yılı sonuna kadar |
|
MEB Onaylı eÖğrenim İçeriğine Katkı |
2001 |
Bu beklentilere verilecek cevap ve gerçekleştirilecek eylemler oldukça önemlidir. Olayı başka bir boyuttan değerlendirdiğimizde ise diğer kamu birimlerinin yapmış olduğu düzenlemeler vergisel bağlamda mali idarenin yetki alanına girdiği için yapılacak çalışmaların önemi daha da artmaktadır. Aksi halde diğer kamu kuruluşlarınca gerçekleştirilen düzenlemeler beklenen faydayı vermeyeceği gibi yetki karmaşasına, vergi mevzuatında bütünlüğün bozulmasına ve tutarsızlıklara yol açacaktır. Bu duruma vereceğimiz örnek; 6 Temmuz 2001 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan “Teknoloji Bölgeleri Geliştirme Kanunu” dur. Anılan Kanun vergi mevzuatında ciddi değişiklikler yapmakta, vergi kanunları dışında vergiye yönelik düzenlemeler içermektedir. Söz konusu Kanun, Teknoloji Geliştirme Bölgeleri fikri için atılmış çok olumlu bir adımdır. Ancak, bir takım teorik ve teknik eksiklikler içermektedir. Uygulamalara Sanayi ve Ticaret Bakanlığının yönetmelikleri ve Maliye Bakanlığının tebliğ ve özelgeleri ile yön verilecektir. Temennimiz, kanun kapsamının genişleyerek ve gelişerek bilişim teknolojilerini ve e-ticareti geliştirecek vergisel teşviklere yer vermesidir.
Bilişim sektörüne yapılacak yatırımlar ve verilecek vergisel teşvikler, e-ticarete sağlanacak tüm kolaylıklar ulusal ve uluslararası düzeyde “sayısal uçurumu[103]” gidermemize yardımcı olacaktır. Bu nedenle bu yatırım ve vergisel teşviklerin e-ticarette meydana getireceği sonuçları ve faydaları uzun vadeli düşünmemiz gerekmektedir. Aksi halde yönünü Avrupa’ya çevirmiş ancak, yapısal değişimlerini tamamlayamamış, dünya standartları altında uluslararası rekabet gücü olmayan, ihtiyaç duyduğu teknolojileri üretemeyen bir ülke, cazip bir pazar konumuna gelme ihtimalimiz çok fazla görülmektedir.
Ülkemiz açısından e-ticaretle ilgili olarak iki seçenek bulunmaktadır. Bunlardan birincisi: “E-ticaretin gelişmiş ülkeler tarafından yönlendirilen ve yoksul ülkelerdeki iş ortamını çökertecek olan küreselleşme sürecinin bir parçasıdır[104]” görüşünü kabul ederek dünya ticaretine sırtımızı çevirmektir. İkincisi ise: “E-ticareti bilgi toplumu olma yönünde kullanan, teknolojiye dayalı ekonomisiyle dünyada söz sahibi bir devlet olmak” ki dünya bunu yapmaktadır. E-ticaret e-devleti beraberinde getirmekte ve e-ticaretin başarısı da e-devletten geçmektedir. Bu itibarla ülkeler ciddi politikalar ile büyük yatırımlar gerçekleştirmektedir. Örneğin Japonya 19 Ekim 2000 tarihinde yayımlanan “Japonyanın Yeniden Doğuşu İçin Yeni Ekonomik Kalkınma Politika Paketi” isimli yeni kalkınma politikasında enformasyon teknolojilerini yaymak ve E-Japonya girişimini gerçekleştirmek için 11 trilyon Yen büyüklüğünde kaynak harcayacağını belirtmiştir[105].
ABD okullardaki her sınıfın ve kütüphanenin internet’e bağlanmasını gerçekleştirmek için, 1994’te eğitim teknolojileri için 23 milyon Dolar, 2000 yılında da 766 milyon Dolar fon ayırmıştır.
Fransız Başbakanı Lionel Jospin Temmuz 2000’de Bilgi Toplumu için oluşturulan Bakanlar arası komitede sayısal uçurumu kapatmak için 3 milyar Fransız Frangı, araştırma ve geliştirme faaliyetleri için 1 milyar Fransız Frangı ayırdığını belirtmiştir. Sayısal uçurumu kapatmak için Fransız hükümeti 3 yıl içerisinde kamuya açık 7000’in üzerindeki mekanda Internet bağlantısı sağlayacaktır. Tüm ilkokullara multimedya donanımları sağlanarak Internete bağlanmaları 2002 yılına kadar tamamlanacaktır. Devletin sadece bu iş için ayıracağı para 365 milyon Franktır. Fransa, ileri bilgi toplumu niteliği kazanma isteyen Avrupa ülkelerinin en iyi örneğidir.1998 yılında Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan Elektronik Ticaret Raporunda vurgulanan kararlılık “Devletin Modernizasyonu” adı altında yürütülen program çerçevesinde devam etmektedir. Fransızlar bu program kapsamında e-hükümet projeleri de dahil kamu hizmetlerini modernleştirmek ve vatandaşlara on-line hizmet sağlamak için 6 milyar Fransız Frangı ayırmışlardır[106].
İngiliz Hükümeti, 2005 yılında tüm kamu hizmetlerinin elektronik ortamda yapılabileceğini ve elektronik devlete geçişin tamamlanacağını duyurmuştur. Microsoft firması ile uygulamaya geçirdiği 1,4 milyar Dolar büyüklüğündeki proje ile 200 merkezi hükümet dairesi ve ajansı ile 482 yerel hükümet kurumunun işlemlerinin güvenli olarak gerçekleştirmesi sağlanacaktır. Yine İngiltere’de 2002 yılına kadar tüm okul ve kütüphanelerin internet bağlantılarının sağlanması planlanmaktadır. Brezilya’da gelir beyannamelerinin yüzde 85’i internet üzerinden doldurulmaktadır. Finlandiya’da ise 2002 yılında tüm devlet işleri elektronik ortama taşınacaktır.
Almanya; eğitim, sanayi ve teknoloji bakanlıklarını birleştirerek, geleceğin bakanlığını kurmak için çaba göstermektedir. Slovenya, bağımsızlığını kazandıktan sonra anayasasını hazırlamak için belli kişilere sorumluluk vermiş ve hazırlanan tüm dokümanlar elektronik ortama alınıp onaylandıktan sonra herkesin kullanımına sunulmuştur.
Dünyada dijital alt yapıya en çok önem veren ülkelerin başında Güney Asya ülkeleri gelmektedir. Singapur, yukarıda sayılan projelerin çoğu henüz tam olarak hayata geçmemiş uygulamalar iken dünyada elektronik devleti tam olarak hayata geçiren, elektronik devleti, hayal olmaktan çıkaran bir ülkedir. Doğum kayıtlarını tutmaktan, emeklilik formu doldurmaya kadar çok sayıda işlemi bilgisayar aracılığıyla gerçekleştiren Singapurlular’ın on-line vergi yatırma oranı yüzde 40’dır.
Yukarıdaki örnekler birlikte değerlendirildiği takdirde, küreselleşen dünyanın etkili güçlerinin yönlendirmesi ile düzlüğe çıkmaya çalışan bir ülke olmakdan ziyade, yüzyılı siyasi, ekonomik ve toplumsal yapılarıyla şekillendirecek ülkeler arasında yer almış olmak için M.Kemal ATATÜRK’ün 1923 yılında sarfettiği “ Dünya inanılmaz bir hızla gelişmektedir. Biz bu ritmin dışında kalabilirmiyiz?” sözü üzerinde ciddi olarak düşünmeli ve harekete geçmeliyiz.
Bilişim teknolojisinden yararlanarak e-ticarette başarılı ve uluslararası alanda güçlü bir ekonomiye sahip olabilmek için;
Devlet, bilgi toplumuna geçişi, kalkınmanın, refahın ve demokrasinin temeli olarak görmelidir,
Temel bir ilke olarak, her türlü bilginin kamuoyunun kullanımına açık ve erişilebilir olması sağlanmalıdır,
Toplumda bilgisayar ve internet kullanımından sadece üst düzey gelire sahip kişi ve kuruluşların değil, az gelirli vatandaşların da faydalanması sağlanmalıdır,
Eğitimin, bilişim çağının gerektirdiği ve ülkenin ihtiyaç duyduğu sektörlerdeki açığı kapatacak şekilde yeniden yapılandırılması ve yönlendirilmesi ve bu bağlamda;
·İlköğretimden itibaren üniversiteler dahil bütün eğitim düzeylerinde öğrencilere bilgisayar ve internet kullanımı öğretilmeli ve ilkokuldan başlayarak bütün öğretim kurumlarının internete bağlanması sağlanmalıdır,
·Belediye ve halk eğitim kurslarının bilgi teknolojileri öğreten bölümler açması sağlanmalıdır,
·Devlet ve özel televizyonlarda uzaktan eğitim teknikleri kullanılarak düzenli bilişim teknolojileri eğitim programları düzenlenmelidir,
·Geniş çaplı kullanıcı eğitimi için kamu yerlerinde, açık alanlarda kiokslar, kapalı alanlarda ise PC’ler ile halka açık internet evlerinde ücretsiz erişim sağlamak gerekmektedir.
Devletin dijital imkanlardan maksimum şekilde faydalanması sağlanmalıdır,
Tüm kamu personelinin temel bilgisayar kültürü alması ve internet kullanıcısı olmasının sağlanması için gerekli önlemler alınmalıdır,
Nitelikli ve yeterli sayıda işletmenden, üst düzey yöneticiye kadar çeşitli düzeyde bilişimci yetiştirilmelidir.
Bilişim hizmetlerinde çalışan personelin tümünü kapsayan hukuki düzenlemelere dayanak teşkil edecek teklifler hazırlanmalıdır,
Bilişim hizmetlerinde çalışanların, atama ve terfilerinin, yeterliliği belirleyen bilimsel temellere dayandırılması gereklidir,
Kamuda evrak bazlı iletişimden elektronik temelli iletişime geçişin hızlandırılması sağlanmalıdır,
Kamu sektörünün iktisadi faaliyetlerinin yürütülmesinde e-ticaret uygulamaları benimsenmeli, kamu alımlarında elektronik ortamın kullanımı ve kapsamı konusunda yasal ilkeler saptanmalıdır,
Toplumun tüm kesimlerinde özellikle ticari hayatımızda e-posta kullanımı yaygınlaştırılmalı bu şekilde iletişim ticari bir temayül haline getirilmelidir,
Posta ve Telgraf Teşkilatının herkese bir e-posta adresi vermesi yönünde çalışmalar yapılmalı ve MERNİS Projesi kapsamında vergi kimlik numaraları da dahil bilgilerin bütünleştirilmesi sağlanmalıdır,
Devam eden ve uygulanması hedeflenen kamu otomasyon projeleri arasında entegrasyon ve uyum çalışmalarının başlatılması ve aynı amaca yönelik projeler için ortak çalışma ortamının sağlanması gereklidir,
Uluslararası politikalarla uyumlu, ulusal çıkarları gözeten e-Ticaret politikaların hızla belirlenmesi gerekmektedir,
Bilgisayar teknolojileri, telefon tarifeleri ve internet hizmetleri üzerindeki yüksek KDV oranlarının indirilmesi gerekmektedir.
Teknik alt yapının geliştirilmesi ve bu bağlamda;
·Veri iletişim altyapısının ulusal ve uluslararası rekabete açılması
ve böylelikle internet erişimi sağlayan servis sağlayıcılarının ve telefon tarifelerinin ucuzlatılması gerekmektedir,
·Herkesçe, her yerden, her zaman güvenli, hızlı ve ödenebilir ücretle erişilebilir bir yapının sürekliliğinin sağlanması gerekmektedir,
·Yasal zeminde çerçevesi belirlenmek şartıyla; ülke çıkarları, güvenlik, ticarette haksız rekabet, kişisel haklar ve tüketiciler ile ilgili bilgilerin gizliliğinin korunmasını koruyacak teknik önlemlerin alınması teknolojik gelişmeler kapsamında yenilenmesinin sağlanması gerekmektedir.
Hukuki yapının kurulması ve bu bağlamda;
·Elektronik ortamda oluşturulan belgelerin geçerliliği konusunda dijital imza, elektronik noter ve onay kurumları ile ilgili uluslararası düzenlemeler dikkate alınarak geniş ve açıklayıcı yasal düzenlemeler yapılması gerekmektedir,
·Kişilerin elektronik ortamdaki bilgi birikiminin saklanması ve korunmasıyla ilgili gizlilik haklarını ve tüketici haklarını koruyacak hukuki düzenlemeler yapılmalıdır,
·Vergi sisteminin e-ticareti kapsayacak ve geliştirecek şekilde yeniden yapılandırılması ve sistemin teknolojik ve ticari gelişmelere uyum sağlayabilecek esneklikte olması gerekmektedir,
Vergi Kanunlarında;
·Uluslararası düzenlemeler takip edilerek e-ticaret ve internet teknolojisine uyumlu vergisel terminoloji düzenlenmelidir.
·E-ticaretle ilgili tüm düzenlemelerde toplumun ihtiyaçları ve özel sektörün yanı sıra üniversitelerin de fikirleri dikkate alınarak düzenlemeler yapılmalıdır.
·Dijital muhasebe uygulamasının geliştirilerek defter ve belge düzeninin elektronik ortama taşınmasını sağlayacak teknik ve hukuki düzenlemelerin yapılması gerekmektedir,
·İşyeri muhasebe kayıtlarında, e-ticaretin ayrı bir kalem olarak tutulmasını sağlayacak düzenlemelerin yapılması gerekmektedir,
·Tebliğ usul esaslarının ve bildirimlerin elektronik ortama uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir,
·Elektronik ortamda elde edilen delillerin tanınmasını sağlayacak değişikliklerin yapılması gerekmektedir,
AATHK’da ödeme usul ve esasları elektronik ortamı kapsayacak şekilde yeniden belirlenmelidir,
ETKK’nın ;
·Çalışmalarını hızlandırması, Aralık 2001 itibariyle bir yıldır güncellenmeyen web sitesini güncel hale getirmesi ve e-ticaretteki gelişmeler hakkında kamu oyunun bilgilendirecek bugüne kadar yapılmış çalışmaları içerir bir bilgi bankası oluşturulması,
·Özel sektörün özellikle KOBİ’lerin e-ticaret konusunda eğitilmesi ve her türlü danışmanlık hizmetleri ile desteklenmesi, özendirilmesi,
· Bilim ve teknoloji fuarları ile e-ticaretin geniş kitlelere anlatılması,
·Araştırma-geliştirme çalışmalarının hızlandırılması ve teşvik edilmesi,
ile ilgili çalışmaları yapması gerekmektedir.
Mali idarenin, e-ticaret ile ilgili olarak aşağıda sıralanan gerekleri getirmesi e-ticaret uygulamalarını kolaylaştıracaktır;
·Tüm gelir ve gider birimlerinde tam otomasyona geçilerek bir yandan vergi kayıp ve kaçaklarının önüne geçilmesi diğer taraftan kamu harcamalarının yapılmasında şeffaflığın sağlanması ile mükelleflere verilen hizmet kalitesi yükseltilmeye çalışılmalıdır,
·Bilgi teknolojileri ve e-ticaretin gelişimi sonucu ortaya çıkan günümüzdekinden daha karmaşık ekonomik faaliyetleri ve mali problemleri çözecek niteliklere sahip yeterli sayıda yetişmiş insan gücüne sahip olması gerekmektedir,
·İyi yetişmiş uzman kişileri bu görevlerinde istihdam edebilmeleri için çalışma ortamlarının ve mali durumlarının düzeltilmesi gerekmektedir.
·Yöneticilerin geniş vizyona ve kapsamlı bakabilme yeteneğine sahip, vasıflı şekilde yetişmiş kişiler arasından seçilmesi ya da yetiştirilmesi gerekmektedir. Aksi halde VEDOP uygulamasının başarı oranı düşecektir,
·Tam otomasyon kapsamında çalışanların performans değerlendirilmesi, elektronik ortamda takip edilmeli, ücret ve görevde yükselme standartları objektif kriterlere göre tespit edilmelidir,
·E-ticaret ortamının vergi denetimini güçleştirmesi olasılığı yüksek olduğundan yeni denetim yöntem ve tekniklerinin geliştirilmesi gerekmektedir,
·Maliye Bakanlığının bilişim konuları ve e-ticaret ile ilgili bir vergi platformu oluşturması gerekmektedir. Bu platform bir yandan vergilendirmedeki ulusal düzenlemelere yön verip kamuoyunu aydınlatma görevini yerine getirirken diğer taraftan uluslararası düzenlemeler ve gelişmeler takip edilmelidir,
·Teknoloji Bölgeleri Geliştirme Kanununu doğrultusunda geniş vergisel düzenlemeler yapması sonucu bilişim teknoloji yatırımlarında özel sektörü teşvik edecek kanun tasarıları hazırlamalıdır,
·E-ticaret serbest bölgeleri kurulmasına yönelik hazırlıklar yapılmalıdır,
·VEDOP kapsamında kurum içi iletişim ve belge transferinin gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır,
·İnternet vergi dairesi uygulamasının kapsamı genişletilerek mükelleflerin bu hizmetten faydalanması teşvik edilmelidir.
[1] Aziz ÖZBEK: “Elektronik Ticaret ve Vergilendirilmesi II”, Vergi ve Muhasebeciyle Diyalog, 149, (Eylül 2000), 49.
[2] Aziz ÖZBEK: “ Elektronik Ticaret ve Vergilendirilmesi –II ”, 49.
[3] Yusuf ÇİLKOPARAN:a.g.e., 43.
[4] W.J. CLİNTON - A. GORE: Global Elektronik Ticaret, Çev. Veysel BOZKURT, (İstanbul - 2000), 6.
[5] Gülçin AYTEKİN: a.g.e.,25.
[6] Recep DEMİR: “Ülkelerin Elektronik Ticarete Hazırlık Değerlendirmesi -Türkiye İçin Bir Değerlendirme”, http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/DTDERGI/tem2001/elektronik.htm,1.
[7] Murat İNCE: a.g.e., 23.
[8] Murat İNCE: a.g.e., 24-25.
[9] Kürşat TÜZMEN : “ Bilgi Teknolojisi ve Türkiye”, İGEME’den Bakış, 18, ( Mayıs-Ağustos 2001), 6.
[10] Yalçın ÖĞÜTCEN: “ İnternet Ortamında E-Ticaret”, İGEME’den Bakış, 18, ( Mayıs-Ağustos 2001), 54.
[11] Recep DEMİR: a.g.m., 2.
[12] Gülçin AYTEKİN: a.g.e., 26.
[13] Aziz ÖZBEK: “ Elektronik Ticaret ve Vergilendirilmesi –II ”, 51.
[14] Thomas SMENDINGHOFE- Ruth Hill BRO: “Moving with Change: Electronic Signature Legislation as a Vehicle for Advancing E-commerce”, Journal of Computer a Information Law, vol. XVII, no. 3, ( Spring 1999), 732-733.
[15] Tıffany MENDEZ: “Adopting the Digital Signature Guidelines in lmplementing PubIic Key lnfrastructure for Federal Procurement of Electronic Commerce”, 29 PUBCONJL (Public Contract Law Journal, Winter 2000) 285, 286-288.
[16] http://www.igeme.org.tr/TUR/etrade/etkk/hukuk/h_altyapi.htm
[17] http://www.igeme.org.tr/TUR/etrade/etkk/hukuk/h_altyapi.htm
[18] Thomas SMENDINGHOFE- Ruth Hill BRO: a.g.m., 732.
[19] Thomas SMENDINGHOFE- Ruth Hill BRO: a.g.m., 732.
[20] Billur Yaltı SOYDAN: “ E-İmza ve E-Belge: Kağıtsız Mürekkepsiz Dünyada Hukuk-I”, Vergi Sorunları ,151, (Nisan 2001), 129.
[21] http://www.igeme.org.tr/TUR/etrade/etkk/hukuk/h_altyapi.htm
[22] Thomas SMENDINGHOFE- Ruth Hill BRO: a.g.m., 732.
[23] Billur Yaltı SOYDAN: a.g.m., 130.
[24] Billur Yaltı SOYDAN: a.g.m., 130.
[25] http://www.igeme.org.tr/TUR/etrade/etkk/hukuk/h_altyapi.htm
[26] Billur Yaltı SOYDAN: a.g.m., 131.
[27] http://www.igeme.org.tr/TUR/etrade/etkk/hukuk/h_altyapi.htm
[28] http://www.igeme.org.tr/TUR/etrade/etkk/hukuk/h_altyapi.htm
[29] http://www.igeme.org.tr/TUR/etrade/etkk/hukuk/h_altyapi.htm
[30] http://www.igeme.org.tr/TUR/etrade/etkk/hukuk/h_altyapi.htm
[31] Billur Yaltı SOYDAN: “ E-İmza ve E-Belge: Kağıtsız Mürekkepsiz Dünyada Hukuk-II”, Vergi Sorunları ,152, (Mayıs 2001), 158.
[32] Directive 1999: EC of the European Parliment and of the Council on a Community Framework for Electronic Signatures, http:// eurapa.eu.int/ıspo/eif/policy.html#directive99
[33] Ayşe ÖZYILMAZ – Saliha EVSENAL: “ Elektronik İmza”, Active, ( Ağustos-Eylül 2000), 28.
[34] Ayşe ÖZYILMAZ – Saliha EVSENAL: a.g.m, 28.
[35] Billur Yaltı SOYDAN: “ E-İmza ve E-Belge: Kağıtsız Mürekkepsiz Dünyada Hukuk-II”, a.g.m., 160.
[36]Davıd HARDESTY: “ Digital Signature Act Becomes Law”, (Temmuz 2000), http:www.ecommercetax.com.
[37] Billur Yaltı SOYDAN:a.g.m.,s.157
[38] Davıd HARDESTY: “ Digital ...”, a.g.m., http:www.ecommercetax.com.
[39] Mustafa TOPALOĞLU: “Dijital İmza”, Computerlife, 44, ( 12 Şubat 2001), 33.
[40] Mustafa TOPALOĞLU: a.g.m., 33.
[41] http://www.igeme.org.tr/TUR/etrade/etkk/hukuk/h_altyapi.htm
[42] http://www.igeme.org.tr/TUR/etrade/etkk/hukuk/h_altyapi.htm
[43] http://www.igeme.org.tr/TUR/etrade/etkk/hukuk/h_altyapi.htm
[44] http://www.igeme.org.tr/TUR/etrade/etkk/hukuk/h_altyapi.htm
[45] Mustafa TOPALOĞLU: a.g.m., 33.
[46] http://www.igeme.org.tr/TUR/etrade/etkk/hukuk/h_altyapi.htm
[47] http://www.igeme.org.tr/TUR/etrade/etkk/hukuk/h_altyapi.htm
[48] http://www.igeme.org.tr/TUR/etrade/etkk/hukuk/h_altyapi.htm
[49] Mustafa TOPALOĞLU: a.g.m., 33.
[50] http://www.igeme.org.tr/TUR/etrade/etkk/hukuk/h_altyapi.htm
[51] Şebnem AKİPEK: “Elektronik Ticarette Sözleşme”, Bilişim Teknolojileri ve Hukuk Semineri, 16.03.2001, www.tubitak.gov.tr/toplanti/sebnemakipek.htm
[52] The Economsit, “ Survey The New Economy” September 23, 2000, 30.
[53] İhsan GÜNAYDIN : “ Elektronik Ticaretin Vergi Politikası ve Vergi İdaresi Üzerine Etkisi”,
Banka – Mali ve Ekonomik Yorumlar, 8, (Ağustos 2000), 23.
[54] Vito TANZİ: “Globalleşme ve Vergilemedeki Mali Boşluklar”, Çev. Hüseyin ŞEN. Vergi Dünyası, 241, ( Eylül 2001), 166.
[55] OECD Proceedings: “ Taxing International Business Emerging Trends In APEC And OECD Economies”, 1997, 15.
[56] İhsan GÜNAYDIN : “ Elektronik Ticaretin Vergi ...”, a.g.m., 9-11.
[57] Naci AĞBAL: “Globalleşme ve Vergi Sistemlerinin Geleceği -I ”, Yaklaşım,105, (Eylül 2001), 75-76.
[58] Vito TANZİ: a.g.m., 167.
[59] Niyazi CANGİR: “ Vergide Rekabet Ya Da Vergi Politikasının Değişen İşlevi-I ”, Yaklaşım, 91, (Temmuz 2000), 105.
[60] Selda AYDIN: “ Küreselleşme ve Vergisel Boyutu”, Yaklaşım, 103, ( Temmuz 2001), 142.
[61] Naci AĞBAL: “Globalleşme ve Vergi Sistemlerinin Geleceği -I ”, a.g.m, 75.
[62] Bkz.Stephen KROES:a.g.m., 4.
[63] Vito TANZİ: a.g.m., 168.
[64] Selda AYDIN: “Asya Krizi ve Sermaye Hareketlerinin Vergilendirilmesi”, Maliye Dergisi,133, ( Ocak-Nisan 2000), 21.
[65] P.Bernd SPAHN: “The Tobin Tax and Exchange Rate Stability”, Finance & Development, ,June 1996.
[66] Vito TANZİ: a.g.m., 168.
[67] İstiklal Y. VURAL: “Globalleşmenin Vergileme ve Vergi Sistemleri Üzerindeki Etkisi”, Afyon Kocatepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, II, 2, (Ocak 2001), 253.
[68] İstiklal Y. VURAL: a.g.m.252-253.
[69] http://www.activefinans.com/activeline/sayi14/global.html
[70] Guy de JONAUİLERES- Neil BUCLEY: “ ABD Brükselin İnternet Üzerinden Yapılan Satışlardan Vergi Alma Planına Ateş Püskürmektedir”, Çev. Pınar ÖNERTÜRK – Oya KUBAT., T.C.Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama Ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı,( Temmuz 2000), 4.
[71] Jabulani LETFAAL – Deborak HARGREAVES : “ Brüksel İnternet Üzerinden Yapılan Satışlardan KDV Almaya Hazırlanmaktadır”, Çev. Pınar ÖNERTÜRK – Oya KUBAT. T.C.Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama Ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı, (Temmuz 2000), 1-2.
[72] http://www.activefinans.com/activeline/sayi14/global.html
[73] http://www.activefinans.com/activeline/sayi14/global.html
[74] Stephen KROES:a.g.m., 4.
[75] http://www.activefinans.com/activeline/sayi14/global.html
[76] http://www.activefinans.com/activeline/sayi14/global.html
[77] Stephen KROES:a.g.m., 4.
[78] Stephen KROES:a.g.m., 5-6.
[79] Stephen KROES:a.g.m., 7.
[80] http://www.activefinans.com/activeline/sayi14/global.html
[81] Naci AĞBAL: “Globalleşme ve Vergi sistemlerinin Geleceği- II ”, Yaklaşım,106, ( Ekim 2001), 81.
[82] İhsan GÜNAYDIN : “ Elektronik Ticaretin Vergi ...”, a.g.m., 22.
[83] James ALM: “ The Vanıshıng Taxpayer? Globalızatıon and The Future of State/Local Goverment Fınance” Natıonal Tax Journal, (October 1999), 117.
[84] The OECD Observer, N.214, ( October/November 1998), 29
[85] James ALM: a.g.m.,118-119.
[86] James ALM: a.g.m.,119.
[87] James ALM: a.g.m.,119-120.
[88] Naci AĞBAL: “Globalleşme ve Vergi sistemlerinin Geleceği- II ”, a.g.m., 82.
[89] Naci AĞBAL: “Globalleşme ve Vergi sistemlerinin Geleceği- II ”, a.g.m., 82.
[90] Serdar KOYUTÜRK : .a.g.m., 13.
[91] İhsan GÜNAYDIN : “ Elektronik Ticaretin Vergi ...”, a.g.m., 23.
[92] İhsan GÜNAYDIN : “ Elektronik Ticaretin Vergi ...”, a.g.m., 23.
[93] Ercan ALPTÜRK : “ İstanbul Konferansları – III, Elektronik Ticaret ve Vergilendirilmesi”, Vergi Sorunları Dergisi, 153, ( Haziran 2001), 39.
[94] Serdar KOYUTÜRK : .a.g.m., 14.
[95] Niyazi CANGİR: “Elektronik Ticaretin ya da İnternetin Vergilendirilmesi –IV ”, 88.
[96] Niyazi CANGİR: “ Vergide Rekabet ya da... -I ”, 105-106.
[97] Hakan AY: “ Vergi Rekabeti”, Vergi Dünyası, 236, ( Nisan 2001), 135.
[98] Naci AĞBAL: “Globalleşme Ve Vergi sistemlerinin Geleceği- II ”, a.g.m., 83.
[99] The Economist, January 29 2000,a.g.e,17.
[100] Hakan AY:a.g.m.,138.
[101] Aslıhan BOZKURT: “İnternet Olmasaydı Teknolojiyi Ne Güzel Yönetirdim”,IT-Busıness Weekly, 14, (14-20 Mayıs 2001), 22.
[102] BT Haber, 335, ( 10-16 Eylül 2001), 10.
[103] Bkz. Rukiye ÖZCİVELEK vd: “Sayısal Uçurum: Dünya Ve Türkiye’de Durum”, http://www.bilten.metu.edu.tr/publications/makale/Inet-tr-sayisal%20ucurum.doc
[104] Sheila Mc NULTY: “ Mahathir Finds New Demon in E-Business”, Financial Times, ( 23-24 Nisan 2001), 3.
[105] Tacihi SAKAİYA: “ Japonya’nın Yeniden Doğuşu İçin Yeni Ekonomik Kalkınma Politika Paketi” Ekonomik Planlama Ajansı Japonya Yabancı Basın Merkezi, Çev. Pınar ÖNERTÜRK.( Ankara: T.C.Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı, 24 Mayıs 2001), 5.
[106] Henning KAGERMANN: “ E-Ticaret, E-Hükümeti Gerektirmektedir”, Waal Street Journal, Çev. Pınar ÖNERTÜRK.(Ankara: T.C.Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı, 24 Kasım 2001), 2.