Yayın Bank  
TUTUN KIZIM

             Sadece 6 yaşındaydım. Aklımda kalan çok az şey var o yıla dair.  Annemin beni öğlen uykusuna yatmaya zorladığı zamanlardı. Uyanık halde yatarken dilimin ağzımda şiştiğini, vücudumun binlerce dikenin ortasında delik deşik olduğunu, kardeşim uyanıncaya kadar mahkum olduğum yatakta  işkencelere yattığımı hatırlıyorum.  

            O yaz Annem, Kız kardeşim ve ben Hatay’ın Batıayaz Yaylasına büyükbabamın misafiri olarak gitmiştik.  O hafta sonu işleri yüzünden aramızda olmayan babam da bize katılmıştı.  Yine bir öğle uykusu işkencesi bitmiş ve ben yataktan kalkabilmiştim ki, babam biraz dolaşmayı teklif etmişti bize.  Doğrusu bu haber ödül gibi bir şeydi.

            Batıayaz bir dağın tepesine kurulmuş şirin bir Anadolu yaylası. Bulunduğumuz yerden izlenen manzara ise nefes kesici.  Tepeden aşağılara bakıldığında ormanlık yamaçların ortasında  pırıl pırıl akan çay, kendisini izleyenleri çağırır gibi. Sanırım babam da bu çağrıya duyarsız kalamadı. Dayım, babam, annem, ben ve 2 yaşında ki kız kardeşimle birlikte ormana dalıp çaya doğru inmeye başladık.  Kışın oldukça ciddi bir toprak kayması olmuş ilerlediğimiz bölgede. Kayarak, koşarak mutluluktan uçarak çaya ulaştık. Hele de öğle uykusu tutsaklığından sonra ruhumun özgürlüğü yakaladığını  hissediyordum. Çocuk yüreğim bir masal diyarında yaşar gibi heyecanlı idi.  Çayın dupduru suyuna ayaklarımı soktuğumda çığlık çığlığa bağırarak kahkahalar attığımı hatırlıyorum. Kırk yıl uzaklıktan  yanı başıma kadar ulaşan çocukluğumun ender kahkahalarıydı bunlar. Nedendir bilmem ama ben çok az gülen bir çocuktum. Herkesin duyduğu özlemin tersine ben çocukluğuma dönmeyi asla istemedim. Bilinç altımda sımsıkı sakladığım çocukluğum hakkında bir çok şeyi unuttum gitti. Ama Batıayaz anısı bilincimin derinliklerinden inatla, azimle bilinç üstüne sızmayı başardı.  

            Herneyse.. Artık dönme zamanı gelmişti. Güneş yavaş yavaş tepenin ardına süzülmeye hazırlandığında biz de yokuş yukarı tırmanışa geçtik. Ama yokuşlar her zaman zordur ve hatta tehlikeli. Biz  bu tehlikeden henüz habersiz zemin ile ilişkisini kesmiş toprağa bastıkça geri geri kaymaktan kurtulmaya çalışarak zorlukla ilerliyorduk. Kökleri topraktan kopmuş olan ağaçlar bile biz tutundukça yerlerinden kopup gerisin geri  sürüklüyordu bizi. İki adım tırmanıp bir adım geri kayarak ilerlemeye çalışırken saatler geçmiş, hava iyice kararmış, köyün ışıkları uzaklardan minik renkli yıldızcıklar gibi bize göz kırpmaya başlamışlardı ama orman kapkaranlıktı. 

            Rotamızı saptayabileceğimiz tek ipucu köyün ışıkları idi. Zaman geçtikçe umutsuzluk ve korku başladı. Kaybolmuştuk. 

            Sonra birden ayağımın altındaki zemin de kayboldu. Tutunduğum kuru dal kırılmış olmalıydı. Gökyüzünde, çocuk belleğimin iyice büyüttüğü kocaman bir dolunay vardı ve ben, o kırmızı yuvarlağı bir görüyor bir karanlığın içinde kalıyordum.  Belli ki küçük bedenim dağdan aşağıya doğru bir top gibi anlatılamaz bir hızla yuvarlanıyordu.  Korkmama fırsat kalmadan babamın güçlü sesinin tüm hücrelerimde yankılandığını hissettim. 

             “Babacığım, bana ses ver.”

             “ Yanına geliyorum yavrum. Neredesin cevap ver”

            Cevap veremiyordum, ağzımı açtığım an toprak doluyordu. Ama biliyordum ki babam benimleydi.  “Tutun yavrum” diyordu babamın tüm dünyayı kuşatan sevgi dolu sesi. 

             “Sıkı tutun Kızım”

            Tutunamıyordum. Kollarım onlara hakim olamayacağım bir hızla  savruluyordu. Çok hızlıydı her şey ve ben hiçbir şey göremiyordum.  Ama  babamın “Tutun kızım”  diyen sesi binlere çarpılıp beynimde büyüyordu. Tutunmalıydım. Mutlaka başarmalıydım bunu.  Komut o kadar kesin ve babamın sesi o kadar yüreklendirici idi ki.. Kollarıma söz geçirebileceğime inandım  ve vücudumun çarptığı bir nesneye tanımsız bir güç ile sardım kollarımı.. İşte o zaman babamın sesinin hayli uzaktan geldiğini anladım. 

             “Ses ver Gülüm” “Neredesin Yavrum? Konuş benimle babacığım..”

            Olanca gücümü toplayıp bedenimden de büyük bir sesle 

            “ Buradayım baba. İyiyim” dediğimi hatırlıyorum.  Canım babam. Sesimi duyduğunda onun neler hissetmiş olduğunu ancak anne olduktan sonra anlayabiliyorum. 

            Sımsıkı tutunmuştum. Ama ayaklarım boşluktaydı. Konumum hakkında hiçbir şey düşünmeden babamın bana doğru yaklaşan sesini dinliyor ve sorularını yanıtlıyordum.

             “Gülüm, iyi misin yavrum?” 

             “İyiyim baba”  

             “Sıkı tutun babacığım.” “Sakın bırakma olur mu kızım”

             “Bırakmam baba”

             “Konuş benimle yavrum”

             “Buradayım baba.”

             “Korkma emi benim cesur kızım”

             “Korkmuyorum baba.”

             “Aferin kızım. Ses ver bakayım.”

             “Buradayım baba. Ben iyiyim . Merak etme.”
 

            Derken babamın şimdi bile içimde güç kaynağı halinde büyüyen sesini çok yakınımda duydum. Yanımdaydı artık. Beni kucakladı ve sarıldı sımsıkı. 

             “Geçti kızım, geçti birtanem” diyordu benden çok kendisini teselli ederek.  

             “Korkmadım ki..” dedim.  Gerçekten de korkmamıştım.  Babamın sesinde korunuyordum. Ben yamaçtan aşağı yuvarlanmamıştım ki... Babamın kelimelerle anlatılamayacağım şefkatinde güven içinde oturuyordum. 

            Bir biçimde köye ulaştık sonunda. Ertesi gün, babam benim tutunduğum ağacın bulunduğu yere kadar gitmiş.  Bir de gün ışığında görmek istemiş. Tutunduğum ağaç benim gibi, küçük bir fidanmış. Ama korkunç olan gerçek bu fidanın benim tutunabileceğim son ağaç olduğuymuş. Ondan sonrası sivri kayalarla sonlanan bir uçurummuş. Ayaklarım bu nedenle boşluktaymış. 

            Evet, benim çocukluğumdan buralara kadar uzanan Batıayaz hikayem böyleydi .

Ben  bugün de kırklı yaşlarını yaşayan küçük bir çocuk gibiyim aslında. Ve bugün de altı yaşımda ki kadar çaresizce yuvarlanıyorum hayatın acımasız kaymalarında.  Savruluyor kollarım, boşlukta tutunacak yer ararken.  “İradeliyim, güçlüyüm” teraneleri arasında olanca güçsüzlüğümü sergiliyor ve uzaklardan babamın sesini duyuyorum.  

             “Tutun Kızım.Sıkı tutun.” 

            Evet tutunmalıyım. Tutunmalıyım.. Savrulsam da, her yer kararmış ve  yalnızca dehşet veren yangının alevleri aydınlatıyor olsa da yüzümü, ben tutunmalıyım.  Babamın tüm hücrelerimde yankılanan sesi “Korkma Kızım” diyor. “Yanındayım.” 

            Bu kez korkuyorum baba. Bu kez çok korkuyorum.  Bu kez ayağımın altından kayan toprak değil, tüm yaşanmışlarıyla bütün bir ömür.  Ve bu kez, eğer tutunamazsam beni bekleyenin bir uçurum varlığını  biliyorum. Ve baba... sesin yüreğimden avuçlarıma taşsa da artık yanımda olmadığın gerçeğine boyun eğmek çok zor geliyor.  Biliyor musun, yine de en yalnız anlarımda  bana güç veren tek şey senin “Tutun kızım” diyen sesin oluyor.   Teşekkür ederim baba.  Beni sevdiğin, beni sevdiğini söylediğin için, babam olduğun için teşekkür ederim.