“NAZAR DEĞDİ” DEDİLER

Sevgi ile kin bir kalpte uzun süre barınamaz
Dostoyevski

 
ÖYKÜ I  

            İlk kez, kendisine tahsis edilen makam arabasının arka koltuğuna yerleştiğinde hızla geçen günün heyecanını yüreğinin taa derinlerinde yaşamaya başlamıştı. 

             “Sonunda,” dedi içinden “sonunda hak ettiğim yerdeyim.” 

            Şube Müdürü idi artık. Artık 14 yıllık çalışmasının ödülünü almıştı. Doğrusu kendisi ile gurur duyuyordu. Makamın kendisine getireceği bireysel ayrıcalıkların hesabını yapmadı hiç. Yalnızca yetki önemli idi onun için. Bundan sonra yapacağı organizasyonlarda, alım satımlarda, projelendirmelerde bağımsız olacak ve emrinde çalıştıracağı elemanların seçim ve yönetimini özgürce yürütecekti. Artık idarecisi olduğu şubenin işlerinin çok daha hızlı ve verimli olacağından hiç kuşkusu yoktu. Kendine güveniyordu.Yılların deneyimi ve birikimi ile zaten kafasında sıralanmış olan projeleri hemen başlatabilecekti. 

             “Öncelikle eğitim seminerleri “ dedi. Neredeyse sesli konuşacaktı.. O kadar heyecanlı ve öyle mutlu idi ki..

            Eve biran önce ulaşıp, haberi karısına vermeliydi. Artık o başarılı bir eşe sahipti. Artık bir Müdür eşi idi. Karısının bu habere sevineceğinden emin.. gülümsedi. Evin önünde arabadan inerken göz ucu ile kendi dairelerinin balkonuna baktı. Gerçi yolu gözlenmeyeli o kadar çok olmuştu ki..Karısı, arabadan inişini izlesin isterdi doğrusu. İçinde ki sevinç her yanını öylesine  kaplamıştı ki , başkalaşan yürüyüşüne, yüzündeki zafer çizgilerine engel olması imkansızdı. Apartmana girerken, asansöre binerken karşılaştığı herkese adeta “Artık sizin komşunuz bir müdür.” der gibiydi. 

            Evinin kapısına ulaştığında derin bir nefes alıp zili çaldı. Anahtarını kullanmazdı hiç. Kapıyı birinin açmasından, birisi tarafından karşılanmaktan keyif aldığı için belki. Kapıyı sallana sallana açan, küçük kızıydı. Babasının yüzüne bakıp gülümsedi.Boynuna sarıldı. Hiçbir şey söylemeden koşarak odasına girdi. 

            Karısı ocağın başındaydı. Başını kaldırıp gelene bakmamıştı bile. Çok şık görünüyordu. Belli ki işten o da yeni gelmiş ve üstünü değiştirmemişti. 

             “Merhaba Hayatım”  dedi neşe içinde “Nasılsın bakalım?” Ama karısının ne dediği anlaşılmayan homurtusundan başka yanıt almadı. Karmakarışık oldu yüreği. Hani karısı avuçlasa da balkondan atsa yüreğini ancak bu kadar hırpalanırdı.

            İçinden “Yine başım dertte bu akşam anlaşılan “ diyerek odaya gidip üstünü değiştirdi. Lavaboda ellerini yıkarken büyük kızının onu sofraya çağıran sesini duydu. 

            İşini bitirip mutfağa doğru yürürken, karısının “ Beyim yaldızlı davetiye bekliyor .” diyen alaycı sesini duymazlıktan geldi. 

            Ve sofrada her zamanki yerine oturdu. Kızlarıyla şakalaştı biraz.. Karısı sert ve öfke dolu hareketlerine son verecek gibi değildi.

            Çekmeceleri,dolap kapaklarını çarpa,çarpa açıp kapatıyordu. Sonunda yemek dolu tabağı masaya çarparak bıraktığında şeytan neler demedi.”Al şu masayı ters çevir..çek çık şu evden,bir daha da gelme..”  Ama bu davranış sadece çocuklarını zor duruma düşürür başkada bir işe yaramazdı. Boğazını acıtarak geçti lokmalar. Bitmek bilmiyordu yemek. Gerilim çocukları da etkilemiş sofraya büyük bir sessizlik çökmüştü. Tabağındaki son lokmayı alelacele kaşıklayıp kalktı. Yanıt almayacağını bile bile “Eline sağlık Hanım. Yemek çok güzeldi.” deyip salona attı kendini. Televizyonu açtı ama sadece bakıyor,hiç birşey duymuyordu. Buzdolabında rakı olmalıydı. 

            Biraz alkol sinirlerini yatıştırır, bu geceyi daha kolay geçirmesini sağlardı ama karısı hala mutfaktaydı. Rakıyı alırken Allah bilir ne biçim kıyametler kopartırdı. Cesaretini toplamalı ve gidip çilingir tepsisini hazırlamalıydı. 

*****

            Kadın sabahtan beri ilk kez yemek, yemek için oturmuştu. Bedeninin her hücresi yorgunluktan çığlıklar atıyordu. Sigarasını yaktı. Ve herkesin öylece bırakıp gittiği darmadağınık sofraya ağlamaklı bakakaldı. Şu anda yapmak istediği tek şey salondaki divana uzanıp sevdiği bir müziği kısık sesle dinlemekti. Oysa sofra toplanacak,bulaşıklar yıkanacak ve yarın kendilerine gelecek olan görümcesi ve ailesi için şimdiden pasta-börek türü bir şeyler yapılacaktı.. Saat akşamın sekiziydi. Bütün bu işler bittiğinde gece yarısı olurdu. Ne zaman kendisi için yaşayacaktı. İş yeri deseniz çılgın bir tempo gerektiriyordu.  Hastanenin sıhhi sarf malzemeleri deposunun sorumlusuydu. O gün bir kamyon mal gelmiş ve hizmetli olmadığı için şoför ve kendisi saatler süren bir tempo ile malları depoya taşımışlardı. Öğleden sonra da rafları yerleştirdi. Saç diplerine kadar toz içindeydi ve daha banyo yapması gerekiyordu. Şeytan neler söylemiyordu ki.. “ Bırak her şeyi olduğu yerde. Çek kapıyı çık . Bir daha da dönme.”  Neden her şey kendisinden soruluyordu. Neden yemek, bulaşık, çamaşır, temizlik, ütü hatta alışveriş hep kendisine aitti. Kim koymuştu bu kanunu. Nerede yazılıydı. Tüm bunları yetiştirmek adına çocukları ile arasında uçurumdan da uzak bir kopuş yaşıyordu. “Hadi her şeyi olduğu gibi bırak. Git çocuklarınla eğlen” dedi içinden bir ses. İyi de .. Bu işleri kim yapacak. 

            Çalışmak istemiyordu. Ama eşi “Sen evde duramazsın “ bahanesi ile istifa etmesine şiddetle karşı çıkıyordu. Yaşamak işkenceye dönüşmüş, hayatı cehenneme benzer olmuştu. Bu temponun yavaşlayacağı filan da yoktu. Gün geçtikçe ağırlaşıyor ve taşınamayacak hale geliyordu. 

            O sırada kocası girdi mutfağa. Bir tepsiye beyaz peynir ve rakı koydu.. Çıkıp gitti. Öyle ya. Keyif onundu. Yaşama hakkı, dinlenme ihtiyacı sadece onundu. Erkek olduğu için mi? Haaa!.. Sahi bir de ütü  vardı yapması gereken. Hafta sonu yetiştirememişti.

            Yarına kocasının giyeceği gömlekler ütüsüzdü.. Doğru ya. Kendisi taşıdığı genler sayesinde daha doğduğu gün ütü yapmasını biliyordu. Ama kocası erkekti. Ve erkekler ütü yapma özürlü doğuyorlardı. Öfke, içinde bir  yanardağ gibiydi. Sigarasını çiğner gibi içiyordu.Başı dönüyor, gözleri kararıyordu. 

            Müdür Bey; rakısını yarıladığında sakinleşmeye başlamıştı. “Susmak en güzel çözüm” diye düşünüyordu. “Nasıl olsa yarına bu öfkesi geçer. İlelebet sürecek hali yok ya..”  

            Ve gece, sabaha uyanmak üzere üstlerini örttüğünde, ikisi de hiç konuşmadan kendi kırık yüreklerini toplamayı zamana bırakmışlardı.

            İKİNCİ GÜN
            Tarihler bir gün sonrasını gösterdiği akşam kadın hala kocasının Müdür olduğundan habersiz, gelecek olan misafirleri karşılamaya hazırlanıyordu. Düne nazaran daha iyiydi bugün. En azından iş yerinde fazla yorulmamıştı ve ev sahibeliğine hazırdı. Kapı çalındığında baştan ayağa şık ve bakımlı idi. 

            Adam, dünden daha heyecanlıydı.Bugün iş yerinde kendisini kutlamaya gelenlerden ve kutlama telefonlarından başını alamamış, planladıklarını bir süre daha gerçekleştiremeyeceğini anlayıp günün keyfini yaşamayı tercih etmişti. Karısına bir ders vermeye kararlıydı. Keyifli olmasına ve kendisine ilgi göstermesine rağmen ona Müdür olduğunu söylememeyi koymuştu kafasına.  

            Misafirlere kapıyı kadın açtı. Görümcesinin elindeki çiçek buketine ise hiç anlam veremeden şaşkın şaşkın baktı.Eşi ve görümcesi yani  iki kardeş karşılaştıklarında şen kahkahalarla sarmaş dolaş oldular. “Kutlarım Müdür Bey” dedi görümcesi. 

             “Dur bakim sana şöyle. Kardeşime müdürlük pekte yakıştı” gibi sözler söylüyordu. Kadın beyninden vurulmuşa döndü. Kocasının kendisine yan gözle  bakışında ki muzip ifade ona o kadar sinsice gelmişti ki.  Toparladı hemen kendini. “Yaa ablası” dedi “baksana duruşu,bakışı  bile değişti “

            Adam karısına verdiği dersten dolayı kendini bir kez daha kutladı içinden. Doğrusu taşı gediğine koymuş ve intikamını almıştı. 

            Gece yarısına doğru gitti misafirler. Salon ve mutfağın altı üstündeydi. Kadın ortalığı toplamaya giriştiğinde adam ona dokunulmayacağını bilen bir tavırla “İyi geceler Canım.Ben yatıyorum. “ deyip yanağına alelacele bir öpücük kondurdu. Zafer onundu. 

            ÜÇÜNCÜ GÜN            
            Adama kapıyı kızları açtı. Karısı evde değildi. Sorduğunda “Mine Teyzelere gitti baba. Yemekler hazırmış. Biz annemi beklemeyecekmişiz.Geç gelecekmiş.” Yanıtını aldı. Keyfi kaçsa da üstünde durmadı. Odaya girdiğinde sehpanın üzerinde kocaman bir çiçek aranjmanı duruyordu. Gülümsedi.. “İyi ettin oğlum bu cezayı vermekle. Bak aklı başına gelmiş. Gönül alıyor şimdi. “ diye geçirdi aklından.Çiçeğe iliştirilmiş kartı okuduğunda aynı şeyleri düşünmüyordu artık.

            BİR KADIN, KOCASININ İŞ YERİNDEKİ BAŞARISI İLE DEĞİL KENDİSİNE VERDİĞİ DEĞER VE SEVGİ İLE ÖVÜNÜR.KEŞKE BENİM MÜDÜRÜM OLMAYI BAŞARABİLSEYDİN. 

            ERTESİ YIL
            Kadın esmer güzeli, uzun boylu, narin ve cilveli, adam şakaklarına düşen aklarla daha bir çekici,heybetli ve çok yakışıklı idi.

            Birbirlerine çok yakışıyorlardı. Evlilikleri büyük bir aşkın kara kaplı deftere atılan imzasıydı. 

            Adam ve kadın.. konuşmamayı ve işi zamana bırakmayı prensip edinmişlerdi. Sabırlı idiler. Asla kavga etmiyorlardı. Ne komşuları ne çocukları ne de akrabaları onların kavga ettiklerine bir kez bile şahit olmamışlardı. Herkesin örnek gösterdiği çift idiler.

            Sessiz sedasız boşandıklarında içlerindeki kasırgadan, depremden, yakıp yıkan lavlardan habersiz olan insanlar 

             “Nazar değdi”  dediler. 
 
 

ÖYKÜ II

            Boşandıkları gece ikisi de zamanı geri çevirebilmeyi ve öyküyü yeniden   yazmayı istediler. 

            BİRİNCİ GÜN
            İlk kez, kendisine tahsis edilen makam arabasının arka koltuğuna yerleştiğinde hızla geçen günün heyecanını yüreğinin taa derinlerinde yaşamaya başlamıştı. 

             “Sonunda,” dedi içinden “sonunda hak ettiğim yerdeyim.” 

            Şube Müdürü idi artık. Artık 14 yıllık delice çalışmalarının ödülünü almıştı. Doğrusu kendisi ile gurur duyuyordu. 

            Eve biran önce ulaşıp, haberi karısına vermeliydi. Artık o başarılı bir eşe sahipti. Artık bir Müdür eşi idi. Karısının bu habere sevineceğinden emin.. gülümsedi. 

            Evinin kapısına ulaştığında derin bir nefes alıp zili çaldı. Anahtarını kullanmazdı hiç. Kapıyı birinin açmasından, birisi tarafından karşılanmaktan keyif aldığı için belki. Kapıyı sallana sallana açan, küçük kızıydı. Babasının yüzüne bakıp gülümsedi.Boynuna sarıldı. Hiçbir şey söylemeden koşarak odasına girdi. 

            Karısı ocağın başındaydı. Başını kaldırıp gelene bakmamıştı bile. Çok şık görünüyordu. Belli ki işten o da yeni gelmiş ve üstünü değiştirmemişti. 

             “Merhaba Hayatım”  dedi neşe içinde “Nasılsın bakalım?” Ama karısının ne dediği anlaşılmayan homurtusundan başka yanıt almadı. 

            Karısını o kadar çok seviyordu ki.. Onun her halinden belli olan yorgunluğunu bir biçimde yok etmeli ve o güzel gülümsemesini görmeliydi biran önce.. “Gel bakayım” dedi . “Sarıl kocana. Şimdi tüm negatif enerjini alırım ben.” Kadın homurdansa da bu teklife hayır diyemedi. Yorgun bedenini sevdiğinin kollarına bırakıverdi. Ne güzel şeydi bu sarılış. Neler yoktu ki anlattıklarının içinde. “Seni seviyorum. Sana güveniyorum. Sen benim her şeyimsin. Ben seninim “ gibi yüzlerce güzel şey bir aradaydı bu kucaklanışta..

            Adam;” Bak” dedi ”Sana bir önerim var. Bırak her şeyi olduğu gibi. Hazırsın zaten. Çocukların giyinmelerine ben yardımcı olurum. Yemeği dışarıda yiyelim.”  Kadın kulaklarına inanamadı. Buna o kadar ihtiyacı vardı ki.. 

            Lokanta da yemekler geldiği an, adam “Hepinize güzel bir haberim var” dedi. “Sıkı durun. Artık babanız bir Müdür.”

            Kadın, kocasını daha bir olgunlaşmış, daha bir yakışıklı, daha bir heybetli hissetti. Yüreği çağıl çağıl oldu. Çocukların babalarıyla sarmaş dolaş oluşlarını biraz da gözleri dolarak izledi. Sonra kocasının ellerini tuttu. Gözlerinin içine yürek dolusu sevgi ile bakıp. “Seni seviyorum Müdür Bey ” dedi. Gün boyu iş yerinde ki inanılmaz temponun hatta kadın başına bir kamyon dolusu malı taşımış olmanın yorgunluğundan eser kalmamıştı. Şu anda kendini omuzlar üzerinde hissediyor, adeta uçuyordu. 

            Eve döndüklerinde kadını bekleyen işler bitmemişti ama kendini dinlenmiş ve dinamik hissediyordu.”İnsanın sevdiği tarafından sevilmesi kadar güzel ne olabilir. “ dedi kocasına. “Onu senden iyi bilirim Canım” diye cevap verdi adam karısının peşi sıra yürürken. Kadın mutfağa girdi.Ertesi gün gelecek olan görümcesi ve ailesi için pasta ,börek türü bir şeyler yapmalıydı. 

            Kocasının,hazır birşeyler alırız önerisini kabul etmedi. Çünkü görümcesi, ki onu çok severdi, hep en iyi şekilde ağırlardı kendisini. Altta kalmamalıydı. Yardım teklifini de reddetti kocasının. Televizyon izlemesini önerdi. Aldığı cevap çok kestirme bir cevaptı. 

             “Sensiz TV izlemekten hoşlanmıyorum.Bilirsin” 

             “Tamam o zaman gazete oku yanımda”

            Kadın hamur işlerini yaparken kocası gazetede ki köşe yazılarını yüksek sesle okudu. Hatta bir yazının konusu üzerinde inatçı bir tartışma da yaptılar. Börekler fırına konduğunda ne zaman işinin bittiğini anlayamadı bile kadın. İşyerinde depoyu düzenleyeceğim diye saç diplerine kadar toz içinde kalmıştı. Bir duş almalıydı ama gömleklerin ütüsü daha acildi. Kocası buna da çözüm buldu. Bir gömlek değil mi sen duştayken ben onu ütüleyiveririm.  “Ama sen Müdür oldun. Hiç eline kadın işi yakışır mı?” diye şaka yaptı kadın. Gülüştüler. İşler tamamen bittiğinde saat daha 10.30du. Ne kadar çok şey yoluna girmişti. Dinlenmiş, sevginin  enerjisi ile yüreklerinin cennetinde yaşamışlardı bu günü. Oysa kocası gelmeden önce kendini ne kadar yorgun ve çaresiz hissediyordu. Sevdiği erkeğin kollarında TV deki belgeseli izlerken uyuyakaldı. 
 

            İKİNCİ GÜN
            Adam, dünden daha heyecanlıydı.Bugün iş yerinde kendisini kutlamaya gelenlerden ve kutlama telefonlarından başını kaldıramamış planladıklarını bir süre daha gerçekleştiremeyeceğini anlayıp günün keyfini yaşamayı tercih etmişti. Odası çiçeklerden geçilmiyordu. Ama masasının üzerine yanı başına yerleştirdiği aranjman en güzelleriydi. Üzerinde ki kartta aynen şunlar yazılı idi.

            SENİ YÜREKTEN KUTLUYORUM.SEN DAİMA BENİM MÜDÜRÜMSÜN. ÇÜNKÜ BANA BİR KADININ EŞİNDEN BEKLEDİĞİ EN GÜZEL ŞEYİ, SINIRSIZ SEVGİNİ VERDİN.SENİ SEVİYORUM
KARIN.

            Öykü bu şekilde yaşansaydı bugün adam ve kadın yalnızlıklarını park kanepelerine yazmak yerine birbirlerine sarılıyor olacaklardı.