|
Evlilik, evin hizmetçisine, evin sahibi olduğunu
Sevgili Jülide; Bayramımı kutlayan mailinizi aldım.Hani ya, siz de olmasanız yalnızlık kaygısı duymaya başlayacağım. Bugün tuhaf bir şey oldu.Kitabımı almış, pencereye karşı oturup okumaya koyulmuştum ki,donmuş kar birikintilerinden gelen telaşlı ayak sesleri susturdu kitabımı... Üzerinde koyu renk mantosu, ayağında şık pabuçlarla kaymamak için pür dikkat yürüyen 40 yaşlarında bir hanımın sessiz telaşında yazılanları okudum Adım gibi biliyorum onun da başkalarının istediği “gibi”lerden olduğunu,asla kendine ait olmadığını.. İzledim ardından..Zaman zaman buzda kayarak yolunu tamamladı...Kaymaları kendi hayatının tıpkısı...Evin kapısında biraz soluklandı.Çoktan eline aldığı anahtarını kilide sokup sokmamakta kararsızdı.Tıpkı hayatı yaşayıp yaşamamakta ki tereddüdü gibi. Televizyondaki futbol sesleri kapıya taşmış...Belli ki kocası içeride. Saniyelerden de küçük geçti zaman. Kendisi mi açtı, kendiliğinden mi açıldı bilinmeyen kapıdan, yüreği ağzında girdi içeri. Buz gibi bir “Hoş geldin” zorla çıktı maç kritikleri izleyen adamın ağzından.Çocuklarsa çoktan odalarına kapanmıştı.Süzüldü sessizce mutfağa doğru. Saat kış gecesinin dokuzu.İşyerinde sabahtan beri bir şey yememiş olduğunu hatırladı.Midesi bulanmasa belki onu da fark etmeyecekti ya. Yardımcı kadının pilav ve tavuk pişirmiş olduğunu bulaşık kaplarda ki izlerden anladı. Tencerelerse çoktan boşalmış...Bir parça ekmek kopardı. İçine biraz peynir... Kemirircesine yemeğe çalışırken ocağa çayı koydu. İçinden üstünü değiştirmek ya da mutfak dışında başka bir tarafa gitmek gelmedi.Çöktü masaya.. Aslında her şeyin farkındaydı. Ama yirmi yıl boyunca evliliğini düzeltmek yada yenilemek için gösterdiği çabadan bezgin düşmüştü. Kocası;yaşadığı toplumda dürüstlüğü çalışkanlığı ve sessiz sedasız oluşuyla kabul görmüş gizli zalimlerdendi. Her küçük boşluğu kitapların arasında yaşardı kadın.Her cümlede yeni bir boyuta uzanırdı ruhu, yepyeni zaman dilimlerinde bambaşka hayatları yaşar, başkalarının felsefelerine kendi mumunun ışığından bakardı. Evindeki kapkaranlık yalnızlığında yine kitabının satırlarını tırmanırken buldu kendini..Türkiye’de Kadın Olgusu adlı kitap Necla ARAT’ın bir derlemesiydi.. Bilinen gerçeklerin istatistiksel verileri kadının bireysel savaşında kışkırtıcı bir rol üstlenmişti sanki.. Aristo; “Kadınlar aşağılık yaratıklar,kadınların aklı bilim yapmaya yetmez. Onların kanı sıcak değil, onun için ruhu yeterince temizlenmiyor ” deme cehaletini göstermişse bile, yaşadığı yüzyılın bilimsel yetersizliğinin affedilirliğine sığınabilir.Ya bugünün, kadını fahişe olduğu için tecavüz edilebilir varlık olarak kabul eden, ya da sevdiğine kaçtığı için herkesin gözü önünde genç bir masum kızı katleden erkek beynindeki orospuluk nasıl affedilebilir diye sorguladı.. Sonra birdenbire “Hayır” dedi kadın “Hayır,başkaldırmayacağım artık.” Bıraktı kitabı elinden. Onun sevecenliğinde bütün erkekleri aklamak istercesine, salona, kocasının yanına koştu.Bir tutam sevgi, omzunda taşıdığı ağırlığı kaldırıverecek, itilmişliğini, reddedilmişliğini yok ediverecek, bir sımsıcak sarılış yitirdiklerini geri getirecekti sanki. Sokuldu kocasının çekici sıcaklığına. Neye olduğunu kestiremediği bir özlem vardı yüreğinde kıpır kıpır . Adam, hiç konuşmayan kadının yürek sesini duymaktan korktuğunu açığa vururcasına, televizyonun sesini biraz daha yükseltti...Yaptığı tek şey buydu. Her zaman tutukluk yapan uzaktan kumanda aletinin düğmesi bile adamın kendini ele veren korkaklığına acımıştı da hemen çalışıvermişti sanki.Zalimceydi gerçekten adamın yıllardır sürdürdüğü suskunluk.İçinde kinin, içten pazarlığın ve ihanetin büyümekte olduğu sessizliğinde buzdan bir heykele döndü kadın. Yüreği önce sustu.. Sonra şekil değiştirdi durduğu yerde ve olanca şiddetiyle yeniden bağırmaya başladı. Buzdan heykel eridi...eridi...ve bir su birikintisine dönüşüp erkeğin penisine yerleşti. Kadın ilelebet sustu...Karanlık kış gecesinde kardaki telaşlı ayak sesleri yankılandı.Ve bütün kadınların, kış gecesinde,karanlık ve soğuk ayak sesleri bir daha hiç susmadı.
İşte böyle Jülide..Elimdeki kitabı hiç açmadan kapadım desem inanır mısın?Beni
kitabımdan düşüren bir kadının ayak sesleriydi topu topu.Sen de duyuyor
musun?
|