YARATILIŞ


19. Bölüm

GÜNAHKAR MÜSLÜMANLARIN AHİRETTEKİ HESAPLRI

 

Bu zamana kadar bu konuda meşhur olan görüş: günahı sevabından fazla olan müslümanların, günahları miktarınca cehennemde ceza çektikten sonra mutlaka cennete girecekleri söylenmektedir. Dolayısıyla insanlar kendi hesaplarına göre cehennemde çok az kalacaklarına inanarak günah işlemekten sakınmamaktalar. Ancak böyle bir inancın aşağıdaki ayetlerin ışığında doğru bir inanç olmadığı anlaşılmaktadır.

 

 

18 - Kehf - 102. Ya o kâfir olanlar, benden başka kullarımı -kendilerine-dostlar edineceklerini mi sanıverdiler? Biz cehennemi kâfirler için bir konaklık yer olarak hazırladık.

 

 

18 - Kehf - 103. De ki: Size amellerce en çok hüsrana düşmüş olanları haber vereyim mi?.

 

 

18 - Kehf - 104. Onlar ki, dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Ve halbuki, onlar güzel bir amel yapar olduklarını zannederler.

 

 

18 - Kehf - 105. Onlar, o kimselerdir ki, Rablerinin âyetlerini ve görüleceğini inkâr ettiler. İmdi onların amelleri bâtıl olmuştur. Artık kıyamet günü onlar için bir terazi tutmayacağız.

 

 

18 - Kehf - 106. İşte onların cezaları, küfrettikleri ve âyetlerimizi ve resüllerimizi eğlence yerine tuttukları için cehennemdir.

 

 

84 - İnşikak - 10. Ve kime ki, kitabı arkası tarafından verilmiş olur.

 

 

84 - İnşikak - 11. Derhal bir helâki çağırır.

 

 

84 - İnşikak - 12. Ve bir alevli ateşe yaslanacaktır.

 

Yukarıdaki ayette çok açık olarak bildirilmektedir ki kafirlerin amelleri boşa gittiği için tartılmayacaktır. Onlara kitapları arkalarından verilecektir. Öyleyse iman etmiş olanların amelleri tartılacak. Sevapları günahlarından ağır olanların kitapları sağ taraflarından verilecektir. Sevapları günahlarından hafif olanların kitapları ise sol taraflarından verilecektir.

 

 

21 - Enbiya - 47. Ve biz kıyamet gününde adalet terazilerini koruz da artık hiçbir nefis bir şey ile zulmedilmez. İsterse -bir amel- bir hardal tanesi ağırlığınca olsun, onu da getiririz. Hesap görücüler olmak üzere biz kifayet ederiz.

 

 

7 - A’raf - 8. Tartı da o günde haktır. Artık her kimin tartıları ağır gelirse işte kurtuluşa erenler onlardır.

 

 

7 - A’raf - 9. Her kimin de tartıları hafif gelirse onlar da âyetlerimize haksızlık etmiş olmaları sebebiyle kendilerini ziyâna sokmuş kimselerdir.

 

 

101 - Karia - 6. Artık kimin tartıları ağır gelirse..

 

 

101 - Karia - 7. İşte o, hoşnut -olacağı- bir yaşayıştadır.

 

 

101 - Karia - 8. Fakat kimin tartıları hafif otursa..

 

 

101 - Karia - 9. Artık onun anası -sığınacağı yer- hâviyedir.

 

 

101 - Karia - 10. Hâviyenin ne olduğunu sana ne şey bildirdi?.

 

 

101 - Karia - 11. -O- çok kızgın bir ateştir.

 

 

23 - Mü’minun - 102. Artık kimin tartıları ağır gelirse işte kurtuluşu bulmuş olanlar, onlardır.

 

 

23 - Mü’minun - 103. Ve kimin tartıları da hafif olmuş olursa işte nefislerine yazık etmiş olanlar, cehennemde ebedî kalanlar da onlardır.

 

Yukarıdaki ayetlerin tamamı, hesap günü terazilerin getirileceğini, sevapların ve günahların tartılacağının hak olduğunu bildirmektedir. Terazinin sağ kefesine kişinin sevapları, sol kefesine ise günahları koyulacaktır. Son iki ayette ise sevapları ağır gelenlerin  kurtuluşa erdiğini, sevapları hafif gelenin, yani günahları sevaplarından fazla olanların cehennemde ebedi kalacağını bildirmektedir. Son ayetteki ebedi manası verilmiş olan “halidün” kelimesi, mutlak bir ebedilik manasında değildir. Müebbet veya çok uzun devirler manasındadır.

 

 

69 - Hakka - 25. Fakat o kimseye ki, kitabı sol tarafından verilmiş olur, -o da-der ki: Keşke kitabım bana verilmemiş olsa idi.

 

 

90 - Beled - 19. Ve o kimseler ki: Bizim âyetlerimizi inkâr ettiler, onlar da soldakilerdir.

 

Yukarıdaki ayette belirtilen “Bizim âyetlerimizi inkâr ettiler, onlar da soldakilerdir”. İfadesindeki inkar, bezm-i elestteki ahireti inkardır. Bu dünyada bir tek ayeti inkar ederek kafir olanın kitabı, soldan değil arkasından verilir.

 

90 - Beled - 20. Onların üzerlerine her tarafı kapalı bir ateş vardır

 

74 - Müddesir - 39. Ancak sağdakiler başka.

 

 

74 - Müddesir - 40. -Onlar- Cennetlerdedirler, sorarlar

 

90 - Beled - 7. Zanneder mi ki: Onun hiç bir kimse görmemiştir?.

 

90 - Beled - 8. Onun için iki göz vermedik mi?.

 

90 - Beled - 9. Ve bir dil ile iki dudak -vermedik mi?-

 

90 - Beled - 10. Ve biz ona iki de tepe yolu gösterdik.

 

90 - Beled - 11. Fakat o, o sarp yokuşu geçemedi.

 

90 - Beled - 12. O sarp yokuşun ne olduğunu sana ne şey bildirdi?

 

90 - Beled - 13. -O- bir köle azad etmektir.

 

90 - Beled - 14. Yahut bir kıtlık gününde yemek yedirmektir.

 

90 - Beled - 15. Yakını olan bir yetime.

 

90 - Beled - 16. Veyahut yerlere serilmiş bir yoksula.

 

90 - Beled - 17. Sonra da îman etmiş olanlardan ve birbirlerine sabır tavsiye edenlerden ve merhameti tavsiyede bulunanlardan olmaktır.

 

 

90 - Beled - 18. İşte sağda olanlar onlardır.

 

Yukarıdaki ayetler sağdakilerin ve soldakilerin vasıflarını bildirmektedir.

 

 

69 - Hakka - 19. Artık kime ki: Kitabı sağ tarafından verilmiş olur, der ki: Alınız kitabımı okuyunuz.

 

84 - İnşikak - 7. İmdi kimin kitabı sağ eline verilmiş olursa..

 

 

84 - İnşikak - 8. Artık bir kolay hesap ile hesaba çekilmiş olur.

 

 

84 - İnşikak - 9. Ve ehline sevinçli olarak dönmüş bulunur.

 

 

56 - Vakıa - 7. Ve -o gün- siz de üç sınıf olmuşsunuzdur.

 

 

56 - Vakıa - 8. İmdi -biri- AshabMeymene'dir, nedir AshabMeymene?.

 

 

56 - Vakıa - 9. Ve -ikincisi- AshabMeş'eme'dir, nedir AshabMeş'eme?.

 

 

56 - Vakıa - 10. Ve -üçüncüsü de- ileri geçenlerdir, ileri geçenlerdir.

 

 

56 - Vakıa - 11. İşte Allah'a- en yakın olanlar, onlardır.

 

Yani kitap, önden,sağdan,soldan ve arkadan olmak üzere dört yönün birinden verilir. Kitabı önden verilenler, Allah’a yakın olanlardır. Kendilerinden hesap alınmadan cennete gireceklerdir. Kitabı sağdan verilenler, az bir hesapla cennete gireceklerdir. Kitabı soldan verilenler,

 

 

65 - Talak - 8. Ve nice şehir -ahalisi- Rabb’inin ve onun Peygamberlerinin emrinden böbürlendi, artık onu bir şiddetli hesap ile hesaba çektik ve onu pek korkunç bir azap ile azaplandırdık.

 

ayetinin delaletiyle şiddetli bir hesaba çekilip cehenneme gireceklerdir. Kitabı arkadan verilenler ise, kendilerinden hesap alınmadan cehenneme gireceklerdir.

 

 

43 - Zuhruf - 74. şüphe yok ki günahkarlar, cehennemin azabı içinde ebedîyyen kalıcılardır.

 

 

43 - Zuhruf - 75. Onlardan -bu azap- hafifletilmeyecektir ve onlara bunun içinde şiddetli bir ümitsizliğe düşmüş kimselerdir.

 

 

43 - Zuhruf - 76. Ve biz onlara zulmetmedik. Velâkin onlar zâlimler oldular.

 

 

43 - Zuhruf - 77. Ve seslendiler ki: Ey Mâlik!. Rab'bine dua et, bizim üzerimize -ölüm ile- hükmetsin. -Mâlik de- dedi ki: Şüphe yok, siz kalıcılarsınız.

 

 

Yukarıdaki ayetlerde günahkarların, yani günahı sevabından fazla olan müslümanların cehennemdeki durumları bildirilmektedir.

 

 

68 - Kalem - 35. Ya müslümanları o günahkârlar gibi kılar mıyız?

 

Yukarıdaki ayettin ifadesinde, müslümanlar günahkarlardan ayrı bir topluluk olduğu açıkça bildirilmiştir. Yani büyük günah işleyenler kafir değildirler ama müslüman da değildirler. Açıklamamızda küçük günah işleyenleri istisna ettik çünkü Allah buyuruyor:

 

53 - Necm - 32. Güzellikte bulunanlar- O kimselerdir ki: Günâhın büyüklerinden ve fuhşiyatlardan kaçınırlar, küçük günâh müstesnâ. Şüphe yok ki, Rab'bin affı geniş olandır ve O sizi en iyi bilendir, o vakit ki, sizi yerden yarattı ve o vakit ki, siz analarınızın karınlarında ceninler hâlinde idiniz. Artık kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanları en iyi bilendir.

 

Yukarıdaki ayette Allah, küçük günahları af edeceğini bildiriyor. Öyleyse, “günahkar müslüman” tabiri doğru değil. Zaten müslüman, Allaha teslim olan demektir. Teslim olduğunu söyleyen bir kişi, teslim olduğu kişiye muhalefet ederse teslim olmamış demektir. Bizim anladığımız budur. her şeyin en doğrusunu hakkıyla ancak Allah bilir.

 

 

6 - En’am - 128. Ve o gün ki, -Allah Teâlâ- onların hepsini bir araya toplayacaktır. Ey cin taifesi!. İnsanlardan birçok kimseler edindiniz -diye buyuracak-. Onların insanlardan dostları olanlar da: Ey Rab'bîmiz!. Bizim bâzımız bâzımızdan faydalandık ve bizim için tâyin ettiğin süreye ulaştık, diyecekler. Cenâb-ı Hak da buyuracak ki: Ateş sizin karargâhınızdır, orada ebediyen kalacaksınız, ancak Allah Teâlâ'nın dilediği müstesnâ. Şüphe yok ki, senin Rab'bin hikmet sahibidir, bilendir.

 

Yukarıdaki ayet “ancak Allah Teâlâ'nın dilediği müstesnâ” ifadesiyle cehennemde ebedi kalacak olanlar arasında istisna yapmaktadır. Yani, cehennemden çıkacak olanlar vardır.

 

Kütüb-i sitte  tercüme ve şerhi. Prof. Dr. İbrahim Canan

Cilt 14  sayfa 405-406  Hadis No. 5091

Hz. Enes radiyallahü anh. Anlatıyor: “Resülüllah aleyhissetüvesselam buyuruyorlar ki:

Kıyamet gününde, insanlar birbirlerine girecekler. Hz. Adem aleyhisselam’a gelip: “Evlatlarına şefaat et!” diye talepte bulunacaklar. O ise:

“Benim şefaat yetkim yok siz İbrahim aleyhisselam’a gidin! Çünkü O halilullah’tır” diyecek. İnsanlar Hz. İbrahim’e gidecekler. Ancak O da :

“Ben yetkili değilim! Ancak hz. İsa’ya gidin. Çünkü O Ruhullah’tır. Ve O’nun kelamıdır!” diyecek. Bunun üzerine O’na gidecekler. O da:

“Ben buna yetkili değilim. Lakin Muhammed alehhisselatüvesselam’a gidin!” böylece bana gelecekler. Ben de onlara:

“Ben  şefaate yetkiliyim!”diyeceğim. Gidip rabbimin huzuruna çıkmak için izin talep edeceğim.Bana

izin verilecek.Önünde durup, Allah’ın ilham  edeceği  ve şu anda muktedir olamayacağım  hamdlerle   Allah’a

medhü senada  bulunacak,  sonra da Rabbime secdeye kapanacağım. Rab Teala:

“Ey Muhammet! Başını  kaldır! Dileğini söyle, söylediğine kulak verilecek . Ne arzu ediyorsan iste, talebin yerine getirilecektir! Şefaatte bulun, şefaatin kabul edilecektir!” buyuracak. Ben de:

“Ey Rabbim! Ümmetimi, ümmetimi istiyorum!” diyeceğim.Rab Teala: “(Çabuk onların yanına) git!

Kimlerin kalbinde buğday veya arpa tanesi kadar iman varsa onları ateşten çıkar!” diyecek. Ben de gidip bunu Yapacağım! Sonra rabbime dönüp, önceki hamdü senalarla hamd ve senalarda bulunacağım, secdeye kapanacağım. Bana , öncekinin aynısını söyleyecek. Ben de : “ Ey rabbim! Ümmetim ! diyeceğim. Bana  yine:

“Var, kimlerin kalbinde  hardal  tanesi  kadar  iman varsa  onları da ateşten çıkar!”denilecek . Derhal gidip bunu da yapacak ve rabbimin yanına döneceğim.  Önceki yaptığım gibi yapacağım. Bana evvelki gibi:

“Başını kaldır!” denilecek .Ben de kaldırıp:

“Ey rabbim! Ümmetim! Ümmetim!” diyeceğim.Bana yine:

“Var kalbinde hardal tanesinden daha az miktarda imanı olanları da ateşten çıkar!” denilecek. Ben gidip bunu da yapacağım.Sonra dördüncü sefer Rabbime dönecek ,o hamdlerle hamd u senada bulunacağım,sonra  secdeye kapanacağım. Bana:  “Ey Muhammet! Başını  kaldır ve (dilediğini) söyle, sana

kulak verilecektir! Dile  talebin verilecektir! Şefaat et , şefaatin kabul edilecektir!” denilecek. Ben de: Ey Rabbim! Bana La ilahe İllallah  diyenlere  şefaat  etmem  için bana izin ver!” diyeceğim. Rab  Teala :

“Bu hususta  yetkin yok!-veya: Bu hususta sana izin yok!-Lakin  izzetim, celalim , kibriyam ve azametim hakkı için   La ilahe illallah diyenleri  de ateşten çıkaracağım!” Buyuracak.” (Buhari Tevhid

36,  19,  37,  Tefsir  bakara 1 ,  Rikak  51;  Müslim,  İman  322,  (193). )

 

yukarıdaki hadis-i şerif, cehennemden çıkarılacak kişilerin imanlarındaki farklılığa göre çıkarılacaklarını bildiriyor. Efendimizin (S.A.V) şefaatiyle çıkacak olan bu insanlar, hesap görüldükten ve çok uzun bir zaman geçtikten sonra, ilk olarak kalbinde arpa tanesi kadar imanı olanlar, yine çok uzun bir zaman geçtikten sonra kalbinde hardal tanesi kadar imanı olanlar, yine çok uzun bir zaman geçtikten sonra kalbinde hardal tanesinden az imanı olanlar cehennemden çıkarılacaklardır. Bunun sebebi, bezm-i elest’e işlemiş olduğumuz ve kıyamet gününe tecil edilmiş olan şirk günahının devreye girmesidir. Bu günahın cezası ebedi cehennemde kalmaktır. Ancak bu kişilerin imanlarından dolayı Allah, onların cehennemde ebedi kalmalarını istemiyor. Bizim anladığımız budur. Her şeyin en doğrusunu hakkıyla ancak Allah bilir.

 

 

16 - Nahl - 78. Ve Allah sizi analarınızın karınlarından hiçbir şey bilmez olduğunuz halde çıkarır. Ve size şükür edesiniz diye kulaklar, gözler ve kalpler verdi.

 

Ve Adem (A.S.) atamız ile havva anamız dünyaya indirildi. İnsanoğlunun ikinci hayatı ve ikinci ömrü başlamış oldu.

 

 

22 – Hac - 5. Ey insanlar!. Eğer siz öldükten sonra tekrar dirilmekten bir şüphede iseniz -düşününüz ki- biz sizi topraktan, sonra safi bir sudan, sonra kırmızı bir kan parçasından, sonra da tam yaratılmış veya tam yaratılmamış bir et parçasından yarattık, size açıkça anlatalım -diye- ve dilediğimiz rahimlerde belirli bir vakte kadar durduruyoruz, sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz, sonra da kemâle eresiniz -diye yaşatıyoruz- ve sizden kimi vefat ettiriliyor, ve sizden kimi de ihtiyarlık çağına itiliverilir, tâki, bilgiden sonra bir şey bilmez olsun. Ve yeryüzünü kurumuş bir halde görürsün. Vaktaki, onun üzerine suyu indiriveririz, harekete gelir ve kabarır ve her güzel çiftten otları bitirir.

 

 

39 – Zümer6. Sizi bir tek kişiden yarattı, sonra ondan eşini meydana getirdi ve sizin için dört ayaklı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içine bir yaradılıştan sonra bir yaradılışla yaratıverir. İşte Rabbiniz olan Allah O'dur. Mülk O'nun içindir. Ondan başka ilâh yoktur. Artık nasıl döndürülüyorsunuz?.

 

Biz annelerimizin karnındaki yaratılışa girmiyoruz. O konuda yazılmış olan kıymetli eserler mevcuttur. İlk yaratılışımız ve bezm-i elestte yaşadıklarımız muhakkak ki bu kadar olaydan ibaret değil. Göklerin yaratılması iki gün, yerin yayılması iki gün, rızkların taksim edilmesi dört gün diye ayetle bildirildiğine göre, tamamı sekiz gün eder. “Allah’ın katında bir gün sizin saydıklarınızdan bin yıldır” diye bildiriliyor. O halde bizim bezm-i elestte şahit olduklarımızın bir kısmı sekiz bin yıl tutuyor. Oradaki ömrümüzün tamamını varın siz tahmin edin. Kaldı ki bezm-i elest ile ilgili Kur’an’da gördüklerimizin sadece bir kısmını acizane izaha çalıştık.

Bu kitapçığı okuyanlara soruyoruz: Ahiretteki ebedi kurtuluşumuzu garanti etmek için önce Allahın rızasını mı arayalım, yoksa geçici dünya menfaatini kazanmak için kulların rızasını mı? Tecil edilmiş olan işlemiş olduğumuz şirk günahının gerektirdiği ebedi cehennem azabından önce kendimizi mi kurtarmaya çalışalım, yoksa kendimizi bırakıp başkalarını mı kurtaralım? Allah bile insanları müslüman olmaları için zorlamazken Allaha rağmen biz zorlayalım mı? Dinimizi yaşayarak mı isteyenlere doğru bildiklerimizi anlatalım, yoksa sadece anlatalım kendimizi unutalım mı? Bu soruların devamını her kişi kendi nefsine sorsun. Allah hepimizi rızasına eren kulları arasına dahil etsin. Rabbimin bu kitabı hesap günü, bu günahkarın terazisinin sağ kefesine koyacağını ve bu günahkarı bağışlayacağını umarım. Amin.

 

Hz. Ömer b. Hattab (r.a) bir gün bir adama uğramıştı, bir kitap okuyordu; bir saat dinledi, hoşuna gitti. O adama: "Bana bu kitabı yazıver" dedi. O da peki deyip bir deri aldı, onu hazırlayıp içine dışına yazıverdi. Sonra Ömer onu alıp Hz. Peygamber'e getirdi, okumaya başladı, Resul-i Ekrem (s.a.v)'in mübarek yüzünde de bir renk peyda olmaya başladı. Derhal Ensar'dan bir zat o kitaba vurdu da,   {*} "Anan kaybetsin seni ey Hattâboğlu! Bu gün sen bu

kitabı okuyalıberi Resulullah'ın yüzüne bakmıyor musun?" dedi. O zaman Peygamber (s.a.v) buyurdu ki, "Ben  hem ilk ve hem son peygamber olarak gönderildim ve bana hem Allah kelâmının tamamı ve sonuncusu verildi ve bana söz sadeleştirildi ve kısaltıldı da kısaltıldı. Sakının sizi mütehevvikler helake sürüklemesinler."<D> Mütehevvikler, seviyesiz, her işe dalanlar veya hayrette kalmış, şaşırmışlar, demektir.