|
|
|
YARATILIŞ 5. Bölüm BÜTÜN İNSANLARIN BEZM-İ ELESTTE İŞLEDİĞİ VE CEZASI AHİRET GÜNÜNE TECİL
EDİLEN GÜNAHI İNCELİYELİM Ancak bu günahı bir daha
işlemememiz veya af ettirmemiz için bize sadece bir defaya mahsus olmak üzere
süre verdi. Bu tek günah üzerinde biraz duralım. 40 - Mü’min - 7. Arşı yüklenmiş olanlar ve onun etrafında
bulunanlar, Rab'lerini hamd ile tesbîhte
bulunurlar ve O'na imân ederler ve imân etmiş olanlar için af dilerler. Yarabbi!. Sen her şeyi rahmet ile ilim ile kuşatmışsındır. Artık
tevbe etmiş, senin yoluna tâbi olmuş olanları bağışla
ve onları cehennem azabından koru diye niyâzda bulunurlar-. Yukarıdaki ayette açık olarak görülmektedir ki, meleklerin
bağışlanmasını istedikleri kişilerde üç özellik bulunmaktadır. Birincisi mü’minlerden olması, ikincisi tevbe
etmiş olması, üçüncüsü de Allah’ın yoluna tabi olmuş olmasıdır. Allah, mü’minlerden tevbe edenlerin
bütün günahlarını af ettiğini kur’an’da kesin olarak
bildirmektedir. Kaldı ki, bağışlanıp cehennem azabından korunması istenen bu
kişiler Allah yoluna tabi olmuşlardır. Öyleyse bu kişilerin üzerindeki tevbe ile kalkmayan, cehennem azabını gerektiren günah
nedir? Cevap: bezm-i elestte
işlenmiş olan şirk günahıdır. 5 - Maide
- 27. Onlara Adem'in
iki oğlunun haberini hakkıyla oku! O vakit ki, onlar iki kurban takdim
etmişlerdi. Birisinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. Seni
elbette öldüreceğim dedi, diğeri de Allah Teâlâ ancak
takvâ sâhibi olanlardan kabul eder dedi. 5 - Maide
- 28. And olsun ki, eğer beni öldürmek için bana elini uzatırsan
ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam. Şüphe yok ki, ben âlemlerin Rabbi
olan Allah Teâlâ'dan korkarım. 5 - Maide
- 29. Muhakkak ben
isterim ki, sen benim günahımı ve kendi günahını yüklenesin de ateşe
atılacaklardan olasın. Ve o ise zâlimlerin cezasıdır. 5 - Maide - 30. Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyenin nefsi
kendisini, kardeşini öldürmeye teşvik etti ve o da onu öldürdü. Böylece zarara
uğrayanlardan oldu. Elmalılı hocamızın yukarıdaki dört ayet hakkındaki tefsiri
aşağıdadır. Bir zaman iki âdem oğlu birer kurban sunmuşlardı da, {*} her nedense birininki kabul edilmiş,
diğerininki kabul edilmemiş idi. "Kurban", örfümüzde Allah'a
yaklaşmak için kesilen kurbanlığa denirse, de asıl mânâsı Allah'a yaklaşmak
için sunulan herhangi bir şey demektir ki, gerek kurbanlık ve gerek diğer
sadakalardan daha geneldir. Herhangi bir delil ile birinin kurbanının kabulü,
diğerinin ise kabul edilmeyişi anlaşılınca, {*}
kurbanı kabul edilmeyen diğerini çekemeyerek, {*} yemin olsun ki, seni
öldüreceğim, dedi. {*} Öbürüde dedi ki:
Allah ancak yeterince korunanlardan kabul eder. Şu halde Allah'tan kork,
niyetini düzelt, {*} eğer sen beni
öldürmek için elini uzatırsan, {*} ben
seni öldürmek için elimi uzatacak değilim,
{*} çünkü ben âlemlerin Rabb'i olan Allah'dan muhakkak
korkarım. {*} Ben bu şekilde şunu
isterim ki, beni günaha sokmayasın da, hem benim günahım, hem de kendi
günahınla dönüp gidesin, bu iki günahı yüklenerek can verip Hak’ın huzuruna
varasın da. {*} ateşe gireceklerden
olasın, zira {*} zalimlerin cezası budur". Burada iki soru vardır: Birincisi
{*} "Hiçbir günahkâr,
başkasının günah yükünü taşımaz" (İsrâ, 17/15)
olduğu halde katil olan, öldürülenin günahını nasıl yüklenir? Bu nokta birkaç şekilde izah edilmiştir: Bir hadis-i şerifte: {*}
"Sövüşen iki kişinin söyledikleri başlayana aittir, zulme uğrayanı
haddi aşmadıkça."<D> Sövüşenlerin bütün söyledikleri başlayana
aittir. Yani ilk başlayan hem aynen kendinin günahını, hem de sebep olduğundan
dolayı arkadaşının günahının bir aynını yüklenir. Fakat mazlum (zulme uğrayan),
haddi aşıp daha ileri gitmedikçe buyurulduğu gibi,
burada da {*} "benim günahım" demek, şayet sana
karşı karşılık vererek el uzatırsam, gireceğim günahın bir aynı demektir. Şu
halde biri tecavüz eder, diğeri de karşılık verir de, her ikisi de
öldürülürlerse, başlayan iki cinayet diğeri de bir cinayet işlemiş olur.
Beriki, karşılık vermeyecek olursa, bu bir cinayetten de kurtulur. Fakat katil
yine iki cinayet yapmış ve iki günah yüklenmiş bulunur ki, birisi mazlumu
öldürmek, diğeri kendini cezaya layık bulup ateşe atmak cinayetidir. Bundan
başka {*} "benim günahım" demek, muzafın hazfı ile {*}
yani beni öldürmek günahı,
{*} de bundan önceki günahın. Bu
cümleden olarak, "kurbanının kabul edilmemesine sebep olan günahın"
demek de olabilir ki, bu mânâ İbnü Abbâs, İbnü Mes'ûd,
Hasen ve Katâde
hazretlerinden de nakledilmiştir. İkincisi, bir insan için kendinin Allah'a isyan etmesini istemek
caiz olmadığı gibi, başkasının isyanını isteme de caiz değildir. O halde böyle
bir muttakinin (Allah'dan gereğince korkan) diğeri
hakkında iki günah istemesi nasıl caiz olur? Buna da iki cevap vardır: Birincisi, bu sözden asıl maksat, diğerinin günaha
girmesini istemek değil; ne kendinin, ne de onun günaha girmemesini istemek, günahtan
uzaklaştıracak bir nasihat vermektir. İkincisi, isyan istemek caiz değilse de isyan edenin
cezalandırılmasını istemek caizdir. Bu itibar ile mânâ, ben günaha girmek
istemem, sen ısrar edersen ben de senin Allah'tan cezanı isterim, demek de
olabilir. Fakat birincisi daha uygundur. Yukarıdaki ayetlerle ilgili yapılan izah bizce tatminkar değildir. Burada Habilin kesmiş olduğu kurban
kabul edilince kabilin nefsi kendisini, habili
öldürmeye teşvik etti. Habilin sözü dikkat çekicidir.
“Allah takva sahiplerinden kabul eder.” Demesinden biz anlıyoruz ki Habil takva sahibidir. Çünkü, ameli Allah tarafından kabul
edilmiştir. Allah, Kur’an’da, tevbe
edenleri çok sevdiğini bir çok ayette bildiriyor. Takva sahibleri
ise tevbe edenlerden daha faziletli. Çünkü, takva
yoluna, tevbe edip, o tevbeye
sadık kalınmak suretiyle girilmiş olur. Öyleyse takva sahibi olan Habilin, benim günahlarımı demeyip de “benim günahımı”
dediği tek günah nedir? 13 - Rad
- 35. Takva sahiplerine
vaad olunan cennetin özelliği (şudur)
onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgeleri daimîdir. İşte o, -cennet-
sakınanların sonudur. Ve kâfirlerin sonu ise ateştir. Yani, takvaya ulaşmak için tevbe ederek,
bu manevi yola çıkmak lazım. Allah, kur’an’da, tevbe edenlerin içinden, büyük günah işleyenleri bile
mutlaka af edeceğini bildiriyor. Hatta Furkan
suresinin yetmişinci ayetinde tevbe edenlerin
günahlarını sevaba çevireceğini bildiriyor. Dikkat edilirse, yukarıdaki ayette,
takva sahiplerinin bile cennete girecekleri kesin değil. Onlara cennet vaad ediliyor. Ayetle sabittir ki, Allah vaadinden dönmez.
Öyleyse, takva sahiplerinde bile olan ve tevbe
etmenin kafi gelmediği bu günah nedir ve nerede işlenmiştir? Buna cevap olarak
deriz ki: “Allah’dan
başka bir ilah da benim” dediğimiz şirk günahıdır ve Bezm-i elest’te işlenmiştir. Bu, tevbe
etmenin kafi gelmediği günahı incelemeye devam edelim. 16 – Nahl - 27. Sonra kıyamet gününde onları rezil edecektir ve
diyeceklerdir ki: Nerede o, -iddia ettiğiniz gibi- benim ortaklarım ki, siz
onlardan dolayı ayrılığa düştünüz. Kendilerine İlim verilmiş olanlar da
diyeceklerdir ki: Şüphe yok bütün rezillik, bütün kötülük bugün
kâfirlerin üzerinedir. 3 – Al –
i İmran - 192. (akıl sahipleri) Ey Rabbimiz!. Sen
kimi o ateşe sokarsan şüphesiz onu rezil etmişsindir. Ve zalimler için
yardımcılar da yoktur. 26 – Şuara - 87. (İbrahim A.S.) Ve -İnsanların- kabirlerden
diriltilip kaldırılacakları gün beni rezil etme. Yukarıdaki ayetlerden anlaşılıyor ki ahirette cehenneme girenler rezil olacaktır. İbrahim (A.S.)
kendisinin rezil edilmemesini isterken
cehenneme atılmamasını istemektedir. 26 - Şuara
- 82. (İbrahim A.S. )
Ve O'dur ki, ceza gününde benim için hatıemi
bağışlamasını umarım. Elmalılı
hocamızın ayette geçen “Hâtie” kelimesiyle ilgili
açıklamasını aynen alıyoruz. “Hâtie, kasten yapmanın zıddı olan hata değil, doğrunun
zıddı olan hata, suç ve cinayet işlemektir ki, bu hata da sözü geçen yalanlama
cinayetidir.” Biz de aynı
görüşteyiz. Burada “hata” kelimesi tekil kullanılmıştır. Buradaki hata
bizim kullandığımız “küçük kusur” manasında değil, tevbenin
kaldıramadığı büyük günah manasındadır. Çünkü Allah buyuruyor: 69 – Hakka - 9. Firavun da ve ondan evvelkiler de
ve altı üstüne gelenler de aynı hatıeyi işledi. 69 - Hakka - 36. (Cehennemde ) Ve yemek de
yoktur, kanlı irinden olan müstesnâ. 69 -
Hakka - 37. Onu hatiesi olanlardan başkası yemez. 2 -
Bakara - 81. Hayır, her kim bir günah işler, günahı da kendisini kuşatırsa işte
onlar ateş halkıdır. Onlar o ateşte ebedî kalacak kimselerdir. 71 – Nuh
- 25. hatielerinden dolayı suda boğuldular, sonra
ateşe atıldılar. Artık kendileri için Allah'dan başka
yardımcılar bulamadılar. Yani İbrahim (A.S.) bu günahın tevbe ile
kalkmayacağını biliyor ve Rabb’isinin hesap gününe
ertelediği bu günahının, hesap gününde bağışlayacağını umuyordu. Biz biliyoruz
ki Nebiyler ve Resul’ler mahfuz oldukları için
masumdurlar. Yani Allah onları muhafaza ettiği için bu dünya hayatında hiç
günah işlememişlerdir. Öyleyse bu günah nedir ve nerede işlenmiştir? Cevap yine
aynıdır. Bu günah bütün insanların, nebiyler ve
resul’ler seçilmeden önce, Bezm-i elest’
de işlediği şirk günahıdır. İncelemeye devam edelim. 26 - Şuara - 18. (Firavun) dedi ki: Seni çocuk iken içimizde
büyütmedik mi?. Ve hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? 26 - Şuara - 19. Ve o yaptığın fiilini yapıverdin, o halde sen
kafirlerdensin. 26 - Şuara - 20. (Musa) dedi ki: Onu o vakit yaptım, fakat ben
(o zaman) dalalette idim. Elmalılı
hocamızın 56 - vakıa - 92. ve 56 -
vakıa - 51. ayetlerdeki “DALLİN” kelimesi ile ilgili
isabetli açıklamasını aşağıya alıyoruz. 56 -
vakıa - 92. Ve fakat eğer tekzîb edenlerden,
sapıklardan oldu ise: amma o yalanlayan ve inkâr
eden sapıklara gelince ki bunlar Ashab-ı şimâldir (solun adamlarıdır) ve "Sonra siz, ey sapık
yalanlayıcılar" (Vâkıa, 56/51) diye nitelendirilmiş, kötülenmişlerdir. Dâllin vasfı, onların tanıtıcı sıfatlarıdır. 26 - Şuara
- 18. deki kelimesi tefsir-i kebirdeki ifadeye göre
“doğmamış ancak doğmak üzere olan çocuk” demektir. Halbuki firavun Musa’yı
(A.S.) doğduktan sonra yanına almıştır. Dolayısıyla Firavunun “yanımıza almadık
mı” ifadesi bezm-i elestte
aynı şubeden olduklarını bildirir. Sonraki ayette Firavun, Musa’nın (A.S.) bir iş yaptığını ve kafirlerden
olduğunu söylüyor. Bundan sonraki ayette ise, Firavunun isnat ettiği fiili
işlediğini itiraf ettiği gibi, Firavunun
“kafirlerdensin” ifadesini yalanlamıyor. O işi yaptığı zaman sapıklardan
olduğunu kabul ediyor. Bir nebîy'nin
bu dünyada küfrü veya sapıklığı söz konusu olamaz. Onlar doğuştan Allahın muhafazasında oldukları için masumdurlar.
Tefsirlerde bu ayetler kıptinin Musa (A.S.)
tarafından öldürülmesi olayına yorumlanmış. Kıptinin
öldürülmesinde bir günahın olmadığı yine tefsirlerde hadisenin geçtiği bölümlerde isbatlanmış.
Kaldı ki bir insanın öldürülmesi semavi dinlerin hepsinde çok büyük günah
olmasına rağmen öldürenin kafir olmasına sebep olmaz. Musa’nın (A.S.) bir
sonraki ayetteki ifadesi küfrün mekanını açıklamaktadır. 26 - Şuara - 21. Vaktaki sizden korktum, artık sizden firar
ettim, imdi Rabbim bana hikmet verdi ve beni resüllerden
kıldı. Musa (A.S.) aynı zamanda
nebiydir. Nebiyler bezm - i elest’te nebiy oldukları için, onların resüllüğü
de aynı yerden gelmektedir. Musa (A.S.) bu olaydan sonra resül
olduğunu beyan edince, olayın bu dünyada değil, nebiler seçilmeden önce bezm - i elest’te olduğu
açıklanmış olur. 12 - Yusuf - 37. (-Hz.
Yûsuf dedi ki) : Şüphe yok ki, ben Allah’a inanmayan ahireti
inkar eden bir kavmin dinini terk ettim. Burada Yusuf (A.S.) bir kavmin
dinini terk ettiğini söylüyor. Öyle bir kavim ki, onlar Allah’a inanmıyor, ahireti
de inkar ediyor. Burada bir incelik var. Allah insanlara bezm-i
elest’te sesiyle hitab
etti. İnsanlar, duydukları bu sesin bir sahibi olduğunu biliyorlardı. Ancak, o
sesin sahibinin yani Allah’ın “benden başka ilah yoktur ve ahiret
günü sizi hesaba çekeceğiz” sözlerine inanmıyorlardı. Yusuf (A.S.) böyle bir
dini terk etti. Bir kişinin bir şeyi bırakması için, o şeyin onda olması
gerekir. 43 - Zuhruf - 26. Ve hatırlat!. O vakti ki, İbrâhim babasına ve
kavmine dedi ki: Şüphe yok, ben sizin ibadet ettiğiniz şeyden uzağım. 43 - Zuhruf - 27. O beni yaratmış olan müstesnâ. Çünkü, O
şüphesiz ki, beni doğru yola erdirecektir. İbrahim (A.S.), Allah’ı istisna etmiştir.
Çünkü insanlar ilk yaratıldıklarında Allah’ı inkar etmiyorlardı. 19 –
Meryem - 48. (İbrahim A.S.) Ve sizi ve Allah'tan başka tapındıklarınızı
bırakıp çekiliyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua ile
bedbaht olmam. 19 –
Meryem - 49. (İbrahim A.S.) Vaktaki onlardan ve Allah'tan başka ibadet
ettikleri şeylerden ayrılıp gitti, ona İshak'ı ve
Yakub'u ihsan ettik ve hepsini birer nebiy kıldık. İbrahim A. S. kavmini ve ibadet
ettikleri şeylerden ayrıldı. Ayrılmadan önce hem kavmiyle hem de kavminin
ibadet ettikleri ile beraberdi. 7 – Araf – 89. (Şuayb
A.S. ) Eğer Allah Teâlâ bizi ondan kurtardıktan
sonra sizin dininize dönersek muhakkak Allah'a karşı yalan yere iftira
etmiş oluruz. Bizim için ondan dönmek olamaz. Ancak Rabbim olan Allah Teâlâ dilemiş o başka. Rabbimiz her şeyi ilmiyle
kuşatmıştır. Allah Teâlâ'ya tevekkül etmişizdir. Ey
Rabbimiz!. Bizim aramızla kavmimizin arasında hak ile hükmet, ve sen
hükmedenlerin en hayırlısısın. Şuayb (A.S.) ise kavminin kendisini şirk’e
dönmesi için tehdid etmelerine karşılık, “Allah bizi
ondan kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize (şirk’e) dönersek....”
ifadesiyle, bütün insanlar gibi kendisinin de, nebiy
olmadan önce, Bezm-i elest’deki
tek günah olan şirk dininde olduğundan bahsetmektedir. Öyleyse, bütün insanlar
gibi nebiyler de, nebiy
olarak seçilmeden önce bu dinde idiler. Bu dini terk edip, Allah’a kulluğu
kabul ettikten sonra, Allah, onları nebiy ve resul
seçti. Bu seçim bezm-i elest’te
oldu. Nebiyleri ve resulleri Allah, kendisi
lütfedip muhafaza ettiğinden dolayı onlar, bu dünyada günah işlemediler.
Onların muhafazası, aynı zamanda bütün insanlara Allah’ın bir lutfudur. Çünkü
Allah onları, bütün beşeriyete
örnek göstermiştir. Allah, onları
muhafaza etmeseydi, önümüzde örnek insan hiç olmayacaktı. Günah işleyen
bir kişiyi Allah örnek göstermez. 29 – Ankebüt - 40. Artık hepsini de kendi günahıyla yakaladık.
Binaenaleyh onlardan bazıları üzerine bir rüzgâr gönderdik ve onlardan
bazılarını şiddetli bir ses tutuverdi ve onlardan bazısını da yere batırdık ve
onlardan kimisini de boğduk ve Allah onlara zulmedici olmadı. Fakat onlar kendi
nefislerine zulmediciler oldular. 40 – Mü’min - 3. Günâhı bağışlayan ve tövbeyi kabul
eden, azabı şiddetli olan geniş ihsân sahibi bulunan Allah tarafındandır.
O'ndan başka ilâh yoktur. Dönüş Ancak O'nadır. Yukarıdaki iki ayette de, alemlerin
Rabbi olan Allah günah kelimesini tevbeden önce ve
tekil kullanarak bezm - i elestteki
bütün insanların işlemiş olduğu şirk günahına işaret etmiştir.
NEBİ OLAN RESULLERİN
DOĞUŞTAN MASUMİYETLERİNİN İSBATI Nebiylerin bu dünyada masum olduklarını bildiren
ayetleri inceleyelim. 11 – Hud – 88. Şuayb dedi ki: "Ey kavmim! Şayet ben Rabb’imden
ispat edici bir delil üzerinde bulunuyorsam ve şayet bana, O kendi katından
güzel bir rızk ihsan etmişse, söyleyin bakalım ben ne yapmalıyım? Ben size karşı çıkmakla sizi menettiğim şeylere kendim düşmek
istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah
etmeye çalışıyorum. Muvaffakiyetim de ancak Allah'ın yardımı ile olacaktır. Ben
yalnızca O'na dayandım ve ancak O'na döneceğim." Görülüyor ki nebiyler ve resuller,
kavimlerinden yapmalarını istedikleri şeyleri kendileri de yaparlar. Yasak
ettikleri şeyleri asla yapmazlar. Örnek olmaları için onlara yakışan ancak
böyle olmaktır. 33 – Ahzab
- 21. Andolsun ki, sizin için Resûlullah'da
bir güzel örnek vardır, Allah'ı ve ahiret gününü uman
ve Allah'ı çokça zikreden zât için. 60 – Mümtehine
- 4. Muhakkak ki: Sizin
için İbrâhim'de ve onunla beraber olanlarda bir güzel örnek vardır. O vakit ki,
kavimlerine dediler ki: Şüphe yok, biz sizden ve Allah'tan başka tapmakta
olduğunuz şeylerden uzak kimseleriz. Sizi inkâr ettik ve yalnız bir Allah'a
îman edeceğinize değin bizim aramızla sizin aranızda ebediyen düşmanlık ve öfke
başlamıştır. Ancak İbrâhim'in babasına: Elbette senin için istiğfarda
bulunacağım. Fakat senin için Allah'tan hiçbir şeye mâlik olamam" demesi
müstesnâ. Ey Rab’bimiz. Ancak sana tevekkül ettik
ve sana yöneldik ve son gidişte ancak sanadır. Allah, İbrahim’i (A.S.) örnek olarak gösterirken babasının
cehennemlik olduğunu bilmeden yapmış ona mağfiret duasını örnek olmaktan
istisna ediyor. 9 – Tevbe
– 113. Cehennem ehli
oldukları kendilerine açıkça belli olduktan sonra, müşrikler için af talebinde
bulunmak nebiy’e ve mü’minlere
yakışmaz Yukarıdaki ayette açıkça
bildiriliyor ki o kişinin cehennemlik olduğu kesin olarak bilinmezse mesul
değil. Yani İbrahim’in (A.S.) duası yasak kapsamında olmamasına rağmen Allah
yinede o hareketini yani babasına dua etmesini örnek olmaktan çıkarıyor. 60 – Mümtehine
- 6. Andolsun ki: Sizin için Allah'ı ve âhiret
gününü arzu edenler için onlarda ( Allah’ın Resüllerinde
) bir güzel örnek vardır ve her kim yüz çevirirse imdi şüphe yok ki, Allah, o
her şeyden müstağnidir, her hamde lâyıktır. 9 – Tevbe
– 114. İbrahim'in
babası için af dilemesi ise ancak ona yapmış olduğu bir vaadden
dolayı idi. Ne zaman ki onun Allah için bir düşman olduğu kendisine belli oldu.
Hemen ondan beri oldu. Şüphe yok ki, İbrahim elbette çok ah vah eden yumuşak
tabiatlı bir zat idi. Buradaki istiğfardan vazgeçilmesi gibi,
Nuh (A.S.) da oğluna istiğfardan
vazgeçmiştir. 26 – Şuara
- 86. (İbrahim A.S.) Ve
babam için mağfiret buyur, şüphe yok ki o sapıklardan oldu. 14 – İbrahim - 42. Ve Allah Teâlâ'yı
zalimlerin yaptıkları şeylerden gâfil sanma. Onları kendisinde gözlerin
korkudan dışarı fırlayacağı bir gün için tehir eder. Yukarıda geçen ayetler gösteriyor ki nebiy
olan resulleri bu dünyada örnek insanlar olmaları için Allah onları bu dünyada
günahtan muhafaza etti. Dolayısıyla onlar ismet sıfatıyla masum kılındılar. “Nebiyler ve Resüller de günah
işleyebilir” diyen müslüman kardeşlerimize kur’an’ı iyi incelemelerini tavsiye ederiz. Tek günahı
incelemeye devam edelim. 3 - Al - i imran - 195. Artık Rabbi kerimleri onlara şöyle karşılık verdi ki! Ben sizden
gerek erkek ve gerek kadın bir amel edinin amelini zayi kılmam. Bazınız
bazınızdansınız. İmdi hicret etmiş olanlar ve yurtlarından çıkarılmış
bulunanlar ve benim yolumda eziyete uğrayanlar ve savaşta bulunan ve
öldürülenler yok mu, elbette Allah katında bir sevap olmak üzere onların suçlarını
örteceğini ve elbette onları altlarından ırmaklar akan cennetlere
sokacağını ve güzel mükâfat ise Allah Teâlâ
katındadır. Allah
yolunda ölenlerin yani şehidin bile, Allah o bir günahını af etmiyor. Ancak o
günahı örteceğini ve onu cennete koyacağını vaad
ediyor. Soru ve cevap gene aynıdır. Bu günah Bezm-i elest’te işlenen şirk günahıdır. İncelemeye devam edelim. 93 - Duha - 7. (Allah, Muhammed’e (A.S.) dedi ki) Ve seni bir
şaşırmış halde buldu da doğru yolu göstermedi mi?. 47 – Muhammed - 19. (Allah, Muhammed’e (A.S.) dedi
ki) İmdi şunu bil ki: Şüphe yok, Allah'tan başka ilâh yoktur. Hem kendi günâhın
için ve îmânlı erkekler ile imânlı kadınların günahı için mağfiret dile ve
Allah, dolaştığınız yeri de, durduğunuz yeri de bilir. Sûrenin
başından buraya kadar geçen açıklamalara bir sonuç olmak üzere buyuruluyor ki: Öyle ise şimdi iyi bil ki Allah'tan başka
hiçbir ilâh yoktur, tapılacak, ibadet yapılacak, kulluk edilecek, mabud tanınacak başka hiçbir mabud
yok, yalnız ilâhlık kendisinin hakkı olan Allah vardır. Gerçeğin böyle olduğunu
şimdi kıyamet kopmadan önce bil. Bil de hem kendi günahın için mağfiret iste,
hem de mümin erkekler ve mümin kadınlar için. Nerede dolaşıp, nerede karar
kılacağınızı Allah bilir. Halinizin ne
olduğunu dünya ve ahirette istikbalinizin nereye
varacağını yalnız Allah bilir. Onun için olmuş veya olması mümkün olan
her türlü günaha o şekilde istiğfar et. Altını çizdiğimiz
son cümleyi anlamamız ve kabul etmemiz mümkün değildir. Çünkü nebiy olan resuller bu dünyada hiç günah işlememiştir,
Allah onları muhafaza ettiği için işlemezler de. 40 - Mü'min
- 55. (Allah,
Muhammed’e (A.S.) dedi ki) Artık sabret. Şüphe yok ki, Allah'ın vâ'di haktır ve günahın için bağışlanmak iste ve akşam ve
sabah Rab'bine hamd ile tesbîhte bulun. Yukarıda
geçen ayetleri müfessirler (Tefsir-i kebir, İbn kesir
tefsirleri) “Allah, Efendimizin (A.S.) ümmeti için istiğfar etmesini istiyor”
diye açıklamışlar. Bizi bağışlayacaklarını umarak, bu konuyla ilgili ayetlerin
ifadelerine dayanarak aynı kanaatte olmadığımızı belirtelim. Zaten adı geçen
tefsirleri inceleyenler göreceklerdir ki, bu yazımızda geçen ayetlerden
anladığımız tefsirlere kesinlikle uymamaktadır. Ancak büyüklerimize karşı hürmette kusur etmekten Allah bizi muhafaza
etsin.(Amin). Kasdımız kesinlikle geçmiştekiler olsun
zamanımızdakiler olsun ilim ve bilgi sahibi olanlara saygısızlık etmek
değildir. Allah onların hepsinden razı olsun. Amin. Dikkat edildiğinde
görülecektir ki, yukarıda geçen ayetlerde bir tane günahtan
bahsedilmektedir. Sonuç olarak nebiy olan resüller seçilmeden
önce insanların tamamı “Allah’dan başka bir ilah da
benim” diyerek bu günahı işlediler. Bu günahın bu dünyada af ettirilmesinin
ancak bir tek çaresi vardır. Allah, rızasına erenlerin bu şirk günahını
bağışlıyor. Kul
Allah’dan razı olma makamına erdikten sonra, Allah
lütfedip o kulundan razı olursa o kulun cennete girmesi Allah’ın emriyle
kesinleşir. 48 - Fetih - 1. (Allah, Muhammed’e (A.S.) dedi
ki) Muhakkak biz sana bir apaçık fetih ihsân ettik. 48 -
Fetih - 2. Böylece Allah senin geçmiş, ancak tehir edilmiş günahını bağışlar.
Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir. 48 - Fetih - 3. Ve Allah sana pek izzetli bir
yardım ile yardımda bulunsun. Fetih
1-2 numaralı ayetleri tefsir edenler “Mekke’nin
fethiyle ilgilidir” deseler de biz aynı kanaatte değiliz. Bu ayetler
Allah’ın Efendimize (A.S.) lütfederek ondan razı olduğunu bildirmesidir.
Ayrıntıya girmiyoruz. 89 – Fecr
– 27. Ey huzura
kavuşmuş nefs!. 89 – Fecr
– 28. Rab'bine dönüver, sen râzı, O da senden râzı olarak. 89 – Fecr
– 29. Artık kullarımın
arasına katıl. 89 – Fecr
– 30. Ve cennetime gir. Bu dünyada cennetle müjdelenen insanların hepsi yukarıda geçen
ayetlerin muhatabı olmuşlardır. Çünkü onlar Allah’tan razı olmuşlar, Allah da
onlara lütufta bulunarak onlardan razı
olmuştur. Allah bizi onların
şefaatlerinden mahrum etmesin. Amin. |