![]() |
|
|
YARATILIŞ 1. Bölüm İnsanın yaratılışının tefsirlerdeki izahı kısaca şöyle: insanların topraktan yaratıldığını ifade eden ayetlerin tamamı tevil edilerek sadece “adem (A.S.) in topraktan yaratıldığı, diğer insanların tamamının nutfeden yaratıldığı” manası verilmiş. Muhterem Elmalılı hocamızın kendi tefsirinden önceki tefsirleri inceleyerek insanın yaratılışı ile yapmış olduğu tefsiri aşağıya aynen alıyoruz.
1- {*} Çamurdan bir sülâleden. 23 - mü’minun - 12. Demek ki, yüce yaratıcı, önce çamurdan seçerek bir sülâle çıkarmış ve insanı ilk defa o sülâleden yaratmıştır. Hicr Sûresi'nde{*} "Yoluna girmiş, şekillendirilmiş balçık"(Hicr, 15/26) denilmiş olan bu çamur sülâlesinin, Fahrüddin Razî'nin de kaydettiği üzere, bir kısım tefsircilerin açıklamasına göre insanlara gıda olarak insanlığın organlarına ilk dönüşen maddeler olarak düşünülmesi mümkündür ki, bu maddeler çamurdan sıyrılmış çıkmış madensel veya bitkisel veya hayvansal maddelerdir (elementlerdir).<D> Nitekim sülâle, nutfenin meydana geldiği gıda maddeleri ile de tefsir edilmiştir ki, bu mânâ ile bu âyet, yalnız Âdem'e veya Âdem mânâsında cinse ait olmakla kalmayıp her ferde de doğrudan doğruya uygun olur. Çünkü gıda maddelerin seçilerek bir başlangıç oluşturduğu bilinmektedir. Bu ise seçilip ayıklanınca maddelerinden her insanda insan uzuvları yaratıldığı ve bu şekilde insanın yaratılışına bu ilk insanın yaratılış maddesini idrak için bir delil olur. Ancak sonraki insanlarda bu maddeler, bir insan menisi ile geçmiş olan bir vücut içinde hazım ve temsil olunduğundan bunu, insan bedenine daha önce verilmiş olan hayat gücünün bir eseri olarak düşünmek ve bundan dolayı baba menisinin kuvvetine aitmiş gibi görmek uygun olmaz. Halbuki ilk insanın yaratılışında böyle bir düşünceye imkan yoktur. Çünkü bu maddeleri insan şekline sokmak için henüz bir insan varlığı yoktur. Bundan dolayı, o yüce yaratıcının ilk evvel yaratmış olduğu açıktır. Âyetin hatırlattığı esas nokta da budur. Bu açıklamadan anlaşıldığına göre demek olur ki, insan cinsinin ilk yaratıldığı çamur sülâlesi, ilk insanın ve ilk insan hücreciklerinin yaratıldığı zamana kadar, çamurdan seçilip çıkarılmış olan ve sonra insanın erzakı, hizmetini<D{*}> yerine getirdiği üç mevcut şey'in özüdür. Allah Teâlâ, çamurdan madenleri, bitkileri ve hayvanları sıyırıp çıkardıktan sonra, bunların hülâlasasından da insanı hiç yokken yaratmış ve insan bunların sonucu olmuştur. Bize ulaşan eserlere göre insanın yaratılışı, yukarıdaki üç maddenin yaratılmasından sonra olduğunda bir ihtilaf görülmüyor. Şu halde topraktan insana kadar üç şeyin bütün cins ve nevileriyle gerçek bir tasnifi tam mânâsıyla bilinse, kuru toprağın ilk insan hücresi haline gelinceye kadar geçirmiş olduğu yaratılış ve seçilme evreleri anlaşılabilecekti. Bundan dolayı madenlerin, bitkilerin ve hayvanların tasniflerine çok önem verilmiş ve zaman zaman değişik bakış açılarından değişik tasnifler yapılmış ve türlü düşünceler ileri sürülmüştür. Netice olarak İbnü Türkete'l- İsfahânî, Füsûs Şerhinde demiştir ki :"Yeryüzünde ilk meydana gelen madenler, sonra bitkiler, sonra hayvanlardır. Ve Allah Teâlâ bu mevcut şeylerin cinslerinden her sınıfının sonunu, takip edenin başlangıcı kıldı da madenlerin sonunu ve bitkilerin evvelini mantar, bitkilerin sonunu ve hayvanların evvelini hurma, hayvanların sonunu ve insanın evvelini maymun kıldı ki, birbirine ulanma birliği bozulmadan, değişmeden, aralanmadan, kesilmeden korunsun ve birbirine bağlansın."
15 - Hicr - 26. Şu kadar var ki, o spermadan önce bir insan yoktur. Onun seçimi, çocukları gibi bir insanın vücudunda meydana gelmemiştir. Bununla beraber şimdiye kadar bütün insanlar da onun gibi kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir kara balçıktan yaratılmaktadır. Yalnız şu farkla ki, bu şekillenmiş kara balçık, insanın gıda olarak yediği bitkiler ve hayvanların (et ve sütleri ile) bünyelerinden geçerek yine bir insan bünyesinde seçimini bulmaktadır. İşte insan denilen mahluk aslında böyle değersiz bir şeydir. Allah Teâlâ'nın ilim ve hikmetini, kudretinin sanatını anlamalı ki, şu kuru topraktan öyle şekillenmiş kara bir balçık yapmıştır. Ve o kokar balçıktan insan yaratmaktadır. 71 - Nuh - 17. BİRİNCİSİ, Ayetin iki yorum şekli vardır. Birisi, "sizi yerden bitirdi" demek, babanızı yerden bitirdi, başlangıçta topraktan onu yaratmak suretiyle cinsinizi yarattı, demektir. O kadar ki, {*} "Doğrusu Allah katında İsa'nın misali Adem'in misali gibidir. Onu topraktan yarattı."(Âl-i İmran, 3/59) gibi olur. Diğeri, hepinizi yerden yarattı demek olur. Çünkü Allah bizi spermalardan, onları (spermaları) gıdalardan, gıdaları bitkilerden bitkileri de yerden yaratıyor.
71 - Nuh - 14. {*} Oysa o sizi aşama aşama birçok hallerden geçirerek yaratmıştır. Burada insan yaratılışının fert ve toplum olarak geçirmiş olduğu evrim mertebelerine işaret vardır. Ebu's-Suud'un açıklamasına göre; önce unsurlar halinde, sonra gıdalar halinde, sonra karışımlar halinde, sonra sperma halinde, sonra embriyon halinde, sonra et parçası halinde, sonra kemik ve et halinde, sonra da bambaşka bir yaratılışla şekil vermiştir.<D> {*} "Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir."(Mü’minun, 23/14). Bunları yapan o güzel yaratıcı ululama ve saygıya layık değil mi? O sizi daha başka bir şekil ve yaratışla yükseltemez mi? Yahut ezip yok ederek elem verici o azaplara düşüremez mi? Siz niye bunları düşünmüyorsunuz? Yukarıdaki açıklama, bu zamana kadar yazılmış olan tefsirlerdeki bu konudaki bilgilerin hülasasıdır. Bu izahın isabetli olmadığını ayetlerle izah edelim.
32 - Secde – 7. O ki, yarattığı her şeyi güzel yarattı ve insanın yaradılışına çamurdan başladı.
32 – Secde – 8. Sonra onun neslini, değersiz (zayıf) bir sudan kıldı.
32 - Secde - 9. Sonra onu düzeltti ve içerisine ruhundan üfürdü ve işitmeyi ve görmeyi ve gönülleri sizin için kıldı. Pek az şükredersiniz.
Müfessirler, yukarıda geçen ayetleri tefsir ederek topraktan sadece ademin (A.S.) yaratıldığını, diğer bütün insanların meni içindeki sperm’den meydana geldiğini söylemişler. Meni ve spermin ise tıb ilminin izahıyla gıdalardan meydana geldiğini söylemekteler. Gıdaların, hayvansal ve bitkisel olduğundan hareketle hayvansal gıdaların da tabii olarak bitkisel olduğunu bildirmekteler. Çünkü hayvanlar, bitkilerden gıda alırlar. Bitkiler ise topraktan olmaktadır. İnsanların topraktan yaratıldığını ifade eden ayetlerin manasını böyle açıklıyorlar.
2 - Bakara - 28. Allahü Teâlâ'yı nasıl inkâr ediyorsunuz ki sizi ölüler iken o diriltti. Sonra sizi öldürecektir, sonra da sizi diriltecektir, sonra da ona döndürüleceksinizdir.
Müfessirler yukarıda geçen ayeti açıklarken de “ölü idiniz sizleri diriltti “ifadesini “sizler taş, toprak, idiniz Allah sizlere hayat verdi...” diye mana verilmiş. Bu ayetin çok açık olarak iki defa ölmemiz ve iki defa dirilmemiz ile ilgili, yani bundan önce sadece bir ömür daha yaşamış olduğumuz görülmektedir. Şöyle ki: bir insanın ölü olması için, onun ruhunun bedeninden alınması gerekir. Ruhunun alınabilmesi için ise, o bedende ruh olması gerekir. Kendisinde ruh olan beden ise diridir. Öyleyse “sizi ölüler iken o diriltti” ifadesindeki ölüler olmadan önce diri idik ve ilk ölümümüze kadar bir ömür yaşadık. Yaratılmamış olmak başka, ölmek başkadır. Bu iki kavram tefsirlerde isabetli anlatılmamıştır. Bu yanılgıdan dolayıdır ki; Kur’an’da iki ölümden bahseden ayetlere tatmin edici bir açıklama getirememişlerdir. Müslümanlardan bir çoğu da bu ayetleri delil getirerek Kur’an’da reankarnasyon olduğu gibi doğru olmayan bir itikadı savunmaktadırlar. Maalesef bunlar arasında bir çok meselede doğru tesbitleri olan, iki ölümle ilgili ayetlerin izahında yanılan ilahiyat fakültesi mezunu kariyer sahibi müslümanlar da var.
2 - Bakara - 28. ile ilgili, yani iki defa ölmemizle ilgili diğer ayetleri inceleyelim.
£
22 - Hacc - 66. Ve o, o zattır ki, sizi diriltmiştir, sonra sizi öldürecektir, sonra sizi diriltecektir. Şüphe yok ki, insan elbette çok nânkördür.
Yukarıdaki ayette açıkça görülmektedir ki, Allah bizi diriltmiştir. Yani bizler ölülermişiz. Bu ifade, 2 - Bakara - 28. deki ifadenin değişik anlatımıdır. Çünkü bizim diriltilmemiz için, ölüler olmamız gerekmektedir. Ölüler olmamız için ise bir önceden hayatta olmamız gerekmektedir. Dolayısıyla bu ayette de bu ömrümüzden önce bir ömür yaşadığımız ve ilk ölümü tattığımız açıktır.
45 - Casiye - 26. De ki: Allah sizi diriltecek, sonra sizi öldürecek, sonra da sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacak. Velâkin insanların çoğu bilmezler.
Yukarıdaki ayetin başındaki “De ki” ifadesinin muhatabı efendimizdir. Yani efendimiz diridir. Efendimizin,ayetin devamını söyleyeceği kişiler de diridir. Öyleyse “Allah sizi diriltecek” sözü dirilere söylenmiştir. Bu söz dirilere söylenince, dirilerin ölmesi gerekir ki diriltilebilsinler. Öyleyse bu ayette ilk ölüm “sizi diriltecek” ifadesinden önce gizlenmiştir. “sora sizi öldürecek” ifadesindeki ölüm insanların ikinci ölümleridir. “Sonra da sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacak” ifadesinden önce de bir diriltilme gizlidir. Çünkü insanlar diriltilip toplanacaklardır. Anlamak isteyene, iki defa ölmemiz ve iki defa dirilmemizle ilgili bu izah kafidir. Ancak Kur’an’daki bütün ayetler, her müslümanın bildiği gibi, birbirini açıklamaktadır. Biz, burada yapacağımız açıklamaları, en sağlam yol olan birbirini açıklayan ayetleri bir araya getirmek suretiyle yapmaya çalışacağız.
Bundan önce bir ömür yaşadığımızı ifade eden ayetleri inceleyelim.
10 – Yunus - 16. De ki: (Efendimiz A.S.) Eğer Allah Teâlâ dilese idi onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Muhakkak ki, ben bundan evvel sizin aranızda bir ömür geçirdim. Siz hiç akıllıca düşünmez misiniz?.
bu ayetteki “ben sizin içinizde bundan önce bir ömür bulundum” ifadesini müfessirler; Efendimizin (A.S.) kur’an kendisine gelmezden önceki hayatıdır diye yorumlamışlar. Biz aynı kanaatte değiliz. Ömür ancak, bedene ruh verilmesiyle başlar, ruhun geri alınması ile yani ölümle tamamlanır. Ölüm vaki olmamışsa, o ömrün bir kısmıdır. Ona bir ömür denemez. Nitekim:
26 – Şuara – 18. Firavun da dedi ki: Seni çocuk iken içimizde büyütmedik mi?. Ve ömrünün birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?.
Kaldı ki Musa (A.S.) da firavun kavmi arasında, Efendimizin (A.S.) kavmi arasında kaldığından on yıl az kadı. Otuz yıla da bir ömür denilmemişse, kırk yıla da denilmemesi gerekir.
18 - kehf - 11. Bunu müteakip onların kulakları üzerine mağarada seneler adedince -perde- vurmuş olduk.
18 - kehf - 25. Ve onlar mağaralarında üç yüz sene durdular, dokuz -sene- de arttırdılar.
35 – Fatır - 11. Yaşayan bir varlığa daha çok ömür verilmesi de onun ömründen biraz azaltılması da mutlaka bir kitapta yazılıdır. Şüphe yok ki, O, Allah göre pek kolaydır.
Ashab-ı kehf ise üçyüzdokuz sene uyumalarına rağmen, bir ömür diye ifade edilmemiş, yıllarca diye bildirilmiştir. Öyleyse Efendimiz (A.S.) dünyada geçirdiği ömründen önce aramızda bir ömür geçirmiştir. Aşağıdaki ayet de bu konuya ışık tutmaktadır.
23 - Mü'minun – 69. Yoksa Resüllerini tanımadılar mı?. Bunun için midir ki, onu inkâr edicilerdir.
Çünkü bezm-i elest’te her kişi Efendimizin (A.S.) resüllüğüne şehadet ederek O’nu tanımıştı.
53 - Necm - 56. bu uyarıcı ilk uyarıcılardandır.
Yukarıdaki ayette Efendimizin (A.S.) ilk uyarıcılardan olduğu bildirilmektedir. Efendimiz (A.S.) nebiylerin sonuncusudur. İlk uyarıcılardan olması, bu dünyada değil bezm-i elesttedir. Çünkü bezm-i elest’te ilk defa kitap Efendimize (A.S.) verildi, ilk Nebiy kılınan O idi, yine insanların tamamına ilk resül O idi, dolayısıyla ilk uyarıcı dahi O idi. Zaten bu dünyada ilk uyarıcılardan olması mümkün değildir.
İnsanın yaratılışı ile ilgili olduğu için iki ölümden bahseden diğer ayetleri de İnceleyelim.
37-Saffat - 58, 59. (Cennetteki kişi cehennemdeki arkadaşına şöyle seslenir.) "Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir defa daha ölmeyecekmiymişiz? Azaba da uğratılmayacakmıymışız?
44 – Duhan - 35. Bu başka bir şey değil, ancak ilk ölmemizden ibârettir ve biz yeniden diriltilecek değiliz.
Bir şeye “ilk” denilebilmesi için o şeyin aynısından, en az bir tane veya daha fazla olması gerekir ki ona ilk denilebilsin.
23 - Mü'minun - 37. O -hayat- değildir, ancak bizim bu dünya hayatımızdan ibarettir. Ölürüz ve yaşarız ve biz tekrar diriltilecek değiliz.
45 – Casiye – 24. Ve dediler ki: Bu, bizim dünya hayatımızdan başka değildir, ölürüz ve diriliriz bizi zamandan başkası helâk etmez. Halbuki, onlar için buna dâir bir bilgi yoktur. Onlar başka değil, ancak zanneder dururlar.
Yukarıdaki ayetler, reankarnasyon itikadının reddedildiğinin açık ifadesidir.
40 - Mü'min - 11. Dediler ki: Ey Rabbimiz!. Bizi iki defa öldürdün ve bizi iki defa dirilttin. Artık günâhlarımızı itirafta bulunduk, imdi çıkmak için bir yol var mıdır?
Yukarıdaki ayetin merhum Elmalılıya ait, ancak isabetli bulmadığımız tefsirini aşağıya aldık.
40 - Mü'min - 11. {*} Diyecekler ki: Ey Rabbimiz! Bizi iki öldürdün, iki de dirilttin, yani iki ölüm öldürdün, iki dirim dirilttin.Buradan kabir azabının varlığına delil getirilmiştir. Deniliyor ki, birinci öldürme, dünya hayatını bitiren ilk ölüm; ikinci öldürme kabirdeki birinci diriltmeyi takip eden ölüm; ikinci diriltme de ölümden sonra kıyametteki dirilmedir. Şu halde dünya hayatı dikkate alınmamıştır. Çünkü dünyada inkâr ettiklerini kabul ve itiraf ile günahlarını itiraf ediyorlar. Buna karşılık müminler Saffât Sûresi'nde {*} "Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecekmiymişiz...?" (Saffât, 37/58) demişlerdi. müttakiler hakkında {*}. Duhan Sûresi'nde de"Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar." (Duhan, 44/56) buyurulacaktır. Bu münasebetle bunlardan birincinin bedene ait ölüm ve hayat, ikincinin de ruha ait ölüm ve hayat diye düşünülmesi ve değerlendirilmesi ve mümin ruhunun {*} "Allah'ın diledikleri kimseler müstesna" ifadesindeki zümrenin arasına dahil olarak doğrudan doğruya baki kalacağına, ölmeyeceğine işaret olması da ihtimal dahilindedir. Burada kâfirlerin sözlerindeki "iki"yi, {*} "Sonra gözünü iki kere daha çevir." (Mülk, 67/4) âyetindeki "ikil (tesniye) gibi sırf tekrar ve çokluk mânâsına alanlar da olmuştur, güya şöyle demişlerdir: Sen bizi kaç kereler öldürdün, kaç kereler dirilttin, bunları görüp kudretinin, büyüklüğünü ve dolayısıyla iadeyi de yapabileceğini anladık. {*} Şimdi günahlarımızı itiraf ettik, tanıdık, anladık. {*} Fakat çıkmaya bir yol var mı? Bu ateşten, gerek dünyaya dönmek ve gerek başka bir yere gitmek yahut bir daha ölmek gibi herhangi bir şekilde olursa olsun çıkmaya bir yol var mı? Yok diye ümitsizliklerini dile getiriyorlar veya sen istersen ona da yol bulursun demek istiyorlar.
Eserlerinden faydalandığımız merhum hocamızdan özür dileyerek bu izahı isabetli bulmadığımızı ifade etmek istiyoruz. Yukarıdaki ayette “Bizi iki defa öldürdün ve bizi iki defa dirilttin” diyen kişiler şu anda cehennemdedirler. Onlar bizim atamız olan Ademin (A.S) neslinden değil daha önceki Ademlerin neslindedir. Hatta bizim hesabımız görüldükten sonra dünyaya gelecek nesiller vardır. Bu ayetlerle sabittir. Bu konunun detayına girmiyoruz. Her şeyin en doğrusunu hakkıyla ancak Allah bilir.
25 - Furkan - 3. Öyle iken ondan başkasını ilâhlar edindiler ki, hiçbir şey yaratamazlar. Halbuki, onlar yaratılmışlar ve kendi nefisleri için ne bir zarara ve ne de bir faydaya sahip değildirler. Ne ölüme ve ne hayata ve ne de ölüleri kabirlerinden diriltip kaldırmağa mâlik bulunmazlar.
23 - Mü’minun - 99. Nihayet onlardan birine ölüm gelince dedi ki: ‘‘Yarabbi!. Beni geri gönder’’ der.
23 - Mü’minun - 100. Belki ben terk ettiğim şey hususunda bir iyi amel işlerim. Hayır, bu bir lakırdıdır ki: Bunu söyleyen O'dur ve onların önlerinde diriltilecekleri güne kadar engel vardır.
Yukarıda geçen ayetlerde ilk dikkatimizi çeken ortak özellik, ölümün önce zikredilmesidir. Bir insanın ölebilmesi için ruhunun bedeninden alınması lazım. Ruhunun alınabilmesi için ise onda ruh olması lazım. Ruhu bedeninde olan insan ise diridir. Öyleyse ilk ölümümüzden önce, 7 - A’raf - 172. ayette bildirilen “Galü bela” “Evet, şahid olduk, Rabb’imizsin” dediğimiz yerde yaşadık ve ilk defa da orada öldük. Adem atamız, ilk ölümünden sonra, ilk defa ölü olarak alındığı cennette diriltildi. Havva anamız cennette adem atamızın kaburgasından, ana rahmindeki, kemik sonrası evreleri geçirip alınan ruhu iade edilerek diriltildi. Yani, ilk defa cennetin dışında bir mekanda yaratıldık. Bunun teferruatlı izahı aşağıda gelecektir. Diğer bütün insanlar adem atamız ve havva anamız dünyaya geldikten sonra, annelerinin rahimlerinde yüz yirminci gün, kendilerinden alınmış olan ruhları, bedenlerine iade edilerek diriltildiler. İkinci ölümümüz, bu dünyadaki ölümümüzdür. İkinci dirilmemiz ise, ahirette olacaktır. Yukarıda geçen (37-58,59 ) (44-35) (23-37) ayetlerde reankarnasyon inancında olanların sözlerini hikaye eden Allah, (45-24) deki ayette tekrar zikredip, bunun doğru olmadığını bildiriyor. (23-99) ve (23-100) Son iki ayette ise reankarnasyon inancının çok açık olarak reddedildiği görülmektedir. Bu konuda daha fazla teferruata girmeyeceğiz. Allah bütün müslümanları böyle bir inançtan muhafaza etsin. Amin. Asıl konumuzu incelemeye devam edelim.
6 - Enam - 94. Bugün, sizi ilk defa yarattığımız zamanki gibi, teker teker huzurumuza geldiniz, size verdiğimiz her şeyi arkanızda bıraktınız.Zuhurunuzda (meydana gelişinizde, yaratılışınızda) ortak olduklarını sandığınız şefaatçilerinizi yanınızda görmüyoruz. Aranızdaki bütün bağlar artık kesilmiş, güvendiklerinizin hepsi kaybolup gitmiştir.
18 - Kehf - 48. Ve Rabbine bir saff olarak arz edilmişlerdir. Muhakkak ki, siz, kendinizi ilk defa yarattığımız gibi bize gelmiş oldunuz. Fakat, size kıyamet için yaptığımız vaadi yerine getirmeyeceğimizi sanmıştınız, değil mi?
Yukarıdaki ayetler bize, insanların ilk defa teker teker ve tek saff yani yan yana tek sıra halinde yaratıldığını bildiriyor. Yaratılış, tefsirlerdeki gibi gıdalardan ise ikiz, üçüz..., hatta yapışık doğanları izah edemezsiniz.
74 - Müddessir - 11. Bırak bana, o tek başına yarattığım şahsı.
Bu ayetin muhatabı ferd olarak herkestir. Çünkü yukarıdaki ayetler bildiriyor ki insanların tamamı, topraktan teker teker yaratıldı.
19 - Meryem - 9. (Allah Zekeriyya’ya A.S.) Dedi ki: Öyledir. Dedi ki: O bana kolaydır ve muhakkak ki, ben seni bundan (Bu yaratmamdan) evvel yaratmıştım, halbuki, sen hiçbir şey değildin.
Her insan gibi Zekeriyya da (A.S.), ilk defa topraktan sonra annesinin karnında olmak üzere iki defa yaratılmış idi.
7 - Araf - 11. Andolsun ki, sizi yarattık, sonra size şekil verdik. Sonra da Adem'e secde ediniz diye meleklere emir ettik, derhal secde ettiler. Ancak iblis, o secde edenlerden olmadı.
Bu ayet bize açıkça bildiriyor ki, bedenlerimiz yaratılıp şekil verildikten sonra Adem’e (A.S.) secde edilmiş. Tefsir-i kebir sahibi, bu ayetlerin izahında “siz” ifadelerinden Adem’in (A.S.) kastedildiğini söylüyor. O büyük eseri yazan Fahrüddin Er-razi hazretlerinin affına sığınarak, aynı kanaatte olmadığımızı belirtmek istiyoruz. Çünkü Kur’an, kendi ifadesiyle, apaçıktır. Teviller ancak, bir başka ayetin delaletiyle yapılırsa, doğruya en yakın olur. Adem’e (A.S.) ruh verilince, hemen secde edildi. Kaldı ki, Ademin (A.S.) yaratılması dünyada değil, dünyanın dışında, başka bir mekanda oldu. İzahı aşağıda yapılacaktır. Hal böyle olunca, yaratılışın, gıda ile izahı doğru olmaz.
11 - Hud - 48. Denildi ki: "Ey Nuh!, sana ve beraberindeki ümmetlere, bizden bir selamla ve bereketlerle in. Başka ümmetler de vardır ki, biz onları da faydalandıracağız ve sonra onlara bizden acıklı bir azap dokunacaktır.
17 – İsra - 3. Ey ! Nuh ile beraber -gemiye- yüklediğimiz kimselerin zürriyeti!. Şüphe yok ki o çok şükredici bir kul idi.
36 - Yasin - 41. Ve onlar için bir ayettir, onların zürriyetlerini dolu gemide bizim taşımış olmamız.
69 - Hakka - 11. Şüphe yok ki, su taştığı zaman sizi o akan gemide biz taşıdık.
69 - Hakka - 12. Onu sizin için bir ibret kılmamız için ve belleyici kulakların onu anlamaları için.
Buradaki dolu gemi, Nuh’un gemisidir. (69-11) de “Siz” kelimesiyle Kur’an’ın inmeye başlamasından sonraki her insan ve (36-41) de “onlar” kelimeleriyle de Mekke müşrikleri ve onlardan sonra gelecek insanlar kasdedilmektedir. Mekke müşriklerinin zürriyetleri Nuh’un gemisinde ise, kendilerinin de o gemide olmaları gerekir. (69-11) de kendilerinin, Nuh’un gemisinde oldukları açıkça bildirilmektedir.
37 - Saffat - 77. Ve onun (Nuh’un) zürriyyetini,kalıcı kıldık.
Tufandan sonra, Nuh’tan (A.S.) başkasının zürriyeti devam etmedi.Öyleyse kıyamete kadar yeryüzüne gelecek olan insanlar, Nuh (A.S.) ve oğullarında nutfeler (spermler) halinde o gemide idi. Yukarıda geçen (11 - 48) ayet böyle olduğunu açıkça ifade etmektedir. Nuh ile Mekke müşrikleri arasında ise yüzyıllar var. Elmalılı merhumun (36 - Yasin - 41) ayetin tefsirini aşağıya aynen aldık.
{*} Bizim, dolu gemide nesillerini taşımamız da kendileri için bir delildir. "Dolu gemi" denilince önce Hz Nuh'un gemisi hatıra gelir. Fakat burada {*} "nesilleri" kaydı, bunu kastetmeye engeldir. Bu karîne (ipucu) ile burada "dolu gemi", hamile kadınların rahimlerinden mecazdır, beliğ bir istiâredir. Evet babanın sulbünden (belinden) bir tufan ile atılan nesiller, anaların rahimlerinde Hz. Nuh'un gemisi gibi bir kurtuluş gemisi bulur.
Elmalılı merhum, (36-41)deki dolu gemiden murad edilenin Nuh’un gemisi olduğunu, ancak zürriyetlerin o gemide taşındığı ifade edilince, tefsirlerdeki insanın yaratılış anlayışına uymadığı için dolu gemi ifadesini “ana rahimidir” diye tevil ediyor. Allah’ın Kur’an için “apaçıktır” beyanına uymadığı için, bu anlayışı kabul etmemiz mümkün değildir. Biz, fazla teferruata girmemeye gayret ederek, sadece ayetlerle insanın yaratılışını izah etmeye çalışacağız.
19 - Meryem - 58. İşte bunlar ki, Allah Teâlâ'nın kendilerine ihsan buyurmuş olduğu nebiylerdendir, Adem'in zürriyetinden ve Nuh ile beraber gemiye yüklemiş olduklarımızdandır ve İbrahim ve İsrail'in zürriyetindendir ve hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendirler. Kendilerine rahmanın âyetleri okunduğu zaman secde eder ve ağlar oldukları halde yere kapanırlardı.
Allah, yukarıda geçen ayetten önceki ayetlerde İbrahim (A.S.), Musa (A.S.) ve Harun (A.S.) da dahil olmak üzere bir çok nebiyden bahsederek onları, Nuh (A.S.) ile birlikte gemide taşıdığını açık olarak bildiriyor. İnsanlar gıdalardan meydana geliyorsa, yukarıda geçen ayetin, tatminkar bir izahı mümkün değildir. . Bu ve bu manada bir çok ayet, insanın yaratılışının gıda ile bağlantılı olmadığını isbat etmeye kafidir Bizim, Kur’an’daki ayetlerden özet olarak anladığımız; dünyaya gelmiş geçmiş ve gelecek olan insanların bedenleri, dünyadan alınan toprak ile, dünyanın dışında bir mekanda, teker teker yaratıldı. Bedenlere erkek ve kadın olarak suretleri verildi. Bu, ruh verilmemiş bedenler, nutfeler (sperm ve yumurta) haline getirilerek birbiri içlerine yerleştirildi. Yaratılmış ve şekil verilmiş olan bütün insan bedenlerinin, zerreler halinde Adem’de (A.S.) toplanmasından sonra, Adem’e (A.S.) ruh verilerek, O’nun yaratılışı tamamlandı. Melekler O’na, Allah’ın emriyle secde ettiler. Adem’e yerleştirilen zerreler halindeki insan bedenleri çıkarılarak onlara ruh verildi, onların da yaratılışları tamamlandı. Orada uzun bir zaman yaşadık. Kelime-i şehadette söylediğimiz, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in (A.S.), O’nun önce kulu olduğuna, sonra resülü olduğuna, orada görerek, şahit olduk. İlk ölümümüz orada oldu. Adem atamız ile havva annemiz hariç, ilk dirilmemiz de bu dünyada, annelerimizin karnında oldu. Kur’an’daki ayetlerden anladığımız kısaca budur.
|
![]() |