Onlar Başlattı  
 
            Bütün rumlar silahlarını atmış ve tesl,im olmuştu. Ellerini başlarının üstüne koymuştular. Rumlar hala şaşkındılar Bunu beklemiyorlardı. Çünkü türklerin bunu yapmasınaa imkan yoktu diye içlerinden geçiriyorlardı. Şimdiye kadar türkleri bu kadar tedbirli görmemi,şlerdi. O koca karınlı Çete Hasan geldikten sonra türklerin durumu birden değişti. Belanın biri bitmeden biri geliyordu. Şimdide Laz oğlu çetesi rumlara karşı korkunç bir mücadele veriyordu. Devamlı olarak rum köylerini basıyor. Sonrada sırra kadem oluyor.

            Türkler artıyor ve birlik oluyordu. Dimitri ve Patakos’un türklerin arasına nifak sokma isteğide bir netice vermiyordu. Laz oğlu çetesi korkunç bir çete idi. Birde Hasan ile birleşirseler, o zaman işleri tamamladı. Paanayet bunları aklından geçiriyordu.

            Her zaman başardık dedikleri bir anda böyle bir terslik oluyordu. Belkide bu kendilerine aşırı güvenlerinden oluyordu.Bu sırada Yusuf yanındaki türklerden birine:

            -Git şu Panayat denen zalimi bana getir.

            Çete Hasan da çoktan gelmişti. Genç Panayota getirmeye giderken Yussuf Hassana sordu:

            -Endişeliyim

            -Neden?

            -Sizi anladımda bunlar ne?

            Yusuf etraftaki tepelerden gelen silah seslerini soruyordu.Çete Hasan gülerek:

            -Endişenecek bir şey yok. Çünkü onlar bizimkiler. Ben daha öncede rumlarda esir değiştirdim. Hemde rum çeteleriyle bilirssin rumlar kalleştirler.Ondan küçük bir grubu gönderirler. Arkadanda büyük bir grupla gelip basarlar. Yapacaklarını yapar ve çekilir giderler. Ben bunu bildiğim için hemen Cahit’e tedbir alması için haber gönderdim. Cahit öyle tedbir almışki. Rumları bozguna uğratmış ,hele hele Dimitri Patakos’un çifliğinin en derin köşesine çekilir.Sen korkma.

            -Abi be,

            -Söyle

            -Senin için neden ağladığımı anladın mı? Ben düşünemezdim, senin düşündüklerini, sen bak neler düşünüyorsun. Benim hiç düşünmediklerimi düşünüyorsun, aaklımaa hiç gelmiyenleri uyguluyorsun. Rumlarla öyle haşır neşir oldunki, onların ne zaman, nerede, nassıl hareket edeceklerini hissediyorsun sanki.

            İki genç Panayot denen rumu getirdi. Yuuf:

            -Panayot,

            -Söyle beyciğim

            -Türkler nerede?

            -Patakoun çifliğinde

            Yuuf yanındaki Recep adlı türke döndü. Ona:

            -Git şunu bana getir,

            Yuuf genç bir rumu gösteriyordu. Bıyıkları 6yeni terliyen bir rumu Recep alıp geldi. Yusuf bu gence:

            -Bak evladı, sana birşey diyeyim mi?Sana iki saat mühdet veriyorum ,sen buradan atına atla süratle Dimitri’ye git. Ona söyle iki saat içinde bizimkileri salsın. Bunların hepsini öldüreceğim burada gördüklerinisde şefine anlatırsın.

            Genç adam kendisinin salınıcağını duyunca sevindi. Artık kendi canı garantili kurtuluyordu. Hemen atına atladı,ağaçlar arasında kayboldu.

            Orada bulunan türklerde ikiye ayrıldılar. Cahit, Yağlı Kayış İhsan’ın grubu karanlık mağaraya dönerken,Yusuf ve Çete Hasan yanlarında esirler olduğu halde Köklük köyüne döndüler. Köye gelip bütün rumları bir araya bıraktılar. O zamana kadar hiç konuşmayan piç Miço yanındaki Panayot adlı ruma:

            -Neden dediklerimi yapmadı?

            -Neden yapsın? Hem onları salmıyacak, hem sizi kurtaracak, böylece gelenleride öldürünce Papaz Yakovas’ın intikamı alınmış olacaktı. Malesef beceremedik.

            -Tabii becerememişsiniz. Adamlar Dimitri’nin zamanındaki adamlar değiller. Tetbiride alıyorlar. Adamıda öldürüyorlar, sizde gelmiş çocuk gibi konuşuyorsunuz. Adamlar gerekli tetbiri alamasa ellerini, kollarını sallıyarak gelirler mi? Siz ne kadarda salaksınız

            -Her zaman sen böylesin zaten. Herkesin kusurunu söylersin. O kadar türkleri iyi tanıyordunda, sen niçin burada esirsin.

            -Sende haklısın. Bizde eski türklerdir diye tedbirsiz davrandık cezamızın ne olduğunu biliyorsundur galiba...

            -Nedir?

            -Ölüm. Hemde beynimize sıkılacak iki kurşunla,

            Rumların birden morali bozuldu. O zaman Panayot:

            -Belkide bir yolu vardır.

            Piç Miço başını salladı:

            -Var.

            Diimiri bir hata yapmaz vede bütün esir türtkleri salarsa, türklerde bizi salarlar.

            -Panayot güldü:

            -Sen çok salaksın Piç Miço?

            -Neden?

            -Bütün türkleri salarsa yani bizi salarmı?

            Piç Miço başını salladı. Panayot:

            -Bunun imkanı yok.

            -Neden?

            -Çünkü biz silahlı eşkiyayız.şBizi salmazlar  Hemen vururlar Dimitri’de bunu bileceği için esirleri göndermez.

            -Bak panayot,

            Panayot başını kaldırdı. Piç Miço:

            -Ben gençliğimden, hatta çocukluğumdan beri bu türkleri tanırı. Türkler hakikatten merttirler. Eğer Dimitri kalleşlik yapmasa bunlar bizi salarlar. Bundan emin olunuz.

            Zman su gibi akıyordu. Yatsı namazı için türkler ezan okuyordu iki saatlik mühlet doluyordu. Ama türklerde bir hareket yoktu. Kendilerini öldürmek için acelede ettikleri yoktu. Bunun iki sebebi olabilirdi. Ya türkleri patakos ve Dimitri ‘den korkuyorlardı.

            Bu sırada Hasan ile Yusuf birbirleriyle konuşuyorlardı. Çete Hasan Yusuf’a:

            -Ne düşünüyorsun?

            -Galiba Dimitri salmıyacak

            -Elbette salmıyacak,

            -Belkide salabilir.

            -Salmaz, salmıyacakbak sana bir şey diyeyimmi?

            -De bakalım.

            -Bunlara acınmaz. Bunlar düşman,düşmana merhamet etmek demek, harbi yarıyarıya kayıp etmek demektir. Sen durda bu işi hal edeyim.

            -Ama suçlu, suçsuz demeden bu kadar insanıda öldürmek olamaz.

            -Kardeşim kimin suçlu kimin suçsuz olduğunu nasıl tesbit edeceğiz? Bunu nasıl anlıyacağız?

            -Bilemem bunların ilk defa aralarında bu akşam gelenler vardır. Garipler kaldırılmıştır. Çocukları çolukları var,

            -Öyle ama onlar öldürüyor.

            -Biz onların yaptrıklarını yaparsak onlardan farkımız olurmu? Biz bu işi onların yaptıklarını değil, yapmadıklarını yapaarak sonuçlandıralım.Onlaar gibi hareket ettikten sonra bir tadı kalmaz.

            -Fakat bir şey var.

            -Nedir o?

            -Biz onlar gibi çocukları kadınları öldürmüyoruz. Bizim öldürdüklerimiz eli silah tutanlar. Bunlar devlete isyan edenler. Milletimizi yok etmeye çalışanlar.

            -İyide benim babamda öldürüldü. Bu insanlar öldürmedi ya. Bunlardan biri öldürdü. Dimitri öldürdü. Ben babasız büyümenin ne demek olduğunu biliyorum? Bu kadar insanında karısı var. Çocuğu var. Suçlumu suçsuz mu anlamadan onları öldürmek doğru olurmu?

            -Ya bizim yetimlerimiz ne olacak?

            -Bilmiyorum. Düşünüp duruyorum işte bizim yetimlerimize birde bu yetimleri katalımmı yani?

            -Öyleyse seninle bir hususu konuşalım.

            -Söyle.

            -Bu adamlar sana yemin etsinler. Sen bunları sal. Biri ettiği yemini  verdiği sözü tutarsa, ben bu memlekette köpeklerle havlıyarak gezerim .Sen ne diyorsun?Vallahide köpeklerle yal içerim billahide ,vede bugünden itibaren silahımıda bırakırım .Bunları sen ya tanımıyorsun, yahutta tanımak istemiyorsun.

            -Biliyorum illede öldürmek istiyorsan sen öldür. Bem yapamayacağım Bunu sana söylüyorum. Ben bu kadar canın vebalini sırtıma alamam.

            -Bunun vebali varsa benim .

            -Ben yapamam abi.

            Rumlar iyice güveniyorlardı. öldüremiyeceklerine inanmışlardı. Çünkü iki saatlik mühlet tam alt saat geçmişti. Terliyerek sonucu bekliyorlardı. Türklerin rumları öldürmemelerinin sebebi belli olmuştu. Hasan ile Yusuf arasındaki anlaşnmaazlıktı. Yusuf öldürülmemelerini istemesine rağmen, Çete Hasaan hemen rumların öldürülmelerini istiyordu. Sonuç alınacağının imkanı yoktu.Yusuf nuh diyor, peygamber demiyordu.

            -Yusuf ve hasan geri döndüler. Orada bulunanlar heyecanla verilen kararları bekliyorlardı. Geri dönüp gelen iki adam konuşmadan duruyorlardı. Gençlerden biri:

            -Neye karar verdiniz?

            Hasaan:

            -Bizmi?

            Genç kızarak:

            -Evet siz.

            -Onları öldürmeyecağiz.

            Dedi Yusuf’un morali düzelmişti. Çünkü Çete Hasan kendi düşündüğü gibi hareket ediyordu. Bu sırada genç sesini yükselterek :

            -Neden?Bizim analamz. babalarımız,kardeşlerimiz ve bacılarımız öldürülürken, çocuklarımızın başları koparılıp bir tavuk gibi kenara atılırken, bize merhamet etmeyen rumlara, biz neden merhamet ediyoruz? Bunlar çocukmudur, kadınmıdır ki bu kadar merhametli oluyoruz. Yoksa bu dünyada sadece rumların mı merhamete ihtiyacı var. Başkaasının yokmu? Adaamları dünya seviyor. Bizim kahramanlarımız merhamet ediyor.Ey siz kahramanlarımız .Ne diyorsunuz? Bunları salmak demek bir türk köyünü yıkmak, yakmak demektir. Siz bunu bilemiyen, nasıl olurda bir millete lider, bir millete rehber olması beklenir.

            -Bir dakika...

            -Genç devam etti:

            -Hayır bir dakika değil, bir saniye bile duramam. Ben geceleri sabahlara kadar uyumuyorum. Niye?Rumlaar baskın yapmasınlar diye. Siz tutulmuşları salıyorsunuz. Ben niçin uykusuz kalıyorum. Bunun sebebi ne?

            -Genç getirip Çete Hasan ile Yusuf’un ayaklarının altına elindeki silahı attı. Orada bulunanlara döndü. Yüksek sesle:

            -Bana bu silah gerekmez. Ben ölürsem bundan sonra silahsız ölürüm. Her merhamet bize, hep öldürmek hakkı rumlara veriliyor. Onların eline geçipte kaç tane sağ insan döndü. Evet dönenler var. Mesela Kör Bekir Dayı gibi bir kaç kişi. Onlarda niye gönderildi Bize ibret olsun diye... Bana bu hususta cevaap verin. Bazılarının cesetleri oldukları yerde koktu, bazılarınki ise ırmaklardan aktı.

            Orada bulunanlarda silahlarını getirip Yusuf ve Çete Hasan’ın ayaklarına atıyorlardı. Daaha sonrada oradaan uzaklaşıyorlardı. Hasan Yusuf’a:

            -Ne yapalım?

            -Sen bilirsin,

            Çete Hasan yüksek sesle bağırdı:

            -Nereye gidiyosunuz?

            Orta yaşlı bir adam:

            -Evlerimize...

            -Geri dönün

            -Ndn

            -Türkler ilk defa isyan ediyorlardı.Hasan:

            -Aslında bunların cezaları verilecek, biz sadece sizi denemek için öyle dedik.

            Bu söz üzerine gidenler önce durakladı. Sonrada Yavaş yavaş geri dönerek silahlarını aldılar. Biraz önce heyecanlı nutuklar atan genç hiç bir şey demeden ahıra gitt.. Aırda bulunan esir rumları alıp getirdi. Büyük dut ağacının altına dizdi.Hasan:

            -Piç Miço...

            -Söyle paşam,

            -Artık zaman geldi. Bakın verdiğimiz müddet çok geçti. Fakat sizinkilerde hiç bir hareket yok. Bu sebeple şimdi biz yapılması gerekeni yapmak mecburiyetindeyiz.

            -Hakkınız var.

            Panayot Piç Miço’ya kızdı,Hasan’a:

            -Bize kıymayın ne olur...

            Adama dönen Hasan;

            -O benim elimde değil

            -Ya kimin elinde?

            Çete Hasan orada bulunan türkleri göstererek:

            -Bunların elinde .Eğer kurtulmak istiyorsanız bunların evet demesi gerekir.Bunu yapabilirseniz sizi salarız.

            Bu sırada Panayot oradakilere:

            -Ne olur bize kıymaayın bizi afgedin...

            Bir genç geldi. Panayot’un karşısına geçti:

            -Peki bana ölen akrabalrımı geri getirebilirmisin?

            Panayot o gence döndü:

            -Biz emir kuluyuz biz kendi başımıza hareket etmiyoruz ki.

            Panayot Piç Miço’ya döndü.Piç Miço hala gülüyordu:

            -Sen ne gülüyorsun Miço?

            -Ne yapayım Paayot?

            -Sende bir şey söylesene...

            -Ben söyleyeceğimi söyledim.

            -Yani ölmeye razımısın?...

            -Razı olmayıpta ne yapayım?

            -Yalvarsana...

            Miço bir kahkaha attı:

            -Ben mi?

            -Elbette...

            -Ben yalvarmam,

            -Ama bizi öldürecekler,

            -Biliyorum.

            -Demek ölmeye razısın.

            Panayot Miço’ya baktı, baktı iki elini iki yana açtı, ve :

            -Ne yapalım kader avlaanmaya çıktıki,avladık.Yani ben sizin yaptıklarınızı yapamam.Bu benim huyum ölürüm ama ağlamam.

            -Bu zaman erkeklik zamanı değildir.

            -Osizin için ,ben herşeye razıyım.

            Çete Hasan bağırdı:

            -Kesin.

            Yanındakilere dödü:

            -Bunları götürün.

            Rumlar gençler tarafından alınarak sazlığa doğru götürüldüler. Rumların korkusu daahada artmıştı. Bataklıkta yükselen kamışların önüne rumlar sırayla dizildiler. Bunları vuracak olanlarda karşılarına geçip onbeş metreye durdular. Bütün rumlar kokudan titiriyordu. Piç Miço hala metanetini koruyordu. Bu sırada Hasan:

            -Arkadaşlar hazırlanın.

            Türkler birer dizlerinin üstüne çöktü ve nişan aldılar...Bu sırada rumların bazıları ağlaşırken, bazılarıda diz çökmüşlerdi.Eğilmeden dimdik kalan bir Piç Miço vardı. Panayot başını kaldırdı:

            -Ne olur çocuklarımız vaar.Onların hatırı için bırakın bizi...Bizi çocuklarımıza bağışlayın ne olur? Bundan sonra hiç bir şee karışıacağız size söz veriorz. İsa akkı içi.

            -O zamana kadar sakin olan Çete Hasan birden kızdı:

            -Şimdi bizim işmize İsa’yı Musa’yı karıştırmayın  onları yalanlarınıza  ortak etmetyin. Kesin

            Sonrada orada bulunanlara :

            -Sevgili arkadaşlarım  durumu  görüyorsunuz  ne  yapalım?

            Hıçkıtrıklar artmıştı. Sadece Piç Miço ağlamıyor, sızlamıyordu. Diğerlerinin hepsi hıçkırarak ağlıyordu.Çete Hasan:

            -Yusuf ne diyorsun?

            Bu sırada yanlarına köklük köyünde nutuk çeken genç:

            -Bana sorarsanız hemen ölsdürelim.

            -Sen haklısın yeğenim bunları öldürmek gerek. Bende bu fikirdeyim. Bunları salmak mümkün değil zaten. Çünkü bunların hepsi birer cani...

            Yusuf o anda Hasan’a:

            -Neyi uygun görürsen ,onu yap,

            Dedi ve karanlıkta çekip gitti.Kenarda duran bir söğüt ağacının dibine oturdu.

            -Ee ateşli yeğenimiz senin  düşüncen ne?

            -Bana sorarsan hemen bunları öldürelim.

            Hasan başını salladı. Gence:

            -Benimle gel.

            Genç , Çete Hasan’ın peşine düştü oradan  ayrılıp biraz uzaklaştılar. Yine herkesi bir merak almıştı. Hasan gence:

            -Bak eenim, hepimiz acı çektik. Benim ailemden rumlar tarafından kimse öldürülmedi. Ben bir eşkiyaydım. Döndüm. Bu davaya girdim. Bak sana birşey diyeyimmi? Ben otuz yedi değil bin otuz yedi rumu bir gecede vururum. Hiç acımam. Neden gördüklerimden? Onun için şimdi anlatacaklarımı iyi dinle ve beni anlamaya çalış. Şu söğüt ağacının dibinde oturaanı tanıyormusun?Onun adı yusuf .Bu davaya gerçekten başkoymuştur. Ondan başkası bana bir rumu sal dese, onunda boğazını keserim. Ama onu inan, anamdan doğan kardeşimden çok seviyorum.Bu gece bu rumların ölmesine ramızda karşı çıkan bir o. Onuda gücendirmek istemiyorum.Bunları salsak durmazlar.Duracaklarını bilsem siz bu davadan vaz geçsenizde ben bunları salarım. Amaa biz seninle anlaşırsak bu işi hal ederiz.

            Deli kanlı gururlanmıştı. Bütün rumların kendisinden korktuğu söylenen bu adamlardan biri kendisinden yardım istiyordu. Bu efsane adama olmaz diyemezdi. Ama arkadaşlarınada ne diyecekti? Bu düşüncelerle Çete Hasan’a:

            -Ben size ne gibi yardım edebilirim .

            -Sadece beni destekle,

            -Nasıl?

            -Ben ne dersem bana karşı olma, benimle beraber hareket et.Sonrada onları seninle öldürelim. Böylece bizim türkler gücenmezler.Bizde seninle rahatla rumları öldürürüz.

            Genç adam başını büktü:

            -Olur.

            Çete Hasan ile genç anlaşmışlardı. Geri döndüler. Türkkler ve rumlar heyecanla durumu öğrenmek istiyorlardı. Bu sırada Yağlı Kayış İhsan görüldü. Çete Hasan ile konuştular. Hasan geldi ve kalaabalığa:

            -Arkadaşlar rumları salıyoruz.

            Türkler arasında bir homurtu başladı. Deminki genç:

            -Dinliyelim.

            Ortaa yaşlı bir türk:

            -Ben böyle şeyleri dinlemem.

            -Ayıp ediyoruz dinleyelim.

            Rumlar oradan alındılar. Elleri salındı. Bütün rumlar sevinçten başlarındaki bereleri havaya atıyorlardı. Biraz sonra Çete Hasan  Yağlı Kayış  İhsan’ı yanına çağırdı. Bütün rumlar sustu. Çete Hasan’ı dinliyorlardı. Çete Hasan sesini yükselterek:

            -Şimdi bir grup bunları alın köklüğe götürün. Bunları iki saat sonra salın. sadece Kara İlyaslar yolundan gitsinler. Çünkü diğer yolların bunlardan haberi yok. Eğer o yolu takip etmesseler. Bunların kendilerini kurtarmaları zor olur. Hepsi ölürler.

            Hasan daha sonra arkadaşlarını çağırdı.Onlara:

            -Önce Dereköy’e sonrada karargaha geçeriz.

            Rumlar bunlarıda duymuşlardı. Hasan Yusuf’u çağırdı. Onunla birşeyler konuştu. Bu sırada rumları alan Yağlı Kayış İhsan ve yanındakiler Köklüğe dönerken Hasan ve arkadaşlarının bir kısmı Kara İlyaslar köyüne doğru yol alıyorlar. Yanında giden türklerin yüzünden düşen bin parça oluyor.Kimsenin yüzü gülmüyordu. Yalnız bir kişinin neşesi yerinde idi. Neşeden ölüyordu sanki. Ara sıra türküler söylüyor. Ara sırada oturduğu eğerin üstünde oynuyordu. Onu tanıyanlardan biri sordu:

            -Ne oldu sana böyle?

            -Hiç.Bir şeymi oldu?Öylemi görünüyorum?

            -Çok neşelisinde...

            -Öyleyse ağlıyayım bari.

            -Hayır ama.

            -Aması ne?

            -Köyde mangalda kül bırakmıyordun da,Şimdi sana ne oldu?

            -Bir şey mi olduki?

            -Baksana rum eşkiyalarını saldın.

            -Ne yapalım?Salmak icap ediyordu.

            -Haklısın...

            -Haklı olduğumu biraz sonra anlayacaksınız.Sizde benim gibi neşeleneceksiniz.Ama bana sebebini sormayın.

            Bu konuşmalar tam bitmişti ki Hasan atını durdurdu.Yanındakilere:

            -Arkadaşlaar burada kalacaksınız. Kendinizi göstermemek üzere bir yer alın.

            Yusuf’a dödü:

            -Sen bunları ayarla. Öyle olsun ki bütün bu boğaz bizimkiler tarafından sarılsın. Bu tepelerin etrafına iyice yerleşin.

            Evet burası boğaz denen yerdi. İki kenarı tepelerrle çevrilmişti. Hasan yanındaki gence:

            -Haydi biz işmize.

            Dedi ve genç ile kara ilyaslara doğru karanlığa karıştılar. Kalanlar ne olacağını bilmiyorlardı ama hemen kendilerine birer yer yapmışlardı.Hemen kendilerini saklamışlardı. Bu işler olana kadar tam bir saat geçmişti.

            Köylüler yatsı namazından sonra iki atlının köye girdiğini görünce, yine bir durum var sanarak karargah olarak kullanılan yere geldiler. Burası köyün en zengin adamı olan Ömer Bey’in eviydi.Gelenleri avluda bulunanlar karşıladılar  Biraz sonra iş anlaşıldı. Bu gelen Çete Hasan ve bir aarkadaşıydı.Ama herkes bir şeye mana veremiyordu. İki adam tehlikeli neden böyle iki kişiyle dolaşıyordu. Bu adamın gecenin bu saatinde köye gelmesi demek, o köyde bir rum baskını olacağı anlamına gelirdi. Fakat gelenlerde bu köyün ahalisinde bir telaş görülmüyordu. Hasan biraz düşündü. Saatine baktı. Yanındfakilere:

            -Çok acele bir kanı arabası...

            Herkes şaşırmıştı. Gecenin bu saatinde kanı aarabasını ne yapacaktı bu adam? delirmişmiydi? Yoksa düğünemi gidiyordu..Ama bu  adamada sorulmazdıya...Hemen koşarak gittiler. Çok güzel bir kanı arabası getirdiler Herkesin merakı artmıştı. Bu adam şimdi ne diyecekti?Hasan:

            -Şimdide yirmi tüfek.iki sandık.

            Hemen söylenenler yapıldı. Yirmi tüfek ve iki sandık getirildi. Ömer ber merakla:

            -Ne olacak bunlar?

            -Bilmiyorum.

            -Dalgamı geçiyorsun?

            -Yok be...

            Diyerek gülümsedi.sonrada:

            -Hele bir hazırlayalım. Her şey tam olsun. Hepinizin merakını giderecek şeyler söyliyeceğim.

            -Hasan tüfekleri getirene:

            -Tüfekler boş mu?

            -Hayır dolu.

            Hasan ona:

            -Aman kardeşim hemen boşalt ,yoksa rumlşar bizi delik deşik yaparlar. Siz birde şu sandıklara çakıl taşı doldurun.

            Hemen gençler tarafından söylenenler yapılıyordu. Sandıklar arabaya yüklendi. Tüfekler dizildiler. Bir çift öküz getirildi. Arabaya koşuldu. hasan orada bulunanlara:

            -Bir fedayi arıyorum.

            Gençlerden biri ileri çıkarak.

            -Ben sizin fedainizm.

            -Peki kardeşim bu işin sonunda ölüm var.

            Genç kafasını salladı:

            -Olsun.

            Hasan orada bulunanlara döndü:

            -Bunu niçin yaptığımızı biliyormusunuz?

            Kimse cevap vermedi. Hasan konuşmasına devam etti:

            -Biz otuz yedi tane rum esir ettik. Onları öldüremedik. O zaman orada bulunanların gözleri büyüdü. Hasan devam etti:

            -Ve onları saldık.

            Bir genç :

            -Ne yaptınız?Ne yaptınız bir daha söylermisin?

            -Onları saldık.

            -Aman ne iyi ettiniz? Şimdide silahlarını verin. Giderken boş gitmesinler bari. Bir kaç türk köyünü bassınlar. Birkaç tüekün canına kıysınlar. O zaman hep beraber ağlarız ama iş işten geçmiş olur.

            Çete Hasan gence cevap vermedi. Oradakilere:

            -Neden saldığımızı sormayın ,fakat beni şimdi iyi dinleyin

            Yaşlı bir adam:

            -Demek bu genç yem .

            İhtiyar adam onbeş, on altı yaşlarındaki genci gösteriyordu. Genç kendisinden beklenmeyen bir tepki gösterdi.İhtiyara:

            -Harun amca bugün yem olmasam, ne zaman olabilirim?

            İhtiyar gence kızdı:

            -Sen türkçe bilmiyorsun galiba?

            -Neden?

            -Konuşulanları anlasan, böyle konuşmazdın.

            Genç gülümsedi.İhtiyara:

            -Bak dinle beni anlayıp anlamadığımı zaman anlarsın. Bu gördüğümüz amcamız rumları esi almş. Öldürmesi gerekiyordu. Öldürmemiş. Sebebini soracak değiliz ya...Şimdi bir fikri var. Onu uygulayacak.Fakat benim gibi bir fedai ve şu araba ve arabanın içindekiler lazım. Şimdi gitmeyelimmi? Şu adama rumlar yanaşamaz. Dğil yanaşma bu adamın oluduğu yere bile gelemezler. Adamın gece uykusu yok, gündüz uykusu yok. Babamın söylediğine bakılırsa rumlarlada bir alıp veremeceği yok...Yani rumlar ne anasını ne babasını öldürmüşler.

            İhtiyar sustu.Hasan gence döndü:

            -Yemin ederim bu vatan kurtulacak.Böyle gençler oldukça...

            Gence yanaştı:

            -Ne yapacağımızı biliyormusun?

            -Hayır.

            -Sadece yapacağın bu arabayı almak ve götürmek. Sen giderken korkma arkandaa ben varım. Belkide önüne rumlar çıkabilir.Sen onlara aldırış etme. Seni durdurabilirler.Korkma. Dur ve onlar sana “Nereye gittiğini sorarlar.” Sen onlara”Türklere silah ve cephane götürdüğnü “söylersen yeter .yapacağın bu kadar basit.Haydi acele et. Bir saatlik zamanın var hemen boğaza ulaş.

            -Peki,

            Dedi ve arabayı alarak genç karanlığa karıştı. Ömer Bey ileri doğru çıkarak Çete Hasan’a yanaştı:

            -Bak Hasan Efendi senin ne kadar vatan sever, ne kadar cesaretli olduğunu bilmesem, bu gece ya senin delirdiğine veyahutta  senin satıldığına hükmederdim. Yalnız seni tanıdığım ve hayatımı sana boçlu olduğum için soramıyorum, merakımı mazur gör. Bunu niçin yaptığını bana ve buradakilere anlat.

            Çete Hasan saatine baktı. Atının üzerinde  doğruldu:

            -Benim en önemli özelliğim bir iş yaparken kimseye söylemeden yaparım. Ama bu akşam bu özelliğimden biraz caydım.Öyleyse ne yapacağımı anlatayım. Efendim biz türkler merhametliyizdir. Adamlardan farkımız bu...Sebebini sormayın ama, biz bu rumlardan bir daha çetelik yapmayacajklarına söz alark saldık. Dinime yemin ederim ki biraz önce şurada bulunan gencimizin söylediği gibi  bunlar fırsat bulursalar köylerimizi basarlar., adamlarımızı öldürürler v namusumuza dokunurlar. Benim de gönmlüm bu zalimlerin gitmesine razı değil. ben bunları değil, bu ülkede yaşıyan bütün rumla öldüsem yinede çekinmem. Ee öldüremediğime göre salıp gönderememde. işte bnim gayem bu akşam isa hakkı için yemin eden rumların doğru söyleyip söylemediklerini tesbit etmek .ölmesine karşı gelenlerin bunların asla islahi nefs etmeyeceklerini göstermek. Bunu nasıl yapacağım.Deneyerek .artık şunu iyice biliniz ki ağlyarak bizim merhametimizle kurtulan bu zalimleri burada kimse alimizden kurtaramıyacaktır. benim istediğim türkler arasında ikilik olmasın. birimizin akdediğine diğerimiz kara demesin. Bizim inandığımız davara felç olmasın. Herkesin gönlü  olsun. Ben yıllarca adam vururum. Bu geceki kadar da adam öldürmeyi  hiç istemedim. Aranızda gelmek isyteyen varsa haydın boğaza...

            Gecenin karanlığında bir araba gıcırdıyarak yol alıyordu. Arabanın köpünde on beş yaşında bir genç oturuyordu. Arabanın akuna bir fener bağlanmıştı. Arabanın kıcırdaması sanki ben geliyorum diye herkese haber veriyordu.

            Hasan ile  genç hemen karanlığa karıştılar.

            Hasan boğaza geldi.Yusuf onu karşıladı.Hasa:

            -Herşey tamam mı?

            -Burası tamam. Sende herşeyi ayaladınmı?

            Hasan başını salladı. Ona:

            -Ayarladım.

            -İyi.

            Hasan saatine baktı. Sonrada:

            -Aferin Yağlı kayışa.

            Yusuf’a başını salladı:

            -Evet tam zamanında salacak.

            Bir araba boğaza girerken karşı taraftan insan konuşmaları geliyordu. Bu konuşmalar tükçe değil, rumca idi. Boğaza girerken panayot:

            -Korktular, korktular büyük Dimitriden korktular.

            Diye bağırdı. Rumlardan biri:

            -Sus be, daha türk bölgesindeyiz.

            Panayot bir kahkaha attı. Gecenin sessizliğinde bu kahkaha herkes tarafından duyuluyordu. Ve konuştu:

            -Biliyorum.

            O zaman Piç Miço:

            -Biliyorsun da ne diye ortalığı velveleye veriyorsun.

            Bir başka rum:

            -Sus öyleyse.

            -Panayot dahada sesini yükselterek:

            -Korkuyormusunuz?Ben artık susmam. Çünkü kahraman Dimitrinin adını duyunca türklerin morali bozuluyor. Efendim bunlar korkaak millet..Büyük Dimitri hep böyle söylerdi.

            Piç Miço kızarak:

            -Sus be Panayot...Sende çoluk çocuk yok...Hem benim seninlede bir ilgim yok.Sus...Senide dinlemek mecburiyetinde değilim. Bana bakın başınıza bir gelecek var. Bu gece durmadan ağladınız. Şimdi kurtulduk diye çaka satıyorsunuz. Akşam hepiniz ağlıyordunuz. Şimdi hepiniz ecderha oldunuz. Susun başımıza birşey gelmesin. Adamların hepiniz merhametine sığınıyorsunuz. Şimdide gelmiş palavra atıyorsunuz. Ben aslında sizinle gelmedim. Ben çetemle ayrılıp gideyim. Kaçayım bari.Canımı kurtarayım.

            -Ne olacak? Korkak efendim korkak...Aha arkadaşların alda git. Tabi gelirseler.

            Piç Miço ellerini havaya kaldırdı. Sallayarak:

            -Benim çete, bunlardan ayrılıyoruz.

            Atını bir on adım sürdü ve olduğu yerde kaldı. Arkasına baktı. Hiç kimse gelmiyordu. Piç Miço:

            -Gelmiyormusunuz?

            Çete elemanlarından biri:

            -Hayır biz büyük pontus imparatorluğunu kuracağız. Senin gibi korkakla ne işimiz var.Sen korkağın birisin.

            -Sonra caymıyasınız.

            Bu sırada Panayot’un çetesinden biri Piç Miço’nun yanına gelerek :

            -Ben seninle beraber geliyorum.

            Panayot tekrar kızdı:

            Bunların ikiside korkak

            O zaman Piç Miço:

            -Bakın efendiler... Türkler bizden değil İngilizlerden bile korkmuyorlar. Bu sevdadan vazgeçin.Bu gece başınıza bir hal gelir.

            Panayot Piç Miço’nun karşısına geçti:

            -Peki bu gece bizi neden saldılar?

            -Çünkü biz karılar gibi ağlıyoruz da ondan .

            karılar sözünü duyan Panayot kızdı. Yanındaki ruma:

            -Biz karımıyız yani?

            -Bilmiyorum ama ağlaştık.

            Panayot:

            -Ben ağlamadım.

            Diğer rumlarda bağırdılaar:

            -Bizde...

            Bu sefer piç miço bağırdı. Sesi gecenin sessizliğini deliyordu. Seside soğuk çıkıyordu:

            -Demek sizde...

            Sustu. Ozaman Panayot ona:

            -Sen fazla konuşma.

            Bu sırada kafile tam dar boğaza girdi. İlerden bir araba gıcırdıyarak geliyordu. Durdular. Panayot:

            -Bir kanı arabası sesi geliyor.

            Hepsi birden :

            -Bizde duyuyoruz.

            Panayot bir kahkaha daha attı:

            -Öyleyse şunu bir korkutalım.

            O zaman rumlar bir ağızdan:

            -Yaşa Panayot efendi.

            Diye bağırdılar. Bu sırada Piç Miço ve yanındaki rum:

            -Biz gidiyoruz.

            Diyerek atlarını .sürmek istediler. Panayot alaylı alaylı gülümsedi. Atını önüne sürerek:

            -Nereye gidiyorsunuz?

            Piç Miço:

            -Ne bileyim? Şöyle biraz uzaklaşayım da ne haliniz varsa görün. Biz sizin yaptıklarınıza ortak olmayalım.

            Çetede Piç Miço’nun yardımcısı olan rum atını yanlarına sürdü ve Piç Miço’ya bağırarak:

            -Hiç bir yere gidemessin.

            Yanındakinin omuzuna vurdu:

            -Tabi sende...

            Piç Miço:

            -Ama neden?

            -Aması filan yok. Seni kollarından bacaklarından bağlarım. Buralara bırakırım. Kurtlara, çakallara yem olursun. Ben bize ihanet eden adamı yaşatmam.Bütün türkler barbardır. Onların kökünü kazıyana kadar da bize rafat yok.Onun için bekle. Ölürsen de rum gibi öl...

            Piç Miço gülümsedi:

            -Ben rum gibi ölmek istemiyorum.

            -Neden öyle konuşuyorsun?

            Ozaman Panayot oradaki rumlara döndü:

            -Neden bunun üzerinde bu kadar duruyoruz. Bunun adı ne?

            Orada bulunanlara

            -Miço...

            -Peki daha ne diyoruz?

            Rumlardan biri:

            -Piç Miço diyoruz.

            Panayot kafasını salladı:

            -Evet Piç Miço diyoruz. Bunun adı Piç Miço.Neden Piç Miço diyoruz biliyormusun?

            Kimse cevap vermedi. Panayot konuşmasına devam etti:

            -Bunun babası yok. Anasıda bunu kazandı. Araştırdık.Hayır bizim rumlardan birinden anası gebe kalmamıştı. Ya kimden gebe kaldı? Söyliyeyim efendim. Bir türkten. Onun için buna Piç Miço diyorlar.

            Bir diğer rum:

            -Ben böyle olduğunu anlamıştım.Çünkü bunun kanı bozuk efendim.

            O zaman rumlardan bir diğeri konuştu:

            -Biraz önce bizi salanlar ne dediler panayot efendi?

            -Ne dediler? Ben unuttum.

            -Bir daha rum çeteliği yapmayın demediler mi?Bizde onlara söz vermedik mi?Bize türkler bir daha yaparsanız canınız cehenneme  gider demediler mi?

            Panayot bir kahkaha daha attı:

            -Dediler. Ne olacak?

            -Ya bizi yakalarsalar.

            Bir diğer rum:

            -Hakikaten yakalarsalar.

            -Bizi kimse yakalayamaz. Bizi yakalayacak adam salmazdı.

            Diğer rumların hepsi birden bağırdılar:

            -Biz türklerden korkmuyoruz.

            Bütün bu konuşmaları dinliyen türkler deli oluyorlardı Yusuf yerinden kalmak istedi. Fakat Hasan müsade etmedi. Arabada zaman geçtikçe  yaklaşıyordu. Bu sırada bütün rumlar boğazda sırayla dikilmiş dut ağaçlarının altına atlarını ve kendilerini gizlediler. Yine rumluk saraları tutmuştu. Araba yol aldıkça arabanın okuna bağlanan fener sağa sola sallanıyordu. Araba gıcırdıyara karşılarına geldi. Panayot baktı, baktı evet bu adam yalnızdı. Kimsecikler yoktu. Birden arabanın önüne çıktı. Arabayı durdurarak:

            -Kimsin?

            -Bir türk.

            Genç oturduğu yerden kalkıp kendisine soru soranın yanına geldi. Aynı adam:

            -Nereden geliyorsun?

            -Söğütlü bahçeden

            -Nereye gidiyorsun?

            -Bakalım. Şimdilik Köklük köyüne gidiyorum.

            -Ne götürüyorsun oraya?

            -Sana ne?

            -Niçin bana ne?

            -Elbette sana ne ?Sen sorgu hakimimisinki sana sorduklarının  cevabını vereyim. Sonrada sen kimsin?

            Adam arkasına baktı. İki rum yerlerinden kalkıp ilerledi.Panayot arkasında bulunan iki ruma:

            -Bakın çocuklar bu ne diyor?

            -Ne diyor şef?

            -Sen sorgu hakimimisin diyor?

            Arkasındaki iki rum gülümsedi.

            -Şef be...

            -Söyle Yuannidis...

            -Sen ona deki, ben sorgu hakimi değil, türklerin azrailiyim de. Herüçü birden bir kahkaha attılar. Panayot:

            -Bak, bak Yuannidis görüyormusun?

            -Neyi?

            Gence dönen Panayot:

            -Bunlar ne?

            -Silah ve cephane...

            Panayot’un gözleri açıldı. Yuannidis’e

            -Bak bak Yuannidis bir taşla iki kuş vurduk.

            Yuannidis Panayot’un sözlerini duymamıştı. Etrafına bakındı. Bir hışırtı duymuştu, ama bir şey etrafta göremiyordu. Yabani bir hayvandır diye içinden geçirdi.Buralarda böyle yabani hayvanda çok bulunurdu. Nede olsa ormanlık bir yerdi. Panayot Yuannidis’in kendisine cevap vermediğini görünce onu dürttü. Yuannidis uykudan uyanır gibi ona döndü:

            -Ne var ne oluyoruz yahu?

            -Bir taşla iki kuş vurduk diyorum.

            -Ha omu,Yahu ne oldu?

            -Bu arada silah ve cephane dolu.

            Bu sözü duyan bütün rumlar ortalığa çıktılar. Silahlarını birbirini iterek aldılar.Rumların sevinçcine diyecek yoktu. Fakat yinede üzülüyorlardı. Çümkü otuz beş kişiye yirmi silah. Aslında bunlar otuz yedi kişiler ama Piç Miço ile yanındaki iki döneği saymıyorlardı.Öylede olsa sevinmeliydiler. Şimdi artık silahları ve cephaneleri vardı.Galiba şu sandıklarda fişek doludur diye içinden geçirdi. Gnc:

            -Fişk yok mu?

            Genç korkarak geri çekildi:

            -Bu sandıklarda...

            Diye elinde arabada bulunan sandıkları gösteriyordu. Panayot yanındaki iki ruma sandıklardan birini açtırdı. İçi kum doluydu.Gence dödü. Kızarak ona:

            -Bunun içi kum dolu be...

            -Fişekler kumun altında .

            Panayot bağırdı:

            -Yaşasın türkler.

            Bu sırada herkes etrafına baktı. Hayır bir şey yoktu.Panayot konuşmasına devam etti:

            -Önce bizi salıyorlar. Sonrada bize silah gönderiyorlar.Şu kumları dökelim arkadaşlar. Fişekleri alalım. Sonrada bu türkü ve öküzleri vuralım. gidknd münasi tük köylini basalım.

            Deminden beri yaptıklarına karşı çıkan Piç Miço:

            -Basıpta ne olacak?

            Yanında bulunan rum onu destekledi. Ve:

            -Doğru diyor basıpta ne olacak?

            Panayot:

            -Bakın ben size ne olaacağını söyliyeyim. Ne kadar çoluk çocuk varsa hepsini öldüreceğiz. Böylece papaz yakavas’ın intikamınıda almış oluruz. Anlaştık mı arkadaşlar?

            Panayot Piç Miço ve yanındaki ruma döndü:

            -Sizde gelmeseniz buralarda kalsanız iyi olur.

            Piç  Miço:

            -Neden miş o?

            -Neden olacak bizim tarafa geçersek, orada sizi Dimitri denen büyük kahramanımız yaşatmazda ondan.

            Panayot yanındaki yuannidis’e döndü:

            -Ben ne yapacağım biliyormusun Yuannidis?

            -Hayır

            -Ben şu Piç Miço’nun yanındakini öldüreceğim. Böyle korkarlar yanımızda ve aramızda yaşıyamazlar.

            -Haklısında Panayot bir durum daha var. O da sen onu öldüreceğine Piç Miço’yu öldür.

            -Olmaz

            -Neden?

            -O işkence edilerek ölmeli

            -Edelim öyleyse...

            -Olmaz

            -Ya ne olacak?

            -Onu Dimitri yavaş yavaş öldürmeli. Ama belkide o bizimle gelmez.Burada amcalarında kalır. Bunun adı Piç,Piç Miço...

            -Doğru diyorsun bunlar bize hayran olacakları yerde gidip düşmanlarıma hayran oluyorlar. Bunlardan başlarsak bir daha ayaklarımıza köstek olmazlar.

            Bu sefer iki rym hemen koca sandığı  arabadan aşağıya attılar. Sandık yerde yuvarlanarak açıldı. Onunda içinde çakıl  taşı vardı. O zaman  Panayot:

            -hani nerede fişekler?

            -Fişek  yok.

            -Hep bize  yalan  söylüyorsun.

            Genç  gülümsedi.Panayot’a:

            -Size silah getirdim.  Sizde mermisini bulun.  Sonrada  giderken türk köylerini  yakın yıkın.

            Panayot o zaman kızarak o gence:

            -Peki sen nasıl kurtulacaksın?

            Genç sağ eliyle göğsüne vurarak :

            -Benmi?

            -Evet sen

            -Kurtulamassam ölürüm ne olacak?

            -Yani sen şimdi ölümden korkmuyormusun?

            -Hayır.Ben ölümden korkarım. Sizden korkmam. Yani sizin öldürebileceğinize inanmıyorum. Benim sizden korkmadığımı söylüyotum.

            Bu sırada bir diğer rum:

            -Benide vurun

            Panayot döndü:

            -Neden?

            -Anlamıyorum sizi. Öldürebilecekken sizi salanlara size iyilik edenlere siz kalkmış kötülük ediyorsunuz?

            Panayot Yuannidis’e döndü:

            -Yuannidis.

            -Söyle Panayot

            -Artık senin fikrinin uygulanma zamanı geldi.

            -Benim fikrim neki?

            -Şu üçünü bağlıyalım.

            -Olur.

            Hemen rumlar ırktaşları olan, fakat kendilerine karşı çıkan Piç Miço ve yanındakileri bağladılar. Getirip yanyana bıraktılar. Panayot onlaradönerek:

            -Şimdi sizi böyle bırakıp gideceğiz. Bu gece kurtlarra yem  olursunuz inşallah. Geberinde davaya ihanet nedir görün.

            -Ne gülüyorsun öyle pis pis....

            -Panatot sana birşey diyeyimmi?

            -De bakalım

            -Ben bu gece bir kere öldüm ve kurtuldum. Ölsemde bir şey olmaz

            -Ama sen bizim sayemizde kurtuldun. Şimdi bize ihanet ediyorsun.

            Tam bu anda bir ıslık çalındı. Bütün rumlar ne olduğunu anlıyamadılar. İlerde yolda bir adam belirdi. Yavaş yavaş yürüyorlardı. Neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Buda nerden çıkmıştı? Biraz önce aslan kesilen rumlar şimdi korkudans titriyorlardı. Panayot o kadar korkuyorduki şimdi kendine lanet yağdırıyordu. Panayot şimdi her şeyi anlamıştı. Bunlar karargaha gidiyoruz diye  buralara gelmişlerdi.  Bütün  bu tuzakları kurmuşlardı. Şimdi Piç Miçoya hak veriyordu. ama ne olacaktı hak verse. Artık bu türkler bir daha kendilerini asla salmazlardı. Yoldaki adam tek bir sesle:

            -Bakın Panayot Efendi be Yuannidis. Siz bize bir söz verdiniz sözünüzde durmadınız. Eğer dursaydınız şimdi canınız kurtulmuştu...Düşmana iyilik olmazmış. Bunu bana salarken bütün türkler söylediler. İnanmadım. Ama gerçekten doğru imiş. Siz fırsat bulursanız yapmıyacağınız bir şey olmaz. Bu sebeble kutuluşunuz yok.

            Aynı adam yanındakilere bağırdı:

            -Ateş edin arkadaşlar.

            Bu emir üzerine bütün silahlar patlamıştı. Rumlar yere seriliyordu. Silahlar patlarken arkadaşlarının ölümlerini seyreden üç rum akibetlerinin ne olacağını düşünüyordu. Hasan onların yanına geldi. Bağlarını çözdü. Bu arada yanlarında bağlı olarak yatan türk gencinide çözdü. Dört kişi ayağa kalktı.Ellerini oğdular.Başlarını eğmiş üç ruma:

            -Miço...

            Miço cevap vermedi. Çete Hasan:

            -Miço sana teşekkür ederim. Sen sözünde durdun. Mertsin.Yanındakilere de teşekkür ederim. Onlarda öleceklerini bildikleri halde bu işe karşı çıktılar. Bu sebeble serbestsiniz. Atlarınıza binin. Silahlarınızıda alın. Gidebilirsiniz.Çünkü size inandık. Siz islahı nefs ettiniz. Bizim niyetimiz rumları yok değil.Bu manasız mücadelenin haksız yere yapıldığını bütün herkese kabul ettirmek vede bizim eskiden olduğu gibi kardeşçe yaşamamızı sağlanmaktır. Gidebilirsiniz. Yolunuz açık olsun.

            Hasan yanındaki iki gence döndü:

            -Bunları sağ salim ulaştırın .

            -Rumlara atları verildi. İki genç tarafından alınarak götürüldüler. Rumlar giderken türklerde ölüleri alıp doğru karargahlarına döndüler. Atlarından İndiler. Geçenin yorgunluğunu atmak için dinlendiler. Yatıp uyudular.

            Sabah olmuş güneş yani doğuyordu. Kadınlar sabah işlerini yapmak için konuşurken köyde büyükçe bir grup belirdi. Hepsi tepeden tırnağa kadar silahlı idiler.Herkes korkmuştu. Hiçbirini tanımıyorlardı.Kadınlar evlere kaçıştılar. Herkes silahlar ne zaman patlayacak diye beklerken bazılarıda silahlarını kaparak önlerini kesmek için hazırlanıyordu.

            Biraz sonra her şey anlaşıldı. bunlar patakos’un çifliğinde bulunan türk köytlüleriydi. Esirler arasında bulunan vede zengin olan Semirci Mahmut şöyle konuştu:

            -Çocuklarımız nerede? Onlar sağmı acaba?

            Hamit Bey koşarak yanına geldi. Onu kuçaakladı:

            -Evet sadece o Panayot denen gavurun getirdikleriyse hepsi sağ ve yanımızdalar. Siz hiç korkmayın. Hiçte canınızı sıkmayın.

            -Peki buralarda öldürülen kaçırılan var  mı?

            -Hayır

            -Çok şükür

            -Ne oldu?

            -Ne olacak?Her akşam yanımıza gelen rumlar “Bu gece Zekeriya Hoca kaçırıldı. Yok bu gece Hamit bey öldürüldü. Bir başka gece Yusuf esir alındı diye moralimizi bozuyorlardı.

            Hamit Bey bir gence:

            - Git Hasan ve Yusuf’u çağır.

            Genç atına bindi. Tozu dumana katarak oradan uzaklaştı. Aradan bir saat geçmiştiki Hasan ve Yusuf geldiler. Eğerci Mahmut Hasan’ı görünce koştu. Onu kucakladı. Ve:

            - Nasılsın Hasan?

            - Sağol Mahmut abi...

            - Çok sıkıntı çektik.

            - Ne yapalım. Hepimiz  çok çekiyoruz.

            - Yahu benim aklımın ermediği bir şey var?

            - Nedir o?

            - Nasıl kurtuldunuz?

            - Sevinmedin galiba kurtulduğumuza?

            - Aman efendim öyle şey mi olur? Sevinmez olur muyum? Sizi kurtarmak için rumlarla mücadele veriyoruz. Dimitri gavuru sizi göndermedi. Yoksa bugün sizin çocuklarla beraber kurtulacaktın.

            - Biliyoruz.

            - Nereden biliyorsunuz?

            - Bizi kurtaran kardeşimiz söylüyordu.

            - Nasıl kurtulduğunuzu anlatmadınız?

            - Anlatalım. Dimitri gavuru bizi öldürmeye karar verdi. Bu verilen ölümü uygulamak için bizi çiftliğin ortasında bulunan bir alana götürüyorlardı. Biz tam alana girerken bir atlı rüzgar gibi alana girdi. Atlının atı kan ter içinde idi. Birden elini havaya kaldırdı. “Dimitri” diye bağırdı. Atının üstünde bizi öldürmeye götüren Dimitri geri döndü. “Ne var” diye sordu. Adam “Vakit kaybediyoruz” deyince Dimitri ““Ne oldu” diye sordu. Gelen adam “Türkler burayı basacaklar. Bizi gafil avlamasınlar. Çabuk tedbir alalım” dedi. O zaman Dimitri döndü oradaki rumlara “Bunları öldürün” diyerek atını geri çevirdi. Süratle oradan uzaklaştı. Dimitri gittikten sonra rumlar aralarında münakaşa ettiler. Ve bizi öldürmemeye karar verdiler. Bizi tekrar hapsedildiğimiz yere getirdiler.

            - Peki sonra ne oldu?

            - Bizi getirip tekrar hapsettiler. O atı kan ter içinde gelen adam yanımıza geldi. Bu akşam benim çete nöbetçi. Sizi bu gece kaçıracağım. Baktık bizim kayıp edecek bir şeyimiz yoktu. Adama uymaya karar verdik. Nasıl olsa bu gece kurtulamazsak, yarın bu adamlar beni ve arkadaşlarımı öldürecektiler. Ha burada öldük, ha kaçarken öldük. Hatta kaçarken ölmek daha şereflidir. Diyerek adamın teklifini kabul ettik. Gece birden nöbetçileri sıklaştırdılar. Kaçamıyacağımıza karar verdik. Bunun bir oyun olduğuna karar vermiştik ki birden aynı adam yanımıza geldi. Bize “Silahları yattığımız yatakların altına sakladığını, kendisinin işaret verince hemen silahlerı alarak, ağıla atmamızı ve orada bulunan atlara bindikten sonra hemen ormana karışacağımızı” söyledi. Ve bize “Ondan sonrası kolay” dedi.

            -  Sonra...

            - Bizimle adam böyle anlaşınca nöbetçiler birden ortadan kayıp oldular. Nereye gittiklerini bilmiyorduk? Kapılarımıza vurulur vurulmaz hemen arka kapılardan kendimizi ağıla attık. Hazır vaziyetteki çetelerin atlarına binerek, çiftliğin arkasında çıkarak ormana karıştık. Bir müddet ormanda yol aldık. Sonrada durarak bekledik. Biraz sonra da bizi kaçıran geldi. Şimdi bizimde artık silahımız vardı. Cephanemizde vardı. Bu sırada çiftlik tarafından silah sesleri geliyordu. Takip edildiğimize hükmederek heyecanlandık. Korktuk. Bu sırada bizi kurtaran kardeşimiz bize “Korkmayın. Ben o Dimitri’ye öyle bir ateş attım ki bırak bizi takip etmeyi belkide ingilizlere kendisini koruması için haber bile yollamıştır.” diyerek bizleri teselli etti. Bu sırada bir kaç devriye ruma çattık. Bu adam bizi hepsinden kurtararak sağ salim buraya kadar getiridi. İşte böylece kurtulduk.

            - Peki size bu kadar iyilik eden insan ne oldu?

            Orada bulunan insanların hepsinin başı dimdikti. Yalnız konuşulanları bir kişi başınu eğmiş dinliyordu. Eğerci Mahmut onu eliyle işaret etti:

            - Bizi kurtaran yiğit bu...

            Herkes ona bakıyordu. Bir rum ilk defa türkleri kurtarıyordu. Bu sevinçli haber hemen etrafa yayıldı. Yusuf atını o tarafa doğru sürdü. Başını eğmiş konuşulanları dinleyen ruma:

            - Adın ne sevgili kardeşimiz?

            Genç rum cevap ermedi. Eğerci Mahmut:

            - Adı Yordan...

            Diye söyledi. Yusuf tekrar bu ruma:

            - Neden kurtardın bunları?

            Adam başını kaldırmadan cevap verdi:

            - Suç mu bunları kurtarmam?

            - Hayır suç değil. Bizi memnun ettin. Fakat hayatını tehlikeye attın. Benim inancıma göre hiç bir rum bunu yapmaz ve de yapamaz.

            - Bunun sebebi şudur.

            Herkes merakla dinliyordu. adam:

            - Bunun birinci sebebi bizi ormanda tuttunuz. Hepimizi öldürebilirdiniz. Saldınız. Eğer rumların eline o fırsat düşseydi hiç birinizi sağ bırakmazları. Düşündüm. Bu adamlarla rumlar savaşta. Ama buldukları rumu öldürmüyorlar. Sebebi nedir? Diye düşündüm. Şu sonuca vardım. Demek bu adamlar her buldukları ruma karşı değiller. Onları öldürmüyorlar. Sadece silahlı eşkiyayı ortadan kaldırıyorlar. Benim vardığım sonuca orada saldığınız tüm rumlar vardılar. Çoğuda öldürüldü.

            Çete Hasan merakla:

            - Neden?

            - Türk köylerini basmaya gitmediklerinden.

            - Peki sonra?

            - Bir sebep daha var.

            - O nedir?

            - Anam.

            - Ananın ne şi var bu işle?

            - Durun anlatayım.

            - Anlat bakalım.

            Delikanlı başını kaldırdı. Dalmıştı yine... Sağ elini çenesine dayadı. Bir müddet konuşmadan durdu. Sonra da:

            - Anamın adı Asiye idi...

            Yusuf heyecanla:

            - Asiye mi?

            - Evet.

            Hayır bu olamaz.

            - Evet oldu bile anamın adı Asiye, babamın adı ise Marki idi. Sizin anlayacağınız anam türk, babam rumdu. Anamla babam devamlı olarak kavga ederlerdi. O zaman babam rumların asaletinden bahsetmeye kalkar, anamda kızar rumların asaletinin olmadığını, asilliğin türklerde olduğunu söylerdi. Ona sizde ne asalet, nede insanlık var derdi. Küçüktüm. Fakat hep düşünürdüm. Böyle iki ayrı dünyaların insanları nasıl olmuştu da bir araya gelmişlerdi. Babam anama hıristiyan ol derdi. O da hayır sen müslüman ol diyerek her akşam kavga ederlerdi. Dinleri de ayrı, dilleri ayrı ve ırkları ayır bu iki insanın bir arada bulunmasına sebep ne idi? Bir türlü bu sorunun cevabını bulamadım. Yıllar geçiyordu. Kendimi bir türklerin, bir rumların arasınd buluyordum. Biraz büyüdüm. Şöyle onbeş, onaltı yaşlarına bastım. Bu sırada anam dayımlara giderken beni babam göndermez olmuştu. Nedendir o zaman bilemiyordum? Ama anam bunun yüzünden olsa gerekkir hastalandı ve öldü. Ölene kadar da dayımla konuşmadıalr. Anam bu hastalıktan kurtulamayarak öldü. Belki de iki kardeş bizim kaderimizdi bu. Çünkü daima iki adımız vardı. artık. Babama göre ağbeyimin adı Grivas, benimki Yordan’dı... ana tarafımıza göre ise ağbeyimin adı Mustafa, benim adım Şamil’di. Evet iyi hatırlarım. Benim Şamil adlı, pehlivan yapılı bir dayım vardı. Belkide anam onun adını bana koymuştu. Aman dayımı çok severdi. Dayım ise anamın babama kaçması sebebiyle hiç affetmezdi. Ona her zaman haber göndermiş. Sen koca memlekette böyle bir rumu koca olarak buldun derdi. Anamı sağlığında kabul etmeyen dayılarımız, anamın ölümünden sonra bizi yanına çağımış ve bizimle ilgilenmeye başlamıştı. Hatta bize devamlı olark güzel sözler söylerdi. Hatta her gidişimizde bizi sevmekle bırakmamış, bir çok güzel hediyeler alarak salmıştı. Anamın ölümünden sonra dayım geldi. Babamla uzun uzun konuştular. Çocukları alayım dedi. Fakat babam bizi vermedi. Bir kaç yıl dayım yanımıza gelip gitti. Artık babam bizimle ilgilenmiyordu. Dayım her dini bayramlarda bize elbiseler alarak ziyaretimize geliyorlardı. Babam dayımdan korktuğu için onun sağlığında bize bir şey demedi. Artık sadece elbiseleri almakla kalmıyor, aynı zamanda harçlıkta vermeye başlamıştı. Gerçi o zaman dayımın yaptığına bir mana veremiyordum. Sonradan bize anlattıklarına göre dayımın bizimle o kadar ilgilenmesinin sebebi sadece dayımız olduğu için değil, anamın dayımda hakkı olduğu için bu kadar üstümüze düşermiş. Çünkü hakta kalır. Ölürsem sıkıntı çekmiyeyim. Benim günahım bana yeter, birde hakta kalmıyayım dermiş. Bu sırada dayı da gelmez olmuştu. Artık ağabeyimle dayımın bizden bezdiğine kadar verdik. Yoksa bir insan bu kadar üstüne düştüğü yeğenlerinin birden unutulmasına bir mana veremiyordu. Meğer haberimiz olmamış. dayım ölmüşmüş. Dayımın ölümünü aslında bize haber vermişler ama babam işler geç kalıyor, bir rumun bir türk cenazesinde ne işi var demiş. Bize haberin ulaşmasına engel olmuş... Biliyorsunuz rahmetlik dayımın çok hatırı sayılırmış. Ağabeyimde dayımı çok severdi. Hamit bey diye zengin bir türk ile de dayım çok samimi imiş. Onun ölümünden sonra dayımın hatırı için olacak galiba, ağabeyimi Hamit Bey evlendirdi. Ağabeyimin evlendiğini duyunca dayımın oğlu hemen ağabeyime yer aldı. Ağabeyime  biraz da para gönderdi. Artık dayım öldüğü için babam da serbest kalmıştı. Tabi hemen evlendi. Yeni karısının adı da Marika idi. Ondan da çocukları oldu. Bizimle artık hiç ilgilenmiyordu. Hatta ilgilienmek bir yana, şu çocuklarına biraz bak diyenlere “Onların kanı bozuk” diyordu. Bazen ağabeyimde kalmama rağmen üvey anamın yanına giderdim. Beni üvey anam görünce “Bu kurt yavrusunun bizim evimizde işi ne” derdi. Bunu iyi hatırlıyorum. Kızdım bir gün tüfeğimi alıp ava çıktım. Aman Allah’ım bir tipiye tutuldum. Yolumu kaybettim.Gide gide dayımın köyüne gitmişim. Dayımın karısı beni bulmuş. Eve almış. Meğer beni tanımıştı. Ağlamaya vaşladı.

            Bu anlattılanlara orada bulunanların hepsi taş kesilmişlerdi. Neticeyi merakla bekliyorlardı. Bir kaynaşma oldu. Hasan oradakilere:

            - Kesin.

            Sonrada Yordan denen ruma döndü:

            - Sende devam et bakalım.

            - Ah yavrum dedi. Benim en sevdiğim insanımın sen bize yadigarısın. Ocağı yaktılar. elbiselerimi değiştirdiler. Gitmek istedim beni salmadılar. Sonrada dayımın büyük oğlu yanıma geldi. Bu dayımın tıpa tıp aynısıydı. Oradakilere “Bu halamın bize bıraktığı en kıymetli varlıktır. Ona sahip çıkalım. Daha halamın hakkını vermedik. Ben Mustafa evlenince ona biraz toprak aldım. İnşallah bu da evlenir. Bunu da toprak sahibi yaparsak böylece halamın hakkını vermiş oluruz. Yalnız bunu bu akşam salmayın. Sadece yarın giderken buna o beyaz atı verin” dedi ve çıktı gitti. Meğer dayım oğullarına vasiyet etmiş. Bacımın hakkını oğullarına verin diye... Birde kendi beyaz atını bana vermesini vasiyet etmiş. Şimdi oğulları bana veriyorlardı. Bütün bu olanlara ben şaşırdım kaldım... Sabah bana verilen dayımın beya atına bindim. Kendi köyüme geldim. Mübarek hayvan öyle alıştırılmıştı ki, dur deyince duruyor. Git deyince gidiyordu. Atımınüstünde bir heykel gibi durarak köyde yol almaya başladım... Artık bu rum köyünde kimseyi gözüm görmüyordu. İşte babamın tarafıyla anamın tarafında bu manasız savaş çıkınca bütün bunları düşündüm. Ve anamın tarafının sevgisi daha ağır bastı. Bende anamın tarafında bulunan insanların yanında yer almaya karar verdim. Fakat kaçıp gelmek olmazdı. Giderken bir işe yarayayım dedim. bu iş bana nasip oldu. Şimdi benim niçin bunları kurtardığımı anladınız mı?

            Çete Hasan başını salladı:

            - anladık. Aramıza hoş geldin. Sen şimdi sadece Şamil’in yeğeni değilsin. Bütün Türklerin yeğenisin. Hepimizin yeğenisin. size çok teşekkür ederim. Bundan sonra sadece yeğenimiz değil, aynı zamanda kardeşimizsin.

            Yusuf’tayanına yanaştı. Ona:

            - Sağol Yordan sağol...

            Yordan öyle bir tepki gösterdi ki Herkes şaşırdı. Bağırarak:

            - Benim adım Yordan değil...

            Yusuf şaşkın... Rum devam etti:

            - Benim adım Şamil, Şamil...

            Hasan ve Yusuf birbirlerine baktılar. Evet bu iki adam bu manzarayı bir defa daha yaşamışlardı. Bu Grivas’ında gelişinde de yaşanmıştı. Demek bu adam Grivas’ın kardeşiydi. Baksana iki kardeşte kendilerine geliyordu. Bu da doğru yolda olduklarını gösteriyordu. Silahlı eşkiyaya amansız silahı olmayana da merhametli davranmalıydılar. Fakat kanmadan, yanmadan yanılmadan. Böylece hem kendilerini hem yurtlarını kurtarıyorlardı.

            Yusuf oradakilere dönerek:

            - Bundan sonra bu kardeşimize Şamil diyeceğiz.

            Şamil etrafına baktı:

            - Hepinize teşekkür ederim.

            Bütün bu konuşulanları sessizce dinleyen Eğerci Mahmut Şamil’e yanaştı. Ve ona:

            - Bütün dayıların sana kucak açtı. Sağolusnlar. Ama benim sana bir borcum var. O da can borcu. Tabii bu borcumu bana ödemek fırsatı verirsen sevinirim. Bunun için benim üç oğlum var. Onlara iyi bir miras bıraktım. Senide bir oğlum sayarım. Gel buraya. Benim yanımda kal.

            Şamil güldü.

            - Bana hiç birinizin borcu yok. Ben sizden alacaklı olmak için yaptıklarımı yapmadım. Ben teşekkür ederim. Ama şu anda seninle gelemem. Benim bir işim var.

            - Ne işin var?

            - Ben ağabeyimin intikamını alacağım. Bana sonra da aynı teklifi yaparsan düşünürüm.

            - Sana yaptığım teklif geçerli. Çocuklarıma da vasiyet edeceğim. Siz ne zaman gelirseniz yerinizi alacaksınız.

            Adam arkasında bulunan çocuklarına dönerek:

            - Duydunuz mu?

            - Duyduk.

            Çete Hasan:

            - Bak Şamil... Bizim dinimizde intikam yoktur. Şimdi rumlar vazgeçsinler. Biz ölülerimizi unutarak hemen silahlarımızı bırakırız. Bizim niyetimiz ölenlerimizin intikamını almak değildir. Vatanımızın namusunu, bayrağımızın şerefini korumaktır. Bütün bunları vatanımız için yapıyoruz. Kaçsak kurtuluruz. Ama bizim vatanımızı kurtarmadan kurtuluşumuzun bir manası yoktur. Onun için şimdi sen de bizimlesin. Şunun bunun intikamını almak yok. Vatanı kurtarmak var. Bunu yaptık mı hem intikamımızı almış oluruz. Hem de namusumuzu kurtarmış oluruz. İşi de yaparken haklı ile haksızı, suçlu ile suçsuzu birbirinden ayıralım.

            - Tamam sen ne emredersen onu yapalım.

            Genç adam birşey daha hatırlamış gibi:

            - Size bir şey daha söyliyem mi?