![]() |
|
-Seninle nikahlarımı kıydıracağımda ondan.
Patakos'un karısı kıpkırmızı oldu. Adam devam etti. -Sizleri tanırım. Evet Dimitr denen Hayinle bozuştunuz. Bugünlük ama yarın duyacaklarınızdan sonra tekrar birleşirsiniz. Kadın kararlı bir vaziyette: -Belikde inanmayacaksınız ama hayatımda onu hiç sevmedim. -İnanmam. -Neden? -Çünkü sen onun için kocanın öldürülmesine göz yumdun. Sen onun için damadının ölmesine karar verdin. Sen onun için kanından olan kızını terketmeye karar verdin. Bütün bunlar yalan mı? Patakos'un karısı ihtiyara baktı ve bu ihtiyar çok şey biliyor diye içinden geçirdi. Sonrada: -Bana bak. ben şimdiye kadar yaptım itirazım yok. Ama bundan sonra onunla birlikte olmamın imkanı yok. İhtiyar adam gülümsedi: -İstersen ol. -Olursam ne olur? -Bu sefer canını bir tesadüfle kurtardın. Ama bir daha kurtaramazsın. İstediğin zaman da o caniye dönersin. Bu sırada kapı vuruldu. Sava gitti. Kapıyı açtı. İçeriye kilisenin papazı girdi. Papaz yerlere kadar eğilerek: -Beni emretmişsiniz çorbacı. Kadın mahzunlaştı. Birden ağlamaya başladı. Evangelos: -Ne oldu birden? -Ne olacak benim de kocama çorbacı derlerdi. -Evet. Böyle derler. İhtiyar papaza: -Söyle bakalım bu kadının nasıl bir insan olduğunu? Papaz iki elini yana açtı. -Ben ne bileyim. O zaman ihtiyar: -Bilmezsin tabi. biliyorum deseydinbaşını keserdim. -Peki beni emretmişsiniz. -Seni bir şey dinletmeye getirdim. -Buyur. Patakos'un karısına döndü: -Sen şimdi Türkler kaçırmışsa kızımı Dimitri'ye dönecek misin? Bana bunu söyle. Kadın birden: -Batsın Dimitri. Adam birden: -Benimle evlenir misin? Kadın heyecanla: -Evet. Badesake babasına dödnü: -Bu kadınla hakikaten evlenecek misin? İhtiyar oğluna döndü: -Sen ne diyorsun? Badesake babasına bağırarak: -Baba bu kadınla evlenmene razı değilim. -Neden? -Bu kadın şeytanın teki. Kanına girer. -Biraz önce ne demiştin. Badesake hayretle: -Ne demiştim? -Oğlum benim akıllı olduğumu söylemedin mi? -Söyledim baba. -Öyleyse bana itimat et. Gerisine karışma. Papaz hayretle dinledi konuşulanları. İhtiyar'a: -Efendim evlenebilmeniz için kiliseye gelin. İhtiyar gülümsedi: -Ben emrediyorum. Burada olacak. -Sağol. -Ne sağolu oğlum. -Kararınız yerine getirilecek. Haydi bakalım. Papaz oracıkta ikisinin nikahını kıydı.Evangelos gülerek kadına döndü: -Bak hatun. Artık sen benim karımsın. Seninle evlendik. Ama papazın dediği gibi bir eksiklik, bir noksanlık vede bir şirretlik yaparsan seni doğduğuna pişman ederim. Patakos'un karısı ellerini açtı. Bir istavroz çıkardı. Sonrada bağırarak: -Ey Allah'ım ben işkence zulüm beklerken bana zengin bir koca nasip ettin. Sana şükürler olsun. Evangelos gülümsedi: -Hey gavur kocayı görünce nasıl sevindi. Papaz ayağa kalktı. Evangelos işaret etti. Oturdu. Biraz sonra salona hizmetçi kız girdi. Evangelos'a: -Efendim. Biri geldi. Ben elçiyim Evangelos Efendi beni kabul eder mi acaba diyerek bekliyor. Evangelos bağırdı: -Getir buraya. Kadın misafiri aldı. Götürüp büyük salona soktu. Evangelos ayağa kalktı. Adama: -Buyurun Efendim. Şeref verdiniz. Adam yerlere kadar eğildi ve: -Efendim beni Gebeş Hasan gönderdi. Evangelos başını salladı: -Buyurun. -Emaneti gönderiyorum. Fırtına geçti mi diye soruyor. -Söylersin ona fırtına geçti. Yerini kasırgaya bırakmasa dersiniz. Emanetimi gönderebilir. -Öyleyse Emanet çok yakında. Biz mi getirelim, yoksa siz mi alırsınız onu öğrenelim. Evangelos düşündü. Sakallarını sıvazladı. Sonrada: -En iyisi siz getirin. Adam çıktı ve gitti. Papaz sinsi sinsi gülümsedi. Evangelos'a: -Efendim gizli konuşacaksanız ben çıkayım. Evangelos papaza döndü: -Bilirsin ben din adamlarına güvenirim. Senden gizli bir şey konuşmam. Çünkü en bilinmeyenleri bu millet geliyor, şu günahı işledim çıkar diyor ve söylüyor. Öyleyse senden niye gizleyeyim. -Peki. -Merak etmiyor musun? -Etmem olur mu? -Niçin emaneti sormuyorsun? -Size hürmetimden. -Peki bende sizi severim. Öyleyse anlatayım. -Buyur. -Birincisini biliyorsun. Ben evlendim. Sevinçliyim. İkincisi Türkler kızımı getirdiler bana teslim ediyorlar. Sava bağırdı: -Demek Marika'yı getirdiler. -Evet. -Nerede? -Hemen gelir. Bekle. -Peki. Badesake: -Yarabbi çok şükür sana çok şükür. Evangelos oğluna: -Bir daha böyle bir kusur işleme. Gidip Badesake babasına sarıldı -Olur baba. Adam sevinçliydi. Çünkü eski düzenini kurmuştu yine...Oğluna baktı hemde sevgi ile baktı. Sonara ona dönerek: -Şimdi konuş bu kadını üvey ana olarak kabul ediyor musun? -Sen doğruyu yaparsın baba. -Peki. Sonrada damadına döndü: -Sen ne diyorsun oğlum? Sava şaşırdı. Evangelos kendisine oğlum diye hitabetmişti. O da işi uzatmadı: -Sen doğruyu yaparsın baba. Patakos'un karısına döndü: -Eğer kızım da bu izdivaca evet derse iş tamam. Kadın cevap vermedi. Bu arada kapı vuruldu. Kapıyı açan hizmetçi bağırdı. Herkes salondan çıktı. Kapıya doğru koşuyordu. Kapıda Marika gülerek duruyordu. Hemen içeri girdi. Babasının boynuna sarıldı. Bir müddet öyle kaldılar. Sonrada abisine döndü. Onu kucakladı. Abisine eğilip baktı: -Seni iyi gördüm. abi. -İyiyim. Dedi. Başını salladı. Kız kardeşi: -Artık gitmiyorsundur. -Hayır. Dedi. Bir daha sarıldı. Ve kadeşine: -Artık deliliklerden vazgeçtim. Seni çok seviyorum. -Sağol. Döndü nişanlısı Sava'ya sarıldı. Sava sevinerek: -Demek geldin ha. -Evet. Papaz birden Marika'ya: -Benim kızım Türkler sana nasıl davrandı? -Çok iyi. -Yapma. -Evet. -Peki seni niçin kaçırdılar. -Dimitri'nin şerri dokunacak diye... -Ee Dimitri burada seni niçin gönderdiler. -Ağbeyim ve Sava eve dönünce Dimitri'nin bir daha fonksiyonu kalmadığına karar verdiler. Bunun üzerine beni gönderdiler. -Peki ama ya şimdi zararı dokunursa... -Dokunmaz sen korkma... Papaz müsade isteyip çıktı gitti. Evangelos papazın gitmesinden sonra kızına döndü: -Kızım. Kız ona baktı. İhtiyar konuşmasına devam etti: -Her ne kadar tanıştırmasakta bu kadın senin üvey anan. Onu kucaklamıyor musun? Marika döndü Patakos'un karısını kucakladı öptü. Kadın: -Beni kabul ediyor musun analığa? -Eğer babam kabul etmişse benim kabul etmemem olmaz. Kadın şaşkın: -Korkmuştum. Marika kadına döndü: -Neden? -Kabul etmeyeceğinden... -Ben babamın hiçbir arzusuna karşı gelmem. Bu benim adetimdir. Fakat sana anlattılar mı bilemem. -Neyi? -Babamın adetlerini... -Yo. -Öyleyse beni iyi dinle. Babamın her sözünü dinle. Benim öz anam babama laf ile karşı koydu. sonrada öldü. Hem de aç bırakılarak. Sende buna göre hazırlan. Şimdiye kadar hayatında yaptıklarını unut. Ve kendini yeni hayatına göre ayarla... -Emin ol hazırlandım. Size iyi bir ana olacağım. -Sağol. Dedi. Bir daha sarılıp öptü. Hepsi odalarına çekildiler. * * * * * Kilisenin papazı karlı yolda koşarak ilerliyordu. Yamaca çıkarken ayağı kaydı. Kalktı yoluna devam etti. Sevinç içinde idi. Kiliseye girdi. Odasına çıktı. Oturdu. Papaz Makarios içeri girdi. Kilisenin papazına sırıtarak yaklaştı: -Nasılsın meslektaşım? -İyiyim. -Peki nereden geliyorsun? -Evangelos'tan. -Niye bu kadar sevinçlisin? -Nasıl sevinmem? Evangelos'un kızı kurtuldu. -Marika mı? -Evet. Papaz kapıyı açtı. Arkadaşına: -Eyvallah. -Güle güle ama daha bitmedi ki söyleyeceklerim. Papaz yine bir haber var diye geri döndü: -Daha ne söyleyeceksin? -İkincisi sizin Patakos'un karısıyla Evangelos evlendi. Nikahlarını da ben kıydım. Papaz Makarios şaşkın: -Bu kilisede mi? -Hayır. -Ne zaman? -Bu akşam. -Yani pazarı bile beklemedi ha... -Malesef hemen kıydım nikahlarını. Papaz Makarios bir kahkaha attı: -Aferin sana. Kilisenin papazı: -Yine ne oldu? -Dimitri kaş yaparken göz çıkardı. -Anlayamadım. -Anla öyleyse. Dimitri Patakos'un karısını seviyordu. Şimdi bu güzel kadın Evangelos'a nasiboldu. -Bizim Evangelos şanslı bir adamdır. -Ben gidiyorum. -Güle güle... Makarios çıktı. Koşarak gitti. Atına bindi ve oradan uzaklaştı. Gecenin karanlığında Dimitri'nin bulunduğu ormana vardı. Dimitri heyecanla onu bekliyordu. Makarios'u görünce koşarak geldi. Atını tuttu. Onun inmesini sağladı. Makarios gitti oturdu. Dimitri: -Ne var ne yok? -Bak anlatayım. -Söyle. -İyi haber yok. -Neden? -Bütün şanslar senin aleyhine. -Neden? -Birincisi Patakos'un karısını bir daha göremezsin. -Görmek isteyen kim? Makarios bir kahkaha attı. -Şimdi vereceğim haberi duyunca küçük dilini yutarsın. -Neden?Şimdi öyleyse iyi dinle. Patakos'un karısı Evangelos ile enlendi. -Ne? -Evangelos ile evlendi. -Yahu adam kızını kaçıran kadına, yahutta başka türlü söyleyeyim kızının kaçırılmasına sebep olan kadınna mı sahip oldu? -Evet. -Sevmedim bu haberi. -İkincisine gelince Türkler Evangelos'un kızını getirip teslim ettiler. Şimdi Evangelos'un evinde çifte bayram var. -Demek öyle ha... Bu kadının beni sattığını biliyordum. -Aman bitmedi. Dimitri tabancasını çekti. Makarios'un üzerine yürüdü: -Sus be adam. Sen böyle hep kötü haber mi verirsin? -Ben senin için çalışırım. -Öyleyse öt. -Badesake ve Sava dağdan indiller. Evlerine çekildiler. Hacının oğlu Recep ile anlaşacaklarmış. -Yok yahu. -Bunlar hep doğru. -Peki sen bunları kulaklarınla duydun mu? -Hayır. -Nasıl biliyorsun? -Papaz meslektaşımdan duydum. -Bu bir oyun olmasın. -Olamaz. -Neden? -Ben olsam benden şüphelen de, bu adamdan şüphelenme.Bu adam çok doğru bir adam. Yalanı dolanı yok. Herşeyi olduğu gibi söyler. Dimitri birden daldı. Buraya ilk geldiğinde çok korkmuştu. Sudan çıkan tavuğa benziyordu. Sonradan şansı yaver gitti. Bir çok dostunu buldu. Ve nihayet tam buraya hakim olurken Patakos'un karısı ortalığı karıştırdı. Kendisine oyun oynadı. Bu yetmiyormuş gibi Evangelos ile evlendi. Bu kadını mutlaka cezalandırmalıydı. Makarios'a baktı. Makarios iki elinin arasına başını almış oturmuş düşünüyordu. Dimitri ona: -Bana bak benim akıl hocam. -Söyle Dimitri... Evet bu riyakar adamda ilk defa kendisine Dimitri diye hitabediyordu. Bu adam ilk defa böyle hitabetmesi işinin bittiğini göstermiyor muydu. Durdu. Düşündü. Bu hale geleceğini hiç düşünmemişti. Geçmişi hayalinden geçirdi. Evet ne muhteşem günlerdi. Ne zamana kadar Patakos ölene kadar. Şimdi işleri hep ters gidiyordu. Birden papaza: -Şimdi ne yapalım? -Buradan uzaklaşalım. -Nereye? -Biraz daha içeriye... -Evet hem dağlara, hem çetelere, hemde İngilizlere yakın olalım. -Peki gideceğimiz yer hakkında bir fikrin var mı? -Var. Gideceğiniz yeri bildireyim. -Sen de mi terkediyorsun yoksa beni? -Benim burada kalmam gerekir. -Ama neden? -Çünkü sizlere güzel haberler vermeliyim. Sizde ona göre hareket etmelisiniz. -Teşekkür ederim. Sen gerçekten büyüksün. -Bende teşekkür ederim. -Peki nereye gidelim. -Derbent tarafına gidin. Oralarda çok Rum eşkiyası var bir de İngiliz Birliği var. Oraya gidin. -Peki. -Onlarla irtibat kurun. En kısa zamanda buraları basarsınız. Hem Evangelos'u hem de Hacı Mustafa'yı ortadan kaldırırsınız. İkiside sanki söz birliği etmişçesine fakire fukaraya yardım ediyorlar. İhtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını gideriyorlar. Bizde buralarda kendimize çete elemanı bulamıyoruz. -Haklısın o iki ihtiyar ortadan kalkınca Türklerle Rumlar kanlı bıçaklı olurlar. Makarios yerinden kalktı. Koşarak oradan uzaklaştı. Dimitri ile vedalaşmamıştı bile... Doğruca Evangelos'un köyünün yolunu tuttu. Gelip kiliseye girdi. Papaza: -Burada kalmak istiyorum. Müsaden var mı? Papaz başını salladı. Sonrada: -Eğer ortalığı karıştırmazsan ömrünün sonuna kadar kal. Bu kilise sana da yetrer bana da... İki papaz oturdular. Konuştular Aradan günler geçiyordu. Her pazar ayinine kadınlı erkekli bir sürü insan geliyordu. Makarios ilk defa böyle bir kalabalığı görüyordu. Şaşırmıştı. Ve de ilk defa Patakos'un karısını başı örtülü ayine geldiği görülüyordu. Patakos'unkarısı çok değişmişti. Evet gülmesi bile değişmişti. Herkes hürmet ediyordu kendisine... Demek Evangelos'un karısı olduğu için hürmet ediliyordu. Makarios bir fırsatını buldu yanına yanaştı. Patakos'un karısına yavaş bir sesle: -Merhaba... Kadın başını ona çevirdi. Sesini yükselterek: -Ne arıyorsun burada? -Bende artık islahı nefs ettim. Bundan böyle hayatımı kiliseye adadım. Kadın gülümsedi: -Sen mi? Diye papaz Makarios'un kendisini eliyle işaret etti. Papaz: -Olamaz mı? -İnanamam. -Sen nasıl ettinse ben de öyle ettim. -İnşallah. Ayrıldılar. Evangelos'un karısı gitti. Papazda odasına çekildi. Biraz sonra kapı vuruldu. Heyecanla yerinden kalktı. Kapıya yanaştı. Kapıya başını dayadı. Hayır ses gelmiyordu. Yavaş bir sesle: -Kim o? Dışarıdaki ses: -Benim. -O zaman sevindi. Hiç de düşündüğü gibi bir tehlike yoktu. Evet bu sesi tanımıştı. Bu kilisenin papazı idi. Kapıyı açtı. Papaz içeri girdi. Oturdu. Makarios: -Hoşgeldin muhterem peder. -Hoş bulduk. -Sağolasın bizi şereflendirdin. -Sen de sağol. Biliyorsun ki sen bir din adamısın. Bugüne kadar yaptıkşarından islahı nefs ettiğini söylüyorsun. Öyleyse senden burada gizlimiz saklımız olmaz. Sana çok önemli bir haber vereceğim. -Bu sözleri duyan Makarios sinsi sinsi gülümsedi Hiç bir şey demeden duruyordu. Papaza birden: -Neden dudak büküyorsun? -Artık duymak istemiyorum da ondan. -Duy da sevin. -Peki öyleyse söyle. -Badesake ile Sava Türklere gittiler. Onlarda birlikte bu gece Hasan'a ve Yusuf'a gidecekler. Önce Dimitri ve çete artıklarını ortadan kaldıracaklar. Sonrada sıra Gavur Andon'a gelecekmiş. Bunu da ortadan kaldırırsalar barış olacakmış. Sevindin mi? Makarios kalktı. Papazın boynuna sarıldı. Onu şapur şupur öptü. Sonrada yerine oturdu. Papaza: -Ne yalan söyleyeyim? Şu Dimitri'ye çok kızıyorum. Ortadan bir kalksa rahat edeceğim. -İnşallah Evangelos'un söylemesine bakarsan bütün bu olayları o tezgahlamış. Papaz çıkıp gitti. Makarios kalktı. Papaz pelerinini çıkardı. Bir Rum kıyafetine büründü. Dervent tarafına doğru yola çıktı. Atının hızla sürüyordu. Oraya vardı. Yolda hiç bir şeyle karşılaşmamışlardı. Sevinçle ilk kendisini durduran nöbetçiye: -Ben Büyük Dimitri'yi göreceğim. Nöbetçi adama baktı ve: -Sen kimsin? -Benim adım Makarios... -Ha... Yalan söylemiyorsun değil mi? -Hayır. -Onu aldı. Dimitri'nin yanına götürdü. Dimitri gerçekten eski günlerine dönmüştü. İngiliz komutanın yanında duruyordu. Makarios oturdukları çadıra girdi. Hala konuşuyorlardı. Makarios'un elleri başının üstünde idi. Dimitri döndü: -Kim o? Zayıf ışıkta tanıyamamıştı. Getiren nöbetçi: -Makarios olduğunu söyleyen biri. Dimitri yerinden kalktı. -Makarios mu? Koştu. Baktı. Gerçekten kendisinin akıl hocasıydı. Bu adam Rum milletinin Yakovas'tan sonra yetiştirdiği en büyük en akıllı adamdı. Yine tehlikeyi göze aldığına göre önemli bir haber getirmiştir diye içinden geçirdi. Sonrada aklı başına geldi. Makarios'a yer gösterdi. İngiliz Binbaşıya -İşte size bahsettiğim adam bu. Bu benim en sadık adamlarımdan biri. Kendini iyi yetiştirmiştir. Güzel hitabeti vardır. Ve din adamıdır. -Madem din adamı senin gibi bir eşkiya ile ne işi var. -Efendim Büyük Pontus İmparatorluğunu kuracağız. -Adam bir kahkaha attı. Sarhoş olduğu belli idi. Makarios'a: -Peki gecenin bu saatinde niçin bu kadar yolu teptin? -Efendim önemli bir haber getirdim. -Söyle. -Hayır. -Niçin söylemeyeceksin de geldin -Söylemeyeceğim demedim. Size söylemeyeceğim. Ben bu haberi ancak Dimitri'ye veririm. -Peki ala efendim. -Dimitri ile Makarios dışarı çıktılar. Durumu anlattı. Makarios Sonrada atına bindiği gibi oradan geldiği hızla uzaklaştı. Dimitri çadıra girdi. Binbaşı sabırsızlanıyordu. Dimitri: -İstediğimiz fırsat geldi. -Ne biliyorsun? -Bizim Makarios onun haberini getirdi. -Ne varmış? -Badesake, Sava ve Recep çetesi birleşip Türklere gidiyorlarmış. Onlarla anlaşıp beni ortadan kaldıracaklarmış. -Sen korkma. Benim yanımda sana bir şey olmaz. -Emrindeyim Binbaşı... -Sağol. -Öyleyse planları yapalım. Oraları basalım. -Evet. -Yalnız önemli habercilerimize bu istihbaratı iletelim. Onlar gider gitmez bize haber. verilsin. Gidip alıp gelelim. -Olur. -Dedi. Çadırdan çıktı. * * * * * Makarios tekrar geri döndü. Evangelos'un köyündeki kiliseye atını sürüyordu. İçinde bir sıkıntı vadı. Sırtında sanki bir ağırlık vardı. Gidiyordu. Ama hiç de gitmek istemiyordu.Nasıl olsa gitmesi gerektiğine göre burada durması gerekmezdi. -Tekrar atın sürdü. -Gecenin karanlığında ilerlerken bir sesle irkildi. Atının dizginlerin çekti. Sonrada birden gevşetti. Atına bir kamçı vurdu. Yollandı. Arkasına baktı. Hayret ona yakın adam geliyordu. Bu yarış öyle bir yarıştı ki Makarios'un kurtulmasının imkanı yoktu. Biraz sonra atının yavaşladığını hissetti. Gözlerini yumdu. Bir acı duymayı bekliyordu. Ama acı duymadı. Sadece atından Makarios'u indirdiler. Büyük bir ağacın dibine götürdüler. Adamlardan biri: -Kimsin? -Papaz Makarios. Adam kızarak: -O değilsin ya... Nereden geliyorsun? -Gece gezmesine çıktım. -İyi. Dedi. Yanındakilere döndü: -Bu papazmış. Gece gezmesine çıkmış. Şunu iyice gezdirelim. Papaz Makarios şaşkın şaşkın ona baktı: -Ben gezdim kiliseye gidiyorum. Adam o zaman elindeki kamçıyı olanca kuvvetiyle vurdu. Papaz Makarios'a bağırarak: -Yalan söylüyorsun. -İsa hakkı için yalan söylemiyorum. -Kes ulan siz İsa için neler işlediniz. Mübarek adamın sizin kendisi için yaptıklarınızdan haberi olsa sizi dinden kovar be. Utanmaz adamlar kesin. -Benim adım Papaz Makarios. -Ne olursa olsun sen yalan söylüyorsun. Şöyle ki, eğer gezmeye çıksan böyle beş saatlik yola gelmezsin. İkincisi papaz olsan yalan söylemezsin. -Orada bulunanlardan biri: -Sen ne diyorsun Abdi Ağa? -Len ne ettim yine? -Ne edeceksin. Papaz olsan yalan söylemezsin diyorsun. -Len doğru değil mi dediğim? Hangi dilde böyle dururken yalan söylemek var. -Abdi Ağa. -Ne var len -Dilde değil dinde... -Ben o kadar okumadım. Sen benim ne dediğimi anlamayacaksında seni ne gezdireyim len. Adam başını salladı. -Haklısın. Abda Ağa etrafına baktı: -Bunu tanıyan var mı acaba? Adamlarından biri: -Bana müsade et ağam. Gideyim şurda bir Rum köyü var. Birini alayım geleyim. Sonrada ona soralım. -Ossun len. Git bakam Adam atını Rum köyüne sürdü. Gitti. Bir kapıya vurdu. Kapıyı açmadılar. İçerden bir ses: -Kimsin? -Bir dost. -Kimse yok evde kimi arıyorsun? -Sen kocana söyle Hacı Salih'in Hasan seni arıyormuş de... Kapı birden açıldı. Adam bağırarak: -Sen misin Hasan? -He benim. Biraz gelir misin? -Hayırdır. Kadın birden kocasının koluna sarıldı. Bağırarak: -Gitme. -Neden? -Bunlar eşkiya hem de Türk eşkiyası seni öldürürler mi ne? -Kes be kadın bunlar benim dostlarım, bunların bana zararı gelmez. Sen sus, otur ve beni bekle. Kadın kapıyı kapattı içeri girdi. Ama hemen perdeyi araladı. Dışarıyı kontrol etmeye başladı. Eğer bu eşkiya kocasına bir şey yaparsa bağıracaktı. Ama adamın hiçde bir şey yapacak hali yoktu. Kocasını dostça kucakladı. Biraz ilerde bir kütüğün üzerine oturup konuştular. Adam yerindenkalktı. Ama kocası busefer onun kolundan tutmuştu. Bir müddet çekiştiler. Sonunda kocası adamın kolunu saldı. Atını hazırladı. Hemen oradan ayrıldılar. Kadın merak içinde idi. Bağırmakla bağırmamak arasında tereddüt etti. Ama bağırmamaya karar verdi. Oturdu. Kocasını beklemeye başladı. Böylece bir yarım saat geçti. Kadın oturduğu yerden kalktı. Kocasının öldürüldüğünü düşündü. Çocuklarının odasının kapısını açtı. İki çocuğu bir şeyden habersiz uyuyorlardı. Baktı baktı. Sonrada gidip çocuklarını alnından öptü. Döndü. Tekrar oturdu. Can havliyle sağa sola saldırıyor düşündüklerinin olmamasına dua ediyordu.Sanki kocası değildi kendisi götürülmüştü. Biraz sonra kapı vuruldu. Evet geldiler dedi. Ama kapıyı açtı. Kimseler yoktu. Demekki hayak gördüm dedi. Kapıyı sıkıca kapattı. Döndü tekrar oturdu. Çok yorgundu. Gözleri kapandı. -Abdi Ağa adamını geciktiğini görünce bir küfür etti. Kendi adamlarının gittikleri yerde bu kadarkaldıkları vaki değildi. Ama belkide bir olmaz işe rastlamıştır dedi. Çünkü nede olsa buranın insanları karışıktı. Aradan bir saatten fazla geçmişti. Yanındakine: -Ne oldu bu adam? -Ne bileyim kaçmadı ya Abdi Ağa. Papaz Makarios oturmuş bu konuşmaları dinliyordu. O gönderdikleri adam nereye gitmişti. Bu adam neden böyle kızıyor ve küfür ediyordu? Bu adamlar ne yapacaklardı? Bunların adamlıkla ilgisi yok ya diye içinden geçirdi. Şimdi belkide bunlar kendisine bir oyun hazırlıyorlardır diyerek, kendisi kurtuluşun planlarını hazırlıyordu. Tam bu anda iki atlşı göründü. Abdi Ağa kızgın ayağa kalktı. Gelen adamına bağırarak: -Len kaçtığına karar verdim. Adam bir kahkaha attı: -Eyi etmişsin Abdi Ağam. -Len gittiğin yerde bu kadar kalaınır mı? Ben senin gibi bir saat kalsaydım iki karı kandırırdım. -He ya yaparsın zıkkımlanasıca... -Len sus. Beni kızdırma... -Aha getirdim adamı. -İyi. Abdi Ağa gelen Ruma döndü: -Hiç Dimitri denen zalimi gördün mü? -Gördüm bir kere Abdi Ağa... -Tanırmısın? -Bilememki belkide tanırım. Belki de tanımam. -Baksana şurda bir kefere tuttuk, tanı bakalım onu. -Adam bu söze kızmıştı. Nasıl kızmazdı? Kendilerine kefere diyordu. Ama kızdığını belli ermedi. Yalnız bir şeyi düşündü. Bu adamın zaten tahsili yoktu. Bir tüfek geçirdi eline odu çete reisi kızılması gerekmezdi. Abdi Ağanın peşinden yürüdü. Bir ağacın altında eli ve ayakları bağlı bir adam duruyordu. Onu gösterdi Abdi ağa: -Ha bu kim? Rum iyice baktı. Etrafında bir tur attı. Elleri bağlı adam: Ben Makarios'um. Ben bir papazım.Abdi Ağa Ruma döndü: -Bu bir papazmış olabilir mi? Rum dudak büktü: -Galiba bana sormanıza luzum yok, bu bir papaz değilse çete reisi olabilir. Abdi Ağa Ruma: -Peki bu Dimitri mi? Rum Abdi Ağa'ya döndü: -Bak ağa... -Söyle Efendi. -Ben Dimitri'yi tanımıyorum. Ama benim bu çevrede tanımadığım kilise papazı yok. Ben bu adamı kiliselerde görmedim -Yani bu adam papaz değil. -Öylede demiyorum. -Peki Dimitri olabilirmi? -Ben Dimitri'yi bir kere gördüm. Ama olabilir de... -Peki. -Makarios yerinde durmadan tepiniyordu: -Ben Dimitri değilim. -Abdi Ağa birden adama döndü: -Sana soran oldu mu? Adam sustu. Ruma: -Bu Dimitri olabilir mi? Rum başını salladı: -Olabilir. -Haydi sen git. Adamına döndü: -Aldığın emaneti yerine teslim et. Makarios birden Adbi Ağa'ya: -Beni sal ağa. -Ben mi? -Evet. -Seni bundan sonra Allah'tan başka kimse alamaz.Hatta söylediğin essah olsa da sen Dimitri değil papaz bile olsan. -Ben Dimitri değilim. Abdi Ağa adamlarından birine bir göz etti: Adam ayağa kalktı. Gelip papazı omuzladı. Papaz: -Beni nereye götürüyorsun? Sırtına alan adam Abdi Ağa'ya sordu: - Bunu nereye götürüyorum? Abdi Ağa: - Benim karının, benim kızın, benim çocukların yanına götür. Papaz şaşkın: -Benim ne işim var? Ben gitmem. Sen git karının çocuklarının yanına. Abdi Ağa bir kahkaha attı: -Len ben oraya gitmem. Eğer sen gönderebilirsen gönder. -Benim ne işim var senin evinde... -Git len siz bir kere benim evime geldiniz. Kökümü kuruttunuz. Soyumu kestiniz. Senin benim evimde ne işin var? Papaz Abdi Ağa'nın ne dediğini anlamıştı. Ama anlamamazlıktan geldi. Ağaya: -Ben yaptım sen etme. Abdi Ağa birden bağırdı: -Len benim oğlan gibi gitsin. -Tamam ağa aynen, küçük Yusuf gibi gidecek. -Haydi sal. Adam papazı omzuna vurduktan ve Abdi Ağa ile bir müddet konuştuktan sonra koşarak koruluğa daldı. Aradan bir onbeş dakika geçti. Bir silah sesi duyuldu. Abdi Ağa: -Gel len. Dedi. Bir adam koşarak yanına geldi. Elindeki çuvalı adama uzatıp konuştu: -Git şu çuvalı benim kayınçıya götür. Adamda koruluğa daldı. Biraz sonrada ikisi birden geldiler. Abdi Ağa yerinden kalktı. Bir küçük sandık getirdi. Bu sandığın içine çuvalı yerleştirdiler. Abdi Ağa adamlarına: -Bunu alın. Hemen Türklerin çok bulunduğu yere götürün. Sandığı açın. Güzelce çuvaldakini bir çomak geçirin. Köyleri tek tek gezdirin. Dimitri'nin canına bizim ağa kıydı. Artık zalime karşı canınız, malınız ve namusunuzdan emin olun deyin. İki adam sandığı aldılar atlarına atladıkları gibi gittiler. Abdi Ağa kalktı. Abdest aldı. Namaz kıldı. Namazdan sonra ellerini açtı. Bir müddet sessiz olarak dua etti. Sonrada: -Rabbim sana hamt ettim. Belkide yaptığım iş yanlış. Bunu bilmiyorum. Onu Rum olduğu için öldürmedim. Sadece yaptıkları için öldürdüm. Sana yemin ederim. Sadece Türklere ve çocuklarıma yaptıkları için, yaptıklarımı yapmadım. Bunun bütün insanlara karşı yaptığı suç için cezalandırdım. Günahım varsa affet. Doğru yaptımsada beni muaffak et. Sana şükürler losun yarabbi. Yerinden kalktı adamlarını aldı ve yoluna devam etti. * * * * * Dimitri ve adamları hazırlanıyorlardı. Yanındaki ortak dediği İngiliz Binbaşıda siviller giyiniyordu. Dimitri: -Neden resmi gelmiyorsun? -Biliyorsunki yanlış iş yapmak istemiyorum. -Siz bizi korumakla mükellefsiniz. -Baksana seni yanıma aldım. -Gidelim. -Şimdi bir daha söylüyorum. Ne yapıyoruz? -Biz seninle Evangelos'a gidiyoruz. Ondan intikamımızı alıyoruz.Bizim adamlarımız da Hacı Mustafa'nın köyü olan İlyasları basacaklar. Ve her iki kadını alıp döneceğiz.Aldığımız istihbaratlara göre her hangi bir silahlı baskını beklemeyen Türklerde uyuyacaklar. -Yinede uyanık olalım. korkulu uyumaktansa uyanık gezmek iyidir der Türkler. Bizde öyle olalım. -Tamam. Yüz kişilik kafile yola çıktı. Gidiyorlardı. Hemde hiç telaş etmiyorlardı. Çünkü korkulacak bir şeyin olmadığına inandıkları bir kaynaktan haber almışlardı. Birden İlyasları ve Evangelos'un köyü bu adamlar tarafından sarıldı. Köyün bütün evleri aranmaya başladı. En sonunda iki adam ve yanındakilerle birlikte Evangelos'un evine gittiler. Adamlar evin kapısında durdular. Dimitri atını eve doğru sürdü. Durdurdu. Adamın evinin kapısına bir kaç tekme attı. Adamın evinin kapısı gıcırdayarak açıldı. Evet kapıda görünen Evangelos'tan başkası değildi. Birden bağırdı: -Gecenin bu saatinde ne istiyorsun? Dimitri bıyıklarını sıvazladı. Yanındakilere döndü: -Bu adam niye bağırıyor? -Bilemem. Buraların hakimi imişte ondan... Dimitri bir kahkaha attı: -Buraların tek hakimi var. Oda benim. Benden büyük yok. -Başını kaldırdı. Evet söylediği söz İngilizin de hoşuna gitmemişti. İngilizin yüzü birden buruştu. O zaman Dimitri: -Bana bakın buraların hakimi benim. Fakat Büyük Britanya İmparatorluğunun emin kanatları altında buraların hakimi benim. İngiliz bu sözlerden hoşlanmıştı. Bu yüzünün şeklinin değişmesinden anlaşılıyordu. Birden Evangelos'a: -Ne bağırıyorsun? -Gecenin bu saatinde insan rahatsız edilir mi? -Biz bu ülkede istediğimiz zamanda istediğimizi yaparız. -Nasıl. Burası dağ başımı? -Hayır. Ama bizim yapacaklarımıza ovadada karışan olmaz. -Bana bak sen ölümüne susadın galiba... Dimitri birden kükredi: -Senin o salak oğlun mu yapacak, yoksa manyak damadın mı? İki adam birbirlerine baktılar. İhtiyar Evangelos: -Şu anda bir bağırırsak komşularımız, eğer onlarda iki el silah atarlarsa o zamanda bütün komşu köylerimiz yetişir. Dimitri bir kahkaha attı: -Geç efendim geç... Evangelos o zaman: -Ulan maymun suratlı. Seni ilk yakaladığım zaman öldürmedim. Şimdide gelmiş bana caka satıyorsun ha... -İngiliz Binbaşı o zaman Evangelos'a: -İhtiyar İhtiyar Evangelos ona döndü: -Ne var sende kimsin? Elindeki lambayı biraz ona doğru uzaatı. Sonrada: -Ha tanıdım. Sen şu İngiliz subayısın. Daha önce gelmiş bana Türklerin ne yaptıklarını sormuştun. Tanıdım seni... -Bana bak ihtiyar. İhtiyar Evangelos: -Buyur. -Bu adam niçin uğraşıyor? -Şan ve şöhret için. Binbaşı o zaman ihtiyara: -Bana bak. Sen bir hain misin nesin? -Nereden çıkardın bunu? -Bu adam size devlet kurmak için gece gündüz demeden çalışsın. Siz bu adama yardım etmeyin. -Biz o adama devlet kur demedik. -Bu adam sizin kahramanınız.. Dimitri Binbaşıya yaklaştı: -Sen onu ben buraya ilk geldiğimde görecektin. İngiliz Dimitri'ye döndü: -Ne yaptı? -Tek kelime ile küstahlık yaptı. -Cezasını çeksin. Tam bu anda silahlar patlamaya başladı. İhtiyar Evangelos o zaman yanındakilere döndü: -Bakalım kendini nasıl kurtaracaksın? Dimitri bağırarak: -Sen düşün onu. İhtiyar Evangelos: -Hacı Mustafa biraazdan burada olur. -Yok artık gelemez. -Neden? -Bu silahlar onun cenaze merasimi de ondan. -Demek İlyasları bastın. -Sadece İlyasları değil, sizi de bastım -Bunu çok ağır ödersizniz -Hele siz ölün. Ondan sonrasına karışmayın. Evet birden silahlar kendi köyündede patladı. Evangelos artık konuşmuyordu. İhtiyarın rengi kaçtı. Dimitri ihtiyar adamı sakalından tuttu. Sanki bir keçi gibi avluya çekiyordu. Patakos'un karısı birden dışarı çıktı. Dimitri'ye bağırıyordu. Dimitri birden geri döndü. Elindeki silahın kabzasını olanca gücüyle vurdu. Kadın yere düştü. Başından kanlar akıyordu. Dimitri kanı görünce gülümsedi. Kadın yerde pıtırıyordu. Dimitri ihtiyarı bıraktı. Geri dönüp kadının yanına geldi. Onun başını kaldırdı. Kadın donuk gözlerle Dimitri'ye baktı. Evet gülüyordu. Bu gülmek değilde küfretmekti. Önce Patakos'u öldürmüş, sonrada karısını öldürüyordu. Kadını boynunu tuttu ve: -Senin o güzel boynunu kıracağım. Dedi. Kadın cevap vermiyordu. Dimitri kadının boynunu sıkmaya başladı. Kadının gözleri yuvalarından dışarıya fırladı. Evet ölüyordu. Evangelos bağırdı: -İmansız adam kadınımı öldürüyorsun. Dimitri ona baktı: -O senin kadının mı? -Ya neyim? -O kimsenin kadını değil. O bir şeytandır. Şeytanın kadınıdır o. Sen ona sahip olamazsın. Sahip olduğunu sanıyorsan aldanıyorsun. Bana bak. O patakos'a yirmi beş yıllık karılık yapmasına rağmen ihnanet etti. Sanada bir kötüğü olmasın diye onu öldürüyorum. İhtiyar olduğu yerde doğruldu: -Senin Rum milletine yaptığın kadar kötülük kimse yapmamıştır. Senn gibi hayinler sayesinde çok yakın zamanda evsiz, barksız, çocuksuz ve yurtsuz bir sürü insan kalacak. Dimitri fözlerini çıkardı: -Elbette kalacak. -Sen ne zannediyorsun kendini söyler misin? -Ne zannediyorum ki? -Sıkıyı görünce kaçan şu namussuzlarla mı sen Türkleri mağlup edeceksin. Sen de kaçıyorsun ya. Siz devlet kuramazsınız. Sizler milletinize ihanet eden hayinden başka bir şey değilsiniz. Sizler korkaksınız. -Tam bu arada evin arkasından Evangelos'un güzel kızı Marika çıkarıldı. Kollarından iki adam sıkıca tutuyorlardı. Dimitri kızı görünce gülümsedi. Adamlarına: -Nerede buldunuz bu kuşu? -Efendim kaçıyordu. Kızın yanaklarını okşayan Dimitri: -Nereye kaçıyorsun kuşum. Yoksa benden mi kaçıyorsun? Mairka babasına baktı. Şimdiye kadar babasını hiçte böyle görmemişti. Babası acizdi bugün. Üvey anası ise cansız yatıyordu. Dimitri'ye başını kaldırıp baktı. Dimitri de ona yaklaştı. O zaman Marika Dimitri'nin yüzüne tükürerek: -Sen gerçekten de bir alçakmışsın. -Babanı cezalandırdığım için mi? Birden babasına giderek vurmaya başladı. İhtiyar adam ayağa kalktı. Ama öyle bir kabza darbesi yediki olduğu yerde kaldı. Sendeledi ve yuvarlandı. Aynı anda Dimitri silahını doğrultarak birkaç el kurşun attı. Adam cansız yere yuvarlandı. Marika babasının vurulduğunu görünce saçlarını ve başını yolarak ağlıyordu. Dimitri adamlarına döndü. Birine: -Şunu güzelce bağla. Diyerek Marika'yı gösterdi. Adamlar koşarak gelip kadının elini ayağını bağladılar. Sonrada bir ata bindirdiler. İngiliz Dimitri'ye dönerek gülümsedi: -Senin kuş tutuldu. Kafese kondu. Sıra bizimkinde. Dimitri sırsttı: -Seninkinide biraz sonra en mütemet adamım Grivas getirecektir. Bundan emin ol. Biraz sonrada İlyasların işini tamamlayan Grivas ve arkadaşları geliyorlardı. Onlarında yanında bir kadın bağlı idi. Bu Hacı Mustafa'nın kızı Cemile'den başkası değildi. Hemen kafile birbirine karıştı. İngilizlerin karargah kurdukları Derbent'e geldiler. Kafile durdu. Hemen Derbent uçurumu tarafına iki çadır kuruldu. Çadırlardan birine Cemile, diğerine Marika bırakıldı. Sonrada akşam beklenmeye başlandı. Akşam olmuş karanlık basmıştı. İki adam çadırlarının önüne geldiler. Bu iki adamdan biri İngiliz komutan, diğeri ise Dimitri idi. Çadırların kapısında durdular. İki nöbetçi iki çadırın çıkış kısımlarında put gibi duruyorlardı. İngiliz: -Dimitri. -Ne var. -Şimdşi anlaşalım. -Buyur. -Bakalım hangimiz bu iki kıza sahip olabiliriz önce fakat bir şartım var. Zorla değil isteğiyle yapalım. Dimitri gülümsedi: -Şartını kabul ediyorum. Fakat ortada ne var. -Ne istersen. -Bir dediğimi iki etmeyeceksin. İngiliz kendisine baktı. Sonra içinden bu yakışıklılıkla Dimitri gibi bir adam benimle nasıl yarışır. yarışır diye geçirdi. Dimitri'ye: -Peki ama zor kullanmak yok. -Tamam. İngiliz binbaşı askerleri çağırdı: -Sizde en az yirmi metreye gidin. Orada bekleyin. -Coni... -Ne olduki John? -Baksana buraların en güzel kızının yanında... -O güzel mi? Coni bir iç çekti: -Ah güzel ben kime derim bilirmisin? Güzel kanıyla canıyla İngiliz olanıdır. Ah güzeller güzeller, o güzeller Thames nehri kenarında gezerler. O zaman John bağırdı: -Onlar güzel mi be... Onlar boya tüpünden başka birşey değil. O zaman kızan Coni: -Bak John. -Söyle. -Biraz beni dinle. çok zamandır Türkleri methediyorsun. Eğer seni tanımassam sen Türklerin hauranısın ve hatta casususun diyeceğim. Ama diyemiyorum. Seni tanıyorum. Sen iyi bir İngiliz askerisin. Ülkemizin çıkarları için savaşıyorsun. Buna inandığım için senden şüphe etmiyorum. Yoksa sen bu türk kızına aşıkmısın. -Yok be. Hayranım hayran. -Ne hayranmısın. -Evet. -Kime? -Türk adını taşıyan bütün kadınlara. O masum bakışlı katıksız ve sadık insanlara hayranım. -Böyle konuşma John bizim karılarımız sadık değil mi? -Hayır. Coni kızdı. Bağırarak: -Ne biliyorsun? John iki elini kaldırdı: -Dur bağırma. Burada kavga etmiyoruz. Ya ne yapıyoruz? Sohbet ediyoruz. Sen ayrı ben ayrı düşünürüz. Ama birbirimizi severiz. Bunun için birbirimizi dinleyelim. Kalbimizi kırmadan bu işi halledelim. -Öyleyse sen bu söylediklerini ispat et. John başını salladı: -Sen beni dinle. Bak bu sözlerinde haklısın. Şimdi sana bazı sorular soracağım. Sen bu soruları cevapla. -Anlaştık. -Birinci sorum. Evlimisin? Coni başını salladı: -Evet. -Evet karın içki içermi? -Her zaman değil ama içer. -Peki dışarıda gezer mi? -Her gece çıkar. -Seninle mi? Coni gülümsedi. Arkadaşına: -Sen deli misin be... John kırgın: -Yine ne yaptım? -Karım burada değilki... -Yok be... Memlekette gezer mi? -Aldığım mektuplarda her akşam arkadaşlarıyla çıktıklarını ve durmadan gezdiklerini söylüyor. -Senden başka yabancı erkekle konuşur mu? Coni o zaman: -Sen ne demek istiyorsun? -Sorularıma cevap ver. -Konuşur. Ne var bunda? Sanki Türk kadınları erkeklerle konuşmuyor mu? Sen bunu bana söylesene... John durdu. Düşündü ve: -Konuşuyor. -Öyleyse ne anormallik var bunda? -Evet Türk kadınları konuşurda herkesin içinde ve içki içmeden konuşur. Sende biliyorsun ki içki şişede durduğu gibi durmuyor. İnsan bünyesine girince bazen insanı şaşırtıyor. Ayık kafayla yapamayacağını içkili iken yapıyorsun. İşte bu sebeple bizim kadınlarımız konuştukları erkeklerle iki insanın arasındaki mesafeyi birden kapatıp aralarında bir şeylerin başlamasına sebep oluyor. Bütün bu söylediklerimin gerçek olduğunu sen de bilmene rağmen hiçte bana hak vermişe benzemiyorsun. Halbuki Türkler konuşurlar ayıklıktan başka birde mesafe bırakırlar. Ne dersin? -Diyelim haklısın. Benimle bir iddiaya var mısın? -Elbette. -Öyleyse söşyle bizim komutan içerdeki Türk kızına sahip olacak mı olmayacak mı? John gülerek: -Gönül rızasıyla mı? -Onu bilemem. Bizim komutanın her saati ayrıdır bilirsin. -Peki nasıl olursa olsun. -Ha yola gel. İster gönül rızasıyla, istersede cebren bu işi yapmış olsun eğer bu Türk kızına sahip olursa bu davayı ben kazanıyorum, Anlaştık mı? Eğer böyle bir şey olmazsa o zaman sen kazanıyorsun. -Anlaştık. -Tamam mı? -Tamam. Senin komutanın o kızı öldürmeden sahip olursa bana istediğini istediğin an yapmaya hazır ol. Ben o zaman senin emrindeyim. Ben senin emir erinim. Ne istersen yapacağım. -Ben buna razı değilim. Sonrada nasıl senin böyle bir şeyi yapacağına inanabilirim? -Yapmasam vur beni. -Peki öyleyse iki şahit huzurunda sana bir kağıt imzalatayım. -Tamam nöbetten sonra imzalanacak. -İyi ama o zamana kadar iş biterse... -Yani. -Adam dediğimiz gibi sahip olursa... -Yine söz. -Sana inanıyorum. Bu sırada kumandan birden çadırdan çıktı. İki asker hazır ola geçtiler. Adam birden: -Gelin bakalım buraya. |