Dimitri'nin atını bağladılar. Dimitri içeri girdi. Bir ocak yanıyordu. Hemen ateşin başına geçtiler. Isınmaya başladılar. Gerçekten buna da şükür ediyorlardı. Sokakta kalabilirdi. Papaza: 

            -Ne zaman geldin? 

            -Bir haftadır. 

            -Bir şey yapabildin mi? 

            -Papazı kandırdım. Ama şu ihtiyar yok mu? 

            -Neyse şu çevreyi tanıyalım o ihtiyarı anansından doğduğuna pişman ederiz. Sen canını sıkma. 

            -Evet. 

            Papaz yerinden kalktı. Hiç bir şey demeden dışarı çıktı. Koşarak Evangelos'un evine geli. Kapıya vurdu. Kapıyı Evangelos açtı. Papaza: 

            -Ne istiyorsun peder? 

            -Şu yeni gelen yaralı... 

            -Eee. 

            -Biraz sıcak su verebilir misin? 

            -Burası hamam mı? 

            -Hayır da evde bulunur. 

            -Bak. 

            İhtiyar Evangelos bir yeri işaret ediyordu. Papaz o yana baktı. Evet gördüğü manzara karşısında hayretler içinde kaldı. İhtiyar kendisine hayvanlara yal verilen kabı gösteriyordu.Merakla ihtiyara dönüp: 

            -Peki ne yapayım onu? 

            -Onu al. 

            -Evet. 

            -Git kuyunun önünde yıka, sonrada içine su koy. Git doğruca yattığınız yere ve suyu kaynat ne yaparsan yap. Zırt pırt da evimin kapısını çalma. Anladın mı? 

            Papaz şaşırıp kaldı. İlk defa böyle bir Ruma çatıyordu. Adamın ne kurulacak Büyük Pontus İmparatorluğuyla ilgisi vardı, Ne de Dimitri'yle. Kimseyi tanımıyordu. 

            Papaz iki elinin arasına başını aldı ve karın üzerine oturdu. İhtiyar: 

            -Hasta mı oldun peder. 

            -Hayır. 

            -Niye oturdun? 

            -Düşünüyorum da ondan. Biliyor musun bu Dimitri denen adam kendini bedava bitiriyor. Düşmanımız olan Türkleri yok etmeye çalışıyor. Eğer bu güne kadar para olarak eline geçeni tutsaydı senin servetin onun yanında deryada damla olurdu. Onun sayasinde malın elinde, barbarlar malını mülkünü elinden almadılarsa onun sayesinde oldu. Sende gelmiş bu adama bir ibrik sıcak suyu çok görüyorsun. 

            -Bak papaz efendi malım hakkında sana bilgi vermek mecburiyetim yok. Ama sana biraz malımın mülkümün hakkında bilgi vereyim. Bu mal mülk benim alnımın teriyle alındı. Senin bildiğin mallar gibi başkalarının sırtından alınmadı. Bu bir. İkincisi senin Dimitri'ne kimse Türkleri öldür demedi. Belkide diyen vardır ama ben demedim.Onuniçin ona bakmak mecburiyetinde değilim. Sen din adamısın baksana Patakos'u öldürmüş. Şimdide oynaş olarak karıyı yanında gezdiriyor. Kilisede sen nikahlarını kıydın mı? Bunlar nasıl karı koca gibi gezerler? 

            Papaz cevap vermedi. İhtiuar Evangelos: 

            -Sen git. Ben birazdan geleceğim. 

            -Peki. 

            İhtiyar kapıyı kapattı. Biraz sonra giyindi. Tüfeğini de eline aldı evden çıktı. Gidip kapıya vurdu. Kapı açıldı. Papaz su ısıtmış Dimitri'nin bacaklarını yıkıyordu. 

            Evangelos bir müddet baktı baktı durdu. Sonrada: 

            -Bana bak efendi. 

            Dimitri başını kaldırdı. Baktı. Evangelos: 

            -Buralara kadar neden geldin? 

            Dimitri başını eğdi: 

            -Galiba gezmeye gelmedim. 

            -Biliyorum ama buraları da karıştırma. Bak ben kimseye benzemem. ben insanın canını alırım. Buralarda kan barut kokusu istemem. Oğluma ne kadar izin verdimse o kadar yaparsın. Git ormanda sen de yat. Etrafımızda bizim komşumuz olan gidip geldiğimiz dertlerimize ortak olan insanlara bir şey yapmaya kalkma seni dünyanın öbür ucuna gitsen bulur yok ederim. Sonrada bu ihtiyar bunamış, bana ne yapacak deme. Yeminle söylüyorum seni ve avaneni yok ederim. Birde zinhar evime ocağıma yanaşma. Eğer bir kötülük düşünürsen seni düşündüğüne bin pişman ederim. Bunada inan benim adım Evangelos. Bu adı hiç unutma buralarda attığın adımını da ona göre ayarla senin derini yüzerim. 

            Dimitri şaşırıp kalmıştı. Evet bu sözleri ancak ve ancak bir Türk söyleyebilirdi. Bu da Türk olmadığına göre bir mana verememişti. Evangelos eğildi. Patakos'un karısına baktı. Sonrada: 

            -Bu hatunun kızıma benzediği söylenirdi doğru imiş. 

            Sonrada Makarios'a döndü: 

            -İşte dostunu buldun. Bir daha bizim kiliseye uğrama. Sen istersen hemen ormana git. Orada bir kilise kurun işinize karışmam. Sadece orada vaaz ver. Cemaatinle orada konuş. Buraları karıştırma. Bakın söylediklerimi yabana atarsanız siz zararlı çıkarsınız. Bunu unutmayın. Bilirsiniz benim hem Türkleden hem de Rumlardan çok dostum vardır. Dostlarım da hatırımı sayarlar. Örnek verecek olursak Gavur Andon iki günde ya kendisi gelir ya da adamlarını yollar. Siz elime geçirir onlara teslim ederim.Hatta oğluma da söyledim. Buralarda bir şey yaparsanız sizi hemen götürtürüm.Ama Türklerle illede mücadele etmek istiyorsanız size bir sınır çizeyim. Buradan gidin. Benim akıllı oğlumu da götürün savaşın ne zamana kadar biliyor musun? Ölene kadar. Ben o zaman size kızmam. 

            Adam çıktı. Tekrar kapıyı açarak: 

            -Benim adım Evangelos. 

            Çekip gitti. Dimitri yanındakilere baktı. İlk defa Patakos'un karısı konuştu: 

            -Bunun evinde çok eskiden beri çalışanlardan birini çağırmak mümkün mü? 

            -Tabi... 

            Hemen zayıf adam dışarı çıktı. Bir müddet sonra geldi. Yaşlı bir kadın vardı yanınıda. Kadın: 

            -Beni çağırmışsınız. 

            Dimitri bir göz etti: 

            Papaz yerinden kalktı. Kadına doğru yürüdü ve kadına: 

            -Söyle bakalım nine kiliseye gider misin? 

            Kadının gözleri büyüdü: 

            -Tabi her hafta hem de hiç aksatmadan. 

            Papaz Makarios birden: 

            -Geçen haftaki vaazı beğendin mi? 

            Kadın elini ağzına götürdü: 

            -Sus. 

            Dedi. Etrafına bakındı. Sonrada konuşmasını sürdürdü: 

            -Susun yoksa büyük bey suyunuzu çıkarır. 

            Dimitri elini salladı. 

            -Kimse bana bir şey yapamaz. Benim adım Büyük Dimitri. 

            Kadın hayretle yerde yatan adama baktı: 

            -Yani sen büyük beyden korkmuyor musun? 

            -Ben kimseden korkmam. Türklerden bile... 

            Kadın alaylı baktı. Dimitri: 

            -Ne o korkar mıyım? 

            -Bilemem. 

            -Alaylı baktın da... 

            -Bana bak ne söylemek istiyorsan açık söyle. 

            -Ben ne senin beyinden ne Türklerden korkmam. 

            -Eh öyle diyelim. 

            -Öyle işte. 

            -Bak sana bir şey sorayım mı? 

            -Sor. 

            -Senin yerin yurdun mekanın yok mu? 

            -Var. 

            -Niye terk ettin? 

            -Ben Burayı teşkilatlandırmaya geldim. 

            -İyi yaptın 

            -Bana bak. 

            -Söyle. 

            -Şu hanım sana bir şey soracak. 

            İhtiyar kadın Patakos'un karısına döndü. Baktı baktı durdu. Sonrada hayret etmiş bir hali yoktu. Kadına Patakos'un karısı bir tatlılık vererek sordu. 

            -Bak hanım sorularıma doğru cevap ver. 

            -Söyle. 

            -Seninle şöyle hanım hanıma konuşalım. 

            Kadın başını salladı. Patakos'un karısı devam etti: 

            -Sen Büyük Pontus İmparatorluğunun kurulmasını istiyor musun? 

            Kadın baktı baktı sustu. O tekrarladı: 

            -İstiyor musun? 

            Yaşlı kadın o zaman: 

            -Ben senin söylediğini anlamadım ki. 

            -Anlatayım. 

            -Anlat. 

            -Şimdi bizim Türklerle bir savaşımız var. Onlar köyleri basıyor, Bir sürü Rumu öldürüyor. 

            -Ama buralarda böyle bir şey yok. 

            -Bizim taraflarda kan gövdeyi götürüyor. 

            -Ee böyle bir durumda bunu beye sormalıyım. 

            -Neden? 

            -Çünkü bey size bir şey soran olursa bana bildirin dedi de onun için. 

            -Peki bey senin kocan mı? Her şeyi ona soruyorsun. 

            Kadın bir iç çekti.Patakos'un karısına: 

            -Ah bende nerede öyle şans. Ben sonra beyin karısı olsam sen beni buraya çağırabilir misin, sen benim ayağıma gelir ve kapanırsın. 

            Bu sırada Patakos'un karısı: 

            -Beyin eski karısı bana benziyor muydu? 

            Kadın gülümsedi ve: 

            -Yok. 

            Tam bu anda bir bağırma duydu kadın. Kulak kabarttı. Dimitri: 

            -Ne oldu? 

            -Beni çağırıyorlar. 

            -Kim? 

            -Beyimizin kızı. 

            -Peki git. 

            Kadın çıkıp gitti. Dimitri yanındaki küçük adama şöyle dedi: 

            -Git. Muhterem Badesake'ye nelerle karşılaştığımızı anlat. Git. Ne hakaretler gördüğümüzü söyle. Sonrada geri gel. 

            -Olur. 

            Dedi adam. Dışarıya çıktı. Atına atladığı gibi doğruca Badesake'nin bulunduğu karargahına doğru yol aldı. 

            * * * * * 

            Dimitri yalnız kalınca kadını ve papazı yanına çağırdı. Kafa kafaya verdiler. Önce Dimitri: 

            -Nereden başlıyalım. 

            Papaz Makarios: 

            -Nereden başlarsan başla bu adam yola gelmez. 

            -Gelecek. 

            -Gelmez. 

            Dimitri kızdı: 

            -Sana ne oldu anlayamadım. 

            -Ne olduki? 

            -Hep bana itiraz ediyorsun. 

            -Ama bu adam yola gelmez. 

            -Bir plan yapalım ki, hem onu yola getirsin, hemde bizim ünümüzü arttırsın. 

            Makarios gülümsedi: 

            -Böyle bir planın var mı? 

            -Tabi. 

            -Söyle. 

            -Şimdi yapacağımız gayet basit. Önce bir çete kuralım. Yani adamlarımızı tesbit edelim. Gidip bu adamın kızını kaçıracak, sonrada bir Türk casus bulalım. Kızının Türkler tarafından kaçırıldığını söylesin. Kızını alabilmesi için Ondan yüklü bir para alırız. Sonrada kızını geri veririz. Bu arada iki tane de Rum köyünü basarız. Oralarda büyük katliamlar yaparız. Bu iş tamam. Adam bizim yanımıza geçer. Bu işte hallour. Hele şu giden adam Badesake'ye haber versin. Hele bir adam dönsün. 

            Akşam güneş batmak üzere idi. Badesake üç adamı yanında geldi. Atından indi. Dimitri'nin bulunduğu binaya girdi. Dimitri: 

            -Bak Badesake... 

            -Söyle. 

            -Baban bana çok hakaretler yaptı. 

            -Bilirim. 

            -Ama ona bir şey demeyecek misin? 

            Adam dudak büktü: 

            -Bilememki. 

            -Ona bir iki kelime söyle. 

            -Olur hemen mi söyleyeyim. 

            -Evet. 

            Badesake dışarı çıktı. Gitti. Evlerinin kapısını çaldı. Kız kardeşi kapıyı açtı. İçeriye girmek istemiyordu. Kardeşine: 

            -Babam nerede? 

            -İçerde. Gelsene... 

            Kız kardeşi o zaman: 

            -Aman abi sende yabancılar gibisin. 

            -Şu babamı çağırsana. 

            -Peki ama kızar. 

            Badesake elini salladı: 

            -Sen çağır. Kız ağabeyini hiç böyle kararlı görmemişti. Tekrar içeri girdi. Biraz sonra da kendisi önde babası arkada kapıya geldiler. Badesake babasına ters ters baktı ve: 

            -Baba neden arkadaşlarıma kötü davrandın? 

            -Kim arkadaşın? 

            -Kim olacak öğleyin gelenler. 

            -Bak oğlum eşkiyadan arkadaş olmaz. Gelir yemeğini yer içer. Biraz geçince bir şey uydurur. Ananı, babanı ve kardeşini öldürür. Onun için dön evine... 

            -Hayır dönmem. Ben bu dava için öleceğim. 

            -Sen rahatsın. Şu çevremizdeki Rum köyleri ve Türk köyleri seni seviyor ve sayıyor. Ben anlamıyorum. Sen se illede eşkiya olacağım diye dayattın. 

            Oğlu babasına: 

            -Senin bugün öğleyin yaptığın hakaret bana idi. İhtiyar adam oğlna baktı ve: 

            -Bak sana verdim izin. Ama benim şartlarımda kaldıkça izinlisin, yoksa bu şartlarımın dışına çıkarsan seni keserim. 

            Oğlu sesini yüksseltti: 

            -Artık seni dinlemiyorum. 

            -Öteki babanı mı dinleyeceksin? 

            Dedi. Bir küfür edip dışarıya çıktı. Adam öyle hırslanmıştı ki, şimdiye kadar babasının küfür ettiğini duymayan kızı şaşırıp kaldı. Adam yalın ayak dışarıya çıktı. Oğluna girişti. Vuruyordu, kocaman adam Badesake, babası vurdukça "dur vurma"dan başka bir şey demiyordu. Adam oğluna vurdukça vuruyordu. Dimitri, Patakos'un karısı ve Makarios dışarı çıkmış seyrediyorlardı. Badesake'nin yüzü kan içinde kalmıştı. Papaz yürüdü. Aralarına girdi. Ve ihtiyara: 

            -Durun artık öldüreceksiniz. 

            Adam papaza baktı. Ona öyle bir vurdu ki papaz olduğu yere yuvarlandı. Öylece kaldı. Evangelos adama: 

            -Bak yavrum sana bir şey söyleyeyim mi? Bu benim evladım, istersem bunu gebertirim. İstersem bunu döverim. İstersem bunu severim. Senin bizim aramıza girmeye hakkın yok. 

            Sonrada kapıda kıpırdamadan duran Dimitri'ye döndü: 

            -Sende hemen evimden uzaklaş, yanına oynaşını almayı da unutma. Sizi burada görmek istemiyorum. Fakat misafir olduğunuz için yarına kadar müsade ediyorum. Yarın sabah buradan hemen uzaklaşın. 

            Dimitri içeri girdi. Patakos'un karısı da içeri girdi. Badesake birden: 

            -Bak baba bunun hesabını soracağım. 

            Adam oğluna kızdı. Bağırarak: 

            -Sen kendini ne sanıyorsun? Eğer benim oğlum olmasan seni bir gecede ortadan kaldırırlar. Sen kendini ne sanıyorsun? İntikam alacaksan buradayım. Hemen harekete geç de gününü gör. 

            Badesake bir şey demedi. Atına bindiği gibi oradan uzaklaştı. .Arkasına bile bakmıyordu. Dimitri Badesake'nin gidişini pencereden seyretti. Öylece pencerenin önünde kaldı. Bu sırada nereden çıktığı belli olmayan bir sürü silahlı adam avluya peydah oldu. Dimitri şaşırmıştı. Gelen adamlardan biri: 

            -Hemen tutup getirelim mi? 

            İhtiyar elini kaldırdı: 

            -Durun istemez. 

            Adamlardan biri: 

            -Bak Evangelos sana bir şey söyleyelim. Senin ekmeğini çok yedik. Seni kardeş bildik. Bizim sen kardeşimizsin. Sana bir şey olursa ben de ölürüm. 

            Karşısındaki genci Evangelos kucakladı. Ona: 

            -Sen amcanı ne sanıyorsun? 

            Bu sırada Evangelos'un güzel kızı koşarak geldi. Bu genci kucakladı. Sonrada saygılı bir vaziyette: 

            -Nasılsın Recep abi... 

            -Teşekkür ederim. Sen nasılsın benim bacım. 

            -Sağol. Meryemden ne haber? 

            -Oda iyi. 

            -Selamlarımı söyle. 

            -Aleyküm selam. Babana anlatamıyorum. 

            -Bende Recep abi... 

            -Bu adamlar kimmiş? 

            -Bilmiyorum. Badesake'nin arkadaşlarıymış. Bize misafir gelmiş. Papazmış. 

            O zaman Recep kıza bağırarak: 

            -Haber gönderdim. Pek yakında bizim adamlardan biri gelir. Bakar. Onu tanır. Eğer o zıkkımlardan biri ise onu yerim. 

            Dimitri bu sözleri duyunca titredi. Düşmemek için kendini zor tuttu. Duvara yaslandı. Patakos'un karısı ona: 

            -Hemen kendini koyverme. 

            -Dinlemedin galiba... 

            -O bir şey yapamaz. 

            -Ne biliyorsun? 

            -Burası İngilizlere çok yakın. 

            -Haklısın. Bir de planımızda buna yer verelim. 

            -Doğru. 

            İçeri girdiler. Yorgundular yatıp uyudular. Sabah oldu. Yataklarından kalktılar. Kapı vuruluyordu. Evangelos kapıyı açar açmaz göründü. İhtiyar adam misafirlerine: 

            -Daha fazla burada durmayın. 

            -Ama neden? 

            -Dün gördünüz değil mi? 

            -Kimi? 

            -Benimle konuşanı. 

            -Evet. 

            -Onun sizi öldürmesine ben engel oldum. Sen hemen avaneni al ve buradan uzaklaş. 

            Bu sırada bir beyaz atlı atını döndere döndere köy yolunda geliyordu. Arkasında dağ bir sürü silahlı adam. Dimitri korkmaya başladı. Rengi kaçtı. Akıllı ihtiyar bunu sezmişti. Dimitri'ye: 

            -Emin ol ki benimle olduğun müddetçe hayatın tehlikede değil.Bir yanlış adım atmadığın müddetle... 

            Atlılar geldiler. Evangelos'un avlusunda durdular. Evet Dimitri az daha küçük dilini yutacaktı. Bu silahlı adamların başındaki Kukusiz'den başkası değildi. Kukusiz atını içeri doğru sürdü. Dimitri'ye doğru bakarak: 

            -Demek sen buradasın ha... 

            Dimitri'nin rengi kaçtı. Evangelos: 

            -Dur Kukusiz. 

            Kukusiz olduğu yerde kaldı. Adam: 

            -Beni bilirsin.  

            -Sana benim ve çetemin canı kurban Evangelos efendi. 

            -Öyleyse dur. Benim yanımda benim avlumda ve benim evimde benim kanatlarımın altına sığınanlara dokunma... 

            -İyi ama onlar sana dokunurlar.  

            -Beni bilirsin ben kuru gürültüye pabuç bırakmam. 

            -Peki sen bilirsin. Gavur Andon'un selamlarını getirdim. 

            -Kabul ettim. Sağolsun. 

            -Sağlığınız için duacı... 

            -Bizde onun sağlığına dua ederiz. 

            -Sağolun. 

            -Selamlarımı söyle. 

            -Emriniz var mı? 

            -Estağfirullah emrimiz değil, ricamız olur. 

            Adamlar geldikleri gibi gittiler. 

            Dimitri ve avanesi de hemen orayı terk edip Badesake'nin yanına gittiler. Badesake oturmuş düşünüyordu. Dimitri'yi görünce ayağa kalktı. Dimitri ona: 

            -Hala baban hakkındaki fikirlerini değiştirmedin mi? 

            -Ne yaparsan seninle beraberim. 

            -İş basit. Yeterki sen he de... 

            -Ben sen ne dersen yaparım. 

            -Peki ilk emrimi veriyorum. 

            -Söyle. 

            -Hemen şu kardeşinin nişanlısını buradan uzaklaştır. Çünkü onun bir ajan olması ihtimali var. 

            Badesake eniştesine döndü: 

            -Hemen burayı terket. 

            Eniştesi gülümsedi. Sonrada Badesake'ye: 

            -Gidiyorum. Senin önemli dostların var. Ama başın belaya muhakkak girecek. O zaman benden yardım bekleme. Bu adama Büyük Dimitri diyorsunuz. Bunun adı Büyük Dimitri değil Küçük Dimitri be... Bu adam korkağın biri, yalancının biri. Bunun gibilerden kahraman olur mu? Bundan ancak korkak olur. 

            Dimitri silahına sarıldı. Badesake onu tuttu: 

            -Dur babamdan kendini nasıl kurtarırsın? 

            Eniştesi atına bindi. Elini salladı. Atına bir kamçı vurdu ve oradan uzaklaştı. 

            * * * * * 

            Dimitri Badesake, Papaz Makarios, Grivas ve Patakos'un karısını çağırdı. Hepsi oradan uzaklaştılar. Durdular. Dimitri: 

            -Şimdi planımızı baştan aşağı konuşalım. 

            -Badesake'ye döndü: 

            -Bak geri döneceksen hiç aramıza katılma. Bu işe hiç başlmayalım. Tamam mı? 

            -Tamam. Sen ne dersen yaparım. 

            -Ben şimdi planımı baştan anlatayım. 

            -Evet. 

            -İtirazı olan hemen söylesin. 

            -Peki. 

            -Bu plan bir hafta sonra uygulanacak. 

            -Evet. 

            -Şimdi senin baban beni, Patakos'un karısını ve Papaz Makarios'u tanıyor. Ama Grivas'ı tanımıyor. Şimdi yapılacak olan gayet basit. Grivas bir Türk çetesi rolüne bürünecek. Hemen sizin evi basacak. Kız kardeşini kaçıracak. Götürecek. Dağlara doğru gidecek. Ona her türlü hakareti yapacak. Böylece Türklere baban kızacak. Neticede bizimle olacak. Böylece düşmanlarımıza baban düşman olunca önce çevre köyleri hallederiz, sonra ise babanı. Böylece bütün servetin sahibi olursun. Bu sırada enişteni de hallederiz. İş biter. Bu plana karşı olan var mı? 

            Dimitri etrafına baktı. Kimseden ses çıkmıyordu. Sonrada arkadaşlarına döndü: 

            -Biz bir haftaya kadar ne yapacağız? 

            Herkes can kulağıyla Dimitri'yi dinliyordu. Dimitri: 

            -Bizde hemen Gavur Andon ile temas kuracağız. Hemen Patakos'un karısı ona gidecek. Bütün dişiliğini göstererek onu ikna edecek. Bunda itirazı olan var mı? 

            Patakos'un karısı: 

            -Yokta bir şeyi anlatmak istiyorum. 

            Dimitri kızarak: 

            -Söyle. 

            -Gavur Andon şimdiye kadar konuşmamış. Yani giden hiç kimseyle konuşmamış. Benimlede konuşmazsa... 

            -Peki gidipte onunla konuşmadan bütün gidenler gelmiyorlar ya. Onunla anlaşıyorlar. 

            -Evet ama. 

            -Aması ne? 

            -Bak söyleyeyim. Gidenlerle elini çırparak anlaşıyormuş.  

            -Sende öyle anlaş. 

            Patakos'un karısı: 

            -Peki. Bir şey daha var. 

            -Söyle. 

            -Ya benimle yatmak isterse. 

            Dimitri elini salladı: 

            -Yat. 

            -Ama sen ne olacaksın? 

            Dimitri elini bir daha salladı: 

            -Sen beni düşünme... 

            Patakos'un karısı durakladı. Dimitri: 

            -Ne oldu yine? 

            -Peki hangi konularda anlaşacağım veya konuşacağım. 

            -Söyleyeyim. 

            -Anlat. 

            -Şimdi konuşacağın konuları anlatayım. İyi dinle. Birincisi Türklere karşı birlikte hareket etmeyi önereceksin. İkincisi bizim plandan hiç bahsetmeden Patakos'un intikamını almaya beraber çalışalım diyeceksin. Üçüncüsü Büyük Pontus İmparatorluğunu kurmak için beraber hareketin elzem olduğunu hangi şartlarda birlikte hareket edebileceğimizi açıklamasını isteyeceksin.Dimitri'nin İngilizlerle birlikte olduğunu isterse kendisininde irtibat kurmasını sağlayabileceğimizi söyleyeceksin. 

Bundan başka sana sorarlarsa sen kendine göre cevap vereceksin. Ama bizim felsefemizin dışında bir şey kabul etmeyeceksin. Seninle gelecek olanları tesbit edelim. Geri basit. 

            -Peki. 

            Hemen o gece Patakos'un karısı yola çıktı. Çok zahmetli bir yolculuktan sonra Gavur Andon'un bulunduğu Hayırsız Dağa ulaştı. Hemen önlerini nöbetçiler kestiler. Onları alıp karargaha götürdüler. Hemen kendilerini bir ateş karşısına oturttular. Adamlar da oturdular. Kadında oturdu. Akşamın soğuğunu yemiş olanlar hemen ısınmaya başladılar. Bu sırada mis gibi bir çorba getirilip misafirlere ikram edildi. Çorbalarını içtiler. Patakos'un karısı: 

            -Beni Gavur Andon'la görüştürün. 

            Orada kendilerine hizmet eden adamlardan birisi: 

            -Önce Kukusiz ile görüş. 

            Patakos'un karıs: 

            -Bu Kukusiz nerede? 

            -Şimdi gelir. 

            Sanki Kukusiz bunların konuşmasını bekliyordu. Hemen ortalığa çıktı. Kadına: 

            -Hoş geldin canavar. 

            Kadın kızdı: 

            -Ne canavarı? 

            -Kocanı öldürenle birliktesin senden büyük canavar olur mu? Belki sen de birlikte öldürdün. 

            Kadın kızdı: 

            -Beni karıştırma. Maria'da aynı şeyileri söylüyor. Benim öyle şeylerle ilgim yok. 

            -Ama Patakos'u öldürenle birliktesin. 

            -Peki neden birlikteyim? Onun kaşına gözüne mi hayranım. 

            -Niçin birliktesin? 

            -Büyük Pontus İmparatorluğunu kurmak için. 

            Genç adam gülümsedi: 

            -Demekki öyle. 

            -Ne olduki? 

            Kukusiz elini salladı. 

            -Bak güzel hanım, Dimitri Büyük Pntus İmparatorluğunu kuramaz. Ancak kandan bir göl kurabilir. Sen akıllı bir kadınsın. Ona inanıyor musun? 

            -İnanıyorum veya inanmıyorum ne farkeder. Sen şimdi beni götür şu Andon ile görüştür.  

            -Üşümez misin? 

            -Gavur Andon'la görüşmemin ne ilgisi var üşümeyle. 

            -Bak anlatayım. Sen onunla bir evde görüşmeyeceksin. Sen onunla karlı dağların üstünde görüşeceksin.  

            Kadın ayağa kalktı: 

            -Gidelim. 

            Kukusiz de yürüdü. Kadın onu takip ediyordu. Giderken kadın: 

            -Patakos seni çok severdi. 

            -Biliyorum. 

            -Ama sen onun yardımına koşmuyorsun. 

            -Nasıl koşayım? 

            -Bilmem. Ama istersen yardım edebilirsin. 

            -Nasıl? 

            -İkisinin arasını bularak sen bu işi ayarlarsın. 

            -Bana bak. 

            -Söyle. 

            -Andon'un bir özelliği vardır kimseden emir almaz. Kimsenin sözüyle bir iş yapmaz. Bundan emin ol.  

            Bu konuşmaları uzayacaktı ki birden kayalığa geldiler. Kadın ileri baktı. Hayretler içinde kaldı. Çünkü görüldüğü gibi kayalıklarda heykel gibi bir adam duruyordu. Bu adam galiba Gavur Andon'du. Sırma gibi bir boyu vardı. Kadın baktı kaldı. Biraz yürüdüler.Kukusiz kadına: 

            -Burada dur. 

            Yere eğildi. Bir çizgi çizdi. Kadına: 

            -Bu çizgiyi geçme. Sorulanları iyi düşün bir kerede cevapla.Senden isteğimiz bu. 

            -Peki. 

            Sonrada heykel gibi duran Gavur Andon'a döndü: 

            -Başlayalım mı? 

            Gavur Andon iki elini birbirine vurdu.Kukusiz: 

            -Başlıyoruz. 

            Kadına döndü: 

            -Kim tarafından gönderildin? 

            -Büyük Dimitri tarafından. 

            Kukusiz ikinci soruyu soracaktı ki birden: 

            -Sen dur Kukusiz. 

            Evet bu konuşan Gavur Andon'du. Geri döndü. Kadına: 

            -Hanım söylediklerimi düşün bir kerede cevaplandır. 

            Evet düzgün bir Rumca ile konuşuyordu. Aralarında şu konuşmalar geçti: 

            -Niçin geldin? 

            -Büyük Dimitri ile birleşin. 

            -Ben korkakla adamlarla birleşmem. Ben kalleş adamlarla bileşmem.Ben ekmeğini yediklerine ihanet edenlerle birleşmem.Hatta senin de bir olmaman gerekir. Ama sen kocanı gömmeden bir oldun. Kızın Palegeos'un elinde kaldı. Şimdi de bana gelmiş Dimitri ile birleşmemi istiyorsun. Onunla niye birleşeyim? Türklere Büyük Patakos'un stratejik önemi olan çiftliğini teslim ettiği için mi, Patakos'un çiftliğinde o kadar masum insanın öldürülmesini sağladığı için mi? Ben bunu asla yapmam. Bunu bilmeni isterim. Benim adım Gavur Andon. Ama benim bir özelliğim var. Ben ırza geçmem. Kimseyi suçsuz cezalandırmam. Bana kötülük yapmayanlara kötülük yapmam.Kadına dokunmam. Türklere merhamet etmem. Benim özelliklerimin bütün aksi de bu Dimitri'de var. Ben onunla nasıl birleşirim? 

            Adam sustu. Kadın bu susmadan faydalanarak: 

            -Ama Dimitri şimdi yeniden toparlanıyor. 

            Adam bir kahkaha attı: 

            -Ne yapabilir ki Türklerden kaçtıktan sonra... 

            -Orada yine teşkilatlanacak. 

            -Teşkilatlanamaz 

            -Neden? 

            -Çünkü orada herşeye engel olabilen Evangelos gibi bir pislik var. Onun için yapamaz bir şey. 

            Kadın tereddüt etti. Dimitri hiç bir şey anlatma demişti. Ama baksana Gavur Andon'da Evangelos'a kızıyordu. Emin olmak için: 

            -Bu Evangelos'u ben sevmedim. 

            Gavur Andon: 

            -Ben de sevmem. İlk elime fırsat geçerse onu öldüreceğim. 

            Kadın tereddüt etti durdu. Gavur Andan'a: 

            -Ama o bir Rum. 

            Gavur Andon kendisinden emin: 

            Onu öldürmem için bir çok sebep var. Ama biri yeterde artar bile. Bunlardan biri çok iyi bir Türk dostudur. İkincisi orada teşkilatlanan adamlarımıza hiç hak tanımayor. Her gün bir bahane uydurup engel oluyor. 

            O zaman kadın bunun Evangelos'un düşmanı olduğuna inandı. Gavur Andon'a: 

            -Eğer bir olursak bunu hemen sağlarız. 

            -Nasıl? 

            -Basit. 

            -Anlat hele. 

            -Bir planımız var. 

            -Nasıl? 

            -Türklere karşı gelmesi vede bizim çalışmalarımızı engellememesi için onun kızını kaçıracağız. O zaman bize uyacak. 

            -Ne zaman? 

            -Bir hafta sonra. 

            -Peki bunu becerebilecek misiniz? Çünkü o hin oğlu hindir de ondan.Bunun önüne nasıl geçeceksiniz. Adamları da çoktur. Hem Rumlardan hem Türklerden. 

            Patakos'un karısı akşam yaptıkları planı olduğu gibi anlattı. Gavur Andon başını sallıyordu. Anlatması kadının bitince Gavur Andon: 

            -Ben şimdiye kadar hiç mi hiç ortak iş yapmadım. Ama senin bu konuşmalarından sonra Dimitri'nin büyük insan büyük bir dahi olduğuna inandım. Bunun için onunla ortaklığı kabulleniyorum. Yalnız bir şey var. Ben şimdi sana güvenerek ortaklığa giriyorum. Eğer bana bir oyunu Dimitri'nin olursa o zaman seni karşıma alır, köpeklere yem yaparım.Anlaştık mı? 

            Kadın başını salladı. 

            Gavur Andon ayağa kalktı. Patakos'un karısı da ayağa kalktı. El ele tutuştular. Ve kadın sevinerek oradan ayrıldı. 

            Kadın adam ayrılır ayrılmaz Kukusiz'i Gavur Andon çağırdı. Onunla gizlice bir şeyler konuştu. Gavur andon da gecenin karanlığına karıştı. 

            Sabah olmuştu. Kukusiz yorgun argın döndü. Geldi. Gavur Andon'un yanına gitti. İçeri girdi. Onunla yine bir şeyler konuştu ve dışarı çıktı. Adamlarının yanına geldi adamlarına: 

            -Yorgunsunuz ve bu gece çok iş başardınız haydin bakalım gidin yatın. 

            -Peki. 

            Adamları doğruca yataklarına gittiler. Gayeleri gecenin yorgunluğunu atmaktı. 

            * * * * * 

            Evangelos'un avlusu doluydu. Bütün etrafta bulunan çete artıkları orada toplanmıştı. Dimitri atının üzerinde bir o yana gidiyor, bir bu yana koşturuyordu. Sonrada gelip Evangelos'un karşısında atını durdurdu. Ona: 

            -Bak görüyor musun senin iyi Türklerinin yaptığını? 

            Evangelos Dimitri'ye baktı. Sen haklısın diyordu sanki. Dimitri Evangelos'a: 

            -Sen diyemiyorsun ama ben diyeyim. Ben haklıyım. Baksana düne kadar bizim çetelerimize karşıydın. Hani Türkler kız kaçırmıyorlardı. Kızının ırzına geçerseler görürsün.  

            Evangelos sustu. Hiçbir şey demeden Dimitri'ye baktı. 

            Diğer tarafta Evangelos'un kızı Marikaa'nın nişanlısı Sava büyük bir ağacın altında ağlıyordu. Ayılıp bayılıyordu. Dimitri atını o yana sürdü. Sava'nın ağladığı yerde durdurdu. Ona: 

            -Ya. Türklere casusluk yapmanın bedelini iyi ödedin mi? 

            Sava ayağa kalktı. Tabancasına sarıldı. Dimitri çok korkmuştu. Şimdi bu deli belkide tetiğe çökebilir. Ama düşündüğü olmadı.Çünkü Sava'nın arkadaşları ona müsade etmediler. İhtiyar adam yerinden kalktı. Yürüyerek eniştesinin yanına geldi. Evangelos'un geldiğini gören Sava ayağa kalktı. İhtiyar adam: 

            -Bak oğlum Sava seni öz oğlum Badesake'den çok severim. Ama sana burada ağlamak yakışmıyor. 

            Burnunu çeken Sava: 

            -Nasıl olur? Böyle namuzsuzluğu bu kadar iyilikle baktığın adamlar sana nasıl yapabilir? Bunu anlamıyorum. 

            -Anlarsın. Ama acele etme. Ne derler insanoğlu çiğ süt emmiştir. 

            Herkes ihtiyarı dinliyordu. İhtiyar etrafına baktı. Dimitri atının üstünde dimdik duruyordu. Sonrada ihtiyar: 

            -Böyle şeylerde fevri hareket etme. Belkide şu Tüklerden kaçan çete bozuntuları da kaçırmış olabilir.  

            Adam bağırarak şunları konuşmasına ilave etti: 

            -Belki de bu işi Dimitri ve benim oğlum Badesake ayarlamıştır. Bunun için biraz bekle. Bunu kaçıranlar nasıl olsa durumu bize bildirecekler. O zaman öğreniriz. Hem sen ağlama. Türkler kaçırdı ise benim dostlarıma haber göndeririz, hemen kızımı gönderirler.  

            O zaman bir atlı hızla kalabalığa doğru geldi. Evangelos onu tanımıştı. Hacı İlyaslardandı ona doğru gitti. Herkes de koşarak geldi. Atlının etrafını çevirdiler. Atlı atından indi. Koşarak Evangelos'a geldi. Eline sarıldı. Öptü. Herkes şaşkın şaşkın ona bakıyordu. Adam heyecanlı idi. Bu halinden belli oluyordu. Evangelos'a: 

            - Koca Hacı'nın Mustafa'nın selamı var. Benim kızımı kaçırdılar Bunun için o Rumların tarafını arasın ben ise Türkleri araştıracağım. Bir şey bulursanız haberleşelim diyor.  

            İhtiyar adam başını salladı: 

            -Olur oğlum. 

            Adam atına bindi geldiği gibi gitti. 

            İhtiyar giden atlının peşine hala bakıyordu. Sonrada gülümsedi.Belliydiki bir şey düşünmüştü. Orada bulunanlara dönüp: 

            -Şimdi ne diyeceksiniz? 

            Dimitri iki yol var, diye içinden geçirdi. Bunu söulemeye karar verdi.Öksürdü. Herkes Dimitri'ye baktı: 

            -Şimdi iki yol var. Birincisi Türkler hala bizden korkuyorlar. Çünkü yalnız senin kızını kaçıramıyorlar. Yanında o Türkün de kızını kaçırıyorlar. Böylece namuslarını kurtarıyorlar ve kaçırma işini Rumların yaptığı havasını yayıyorlar. 

            -Peki senin dediğin doğru diyelim. 

            Dedi Evangelos, aynı şeyleri Rumlar yapamaz mı diye içinden geçirdi. Bu düşündüklerini orada bulunanlara söyledi. 

            -Peki aynı şeyleri Rumlar düşünemez mi? 

            -Hiç bir Rum babayiğidi böyle şey düşünmez. 

            İhtiyar gülümsedi: 

            -Sen ne diyorsun? 

            -Hiçbir Rum babayiğidi böyle düşünmez. 

            -Bak Dimitri seni bilmesem bunu bana yuttururdun. Ama seni iyi tanınıyorum. Türklerden sen kaçıyorsun. Yani ricat ediyorsun. Geldin buralara buraları karıştırıyorsun. Sen gelene kadar buralarda kavga, gürültü, adam vurma, adam kaçırma gibi hadiseler olmazdı. Çünkü ben Rumlara Hacı Mustafa da Türklerin böyle bir şey yapmasına müsade etmediğine göre bu işi Rumlarda yapabilir. 

            Dimitri adamlarına bağırdı: 

            -Ey arkadaşlarım haydin. 

            Atını sürdü. Sonrada orada bulunanlara: 

            -Biz adamın kızı için uğraşıyoruz burada bulunanların hepsi canlarını başlarına takmış bu işle uğraşırken o bizim hakkımızda neler düşünüyor. Bunun için ben gidiyorum. Gelenler gelsin. 

            Dimitri atını sürdü. Arkasından birkaçyerli Rum bir de Patakos'un çiftliğinden gelenler gittiler. Badesake duruyordu. Evangelos oğluna doğru gitti. Oğluna: 

            -Bana baksana. 

            Oğlu başını kaldırdı: 

            -Ne var baba? 

            -Sen gitmiyor musun? 

            -Hayır. 

            -Senden özür dilerim baba. 

            İhtiyar adam hayretle: 

            -Neden? 

            Diye başını salladı: 

            -Baba. 

            İhtiyar elini kaldırdı. 

            -Dur. 

            Badesake konuşmadı. İhtiyar: 

            -Konuşacaksan eve gel. 

            İhtiyar önde, Badesake arkada eve girdiler. İhtiyar kapıyı kapattı. Oğluna döndü: 

            -Söyle şimdi. 

            -Baba senden özür dilerim. 

            -Neden oğlum? 

            -Artık sen ne dersen onu yapacağım. 

            İhtiyar başını salladı: 

            Sağol. O zaman işlerin daha iyi olacak. Bak oğlum benim iki ayağımın biri mezarda. Bugün olmadı yarın öleceğim. Bu kadar malı bu kadar mülkü olan bir insan bir çulsuzun peşine olmayacak hayaller için düşer mi? Opatakos denen bir Rum zengininin yanaşmasıydı. Patakos onu yüceltti. Büyüttü. Sonra ne oldu? Kırptı sirkatini söyler anlamı hemen adamı öldürdü. Karısına sahip oldu. Oğlum benim sana bir tavsiyem var. Eğer uzun yaşamak istersen, Eğer hürmet istersen şunu aklından çıkarma ki senden değerli adamlarla beraber bulun. Gidip itle köpekle bir olma. Bu adam eşkiya bile değil,eşkiyanın bir namusu vardır. Biz öyle eşkiyalar gördükki bunun gibi davrananına raslamadık. Bundan uzak dur. Ama merak ettiğim bir konu var. O da ne bilir misin? 

            Oğlu safsaf babasına baktı: 

            -Bilemiyorum ki. 

            -Öyleyse söyleyeyim. 

            Oğlu merakla: 

            -Biraz çabuk ol. 

            -Sen gittiğin doğru dediğin yoldan neden hemen geri dönüyorsun. Bunun sebebi ne? 

            Oğlu düşündü sonrada. 

            -Biraz önce seni dinledim. Sana inandım. Çünkü anlattıkların hep doğru. ve akla mantığa yatkın.  

            Adam bir daha gülümsedi.  

            -Öyle olmasaydı bu kadar millet deli değil ya babanı dinlesinler. Baban elbette akıllı adam olacak. 

            Adam gülümsedi. Etrafına bakındı. Sonrada oğluna dönüp: 

            -Bana baksana ev bomboşmuş gibi geliyor bana... 

            Adamın oğlu babasına baktı ve: 

            -Baba elbette bomboş. 

            -Ama kız kardeşiniz olsaydı burası böyle viranelik mi olurdu? 

            Badesake ağlamya başladı. Babası kızarak: 

            -Ulan ne sulu gözlüsünüz öyle. Bugün bir sen bir enişten durmadan ağlıyorsunuz. Ne utanmaz adamsınız öyle. Ulan sizden eşkiya olur mu? Karı gibi adamlarsınız. Bu kadar ormanda nasıl durdunuz? 

            Oğlu babasına döndü. Sonrada sana bir şey anlatacağım ama bana kızmayacağına söz ver demek içinden geçti. İhtiyar adam gülümsedi. Oğluna müşfik bir eda ile sarıldı. Onu öptü. Oğluna: 

            -Bak oğlum. 

            -Söyle baba. 

            -Sanan darılacak olsam şimdi seninle konuşmazdım. 

            -Ne yaptım ki? 

            -Beni dinlersen anlatayım. 

            -Buyur. 

            Baban seni döğdü. Sonrada sen hırsla ormana gittin. Orada bir plan hazırladınız. Grivas denen Rum Türk çetesi kılığına girecek, kızımı kaçıracaktınız. Bunu da çok çükür yaptınız. Sonrada beni Türklerle karşı karşıya bırakacaktınız. Birincisi oldu. Tabi Dimitri veya adamları yaptı demiyorum. Biraz bekleyin. İş anlaşılır. Nasıl olsa bunu yapan bize haber verir. 

            Oğlu heyecanla: 

            -Ama kesin olarak Dimitri yapmadı. 

            -Ne biliyorsun? 

            -Çünkü Grivas ormanda. 

            Adam gülümsedi: 

            -Sen bilmezsin. Onda ne Grivaslar vardır bilir misin? 

            -Bilemem tabi. 

            -Daha gençsin öğrenirsin. Haydi şimdi arkadaşlarına dön. 

            -Hayır baba ben senin yanında kalıyorum. 

            -Ama bu senin için tehlikeli olur. 

            -Olsun. 

            Hemen dışarı çıktı. Adamlarını aldı. Doğruca ormana gitti. Dimitri bir ağacın altında duruyordu. Ortağının geldiğini görünce ayağa kalkarak ona doğru geldi. Badesake: 

            -Dimitri artık ortaklığımız sona erdi.  

            Dimitri o zaman: 

            -Başlatmak senin elinde de, ayrılmayı sen yapamazsın. 

            -Ben yaptım bile. 

            -Peki kızkardeşin ne olacak? 

            -Daha sonra onu babamla hallederiz. 

            -Hemen böyle karar verme... 

            -Bana bak. Babam senin için güvenilir adam değil demişti.Onu reddettim. Ondan ayrıldım. Sana inandım. Bana sen öleceksin desem hemen ölürdüm. Ama artık sana ve adamlarına inanmıyorum. 

            Dimitri o zaman: 

            -Ama neden? 

            -Biz bu kaçırma işini dört kişi konuştuk. Sen, ben, Patakos'un karısı ve Grivas. Ama benim kız kardeşim kaçırıldı. Türkler ve başka bir Rum çetesi bu işten haberdar oldu. Onun için senin etrafın casus dolu. Seninle iş birliği yapmam. 

            Dimitri o zaman Badesake'ye: 

            -Bana bak benden şüphelenme. Bütün gece bir saniye olsun senden ayrılmadım. Fakat şüphelendiğin biri var mı? 

            -Seninle biz bir olduğumuza göre arkada iki kişi kalıyor, o zaman onlardan biri. 

            Dimitri başını çevirip etrafındakilere baktı. Evet Grivas olamazdı. Çünkü onu defalarca denemişti. Ama Patakos'un şom ağızlı karısı yapabilirdi. Dimitri onlara döndü: 

            -Hanginiz hangi şeyi yaptınız? 

            Grivas kadına kadın da Grivas'a baktı. Dimitri: 

            -Bir yerde bir şey konuştunuz mu? 

            Kadın başını eğdi. Dimitri: 

            -Kadın konuş bir ey konuştunuz mu? 

            Patakos'un karısı o zaman: 

            -Planımızdan şöyle üstün körü bahsettim.  

            O zaman Badesake Dimitri'ye döndü: 

            -Hani bilen yoktu. Hani bunlara güvenilirdi. 

            Busefer kadına dönen Dimitri: 

            -Seni cezalandıracağım. 

            Kadın şaşkın: 

            -Bunu ciddi söylemiyorsun değil mi? 

            Dimitri burnundan soluyordu: 

-Ciddi söylüyorum. Seni en şiddetli şekilde cezalandıracağım. Sana bunun hesabını soracağım. 

            Grivas'a döndü: 

            -Bunun ellerini ayaklarını bağla. 

            Grivas söylenen emri yerine getirdi. Patakos'un karısı: 

            -Yapma ne olursun Grivas. 

            Rumların iştahı yerine gelmişti. Bir tarafta kadın bağlanırken bacakları görünüyorve Rumlar şehvetle kadının bacaklarına bakıyordu. Badesake birden: 

            -Bunu bana bırakın. 

            Dimitri Badesake'ye: 

            -Al senin. 

            Bir kahkaha atarak: 

            -İstediğini yap. 

            Atından indi kadına doğru yürüdü. Dimitri: 

            -Haydi Badesake ye onu... 

            Diye bağrdı. Kadın Badesake'nin gelişinden korkmuştu. Badesake: 

            -Seni lime lime keseceğim. Senin derini yüzeceğim. Sen benim kız kardeşimi Türklere kaçırtırsın ha... Seni mahafedeceğim. Bunu konuşurken ne demiştik. Namussuzluk yok dememiş miydik. Dört kişinin arasında kalacak dememiş miydik. Seni mahafedeceğim. 

            Birden durdu.Sonrada orada bulunanlara: 

            -Hayır ben mahafetmeyeceğim.  

            Dimitri merakla: 

            -Ya kim mahafedecek? 

            Badesake gülümsedi: 

            -Babam mahafedecek. 

            Dimitri o zaman: 

            -Babana iyi bir yem buldun. Bu şen bir duldur. Götür onu götür de ırzına geçsin. 

            Patakos'un karısı tiksinti ile Dimitri'ye baktı. Kızı aklına geldi. Zavallı kızı ne demişti. Bu adam seni bir elbise gibi görüyor. Bir gün eskidin diye atar demişti. Nasıl da kızını dinlememişti. Hiç değilse şimdi çiftliğinde rahat rahat otururdu. Kızı da yanında olurdu. İhtiyarı düşündü. zalim birine benziyordu. Tipi de tipe benzemiyordu. Şimdi ne yapacaktı. Kaçmasına imkan yoktu. Sadece bir ümidi vardı. O da bütün dişiliğini göstererek bu işi ayarlayabilirdi. 

            Sava ile yanındakiler geldiler. Kadını tuttukları gibi hemen atın üstüne attılar. Kafile oradan uzaklaştı. 

            Karargahtan epey uzaklaşmışlardı ki Sava Badesake'ye: 

            -Bana bak. 

            Badesake atını durdurdu: 

            -Yine ne var? 

            -Babamın huzuruna bu kadını böyle götürmemiz olmaz. 

            -Neden? 

            -Babam ne derdi. Kadınlara hürmet etmek gerekir. şimdi zavallı kadını Dimitri gibi götürürsek olur mu? 

            Badesake: 

            -Doğru diyorsun enişte. 

            Hemen kadının ayaklarını çözdüler. Kadın rahatlamıştı. Evet Dimitri'nin yanındakinden daha az hakaret göreceğine inanmıştı. Sava: 

            -Ayaklarını çözdük şimdi kollarını da çözelim. 

            Badesake: 

            -Olur mu? 

            -Niçin olmasın? 

            -Yahu sen deli misin. Bu kadın bir casus. 

            -Olsun. 

            -Ya kaçarsa. Bana bak ya kaçarsa. 

            Sava o zaman: 

            -Bütün masuliyet benim. 

            -O zaman olur. 

            Kadının kollarını da saldılar. Sava kadının arkasına geçti. Önünede birkaç atlı geçti. Atlarını sürüp gittiler. 

            Evangelos bir atlı grubunun evine doğru geldiğini görünce durdu. Bu atlı grubunda bir de kadın görülüyordu. Adam merakla gelenleri beklemeye başladı. Biraz sonrada yanına geldiler. Badesake: 

            -Baba işte casusu yakaladık. 

            Kadına baktı. İhtiyar: 

            -İyi. 

            Sonrada yanında duran damadına: 

            -Onu içeri al. 

            Oğluna döndü: 

            -Sende git şu bizim papazı çağır. 

            Oğlu atını kiliseye doğru sürdü. Adam kadının peşinden yavaş yavaş içeriye girdi. Damadı duruyordu. Kadın oturmuş bekliyordu. Evangelos içeri girer girmez Kadın ayağa kalktı. Adam el etti: 

            -Otur. 

            -Kadın birden: 

            -Bana ne yapacaksınız? 

            İhtiyar gülümsedi: 

            -Sana ne yapabilirim ki? 

            -Ne bileyim. Papazı getirtiyorsun da... 

            Adam gülümsedi: 

            -Ne korkuyorsun. Seni öldüreceğimimi sanıyorsun. Ben erkek adamım. Senin yanındaki hırdoboza benzemem. 

            Kadın cevap vermedi. İhtiyar: 

            -Papazı niye getirtiyorum biliyor musun? 

            Kadın bağırarak: 

            -Elbette biliyorum. 

            -Neden? 

            -Beni öldürteceksin. 

            Evangelos kadına: 

            -Ben öyle şeyleri yapmam. Bunu bilmeni isterim. 

            -Ya niçin getirteceksin? 

            Şakacı bir adam olan Evangelos: