|
Eğer bir mucize olmazsa. Onu öldürecek kadar vaktin olduğunu sanmıyorum.
Şimdi varsa biliyorsan son duanı yap. Seni papaz bozuntusu seni.
O zaman papaz kılıklı adam: -Türkler durmadan yorulmadan bizim insanlarımızı öldürsün siz onlar bizim insanlarımızı öldürdükten sonra onlara uşaklık yapın kapılarını tutun bekleyin. Bizler Büyük Yunanistan'ı kuracakken sizler bizim ayağımıza bağ olun. Barbarlarla birlik olarak bizlerin çalışmasına engel olun. Evet bizler ölüyoruz ama sizler de öleceksiniz. Sizin onlarla iş birliği yaptığınıza sizi pişman edecekler de var. Bunu unutmayın. Laskaris bir kahkaha attı. Papaza: -Kimler intikamınızı alcak söyleyin de onlara haber salalım. -Önce Büyük Dimitri alacak intikamımızı. Laskaris gülmeye devam etti. -Neden gülümsüyorsun? -Ona inanma. -Neden? -Çünkü o Patakos'un güzel karısıyla gönül eğlendiriyor. bir insan evin tadını aldımı onun işi tamam. O bir daha savaş yapamaz. Bir insan karının sıcak yatağına girdimi Bir daha toprakta yatamaz. Ve bir insan bir kere sevdimi sevdiğini kolay kolay terk edemez. Bunun için sizin intikamınızı o alamaz. Siz şimdi ondan medet ummayın. Eğer başka birisi varsa onu bilemem. Laskaris onun yanına gitti. Ona: -Ne dersin başka biri var mı? Papandro yüzüne tükürdü. Laskaris elinin tersiyle yüzünü sildi. Daha yanaşıp yanına durdu. öyle şiddetli bir tokat attı ki, Papandro'nun yüzü kıpkırmızı oldu. Laskaris: -Başka var mı? -Var. -Kim? -Türklerin canavarı. -Kim bu? -Kim olacak Gavur Andon. Laskaris güldü ve ona: -Yanına gideceğim, o zaman bu vasiyetini ona ulaştırırım. -Senden bir şey istemiyorum. Sadece yapabilecek yürek varsa tek bir şey istiyorum. Laskaris ona eğilip bakıp: -Söyle bakalım nedir bu? -Sende yürek yoktur ki. -Ne yüreği? -Benim söylediğimi yapacak yürek yoktur. Her kes buz gibi yüzündeki ifadeyle bunları dinliyordu. Papaz kılıklı Papandro: -Ne dersin sende yürek var mı? -Söylemeden sana bir şey diyemem. -Öyleyse söyleyeyim. -Söyle bakalım. -Çek silahını. Laskaris söylediğini anlamıştı. Ama anlamamazlıktan gelerek bir daha sordu: -Neden? -Vur beni. Laskaris başını iki yana salladı: -Hayır. -Bana işkence yapma. -Dur. Hemen Laskaris yürübdü. Kenarda bulunan Rumların yanına gitti. Onlara: -Arkadaşlar bu adam silahla vurun beni öldürün diyor. Siz ne diyorsunuz. Adamlar koro halinde bir ağızdan: -İşkence ile öldürülsün. O zaman Papandro yalvarır gözlerle Yusuf'a baktı. Yusuf yerinden kalktı. Gidiyordu ki Papandro: -Bir dakika efendi. Yusuf durdu. Yarım geri döndü. Adam: -Bir dakika konuşalım. Geri dönüp yanına geldi. Papandro: -Bak efendi ben gerçekten bir çete reisiyim. Şimdi beni salsan önüme gelen ilk Türk köyünü basarım. İsterse suçsuz olsunlar isterse suçsuz. Onun için senden beni ölümden kurtar demiyorum. Zaten bunu söylemeyede hakkım yok. Fakat son nefesindeki bir adamın senden bir isteği var. Bunu yap. -Nedir? -Çek silahını beni vur. Yusuf durdu. Aniden silahını çıkardı. Tetiğe dokundu. Ama orada bağlı adamı vuramamıştı. Çünkü bunu bekleyen Laskaris yanı başında olduğundan o tetiğe dokunurken elini itmişti. Yusuf yanındaki Laskaris'e döndü: -Neden böyle yaptın? -Seninle bir anlaşmamız var. -Nasıl? -Bu bizim gerisine karışmam. -Ama biz harpteyiz. İşkence ile bir esirin öldürlmesi doğru mu yani. Laskaris eliyle köyü gösterdi ve: -Biz harpteyiz. Ya şu köydeki çocuklar ve kadınlarda mı harpte. Neden bu adam bunları öldürdü. Beni ölodürse kızmam çünkü ben onun düşündüğünü düşünmem. Ama bunu işkence ile öldüreceğim. O zaman biraz hafiflerim. Bana karışmaman gerekir. Sonrada bağlı duran adamları gösterdi. -Bunlar için bir şey demem. Bunları istersen sal, ister kurşunla canını al. Yusuf hiç bir şey demedi. Yüürdü ve gitti. Ağaçlar arasında kayboldu. Laskaris Papandro'ya döndü: -Şimdi söyle nasıl bir işkence istersin. Adam bir daha tükürdü yüzüne ve: -Sen can düşmanımız bir Türk kadar bile olamadın. O zaman Laskaris gülümsedi. -Evet onuun kadar olamadım. çünkü o seni tanımıyor. Ben de seni tanımıyorum ama çete reisliğinde neler yaptığını biliyorum.Bunu ben bildiğim için seni tek kurşunla götürmek istemiyorum. Şimdi sana soruyorum. Türklere yaptığın işkenceden mi yapayım, yoksa bizim Rumlara yaptıklarından mı yapayım. Onu öğrenmek istiyorum. -Sen benim dediğimi yapmadıktan sonra istediğini yap. O sırada bir kafile göründü. Bu değirmen köyünden olan bir atlı kafilesiydi. Atını meydana sürdü. Eyledi. Atının üstünden köye doğru baktı. ağlamaktan gözleri kıpkırmızı olmuştu. Etrafındakilere baktı ve: -Şu köye yapılan mezalimi eğer Türkler yapsalardı bu kadar üzülmezdim. Çünkü düşmanımız diye geçerdim. Ama bunu yapanlar malesef bizden, kanımızı taşıyanlarve bunu yapanlar tüm Rumları bir bayrak altında toplayacak olan ve Büyük Pontus imparatorluğunu kuracak olanlar Durdu. Etrafına bir göz gezdirdi. Sonrada: -Evet büyük bir şey yaptılar. Adı imparatorluk değil ama mezarlık. Toplu katliamlar sonunda büyük bir mezarlık kurdular. Atını büyük dut ağacına bağlı olan Papandro'ya sürdü. Ona şiddetli bir tekme attı: -Şu üstündekileri bari çıkar. Sonrada orada bulunanlara döndü: Bu adam yaptıklarını hıristiyanlık adına yapıyor. Buna bu izini kim veriyor acaba. Hıristiyanlık adam öldürmemidir. Yoksa ırz düşmanı, namus düşmanı hain Dimitri mi veriyor bu izni. Türkleri sevmem. Şimdiye kadar onlara bir sürü zulüm yaptım. Kim için o hain Dimitri için. Ama Türklerden hiç de bir şey görmedim. Malesef bizi bu zulümden kurtarmak için gelenlerden bazıları da mı Türk. İşte sevmediğim Türklerin bir atasözü vardır. Besle kargayı pysun gözünü derler. Malesef Patakos denen adam Dimitri'yi besledi. Sonunda malını mülkünü ve o çok sevdiği karısınıda elinden aldı. Bu yetmiyormuş gibi canınıda verdi zavallı. Gittim. Nereye derseniz şu Dimitri melanetinden bizi kurtarsın diye, Andon Bey'e gittim. En muteber adamı siz gidin o sizi kontrol eder eğer doğruysa söyledikleri size yardım eder diyor. Bu arada papaz kılıklı adam sövüyor sayıyor duruyordu. Laskaris güldü. Gelen adama: -Buna ne yapalım? Adam donuk gözlerle baktı: -Bilemem. Ama muhakkak bize yaptıklarını yapın. -Bizde öyle düşünüyoruz. Laskaris adamlarından ikisini çağırdı. Adamları koşarak geldiler. Laskaris onlara: -Bizimkine birinci planı uygulayın. Adamlar hemen etrafta buldukları iki kazığı aralarında on metre olmak üzere yere çaktılar. Kolları ve vücudu asırlık dut ağacına bağlı olarak duran Papandro'nun gözleri kocaman kocaman oldu. Demek bu adamlar kendisine işkence yapacaklardı. Biraz önceki Türklerin lideri de ortadan kaybolmuştu. Evet Rumların bu çete reisi ölmekten değil, işkenceden korkuyordu. Şu işkenceyi yapmasalar ölmek onun için mesele değildi. Laskaris'e: -Beni öldür. -Öldüreceğim. -Ne olur işkence etmeden öldür. -Sen olsan işkence yapmadan öldürürmüydün. Bunun imkanı yok. eğer öyle yaparsam, orada bulunan türkleri gösterdi, bunlar benim Rumluğumdan şüphe ederler. -Bana işkence etme. -Sana öyle işkence edeceğim ki, hem Patakos'un, hem Yorgias'ın, hem de Palegeos'un oğlunun intikamını alacağım. -Bu söylediklerinden benim sadece Yorgias'ın ölümünde suçum var. diğerlerinin ölümüyle benim ne ilgim var. -Belki onlarıda sen öldürmüşsündür -Hayır. Düşün bir kere.... -Bir kere değil bin kere düşündüm. Ama sonuçta seni işkence ile öçldürmeye karar verdim. -Siz Rumsunuz.bari bana kıymayın. -Bu köylüler Rum değilmiydi, Patakos Rum değil miydi, yoksa Palageos'un oğlu da mı Rum değildi? Bunları siz öldürdünüz ya. -Doğru söylediklerin hepsi Rum, bari siz de beni onlar gibi öldürün. O zaman köyü gösteren Laskaris: -Hayır. Sen bunlar gibi öleceksin. Ne söylese fayda etmediğini gören Papandro artık kaderine razı olmuştu. Daha konuşmuyordu. Yapılanları gözleriyle takip ediyordu. Laskaris yanına geldi. -Hazır mısın? Papandro cevap vermedi. Sadece Laskaris'in yüzüne tükürdü. Sonrada: -Seni öyle öldüreceğim ki bunu görenler seni değil ölümünü unutamayacaklar. Adamlarına döndü. -Şunun iki kolunu şunlara bağlayın. Elleriyle işaret ettiği demin adamlarına çaktırdığı iki kazıktı. Adamlar hemen ellerine birer ip ilmeği geçirip Papandro'nun iki elini kazıklara bağladılar. Laskaris etrafına bakındı. Sonrada adamlarına: -Şunun bacaklarını da şu dut ağacının iki dalına bağlayın, ama ağaca nasıl çıkacaksınız. Birden bu manzarayı seyreden Tehin Ömer lakabıyla anılan Türk koşarak Laskaris'in yanına geldi. Laskaris'e: -Emredersen ben hemen ağaca çıkarım. Laskaris etrafına mağrur mağrur baktı. Evet Türkün kendisine "emredersen" demesi hoşuna gitmişti. Bütün Rumlara "bakın ben Türklere bile emrediyorum" dermişcesine baktı.Sonrada ona: -Hemen şu ağaca çık ve şuipleri şu dallara bağla. Dedi. Tehin Ömer göz ile kaş arasında Dut ağacına çıktı. Papandro'nun bacağına bağlı olan ipleri kocaman dutun iki dalına bağladı. Hemen aşağı indi. Papandro asılı vaziyette duruyordu. Hemen biraz önceki Değirmen köylü Ruma döndü: -İstersen sen başla... -Sen varken olmaz. -Hayır hayır Sen Yorgias'ın köylüsüsün. Sen başlayabilirsin. Hemen başla. Adam belinden bıçağını çıkardı. Bıyıklarına sürdü. Sonrada yavaşyavaş Papandro'ya yaklaştı. Ona: -Nerenden başlayayım ey koca haydut. Papandro cevap vermedi. Gözlerini yumdu. Bekliyordu. Adam orada bulunanlara döndü: -Neresini keseyim? Rumlar bir ağızdan: -Münasip bir yerini kes. Diye bağırıyorlardı. Adam Papandro'nun kulağının birini tuttu: -Keseyim mi? Diye baktı. O anda Papandro birden başını adamın olduğu tarafa çevirdi. Hızla adamı ısırdı.Adam can acısıyla " ah anam" diye bağırdı. Elindeki bıçağı attı. Bacağını tutarak, topallayarak Papandro'dan uzaklaştı. O zaman Laskaris adamlarını çağırdı. Adamları koşarak geldiler. Laskaris: -Bir kazık, bir ip daha bulun. Adamlar kazık bulup getirmek için aranırken, Laskaris: -Sende köpeklikte var. -Köpek sensin. Türklerin zevkini yapmak için bana işkence ediyorsun. Laskaris: -Günah alma. -Ne günahı alıyorum? -Türke kalsa şimdi dünyada bile yoktun. Türk seni şimdiye kadar kırk kere kurşunlardı. Papandro: -Ne olur? -Ne yalvarıyorsun? -Sende beynime bir kurşun sık. -Olmaz. -Neden? -Çünkü bu kadar insanın zevkine engel olamam. Adamlar kazığı getirdiler. Laskaris adamlarına: -Şunun kafasını tutun. Dedi. Adamlar koşarak Papandro'nun başını tuttular.Laskaris Papandro'nun başından itibaren iki adım saydı. Sonrada: -Şu kazığı şuraya çakın. Adamlar kazığı hemen çaktılar. Laskaris adamlara: -Şunun burnunun altından ve kulaklarının üstündenşu ipi geçirin, sıkıca kafasınıiple bağlayın. Sonrada tutun bu ipin iki ucunu şu kazığa bağlayın. Adamlar söyleneni yaptılar. Laskaris Değirmen köylü Ruma el etti. Adam yerinden kalktı. Oraya doğru yürüdü. Durdu. Etrafına baktı. Sonrada Laskaris'e dönerek: -Acaba kuduz olurmuyum ki? -Nereden çıkardın bunu? -Şu köpek beni ısırmadı mı? Kahkaha ile güldüler. Adam yanına yanaştı. Kulağını tuttu.Bıçağını yanaştırdı. Papandro gözlerini yumdu. Bekliyordu. Adam bıçağının tersini sürdü. Papandro acı duymuyordu. Adam: -Bu bıçak kesmiyor daha keseni yok mu? Rumların arasında bir uğultu oldu. Sonra birden kesildi. Adamlardan biri yerdeki bir siyah taşı aldı. Değirmen köylü Rumun yanına geldi. Ona: -Al şunu. -Ne olacak o? -Kesmez bıçağını bile. Adam gülümsedi. bıçağını orada bulunanlara gösterip. -Bu bıçak Papandro'yu değil, Dimitri'yi bile keser. Rumlardan bir alkış. O zaman Değirmen köylü: -Şimdi neresini keseyim? Rumlar yine: -Münasip bir yerini kes. Değirmen köylü Rum eğildi. Bir şey aradı bulamadı. Laskaris'e döndü. Yüksek sesle: -Yanlış yaptın. -Neden? -Ben burnunu keseceğim ama bulamıyorum. Laskaris elini burnuna götürdü. Kaşıdı. sonrada: -Arka tarafa geç. Değirmen köylü Laskarisin dediğini yaptı. Ona dönüp: -Buradan bunun burnunu kesmek için tırpan lazım. -Sen yat. Adam yattı. Laskaris: -Yavaş yavaş ilerle. Değirmen köylü sürünerek ilerledi. Ta burnunun yanına yanaştı. Rumlar ha bire bağırıyorlardı.Rum bireliyle Papandro'nun burnunu tuttu. Diğer eliyle bıçağını uzattı. Papandro'ya: -Aç gözlerini... Papandro ağlıyordu. Ruma yalvardı: -Kes boğazımı ne olursun kes... Papandro bağırdı: -Dayanamıyorum Allah'ım dayanamıyorum. Ne olur kurtar beni. Bu sırada Yusuf bağırdı: -Yeter artık oynadığınız oyun. Laskaris adamın haline baktı: -Sen buna karışmayacaktın. -Yeter be. Türkler arasında bir homurtu oldu. Rumlar sus pustu. Tehin Ömer Yusuf'a döndü: -Dayanamıyorsan git burdan. O zaman Yusuf ona: Bakın efendiler: Çeteliğinde bir raconu vardır. Burada işkence ile adam öldürülmez. Bunun suçu var mı?Var. Bunu ben de biliyorum. Öldürelim mi? Öldürelim. Bende kararınıza katılıyorum. Ama benim kitabımda işkence yoktur. Onun için bırakın şunu. alın öldürün. Tehin Ömer: -Sen şu tarihi kiliseyi gezsene. Bu iş çok tatlı geldi bana. -Bak Tehin Ömer ananı ve babanı tanımasam senden ve senin sülalenden Rum olmasından şüphe ederdim. Ne çare ki hepsini tanıyorum. Onun için şüphe ediyorum diyemiyorum. -Vallahi bana ister Rum de ister Ermenide. Bu işi yapanlar bu adamlar. Bunlara hangi işkence yapılırsa ben ona taraftarım. Diyeceksin ki onlar bizimkiler. Ya bu köylüler. Bunlara yapılanlar. Bana takılma ben burada mutluyum. Dayanamayanlar gitsin. Türkler ayağa kalktılar. Esirlerinide alıp kiliseden yavaş yavaş uzaklaştılar. Sadece orada Türklerden bir iki kişi kalmıştı. O da Tehin Ömer'den başkası değildi. Türkler uzaklaşırken Tehin Ömer'in sesi kulaklarını tırmalıyordu: -Haydi Laskaris göster kendini. Değirmen köylü al acını. -Yusuf ve arkadaşları yanlarında esirleri olduğu haldeköyün altında bulunan koruluğa geldiler. Orada durdular. Yusuf arkadaşlarına döndü: -Bunları ne yapalım? Diye sordu. Arkadaşlarından biri: -İşkence yapalım. Diye gülümsedi. Yusuf latife olduğunu bildiği halde o Türke döndü: -Yukarıda bir düğün var. Eğlenmek isteyenler oraya gider. Anlıyor musun? Adam sustu. Yusuf orada bulunanlara döndü: -Bunları ne yapalım. Biri ileri doğru çıktı: -Gavur Andon'a gönderelim. -Ulan sus. Gavur Andon'un bunlarla uğraşacak halimi var. Sustular. Rumlar bir ağızdan: -Bizi Gavur Andon'a gönder. Yusuf boynunu kaşıdı. Rumlara: -İyi ama Gavur Andon sizin derinizi yüzer. -Yüzsün. -Bakın efendiler sizi salayım gidin beyiniz Dimitri'ye. Beni dinleyin ne dersiniz. -Hayır. Bizi Gavur Andon'a gönder. -Peki benden günah gitti. Bu sırada atını sürerek yanlarına Tehin Ömer geldi. Yusuf: -Nasıl sevindin mi? -Kırk yaşındayım. -Sana yaşını sormadım. -Biliyorum. Sustu. Yusuf tekrar sordu: -Eğlendin mi? -Kırk yaşındayım. Bugüne kadar beni mutlu eden böyle bir şey görmedim. Kanatlandım sanki, uçuyorum. Sevinçten tabi. -Ne kadar insafsızsın. -Ben mi? -Evet. -Evlendim. Mesuttum. Karımın anası babası öldürüldü. Ev bomboş kaldı. Bana bu adamın başka çocuğu yok sen bunun yanında otur dediler. Gittim. Köyümden ayrıldım. Sebep bu Rumlar. Ne yaptılar kaynanamı ve kaynatamı kestiler.Bir müddet geçti esas anam ve babam öldü. Gittim. Ne oldu? Rumlar öldürdü. Hayatta iki varlığım vardı. Karım ve çocuğum. Ne oldu? Onlarda öldürüldü. Peki bende sen ne insafı ararsın. Ananı öldürsünler babanı öldürsünler insanda insaf kalır mı? O kadar mutlu oldum ki, Bir rum böyle işkence ile öldürülünce. Uçuyorum sevinçten. Belkide bütün Rumlar bu işi yaomıyorlar. Bu işi bu Gavur Andon yapmadı. -Karıştırma... -Ha özür dlerim. Gavur Andon değil Papandro. Ama Laskaris ve o Değirmen köylü bana bir davet verdiler ki hayatım oldukça unutamam. -Nasıl oldu. -Festival mi? -Evet. -Anlatayım. Değirmen köylü birden bir gözünü çıkardı. Zavallı Papandro birden bağırdı. Ama bağırması bir şey ifade etmiyordu. Çünkü peşinden bir Rum koşup onun kulağını kesti. Anlatmaya luzum var mı? Böyle sırayla bütün ağzalarını kestiler. Adam sonunda bayıldı. Saldılar. Kaç mermi attılar bilmiyorum. Adamı delik deşik edip tekrar dut ağacına çarmıha gerdiler. -Sende kurşun sıktın mı? -Ne dersin? -Rumlar sevindi mi? -Beni omuzlarına aldılar. Sen gerçekten büyük adamsın dediler. Beni kilisenin avlusuna taşıdılar. -Peki sen ne yaptın? -Ben de durur muyum? Hemen Laskaris'le Değirmen köylüyü kucakladım. Tebrik ettim. -Demek öyle. -Evet. -Yeni bir vazifeye ne dersin? -Severim. -Ama seni de belkide tutarlar öldürürler. -İnşallah Dimitri'ye gönderirsin. -Hayır. -Ya. Yanındaki esirleri gösterdi ve Tehin Ömer'e: -Bunları Gavur Andon'a götür. Tehin Ömer başını salladı: -Olur. On beş Rum esiri yanına getirdiler. Kollarını arkadan bağladı. Sonrada ayaklarına birer köstek taktı. Yusuf: -Ne yapıyorsun? -Belkide kaçarlar. -Yahu yalnız götürmeyeceksin. Yanına bir kaç adam vereceğim. O zaman Tehin Ömer;orada bulunanların hepsini işaret edip Yusuf'a gösterdi: -Hepiniz gelseniz ben yine böyle yaparım. -Adamlar gönüllü gitmek istiyorlar. -Biliyorum. -Gönüllü gitmek isteyenler kaçar mı? -Belli mi olur? Bunlar düşman. -Eh sen bilirsin. Adamları atlarına bindirdi. yanına da on beş kişi alan Tehin Ömer atını Gavur Andon'un bulunduğu dağa doğru sürdü. Hepsi neşeyle gidiyorlardı. Şakalaşıyorlardı. Dağa doğru yol alırken birden bir grup çıktı. Rumca olarak: -Davranmayın. Tehin Ömer ellerini başının üstüne koydu. Arkadaşları da aynı işi yaptılar.Gelen adam silahlarını topladı. Hepsini alıp dağa doğru tırmandılar. Büyük bir meydanlığa geldiler. Atlarından indirildiler. Meydana doğru bir adam yürüdü. Bu yürüyen Kukusiz'den başkası değildi. Adamların yanına geldi. Baktı. Elleri ayakları bağlı. Diğerlerine baktı. Elleri başının üzerinde, onlara: -Nereden geliyorsunuz? Rumlardan biri Rumca bir şeyler söyledi. Tehin Ömer hariç söylenenleri anlayan yoktu. Kukusiz Türkçe olarak Tehin Ömer'e: -Siz kimsiniz? -Biz Türküz. Gelip Tehin Ömer'in başına dikildi. Cebinden bıçağını çıkardı. Bıçağını kolunun üstüne sürdü. Sonrada: -Demek Türksünüz? -Evet. -Hangi cesaretle buraya geldiniz? Soruyu sordu cevabı beklemeden arkasına döndü. El etti. Etrafını bir kaç Rum sardı. Onlara: -Bu adam ve yanındakiler Türkmüş. Adam diye gösterdiği Tehin Ömer'den başkası değildi. Genç adam hırsından soluyordu. Kapana kapatılmış fareye benziyordu. Rumlardan biri Kukusiz'e: -Şunu bize ver. -Ne yapacaksınız? -İşkence ile onu öldüreceğiz. -Neden? -Çünkü o bizim arkadaşımızı işkence ile öldürdü. -Kim sizin arkadaşınız? -Papandro -O da ölmeyi haketmişti hani. Rumlar sustular. Kukusiz devam etti: -Bu dağlarda Gavur Andon'un emri olmadan kuş bile uçamaz. Sen ne diyorsun? O gelsin siz görüşün. Eğer size verirde bu Türkleri öldürtürse nasıl isterseniz öyle yaparsınız. -Andon Bey yok mu? Kukusiz kızdı: -Andon Bey kim? Adamlar şaşkın. Kukusiz devam etti: -Aynı hatayı bir daha işlerseniz, sizi sağ bırakmam. Rum esirler birbirine baktılar. Kukusiz onlara: -Andon Bey, Efendi bilmem ne demek yok. Onun adı sanı Gavur Andon'dur. Şimdi Gavur Andon Türklerden intikam almaya gitti. Bugünkü değirmen köyün intikamını alıp geri gelecek. Rumlardan biri: -Bari şu bağlarımızı salın. Kukusiz: -Ne dedin? -Şu bağlarımızı salın. -Bakın ben sizie ne dedim. -Ne dedin? -Gavur Andon'un izni olmadan bu dağda kuş uçmaz demedim mi? -Dedin. -Öyleyse bekleyin. O gelirse sizi salar mı salmaz mı onu o bilir. Acele etmeyin. Adamlar sustular. Kukusiz yanındakilere döndü: -Hemen şunların da ağzını ellerini ayaklarını bağlayın. Dedi. Adamlar Türklerin ellerini ayaklarını ve ağzını bağladılar. Ama sonradan Kukusiz: -Ağızlarını salın haksızlık oluyor. Ağızlarını saldılar. Türklerden biri Tehin Ömer'e: -Eğer bu Andon mudur nedir, senin gibi işkenceden zevk alıyorsa, şurada bulunan Rumlarada seni bırakırsa burada iyi şenlik olur. Seni iyi bağırtırlar. Tehin Ömer gülümsedi. Türkler: -Niye gülüyorsun, biz düğünden değil ölümden bahsediyoruz. -Ben kurtuldum. -Niye? -Ben sizin reisinizim. -Ee seni salacak mı bu adam? -Hayır. -Nasıl kurtuluyorsun ya. -Gayet basit. İlk ele beni alacaklar. Ben işkenceyi görmeden öleceğim. Halbuki sizi beni gösterdikten sonra öldürecekler ki o çok daha fazla acı verici olur. Kukusiz biraz sonra tekrar meydana geldi. Akşamın alacakaranlığı basmıştı. Rumlara: -Ayağa kalkın. Rumlar ayağa kalktılar. Kukusiz: -Sizinle Gavur Andon görüşmek istiyor. Sonrada bir el işaretiyle: -Beni takip edin. Rumlar Kukusiz'in peşine düştüler.Doğruca kayalığa doğru yürüdüler. Kayalıklarda akşamın alacakaranlığında birinin kendilerini beklediği belli oluyordu. Yanına gelip durdular. Kukusiz eliyle bir hat çizdi, sonrada Rumlara: -Bunu geçmeyin. Dedi. Rumlar bir sıra dahilinde dizildiler. Kukusiz de gidip ikisinin arasına durdu. Kayalıktaki adam ellerini vurdu. O zaman Kukusiz oradaki Rumlara: -Neden buraya geldiniz? -Büyük Andon'la görüşmeye... -Size ne dedim? Rumların başı olan birden: -Özür dileriz. Gavur Andon'la görüşecektik. -Ne görüşecektiniz? -Bizi kendi çetesine kabul etsin diye geldik. Kukusiz: -Siz kimsiniz? -Dimitri'nin adamlarıyız. -Peki Türkler sizi saldılar. Dimitri'ye gitmenize müsade ettikleri halde siz oraya değilde niçin buraya geldiniz. -İki sebebi var. -Söyle. -Birincisi eğer Dimitri'ye gitseydik Papandro'nun başına gelenlerden sonra bizi yaşatmazdı. İkincisi Dimitri'ye gidiyoruz desek Türkler belki bizi öldürürlerdi. Kayalıktaki adam iki defa elini vurdu. O zaman Kukusiz: -Türkler saftırlar. Yapacaklarını doğrudan yaparlar. Size dokunmayacaklarsa dokunmazlardı. Sonrada Gavur Andon her şeyi affeder. Fakat bir şeyi affetmez. O da birincisi Türklerle birlik olanlarınki, o Laskaris denen canavar muhakkak cezasını çekecektir. İkincisi davaya ihanet edip dönenleri. Yani korkakları hiç mi hiç affetmez. Biz burada harpteyiz. öleceğiz elbette. Belkide işkence edilecek bize ama sizin hemen Dimitri'ye dönmeniz gerekirdi. Rumlardan biri: -Bize bir sürü işkence yapıldı. -Gavur Andon Bey gördü. Rumlar birbirlerine baktı. Evet ne diyorlardı bunlar? Gavur Andon'un gördüğünü söylüyorlardı. Demek kendileri buraya keldiklernde Gavur Andon olmadığına göre belkide oraya gitmiş olabilirdi. Kukusiz onlara açıklamada bulundu: -Gavur Andon'un bilmediği bir şey yoktur. -Ondan bir şey istiyoruz. -Buyurun. -İntikamımızı alın. -Emredersiniz. Evet bu son sözde biraz alay vardı. Biraz sonra kayalığa doğru bir ışık gelmeye başladı. Rumlar Yine birbirine baktı. Demek Türkleri getiriyorlardı. Belkide Gavur Andon karar vermişti. İşkence ile Türklerin ölümünü emredecekti. Bu düşüncelerle birbirlerine bakıp seviniyorlardı. Ama kayalığa çıka çıka bir fenerli adam çıkmıştı. Gelip Rumların yanına durdu. Kayalarda Rumlara sırtını dönüp heykel gibi duran adam bir el işareti yaptı.Kukusiz koşarak yanına gitti. Biraz sonrada geri geldi. Rumlar meraktan çatlıyorlardı. Acaba bu Gavur Andon yardımcısına ne demişti. Heykel gibi duran adam yavaş yavaş geri döndü. Rumlara doğru gelmeye başladı. Rumların gözleri kocaman kocaman oldu.Evet şaşkınlıktan küçük dillerini yutuyorlardı. Bunu hiç düşünmemişlerdi. Adam geldi karşılarında heykel gibi durup: -Beni tanıdınız mı? Rumlar başlarını salladı. Adam: -Bugün öğleyin sizi salacaktım. Çünkü hiç değilse başınıza gelenleri Dimitri domuzuna anlatırsınız diye. Ama şimdi çok geç oldu. Sizi salamam. Çünkü siz benim sırrımı öğrendiniz. Öğleyin kurtulma şansınız vardı. Siz illede Gavur Andon'a gideceğiz diye dayattınız.Ve de geldiniz de.Ama artık sizi affedemem. Sizin son bir arzunuz varsa söyleyin. Adamlar şoke olmuşlardı. Konuşmuyorlardı. Sadece bakıyorlardı. Gavur Andon Kukusiz'e: -Bunların hesabını gör. Hemen Patakos'un çiftliğine ulaştır. Belkide o zaman bizimle irtibat kurmaya çalışabilir. O zaman işimiz daha kolay olur. Kukusiz Rumları aldı ve götürdü. Biraz sonra geri gelip: -Tamam. -Gönderdin mi? -Evet. -Bizimkileri de sal. -Biraz üzerlerine gideyim mi? -Sen bilirsin Tehin Ömeri biraz korkutursan iyi olur. -Emredersin. Kukusiz Türklerin yanına döndü. Onlara: -Büyük affa uğradınız. Gavur Andon sizi affetti. Çümkü siz değirmen köyüne yardım ettiniz. Türklerin elleri ve ayakları çözüldü. Atları geri verildi. Herkes bunda bir bityeniği var diye düşünüyordu.Evet kendi aralarında şu karara varmışlardı. Demek Gavur andon onları salacak ovaya iner inmez kendilerini vuracaktı. Buna inanıyorlardı. Şimdiden plan yapmaya başladılar. Ovaya inince hemen kollara ayrılacaklardı. Arkadaşlarınında bir kısmını belkide kurtarabileceklerdi. Bu düşüncelerle dururken birden Tehin Ömer'e Kukusiz bağırdı. -Sen. Tehin Ömer şaşkın şaşkın bakarken Kukusiz konuştu: -Sen işkenceden çok hoşlanıyormuşsun, onun için sana biraz işkence edilecek. Bu Gavur Andon'un kesin emri. Tehin Ömer şaşırdı.Daha kendileri gelmeden neden hoşlandıkları gelmişti. Etrafına bakındı. Sonrada: -Ben Gavur Andon'la görüşmek istiyorum. -Hayır. -Ama görüşmek istiyorum. -Peki de bir şart var. -Söyle şartını. -Bilirsin ki Gavur Andon kendisiyle görüşen Türklerin derisini yüzüyor. Bunu şimdiye kadar uygulamadığı Türk yok. Bu şartlarda görüşmek istersen yürü. Tehin Ömer ayağa kalktı.Kukusiz: -Demek geliyorsun. -Evet. -Derinin yüzüleceğini bildiğin halde geliyorsun ha... -Evet. -Ulan sen nasıl adamsın. -Ben Türküm. -Biliyorum. -Eh öyleyse nasıl adam olduğumu sorma... Kukusiz durakladı: -Eh benden günah gitti. Tehin Ömer ayağa kalktıktan sonra yürüdü. Arkadaşları ona engel olmak istiyorlardı. Birisi: -Adam seni saldı. Daha ne işin var? -Ben şu koca gavuru bir göreyim. -Gel vazgeç bu sevdadan. -Hasan'a beni öldürürse söylersiniz -Olur. Yürüdüler. Gavur Andon yine heykel gibi duruyordu. Tehin Ömer'e Kukusiz yine bir çizgi çizdi. Onu çizgiye bırakıp ilerledi. İkisinin ortasına durdu. Kukusiz: -Şimdi söyle söyleyeceklerini. Tehin Ömer kızdı. -Sen çekil aramızdan. -Neden? -Şu koca Rum gavuruyla ben konuşayım. Hemde yüz yüze. Şunun hesabını göreyim. Gavur Andon iki elini birbirine üç defa vurdu. Kukusiz: -Git buradan. Seninle Gavur Andon konuşmak istemiyor. -Gitmem. -İllede konuşacak mısın? -Evet. -Buyur öyleyse konuşabilirsin. Yusuf birden döndü. Ona: -Sen bir asisin. Emirlere karşı geliyorsun. Tehin Ömer'in gözleri kocaman kocaman oldu. Şaşırmıştı.görüyordu. Eline ısırdı. Evet karşısındaki ünlü çete Reisi Yusuf'tan başkası değildi. Birden: -Sen sen. Yusuf başını salladı: - Evet ben. - Demek sen Andon'sun. Yusuf kızdı: -Evet ben Andon'um. Gözleri irileşen Tehin Ömer'in başı döndü. Yere çöktü. O zaman Yusuf ona: -Biraz önce gitseydin canını kurtaracaktın. -Yani şimdi öldürecek misin? -Evet. -Ama ben bir Türküm. -Şimdiye kadar görüşüpte öldürmediğim Türk yok. -Ben sana bir şey yapmadım ki. -Biliyorum. -Öyleyse beni öldürmezsin. -Hayır seni salamam. -Beni sal. -O zaman ben ölürüm. -Neden? -Kararımız bu. -Yani beni muhakkak öldürecek misin. -Evet münasebetsiz Ömer Bey... Belinden silahını çekti. Hiç konuşmadan peşipeşine tetiğe dokundu. Tehin Ömer yere yıkıldı. Arkadaşları onun gelmesini bekliyordu. Yusuf sırtını döndü. O zaman Kukusiz: -Senin ne suçun var? -Evet benim suçum yok. Bu işin kanunu bu. -Evet. -Yaşamak için öldüreceksin. Bilhassa vatanın birliği, Dimitri domuzunun intikamını almak için öldürmem gerekir. Kukusiz o zaman: -Sizden bir şey anlamıyorum. -Neden? -Benim gibi bir Ruma inanıyorsunuz da kendinizden birine inanmıyorsunuz. Yusuf gülümsedi: -Ah. Diye iç çekti. Sonrada: -Bütün Türkler senin gibi olsa zannediyor musun ki burada Dimitri denen domuz bu kadar başarılı olsun. Bak sana bir şey daha diyeyim mi? Öyle Türkler var ki seni bırak şu Laskaris kadar ve hatta Palegeos kadar bile bizlere faydaları dokunmuyor. Bunu tanısam belki her şeyi göze alır salardım. Ama bunu salamam. Her şey ayan beyan ortalığa dökülür. Bizim şöhretimiz bir anda mahvolur. -Ya buradakiler söylemez mi? -Kesin olarak hayır. -Peki şimdi ne yapayım. -Git diğerlerini sal. -Peki. Kukusiz yürüdü. Yusuf: -Sana bir şey diyeyim mi? -De baklım. -Şu senin iyiliğini nasıl ödeyeceğim onu düşünüyorum. -Zamanı gelirse bana sahip çıkarsın yeter. -Emin ol. Hepimiz senin yanında olacağız. -Sağol. Kukusiz oradan uzaklaştı. Türklerin yanına geldi.Adamları atlarını getirmişlerdi. Kukusiz oradaki Türklere: -Atlarınıza binin ve buradan sizlere söylenen yoldan gidin. Türkler sadece dinlediler. İçlerinden biri çekinerek: -Arkadaşımız nerede? -Gavur Andon onu vurdu. Kimse bir şey demedi. Kukusiz: -Gidebilirsiniz. Adamlar atlrına bindiler. Elleri ve kolları salındı. Adamlardan biri: -Bunların silahlarını verelim mi? -Boş olarak verin. -Peki. -Heybelerine mermi koyun. -Peki. -Sınıra gelince ellerini başlarına koysunlar. Sizden yüz metre ayrılana kadar ellerini indirmesinler. -Peki. Kukusiz Türklere döndü. Sizde tüfeklerinizi adamlarım sizi salana kadar yanınıza asın. Sonrada buradan uzaklaşın. Bilirsiniz emirlere harfiyen uyun. Yoksa hayatınız tehlikeye girer. Adamların renkleri kaçmıştı. Devamlı olarak Kukusiz'e küfür ediyorlardı. Atlarına vurdular. Mihmandarlarını takip ederek oradan uzaklaştılar. Karanlığa karıştılar. * * * * * Türkler kendileri salındıktan sonra süratle karanlık mağaranın yolunu tuttular. Karanlık mağaraya gelince atlarından indiler. Hepsi korkudan ve uykusuzluktan sapsarı olmuşlardı. Hasan'ı hemen uyandırdılar. Hasan mağaranın önüne geldi. Türklere: -Ne o? -Kurtulduk. -Tehin Ömer nerede? -Gavur Andon öldürdü. Hasan gülümsedi. Orada bulunanlara: -Üstüne vazife işlere karışmayacaksın. Herkes Hasan'a bakıyordu. Hasan Türklere dönüp: -Tabiki onunla görüşmek istedi. Sonunda geberdi değil mi? Türklerden biri: -Evet öyle oldu. Ama siz ne biliyorsunuz? -Çünkü sizn gibi binlercesinin böyle öldüğünü duydum. Bunun için kesin emir verdim. Konuşmak yok. Bunun için kesin emir verdim. Size söylenenden başka işe karışmak yok. Ama bizim emrimizi dinleyen yok ki. Herkes kendi başına hareket ediyor. Düşmanın psikolojisini bilmiyor. Ondan sonrada canından oluyor. Sizlerin Rumlardan ayrı bir özelliğiniz var. Emirlere kesinlikle uyacaksınız. Emirlere uymayanların canına ben okurum. * * * * * Bir İngiliz yüz başısı karlı yolu takip ederek Patakos'un çiftliğine doğru gidiyordu. Çiftliğe yetişti. Atının dizginlerini çekti. Atını durdurdu. Kapıdaki nöbetçiye bozuk bir Rumca ile: -Ey nöbetçi. Nöbetçilerden biri koşarak geldi. Hazır ol vaziyetine geçti. Misafirine kusur etmemeğe çalışıyordu. Belliki haberliydi. Diğer bir nöbetçi koştu. Yüzbaşının atının dizginlerini tuttu. Dizginleri tutan Ruma: -Sen bunu arkadaşına ver sen benimle gel. Adam hemen atını arkadaşına verdi. Ve yabancı misafirlerinin emrine geçerek Patakos'un çiftliğine giden büyük yola yürümeye başladı. Evet bu yol Dimitri'nin oturduğu Patakos'un evine doğru idi. Kapıya geldiler. Etrafına bakan sarışın uzun boylu adam birden kapıya birkaç tekme vurdu. Patakos'un güzel karısı kapıyı koşup açtı. Kadını gören İngiliz centilmeni yavaşca içeri girdi. Kadının elini öptü. Patakos'un karısı yüzbaşının yaptığından memnun kalmıştı. Kadının elini okşayan yüzbaşı ona bakıp gülümsedi. Kadın adamı şöyle bir süzdü. Dimitri ile karşılaştırdı. Birisi nekadar çirkinse diğeri o kadar yakışıklı idi. Patakos'un karısı kendi kendine "elin iyisinden bana ne fayda " dedi. İngiliz kadının kendisine bir şey söylediğini sandı. Ve kadına: -Buyurun bir şey mi söylüyorsunuz? Kadın heyecanla: -Hayır. -Bana bir şey söylediğinizi sandım da. Kadın başını iki yana salladı: -Hayır. Sonrada bir daha kendikendine söylendi: -Dimitri ne kadar kaba ise, sen o kadar naziksin. Yüzbaşı döndü: -Bir şey mi dediniz? Kadın büyük salondaki koltuğu gösterip: -Buyurun oturun. Sonrada ona: -Evet bir şey dedim. -Buyurun -Siz ne kadar nazikseniz, bizim erkeklerimiz o kadar kaba. Adam başını salladı: -Doğru. -Neden oluyor acaba? -Efendim sizinkiler görgüsüz insanlar. Bir de bu görgüye tahsili eklendi mi o zaman sizinkilerin neden kaba olduğunu hemen anlarsınız. Kadın cevap vermedi. Bu sırada Dimitri odanın kapısını açarak dışarı çıktı. İngiliz yüzbaşısı ayağa kalkarak: -Dimitri sizsiniz galiba... Dimitri pala bıyıklarını sıvazladı. Adama: -Evet Dimitri benim. -Ben İngiliz doktoru Oscar Wilson. Dimitri adama -Hoşgeldin. Diye soğuk bir karşılık vermişti. Adam bunu sezdi ki hemen: -Haberi aldık. Hemen yola çıkamadık. Çünmkü biliyorsunuz hava muhalefeti yüzünden. -Doktor ben iyiyim artık. Ayağa kalktım. ben eğer ağır olsaydım zannediyorum ki cenaze merasimime gelecektiniz. -Hayır öyle bir niyet taşımadık. -Baksana biz haber veriyoruz tam üç gün sonra teşrif ediyorsunuz. -Ne yapalım yani mazeretimiz var. -Bizim size güvenmemiz hata ama ne yapalım. Denize düşen yılana sarılır kabilnden sizinle iyi geçinmek zorundayız. -Onu ben bilmem. Bu sırada Patakos'un güzel karısı iki adamı süzüyor ve bu iki adamı bir biriyle karşılaştırıyordu. Dimitri'nin kocaman burnu ne kadar fazla ise, İngilizin burnu kendisine o kadar güzellik veriyordu. Evet gerçekten İngiliz çok yakışıklıydı. Aynı zamanda nazikti. Dimitri şimdiye kadar yanına geldiğinde elini öpmeyi bırak bir selam bile vermemişti. Elbette bir uşak bir İngiliz cemtilmeninin taşıdığı özellikleri taşıyamazdı. Kadın yerinden kalktı. İngiliz yüzbaşısının önüne geldi eğildi ve nazikce: -İsterseniz odanıza sizi çıkarayım. İstirahat ediniz. Yorgunsunuzdur. O kadar yol aldınız. Evet kadın Dimitri'nin çıktığı odayı gösteriyordu. Patakos'un karısının bu teklifi karşısında İngiliz yüzbaşı iki elini havaya kaldırarak: -Hayır Hanım efendi. Ben karı kocanın odalarına girmem. Dimitri bu sözlerden hiçte hoşlanmamıştı. Hatta kadının teklifinede kızmıştı. Kıskançlık sarası yine tutmuştu.Burnunun delikleri hızla inip kalkıyordu. Patakos'un karısı: -Ama biz karı koca değiliz ki... Dimitri'nin rengi attı. O zaman İngiliz: -Ya siz nesiniz? Kadın Dimitri'ye küçümser gözlerle baktı ve İnglize: -Bu bizim yanaşmamızdı. Patakos bunu çok severdi. Onun için onu evimize aldık. Bizimle beraber duruyor. Yüzbaşı Dimitri'ye dönüp gülümsedi ve: -Öyle mi? Hiçte bundan haberim yoktu. Kadın bir daha yüzbaşının kolundan tutarak: -Öyleyse şimdi buyurun. -Peki öyleyse siz kimsiniz? Sizin kocanız nerede? -Benim kocam Türkler tarafından öldürüldü. Yüzbaşı: -Ha siz şu zengin, vurulan adamın karısı mısınız? Kadın başını salladı: -Evet. -Sizin için üzldüm. Gençsiniz. Bu kadar taze olduğunuzu bilmiyordum. Adam için yaşlı diyorlardı. Ama siz bir genç kıza taş çıkartacak kadar güzelsiniz. -Eh bizimde kaderimiz böyleymiş. -Evet. Ama bu kahpe Türklerden intikamımızı alacağım. Bunları dünyaya geldiklerine pişman edeceğim. Buna inanın. İngilizin birden busözlere rengi değişmişti. Evet o da Patakos'un ölümüne üzülmüştü. Nasıl üzülmezdi. Bu dünyada Türkler hariç Patakos'un ölümüne üzülmeyen insan kalmamıştı. Kadın kendi derdine İngilizin ortak olduğunu görünce sevindi. Gerçektende bu delikanlıdan da hoşlanmıştı. Belkide bu İngiliz kendisini buradan giderken yanına alabilirdi. kendisini de götürebilirdi. Patakos'un karısı bu manzaradan sonra Dimitri'ye bir yanaşma gözüyle bakıyordu. Hemen Dimitri'ye: -Bak misafirimiz var. Hemen git odun getirttir. Dimitri'nin gururu kırılmıştı. Hiç cevap vermeden evden dışarı çıktı. Çıkarken kapıyı şiddetle vurdu. İngiliz yüzbaşı kapanan kapıya baktı. Evet bunu bir hakaret kabul ediyordu. Kadın bunu anlamıştıki hemen: -Affınıza sığınırım. Görgüsüz işte. O zaman İngliz yüzbaşı ayağa kalkarak: -Neden hakaret ediyorsun ona? -Ben hakaret etmedim. -Ya ne yaptın? -Mevkisini bildirdim. -Öylede olsa benim yanımda ona öyle hakaret etmemeliydin. Ben yokken onunla konuşsan daha iyi olurdu. Bu büyük bir kahraman. Bunun böyle rencide edilmesini kabullenemem. -Sen ne diyorsun? O kahraman mı? -Ya ne? -O yanaşmadan da aşağı birisi. -Böyle konuşmakla beni kendinden şüphe ettiriyorsun. Eğer Patakos gibi birisinin karısı olmasan senin Türklerin ajanı olduğun kararını vereceğim. -Demek öyle ha o bir kahraman. -Benim bildiğim kadar o bir kahraman. -Ne kahramanı o bir haydut. O sadece kendi arzularının tatminini düşünen bir haydut. O kendi isteği için öldürmeyeceği dünyada hiç bir şey olamaz. Kadın İngiliz yüzbaşının koluna girdi. Konuşmasına devam etti: -Bu adam isteklerinin yerine gelmesi için sizi bile çekinmeden öldürebilir. Adam korkarak durdu. Kadına: -Beni karıştırma. Kadın bir kahkaha attı: -Korkuyor musun? Adam kadına: -Korkarım elbette. -Korkma. -Neden? -Sen askersin. -Benim askerliğim cerrahlığımdan ibaret. Ben adam vuramam. Kötü söyleyemem. Sövemem. Ben asker olsam ne olur. -Sen korkma. -Hem adamın canavar olduğunu söylüyorsun hem de bana korkma diyorsun. Çok mantıksız. Kadın iki kolunu göstererek: -Sen korkma. Çünkü benim emin kollarım altındasın. Adam kadına: -Teşekkür ederim. -Ben de. Kadın adeta sürükleyerek İngilizi odasına götürdü. İçeri girdiler. Odada enfes bir koku vardı. Kadın ona divanı göstererek konuştu: -Buyurun oturmaz mısınız? -Sağolun. Adam gidip divanın kenarına oturdu.Divan da çok yumuşaktı. Kadın birden elbiselerini üzerinden çıkarmaya başladı. Kadının güzelliği karşpısında İngiliz dudaklarını ısırmaya başladı. Fakat kendisini tez toplayarak: -Niçin soyunuyorsunuz? -Sana daha güzel elbiselerimi giyinerek görünmek için. -Sus bakalım. Dedi. Sustu. Sonrada: -Senin gibi kocası ölmüş kadınlar ancak ve ancak siyah elbiselere bürünerek yaslı bir vaziyette bulunurlar. Kadın birden: -Yoksa beni beğenmedin mi? İngiliz yüzbaşı: -Şimdiye kadar gördüğüm en güzel en dolgun... |