|
Bir kadın karanlık mağaraya doğru atının üstünde gidiyordu. Hemen etrafını
nöbetçiler çevirdi.Kadını durduran nöbetçilerden birisi kadına yanaşıp:
-Nereye teyze. -Yusuf'u görmeye. -Ne yapacaksın Yusuf'u? -Bir tek ona söylerim. Sizi ilgilendirmez. -Yusuf yok. -Nerede? -Devriye çıktı -Ne zaman gelir? -Belli olmaz. -Ben beklerim. -Sen evine git. Bize köyünü söyle biz Yusuf gelirse sizin yanınıza göndeririz. O zaman kadın onlara baktı. Gülümsedi. Nöbetçilerden biri: -Ne oldu ki? -Saf bir görünüşüm var mı? -Yo.. -Bak evladım. Ben yıllarca bu memlekette yaşadım. Bazı şeyleri iyibilirim. Bir çete reisi bir yanaşmanın dediği yere gitmez. -Peki bekle öyleyse... -Peki bir arkadaşı var. Gebeş Hasan o yok mu? -Burada. -Beni ona götürseniz de olur. -Haydi gel. Beraberce karanlık mağaranın önüne geldiler. Gençlerden biri koştu. Hasan'a baktı. Hasan mağaranın güneyinde bir ağacın dibine yatmış şarkı söylüyordu. Kendisine doğru gelenleri görünce ayağa kalktı. Gelenlerden biri: -Bu sizinle görüşmek ister. -Gelsin. Kadın geldi. Hasan'ın yanında durdu. Hasan: -Ne istersin bacı? Kadın yanındakilere baktı. Sonra da: -Sana mahrem bir sırrımı vereceğim. Onun için seninle konuşmaya geldim Hasan yanındakilere baktı. Adamlar oradan uzaklaştılar. Hasan kadına döndü: -Şimdi söyle. -Ben Cenik köyündenim. -Buyur. -Ali Efendinin hanımıyım. -Ha o mu? -Evet. -Buyur. -Sana bir şey söyleyeyim mi? Hasan başını salladı. Kadın devam etti. -Ali Efendi bu gece nereye gitti bilir misin? -Hayır. -Gavur Andon'a gitti. Hasan gülümsedi: -Neden güldün? -İnanıyorum. -Neye? -Bu milletin kurtulacağına. -Neden? -Baksana sen bile kırk yıl bir yastıkta yattığın kocanı ihbar ettiğine göre bu millet kurtulacak. -Daha önce ihbar edecektim. Ama yemin etti. Söz verdi. Sonra vaz geçtim. O da gerçekten casusluktan vaz geçmişti. Ama geçen gece biri geldi. Bizim adanmın bir daha casusluğu tuttu. -Ne yaptı? -Önce Cacile gitti. Orada bir konuşmalar yaptı. Sonra da Andon mudur Pandon mudur onun yanına gitti. -Peki bacı teşekkür ederim. malesef senin ne söyleyeceğini bilmediğim için sana yalan söyledim. Kocanın Gavur Andon'un yanına gittiğini biliyorum. O Cacildeki toplantıda bağıra bağıra anlattı zaten. Malesef bu gece gitti ve Gavur Andon tarafından öldürüldü. Başınız sağ olsun. -İyi öyleyse bir pislik temizlendi. -Öyle de düşünme... -Bakın size bir şey diyeyim mi? -Buyurun. -Bu gece sana haber verdim. Yarın sağ gelseydi, onu siz cezalandırmasanız ben cezalandıracaktım. -Biz kendisine söyledik. -Neyi? -Gitmemesini. Gavur Andon'un yanına giden Türkleriöldürdüğünü söyledik. O yine gitti. O zaman kadın daldı. Sonrada: -Demek bu gavur Andon Dimitri gavurundan da hızlı... -Niye? -Baksana Öbür gavur bunları yanına çağırıyor, konuşuyor ; fakat beriki gavur yanına gelenleri bile öldürüyor. -Ee adı üzerinde bedavadan gavur Andon demediler ya... Haydi eyvallah. -Güle güle bacı. Hasan iki adamını çağırdı. Onlara: -Bu bacıyı köyüne kadar götürün. -Tamam. Diyen iki adam ve kadın karanlığa karıştılar. * * * * Ertesi sabah etrafa bir haber yayıldı. Gavur Andon'un yanına elçi olarak giden Ali Dayıyı önce bacaklarından astığı sonrada ağzını gözünü tuzladığı keçilere yalattığı söyleniyordu. Ama öyle öldürmüş ki ellerini, ayaklarını, başını kesmiş vetorbalara koyduktan sonra Yusuf ve Hasan'a bir mektupla haber göndermişti. Konuşmalar bu mihval üzere devam ediyordu. Herkes yeniden doğuda ve batıda bir çok köyü bastığını hiç bir canlının kalmadığını hepsini öldürdüğünü söylüyordu. Tam bu anda Cacil'de bir atlı grubu belirdi. Başlarında bir adam vardı. Bir beyaz bez ellerinde sallıyorlardı. Hepside silahsızdı. Hamit Bey'in kapısında durdular. Hemen etrafları sarıldı. Üzerleri arandı. Bir yandan Yusuf ve Hasan'a haber verilirken, diğer yandan Zekeriya Hoca ve doktora haber verildi. Adamlar avluya alındı. Hamit Bey evden çıktı.Büyük dut ağacının dibine doğru geldi. Evet Rumların hepsi ayağa kalkmışlardı...Hamit Bey gelip karşılarında durdu. Rumların başı olanda yavaş yavaş Hamit Bey'e doğru geldi. İki adam kucaklaştılar. Rumların başı ağlıyordu. Tabi Hamit Bey de ağlıyordu. Hamit Bey misafirine: -Hoş geldin Laskaris. Laskaris göz yaşlarını sildi: -Sağol Hamit Ağa -Seni bekliyordum. Senin doğruyu göreceğine inanıyordum. -Evet gelmem gerekirdi. Ama bir değnek verdiler elime iki ucuda pis. Gelsem beni hayinlikle damgalayacaklardı. Köylülerim bile onlara inanacaktı. Gelmesem bir sürü masum iki yandan da ölüyordu. -Neyse geçer inşallah. -Geçmesine geçer de bir sürü insanı rahatsız eder. Aradan epeyce zaman geçti. Hasan, Zekeriya Hoca ve doktor beraberce göründüler. Atlarından indiler. Büyük dutun dibine geldiler. Herkes yavaş yavaş toplanıyordu. Acaba bu Rumlar niye gelmişlerdi. Hasan Laskaris'e bakıyordu. Evet onu tanıyordu. O Rumların zenginlerinden idi. Önceleri, çetelik zamanında evine bir kaç kere uğramışlardı. Konuşmuyordu. Çünkü toplulukta kendisinden fazla söz sahibi olan insanlar vardı. Daha doğrusu Zekeriya Hoca'nın Konuşmasını bekliyordu. Zekeriya Hoca konuşmuyor sadece bakıyordu. Bu sessizlik herkesin merakını arttırmıştı. Zekeriya Hoca'nın dudakları kımıldadı. Demek bir şeyler okuyordu. Birden: -Hoş geldin Laskaris Efendi... -Sağol hoca... -Buyur bir derdin mi var? -Hayır. -Öyleyse gelmenin esbabı ne? -Hoca bu işe son verelim. -Hangi işe? -Bu kan....Bu cana kıymaya.... Hoca gülümsedi ve: -Bak dostum şunu aklınıza iyi yerleştirin. Bu oyunu biz başlatmadık. Bu oyunu sizinkiler başlattı. Ancak bu oyunu yine sizinkiler durdurur. Evlerimizi köylerimizi sizinkiler bastı. İnsanları sizinkiler öldürdü. Devleti bölüp yeni devlet kurmaya kalkan sizinkiler, sen gelmiş bu işin durdurulmasından bahsediyorsun. Bu iş o kadar kolay değil Laskaris Efendi. Bu işin durması olur. Ancak sizin soydaşlarınızbu topraklardan çıkarlarsa, bir daha bu vatanın haremi ismetine el dil uzatılmazsa... Bunu başlatanlar tek tek cezalandırılırsa bu dava sona erebilir. Bilirsiniz hiçbir din insanların öldürülmesine, kesilmesine müsade etmez.Ama sizin din adamlarınız sanki Allahü tealanın Hazreti İsa'yıTürkleri kesme emrini verip dünyamıza göndermiş gibi vaazlar ettiğini sizlerde bilirsiniz. Böyle din hak din olur mu? Böyle din adamı insanı cennete götürür mü? Hani insanlarıkardeş kıılması gerekenler bu işi bu yola sokarlarsa nasıl barış olur.Nasıl bu insanlar bir arada olur.Şurada hangi Türkü görsen ve sorsan ister çetelik yapmış olsun, isterse olmasın kendine düşman görür.Niye? Çünkü bunu insanların kafasına koyduk. Sizinkilerde bizimkileri görürse aynı olur. Bunun için bu iki toplumun birarada bulunmasına imkan yok. Ama mademki geldiniz sizinle barış yapalım. Bu barış şöyle olsun.Sizinkiler eğer Rum çetelerle ilgisini keserse bizimkiler onlara dokunmayacak. Ama bu olur mu? Olmaz. Neden? Çünkü sizinkiler buna yanaşsa bile Dimitri denen canavar buna müsade etmez. Sizinkiler yanaşsa bile yeni türeyen o Gavur Andon'mudur nedir o müsade etmez. -Siz bizimle anlaşın. -Peki anlaştığımızı farzedin.Peki seni kim dinleyecek? -Bir kere kesi kararlıyız. Birincisi bizim köylüler beni kesin dinleyecek.İkincisi değirmen köylülerde dinleyecek. -Sizin köylüleri bilmem ama değirmen köylüler dinleyemez.Dinlemelerine imkan yok. -Siz bilmiyorsunuz.onlar toplantı yaptı. Onlar beni dinleyeceklerine karar verdiler. Zekeriya Hoca başını iki yana hayır anlamında salladı. Laskaris bu adamdan da bir şey anlamıyordu. Demek gerçekten Türkleri kışkırtan buydu. Anlaşma yapılacakken şimdi bir sürü engel çıkarıyordu. Birden sesini yükselterek: -Neden dinlemesinler? -Çünkü beş altı kişiden başka o köyde insan kalmadı. Çünkü Dimitri gavuru o köyü ve yanındaki Türk köylerini bastı. insanları ortadan kaldırdı da ondan. -Yani Dimitri o köyü bastı mı? -Sadece basmadı. O köyü haritadan sildi. Laskaris bu ihtiyara hayran hayran baktı. Evet onun için düşündükleri ayrı şeylerdi.Fakat merak ettiği bir şeyide sormadan geçemezdi. Hemen Zekeriya Hoca'ya: -Peki senin bu işlerden nasıl haberin oldu? -Efendi ben uyumuyorum, arkadaşlarım da uyumuyor. Varlığımızı sürdürebilmek içinsizin ne yaptığınızı arştırıyoruz. Karınca kararınca bir şeyler öğrenmeye çalışıyoruz. Bunu da köylerimizi bastıktan sonra duyduk. Gittik baktık. Gördüğümüz manzara karşısında irkildik. Kalbimiz karardı. Yüzümüz sarardı. Takatımız kesildi. Neticede karar verdik. Ya hep beraber öleceğiz, ya da vatanımızı, namusumuzu kurtaracağız. -Peki hiç anlaşmamızın imkanı yok mu? -Efendi biz Rumlara düşman değiliz. Bizim düşmanlarımız bu vatanda başka bir devlet kuracak olanlardır. Bizi parçalayacak olanlardır. Bizimle birlikte hareket edenleri severiz.Onlar ayrı dinden de olsalar kardeş biliriz. Anjcak vatanımıza uzanan eli muhakkak keseriz. Buna inanın. Sizinle anlaşmaya gelince görüyorsunuz. Dereköyün başına gelenlerin sizin başınıza gelmeyeceğine kimse garanti veremez. Biz sizi koruyamayız. Çünkü biz bazen bizimkileri koruyamıyoruz. -Tamam biz sizden korunma istemiyoruz. -Ya. -Sadece bize saldırılmasın.biz Dimitri'nin hakkından gelemesekte bizim köye girmesine engel oluruz. -Peki anlaştık. Laskaris sevinçle kalktı. Hamit Bey'e sarıldı. İki adam bir müddet sarılı kaldılar. Sonrada Laskaris döndü: -Bakın Dimitri'^nin Palegeos'la da arası açık. Eğer biz sizinle anlaşırsak Palegeos da sizinle anlaşacak. Böylece Dimitri daima yalnızlığa itilecek. O zamana kadar hiç konuşmayan Hasan Zekeriya Hoca'ya döndü, bir müddet baktı. Sonrada: -Bu söylediklerin doğru mu? Zekeriya Hoca ona döndü: -Şimdiye kadar topluluk içinde yalan konuştuğumu duydun mu? Evet cin gibi olan Hasan Zekeriya Hoca'nın ne demek istediğini anlamıştı. Ben sizinle bir sürü dalavere çeviriyorum ama toplum içinde böyle şey yapmamın imkanı yok diyordu. Hasan: -Bize müsade... -Nereye?Değirmen köye ve basılan bizim köylerimize gidelim. Zekeriya Hoca boynunu büktü: -Siz bilirsiniz. Laskaris adamlara ve Hasan da mahiyetiyle yola çıktılar. İlk önce gittikleri yer Değirmen köydü. Köyü gezdiler. Hayretler içinde kalmışlardı.Evet daha önce gördükleri Türk köylerindeki manzaranın aynıydı. Herkes Dimitri ve onun adamlarından nefret ediyordu. Çocuklarını düşündü. Evet aynı şey Bakkal Tepe'ye de yapılabilirdi. Oda yakılabilirdi. Orada da insanlar öldürülebilirdi. Bu ölenlerin arasında kendi çocukları da olabilirdi. Düşündü. Şimdiye kadar bu kadar zalimlik yapılan bir Türk baskını görülmemişti. Evet Türklerde basıyorlardı. Ama bastıkları yerde silahlı eşkıyayı yokediyorlardı. Kafile Değirmen köyde dolaşmaya başladı. Laskaris çok düşünceli idi. Başıdönüyor. Midesi bulanıyordu. Evet Türklere yapıyorlardı. onlara papazlar ebedi düşmanımız diyorlardı. Ya bu zavallı Rumların günahı neydi. Biraz sonrada az ilerde bir manzara ile daha karşılaştı ki az daha küçük dilini yutacaktı. Gözleri karardı. Atından indi. Koştu. yerde yatan ölüye sarıldı. Hüngür hüngür ağlıyordu. Hasan da yanına gitti. Atından indi. Laskaris'i kaldırdı. Ona: -Ne oluyoruz? -Bu kim bilir misin? -Hayır. -Bu benim kardeşim. Can yoldaşım. -Öz kardeşin mi? -Hayır. -O kadar üzülme öyleyse... Başını salladı: -Öz olsaydı bu kadar üzülmezdim. Hasan şaşkın. Laskaris devam etti: Şu kadına bak. belki ırzına geçilmiş, üstü başı yırtık. Şu çocuğa bak onu bile bıçaklamışlar. Bunlar nasıl insan anlamıyorum. Hasan Laskaris'e: -Sen beni tanırsın. ben kimim? Laskaris başını kaldırdı.: -Çete Hasan'sın. -Benden gaddar bu çevrede çete reisi var mı? Başını iki yana salladı: -Yok -Ben bile gördüğüm manzaralar karşısında ağladım. Ve hala ağlıyorum. Siz bizim ne çektiğimizi bilir misiniz? -Ancak anlamaya başladım. Hayır anlamında başını iki yana salladı: -Hayır. Sen böyle iki manzarayla bizim ne çektiğimizi anlayamazsın. Anlamanın da imkanı yok. Laskaris sustu. Arkadaşına baktı. Sonrada başını kaldırdı.dudakları oynuyordu. Hasan'a: -Allah şahidim olsun ki bunun intikamını alcağım Hasan o zaman: -Laskaris. -Ne var. -Sizin köyde her hangi bir tedbir aldınız mı? -Evet. -İyi. -Niye sordun? -Çünkü sen burada intikam duygularını anlatırken, sen burada arkadaşına ağıtlar yakarken o sizin köyün işini görmesinde... -Sen korkma... Endişelenme... -Ben sizin için endişeleniyorum. -Endişelenme. Çünkü Papadoyannis Bakkal Tepe üzerinde kuş uçurtmuyor. Sen korkma. -Peki. Hasan orada bulunan mahiyetine döndü: -İkiye ayrılın. Hemen arkadaşları ikiye ayrıldılar.O zaman Hasan: -Bir kısmınız Laskaris ile kalacak. Bir kısmınızda benimle olacak. Şimdi herkes biliyor. Gözünüzü dört açın. Etrafı kolaçan edelim. Bakalım nevar ne yok. Evet görülen manzara hiç de iç açıcı değildi.Gerçekten her taraf ölülerle doluydu. Bütün kafile tekrar bir araya geldiler. O zaman Hasan: -Vahşeti gördün mü? -Gördüm. -Öyleyse bu vahşet ne? Laskaris Hasan'a baktı. Bu Türk ne diyordu. Yoksa kendinin de Dimitri'den farklı olmadığını mı söylüyordu. Hasan'a: -Bilmiyorum ne derseniz haklısınız. -İşte bu yetmiyor. Bunlara zamanında sizin gibiler ön vermeyeceklerdi. Bunlara sizin gibi aklı başında olanlar arka çıkmayacaktı. Şimdi ne oldu. Bu adamlar sanki bizi bitirmiş gibi şimdide sizi yokediyorlar. Ve edeceklerde. Göreceksiniz bizden bu köylüler görmediklerini o Rum çetelerinden görecekler. -Evet söylediklerin doğru. -Bu sizin din adamlarınız sürekli devamlı olarak Türklerin öldürülmesi için vaaz edip duruyorlar. Halbuki bizimkiler silahsıza masuma dokunmayın başkalarının namusuna el sürmeyin ırza geçmeyin. Biz ozaman onlara ya onlar bize yapıyorlar deyince, eğer onlar kötü diye sende kötü mü olacaksın, bir kişi kendini öldürürse siz de mi kendinizi öldüreceksiniz diyorlar. Düşünüyorum. Dimitri'nin akıl hocalarını önce Yakovas, sonrada Makarios. Peki bu adamlar cellat mı din adamı mı? Ama Allah büyüktür. çok kısa zamanda inşallah elime geçecekler. Bakalım kendilerini nasıl kurtaracaklar. Bütün sabrımla hep o günü bekliyorum. Allah'ım beni kavuşturursa o zaman görüşeceğim o pis Makarios veya o pis Dimitri ile... Laskaris o zaman: -Bende senin gibi o günü bekliyorum. Ağlamaya başladı.Ve ağlayarak konuşmasına devam etti: -Bitsin artık bu vahşet.Bitsin artık bu katliam ne suçu var bu kadar insanın, ne günahı var? Laskaris Hasan'a: -Bana müsade et şu köyü bir daha gezeyim. Hasan köyü gösterdi: -Buyur ama geç kalmayalım.Biran önce buradan gidelim. Laskaris ağlayarak: -Bir daha gezeyim. Şu yüz haneye ne yapıldı bir daha bakayım. Göreyim ve kiliseye kadar bir gideyim. Hasan: -Hay... Hayda... Laskaris köyü bir baştan bir başa gezdi. Etrafı güzelce kontrol etti. Evet gördüğü manzara karşısında devamlı olarak ağlıyordu. Türkler de peşinden onu takip ediyorlardı.her evin yerinde sanki ateş yakılmıştı. Sadece evlerin yerinde bir kül yığını vardı. ayakta kalan yer sadece kiliseydi. o da karşıda yamaçta yetim bir insan gibi duruyordu. Laskaris atını eğledi. Baktı baktı. Hasan'a: -Siz kalın. -Neden? -Ben kiliseye kadar gidiyorum. -Sen bilirsin. , -Eyvallah. Atını sürdü. Hasan da onu takip ediyordu. Beraberce kilisenin büyük avlusuna geldiler. Atını ikiside durdurdular. Arkadan diğerleride gelinceHasan şöyle bir etrafını kontrol etti. Evet ortalıkta bir anormallik yoktu. Laskaris atından indi.Kilisenin kapısına doğru yürüdü. Hasan da atından indi. Laskaris'i takip etti. Kilisenin kapısına gelmişlerdiki Laskaris kilisenin kapısına birkaç tekme attı. O vakit Hasan Laskaris'e: -Dur Diye bağırdı. Hasan: -Dur tekme vurma. Laskaris geri döndü. -Neden? -Çünkü orası ibadethanedir.Hiç bir ibadet edilen yere saygısızlık etmek doğru değildir. Dinlere bilhassa hak dinlere ve onların mabetlerine saygısızlık dinimizde imansızlığın belirtisidir. Bunu yapan ve yapılmasını onaylayanlar ancak ve ancak dinsiz ve imansızlardır. Bu sözler karşısında Laskaris şaşırmıştı. Evet birazda mahcup olmuştu. Bu gece tanıdığı bu Türkler hiçde kendilerine anlatıldığı gibi değillerdi. Bugünkü yaptığı hareketi sadece onlarınonların gözüne girebilmek için yaptığı halde, buna Türkler müsade etmiyorlardı. Suç işlemiş bir çocuk edasıyla: -Ama burası bukadar insanın ölümüne sebep olan bir kilisedir. Onun için tekmeledim. -Kilise olsun. burası Allah'ın evi. Bu kilise sizlerin ölümüne sebep olmadı. Kiliseyi yanlış yola götüren, papaz kılıklı canavarlar bunları size yaptırdı. Burada insanlar niçin gelirler. Allah'a ibadet için. Eğer burada söylenenlerin doğruluğu veya yanlışlığı tartışılmıyorsa ki, tartışılmaması gerekir, burada olanların yanlış yola götürülmesini sağlayan zalimlerin suçları var demektir -Evet doğru diyorsun. -Öyleyse burayı tekmeleme... Kapıya yavaşça yüklen. Belkide şu köyden kurtulan zavallılar vardır. Onları korkutmadan yanlaryına var. Onlarla konuş. Meseleyi öğren. Belkide bizim köyler yakılıp yıkıldıktan sonra buraları bizimkiler basmış olabilir. Laskaris kafasını salladı: -Peki. Dedi. Kapıyabir kaç kere vurdu.Tam kapıya yüklenecekti ki birden kilisenin kapısı gıcırdayarak açıldı. Rengi solmuş, korkudan iki büklüm olmuş bir papaz dışarıya çıktı. Kapıdan çıkar çıkmaz elini sağa sola sallayarak: -Yeter yeter artık. Papaz sustu. Yüzün üzerinde kapıda duran atlılara baktı. sonrada konuşmasına devam etti: -Yaptıklarınızı hiç değilse din namına yapmayın... Utanın. Korkun. Ama Allahsız insanlarda utanma arlanma ve korku dediği hasletleri taşımazlar. Sonrada köyü onlara göstererek: -Bu köyde öldürdüğünüz insanların günahı ne? Hani nerede bunların kefaretini çekecek olanlar. Dimitri denen köpek hanginiz, göreyim o köpeği... Bu sözleri dinleyen herkes donmuş kalmıştı. Papaz hala bağırarak konuşuyordu. Bazen de susuyor gözleri bir noktaya bakıyordu. Laskaris yavaş yavaş papaza doğru yaklaşmaya başladı. Papaz: -Gelme. Diye iki elini kaldırdı. Bu sırada Hasan atından indi. Papaza doğru yürüdü. Papaz korkmuştu. Geri geri çekilmeye başladı. Kendisini kilisenin duvarına adeta yapıştırmıştı. Hasan'a: -Yoksa Dimitri denen deccal sen misin? Hasan yerinde durdu. Papaza baktı kaldı. Papaz: -Çek silahını. Hasan yerinden kımıldamadan duruyordu. İçinden şöyle bir vurayım diye geçirdi. Sonrada vazgeçti. Hasan'ın bu durgunluğundan cesaret alan papaz: -Çek silahını. Sonrada yakılıp yıkılan köyü göstererek:Çek de şu masumların canına kııydığın gibi bana da kıy. Senin ne kadar hain olduğunu biliyoruz. Ama bana vuramazsın. Çünkü eli kanlı papazın katil Makarios'un yanında yok değil mi? Hasan gayri ihtiyari gülümsedi. Papaz kıızdı: -Niçin gülüyorsun taş yürekli Dimitri? O zamaniki elini açan Hasan: -Ben Dimitri değilimki. Papaz dudak büktü: -Ya kimsin? -Hasan -Nasıl Hasan? -Gebeş Hasan. -Ne... Evet Papazın bu şaşkınlığı Hasan'ın gözünden kaçmamıştı. Nasıl Hasan dedikten sonra etrafını şöyle bir süzmesi yüzünün mimiklerinin birden değişmesi papazın rol yaptığını kendisine sanki söylüyordu. Papaz: -Yani sen Türk müsün? Hasan başını salldı: -Evet Peki niye buralara geldin? -Gezdim. -Neden? -Bize yaptıklarıyla size - yani Rumlara - yaptıkları birbirinden farklı mı onu görmek için geldim. -Bu kadar mı? -Hayır birde yardıma muhtaç varsa yardıma geldim. -Demek bize yardım edeceksin ha... -Evet. -Sağol. Ama artık bize kimse yardım edemez. O zaman Hasan Laskaris'i gösterdi: -Buda bir Rum. Papazbir müddet Laskaris'e baktı. Evet bu bakışta onu iyi tanımak ve unutmamak olduğunu Hasan yine sezmişti. Burada bir plan dönüyordu. Ama dönen planın ne olduğunu şimdiye kadar çözememişti. Papaz sordu: -Bu bize yardıma gelen kardeşimiz nereli? -Bakkal tepeden. -Papadoyannis mi, yoksa Laskaris mi? -Sen nerden bilirsin onların adını? -Yırgacais durmadan onlardan bahsederdi. Toprağı bol olsun. -Peki bu adam Laskaris. Papaz gözlerini yine bir noktaya dikti: -Maselef artık geç kaldınız. Çoklarını öldürdüler. Zaten öldürmediklerini de alip götürdüler. Madem bir iyilik yapacaksınız öyleyse vakit kaybetmeyin. Bir an önce Patakos'un çiftliğine gidin orayı basın. Ancak o zaman bizim intikamımız alınmış olur.Çok kalabalıksınız Ama yüreğiniz varmı bilmiyorum. Yüreğiniz varsa ileri yürüyün. Yapacağınız tek şey Dimitri ve onun akıl hocası olan papaz Makarios'u buraya getirmek olsunHasan gülümsedi. Evet düşündükleri oluyordu. Buda kendisine Allah'ın bir lütfuydu.Ne zaman ki aklına bir şey gelse o muhakkak oluyordu. Burayailk geldiğinden beri bu adamdan şüphe ediyordu. Bu adamı ilk gördüğünden beri onu gözü tutmamıştı. Şimdi düşünüyordu. Evet bütün bunlara papazın geldiklerinden beri yaptığı hareketleri de ekledi. Papaz bir bakımasum oluyor, bir bakıyorsun gaddar. Ne zaman kendilerine Türk demişlerse o zamandan beri devamlı olarak hakaret eder bir vaziyette konuşuyordu. Küfür etmiyordu. Ama küfreder gibi konuşuyordu. Bir yüreksiz, bir bakıyorsun tabansız diyordu. Evet bu adamın bir niyeti vardı. o da biran önce kendilerinin buradan uzaklaşmasıydı. Bunun sonunda iki olay olabilirdi. Birincisi kendilerini tuzağa düşürürler, burada bulunanlar varsa kendilerini arkadan bastırır. Böylece kuvvetleri iki ateş arasında kaldıklarından hepsi ölebilir veya yaralı olarak kurtulabilirlerdi. Demek bu durumda adamın yalnız olmasının imkanı yoktu. Öyleyse etrafı bir kolaçan etmeliydi. Bu adam yalnız değilse belkide papaz da değildi. Ama bir adam bu kadar güzel rol yapabilir miydi. Bu sorular Hasan'ın kafasını karıştırıyordu. Fikirlerini yanında bulunan Laskaris'e açıklamaya karar verdi. Laskaris'e: -Laskaris. Laskaris Hasan'a baktı: -Gelsene... Diye Hasan onu çağırdı. Laskaris Hasan'a doğru geldi. Hasan'da olduğu yerden ileri yürüdü. Laskaris: -Ne var? -Bu adam yalan söylüyor. -Ne biliyorsun? -Ona inanmıyorum. -Sebep ne? -Çünkü bu adamın rol yaptığı halindenbelli. Bu kadar felaketle yüz yüze gelmiş bir insan, bu kadar soğuk kanlı olamaz. Laskaris düşündü. Sonrada: -Anlayabiliriz. Hasan şaşkın: -Nasıl? -Gel. Diyen Laskaris kiliseye doğru yürüdü. Kapıya doğru uzandı. Papaz Laskaris'i öyle bir itti ki Laskaris sırt üstü uzandı. Ayakları havaya gelmişti. Hasan artık şüphe etmiyor inanıyordu. Evet birincisi bu adam papaz değil, ikincisi ise burada bu adamdan başkaları da vardı. Papaz yaptığının kötü olduğunu anlamıştı ki koşarak gitti. Laskaris'i kaldırdı. Laskaris'in üzerini siliyordu.Laskaris istemez der gibi onu itti. Geri dönüp Hasan'ın yanınageldi. Hasan: -Şimdi beni iyi dinle. -Uyuma. -Neden? -Ben adamlarımdan bir kısmını alıp şöyle bir etrafı gezeyim. Her hangi bir şey varsa bakayım. -Olur. -Sende uyanık ol. Kapıdan bir bakarsın yirmi otuz kişi çıkar, hepinizin canına okurlar. -Peki. Hasan yirmi tane adamını aldı. Kilisenin arkasına doğru yürüdü.Hasan arkadaşlarına: Her tarafı arayın. On dakika sonra bir şey bulsanızda buradasınız bulmasanızda... Herkes beşerli gruplar halinde dağıldı. Aradan on dakika geçtikten sonra herkes tolandı. Ama bir grup yoktu. O da Canım Ömer'in grubuydu. Bir müddet daha beklediler. Belkide on dakika daha geçti. Ağaçlar arasından birden Canım Ömer ve arkadaşları göründüler.Canım Ömer gülerek kendilerine doğru geliyordu. Hasan: -Ömer. -Buyur ağam. -Oğlum emirlere karşı gelmenin cezasını bilir misin? Ömer başını salladı.Hasan: -Nedir? -Ölmek. -Peki be herif bilirsinde neden böyle geç kalırsın. -Beni dinle ve öldür. -Neden? -Sen haklısın. -Neden? -Çünkü arkada görünmeyen bir ahır var. Bu ahırda otuz tane at var. Ama korkunç bir şey. -Ne olduki. -Gezin arkayı. -Ne olacak? -Hiç bir şey göremezsiniz. Hepsi birden arkaya doğru yürüdüler. Evet arkada ahır filan görünmüyordu. Bu adamlar ahırı nerede görmüşlerdi. Hemen kilisenin arkası kayalıklarda sonbuluyordu. Hasan kızarak: -Burada ahır filan olamaz. Canım Ömer başını salladı. -Var. -Nerede? Canım Ömer : -Gel. Diye işaret etti. Gittiler. Evet küçük bir yer. Burası bir tuvaletti. Canım Ömer tuvaletin kapısını açtı. Hasan da düşündüğü ile karşılaştı. Evet gerçekten tuvaletti. Canım Ömer arkada bulunan ikinci bir kapıyı açtı. Evet herkes hayretler içinde kaldı. Aşağıya doğru bir merdiven iniyordu. Hemen merdivenlerden aşağı indiler. Büyükçe bir meydanlığa geldiler. Evet burada kayalar altında bir ahır vardı. Bu meydanlıktan baktılar. İki yol görüyorlardı. Biri aşağı doğru uzanıyordu. Hasan Canım Ömer'e: -Sen şu atlardan birine bin ve şu yola git. Ömer ve iki arkadaşı atlarına bindikleri gibi hemen yola çıktılar. Yıldırım hızıyla kayboldular. Hasan başını kaldırdı. Kayalardan yukarı doğru bir merdiven çıkıyordu. Kıvrılarak çıkıyordu. Acaba nereye gidiyordu? Bütün mesele bunu öğrenmekti. Ama arkadaşları gelmeden bu olmazdı. yarım saat aradan geçti. Canım Ömer iki arkadaşıyla yıldırım gibi döndü. Attan kendini attı. Hasan'ın yanına gelerek: -Gittim yolun sonunu buldum. -Peki ne gördün? -Bu yol iki atın yan yana gidebileceği kadar geniş. Hemen arkasında tarlalara açılıyor. Sonunda buradan köylere gidilebilir.fakat yolun sonu dikenlerle kaplı. -Bu demekki kullanılmamış. -Evet -Bugün kullanılmamış. -Evet. -Ama bu atlar buraya nasıl gelmiş. -Onu bilemem. -Haydin zaman kaybetmeyelim. -Ne yapalım? -Yukarıya çıkalım. Beraberce yavaş yavaş yürümeye başladılar. Hepsi ayaklarındaki ayakkabıları çıkarmışlardı. Ses yapmamaya azami dikkat ediyorlardı. Kıvrılan merdivenlerden yukarı çıktılar. Hepsi hayretler içinde kaldılar. Çünkü ulaştıkları yer kilisenin üst tarafında bulunan bir yerdi. Biraz durdular. Evet insan sesleri geliyordu. Aralarından beş kişiyi ayırıp hemen aşağı atların bulunduğu yere gönderdiler. Onlar bir taraftan atları bekleyecek, Diğer taraftan bilmedikleri bir yol varsa Rumlar kaçarsalar onlara tedbir alacaklardı. Bir müddet beklediler. Arkadaşlarının aşağı inipte tedbir alması için zaman kazanmak istiyorlardı. Hasan yanına pehlivan yapılı iki arkadaşını çağırdı. Onlara çok yavaş bir sesle: -Benimle beraber içeri gelin. Yakaladığımız Rumları öldürüp arkadaşlarımızın içeri girmesini sağlayalım. Adamlar konuşmadılar. Başlarını salladılar. Hasan diğer arkadaşlarına döndü: -Siz de daima tetikte olun. Hepsi başını salladı. Kilisenin kubbesini takip ederek yürüdüler. Evet kilisenin tepesinde iki adam oturmuş beş taş oynuyorlardı. Gülerek birbirlerine bir şeyler anlatıyorlardı. Yavaş yavaş yanaştılar. Adeta duvara yapışıp kaldılar. Konuşulanları dinliyorlardı. Orada bulunan Rumlardan biri: -Ya şimdi Türkler gelirse. -Ne yapacak Türkler? -Aşağıdaki kalabalık Türkler değil mi? -Türkler. -Ya buraya çıkarlarsa? -Papazımız varya... -Ama papazı dinlemezlerse -Sana bir şey diyeyim mi? -De bakalım. -Ben Türkleri tanırım. Onlar uzdurlar. Hile bilmezler. Herkesi kendileri gibi sanırlar. Kazığıda yerler. Boylarının ölçüsünü alıp çeker giderler. Bir kahkaha attı diğer Rum. Yanındaki dürttü: -Hey. -Ne var yine? -Lan uyuyan yılanı uyandıracaksın. -Neden? -Yahu birde Türkler kahkahanı duyarlarsa ozaman görürsün gününü. -Peki bir daha sesli gülmem. Kaç kişiler acaba? -Vallahi biraz önce ben yüze yakın atsaydım. Yüzde benim görmediğim pusuda vardır.Yüz tanede etrafta vardır. En az üç yüz kişiler. Ne yapalım. Onun için sessiz olalım. Bir burada olduğumuzu bilirlerse o zaman işimiz tamam. Vallahi bizi kıtır kıtır keserler. Onun için çok dikkatli olalım. -Peki bu adamlar ne zaman giderler? -Belli mi olur. Belki hemen giderler. Belki de bir mddet kalırlar. -İyi uyanık olalım. -Baksana uyanığız. beş taş oynuyoruz. -Ya buraya gelirlerse. -Gelemezler. Bulamazlar. Biz işimize bakalım. -Arkadaşlara haber verelim mi? -Luzumsuz.Çünkü girişte bizden başka iki nöbetçi daha var. Onlar birşey olursa haber verirler. -Ya onlar da bizim gibi oynuyorlarsa -Haydi devam et. Tam bu sırada Hasan ve iki arkadaşı gidip başlarına durdular.Adamlar üç gölgenin varlığını hissettiklerinde silahlarına sarıldılar. Ama geç kalmışlardı. İki kol bileklerine sarılmıştı. Sonra bileklerindeki ellerin biri gevşedi. Adam kolunu boğazına sardı. Sıkmaya başladı. İki Rumun gözleri kocaman kocaman oldu. Nefes alamıyorlardı. Birden dizlerinin bağı çözüldü. Oldukları yere yığılıp kaldılar. Hasan bir göz işareti yaptı arkadaşları onları saldı. Silahlarını aldılar. Yavaş yavaş yürümeye başladılar. Yukarıda bir pencere vardı. Oraya tırmandılar. Bu pencerenin olduğu yerde küçük bir oda vardı. Bu odada iki adam karşılıklı birer tahta sandalyeye oturmuş sohbet ediyorlardı. Adamlardan biri: -Arkadaşlarımız ne yapıyorlar acaba. -Şu aşağıda dizilmiş bekliyorlar. -Gelselerde bir an önce gitsek. -Olur mu? -Neden bizi tutsunlar diye bekleyelim mi? -İyi ama kardeşim, arkadaşlarımızdan en akıllısını burada Türklere bırakıp gidelim mi? -Oda o kadar konuşmasa iyi olur. -Evet ama mecbur. Şimdi onları kandırır. Bir daha içeri girer. Doğruca arkadaşları alır. Bize gelir. Bizi aldıktan sonra doğruca diğer arkadaşların yanına, onları da alırız ve doğruca atlara, atlara bindikmi tamam o zaman çiftlikteyiz. -Bu adam büyük adam. -Çok iyi rol yapar. -Bilirim. -Hani o Makarios'u bir kandırması vardı. Nasıl da kendisinin Türk olduğuna inandırmıştı. Şaşırıp kaldım. Ondan beri ona saygı duyarım.Şimdi Makarios gibi bir adamı kandıran Türkleri uyutur be... -Doğru. O kadar dalgındılardı ki, Hasan yanındakilere: -Cama vuruyoruz. Aynı anda içeri atlıyoruz. Adamlar başlarını salladılar. Hasan cama şiddetli bir tekme attı. Ve aynı zamanda kendini içeriye attı. Tabi peşindende arkadaşları peşi peşine içeri girdiler. İki Rum üç adamın içeri girdiğini görünce şaşırdılar. Ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Birbirlerinin yüzüne bakıyorlardı. Adamlardan biri eğildi silaha sarıldı. Ama aynı anda Hasan elinin üstüne bastı. Adam başını kaldırdı. Adam: -Nereden geliyorsunuz? Hasan gülerek: -Hazret-i İsa tarafından gönderildik. -Niçin? -Sizi Türklerden kurtarmak için. Adamlar bir tuhaf baktılar. Biri bağırdı: -Ne işiniz var burada? Aynı anda iki çelik bilek onlarında boğazına sarıldı. Bunlarda boğuldular. Onları kenara bırakan Hasan ve arkadaşları ileri doğru yürümeye başladılar. İçerden zayıf bir ışık geliyordu. Evet bu zayıf bir mum ışığı idi. Üç adam duvara yapışarak ilerliyorlardı. Birden silahlar patlamaya başladı.Evet Hasan vurulmuştu. Bacağından kanlar akıyordu. Diğerleride merdivenlere kurşun sıkıyordu. Hasan eğildi. Yarasını sardı.Yırttığı gömleği yarasına bez olmuştu. O da merdivenlere doğru sekerek ilerledi. Diğer iki adam da yaralanmıştı. Sanki Rumlarda cin gibi kayıp olmuşlardı. Evet Hasan ve arkadaşları o silah atmalarına rağmen tek bir Rumu öldürememişlerdi. Şaşkınlıkla etraflarına baktılar. Yanındaki arkadaşlarından biri Hasan'a: -Bunlara biz melek numarası yaparken onlar cin çıkmasın Hasan acıyla kıvranıyorlardı. -Yahu onlar bir yere girmişlerdir. Ama benim yaralanmam sizin benim için eğlenmeniz onların kaçmasını sağladı. Ama kaçamazlar. Büyük merdivenden yukarı doğru ayak sesi geliyordu. Hasan arkadaşlarından birini geri gönderdi. Bakılmasını istiyordu. Türk koşarak merdivenin başına geldi. Durdu. Beklemeye başladı. Biraz sonra bir grup Türk göründü. Biri: -Ne oluyoruz? -Hasan abi yaralandı. -Yarası ağır mı? -Ne bileyim. Karanlıkta görmedik ki. -Haydi. On beş yirmi kişilik bir grup geldi. Hasan'a iki adam tutarak dışarı çıkardı. Ama diğerleri etrafı aramaya başladılar. Hayır kimse yoktu. İyice aradılar. Yok oğlu yoktular. Gelenler hemen Hasan'ı dışarı aldılar. Hasan'ın yüzünden acı çektiği görülüyordu. Hemen yanına Laskaris koştu. Hasan'ın ayağına baktı. Elledi. Sonrada Hasan: -Nereye gittiler acaba? -Cehenneme gitseler onları buluruz. -Peki. İçeridekiler devamlı olarak arıyorlardı. İçerdekilerin bu araması devam ederken aşağıda atların bulunduğu yerde ve kilisenin etrafında tedbirler alınıyorlardı. Bu sırada bir atlı kaflesi göründü. Herkes bu kafilenin geldiği tarafa baktı. Hayır tanımıyorlardı. Orada bulunanların bazıları gelenlerin Gavur Andon ve çetesi olması muhtemel olduğunu söylüyorlardı. Laskaris korkmuştu. Ya bu gelenler gerçekten Gavur Andon çetesi ise işleri yaştı. Herşey sona erebilirdi. Kurtulduk derken mahvolabilirlerdi. Hemen Türklerden bazıları atlarına atlayarak gelenleri karşılamaya gittiler.Gelenlerin düşman olmadıkları belli idi.Çünkü gidenler hemen onlara karışıyorlardı. Laskaris bir istavroz çıkardı. Hasan bunu görmüştü. Laskaris'e: -Korktun mu? -Evet. -Demek Gavur Andon geliyor sandın? -Evet. -Öyleyse Gavur Andon'un bir sırrını vereyim. -Evet. -Benim olduğum yerde Gavur Andon olmaz. -Yani senden korkar mı? -Bilmem sen nasıl sayarsan. İster korkar de ister sayar de. Farketmez. Laskaris tuhaf tuhaf Hasan'ın yüzüne baktı. Bu adam kendisine ne demek istiyordu. Acaba Gavur Andon'u tanıdığını mı söylemek istiyordu. Evet kafası karışmıştı. Hasan Laskaris'in söylediklerini düşündüğünü hissetti. Ona el etti. Laskaris yanına geldi ve ona: -Kafan karıştı değil mi? Laskaris başını salladı ve: -Doğrusunu konuşursak evet. -Öyleyse dinle. Sizin Rumlar ve Rum çeteleri silahlı insanlarla karşılaşmazlar ve de karşılaşmak istemezler. Eğer hasbel kader karşılaşırlarsa ilk buldukları deliğe kaçarlar. -Anladım. Biraz sonrada bir grup atlı yanlarına geldi. Başlarında karayağız bir delikanlı vardı. Hasan onu gördü yerinden kalkmak istedi.Yusuf Hasan'ı yaralı görünce atından atladı. Üzerine doğru koştu. Herkes bu manzarayı seyrediyordu. Yusuf Hasan'ın bacağına baktı. Sonrada: -Çok kan kaybediyorsun. Dedi. Belinden çıkardığı kuşağını yaranın tam üstüne bastırarak sardı. Hasan'a: -Sen git. -Nereye? -Doktora... Hasan güldü: -Ben altmış mermi yedim de doktora gitmedim. Sen ne diyorsun. Benim doktorluk işim yok. Bu bir sıyrık. -Ama çok kan kaybediyorsun. -Biliyorum ben kanlı canlı bir adamım. Bunun için kanım akıyor.Başka bir şey değil. Bak abi... Rumlar şaşkın. Bu iki ünlü Türk çete reisi akraba değillerdi ama birbirlerine kardeş gibi hitabediyorlardı. Hasan: -Söyle. -Şu ana kadar sen emir verir ben yerine getirirdim. Şu anda ben emir veriyorum sen yerine getir diyorum. -Peki öyleyse kardeşim. -Yanına yirmi adam al ve buradan uzaklaş. Hasan zorla yerinden kaldırıldı. Atına bindirdiler. Yanınada seçme otuz atlı verildi. Hemen yola çıkarıldı. Yusuf'a Hasan birden dönerek: -Otuz kişiye ne luzum var? -Belli mi olur belkide sizi Gavur Andon çetesi basabilir. Bu sebeple tedbir olsun diye sana yardımcıyı çok veriyorum. Hasan yaralı olmasına rağmen bu söz üzerine bir kahkaha attı. Yusuf'a: -Bana bak. -Söyle. -Biraz önce sen gelmeden bende Gavur Andon'u Laskaris'e anlattım. O beni görünce benden korkar. Benim olduğum meclisten kaçar dedim. -İyi dedin. Ne yapsın zavallı Andon, senden korkmaz ama kaçar. -İyi şanslar. Ben gidiyorum. -Yolun açık olsun. -Tedbirli olun. O adamları muhakkak bulun ve cezalandırın. Hasan yollandı. A o da ne? biraz önceki papaz bir dut ağacına bağlanmıştı. Papaz Hasan'a küfredercesine bakıyordu. Hasan Laskaris'e döndü: -Bu da nesi? -Kaçıyordu tuttuk. -Onların başı mı? Laskaris gülümsedi: -Evet. -Ne yapacaksınız? -Bu köye yaptıklarını. -İyi. Hasan oradan uzaklaştı. Yusuf yanında adamları olduğu halde içeri girdi. Kilisenin mahzenine indiler. Ellerinde karanlık mahzeni aydınlatmak için lambalar yakmışlardı. Etrafı iyice aradılar.Evet kapıya benzer bir şey yoktu. Yusuf belindeki kasaturayı çıkardı. Yavaş yavaş duvarlara vurarak geziyordu. Evet bir yerde durdu. Arkadaşları da geldiler. Onlara karşıya geçmelerini söyledi. Adamlar karşıya geçtiler. Yusuf elindeki kama ile boşluğu tesbit etti. Öyle adamlarını yerleştirdi ki çaprazlama ve direk atışlarla boşluğu mermi yağmuruna tutacaktı. Yusuf arkadaşlarına: -Ateş. Diye emrini verdi. Evet duvarın arkasında öyle bir bağırtı vardı ki kendisi de ürperdi. Evet bunlar biraz önce Hasan'ın yaralayan Rum köyünü basan eşkiyalardan başkası değildi. Hemen orda bulunanlardan biri tüfek mermileriyle delik deşik olan kısma yüklendi. Ama o anda patlayan mermilerin hedefi halinde delik deşik oldu.Demek hala içerde canlılar vardı.Yusuf içeriye el bombası atılmasını emretti. Bomba patladı. Sonrada ikinci adam delik deşik olan yere zorladı. Açıldı. Beş Rumun ölüsü duruyordu. Burası bir mahzenin başlangıcı idi. Bu duruma göre en az on kişi daha olmalıydı. Hemen mahzene doğru yürüdüler. İçerde ne insan görünüyor ne de iz belli oluyordu. Orada bulunanlardan birisi: -Bir fikrim var. Yusuf ona döndü: -Söyle. Şimdi aramızda iki veya beş gönüllü olsun. Buraya girsinler. Sonuna kadar gidilsin. Bir şey bulunursa bulunsun bulunmazsa o zaman geri gelinir. Yusuf düşündü.Orada bulunanlar hepsine: -Bir gönüllü benim. Diğer dört gönüllüyü seçin. Fikri ortaya atan: -Sen olmazsın. Fakat ilk gönüllü benim. Yusuf kızdı: -Neden ben olmuyorum? -Çünkü senin olman gerekseydi ben bu fikri ortaya atmazdım. Senden gönüllü olmaz.Sen dışarı çık. Hemen adamın yanına dört kişi daha geldi. Hepsi birden bizde gönüllüyüz diyordu. Yusuf'un gözleri yaşardı. Çünkü bu işin arkasında muhakkak ölüm olduğunu bildikleri halde kendilerini ortaya atıyor ve canlarını bir hiç sayıyorlardu. Kendisi için kendilerini feda edenbu insanların hakkı nasıl ödene bilirdi. Düşündü. Belkide bu adamların anaları babaları hiç de Rumlar tarafından öldürülmemiş olabilirlerdi.Hatta Rumlardan bir felakette görmemişlerdi.Acaba bunların canlarını vermelerindeki sebep neydi.Hayır diyordu. Beni sevmeleri olamazdı. Bunların canlarını vermelerine sebep galiba bu aziz vatanın topraklarından başkası değildi. Öyleyse bu vatan düşman çizmelerinin altında kalamazdı.Çünkü bu topraklarda böyle vatan severler varken üç buçuk Rum çapulcusu bu vatana sahip olmalarının imkanı yoktu., Bu duygularla arkadaşlarına sarıldı. Onlara: -Canlarım. Arkadaşları Yusuf'a baktılar. Yusuf devam etti.Bakın sizler canınızı bu can pazarına koydunuz. Canınızı veriyorsunuz. Ölüme gidiyorsunuz. Bırakın biz ölelim. Babamızın anamızın intikamını alalım. Neden sizler ölüyorsunuz. Çocuğunuz çoluğunuz yok mu? Görüyorsunuz bizim anamız, babamız, kardeşimiz ve hatta birinci dereceden akrabalarımızda yok. Gelin ölesi lazımlar ölsün. Adamlardan biri güldü. -Biz sırayla öleceğiz. Önce biz. Biz bitersek siz., Diğeri konuştu: -Benim yedi çocuğum var. Hepsinin canı sana ve vatanıma kurban olsun. Yusuf duygulandı. Gözleri yaşardı. Adama: -Vatana olsun ama bana asla... -Sen ey delikanlı çocukluğunu yaşamadan silaha sarıldın. Bu vatanda dalgalanacak olan yabancı bayrağının dalgalanmaması için canını verdin. Ve sana şunu söyleyeyim. Geceleri uyumadın gündüzleri gezmedin. Senin derdin ne idi. Bu vatan değil mi? İşte bizde bu vatan için ölenlerdeniz. -Sağ olun. Hepsini ayrı ayrı kucakladı. Helalleşti. Beş adam birden mahzene girip gittiler. Biraz sonrada gözden kayboldular. Yusuf yanındakilerin beş tanesini orada nöbetçi bırakıp Laskaris'i de yanına alıp kiliseden çıktı. Kilisenin büyük avlusuna çıktılar.Bir müddet sonra bir kalabalık ağaçlar arasında görüldü. Bir kıısmının elleri başında idi. Bunların biraz önce kaçan Rumlardan başkası olmadığını herkes anlanmıştı. Gelenleri Yusuf karşıladı. Laskaris de yanına geldi. Yusuf: -Siz kimsiniz? -Biraz önce öldürülen köyün halkındanız. Yusuf gülümsedi. Adamlara: -Doğru mu diyorsunuz. -Evet. -Yalan söylerseniz sizi vururum. -Doğru söylüyoruz. -Peki şimdi anlarız. Adamlar şaşkın. Yusuf papazın yanına geldi. Papaz Yusufa: -Beni sal ne olur. Yusuf başını salladı: -Olur. Dedi. Papaz: -Sal öyleyse... -Sen kimsin? -Ben bu köyün papazıyım. -Bunlar kim? -Tanımıyorum. Belkide eşkıyalardır. Yusuf adamların yanına geldi: -Siz bu köyden değilsiniz. -Ne biliyorsun. Biz bu köydeniz. -Sizin köyün papazı tanımıyorda. -O kadar cefa görmüş adam belkide delirmiştir. Birden Yusuf kükredi: -Efendiler şimdi önümüzde iki şık var. Ya bu adam papaz değil, eşkıyanın başı, yasiz bu köyden değil eşkıyasınız, o zaman bu adam da papaz. Hangisi doğru? Siz bu köydensiniz, bu adam eşkııyanın başı, yok siz eşkıyasınız buadam buköyün papazı mı? Adamlar şaşırmışlardı. Bu adam ne diyordu. Kafaları karışmıştı. Bu adama şimdi ne cevap vermeliydiler. İçlerinden biri: -Beni papaza götür. Yusuf adamı aldı. Papaza götürdü. Adam papaza: -Muhterem peder beni tanımadın mı? Belliki adam can derdine düşmüştü. Papaz mapaz bilecek halde değildi. Adama: -Seni tanımıyorum. -Sen beni nasıl tanımazsın ben bu köyün ahalisindenim. Benim çocuklarımı öldürdüler. Sen bizi kilisede saklamadın mı? -Seni tanımıyorum. Papaz sesini alçalttı ve adama: -Emri dinle. Adam bir kahlaha attı.Herkes şaşaırdı. Yoksa bu adam delirmiş miydi. Hemen arkadaşlarının yanına döndü. Arkadaşları merakla onu bekliyorlardı. Adam: -Ne yapacakmışız biliyor musun? Adamlar cevap vermediler. Sadece donuk gözlerleona baktılar. Adam hepsine teker teker bakarak: -Emri dinleyecekmişiz. Adamlardan biri: -Yani ölecekmişiz. -Biz mi? Diye sordu diğer bir adam, o zaman ilk adam konuştu: -Evet. -Bakın kardeşim benim hiç bir suçum yok. Gelirsin Türkler öldürür gelmezsin Dimitri işkence ile öldürür. Bize lider verirler canlarının derdine düşerler. Kendileri kurtulmak isterler. Bu nasıl harptir. Bu nasıl komutanlıktır. Ölmemiz gerekiyorsa hepimiz ölelim. Yaşamamız gerekiyorlarsa yapabilirsek hepimiz birden mücadele edelim. Ne dersiniz arkadaşlar? -Doğru. Adam bir iki adım ileri çıktı. Yusuf'a: -Beni dinler misin? Yusuf başını salladı. Adam: -Şimdi size her şeyi olduğu gibi anlatayım. Yusuf o zaman başını kaldırdı Laskaris'e baktı ve: -Buyur. Adam burnunu kaşıdı, düşündü ve konuştu: -Bu adam papaz değil. Ağaca bağlıolan papaz kılıklı adamı gösteriyordu.Papaz kılıklı adam küfürler ediyordu. Adam: -Bize gelince biz çeteyiz. İşte şu ağaçta bağlı olan adam da bizim çete reisimiz. Bunun adı Papendro. Laskaris yerinden fırladı: -Bu papaz kılıklı herif Papendro ha... -Evet. LaskarisYusuf'a döndü. Papendro'yu gösterip: -Bunu bana bırak gerisini ne yaparsan yap. Ben intikamımı alacağım adamı buldum. -Peki sen ne intikamı alacaksın. Laskaris Papadoyannis'i gösterdi: -Biz ikimiz arkadaşımızın intikamını alacağız. Gerisi size ait. Ne yaparsanız yapın. Yusuf o zaman Laskaris'e döndü: -Hangi arkadaşınızın intikamını alacaksınız. Sizin arkadaşınız kim? Laskaris ağlamaya başladı: -Arkadaşım Yorgias, canımdı benim. Hasan'la sen nasılsan, ben de onunla aynıydım.Ama bu Papandro denen gavur domuzu onun canına kıydı. -Eh siz bilirsiniz. Yusuf adamlarının toplanmasını emretti. Bunun üzerine haberciler hemen etrafta bulunanlara haber saldılar. Sadece kritik noktalardaki nöbetçiler kalacaktı. Diğerleri meydanda toplanacaktı. On beş dakikada söylenen yapıldı. Sonrada yanında duran Canım Ömer'e: -Şunları bağla. Diye on beş Rumu gösterdi. Hemen Canım Ömer ve arkadaşları on beş Rumun kollarını ve bacaklarını bağladılar. Getirip dut ağacına bağlı olan Papandro'nun önüne bıraktılar. Papandro: -Sizin çekeceğiniz çok. Heleher şeyi ortaya atan sen. Evet sen dediği biraz önce açıklamayı yapandan başkası değildi. Papaz kılıklı adam: -Seni tutarsam çiğ çiğ yiyeceğim. Laskaris gülümsedi ve ağır ağır konuşmaya başladı: |