|
Palegeos durumdan bir şey anlamamıştı. Gelinine dönüp:
-Söylediğinden bir şey anlamadım. -Şimdi anlarsın baba... -Peki. Yanındaki adama döndü: -Git benim karıyı çağır. Adam odadan çıktı, gitti. Biraz sonra Palegeos'un genç ve güzel karısı yanında olduğu halde geldi. Kadının rengi uçmuştu. Palegeos birden Maria'ya döndü: -İşte çağırdım. -İyi. Maria yerinden kalktı. Palegeos'un karısına: -Bunlar ne? -Ne olacak şıra... -Niçin yaptın? Kadın kızgın: -Niçin olacak, misafirlerimize ikram için getirdim. Palegeos birden kızdı: -Ne demek bu? Elini bardağa uzattı. Maria birden Palegeos'un eline vurdu. Sonra da: -Baba bırak onu. Adam şaşkın kadın ise üzgün: -Sana ne oluyor. Diye Palegeos'un karısı sordu. Maria: -Şimdi anlayacaksın. Herkes adeta nefes almadan bakıyordu. Evet kararı verdiler. Bu zavallı kız Patakos'un ölümünden sonra çok değişmişti. Herkesden her şeyden şüpheleniyordu. Birden masanın üzerinde duran şurup dolu bardaklardan birini eline aldı. Kadına uzatıp: -Al bunu iç. Dedi. Kadın aynı sertlikte cevap verdi: -İçesim yok. -Evet içesin olmaz. İçindekini biliyorsun değil mi? Kadın sarardı. Düşmemek için masaya tutundu. Palegeos birden Maria'ya döndü: -Sen ne diyorsun kızım? Maria Palegeos'a döndü: -Bak baba... -Söyle kızım. -Sorduklarımı karına sor. Adam karısını karşısındaki sandalyeye oturttu. Maria'ya döndü: -Ne sorayım. Maria kızgın: -Benim sorduklarımı. -Sor. Karısına döndü: -Sen de iyi dinle, bir kerede cevap ver. -Dün gece neredeydin? Palegeos karısını dürttü: -Söyle neredeydin? -Buradaydım. Maria kızgın: -Büyük bir yalan. Palegeos birden Maria'ya döndü -Neredeydi? -Bizim çiftlikte... -Ne,ne işi var sizin çiftlikte... Maria eliyle Palegeos'a karısını işaret etti: -Ona sor. Palegeos karısına döndü: -Söyle ne işin vardı? -Maria'nın anasına ziyarete gitmiştim. -O fahişeye mi? -Akrabam olmuyor muydu? -Evet. Maria o zaman: -Peki anamdan başka kiminle konuştun? Kadın bağırarak: -Hiç kimseyle. -Demek hiç kimseyle konuşmadın ha... Palegeos karısını bıraktı. Maria'ya döndü. -Kiminle konuştu? -Dimitriyle. Karısına yaklaştı: -Görüştün mü? Kadın bağırdı: -Hayır. Palegeos birden karısına bir tokat attı: -Söyle görüştün mü? Kadın bağırdı: -Hayır diyorum. Palegeos Maria'ya döndü: -Bak hayır diyor. -Peki öyleyse ben yalan söylüyorum. Kadın kocasından da cesaret aldı: -Elbette yalan söylüyorsun. O zaman Maria: -Şimdi kimin yalan söylediği anlaşılacak Palegeos: -Nasıl? -Bak böyle. Bu kadın dün gece biz burada toplantı yaparken bize şurup getirdi mi? Maria etrafına baktı ve konuşmaya devam etti: -Getirmedi değil mi? Palegeos birden isyan etti: -Sen ne yapmak istiyorsun? Onu anlayamadım. -Anla öyleyse. -Söyle be kadın. -Karına çok kuvvetli bir zehir verdi Dimitri. Bu zehri bir şuruba atacaktı. Sonra da burada bulunan bütün vatanseverleri zehirleyecek ve başına bela olanlardan kurtulacaktı. Palegeos karısına döndü: -Bunlar doğru mu? Kadın ayağa kalktı: -Sen varlığını ve yokluğunu seninle bölüşene mi inanıyorsun, yoksa sana bir sürü yalanlar uydurup, babasının karısı, anasının namusunu sana temizletmek isteyen bir fahişenin kızına mı inanıyorsun. Söyle hangimize inanacaksın. Maria güldü: -Son sözün doğru. Anam babama ihanet etti. Dimitri'yle babamın cesedi evden çıkarılmadan yattı. Bütün bunlar doğru. Ama benim senin kocana intikam aldırmam yalan. Ben kendi intikamımı kendim alacağım. Buna inanın. Ben intikamımı size bırakmam. Önce siz kendi oğlunuzun intikamını alın. Fahişeliğe gelince seninde anamdan farklı tarafın yok. Can atıyorsun sende, Dimitri'nin koynuna bu gece girmeye hazırlandın. Ama silahın ters tepti. Şimdi oyunun son perdesini açıyorum. Maria masadaki bardaklardan birini aldı. Getirdi. Palegeos'un karısına uzattı: -Madem söylediklerim yalan bu bardaklardan birini al ve iç. Kadın tekrar oturdu. Gözleri kocaman kocaman oldu. Sonra da: -Benim içesim yok. -Beni yalan çıkarmak için iç. -İçesim yok. Palegeos karısına döndü: -Şimdi iki şık var. Bu ya doğru söylüyor, yahutta yalan söylüyor. Eğer doğru diyorsa bunu içmezsin, hayır yalan söylüyorsa bunu içersin. İçersin yalansa sana bir şey olmaz. O zaman Maria'yı kendi ellerimle öldürürüm. Hayır içersen söylenenler doğru ise o zaman zaten sen ölürsün. Anlaştık mı? Kadın: -İçerim. -Öyleyse iç. İçte görelim. -Ama bana diğer şuruptan getirin. Maria güldü: -Bunu iç. Elindeki bardakları uzattı.Palegeos: -Evet bunu iç. -İçmem. -İçeceksin. Yoksa seni öldürürüm. O zaman kadın : -Evet Maria'nın söyledikleri doğru. -Yani Dimitri sana zehir verdi. -Evet ama tehditle. Palegeos Maria'ya döndü: -Ne diyorsun tehdit etti mi acaba? Maria gülümsedi: -Tehdit yok. Ancak kendisini koynuna alacağına söz verdi. Bunu duydum. Palegeos: -Ben düşmanlarımla mücadee etmek için bu kadar dostumu getireyim, bu kadar adamı sıkıntıya sokayım, benim karım gitsin benim kan düşmanımla konuşsun öyle mi? O çocuk sadece benim mi? O zaman kadın: -Sen de erkekliğini yap. İhtiyar adam : -Haklısın. Dedi. Başını salladı. Maria'nın elindeki bardaklardan birini alıp karısının yanına gitti. Ona: -Bunu iç. -İçmiyorum. -Bak içsen de içmesen de seni öldüreceğim. Kadın ellerini kocasına karşı tutarak: -Hayır yapamazsın. -İsa hakkı için yapacağım. -Yapamazsın. -Anlat. -Gittim. Patakos'un karısına baş sağlığı verdim. Dimitri bana bunu verdi. İlaçtır bunları uyutacak dedi. Ve ben de ilaçları sizin şurubunuza kattım. Adamlarına dönen Palegeos: -Hemen bunu büyük mahzene atın. Biz gelene kadar siz ikiniz kapıda durun. Ve ben gelince bu şurubu buna içireceğim. Kadın birden kalktı. Masanın üzerindeki bardaklardanbirini aldı. Bir dikişte içti. Sonra yavaşça yere yuvarlandı. Biraz sonra da geğirmeye başladı. Ağzından yeşilimsi bir sıvı akıyordu. Evet kıvranarak ölüyordu. Palegeos baktı . Bu sırada Maria koşarak gelip Palegeos'a sarıldı. Biraz sonra da. -Kızım hayatımızı sana borçluyuz. Siz bu leşi kaldırın kimseye haber vermeyin. Biz şu Gavur Andon'u bir görelim ve geri gelelim. Buralar size emanet. Adamlarına döndü: -Yirmi atlım hazırlansın. Hemen adamları dışarı çıktılar. Kukusiz ile Maria göz göze geldiler.Kukusiz mutluluktan uçuyordu. İhtiyar adam: -Gidiyoruz. Dedi. Beraberce çıkarak karanlığa karıştılar. * * * * * Kukusiz atını dağa doğru sürdü. Palegeos ve adamları da peşinden gidiyordu. Önlerine iki atlı çıktı. Bunları durdurdular. Palegeos şaşırdı. Hakikaten tam Rum giyimli adamlarkarşılarında duruyordu. Kukusiz birden: -Büyük Andon'u ziyarete geldik. Adam yanındakine: -Git haber ver. Biraz sonra beş altı atlı etraflarını sardı. Hemen kafilenin silahlarını toplayıp götürdüler. Bir açıklıkta durdular. Öndeki adam hepsinin adını ve nereli olduğuklarını Rumca olarak sordular. Adamlar bu suallere Rumca olarak karşılık verdiler. O zaman adam: -İçinizden biri gelecek... Palegeos tam ben geleyim diyecekti ki öndeki adam Kukusiz'e doğru atını sürdü: -Adın ne? -Kukusiz. -Şu Patakos'un adamı mı? -Evet. -Hemen sen gel. O zaman Kukusiz: -Bir dakika... Adam atını eğledi: -Ne var? İhtiyar Palegeos'u gösteren Kukusiz : -Bu gelse olmaz mı? Adam kayıtsız: -Kim gelirse gelsin. Sonra da karşıdaki bir tepeyi gösterdi: -Ta oraya gideceğiz, ihtiyar atını oraya kadar sürebilir mi? O zaman Palegeos: -Sen git Kukusiz. Farkeden bir şey olmaz. Atlarını sürdüler. Aradan bir saat geçtiki tekrar geri döndüler Kukusiz: -Gidiyoruz. Beraberce Palegeos'un çiftliğine doğru yol alıyorlardı. Hava birden bozdu. Bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu.birden karşıdan bir ses kimsiniz diye sordu. Evet büyük bir müsademe başladı. Biraz sonra da arkalarından Andon'un çetesi yetişti. Kendilerine sahip çıktı. Türkler bunları pusuya düşüreceklerdi. Herkes çok şaşkındı. Palegeos ise bunların nasıl meydana geldiğini bilmiyordu. Mutlak bir ölümden kendisini Gavur Andon kurtarmıştı. Çete kendilerini kurtardıktan sonra tekrar dağa doğru atlarını sürüp kayıp oldular. Palegeos yanındakilere: -Mutlak bir ölümden kurtulduk. O zaman Kukusiz: -Mutlak bir ölümden değil, iki ölümden kurtulduk. Birincisi karının şerbetinin getireceği ölüm, ikincisi Türklerin pususuna düşüpte ölecekken birden Andon sayesinde kurtulduk. Palegeos her zaman olduğu gibi sakallarını sıvazladı: -Anlamadığım bir şey var. Kukusiz atını eğledi. Palegeos'a: -Türklerin bizi pusuya düşüreceğini ne bildi. -Belki de haber almıştır. -Olabilir. -Belki de bizi korumak için etrafımızda tedbir almıştır. Palegeos başını salladı: -Evet bu akla daha yakın. Atlılar atlarını sürüp Palegeos'un çiftliğine gittiler. Çiftliğe girdiler. Aradan iki saat geçmişti. Çiftlikteki Palegeos taraftarları heyecanla bekliyorlardı. İçeri girer girmez Palegeos birden: -Hemen eve girelim. Laskaris heyecanla: -Ne haber Palegeos Kukusiz'i gösterdi: -Şimdi anlatacak. İçeri girdiler. Odaya geçtiler. oturdular. Kukusiz konuşmaya başladı: -Arkadaşlar beraberce gittik. Andon Beyi bulduk. Fakat hepimizi birden yanına götürmediler. Biraz önde lider pozüsyonundaydım ki beni götürdüler. Ben Palegeos'u da götürmek istedim. Kabul etmediler. Zaten Palegeos da benim gitmeme müsade etti. Gittim. Yanına çıktım. Bir adam ki şeker gibi.. Tatlı mı tatlı bir adam. Ama bakışlarında bir zalimlik görülüyordu. Yanına girer girmez bana "Rum musun Türk müsün " diye sordu.O zaman ben "neden Türk olayım, Rumum dedim". Adam bana sen benim yanıma sadece Rumların mı geldiğini sanıyorsun. Her gün yüzlerce Türk geliyor, benden aman istiyor.Ben de bazen affediyorum. Bazen de kızıyorum, mahvediyorum. Şimdi gelelim bizim Rumlara. Onlar da sık sık geliyor. Dimitri'den söz ediyorlar. Hepsi bir noktada birleşiyorlar. O da Dimitri'nin bir ırz düşmanı olduğudur. Hatta biraz önce Patakos'un çiftliğinden biri geldi. Dimitri'nin Patakos'un karısıyla yattığı yetmiyormuş gibi şimdide Palegeos diye birinin karısıyla irtibat kurduğunu ve de onunla da aşne fişne yaptığını haber verdi, ben adamımı saldım. Şu anda bana Türkler yetiyor. Bir de Rumlarla uğraşmayayım diyorum. Pek yakında Patakos'un çiftliğine uğrayacağım. Dimitri'nin de, Patakos'un karısının da ifadesini alacağım. Göreceksiniz dedi. Orada bulunanlar seviniyorlardı. Palegeos: -Türklerle irtibat kuracak mıyız? Kukusiz : -Ne lüzumu var? O zaman Laskaris: -Tamam. Sizi dinledik. Bizim güvenliğimiz sizin Andon'unuz tarafından sağlanacak mı? Bunu bilelim. Kukusiz o zaman: -Biz bunu konuşmadık. Laskaris düşündü: -Köyüm gece gündüz ayakta. Bir yanda Türkler basacak diye korkuyoruz, diğer yanda Dimitri bizi mahvedecek diyoruz. Anlayacağınız hayatımızdan emin değiliz. Bana kızmayın, bizi hoş karşılayın. Biz bir toplantı yaptık. Türklere gidiyoruz. Ve aldığımız neticeyi size bildiririz. Siz de hareketlerinizi ona göre ayarlayın. Palegeos: -Andon'un ne olacağı belli değil. Biz geleceğe göre kendimizi ayarlayalım. Türklere Laskaris'in gitmesi mantıklı... Laskaris Palegeos'a döndü: -Sağol. -Sen git. Papadoyannis: -Ya daha önce söylediğim olursa. Laskaris o zaman: -Ne gibi? -Ya Laskaris'i tutuklarlarsa. Laskaris gülümsedi: -O zaman sizde Türklerin güvenilir bir millet olmadığını öğrenmiş olursunuz. O sırada orada bulunanlar gitmek için ayağa kalktılar. Kukusiz masaya vurdu. Herkes ona baktı. Laskaris: -Bana gitme diyeceksen vaz geç... Kukusiz: -Sana gitme demiyorum. Bir şey söylüyorum. Ben artık buradan bu gece ayrılıyorum. Gidiyorum. Nereye derseniz bu gece Andon Bey bana çetesine katılmamı ve ikinci adamı olmamı söyledi. Ben de kabul ettim. Bu gece ben de gidiyorum. Laskaris gülümsedi: - Öyleyse ilk defa efendinin gözüne girebilecek bir haberle gidiyorsun. -Nedir o? -Benim Türklere gittiğimi söylersin. Kukusizbir kahkaha attı: -İsa hakkı için söylemem. Beni tanırsınız ben sonunda ölüm de olsa inandığımı yaparım. -Yani söylemeyecek misin? Başını iki yana salladı: -Hayır. Elini Laskaris'e uzattı: -Sana başarılar diliyorum. Ama Andon Bey'e bir şey söyleyeceğim. O da Andon Bey'in sizi korumasıdır. -Evet o olabilir. Herkes dağıldı. Sadece odada üç kişi kaldı. Palegeos,Kukusiz ve Maria. Bir müddet durdular. Bu sessizliği ilk bozan Maria oldu: -Şimdi ne yapıyoruz? Kukusiz konuştu: -Dimitri kararlı seni ve Palegeos'u ortadan kaldıracak, onun için belkide yeni planlar yapacak, Andon Beyle temasa edecek, senin yapacağın kalman, Palegeos'la birlikte hem kendini koruman, hem de Dimitri'ye fırsat vermemendir. Maria Kukusiz'e: -Peki. -Ben gidiyorum ama, sizinle dirsek temasımı bırakmayacağım. Sık sık haberleşeceğim. İnşallah başarırız. Hepsi dağıldılar. * * * * * Türkler korkmaya başlamışlardı. Gavur Andon'un doğuda batıda bir çok Türk köyünü bastığı söyleniyordu. Türk köylerini yakıyordu, yıkıyordu. Bu türlü haberler birbirini kovalıyordu. Busıralarda Türkler bir toplantı yaptılar. Toplantı Cacil camiinde yapılıyordu. Köylüler akın akın geliyorlardı. Gelenler çevre köylerdi. Hemen camiinin avlusunda toplananlar, Hasan ve Yusuf'un gelmesini bekliyorlardı. Tam bu anda Hasan geldi. Yusuf ortalıkta yoktu. Orada bulunanlardan biri: -Nerede bu Yusuf? Hasan: -Biliyorsunuz Gavur Andon çetesi sağda solda bir sürü can alıyor. Bunları önlemek devriye çıkıyoruz. Bugün sıra Yusuf'ta idi. Gitti. Geri gelemedi. Belki de müsademeye girmiştir. Ölmüştürde. Orada bulunanlardan biri -Eğer bu işi yapamıyorsanız söyleyin de biz başımızın çaresine bakalım. Yok yapıyorsanız şunu doğru yapın. Hasan gülümsedi: -İçinizden biri bir şey yaparsa, ona engel olmuyoruz galiba...Ne yapıyorsanız yapın. Biz sizin emrinizde olalım. Bizim kapasitemiz bu kadar. Gavur birdi iki oldu. Belki de bu konuşmalar uzayacaktı. Tam bu anda Yusuf göründü. Atını caminin avlusuna sürdü. Hasan koşarak gitti. Onu kucakladı. Orda bulunanlardan biri: -Baksana çok iş başarmışlar gibi kucaklaşıyorlar. Hamit Bey bu sözleri duymuştu. Adama döndü: -Fazla konuşmak yok. Bunlar bu kadar yapıyor. Daha iyisini yapabilirseniz yapın. Konuşma kesildi. uzun uzun konuşuldu. Neticede Hasan : -Eskiden düşmanımız birdi şimdi iki oldu. Bir tarafta Allahsız Dimitri diğer yanda Gavur Andon. Yusuf kıs kıs gülüyordu. Yanındaki Cahit ayağına vurdu. Kulağına eğilip: -Dur yahu anlayacaklar. Ne gülüyorsun? Yusuf ciddileşmeye çalıştı. Hasan devam etti: -Hayatını sevenler varsa, uyanık olsunlar. Düşmanın her zaman söylediğim gibi nerede, ne zaman görüleceğide meçhulumuzdur. Bunun için uyanık olalım. Hem canımıza hem malımıza sahip olalım. Bu sebeple bizim yaptıklarımızdan başka Dimitri ve Gavur Andon'a karşı: a- Nöbetler sıklaştırılsın. b- Sağda solda her hangi bir şey biliniyorsa anlatılmasın. Böylece bizim yaptıklarımız düşmana ulaşmasın. c- Eli silah tutanlar silahlansın. Davaya katılsın. d- Verilen emirler aynen yerine getirilsin. e- Bize güvenilsin. Biz her şeyin en iyisini yapacağız. f- Ferdi hareket edilmesin. g- Ufak tefek meseleler aramızı açarak birbirimize düşmeyelim. h- Parası olanlar para yardımı yapsın.Yapılan yardımlarla aramızda bulunan yetimler, fakirler bakılsın. i- Bir görev verilirse canımız gitse yerine getirilsin. j- Parası olmayanlar varsa hayvan yardımı yapsın. k- Herkes işindegücünde çalışsın. -Bütün bunları hep birlikte yapalım. Böylece sizlere ne Gavur Andon, ne de Dimitri bir şey yapabilir. -Bunları aynen uyalım. -Bir daha söylüyorum ferdi kimse hareket etmesin. Bütün bunları dinleyen Ali Efendi ayağa kalktı ve: -Beyler siz ne diyorsunuz. Hasan gözlerini ona çevirdi -Yapılacak olanları söylüyoruz Ali Efendi. -Bu söyledikleriniz yeterli değildir. -Ne yapalım? -Evet biliyorum bu yapacağınız zor. Gidin . -Nereye -Gavur Andon'a Hamit Bey birden bağırdı: -Kes ulan pezevenk herif. Hava birden elektriklendi. Ali Efendi: -Ben fikrimi söylüyorum Hamit Bey. Hamit Bey elini salladı. -Batsın böyle fikir. Hasan Hamit Beye döndü: -Bir dakika... Sonra Ali Efendi'ye dönüp: -Peki ne yapacağız Gavur Andon'un yanında? -Konuşalım. -Neyi? -Anlaşalım -Nasıl? -Artık o konuşulmadan belli olmaz ki. Hasan o zaman: -Sen fikrini söyledin mi? -Evet. -Bak Ali Efendi benim fikrim senin fikrin yanlış diyor. Neden dersen eğer? Çünkü bu kadar canı vermeyle bu kadar kanı akıtmayla eğer sonunda senin dediğin fikre gelinecekse akıtılması anormal değil mi? Peki diyelimki Gavur Andon'a gidilecek söyle öyleyse kim gidecek? Ali Efendi elindeki bastonunu uzattı: -Nah şu gidecek, o olmazsa sen gideceksin. Evet gösterdiği Yusuf'tan başkası değildi. Sen dediği de Hasan'ın kendisiydi. Herkes iri iri gözlerle Ali Efendi'ye baktı. Ali Efendi hiç de oralı değildi. Hala bastonunu havada tutuyordu. Herkes bu ihtiyarın delirdiğine hükmetti. Çünkü şimdiye kadar hiç kimsenin Hasan ve Yusuf'a milletin içinde böyle hitabettiği duyulmamıştı. Yusuf burnundan soluyordu. Ama Hasan'a ayıp olmasın diye bir şey de demiyordu. Evet böyleleri Türklerin arasına nifak sokuyorlardı. Böylece Türklerin birliği bozuluyordu. Bundan en çok düşmanlar yararlanıyordu. Hasan hala Ali Efendiye bakıyordu. Sonra da: -Bak Ali Efendi... Ali Efendi hiddetlendi: -Ben martaval dinlemem... Hasan gülüyordu. Adam: -Sen gülsende fikrimden vaz geçecek değilim. Ben fikrinden vaz geç demiyorum. -Ya ne diyorsun? -Gavur Andon yanına giden Türklerin bacaklarından bir ağaca asılmasını emrediyor ve sonrada aç kurtları yanına bırakıp bir yerinden kan aktırıyormuş. -Evet sizin gibileri böyle kandırırlar. Orada bulunanlara döndü: -Önderi alim olanlar doğru yoldan giderler, önderi eşkıya olanlarda dağ yolundan giderlermiş. Zamanında sormuşlar: Kişiyi nasıl bilirsin diye. O da kendim gibi bilirim demiş. Yusuf silahını kaldırdı. Hasan Yusuf'un omzuna dokundu. İhtiyar adama dönüp: -Öyleyse Gavur Andon'a sen gideceksin. Ali Efendi sevinçle bağırdı: -Ben mi? -Evet. -Peki ama... Zekeriya Hoca: -Ne o Hasan Efendi davadan dönüyor musun? Hasan gülümsedi. Zekeriya Hoca da gülüyordu. Hasan: Yok ama, bunun düşündüklerinin neticesi iyi olabilir. -Haydi hayırlısı. O zaman Hamit Bey: -Ben bu yola canımı malımı koydum. Böyle insanları elçi olarak göndermeyi bırak buralarda durmasına bile gönlüm razı olmaz. O sırada Hamit Beye elindeki bastonu gel diye Zekeriya Hoca salladı. Caminin arkasına doğru gittiler. Biraz sonra da deminki Hamit Bey değişmiş ve neşeli bir vaziyette geldiler. Oradakilere: -Arkadaşlar hepinizden özür dilerim. Herkes şaşkın. Hamit Bey devam etti: -Bir yerde bir baş olur o da Hasan. O hangi karara varırsa onu hoş karşılarız. O zaman Hasan: -Gidiyor musun Ali Efendi? -Evet gidiyorum ama.. -Aması ne? -Hangi şartlarda anlaşacağım? -Tabi bizim şartlarımızda... -Sizin şartlarınız ne? Hasan kaşlarını kararttı: -Sen bizim şartlarımızı bilmiyor musun? -Sen bir daha anlat. -Peki. Öyleyse sen gidersen elçiye zeval olmaz de, Gavur Andon'a vatanımıza, namusumuza, bayrağımıza, dinimize ve hürriyetimize dokunmayacağına dair söz al. Köylerimiz yakılıp yıkılmasın. Gerisi kolay. Anlaştık mı? -Peki. Ama ben de sizin aynı şeyleri yapacağınıza dair ona ve yanındakilere söz vereyim mi? Hasan başını salladı: -Elbette. Bittabi... Adam yerinden kalktı. Gidiyordu. Orada bulunanlardan biri: -Ne Gavur Andon'a kızalım ne de Dimitri'ye... Bizim içimizde böyle hainler varken bize dışardan düşman gerekmez.. Hasan adama döndü: -Aynı kanaatteyim. Ama denemekte fayda var. Bilirsin bizim bir ata sözümüz vardı:"Ölümü gelen köpek cami duvarına pislermiş". İşte şimdi aramızdan ayrılanda o... Herkes dağıldı. Yusuf atına bindi. Hasan'a döndü: -Beni arkadaşlar bekliyor. Ben devriye çıkıyorum. İki adam at üstünde kucaklaştılar. Yusuf atını sürüp gitti. Hasan da arkadaşlarıyla beraber karanlık mağaraya geldi.Atından indi. Hemen bir yere çekildi. Ufak bir mektup yazdı. Mutemet adamlarından birine verdi. Atına bindiği gibi yola çıktı. * * * * * Ali Efendi akşamın alaca karanlığında atını hazırladı. Karısına yanaştı. Onu öptü. Sonra da: -Bu gece büyük bir iş beceriyorum. Kadın başını salladı. -Bari vasiyetini iyi yaz. -Neden? -Gittiğin yerde Türk diye derini yüzerlerde ondan. -Beni Türkler öldürmezse Rımlardan zarar gelmez. -İnşallah yanılırım. -Yanılırsın tabi. Adam atına bindi. Dağa doğru sürdü. Atı rüzgar gibi gidiyordu. Birden bir düzlüğe geldi. Atını durdurdu. Etrafına baktı. Evet gittiği yol doğruydu. Biraz daha atını sürdü. Birden etrafını bir sürü Rum sardı. İçlerinden biri Rumca olarak sordu. Ama Ali Efendi onun bu sualinden bir şey anlamamıştı. Sonra da adam Türkce olarak: -Adın ne? -Ali... -Nereye gidiyorsun? -Büyük Andon'un yanına... Yanındakilere bakan adam, tekrar Ali Efendiye döndü: -Sen yanlış geldin. -Neden? -Çünkü Büyük Andon diye biri yok. -Ben nasıl bulacağım? -Sen doğruca Patakos'un çiftliğine gideceksin orada Büyük lakabıyla anılan Dimitri var, onu gör. Ali Efendi bu kaz kafalı adamlara galiba aradığı adamı anlatamamıştı. Hemen: -Ben Dimitri'yi değil, Andon'u arıyorum. -Nasıl Andon'u -Gavur Andon'u. Adam gülümsedi. O zaman Ali Efendi'ye: -Ha öyle desene... Hemen alıp bir kayalıktaki düzlüğe götürdüler. Orada bir ateş yanıyordu. Etrafında yirmi kişiye yakın adam vardı.Adamlar yaşlı bir adamın kendilerine geldiğini görünce doğruldular. Ali Efendi etrafa bir göz gezdirdi. Evet bu adamların hepsi bıyıksız ve Rum giyimli idiler. birden karanlıktan bir adam atını onlara doğru sürdü.Rumca bir şey sordu. Biri cevapladı. Sonra da Ali Efendi'ye döndü. Türkce olarak: -Kimi arıyorsun? -Gavur Andon'u. -Buyur Andon seni bekliyor. Ali Efendi birden: -Ne? Diye bağırdı.Kukusiz: -Andon seni bekliyor. -Demek geleceğimi biliyor... -Evet. -Ama nasıl? Çünkü Andon Efendi ermiştir. Nerede, ne zaman, neler olacağını bilir.Sen bilmezsin onu. Görürsen bilirsin ya... Kukusiz önde, Ali Efendi arkada yürüdüler. Bir adam kayalıkların başında onları bekliyordu. Kukusiz geldi. Ali Efendi de geldi. Kayalıktaki adama tam yirmi metre kala durdular. Kukusiz eliyle bir yer çizdi. Ali Efendinin üzerini aradı. O zaman Ali Efendi: -Silahsızım. -Biliyoruz ama, bir daha arayalım. Arama bitti. Kukusiz ondan ayrıldı. İki adamın tam ortasında durdu. Ali Efendi merakla bekliyordu. Kukusiz: -Şimdi Ali Efendi iyi dinle. İyi düşün. sorulanlara bir kerede cevap ver. Ali Efendi heyecanla: -Peki. -Soru bir . -Evet. -Neden geldin? Andon Efendi sırtı dönük onu dinliyordu. Ali Efendi: -Ama... -Aması ne? -Ben Andon Efendi ile karşılıklı konuşacağım sanıyordum. Kukusiz başını salladı: -O da olacak. -Peki. -Neden geldin? Ali Efendi düşündü. sonra da: -Türklerle Rumları barıştırmaya... -Sen kimsin ki -Ben Ali Efendi'yim. -Senin o kadar kudretin var mı? Sen nasıl olur da Türklerle Rumları birleştirirsin? Ali Efendi başını kaldırdı: -Bak Andon Efendi ben elçiyim . Elçiye zeval olmaz. O zaman Kukusiz: -Ali Efendi o senin dediğin saf Türklerde, böyle şey yok. -Ama ben Rumlara bir sürü hizmet ettim. -Hangi Rumlara? -Biz bize hizmet vermeyenlerin hizmetini ne yapalım? -Ben elçiyim. -Kimin elçisi? -Dimitri'nin -Ne Dimitri'nin mi? -Evet. -Demek Dimitri denen adam bize Türkü gönderdi ha elçi olarak, onun kafasını keserim be... -Ben bilmem. Bana git dedi geldim. -Peki sen Rumlara hangi hizmetleri yaptın. Büyük hizmetlerini anlatta bizde bilelim. -Bir kere büyük bir parti silahın gelmesini sağladım. İkincisi duyduklarımı anında onlara bildirdim. Hatta bana o kadar itimat ederler ki şaşar kalırsınız Gavur Andon iki elini havaya kaldırdı. Kukusiz: -Söylediklerin doğru mu? -Evet İki elini indirdi Gavur Andon. O zaman Kukusiz: -Yürü. Dedi. Ali Efendi'yi aldı. O ateşin etrafına getirdi. Bir ışık yaktılar beklemeye başladılar, bu sırada Gavur Andon birden ışığa doğru geldi. Kukusiz hemen Ali Efendi'ye: -Sırtını dön. Gavur Andon geldi. Arkasına dürttü: Haydi bakalım Ali Efendi şimdi ben soruyorum. Ali Efendi ilk defa duyduğu Andon Efendi'nin sesine hayran olmuştu. Tok bir sesi vardı. Ve düzgün bir Türkcesi vardı. Andon: -Biraz önce söylediklerin doğrumu.. -Doğru. -Yemin eder misin? -Ederim. -Sana inandım. Ses yoktu. Gavur Andon birden: -Bana dön. Ali Efendi döndü. Gözleri büyüdü. Gördüğü manzara karşısında şaşırdı kaldı. Ne diyeceğini bilmiyodu. Karşısında Gavur Andon denen adam duruyordu. Ama bunun gavurlukla ilgisi yoktu. Evet Ali Efendi bunu tanımştı. Neden bu adam bu kılığa girmişti. Bunu bir türlü anlayamıyordu. Evet yanındakini de tanımıştı. Bu Rumlar tarafından kaçan Kukusiz adlı Rumdu. İçinden bağırıp çağırmak geldi. Ama bu işi yapmak beyhude olurdu. Gavur Andon daha sordu: -Söylediklerin doğru mu? Ali Efendi düşündü. Yanlış demesi de bir şey farketmezdi ya... Aman Allah'ım hayatında hiçte bu kadar ölüme yakın olmamıştı. Andon: -Beni tanıdın mı? -Evet tanıdım. -Demek şimdi Gavur Andon'u tanıdın ha... -Evet -Malesef tanıdın ama hayatını da kaybettin -Ben ne yaptım ki? -Hiç birşey yapmasanda Gavur Andon'un yanına geldin ki bu senin ölümün için yeterli sebeptir. -Beni bir sefer affet. -Seni ben değil Allah affetsin. -Beni affet. -Sana bir şey diyeyim mi? -De... -Biz bu işi kurana kadar tam altı ay uğraştık. Şimdi sen kalkmış beni sal diyorsun. Seni salmam benim tekrar karaanlık mağaraya dönmem demektir ki bu mümkün değildir. Bunu unut. Sana dur dendi. Durmadın.Gavur Andon yanına gelen türkleri öldürüyor dediler inanmadın... Her ne pahasına olursa olsungideceğim dedin. Bu yetmiyormuş gibi sonrada gelip buraya ağzınla Rumların casusu olduğunu açıkladın. Bu yetmiyormuş gibi ırkına ve din kardeşlerine ihanet ettin. Bizim kitabımızda bize ihanet edenlere hayat hakkı yoktur. Eğer bizim felsefemize göre bize ihanet edenleri yaşatırsak o zaman bizim ölmemiz gerekir ki, buna dünyada kimse razı olmaz. -Ben bir hata ettim, beni sal. O zaman Andon bir kahkaha attı. Sonrada: -Ben seni salsam da daha yirmi metre gitmeden kendini nerede bulursun bilir misin? Cehennemde bulursun... -Sen sal. O zaman Andon düşündü. Bu can ne kadar da kıymetliydi. Ama bu adam da çok şerefsizdi. Bir taraftan kendi milletine ihanet ediyor, diğer yanda ölümü görünce canını kurtarmak için bin dereden su getiriyordu. Demek insan oğlunun şerefsizi şerefsizdi. İster Türk ister başka bir milletten olabilirdi. Ama bir şeyi kabul etmiyordu. Kendi milletinden bir adamın milletine ve vatanına ihanet etmesini kabul edemiyordu. Bu düşüncelerle bir müddet durdu. Bu sırada Ali Efendi konuşuyordu. Ama Andon'un onu dinlediği yoktu. Şimdi Andon düşünüyordu. Salsa altı aylık emek boşa giderdi. Çünkü bu gider gitmez kendisinin Gavur Andon olarak dağa çıktığı hem Türkler hem de Rumlar tarafından duyulurdu. O zaman hem Türklerin morali bozulur, hem de Rumların morali düzelirdi. Öldürmeden salmak olmazdı. Hem ne kadar da propaganda yapılmıştı. Gavur Andon'un kaç tane Türk köyünü bastığı ve bu köyleri yakıp yıktığı Türkler arasında anlatılmıyormuydu. Ya şimdi aniden böyle bir şeyin ortalığı karıştırması telafisi güç olayların zincirini meydana getirmez miydi. Evet bu casus bozuntusunu salmak olmazdı. En iyisi onu Kukusiz'e teslim etmekti. Yanında duran Kukusiz'e: -Bunu al. Kukusiz hazır ola geçti: -Ne yapayım? -İcabına bak. Evet gün görmüş Ali Efendi bu sözün manasını iyi biliyordu. Eşkıya arasında icabına bak, öldür, demekti. Hemen Andon'un ayaklarına kapandı. Ağlayan bir sesle: -Hayır öldürme beni... Andon daldı. Geçmiş bir bir gözünde canlandı. Yerde bir köpek gibi sürünen Ali Efendi'yi kaldırdı. Gözleri yaşlıydı. Andon: -Bak Ali Efendi. Seni bugün salacaktım. Ama şimdi salamam. Çünkü sana git der demez anamı görüyorum, babamı görüyorum. Bana küfür ediyorlar. Bizden olupta düşmanla birlik olanların, bize düşmandan çok zararı dokunuyor diyorlar. Bak onu salarsan sütümü helal etmem diyor anam, bu sırada babam ben de hakkımı helal etmem diyor. Şimdi seni salsam bana yazık, seni salmasam sana yazık. Ama bilirsin bir söz vardır. Bu söz atalarımızın sözüdür. Ne der atalarımız"Önce can sonra canan".İşte işin içinde can oldumu kendimi kurtarmam gerekir. Ali Efendi son bir ümitle: -Bak kahraman. Sen ne Dimitri'den ne de başka bir Rumdan korkmayacak kadar büyük ve kahramansın. Andon gülümsedi. O zaman Ali Efendi: -Neden gülüyorsun. Söylediklerime inanmıyorsun değil mi? Andon iki elini birden kaldırdı: -Yo inandım. Bu zamana kadar söylediğin en doğru söz bu söz. Vallahi ne Dimitri'den ne de bir başka Rumdan kendim için korkmuyorum. Ama Rumlardan korkuyorum. Neden? Çünkü benim taşıdığım vicdanı taşımıyorlar. Sizin gibilerden korkuyorum neden sizde vicdan yok da ondan. Düşünebiliyor musun? Sen Türksün. Diyorsunki Rumların büyük bir parti silahı getirmesine yardım ettim. Peki o silahlar ne olacak. Ben sana anlatayım. Bunlarla bir sürü masum ölecek. Sen ne yapıyorsun. Düşmana yardım ediyorsun. Ben bizimkilerin Rumlara neden yardım etiğini anlayamıyorum. Çünkü Rumların bir niyeti var. Olmayacak olmasına rağmen onlar onun için mücadele ediyorlar. Bu Büyük Rum Pontus İmparatorluğu hayalidir. Bunlar karınca misali yapamasakta, ölürüz diyorlar. Ya senin gibiler neye hizmet ediyorlar. Hizmet ettikleriniz değer mi? Bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Eğer değerse bu yaptıklarınız, şimdi sizin yalvarmanıza lüzum yok. Çünkü böyle bir dava uğruna ölünebilir.Onun için yalmayı bırak. Bir arzun bir derdin var mı? -Ya çocuklarım. -Hiç korkma. Bu millet senin çocuklarına senin gibi kansızdan daha iyi bakar. Aslında seni burada öldürmeliydim. Adam ayağa kalktı. Boynunu büktü: -Ne olur. -Götürüp milletin huzurunda Cacil camisinin avlusunda seni mahkeme etmeliyim. Ama şimdi durum müsait değil. Ali Efendi o zaman: -Beni rezil edeceğine öldür. -Peki. Andon Kukusiz'e döndü: -İyice öldür. -Emredersin. -Atına bağla. -Emredersin. -Bizim tarafa sal. -Peki zaten bizimkiler bunu bekliyorlar. -İyi başarılar. -Sana da. Kukusiz alıp Ali Efendi'yi götürdü. Andon da yerine döndü. |