|
-Kadın yere baktı.
Bilmem. -Peki evindeki toplantılardan haberin var mı? Kadın başını kaldırdı: -Buyur. Dimitri düşündü. Sonrada: -Kocanın ölmesi gerekir. Maria bütün bu konuşulanları dinliyordu. Odada bir sessizlik oldu. Biraz sonrada bir sessizlik oldu. Biraz sonrada Dimitri'nin sesi duyuldu: -Sen onu öldür. Buraya gel. Seni çok beğeniyorum. Eğer kabul edersen seninle hemen evleniriz. O zaman Paleogeos'tun karısı: -Ama sen Patakos'un karısıyla evleniyorsun. -Bak o burada. Onunla biz dostuz. Evlenemeyiz. Ama sen bu işi başarırsan seninle hemen evleniriz. Kadın biraz konuşmadan durdu. Dimitri'ye: -Peki bu iş nasıl olacak? -Gayet basit. -Nasıl? -Şimdi senin yapacağın şu. -Evet. -Kocanın kadını olacaksın. -Kocamda kocalık yok. Hemde yirmi senedir. -Sen zaten onun kadını geçici olarak olacaksın. -Peki. Sonra. -Basit. -Nasıl? -Bizim sana vereceğimiz zehiri şerbetlerine veya başka bir yolla onlara içir. Orada düşmanla birlik olan bütün vatan hayinleri ölürler. Böylece hem biz hemde vatanımız bunlardan kurtulmuş olur. Dimitri kadına bir şişe verdi. Konuştu: -Bu çok kuvvetli bir zehir. Bunu yiyeceklere kat. Hemen hepsini bir anda öldürsün. -Oldu. Kadın çıktı. Gitti. Dimitri ve Patakos'un karısı misafirleri gittikten sonra tekrar aynı odaya girdiler. Dimitri: -İyi bir iş becerdik. -Evet ama... -Aması ne? -Ya bu iş başarıya ulaşırda, kadını biri aklına gelip tutup konuşturursalar. Dimitri bir kahkaha attı. Sonrada: -Sen korkma. -Neden? -Artık kafam çalışıyor. İkisi gibi değilim. Onun içinde tetbir aldım. Patakos'un karısı heyecanla: -Peki ne düşünüyorsun? -Bu işten sonra onu biz tutuklayacağız. Biz mahkeme edip hemen öldüreceğiz. Patakos'un karısı gülümsedi: -Sen ne hinoğlu hinsin? Dimitri gülümsedi: -Ne sandıya... -Bir taşla iki kuş öylemi? Dimitri başını salladı: -Evet güzelim. Dimitri ve Patakos'un karısı dışarı çıktılar. * * * * * Maria olduğu yerde kaldı. Bir müddet düşündü. Arkadaşlarının bütün gitme ısrarlarına rağmen bu gece babasının evine gelmişti. Evet geldiğine de iyi etmişti. Bu gece duydukları artık bu davanın hak olmadığını gösteriyordu. Şimdi bütün mesele kimseye görünmeden bu çiftlikten çıkıp Paleogeos'tun evine ulaşmaktı. Acaba bunu nasıl başaracaktı. Bütün düşüncesi bu idi. Çünkü burada görünmesi doğru olmazdı. Giyindi. Yavaş yavaş yerinden kalktı. Pencereyi araladı. Baktı. Hayret akşamki nöbetçi evin etrafında geziniyordu. Pencerenin perdesini tekrar araladı. Adamda başını kaldırdı. Maria'nın gülüşünü görmüştü. Maria odadan çıktı. Aşağıya indi. Kapıyı açacaktı ki bir konuşma sesi duydu. Demek burada değişen nöbetçiler vardı. Rum: -Siz şu ön kapıda bir koşuşma var. Gidin bakın Diyordu. Adamlar: -Sen git. Demesine rağmen onların gitmesini sağladı. Sonrada kapıyı açıp içeriye başını uzattı. Maria: -Gelsene... Adam heyecanla: -Zaman kısıtlı. Söyle ne istiyorsun? -Beni kimseye göstermeden buradan kaçır. -Hemen dışarı çık. Maria hemen dışarı çıktı. Dün akşam öldürülen çalının arkasına saklandı. Adam yeni nöbetçiler geri döndüklerinde nöbetlerini onlara devredip gitti. Biraz sonra üstü kapalı bir araba ile geldi. Çalının dibindeki arabaya sakladı ve yürüdü. Nöbetçiler sık sık durduruyor ve nereye gittiğini soruyorlardı. Her soruşlarında bir yalan söylüyorlardı. Ve böylece dışarı çıkıp Paleogeos'tun çiftliğinin yolunu tuttular. Yolda Maria: -Seni çok seviyorum. Diye pala bıyıklı Ruma sarıldı. Adamda ona sarıldı. Maria ona: -Daha fazla gelmem hayatına mal olabilir. Sen burada dön. -Yanında kalmak ve ömrümce sana hizmet etmek isterim. -O günlerde yakın. Adam iç çekti. -İnşallah. Arabasını çevirdi. Maria yaya olarak yoluna devam etti. Bir müddet sonra kendisini tanıyan Paleogeos'tun adamları ona bir at verip çiftliğine yolladılar. Bütün bu olaylar geçerken akşam olmuştu. Evet Paleogeos'tun dostları ne yapacaklarına karar verecek toplantıyı yapıyorlardı. Geç kalması bir felaket olabilirdi. Maria atını daha hızlı sürmeye başladı. İnanmıştı ki geç kalmıştı. Tam evin önünde onu durdurdular. Paleogeos gelinin kapıda karşıladı. İçeri beraber girdiler. Paleogeos sevinç içinde idi. Odaya girer girmez herkes ayağa kalktı. Maria sevinçliydi. Ama Mariadan daha çok odada bulunanlar sevinç içinde idiler. Laskaris: -Çok korktuk Maria. Maria Laskaris'e: -Neden? -Söylediğin saat geçti. Gelmedin. Başına bir şey geldi sandık. Bizde hazırlanıp gelecektik. -Sağolun dostlarım. Çok sağolun. Başıma bir şey gelmedi. Ama ben gitmeseydim bu gece başınıza toptan bir şey gelebilirdi. Papadoyannis birden: -Burası basılacak mı? Maria gülümsedi: -Dimitri'nin mertlikle işi yok. O daima entrika yapar. Onun başka işi yok. O buraları basamaz. Ancak basıldıktan sonra gelir. Şimdi toplantıya başlayalım. Paleogeos ayağa kalktı. -Kararımızı bildirelim. Laskaris Paleogeos'tan sonra konuştu: -Biz Papadoyannis ile konuştuk. Kararımız türklere gidelim. Onlarla anlaşalım. O zaman Kukusiz'e dönen Paleogeos: -Sen ne diyorsun? -Siz bilirsiniz. -Senin fikrin ne? -Bakın benim fikrime göre Türklerle anlaşabiliriz. Ama anlaşamayız da. Çünkü ortalıkta bir fırtına esiyor. Buda Gavur Andon Çetesi...Bilmiyorum hiç duydunuz mu?Bu çete bir Rum çetesi...Bu Türkleri korkutuyor. Birde bu çete ile temas etsek. Paleogeos birden: -Ne zamandan beri bu çete var? Kukusiz düşündü. -Bir aydır. Laskaris ayağa kalktı: -Şimdi iyi düşünelim. Dimitri ilk ortalığa çıktığı vakit ne demiştik. Büyük Dimitri. Sonra ne oldu Hatdut Dimitri. Gerçekten haydutun biri. Bir yanda kendisini yücelten insanı öldürtüyor, diğer yandan Paleogeos gibi bir kahramanın oğlunun öldürüyor. Onun için bu Gavur Andon meselesini de iyi düşünelim. Öyle bir karara varalım ki yarın bizim başımızı ağrıtmasın. Türkler kötü değildir demiyorum. Ama bize Türklerden çok Dimitri'den kötülük gelir. Kukusiz gülümsedi. -Ondan eminim. Bu kadar can gittikten sonra Türkler bizi bir arada bulundurmazlar. Yahutta bizimle bir arada bulunmazlar. Ama bir şey var. Oda şu bizim insanım olan Gavur Andon ile temas edelim. Paleogeos': -Peki nasıl? -Bu iş için birini görevlendirin. Palegeos: -Peki birimiz sen, birisi de ben olayım. -Tamam. Karara vardık. Kukusiz ayağa kalktı: -Gidiyor muyuz? -Evet. Seninle ikimiz gidiyoruz. Biz gidelim. Oradan neticeyi alalım. Geri gelelim. Laskaris doğruca Hasan'a gider. Lasakaris: -Tamam da siz Andon'u nerede bulacaksınız? Kukusiz: -O daima dağlardadır. -Eh gidin. Laskaris Palegeos'a: -Peki biz ne yapalım -Biz gelene kadar bekleyin. -Tamam. Bu sırada buz gibi karadut şerbetleri gelmişti. Masanın üzerine bıraktılar. Palegeos birden getirene: -Bunlar ne? Getiren gayet nazik: -Bunları yenge gönderdi. Laskaris elini bardağa uzattı. Alacaktı ki: -Bırak onu. Laskaris döndü. Patakos'un kızıydı bu. Ona: -Neden? -Birazdan anlarsın. Kimse bu şıraları içmeyecek. Palegeos'a döndü: -Şu karını çağır. |