-Peki lazoğlu çetesini ne yapacaksın?

            -Bilemem. Benim şimdi uğraşacağım iki kişi var. Biri Gebeş Hasan, diğeri Yusuf çetesi...Bunları bir hal edelim.

            Ben anlamam. Şimdi onları bırak.

            -Yahu ne kötü insanlar. Biz vatanımız için savaşıyoruz. Onlar bize savaş ediyorlar.

            Evet belliydi. Onlar dediği Paleogeos ile Patakos'un kızı idi. Sonrada yanında bulunan sevgilisi Patakos'un karısına döndü:

            -Acaba bu bir şey biliyor mu?

            -Bilemem.

            Dimitri düşündü. Evet bir şey bilemez ki. Bunları bir saniyede aklından geçirdi. Sonrada:

            -Onun bir şey bilmesine imkan yok. O sadece bize bir kart attı. Yani bülöf yapıyor.

            Kadın birden:

            -Onu anlamanın bin kolayı var.

            -Nedir?

            -Önce sen senin şu iki adamını çağır. 

            -Benim iki adam mı var. Benim bir sürü adamım var.

            -Sen şu Vardinoyannis ile Yannis'i çağır.

            -Hakikaten...

            Ellerini birbirine vurdu. İçeri koşarak biri girdi. Ona:

            -Buyur Büyük Dimitri

            -Sen koş git.

            -Nereye ey büyük kahraman?

            -Şu Vardinoyannis ile Yannis'i bul.

            Adam dışarı çıktı. Bir saat sonra geri geldi. Dimitri:

            -Hani neredeler bu zıkkımın kökünü yiyenler...

            -Bunları bulamadık.

            -Uçmadılar ya...

            -Bilmiyorum. Dışarı çok karışık. Ana baba günü...

            Dimitri heyecanla:

            -Türkler kaçmışlar.

            -Ne?

            -Türkler kaçmışlar.

            -Ne zaman?

            -Bu gece...

            -Yahu zaten hala bu gecedeyiz. Nereden kaçmışlar?

            -Adamlar araştırma yapmışlar. Gizli yoldan kaçmışlar.

            Dimitri Patakos'un karısına şüphe ile baktı. Sonrada:

            -Bak sevgilim.

            -Söyle.

            -Bu yolu üç kişi biliyor. Bilenlerden biri aramızda yok. İkincisi benim, üçüncüsü sensin...

            -Benim bir şeyden haberim yok.

            -Kızına bir şey söyledin mi?

            -Hayır.

            -Acaba Patakos söyledi mi?

            -Zannetmiyorum.

            -Bende zannetmiyorum. Çünkü o ağzı sıkı bir insandı.

            -Ama yanıldığımız bir taraf yok mu?

            -Nasıl?

            -Belkide bizim ilişkimizi biliyordu. Ölürse bizim kötülük yapmamızı düşünerek kızına söylemiş olmasın.

            Dimitri düşündü. Başını salladı:

            -Olabilir.

            -Öyleyse ne yapalım?

            -Benim kafam çalışmıyor. Sen bir şey düşün.

            -Eğer kızım hakikaten casussa. İkimizin de işi tamam demektir. Casus bizim koynumuzda demektir. Öyleyse cenazeden 
sonra onun ölümünü bırakmayalım. Hemen tedbir alalım.

            -Ne yapalım?

            -Sende hep ne yapacağının bana soruyorsun?

            -Ne yapayım?

            -Bak anlatayım. Birini bulalım. Ama kızın itimat edeceği birini. Hemen kızımın yanına gönderelim.

            -Ne yapacak o? Ne yapacak?

            -O ağzını arasın.

            -Tamam.

            Dimitri iki elini çarttı. Biraz sonra koşarak biri içeri girdi. Adama:

            -Şu bizim Grivas'ı çağır.

            Adam dışarı yıldırım gibi çıktı. Biraz sonrada yanında uzun boylu, pala bıyıklı biri olduğu halde geri geldi. İki adam içeri girdi. Grivas'a:

            -Otur.

            Diye emreden Dimitri. Bir göz işareti ile arkasındakinin çıkmasını istedi. Arkasındaki durumu anlamıştı. Hemen geri geri gidip dışarı çıktı. O zaman Dimitri:

            -Grivas.

            -Söyle...

            -Sana kendim kadar inanırım.

            -Bende senin bu inancını yıkmamaya, Bende senin bu güvenini devam ettirmek için çalışıyorum.

            -Sağol.

            -Sizde sağolun Büyük Kahraman.

            -Sana bir görev verirsem yapar mısın?

            -Benim Büyük Pontus İmparatorluğu için yapmayacağım bir şey yoktur.

            -Sağol. Bu gece biliyorsun bir sürü türkü tuttuk. Onları hem Patakos'un intikamı için öldürecektik, hemde bize engel olmalarına engel olacaktık. Şimdi onlar kaçtılar. Bir sürü adamımızı öldürdüler. Buna mukabil denize inen yolumuzu da keşfettiler. Şimdi bunun üç yolu var. Birincisi Patakos ölünce oranın planları cebinde çıkmıştır. Bu olamaz. Çünkü Patakos çok tedbirli bir adamdır. İkincisi ben veya Patakos'un karısı Türklere yolu göstermiş olabiliriz.

            O zaman adam:

            -Estaffirullah...

            -Öyleyse Patakos kızına söylemiş olabilir. Kızıda Türklerle birlik olmuş ve onları kaçırmış olabilir. Şimdi senin görevin hemen Maria'nın yanına gitmek ve onunla samimiyet kurarak gizli yolu bilip bilmediğini öğrenmektir. İşte bunu yapabilir misin?

            -Yaparım.

            Dedi. Dışarı çıktı.

            Dimitri düşünceli düşünceli duruyordu. Gelecek neticeyi merakla bekliyordu.

            Grivas koşar adımlarla gitti. Patakos'un evinin kapısına hızlı hızlı vurdu. Kapıyı açan Maria:

            -Sen misin Grivas.

            -Evet benim.

            -Ne istiyorsun?

            -Hiç.

            -Gecenin bu saatinde ne istiyorsun?

            -Senin için üzülüyorum.

            -Ne oldu ki?

            -Dimitri'nin niyeti kötü...

            -Niye?

            -Türkleri senin kaçırdığını söylüyor.

            Grivas ona bakıyordu. Bu sözler bu kadının üzerinde nasıl bir tesir yapacaktı? Ama Patakos'un kızı hiç oralı değildi. Grivas'a:

            -Ben türkleri nasıl kaçıracağım...

            -Bilmiyorum.

            -Benim Türkleri buradan kaçıracak kadar kuvvetim olsa bu akşam Dimitri'yi kurşuna dizerdim.

            -Senin için endişeleniyorum.

            -Sen benim için endişelenme...

            -Ben babanın ekmeğini çok yedim. Onun için endişeleniyorum.

            Adamın bu kadar uğraşması Patakos'un kızının ilgisini çekmişti. Adamın muhakkak bir niyeti vardı. Belkide Dimitri göndermiştir, diye içinden geçirdi. Hemen Grivas'a:

            -Benim anlamadığım bir şey var.

            Grivas bir söz alırım diye heyecanlandı:

            -Nedir?

            -Ben o kadar türkü bir kadın başıma buradan nasıl kaçırırım. Onu anlayamadım.

            -Bir gizli yol varmış onu biliyor musun...

            Patakos'un kızı bağırarak:

            -Ay gizli yolu varmış.

            Grivas başını salladı:

            -Evet.

            -Nerdeymiş bu yol?

            -Ben bilmiyorum.

            Patakos'un kızı başını salladı:

            -Bende bilmiyorum.

            O zaman müsaade isteyen Grivas oradan çıktı. Koşar adımlarla Dimitri'nin bulunduğu yere gitti. Dimitri heyecanla:

            -Ne oldu?

            -O kız bir şey bilmiyor.

            Dimitri başını salladı:

            -Bende aynı şeyi düşünüyorum.

            -Neden?

            -Çünkü sen sorularını sordukça bende dışardan onu takip ediyordum. Onun bir şey bildiği yok.

            -Bende aynı kanaatteyim.

            -Öyleyse ne yapalım.

            Patakos'un karısı:

            -Yarını bekleyelim.

            -Tamam.

            Grivas çıktı. Dimitri ile sevgilisi yataklarına yattılar. Günün doğmasını bekliyorlardı.

                                                        *         *         *         *         * 

            Ertesi sabah Paleogeos adamlarından ikisini çağırdı. Adamları koşarak geldiler. Adamlarına:

            -Haydin atlarınızı hazırlayın.

            Uzun boylusunu göstererek:

            -Sen bakkal tepeye gideceksin.

            -Peki.

            -Diğerine döndü:

            -Sende değirmen köye gideceksin.

            -Peki.

            -Bakkal tepeye giden Laskaris ve Papadoyannis'e benim çağırdığımı söyleyecek, diğeri de Değirmen köye giderek oradan bana Yorgiacis'i çağıracak. Bu akşam burada onları bekliyorum. Diğer kendisine sadık adamlara da haber yolladı.

            Akşama doğru kendisinin haber gönderdikleri yavaş yavaş geliyorlardı. En son gelen Laskaris oldu. Paleogeos bütün misafirlerine hoş geldiniz dedi.

            -Adamlar bu ihtiyarın kendilerini niçin çağırdığını merak ediyorlardı. Sonrada baştaki sandalyeye geçti. Oturdu ve öksürdü. Dostlarının üzerinde gözlerini gezdirdi. Sonrada:

            -Bakın buraya niçin geldiğini bilen var mı?

            Herkes meraklı bakışlarla Paleogeos'tu süzdü. Hiç kimse cevap vermedi. Paleogeos konuştu:

            -Arkadaşlarım sizlere bazı şeyler anlatacağım. Belkide buna inanmayacaksınız. Küçük dilinizi yutacaksınız. Bende önce bana bu sözler söylendiğinde inanamadım. Ama şimdi görüyorum ki bize dışarıdan ihanet gelmiyor. Bu dava büyük sıfatını kazanmış olanlar tarafından kundaklanıyor.

            Laskaris söze karıştı:

            -Bende konuşmak isterim ama, böyle yuvarlak konuşacaksa bana müsaade edin. Bende gideyim.

            Paleogeos birden:

            -Hayır. Bu başlangıç. Her şeyi olduğu gibi konuşalım.

            -O zaman olur.

            -Başlayalım mı?

            Hepsi başlarını salladılar. Paleogeos:

            -Şimdi size bir soru. Baştan başlamam lazım. Ama sondan başlayalım. Başa doğru gideyim.

            Herkesin merakı daha da arttı. Sessizce dinliyorlardı:

            -Oğlumu kim öldürdü?

            Laskaris birden ayağa kalktı:

            -Kim öldürecek Türkler öldürdü?

            Paleogeos başını salladı:

            -Baştan bende öyle düşündüm. Önüme gelen ilk Türk köyünü yakacaktım. Ama akılımı biri çeldi. Dedi ki önce bir araştır, sonrada ona göre hareket et dedi.

            Laskaris ayağa kalktı:

            -Bize ne söylemek istiyorsun?

            Paleogeos birden elini otur anlamında elini salladı ve:

            Arkadaşlar sözümü kesmeyin.

            Yere baktı. Sonrada:

            -Başladım araştırmaya. Ne bulsam beğenirsiniz?

            Kimse cevap vermedi. O zaman Paleogeos yanındaki iki adama baktı. Adamlar dışarıya çıktılar. Evet herkes merak ediyordu. Oğlu ölen bu ihtiyar ne göstermek istiyordu burada bulunanlara.

            Biraz sonra elleri bağlı ve gözleri bağlı iki adam getirildi. Odanın ortasına dikildi. Paleogeos:

            -Gözlerini açın.

            Bu emir üzerine iki adamın gözlerine bağlı olan iki bağ çözüldü. Herkes şaşırmıştı. Bu Dimitri'nin en iyi iki adamı idi. Hele bunlardan Yannis en güvendiği adamıydı. Paleogeos:

            -Şunu alın.

            Diye Yannis'i gösterdi. Adamları hemen onu aldılar. O zaman Paleogeos Vardinoyannis'e sordu:

            -Bildiklerini anlat.

            Vardinoyannis etrafına bakındı:

            -Ben sana anlatırım.

            Adam emredici sözlerini bir daha tekrarladı:

            -Bunlara da anlat.

            Etrafına bakındı. Sonrada konuştu:

            -Beni Dimitri gönderdi.

            Laskaris bağırdı:

            -Lastikli konuşma. Her şeyi olduğu gibi anlat.

            Vardinoyannis korkmuştu. Evet ölüme hayatında bu kadar yaklaşmamıştı. Tam bu anda kapı vuruldu. Kapı açıldı. Evet herkes az daha küçük dilini yutuyordu. Karşılarında hiç beklemedikleri bir misafir vardı. Herkes şaşkın Paleogeos:

            -Gel Maria ve Kukusiz...

            -Maria ve Kukusiz içeri girdiler.

            Onlarda kendilerine gösterilen yere oturdular. Artık işi kaldıkları yerden devam edeceklerdi. Paleogeos:

            -Anlat.

            -Bize bir görev verildi.

            O zaman Laskaris bağırdı:

            -Doğru anlat.

            Vardinoyannis konuşmaya başladı:

            -Beni Dimitri çağırdı. Gittim. Sonrada bana bir görev verdi. Gidip Yannis'i bulacaktım. Gittim buldum. Beraberce Dimitri'nin huzuruna çıktık. Dimitri Paleogeos'tun oğlunun öldürülme görevini Yannis'e verdi.

            Kukusiz o zaman:

            -Peki Yannis hiç itiraz etmeden kabul ettimi?

            -Hayır itiraz etti.

            -Ne dedi?

            -O Paleogeos çok vatanseverdir. Onun öldürülmesi doğru olmaz dedi. Fakat Dimitri kabul etmedi. Hemen öldürülmesinin kurulacak olan Pontus İmparatorluğuna fayda getireceğini söyledi...

            Paleogeos ayağa kalktı:

            -Şimdi öbürü gelsin.

            Hemen öbürünü getirdiler. Yannis titriyordu. Laskaris:

            -Peki bunun anlattıkları doğrumu?

            -Eğer Paleogeos'tun oğlunun öldürülmesi ise doğru

            -Demek doğru.

            -Evet.

            -Şimdi kararımızı verelim.

            Paleogeos ayağa kalktı:

            -Türklerle anlaşamayız.

            Laskaris:

            -Denesek olmaz mı?

            -Bu kadar kana bizi bırakmazlar...

            Kukusiz o zaman:

            -Laskaris doğru der. Bir deneyin ne kayıp edersiniz...

            -Peki nasıl deneyelim?

            Dedi Paleogeos. O zaman Laskaris:

            -Ben Türklere elçi gideyim.

            Papadoyannis ayağa kalktı:

            -Sen gidemezsin, içinizden başka birisi gitsin.

            Laskaris kızarak:

            -Neden ben gidiyorum?

            -Sen bizimkilere lazımsın. Çünkü sen akıllı adamsın. Bizimkiler derde düşerse hemen yol gösterirsin.

            -Bak sizlere bir şey diyeyim mi?

            Çetelerden biri:

            -De bakalım.

            -Türkler o kadar kötü insanlar değildirler. Kendilerinin yanına kötü niyetle gelmeyenleri öldürmezler.

            -Sen evvelce lider durumundasın. Şimdi seni tutarlar esir kabul ederler.

            Kukusiz ayağa kalktı:

            -Böyle bir şey olamaz...

            Çete reislerinden biri ayağa kalktı:

            -Burada ne konuşuyoruz? Türklerin methini dinliyoruz. Ben bu kadar ölüme Türklerin methini dinlemek için yaklaşmadım. Benim buralara kadar gelmemin sebebi Büyük Pontus imparatorluğunu kurmak içindir. Siz gelmişsiniz Paleogeos'tun oğlunu Dimitri öldürmüş, Türklerle anlaşalım diyorsunuz. Şunu bilin ki şu zamana kadar kayıtsız şartsız Paleogeos'ta bağlı idim. Ama şimdi Dimitri'nin tarafına geçiyorum.

            O zaman Paleogeos:

            -Bakın dostlarım. Ben sizi benim tarafıma geçin diye getirmedim. Ben size bir şey anlattım. Türklerle de anlaşmak niyetinde de değilim. Ama oğlumun intikamını alacağım. Bunu bilmenizi istedim. Yoksa benim tarafımda olun demedim. Demiyorum da. Herkes tarafını tesbit eder.Bir çok melanet işleniyor. Bakıyorsunuz Türkler yaptı diye işin içinden çıkılıyor. Benim anlatmak istediklerim bunlar. Patakos bu millete malını verdi. Canını verdi. Ama daha ölüsü gömülmeden karısıyla Dimitri aynı yatakta yattı. Biz birbirimize bu kadar saygılı olmayacakmıyız.

            Aynı çete reisi:

            -Bu işte Dimitri'nin ne suçu var.

            -Ben mi suçluyum.

            -Bütün bunları Patakos'un karısının düşünmesi gerekmez mi?

            -Haklısın. Dimitri hiçbir şey düşünmeyecek mi?

            -Bilemiyorum. 

            Adam ayağa kalktı:

            -Ben gidiyorum.

            Paleogeos'tun yüzü buruştu. İki adamı hemen dışarı çıktı. Biraz sonra öyle tüfekler patlamaya başladı ki herkes basıldıklarını sandı. Ama ihtiyar adam yerinden oynamıyordu. Yanındakilerin de oynamasından rahatsız oluyordu. Bunu şu sözleriyle ifade etti:

            -Beyler.

            Herkes kafasını artırdı. İhtiyara bakıyordu. İhtiyar:

            -Oğlumu Türkler öldürseydi, yinede intikamımı alırdım. Ama oğlumu Rumların lideri Dimirti öldürdü. Bu yetmezmiş gibi oğlumun kayın babası Patakos'u da bu öldürdü. Şimdide benim intikamımı almayı böyle toplantıyı terk etmek ile önleyeceklerini sanan kaz kafalılar var. İşte sizi rahatsız eden tüfek sesleri buna kalkanları cezalandıran seslerdir.

            Evet iş anlaşılmıştı. İhtiyar kendisine karşı olduğunu andıkça ilan eden deminki çetenin ortadan kalkmasını sağlamıştı. Bunu şimdi orada bulunan bütün Rumlarda anlamıştı. İhtiyar:

            -Beyler benim tarafımda olun demiyorum. Biliyorum ki buna hakkım yok. Ama karşı tarafa da geçmeyin. Bunu size ilan ediyorum...Benden olmayanlara hürmetim sonsuz. Ama karşı tarafta olanları kendime en az Dimitri kadar düşman görüyor ve onların ortadan kalkmasını sağlayacağım.

            Paleogeos ayağa kalktı:

            -Şimdi bir şeyi oylarınıza sunuyorum.

            Laskaris:

            -Nedir?

            İhtiyar adam Vardinoyannis ile Yannis'i gösterdi:

            -Şimdi bunlara ne ceza verelim?

            Kukusiz gülümsedi. O zaman ihtiyar:

            -Kukusiz senin bir fikrin var galiba...

            Kukusiz başını salladı.

            -Evet.

            -Söyle.

            Kukusiz oturduğu yerden kalktı:

            -Şimdi size bir şey anlatayım.

            Tane tane konuşuyordu:

            -Bu iki adam, aslında bir adam. Biri dinler oldurur. Diğeri birden saldırır ve öldürür. Anladığım kadarıyla Paleogeos gibi bir vatanseverin oğlunu biri kammazladı, diğeri canına kıydı. Şimdi gelelim bunlara. Şimdi bunları salarsanız neler olur? Bakın anlatayım, şurada gördüklerini tane tane Dimitri'ye anlatırlar. Anlatsınlar ne olur. İçinizde böyle düşünenler olabilir. Hepimiz Paleogeos'tu tanırız. Tanıdığımız içinde Paleogeos düşmanını gafil avlamaz, söyleyerek yapacağını yapar dersiniz. Ama Dimitri öyle hareket etmez. Punduna düşürür. Ortalıktan kalkmaması gerekenleri kaldırır.

            O zaman Papadoyannis birden:

            -Bizim bir kararımız var.

            -Nedir?

            -Sen gelmeden konuştuk. Açık saçık...

            -Benim duyduklarıma göre Patakos'un karısıyla birlikte Dimitri yeni bir plan yapıyormuş.

            Paleogeos ayağa kalktı. Kukusiz'in yanına geldi:

            -Planları nedir?

            Kukusiz Patakos'un kızını gösterdi:

            -Bunu öldürmek.

            İhtiyar adam o zaman gülümsedi. Herkes şaşkın. İhtiyar:

            -O biraz zor.

            Kukusiz:

            -Planı açıklayayım.

            -Söyle.

            -Patakos'un kızı Maria'yı asacaklar. Babasının ölümüne dayanamayan zavallı intihar etti diyeceklermiş.

            İhtiyar adam sakallarını sıvazladı. Düşündü. Sonrada:

            -Olabilir.

            Laskariste kafasını salladı:

            -Hemde buz gibi olur. 

            İhtiyar adam o zaman ona döndü:

            -Peki neden buz gibi olur.

            -Çünkü mantıklı...

            İhtiyar başını salladı:

            -Evet mantıklı...

            İhtiyar orada bulunanlara döndü:

            -Şimdi söz sizin. Hep beraber karar verelim.

            Sırayla sormaya başladı:

            -Sen.

            Laskaris bağırdı:

            -Öldürülsün...

            Papadoyannis:

            -Öldürülsün...

            Kukusiz

            -Öldürülsün...

            Paleogeos bağırdı:

            -Öldürülsün...

            Ve yanında bulunan Patakos'un kızına döndü:

            -Sen ne diyorsun güzelim?

            -Ben hiçbir şey demiyorum.

            -Bak kızım.

            -Söyle baba...

            İkisi arasındaki bu söyleşi havayı birden yumuşattı:

            -Bütün bu kararları senin hayatın için alıyoruz...

            Kız biraz sesini yükseltti:

            -Yalnız bir şey var.

            -Söyle.

            -Bakın biz yılanın başı varken kuyruğuyla uğraşıyoruz.

            -Nereden çıkardın?

            Vardinoyannis ile Yannis'i gösteren Patakos'un kızı:

            -Bunlar gariban, ne emir verilirse onu yaparlar.

            O zaman Kukusiz:

            -Bunlar olmasa Dimitri yaptıklarının yarısını da yapamaz be. Bunlar asıl yılanın başı...

            O zaman Vardinoyannis konuştu:

            -Bakın size bir şey diyeyim mi?

            İhtiyar kulak kabarttı. Vardinoyannis'e döndü:

            -Söyle.

            Diye başını salladı. O zaman Vardinoyannis:

            -Kukusiz doğru söylüyor. Her şeyi bizim gibi ayak takımı yapıyor, parsayıda Dimitri topluyor. Şimdi size bir şey diyeyim mi? Beni salsanız size söz versem. Ben bir şey yapmayacağım desem, bana Dimitri zorla yaptırır. Ama işin işinde bir şey daha var. Ben artık Dimitri ile değilim. Ben Paleogeos'tun sözüne güvenerek konuştum. Yoksa ben konuşmasaydım, siz Dimitri'nin bu işi yaptırdığını zor bulurdunuz.

            O zaman Paleogeos:

            -Demek ben seni sağ bırakacağıma söz verdim öylemi?

            Vardinoyannis:

            -Söz vermedim dersen vermedin.

            -Evet verdim.

            -Bak ağzınla itiraf ediyorsun.

            -Fakat bir şey var. Benim sözüm seni konuşturmak içindir. Yoksa başka türlü seni konuşturamazdım ki. Vardinoyannis başını salladı:

            -Belkide doğru.

            O zaman Patakos'un kızı:

            -Baba bunu koruyacağına söz verdin. Bende bunu duydum. Bunu çiftliğinde koruyacaktın.

            Paleogeos başını Patakos'un kızına çevirdi:

            -Kızım bunu bu çiftlikte koruyamayız ki.

            -Neden baba?

            -Çünkü bu ilk fırsatta kaçar.

            -Onu kaçmayacak şekilde hapsedin. Sonrada onu nöbetçiler dikerek koruyun.

            Paleogeos etrafına baktı. Çıt yoktu. Sonrada konuştu:

            -Ne dersiniz efendiler?

            Laskaris ayağa kalkarak:

            -Böyle bir sözünüz varsa hemen Maria'nın dediği gibi hapsedelim ve onu koruyalım. Başkada çaremiz yok.

            -Burada benim veya Maria'nın dediği olmaz.

            Maria ayağa kalktı:

            -Ben dediğimi yapın demedim. Sadece fikrimi söyledim.

            İhtiyar adam:

            -Kızmak yok. Her şey burada bulunanların fikrine uygun olarak yapılacak.

            Orada bulunanlara döndü:

            -Fikriniz aynımı?

            Hepsi fikrini değiştirmişlerdi. Vardinoyannis'in ölümüne şimdi kimse razı olmuyordu. Hapse atılması kararı verildi. İhtiyar:

            -Ya diğeri:

            Hepsi birden öldürülsün diye bağırdılar. Yannis boynunu büktü. Patakos'un kızından imdat ister gibi baktı. Ve söz ister gibi parmağını kaldırdı. O zaman ihtiyar Paleogeos bağırdı:

            -Ne diyorsun?

            Yannis öksürdü. Konuşmakta zorluk çekiyordu:

            -Bu sizin yaptığınız kanunsuzluk.

            Paleogeos birden:

            -Neden?

            -Vardinoyannis'i affediyorsunuz, beni affetmiyorsunuz...

            -Biz Vardinoyannis affetmedik ki, hapsettik.

            -Beni de öldürmeyin, hapsedin.

            İhtiyar sakallarını sıvazladı. Yanındakilere:

            -Bunun isteğini de duydunuz...

            -Öldürülsün.

            Diye orada bulunanlar bağırdılar. O zaman Yannis:

            -Maria.

            Maria ona baktı. Sesini yükselterek:

            Ne var?

            -Beni kurtar ne olursun.

            -Ben mi?

            -Evet.

            -Seni neden kurtarayım. Babamı öldürttüğün için mi? Yoksa doğmadan benden ayırdığınız sevgilim için mi? Benden merhamet bekleme. Seni öldürmek benim görevim. İstersen kendini burada kurtar.

            Yannis her şeyin bittiğini anlamıştı. Kukusiz'e sordu:

            -Bari sen kurtar.

            -Ben mi?

            -Ne olur kurtar beni.

            -Seni kurtarmak mı? Ben senden zor canımı kurtardım. Birde seni kurtaracağım ha...

            Dışarıya çıkardılar. Bir bağırtı duyuldu.

            Bu sırada kapı vuruldu. Kapı açıldı. İçeriye pis bıyıklarıyla Grivas girdi. Grivas odaya girmeden Kukusiz ve Maria odadan çıktılar. Grivas içeri girdi. Etrafına baktı. Sonrada:

            Dostlarım.

            Elini havaya kaldırdı. Ve konuşmasına devam etti:

            -Büyük Dimitri'nin sizlere selamını getirdim.

            Paleogeos kızdı ve Grivas'a:

            -O hayinden bahsetme...

            Grivas ona döndü:

            -O bir hayin değildir.

            İhtiyar burnundan soluyordu. Adama:

            -Bırak şimdi. Niçin geldin? Kim seni davet etti?

            -Kimse? Fakat ben geldim.

            -Neden geldin?

            -Bildiklerimi size getirdim.

            -Ne biliyorsun? Anlat bakalım.

            -Büyük Dimitri bu haberleri kesin ve emin kaynaklardan aldı. Birbirimizle ufak tefek tartışmalar olmasına rağmen, beni bunları haber vermek için gönderdi.

            İhtiyar adam:

            -Ne haberi?

            -Şimdi tane tane dinle. Hepsini sana anlatacağım.

            İhtiyar hiddetlenerek:

            -Çabuk anlat yoksa...

            O zaman Grivas:

            -Birincisi Patakos'u öldüren Türkler değil, bir Rum. Ama satılmış bir Rum. Oda kim biliyor musunuz? Hayır bilemezsiniz

            Herkes merakla dinliyordu. İhtiyar:

            -Bizde bunu söylüyoruz.

            -Fakat sizin anlattıklarınızla bizim söylediklerimiz ayrı. Siz Patakos'u öldüren Dimitri diyorsunuz. Halbuki Patakos'u Kukusiz öldürdü. Bunu bilmenizi istiyorum.

            -Peki diyelim ki Patakos'u bu öldürdü. Bu neyi değiştirir.

            -Gerisinide dinleyin, her şeyi anlarsınız.

            -Anlat bakalım.

            Vardinoyannis ve Yannis Kukusiz'in çok samimi iki arkadaşıydı. Bunlara da Kukusiz tutup senin oğlunu öldürttü. Sonrada onları Türklerin tarafına kaçırttı. Böylece bir taşla iki kuş vurdular. Birincisi Patakos gibi bir dava adamını öldürdüler. İkincisi senin gibi bir dava adamıyla Dimitri gibi bir kahramanı birbirine düşürdüler. Üçüncüsü ise Patakos'un kızını kaçırdılar.

            -Peki bu söylediklerin doğrumu?

            -Evet.

            -Delilin var mı?

            -Evet.

            -Göster.

            Grivas odadan çıktı. Yanında biri ile girdi. Orada bulunanlara döndü:

            -Bunu içinizde tanıyan var mı?

            Laskaris baktı baktı ve:

            -Tanıdım.

            Paleogeos birden:

            -Kim?

            -Bu bir Türk.

            Paleogeos ona döndü:

            -Sen Türk müsün?

            -Evet.

            -Bu söylenenlerin aslı var mı?

            -Evet.

            -Ne biliyorsun?

            -Türkler arasında böyle konuşuluyor. Sadece sizleri birbirimize düşürme taktiği kullanıyorlar. Sizde Türklerin ağlarına düşüyorsunuz.

            O zaman Laskaris:

            -Peki sen duyduklarında emin misin?

            Türk o zaman etrafına baktı:

            -Hangi duyduklarımdan?

            -Bu söylediklerinin hakikat olmasından.

            -Hayır ben bunları duymadım.

            Paleogeos şaşkın ve kızgın olarak:

            -Demek duymadın.

            -Evet.

            -Peki söylenenlerin doğru olduğunu ne biliyorsun?

            -Anlatayım. Ben bunları gördüm.

            İhtiyar adam:

            Kukusiz'i gördün bu kabul. Peki Maria ile Vardinoyannis ve Yannis'ide gördün mü?

            Adam başını salladı. O zaman Laskaris:

            -Bunun bütün söyledikleri yalan. Bu adam Dimitri'nin oyuncusu. Bunun yalanını çıkarmak lazım.

            İhtiyar adam:

            -Peki sen bunları ne zaman gördün?

            -Akşam buraya gelmeden. Dimitri'ye bu haberleri getirdim. Oda beni buraya gönderdi.

            İhtiyar adam Laskaris'e baktı. Dudak büktü. Fakat bir şey demedi. Grivas'a döndü:

            -Bu adam Dimitri'nin emin adamımı...

            Grivas başını salladı:

            -Evet.

            O zaman ihtiyar:

            -Sen çık.

            Grivas dışarı çıktı. İhtiyar adam yanındaki Türke döndü:

            -Efendi beni iyi dinle...

            Türk başını kaldırdı:

            -Buyur.

            -Şimdiye kadar yaptıklarını rol kabul ettik. Söylediklerin doğrumu? Doğru değilse doğrusunu söyle...

            -Hepsi doğru.

            -Ama dolu tabancayı başına dayadın. Tetiği çekiyorsun.

            -Benim söylediklerim doğru.

            -Tamam inandık sana. Fakat bir şey var.

            -Söyle.

            -Sen bu adamları tanıyor musun?

            -Hangi adamları?

            -Kukusiz, Vardinoyannis'i ve Yannis'i.

            -Hepsini tanırım.

            İki adamına bir baş sallayan ihtiyar adam, beklemeye başladı. Duruyordu. Neticeyi bekliyordu. Biraz sonra on tane Rum giyimli adam salona girdiler. İhtiyar yanındakilerle birlikte salona çıktı.

            -Türke döndü:

            -Bak.

            Duvarın dibine sıralanmış olan on kişiye baktı. O zaman ihtiyar adam bir daha:

            -Bak iyi bak. Bir daha bak. Belkide bir daha bakma imkanın olmaz. Bunların içinden Kukusiz'i, Vardinoyannis'i ve Yannis'i bul...

            Adam bir daha baktı baktı ve:

            -Hiç biri yok.

            -İyi biliyorsun değil mi?

            -Evet.

            İhtiyar yanındakilere döndü:

            -Doğru konuştuğuna inandık. Şimdi bir sorunumuz daha 

var.

            -Söyle.

            -Patakos'unda kızını gördün mü?

            -Evet.

            -İki gözünle gördün mü?

            -İki gözüm önüme aksınki gördüm.

            -Tamam.

            Bu sırada Rum giyimli iki adam dışarı çıktılar. Paleogeos Grivas'ı çağırttırdı. Grivas:

            -Söyle Paleogeos.

            -Sana inandım. Yaptıklarımızın yanlış olduğu kararınada vardık. Büyük Dimtri'den özür dileriz. Ama şimdi mademki böyle bir karara vardık. Öyleyse hemen Türklere büyük bir baskın düzenleyip Patakos'un kızını kurtaralım.

            Grivas bıyıklarını burdu. Sonrada:

            -Bu teklifin geleceğini biliyordu, Büyük Dimitri...

            -Ee ne diyor?

            -Patakos'un kızını kurtarmak bana düşmez diyor. Ama Patakos'un intikamını almak bana düşer diyor.

            -Yani benimle beraber Türklerin baskınına katılmayacak mısınız. Biz yalnız mı gideceğiz.

            -Artık başınızın çaresine bakın. Gelininizi ve namusunuzu kurtarın. O bizi ilgilendirmez.

            -Peki.

            -Gidebilir miyiz?

            İhtiyar başını salladı.

            Adamlar dışarı çıktılar.

            Onlar çiftlikten ayrıldılar. İhtiyar adam yanındakilere döndü, yavaş yavaş konuşmaya başladı:

            -Görüyorsunuz adamı? Adam bütün hayatını yalan üzerine kurmuş. Şimdide bir sürü yalan söylüyor.

            O zaman Papadoyannis:

            -Neden o kadar inanmış göründün?

            -Gitsin. Efendisine bizim kendilerine inandığımızı söylesin. Böylece bizi kandırdığını sansın. Bizim işimiz kolaylaşır.

            -Doğru.

            Toplantı bitti. Misafirler yarın sabah toplanalım diyerek odalarına çekilip yattılar. Herkes sabaha kadar konuşulan konuları düşünecekti. Bunu yaptılar da.

            Tam bu anda Dimitri'nin yanına Grivas girdi. Dimitri Patakos'un konağına yerleşmişti. Büyük salonda bir o yana bir bu yana olta atıyordu. Patakos'un karısı bir koltuğa oturmuş, Dimitri'yi takip ediyordu. Grivas ayakta ellerini bağlıyarak beklemeye başladı. Bu sırada yerinden kalkan Patakos'un karısı Dimitri'ye:

            -Dimitri bak kim geldi?

            Dimitri birden silahını çekti:

            -Kim?

            Kadın bir kahkaha attı:

            -Kim olacak canım, Grivas geldi.

            Dimitri tabancasını beline soktu. Grivas'a döndü:

            -Söyle bakalım ne var ne yok?

            Grivas gülümsedi. O zaman Dimitri:

            -Demek haberler iyi...

            -Hemde çok iyi...

            -İnandılar mı?

            -Evet.

            -Desene bir dertten kurtulduk.

            -Kurtulduğunuzu bilmiyorum da.

            Yanındaki türkü gösterdi:

            -Bu casus görevini güzel yaptı.

            -İyi.

            Arkasındaki adama döndü. Türkü göstererek:

            -Şu köpeğe yemini ver.

            -Tamam.

            Türke parası verildi. Türk çıkıp karanlığa karıştı.

            Bu sırada kapı açıldı. İçeri Patakos'un kızı girdi. Dimitri:

            -Nerdesin zilli?

            -Sana hesap verme mecburiyetim yok galiba...

            -Şu anda öyle görünüyorsun ama, elbette hesap vereceksin. Seni elimden kimse kurtaramayacak.

            Patakos'un kızı gülümsedi:

            -Ne olacak? Çok olsa babama yaptığını yaparsın.

            -Ben babana bir şey yapmadım.

            -Evet. Sana kalırsa yapmadın. Ama ben yaptığına inanıyorum. Hele biraz daha bekle anlayacağım yapıp yapmadığını.

            Dimitri kızın üzerine yürüdü. Anası kalkıp araya girdi. Dimitri'nin kollarını tuttu. Kızına dönüp:

            -Nerdesin bu geceden beri?

            -Sana hesap verme mecburiyetim yok.

            -Kızım seni Türklerin yanına kaçtığını zannettim.

            Gülümsedi kız:

            -Ben ölürüm Türklerle birlik olmam.

            Dimitri gitti. Boş koltuğa oturdu. Geri yaslandı. Kıza:

            -O belli olmaz.

            -Sen beni bilirsin. Ama yemin ettim babamın intikamını ve nişanlımın intikamını alacağım.

            Kadın bir kahkaha attı. Kızına dönüp:

            -Haydi baban neyse, diğerinin intikamı sana mı düştü.

            -Neden?

            -Kızım sen ona vurmak istemiyordun ki, senin sevgilin Türklerin Kukusiz denen köpeğiydi.

            -Evet. Kukusiz'i severdim. Ama şimdi o olmaz.

            -Neden haberleşirsiniz. Bak bizim bir casusumuz var. İstersen onunla ona haber ulaştırırız.

            -Ben Kukusiz'i tanımam.

            -Tanırsın.

            -Tanımam.

            -Peki Paleogeos'tun morali nasıl?

            -Sizin habercileriniz var. Ben ne bileyim? Siz daha iyi bilirsiniz.

            -Yani sen şimdi Paleogeos'tun toplantısının olduğunu biliyormusun?

            -Toplantımı var.

            -Evet.

            Kız geri çıktı. Arka kapıya doğru yürüdü. Orada iki nöbetçi duruyordu. Hemen arka kapıdaki nöbetçiler Paleogeos'un kızına silahlarını doğrultular. Ve:

            -Davranma.

            Maria iki elini havaya kaldırdı. Aynı ses:

            -Kimsin?

            -Patakos'un kızı.

            Adam heyecanla:

            -Sen misin Maria?

            -Evet benim.

            -Gecenin bu saatinde ne arıyorsun?

            -Eve gireceğim.

            -Ön kapıdan girsene...

            -Benim evde olduğumu bilmemeli.

            Adam yanına yaklaştı:

            -Ama bu yanımdaki ve ben seni eve girerken gördük.

            -Beni bırak ses çıkarmam, ama bu.

            O zaman Maria güldü. Onu kucakladı ve öptü. Sonrada:

            -Ben sana güveniyorum. Sen söylemezsin, söyleyenide hemen ortadan kaldırırsın.

            Adam bu methiden hoşlanmıştı. Maria'ya:

            -Sen gir. Ben gerisini hal ederim.

            -Tamam.

            Maria içeri girdi. Adam yanındakine döndü:

            -Ey.

            Az ilerde duran adam başını kaldırdı:

            -Ne var?

            Rum ileriyi gösterdi:

            -Şu ağaçlar arasında bir çıtırtı var, nedir git bak öğren gel. Haydi bakalım seni bekliyorum.

            Adam çalılar arasına gitti. Diğeride koşarak peşinden gitti. Göz ile kaş arasında adamı bıçaklayarak öldürdü. Gelip nöbet tuttuğu yere durdu. Bekliyordu. Maria biraz sonra kapıyı araladı. Adama sarıldı. Yanaklarından öptü. Ona:

            -Bunu yaptığın için seni memnun edeceğim.

            Adam Maria'nın öptüğü yeri okşadı. Bir çocuk gibi seviniyordu. Maria'nın nişanlısı öldüğüne göre belkide kendisini seviyordu. Kendine baktı. Kendi kendine söylendi. "Babayiğit, cesaretli bir adamın, benden iyisini bulamaz ya"diye. Etrafına baktı. Gece şafak sökmüştü. Sonrada beklemeye başladı. Gözlerinden uyku akıyordu.

            Biraz sonra yanında en muteber adamları olduğu halde yanına Dimitri geldi. Adama:

            -Arkadaşın kim ve nerede?

            -Arkadaşım Maruas, bu gece birden rahatsızlandı, ben yatıyorum diye gitti. Bende bana verdiğiniz emir gereğince bu 
kapıyı bekledim. Buradan ayrılmak istemedim.

            Dimitri onu okşadı:

            -Ben böyle emir verenlerin emirlerini kayıtsız şartsız dinleyenleri severim.

            Adam başını eğdi. Dimitri yanındaki Grivas'a döndü:

            -Diğeri hangi cehennemde ise bul ve vur.

            Grivas:

            -Emredersin.

            Diyerek iki adamla oradan ayrıldı. Dimitri gezmesine devam ediyordu. Biraz sonra Grivas onu karşıladı. Dimitri:

            -Buldun mu?

            -Evet.

            -Getir şunu.

            -Gelemez.

            -Neden?

            -Emrin icabı ortadan kaldırıldı.

            Dimitri güldü. Grivas'a:

            -Senin neyine hayranım bilirmisin?

            -Buyur Büyük Kahraman.

            -Her şeyi zamanında yapmana hayranım.

            -Sağol. Sayende...

            -Hastamıydı...

            -Hayır. Domuz gibi oturuyordu. 

            -Haketti desene ölümü...

            -Hemde birkaç defa...

            -Çok iyi...

            Dimitri gezmesine devam ediyordu.

            Bu sırada bir araba geldi. Patakos'un kapısında durdu. Nöbetçiler bir o yana bir bu yana koştular. Patakos'un karısı 
dışarı çıktı. Misafirini karşıladı. Kadına:

            -Çok korktum.

            Kadın peçesini açarak:

            -Neden?

            -Gelmeyeceksin zannettim.

            -Sen çağırırsında gelmem mi?

            -Sağol.

            İçeri girdiler. İki kadın kucaklaştı. Öpüştü.

            Sonrada geçtiler Maria'nın yattığı odanın altına oturdular. Aşağıda konuşmalar oluyor. İki kadın şen kahkahalar atıyordu. Maria yatağından kalktı. Aşağıya bakmak için yattığı odanın halısını kaldırdı. Evet döşemedeki delikten aşağıya baktı. Hayretler içinde kaldı. Grivas onlara sigara sarıyor, onlarda tüttürüyorlardı.

            Evet orada bulunan Paleogeos'tun karısıydı. Oğlunun öldüğünü unutmuş, kahkahalarla gülüyordu. Sanki yaslı idi. Gözlerini ve yüzünü kara çarşaf ile örtmüştü.

            Biraz sonra Dimitri odaya girdi.

            Kadınların ikiside ayağa kalktılar. Dimitri Paleogeos'tun karısını kucakladı. Sıktı. Onu iki yanağından öptü. Sonrada:

            -Buyur otur.

            Hepsi oturdular.

            -Sana niçin haber gönderdik bilirmisin?