|
-Vardinoyannis: -Yalnız konuşalım. -Ben bundan bir şey esirgemem ki... -Eh sen bilirsin. -Söyle öyleyse. -Biraz önce Patakos'un kızıyla nişanlısını dinledim. Duyduklarım önemlidir diye sana söylemeye geldim. -Ne duydun? -Patakos'un kızına nişanlısı Türklerin Patakos'u öldürmesinin imkanı yok. Ancak ve ancak ananı almak için Dimitri babanı öldürmüştür dedi. Ve ben kimin öldürdüğünü babamın casusları yoluyla öğrenirim. Sen korkma dedi. Dimitri Patakos'un karısına baktı. Sonrada Vardinoyannis'e dönüp: -Peki söylediklerin doğru değilse kendine ölümlerden ölüm beğen. Vardinoyannis güldü: -Ben sana daha öncede geldim mi? Dimitri düşündü: Geldin. -Ne dedim? -Kukusiz sana ihanet edecek dedim. İnanmadın. İnansa idin. Şimdi Patakos belkide sağ kalacaktı. Şimdide sana doğruyu söylüyorum. Bana inan veya inanma. Fakat tetbir al o kadar. Dimitri Patakos'un karısına döndü: -Sen ne diyorsun çiçeğim. -Ben ne bileyim? Bu Vardinoyannis'in yalan söylemesine imkan yok. Sonrada sana şunu söyleyeyim. Ben o domuz Paleongelas'ın oğlundan hiç hoşlanmıyorum. Karı kılıklı bir adam. Her şey yapabilir. Doğrudur. Ama sen araştır istersen. Dimitri elini salladı: -Araştırmaya lüzum yok. Kadın heyecanla: -Ne yapıyorsun? -Öldürülürsün. -Sen bilirsin... Dimitri elinin işaret parmağını şakağına götürdü, sevgilisine dönüp: -Peki bu işi kim yapacak? -Vardinoyannis'ten iyiside can sağlığı... Dimitri Vardinoyannis'e baktı. Kadına dönüp: -Vardinoyannis iyi bir köpektir. Onu böyle işlere sokamam. Sonra daha o gitmemiştir. Hemen bir ekip hazırlarım işini bitiririm. -Kadın yüzünü buruşturdu. Dimitri: -Yine ne yaptın canım? -Bu işi bir kişi yapar. Sen veriyorsun on kişiye. Sonrada onlar sağda solda yaptıklarını anlatıyorlar. Gizli hiçbir şeyin olmuyor. Onun için bir kişiye ver. Dimitri karının kulağına bir şeyler söyledi. Kadın Vardinoyannis'e baktı. Vardinoyannis bu bakıştan çok şey anlamıştı. Ama bir şey demedi. Dimitri: -Ben sakatım Vardinoyannis. -Görüyorum ey koca kahraman. -Bu iş için birini düşünüyor musun? -Hayır. -Düşün. Ve git görevi ver. -Kim? -Sen... -Ben öyle şeyi yapmam ve yapamam da. -Neden? -Bak anlatayım. Görevi verdiğim adam beni casus diye yapmayabilir. O zaman gider sağda solda söyler. Bu durumda sıkıntıya düşerim. Sen kimi istiyorsan söyle. Ben gideyim. Çağırayım. Sen ona görevi ver. Ben takip işini üstleneyim. Bu sırada Patakos'un karısı konuştu: -İyi ya adamlarımızdan birini görevlendirelim. -Tamam sen şu Yannis'i çağır. Vardinoyannis dışarı çıktı. Gitti. Yannis'i buldu. Geri geldi. Yannis içeri girdi. Vardinoyannis dışarıya çıktı. Dimitri Yannis'i yanına oturttu ve ona: -Şimdi sana bir görev vereceğim. -Ver. Ne görev verirsen yaparım. -Hiç itiraz etmeyeceksin? Yannis güldü. -Senin verdiğin göreve hiç itiraz olur mu ey büyük kahraman. Sen söyle ben yerine getireyim. Dimitri durdu. Sonrada tane tane konuştu: -Şu Patakos'un kızının nişanlısı var ya... -Evet. Şu Paleogeos'un oğlu öyle değil mi? -Evet evet o... -Söyle. -Bu gece onu ortadan kaldır. -Ama babası... -Bırak şimdi babasını... -Ama babası çok zengin ve Büyük Pontus İmparatorluğunun kurulması için canıyla başıyla uğraşıyor. -Evet babası iyi ama, oğlu Türklerin casusu... -Ne biliyorsun? -Önemli bir yerden haber aldım. -Peki. -Yalnız bir durum var. -Söyle. -Bu bir sır olarak ikimizin arasında kalacak. -Bunu iki kişiden fazla insan biliyor ama... -Kim biliyor ki? -Biri ben, biri sen, biride bu kadın. Biride şey... -Ney? -Şu dedikoducu Vardinoyannis... -Sen bana itimat et... -Nasıl yapayım? -Çiftliğin dışında temizle. Ben yarın onu Türklerin öldüğünü ve Türklere casusluk yaptığı haberini yayarım. -Eh bana ne demek düşer. Sen uygun dedikten sonra onları susturmak benim için çocuk oyuncağı...İstersen bir baskın düzenleyeyim. Kızıda beraber kaldırayım ortadan. Kadın Dimitri'ye baktı. Dimitri: -Hayır. Şimdilik nişanlısını ortadan kaldır. -Tamam. İki saat sonrada onu işinin hal edilmiş olduğunu bil...Bu süre buna yeterde artar bile... -Sağol. Yannis dışarı çıktı. Gitti. * * * * * Biraz sonrada Patakos'un kızıyla nişanlısı birbiriyle vedalaştılar. Kız nişanlısına: -Ne zaman gelirsin?.. -Önümüzdeki perşembe bulduklarımı sana iletirim. -Sağol. Kucaklaşıp ayrıldılar. Patakos'un kızı hemen Dimitri'nin bulunduğu yere geldi. Dimitri odada yatıyordu. Anası onun başına havlu koyuyor ve hizmet ediyordu. Kapıyı araladı. Dimitri'ye: -Senin akıbetin babamınkinden fena olacak. -Kes. Dedi ve küfür savurdu. Kız:
-Babamı sen öldürdün. Ama senide elbette Türkler öldürecekler. Sende ya
Yusuf'un veya Hasan'ın
Dimitri bir daha sövdü kıza: -Kes yoksa seni keserim. Patakos'un karısı eğildi. Dimitri'yi alnından öptü. Dimitri'yi okşadıktan sonra: -Su sen yiğidim. Şu deli kızın söylediklerine inanma...Onu benim hatırım için affet... Annesi tekrar eğildi. Onu öptü. O zaman kızı: -Kaltak daha babamın cenazesi mezarına koyulmadı. Sen kalkmış kocanı mezarına gömmeden yanaşmayla kırıştırıyorsun. Babamı öldüren adamdan bir an olsun bile yanından ayrılmıyorsun. O zaman Dimitri avazı çıktığı kadar bağırdı: -Götürün şu domuzun yavrusunu, yoksa keseceğim bunu...Ulan bana akıl mı veriyorsun. Bir şey yaparım babanın mezarına. Ulan öldürdüm. Ne yapacaksın? Git ulan başımdan. Ben burada canımın derdiyle uğraşıyorum. Birde bu domuz yavrusu başıma bela oldu. Sen insanı delimi edeceksin? Git. Bildiğin yere şikayet et. Patakos'un kızı odayı terketti. Babasını öldüren adam anasıyla aynı yatağı paylaşıyordu. Adam utanmadan öldürdüğünü söylüyordu. Odadan çıkar çıkmaz durakladı. Biraz zehir bulmalıyım. Babamın intikamını muhakkak almalıyım. En güzeli bu deli Dimitri'nin ve babasına ihanet eden anasını zehirlemekti. Bu düşüncelerle biraz bekledi. Sonrada hele yarına kadar bekleyeyim. Bakalım yarın nişanlım ne haber getiriyor... Dimitri'nin yattığı odanın kapısı açıldı. Anası yarı açık bir vaziyette dışarı çıktı. Kızının yanına geldi. Onun koluna girerek: -Kızım yaptıkların sana yakışıyor mu? -Senin yaptıkların yakışıyor mu? -Ben ne yaptım ki kızım? -Daha ne yapacaksın? Babamın ölüsü mezarına koyulmadan kapımızdaki yanaşma ile bir yatakta yatıyorsun. -Bak kızım. -Benim seninle konuşulacak bir şeyim yok. -Beni iyi dinle. Söylediklerimi de şu küçük kafana yerleştir. Hem de iyi yerleştir. Senin yaptıklarının cezası ölüm. Genç kız anasına bağırarak: -Öyleyse öldürsene... -Eğer sana bir şey denmiyorsa bu benim hatırım içindir. Yoksa seni hemen öldürürler. -Ben ölmekten korkmuyorum. -Tabi biliyorum. Sen benim kızımsın. Sen ölmekten korkmazsın. Ama bir şey diyeyim mi? -De bakalım, şimdi ne yumurtlayacaksın. -Sağlığında babamın bir gayesi vardı. -Evet. -Baban Büyük Pontus İmparatorluğunu kurmak istiyordu. Burada en çok Dimitri'ye baban güveniyordu. onu yanına aldı. -Evet anne sizde imparatorluğu kurdunuz. Babamın yılarını vererek hazırladığı serveti Dimitri hemen elimizden aldı. -Kızım yanlış düşünüyorsun? -Neden? -Çünkü Dimitri'nin mala servete ihtiyacı yok. -Ne biliyorsun? -Çünkü Dimitri'nin Türklerden aldıkları bizim servetimiz gibi beş misli fazla...Onun paraya mala ihtiyacı yok ki... Kadın ne söylerse artık fayda etmiyordu. Kız ille de dediğim dedik, çaldığım düdük diyordu. Kadın birden kızdı. Kızına bir tokat attı ve: -Bir daha bu meseleyi açma... Kız o zaman anasına: Ben bu canı taşıdığım müddetçe bu meseleyi devamlı olarak açacağım. Bundan beni hiçbir kuvvet vazgeçiremez. Kadın başını salladı ve: -Beni kızdırma seni o Dimitri ile aynı odaya kapatırım. Bunu yapacağımı da bilirsin. Kızı güldü ve annesine: -Yaparsın bundan hiç şüphem yok. fakat bir şeyi unutma. Paleogeos'ta ikinizi yakar vallahi... -Bize kimse bir şey yapamaz. -Görürsün sen yapar mı yapmaz mı? O zaman kız: -Demek düşündüklerimin hepsi doğru. Sen babamın cesedi mezara konulmadan kendin o pis domuzun koynuna girdiğin yetmiyormuş gibi beni de atacaksın öylemi? Bende senin pis dostunun yemi olacağım öylemi? Nasıl düşünürsen düşün sana bu hususta vereceğim cevap bin kere hayır. -Bak kızım kendini şuna inandır. -Neye inandırayım. -Patakos öldü. -Biliyorum ve inanıyorum, bir daha da gelmeyecek. Bunu da biliyorum. O yok artık. -Öyleyse bundan sonrada kendini şuna alıştırmaya bak. Bundan sonrada baban Dimitri'dir. -Ne? -Yeni baban Dimitri'dir. -Babamın ölüsü gömülmeden mi? -Evet. -Beni sayma bu işte... -Kızdırma. Kızına kadın bir kaç defa daha vurdu. Kız sustu. Daha fazla konuşması doğru olmazdı. Ama içinden yemin etti. İntikamını alacaktı. Belkide Dimitri ile savaşması icap edebilirdi. Onun için yeni müttefikler bulmalıydı. Kayın pederi bu müttefiklerden biri olabilirdi. Düşündü. Türklerle irtibat kurabilir miydi. Ama bu olmazdı. Çünkü o zaman kendisini kolay suçlayabilirlerdi. Bu sırada bir Rum heyecanla sağa sola koşuyordu. Birden Patakos'un kızının yattığı odanın kapısını açtı. Patakos'un kızı korktu. kapıyı açan hala kapıda duruyordu. Patakos'un kızına gülerek: -Gel cicikız... -Git oradan pis bıyıklı... -Gel benim gibi bir kahramanı yanaklarından öp. Patakos'un kızı güldü: -Neden? Senin neren kahraman. Adam bir kahkaha attı: -Türkün yakışıklısı olur mu? Hepsi domuz... -Aman Dimitri duymasın? Adam saf saf: -Niye? -Kendisine domuz dediğini sanır. Sonrada seni öldürür. Adam cevap vermedi. Patakos'un kızı: -Asıl domuz sensin. -Bana mı dedin? -Yok. -Ya kime dedin? -Babana dedim. -Benim mi? -Tabi... -Sus be...Biz ne için uğraşıyoruz. Sen ne diyorsun? -Niçin uğraşıyorsunuz? -Babanın intikamını alacağız. -Kimden? -Türklerden... -Babamı Türkler mi vurdu... -Evet. -Kim dedi? -Büyük Dimitri... -Ama bana da babamı kendisinin öldürdüğünü söyledi. -Yalan söylüyorsun. -İstersen git sor. Yüzleştir bizi... -Saf olma. Babanı Dimitri öldürmez. Sonrada... -Sonrada ne oldu? -Senin haberin yok mu? -Neden? -Neyse ben söyleyeyim. -Eh sen bilirsin. Adam şaşkın şaşkın dışarı çıktı. Kapıyı da çekti. Sonrada tekrar kapıyı açarak: -Sen ne zamandan beri burdasın? -Bugünden beri... -Paleogeos'u gördün mü? -Yo... -Öyleyse gör. -Burda mı? -Evet. Patakos'un kızı: -Peki kaç Türk tuttunuz? -On altı... -Siz kaç kişi idiniz? -Beş yüz kişi... Kız güldü ve dışarıya çıktı. Evet ortalıkta bir anormallik vardı. İnsanlar telaşlı telaşlı bir o yana bir bu yana koşuyorlardı. Patakos'un kızı meraklane var aceba diyerek yürüdü. Biraz sonra Paleogeos'un oturmuş ağladığını gördü. İçinden ne oldu acaba diye geçirdi. Belkide babama ağlıyordur dedi. Çünkü Paleogeos kardeş gibi idiler. Paleogeos'un yanına gitti. Ona: -Ne var ne oldu? Paleogeos yerinden kalktı. Gelinine sarıldı. Koca adam hüngür hüngür ağlıyordu. Patakos'un kızı: -Ne var? Adam elleriyle dizlerine vurarak: -Ben maf oldum. -Ne oldu? -Oğlum Türkler tarafından öldürüldü. Patakos'un kızı birden yere yuvarlandı. Evet bayılmıştı. Paleogeos ve yanındakiler kızı alıp eve götürdüler. Patakos'un kızı evde ayıdı. Ve Paleogeos'un boynuna sarılarak hüngür hüngür ağlamaya başladı: -Allahım acının birine dayanamazken ikincisini de verdin bana. Ben ne günah işledim sana... Paleogeos gelinini teskin etmeye çalıştı. Onu kucakladı. Sonrada tane tane konuştu: -Oğlumun intikamını alacağım. Yemin ettim. -Kimden? Elini şiddetle sallayan ihtiyar: -Türklerden... -Bak sana bir şey diyeceğim... -Söyle benim güzel kızım... -Benim babam yok artık... -Biliyorum. -Sen benim babamsın. -Evet ben senin babanım. Benimde oğlum yok artık sende benim kızımsın... -Tamam. -Senin babanın ve benim oğlumun intikamını alacağız. -Yalnız yanlış yola bizi salmasınlar. -Kim veya kimler? Patakos'un kızı ihtiyara: -Sen şu evde ne kadar insan varsa hepsini çıkar. Adamlarında evin dört bir yanında tetbir alsınlar. Bizi dinlemek için kimseyi yanaştırmasınlar. -Olur. Diyen ihtiyar. Evde bulunanları dışarı çıkardı. Kız: -Herkesi çıkardın mı? -Evet. -Emin misin bu evde insan yok mu? -Hayır. İhtiyarın kulağına eğilen kız bir şeyler söyledi. İhtiyar acele ile dışarı çıktı. Yanında iki kuvvetli adamla geri döndü. İhtiyar odaya girdi. Patakos'un kızına: -Şimdi söyle... -Hemen şu tavan aralığına bakın bakalım. İhtiyarın iki adamı yukarı çıktılar. Yanlarında Vardinoyannis olduğu halde geri indiler. İhtiyar şaşırmıştı. Yanındakilere: -Bunun kollarını ve ağızlarını bağlayın. İki kuvvetli adam söyleneni yaptılar. Vardinoyannis'in elini, ayaklarını ve ağzını bağladılar. Patakos'un kızı mutfağa gitti...Mutfaktan aldığı kocaman bıçakla geri döndü. Vardinoyannis'in gözleri kocaman kocaman oldu. İhtiyar kıza sordu: -Ne yapacaksın o bıçağı... Vardinoyannis'i gösteren Patakos'un kızı: -Konuşmazsa onu keserim. İhtiyar güldü. -Yok o iyilikle konuşur. İki adam Vardinoyannis'in ağzını çözdüler. İhtiyar müşfik bir eda ile: -Seninle anlaşalım. Vardinoyannis bağırdı: -Ben bir şey bilmiyorum... -Oğlumu kim öldürdü? -Ben bilmiyorum. -Sana ne istersen veririm. Doğru söyle oğlumu kim öldürdü. Bana adını söyle yeter. -Oğlunu kim öldürecek, oğlunu tutan Türkler öldürdü. İhtiyar şiddetli bir tokat attı: -Yalan söyleme... -Ben yalan söylemiyorum. -Peki. Patakos'un kızına döndü: -Sizin evde bir sarnıç yok mu? -Var. -Nerede? -Arka tarafta... -Ne olacak sarnıç... -Atalım şunu... Artık ölümü yaklaşmıştı Vardinoyannis'in...Ne yapacağına karar vermeliydi. İhtiyara dönüp: -Ben nasıl olsa öleceğim değil mi? -Tabi... -Neden sana bildiklerimi anlatayım. -Canını kurtarırsın? -Ama o zamanda Dimitri canımı alır. -Seni ben yanıma alırım... -Sana güveneyim mi? -Evet. -Ya bana oyun yaparsan... -Neden sana oyun yapayım? -Bana Dimitri'ye söylersin gibi geliyor. -İsa hakkı için yemin ederim söylemem. Beni tanırsın ben dini bütün bir hiristiyanım. Bana inan. Yanıma seni alacağım. Sana söz veriyorum. Dimitri'yede senden bahsedeceğim... Öyleyse sana bildiklerimi anlatırım. Ama senden parada isterim. -Oda tamam. Hemde çil çil altın vereceğim... -Ben niçin buradayım. İhtiyar omuz silkti: -Bilmem ki... -Beni Dimitri gönderdi... -Niye? Oğlunun ölümü hakkında bu kız sana neler anlatıyor öğrenmek için... -Peki oğlunun ölümüyle Dimitri'nin ne ilgisi var. Vardinoyannis sustu. O zaman ihtiyar: -Konuş. Diye bağırdı. Vardinoyannis: -Sen şu Yannis'i bul ve konuştur. -Yannis'i mi? -Evet. -Şu Dimitri'nin adamını öylemi? -Evet. İhtiyar adamlarına bir baş salladı. Adamlar çarçabuk dışarı çıktılar. Sonrada Patakos'un kızına döndü: -Görüyorsun ihaneti...Önce baban sonrada oğlum. Kız biraz düşündü. Bir şey hatırlamış gibi: -Ha... -Ne var? -Babamın öldürülme sebebini biliyorum... -Anan değil mi? -Evet. -Ya benim oğlum... -Oda belki bu evliliğe karşı gelmiştir. Öğleyin beni tehdit ettiler. Sonrada nedense vazgeçtiler. Şimdide nişanlımı öldürdüler. Belkide sebebi beni yalnız bırakmaktı. İhtiyar adam başını salladı: -Olabilir. Ama şunu akıllarından çıkarmasınlar ki ben sağ oldukça yalnız değilsin. Daima senin yanında olacağım. -Sağol. Dedi ve ihtiyarı kucakladı. Biraz sonra kapı vurdu. Paleogeos: -İçeri al. Öbür odaya girsinler. -Peki. Patakos'un kızı koşarak gitti. Kapıyı açtı. Karşısında Yannis ve iki adam vardı. Patakos'un kızı: -Buyur Yannis efendi... Yannis eve girdi. Ayakkabılarını çıkarmadan beklemeye başladı. İhtiyar odadan çıktı. Yannis'e: -Gelsene... -Şu anda işimiz çok, bilirsin ya...Beni çağırmışsın hemen geldim. Ne diyorsun?.. -Gelsene biraz konuşalım... -Gelmesem olmaz mı? -Yarım saat konuşsak olmaz mı? -Peki. Dedi. Biraz önceki çekingen hali de geçmişti. Ayakkabılarını çıkardı. İçeri girdi. Hemen yanındaki odaya aldılar. Odaya girip oturunca ihtiyar adam: -Yannis çok üzgünüm... -Bende üzgünüm... -Yanlış anlama... Neyi? -Ben oğlum için üzülmüyorum. Hatta nişanlısı da üzülmüyor. Bizim üzüntümüz Patakos... Bende hem Patakos'a hemde oğluna çok üzüldüm. -Oğluma üzüldüm dersem yalan. -Neden onu barbarlar öldürdü... -Biliyorum. Nasıl nerede öldürdüğünü de biliyorum. Yannis'in gözleri karardı. Eğer bu ihtiyar oğlunun kendisi tarafından öldürüldüğünü biliyorsa kendisini muhakkak öldürürdü. Kendisini toparlayarak: -Kim ve nerede öldürdü? İhtiyar umursamaz: -Dimitri anlattı. Bende şüphe ediyordum. Zaten siz onu öldürmeseydiniz, onu ben öldürecektim. Ben başımla malımla servetimle çalışayım. O gitsin Dimitri'nin dediği gibi Türklere casusluk yapsın. Ben canımı vereyim. O para karşılığında vatanını satsın...Olur mu? Benim malım servetim kimin? Onun... -Demek her şeyi biliyorsun? -Dimitri anlattı. Fakat ben birde senden dinlemek istedim. Onun için seni çağırdım. Yannis önce şüpheyle etrafını süzdü. İhtiyarda hiçte kızmış bir hal yoktu. Gülüşünden oğlunun öldüğüne sevinir gibiydi. Yannis yaptıklarını anlatmaya karar verdi. Ve şöyle konuştu: -Gece beni Dimitri çağırdı. İhtiyar merakla: -Kendisimi? -Hayır. -Ya kim? -Vardinoyannis... -Evet. -Paleogeos'un oğlu Türklerin casusu vur dedi. -Eee. -Ben önce kabul etmedim. Çünkü senin gibi bir adamın oğlu casus olamazdı. Ama Dimitri dayattı. İlle de casus diye... -Sonra. -Gittim. -Nereye? -Çiftliğin çıkışına... -Peki. -Oğlun her zaman olduğu gibi nişanlısıyla görüştü. Atına bindi. Gidiyordu. Onun önüne çıktım. -Evet... -Beni görünce gülümsedi. Atını bana doğru sürdü. Durduk. Biraz çene çaldık. Sonrada hiç beklemediği bir anda bıçağımı boğazına sürdüm ve öldürdüm. İhtiyar adam kuşağındaki bıçağını birden çıkardı. Yannis'in boğazına yaklaştırdı: -Şimdi bende seni keseyim mi? Yannis'in gözleri kocaman kocaman oldu. -İhtiyar adam yanındakilere: -Bunu benim arabaya atın ve doğruca benim çiftliğime götürün. Diğer Vardinoyannis'ide. Ben Dimitri köpeğiyle görüşeceğim. Bakalım o ne yalanlar söyleyecek. İhtiyar adam Patakos'un kızına döndü: -Sende git. Şu Türklerle görüş... -Peki baba... * * * * * Patakos'un kızı yerinden kalktı. Doğruca tutulan Türklerin bulunduğu yere geldi. Gecenin karanlığında bir karaltının kendilerine geldiğini görünce silahlarına sarılan nöbetçiler: -Kimsin? Olduğun yerde kal... Patakos'un kızı sesine tatlılık vererek: -Ben Patakos'un kızıyım... Silahlarını indiren nöbetçiler: -Buyur. Diyorlardı. Nöbetçiler şaşkındı. Gecenin bu saatinde Patakos'un kızının burada ne işi vardı? Kız orada bulunan nöbetçilerin kiminin bıyığını çekiyor, kimini okşuyor. Kimininde yanaklarından öpüyordu. Kiminin de burnunu nazik parmakları arasında çekiyordu. Başkanları olduğu sandığı bir Rumun boynuna kolalarını sardı ve: -Babamın ve nişanlımın katilleri Türkler nerede? Rum eşkıya önce tereddüt etti. Sonrada adamın kızı. Hemde bu tazenin nişanlısını da öldürdüler. Öyleyse görmesinde ve yüzlerine tükürmesinde bir mahsur olamazdı. Patakos'un kızına: -Arka taraftalar. -Hangi odada... -Geçit kısmına yakın odada... Patakos'un kızı bu adama: -Beni oraya götür. Adam götürmekle götürmemek arasında tereddüt etti. Ama buranın en zengin kızını götürmemek ayıp olurdu. Hemde babasını vuran bu Türklerin yüzüne tükürmesi gerekir. Patakos'un kızını aldı ve yürüdü. Atanegoras nöbet tutuyordu. Onları görünce ayağa kalktı. Yanlarına geldi. Patakos'un kızını görünce: -Hoşgeldin. -Sağol. -Ne işin var burada? -Babamın katillerini göreceğim... Adam bir müddet durdu. O zaman kız: -Ne oluyor? -Yannis'in kesin emri var. -Niçin? -Kimsenin yanlarına girmesine müsaade edilmiyor. Patakos'un kızı güldü: -Beni Yannis gönderdi. Üzüntümün hafiflemesi için geldim. Bu sözlerden sonra ağlamaya başladı. Başını Atenogeros'un göğsüne bırakarak hıçkırıkla ağlıyordu. Atenogeros: Ağlama...Gelde bak. O domuz yavrularına... Beraberce Türklerin tutuklu bulundukları yere geldiler. Orada da bir nöbetçi bekliyordu. Her üçü birden Türklerin bulundukları yere geldiler. Atenogeros kapıyı belinden çıkardığı anahtarla açtı. İçeri girdi Patakos'un kızı. O zaman dışarıdan gelen Rumda içeri girmek istedi. Atenogeros onu göğsünden tuttu ve: -Olmaz. -Bizde girelim. -Olmaz. -Neden? -Sadece buraya Maria girebilir. Aslında onunda girmesi yasak ama, ben her şeyi göze aldım. Cezası varsa çekerim. Onun için onun içeri girmesine müsaade ediyorum. Kendiside girdi. Patakos'un kızı içeriye girip kapıyı kapattıktan sonra, diz çöktü. Bir heykel gibi duruyordu. Zincire bağlı olan Türkler heyecanla zayıf şamdanın ışığında içeri süzülüp bir heykel gibi duran güzel kıza baktılar... Atenogeros kıza baktı baktı öylece kaldı. Kız Atenogeros'a el etti. Atenogeros gitmekle gitmemek arasında tereddüt etti. Sonrada kıza doğru yürüdü. Patakos'un kızı: -Atenogeros... Atenogeros şaşkın bir vaziyette: Söyle Maria... Seni çok beğeniyorum... -Ama... Aması yok. Yiğitsin, cesaretlisin vede cüretlisin... -Ama Paleogeos'un oğlu... Patakos'un kızı onun bir şey anlamadığını, hiçbir şeyden haberi olmadığını biliyordu şimdi artık. Ona yalvararak: -Gel. -Olmaz. -Neden? -Paleogeos duyarsa... -Duymaz. -Ya duyarsa... -Sen gidip söyler misin? -Hayır. -Bende söylemem. Adam bir müddet düşündü. Ne yapacağına karar veremiyordu? Patakos'un kızı konuştu: -Seni çok beğeniyorum. -Bende seni çok beğeniyorum ama... -Aması ne? -Bu iş olmaz... -Gel buraya... Bu emredici sözden sonra Atenogeros yavaş yavaş yürüdü. Kıza yaklaştıkça dizlerinin bağı çözülüyordu. Bu kız belkide beni deniyor diye içinden geçirdi. Kızın yanına gitti. Kız: -Elindeki silahları bırak. Artık kız konuşmuyordu. Emrediyordu: -Kuşağını çöz. Önce elindeki silahları bıraktı Atenogeros. Sonrada kuşağını çözüp silahların yanına bıraktı. Patakos'un kızı: -Gel yanıma... Adam tereddütle durdu. Kız: -Gel yanıma... O zaman biraz daha yürüdü. Maria'nın açılmış olan bacaklarını ve geniş omuzlarını ve kocaman göğüslerini aklından geçirdi. Sonrada gerçekten bu fırsat bir daha ele geçmez diyerek ırkının verdiği şehvet ile Maria'nın üzerine saldırdı. Maria şaşkın. O anda bir şey oldu. Maria koynundan çıkardığı bıçağı şehvetle kendisine sarılan Atenogeros'un göğsüne sapladı. Evet bıçak tam kalbine saplanmıştı. Atenogeros gözlerini yumdu. Kalbini tutarak yere yuvarlandı. Öylece kaldı. -Sonrada yerdeki anahtarı alıp Türklerin yanına geldi. Türklere şöyle bir göz gezdirdi. Sonrada: -Hasan hanginiz? Hasan gözlerinin altından baktı: -Benim. Anahtarları açtı. Hasan ellerini ovuşturarak: -Niye bizi salıyorsun? Kız emir veren bir sesle: -Bana emretme. Hasan elini kaldırdı. Tokatı vuruyordu ki, vazgeçti. Kız: -Al şu anahtarları aç kapıyı ve arkadaşlarını sal. Hasan önce arkadaşlarının zincirlerinin anahtarlarını açtı. Hepsi serbest kalmışlardı, şaşkın şaşkın birbirlerine bakıyorlardı. Bu kızda nereden çıkmıştı. Kimin kızıydı? Kendilerini niçin kurtarıyordu. Ama Patakos'un kızı birden: -Babamı siz mi öldürdünüz? Hasan'ın kafasında şimşekler çaktı ve: -Hayır. -Peki kimin öldürdüğünü biliyor musunuz? Başını salladı. Kız: -Kim? -Kim olacak Dimitri... -Doğru. -Biliyor muydun? -Evet. -Nereden öğrendin. -Dün gece itiraf etti. -Vay domuz. -Şimdi sizi niye kurtardığımı anladınız mı? -Evet. -Kapıda iki kişi var. -Ne yapalım. -Ben içeri çağırıyorum siz hakkından gelin. -İyi. Maria kapıyı açtı. Kafasını dışarı çıkardı. Kapıda hala bekleyen Rumlara el etti. Rumlar içeri girdiler. Girer girmezde öldürüldüler. Üç ölünün tüfeklerini de Türkler aldılar. Patakos'un kızı Türklere bakarak konuştu: -Serbestsiniz. -İyi ama sen Rum musun? -Evet dedik ya... -Bir Rum Türklere yardım eder mi? -Bu borcunuzu bir gün ödersiniz. -Nasıl? -Belkide bir gün size sığınırsam beni korursunuz. -Emin olun. Genç kız Hasan'a: -Yo öyle gitmeye gelmedik. -Ya... -Dimitri'nin canına ot tıkayıp gideceğiz. -Bak efendi. Şimdi sen Dimitri'yi bırak ve kaç. -Hayır. -Amma inatsın. -Bana bak. -Söyle. -Eğer kaçacak olsaydım seninkiler beni tutamazdı. Mademki tutuldum. Öyleyse niyet ettiğimi yapacağım. -Bak efendi. -Söyle. -Eğer bu inatlığın devam ederse, Dimitri'nin ekmeğine yağ sürersin. Ben seni tanıyor muyum. -Hayır. -Geldim zincirlerini çözüm değil mi? -Sağol. -Bana itimat et ve git. -Sebep ne? -Şu anda Dimitri'nin başı dertte... -İyi ya bende derdini artırayım. -Hayır. Sen bu işe karışırsan onu kurtarırsın. -Bari açıkla... -Şimdi çıkın. Dışarıda sekiz kişi var. Onları sessizce haklayın. Sonrada gizli yoldan kayıp olun. -Ama bir şey öğrenmek istiyorum. -Söyle. -Dimitri'nin başı neden dertte? -Babamı öldürdü. Anamı aldı. Benimle başı dertte. Paleogeos'un oğlunu öldürdü. Ve bu adam benimde nişanlım oluyor. Onun için bu sebeple hem benimle, hemde Paleogeos'la başı dertte. Sen müdahale edersen ne olur. Ayrılanlar sıkışır. Sonrada birleşirler. Ne sen bir şey yapabilirsin nede ben. -Peki sana inanayım mı? -Bir sefer. -Olur. Hasan ve arkadaşları o üç adamın tüfeğini ve tabancalarını aldıktan sonra hemen koridora çıktılar. Etraflarına baktılar. Kimseler yoktu. Yürüdüler. Tam kapıya gelmişlerdi ki, Patakos'un kızı Maria onları durdurdu. Kendisi dışarıya çıktı. Sonrada yavaş yavaş orada bulunan adamların yanına geldi. Adamlar Maria'yı görünce hazır ola geçtiler. Maria onlara yanaşıp: -Haydin. Adamlardan biri: Ne var? -Atenogeros hastalandı. Yardım edin de çıkaralım. Adamlar koşarak içeri daldılar. Hasan ve arkadaşları gelenlerin işlerini bitirdiler. Silahlarını aldılar. Biraz ilerlediler. İlerden kendilerine doğru üç kişi geliyordu. Hemen oldukları yerde durdular. Gelenleri beklediler. Gelenleri birden tutup: -Oynamayın. Sizi keserim. Adamlar hareketsiz kaldılar. Aynı anda üç Rumun kalbine üç bıçak saplandı. Zavallı adamlar cansız yere serildiler. Hasan Maria'ya dönüp: -Şimdi ne yapacağız... -Gizli yoldan gideceksiniz. -Nereye? -Denize... Maria onları götürdü. Bir kapı açtı. Karşılarında bir yol görünüyordu. Hasan Maria'ya: -Ya yolu şaşırırsak? -Şaşırmazsınız. -Neden? -Çünkü bu yol çatallanmaz. Bu yol sizi doğruca denize götürür. Haydin yolunuz açık olsun. Yolda biraz yürüdüler. Karşılarına bir merdiven çıktı. Oradan aşağıya indiler. Sonrada bir düz yol daha çıktı ve denize ulaştılar. Nasıl oldu bilemediler. Birden aşağıda Patakos'un kızı Maria önlerine çıktı. Hasan: -Sen ne arıyorsun? -Durun. Adamlar birden durdular. Acaba bir yanlışlık mı olmuştu. Maria yanlarına yanaştı. Hasan'a: -Bazen burası kalabalık oluyor. Bu sebeple geldim. Ben önden gideyim. Şunların kaç kişi olduklarını öğreneyim ortak. Hasan o Zaman Maria'yı kolundan tuttu: -Dur. -Neden? -Seni buralarda bizim yanımızda görürseler senden şüphelenirler. Onun için sen git. Kaç kişi olursa biz hallederiz. Patakos'un kızı: -Benden mi şüphelenirler. -Evet. -Siz bir dakika durun. Maria önce öksürdü. Sonrada oturdu ağlamaya başladı. Patakos'un kızının sesini duyan Rumlar kızın yanına geldiler. Evet bunu tanımışlardı. Bun çorbacı dedikleri Patakos'un kızıydı. Hemen içlerinden biri: -Niçin ağlıyorsun Maria? -Evde uyuyamadım. -Babam aklımdan çıkmıyor. -Dert etme... -Nasıl dert etmem? -Dert etme. Babanın intikamını çok çabuk alacağız. -Kimden? -Kimden olacak bütün Türklerden... -Ama babamı Türkler öldürmedi ki... -Hepsinin canı cehenneme... Patakos'un kızı: -Kaç kişisiniz? -Yedi. O sırada Hasan ve arkadaşları ortaya çıktılar. Rumlar neye uğradıklarını şaşırdılar. Hemen hepsini sıraya dizdiler. Patakos'un kızı yanlarına geliyordu. Onu şiddetle iten Hasan: -Hepiniz sıraya geçin. Rumlar neye uğradıklarını şaşırdılar. Hemen sıraya geçip ellerini başlarına koydular. Maria'da aynısını yaptı. Şimdi içinden küfürler ediyordu. Bunlarında Dimitri'den farkı yok diyordu. Birden Türkler orda bulunan bütün Rumları öldürdüler. Hasan Patakos'un kızına: -Ortak sen kaç... -Nereye? -Yukarıya... -Ne yapayım? -Bağır kaçtığımızı haber ver. -Neden? -Böylece Dimitri gelir. Belkide vururuz. Maria güldü. Hasan'a doğru yürüdü ve: -Sen çok safsın Türk. -Neden? -Sen gelir mi sanıyorsun? -Evet. -Öyle bir şey duyarsa daha da kaçar. -Ama öyle kahramanlık olur mu? -Eh olur. -Biz buradan gidemeyiz. -Neden? -Görevimizi yapmadan gidersek ayıp olur. Sonra gelin görevinizi yapın. Bu gece Rumları bir daha birleştirirseniz. Bunun bütün vebali senin olur. Belkide biz bu gece hesaplaşacağız. O zaman Hasan: -Bana müsaade et. Bende kalayım. Eğer bir şey olursa senin tarafında olurum. -Sağol Türk. Fakat sen git. Eğer bir an lazım olursan şuna inan seni çağıracağım yardımıma. Şu anda yardıma ihtiyacım yok. Gelin zorluk çıkarmadan gidin. Hasan elini salladı: -Tamam ortak. Koşarak iskeleye gittiler. Beşer kişilik gruplar halinde hemen kayıklara bindiler. Maria'da koşarak birden gözden kayıp oldu. Kürekleri çekmeye başladılar. Daha kıyıdan yeni ayrılmışlardı ki karşıdan koşuşanların olduğu hareketli ışıklardan anlaşılıyordu. Ara sıra tüfekler atılıyordu. Hasan iyice dinlendi. Hayır bu bir çarpışmanın belirtisi değildi. Bu kaçtıklarını Rumların anladıklarının belirtisiydi. Küreklere daima asılıyorlardı. Dalgalar kayıkları bir indiriyor, Bir çıkarıyordu. Denizdeki dalgalar daima büyüyordu. Hasan birden efkarlandı. Çünkü böyle karanlık bir gecede can yoldaşı Rahmi ile Cafer dayıyı kayıp etmişti. Hasan'ın efkarlandığını gören arkadaşları birbirini dürterek kıkır kıkır gülüyorlardı. Hasan bunları görüyor. Kızıyor. Fakat bir şey demiyordu. Adamlar biraz geçince kayıktan kayığa laf atmaya başladılar. Her laf atan arkasından: |