Yüksek Lisans Tezi  
            DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
            Günümüz Türk siyasal yaşamında en çok sözü edilen konulardan biri de kuşkusuz yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve bu yönetimlere yetki ve kaynak aktarımının sağlanmasıdır. Türk kamu yönetiminde yeniden yapılanmanın en önemli aşamalarından sayılan bu konu hemen hemen tüm siyasal otoritelerce ele alınmakta ve devlet eliyle yürütülen birçok hizmetin yerinden yönetim örgütlerine devredilmesi gerekliliği dile getirilmektedir.

            Eğitim hizmetleri de, büyük bir kısmı merkezi yönetim kuruluşlarınca üstlenilmiş durumda olan hizmetler arasındadır. Ancak merkezi yönetim yapısal ve işlevsel bazı sorunlar nedeniyle kamunun eğitim ihtiyacını yeterince karşılamaktan uzak bulunmaktadır. Eğitim tesisi sayısının yetersizliği, eğitim araç ve gereçlerinin istenilen düzeyde olmaması, ücret ve sosyal güvenlik olanaklarının düşüklüğü ve bunun sonucu olarak kaliteli eğitim personelinin istihdam edilememesi, eğitim sisteminin bilimsel ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayamaması gibi sorunlar hizmetlerdeki başarıyı olumsuz yönde etkilemektedir.

            Devlet eğitim alanında taşıdığı yükün bir kısmını, özel okul ve üniversitelere eğitim faaliyetinde bulunma izni vermek suretiyle üzerinden atmış bulunmaktadır. Devlet okulları ile karşılaştırıldıklarında, özel okul ve üniversitelerin çok daha kaliteli eğitim ve öğretim hizmeti sunabildikleri saptanmaktadır. Ancak özel kuruluşlardan yararlanmak yüksek miktarlarda ekonomik harcama gerektirdiğinden, bu durum gelir düzeyi yetersiz olan halk kitleleri aleyhine haksız bir rekabet ortamı oluşturmaktadır. Bu nedenle temel görevi “yerel halkın ortak ihtiyaçlarını karşılamak” olan yerel yönetimlerin ve özellikle de belediyelerin eğitim hizmetlerini yetki ve gelir kaynaklarıyla donanmış olarak tüm halka etkin ve verimli bir şekilde ulaştırması önem kazanmaktadır.

            Diğer yandan kentsel yaşamla ilgili olarak; kentleşme süreci ile ortaya çıkan ve “kentlileşememe” ya da “kente uyumsuzluk” olarak nitelendirilebilecek sorunların çözümü, büyük kentlere akan nüfusun istihdam olanaklarına kavuşabilmeleri, kent kültürünü benimsemeleri, yerel demokrasi gelenek ve kültürünü öğrenmeleri bakımından da büyük kent belediyeleri çok büyük işlevler üstlenmektedirler.

            Demokratik bakımdan ileri düzeyde olan ülkelerin büyük bir kısmında yerel yönetimlerin eğitim ve kültür konusunda geniş bir görev ve yetki alanına sahip oldukları görülmektedir. Ayrıca sözkonusu yönetimlere merkezi yönetimlerce önemli miktarlarda kaynak aktarılmaktadır. Metropolitan alanlarda oluşturulan büyük kent yönetimleri de kent halkının eğitim ve kültür ihtiyaçlarını gidermeye yönelik çeşitli faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Özellikle birçok ülkede okul öncesi, ilk ve ortaokul düzeyindeki tüm örgün eğitim ve öğretim hizmetlerini yürütme yetkisi ve görevi yerel yönetimlere verilmiştir. Hatta bazı büyük kent belediyelerinin (Tokyo büyük kent yönetiminde olduğu gibi) ön lisans ve lisans düzeyinde üniversite eğitimi hizmeti verdikleri de bilinmektedir.

            Ülkemizde 3030 sayılı yasa ile büyük kent belediyelerine verilen eğitim ve kültür içerikli görevler, ilgili yönetimlerce öncelikli olarak ele alınmamakla birlikte kent halkının ihtiyaçlarını belli düzeylerde karşılamak yönünde devam etmektedir. Bu hizmetler genel olarak üç ana başlıkta toplanmaktadır: Halk Eğitimi Hizmetleri, Kültür ve Sanat Alanındaki Hizmetler ve Örgün Eğitim ve Öğretime Yönelik Hizmetler. Ancak sözkonusu hizmetlerin yeterli bir şekilde yürütüldüğünü söylemek de pek mümkün değildir. Bunun en önemli nedeni merkezi yönetimin yerel yönetimlere karşı gerek yetki, gerekse kaynak aktarımı konusunda cömertlikten uzak bir tutum sergilemesidir. Türk kamu yönetiminde merkeziyetçi yapı sürdükçe kamu hizmetlerinin yetersizliği, verimsizliği ve etkinsizliği sorununu aşmak olanaksız görünmektedir.

            Türkiye’deki büyük kent belediyelerinin yürüttüğü eğitim ve kültür hizmetlerinin başarısı; bu hizmetlerin tüm hizmetler içinde taşıdığı önem ve belediye başkanlarının entellektüel yapıları ile de yakından ilgilidir. Kültür ve sanata karşı ilgisiz, eğitimin birey ve toplum için ne derece mühim bir hizmet dalı olduğunun bilincine ulaşamamış bir başkanın yönetimindeki belediyeler, kuşkusuz ki sözkonusu hizmetleri ihmal edeceklerdir.

            Büyük kent belediyelerinin eğitim ve kültür hizmetlerindeki etkinlik ve verimliliğini olumsuz yönde etkileyen nedenlerden biri de yerel halkın bu hizmetlere olan talebinin diğer kentsel hizmetlere oranla düşük olmasıdır. Kanalizasyondan kent içi ulaşıma, su sorunundan temizlik sorununa kadar birçok problemle karşı karşıya bulunan kentliler, yerel yöneticilerinin öncelikle bu sorunlara önem verilmesi gerektiğini düşünmekte, eğitim ve kültür ihtiyaçlarının karşılanması konusunda pek istekli davranmamaktadırlar. “Kentin giderilecek onca derdi ortada iken belediyenin şenlikle, festivalle, eğlence ile işi ne?” sorusunun, kent halkının dileklerine karşı duyarlı belediyelere etkisi kaçınılmaz olmaktadır.

            Vatandaşlarla en yakın ilişkiler kurma olanağına sahip kamu örgütleri durumundaki yerel yönetimlerin, hizmetlerini yürütürken birtakım ilkeleri gözönünde bulundurmaları gerekmektedir. Bu ilkelerden ilki “demokratik davranış ilkesi”dir. Demokrasi okulları olarak da nitelendirilen bu yönetimlerin hemşehrilerinin dileklerini dikkate almaları ve bu dilekleri uygulayacakları hizmet politikaları ile yanıtlamaya çalışmaları demokratik davranış ilkesinin bir gereğidir. Yerel halkın kendilerini ilgilendiren kararlara katkı sağlamalarına yönetimce fırsat tanınması yerel demokrasinin gelişmesi için uygun ortamı sağlayacaktır.

            Yerel yönetimlerin hizmetlerin gerektirdiği özelliklerle donatılmış, yetenekli, iyi eğitim almış, üretken personeller istihdam etmesi, bu yönetimlerin etkin ve verimli hizmet sunmasını kolaylaştıracaktır. Liyakat ilkesini esas alan personel politikaları bir yönüyle kaynak israfını önleyici, diğer yönüyle de hizmet başarısını artırıcı etkiye sahiptirler.

            Belediye sınırları içinde yaşayan ve ekonomik bakımdan güçsüz durumdaki kesimlerin barınma, ısınma, giyecek ve yiyecek gibi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik hizmetler de sosyal adalet ilkesinin bir gereği olarak ortadadır. Belediyeler kötü yaşam koşulları altında bulunan hemşehrilerinin durumlarının iyileştirilmesi için aralarında hiçbir ayırım gözetmeksizin çaba harcamak zorundadırlar.

            Kent halkının belediyelerini daha yakından ve titizlikle denetleme istekleri, beraberinde yönetimde şeffaflığı ve katılımı zorunlu hale getirmektedir. Belediye faaliyetlerinde hangi olayların cereyan ettiği konusunda kentlilerin sistemli bir biçimde bilgi sahibi kılınmaları onların en doğal hakları sayılmalıdır. Yönetimin işlem ve uygulamalarının herkesin gözü önünde yapılması için gerçekleştirilecek yasal ve yönetsel düzenlemeler, belediye-yerel halk yakınlaşmasını, halkın yönetime güvenini ve desteğini sağlayacaktır. Ayrıca ortaya çıkabilecek yolsuzlukları önlemek bakımından da açıklık politikası büyük rol oynayacaktır.

            Yerel yönetimler kamu hizmetlerini herhangi bir siyasal tercih kullanmaksızın kent halkının tamamına eşit bir şekilde sunmakla yükümlüdürler. Akrabalık ilişkisi, arkadaşlık bağı, siyasal yakınlık gibi faktörler, bu yönetimlere hizmetlerinde ayrıcalıklı davranma hakkını asla tanımamaktadır. Özellikle yerel bazda değişik kesimlerden oy alarak işbaşına getirilen yöneticiler, artık sadece temsil ettikleri siyasal partinin değil tüm yerel halkın hizmetkarı olmak durumundadırlar. Parti rozetini çıkarmak yalnızca şekilde kalmamalı, partilerüstü olma iddiasının uygulamaya da yansıması gerekmektedir. Kaldı ki yanlı bir tutumla hizmet yürüten yönetimlerin halkın desteğini uzun süre korumaları da olanaksızdır.

            Tanımı “bir örgütün içinde bulunduğu ve karar vermede dikkate alınması gereken fiziksel, ekonomik ve davranışsal etmenlerden oluşan bir bütün”(*) olarak yapılan beşeri çevrenin büyük kent belediyelerinin çalışmalarını doğrudan ya da dolaylı bir şekilde etkilemesi doğaldır. Büyük kent belediyeleri üzerinde en etkili çevresel alanlardan biri talep çevresidir. Siyasal partiler, dernekler, çıkar grupları ve diğer sivil toplum örgütleri talep çevresi içinde önemli yer tutmaktadırlar.

            Hem bir yönetim alt birimi, hem de bir siyasal alt birim olarak ikili yapıya sahip büyük kent belediyeleri sözkonusu yapılar arasında sağlıklı bir denge kurma zorunluluğu ile karşı karşıyadırlar. Zira yönetsel ve siyasal alanlar gerçekleştirecekleri amaçlar bakımından birbirinden ayrılmaktadır. Gerçekten de yönetsel alanın etkinliği ve verimliliği esas almasına karşılık siyasal alan ülke sorunlarının çözümüne yönelik çeşitli alternatiflerin üretildiği bir ortamı ifade etmektedir. Bu durumda yönetsel ve siyasal birimler olarak belediyelerin, her iki çevrenin gereklerini yerine getirmede bazı çelişkiler yaşaması kaçınılmaz olmakta, karar birimleri hangisine öncelik vereceğini saptama hususunda zorlanmaktadır.

            Büyük kent belediye yönetimleri, seçimlerde kendilerini desteklemek suretiyle işbaşına getiren seçmen kitlesine karşı sorumluluk hissetmekte, bir bakıma hizmetlerinde onları memnun edecek politikalar izleme mecburiyeti duymaktadırlar. Diğer yandan hem yasal açıdan tüm kent halkının müşterek ihtiyaçlarını karşılama görevi ile yükümlü olmaları, hem de hizmet sunumunda taraf tutmanın ahlaki yönden kabul edilemez bir davranış olması gerçeği karşısında bu belediyeler, eşit ve ayırımsız bir hizmet politikasını da yürütmek zorunda kalmaktadırlar. Durum onlar için önemli bir ikilem oluşturmaktadır. Büyük kent belediyelerinin eğitim ve kültür hizmetlerine siyasal parti ideolojilerinin yansıması konusunu bu ikilemi gözönünde tutarak yorumlamak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

            Büyük kent belediyelerince yürütülen eğitim ve kültür hizmetleri, son yıllarda dünyada ve ülkemizde sıkça duyduğumuz “yozlaşma” kavramı açısından değerlendirildiğinde, yozlaşma niteliğindeki bazı uygulamaların bu hizmetlerde de belli oranlarda görüldüğü söylenebilir. Siyasal kayırmacılık, hizmet kayırmacılığı ve gönül yapma bunlar içinde en yaygınları olarak göze çarpmaktadır.

            Siyasal karar alma sürecinde rol oynayan aktörlerin özel çıkar sağlama amacıyla, toplumdaki mevcut hukuksal, dinsel, ahlaksal ve kültürel normları ihlal edici davranış ve eylemlerde bulunmaları “siyasal yozlaşma” kazramı içinde değerlendirilmektedir. Kamu yöneticilerinin hizmetlerinde kayırmacılık ve partizanlık gibi uygulamaları da “yönetsel yozlaşma” türleri arasında yeralmaktadır. Atamalarda siyasal tercihlerin ön plana çıkması, yönetilenlere siyasal görüşlerine göre hizmet sunulması ve çeşitli nedenlere dayalı kayırma niteliğindeki uygulamalar yönetsel-siyasal yozlaşmalara verilebilecek örneklerdendir.

            Türkiye’de büyük kent belediyelerinin yürüttüğü eğitim ve kültür hizmetlerinde, siyasal parti ideolojilerini yansıtan uygulamalara sıkça rastlanmaktadır. Tümü için geçerli olmamakla beraber, bazı yönleriyle yozlaşma özelliği de taşıyan bu uygulamaların başlıcaları şunlardır:

            - Siyasal bakımdan kendilerine seçimlerde destek veren seçmen gruplarına belediyenin eğitim ve kültür tesislerinin kullanımında kolaylıklar sağlanması.

            Belediyeye ait tiyatro salonları, gösteri merkezleri, konferans ve konser salonları gibi mekanlar; belediye yönetimine, belediye başkanının mensubu olduğu siyasal partiye ya da bu partinin benimsediği ideolojiye yakınlıkları ile bilinen gruplara öncelikli olarak tahsis edilebilmektedir. Örneğin RP’li Ankara Büyük Kent Belediyesi Eğitim ve Kültür Dairesi’nin bir dönem içerisinde (Nisan 1995-Nisan 1996) yaptığı salon tahsisatında; “İşçi Partisi Şöleni” ve CHP’li Yenimahalle Belediyesi’nce düzenlenen “Türk Müziği Korosu Konseri” gibi istisnalar hariç tutulursa daha çok kendilerine yakın buldukları grupların yeraldıkları görülmektedir.

            - Kültürel hizmetlerde ve eğitime destek nitelikli hizmetlerde mevcut belediye yönetimine oy desteğinin yoğun olduğu bölgelere öncelik verilmesi.

            - Konser, resital, anma programları, konferans, panel, sempozyum gibi kültürel, bilimsel ve sanatsal etkinliklerde yönetimle benzer siyasal görüşe sahip kişiliklerin ön plana çıkarılması, onların yapıtlarına ve görüşlerine daha çok yer verilmesi (Örneğin 1989-1994 SHP yönetimi dönemlerinde, İstanbul ve Ankara büyük kent belediyelerinin sözkonusu etkinliklerinde, değişik siyasal görüşlerin de temsil edilebilmesi bakımından “çokseslilik” ilkesinin pek gözetilmediği söylenebilir).

            - Kültür ve sanat içerikli ödüllü yarışmalarda ideolojik konu ve kavramların yarışma konusu olarak seçilmesi, yönetimin siyasal görüşünü benimseyen kişi ya da kurumların ödüllendirilmesi.

            - Eğitime destek amaçlı burs ve eğitim malzemesi gibi maddi yardımların, siyasal yakınlık gözetilerek dağıtılması, bazı eğitim kurumlarındaki öğrencilere teşvik amacıyla ödüller verilmesi (RP’li İstanbul Büyük Kent Belediyesi’nin İmam-Hatip Liseleri arası “Ezan Okuma Yarışması”nda dereceye giren öğrencileri ödüllendirmesi bu duruma örnek gösterilebilir).

            - Kent içindeki park, bahçe, bulvar, cadde, sokak gibi yerlere ve çeşitli kültürel amaçlı tesislere ideolojik çağrışımlar yapan isimler verilmesi, başka siyasal görüşleri yansıtan isimlerin iptal edilerek yenileriyle değiştirilmesi.

            - Kentin çeşitli mekanlarına siyasal amaçlı anıtlar dikilmesi, diğerlerinin kaldırılması (RP’li Ankara Büyük Kent Belediyesi’nin Sıhhiye bölgesinde yeralan Hitit Heykeli’ni kaldırarak yerine bir Osmanlı padişahının heykelini yerleştirme girişimi örneği vb.).

            - Kentte yapılması düşünülen sinema, tiyatro, konser ve sergi gibi etkinliklerin çeşitli gerekçelerle engellenmesi ya da engellenmeye çalışılması (“İstanbul Kanatlarımın Altında” adlı bir Türk sinema filminin RP’li Kayseri Büyük Kent Belediyesi’nce toplum ahlakına aykırı olduğu ve ulusal tarihe hakaret içerdiği gibi gerekçeler gösterilerek kentte gösteriminin engellenmesi örneği vb.)

            İstanbul ve Ankara büyük kentlerinin 1989-1994 SHP’li belediye yönetimi dönemleri ile 1994 ve sonrası RP’li belediye yönetimi dönemleri, gerçekleştirilen eğitim ve kültür hizmetleri açısından değerlendirildiğinde, bu hizmetlerin yönetimce benimsenen ideolojilerden belli oralarda yansımalar taşıdığını saptamak mümkündür. Sözkonusu yansımanın Türkiye’deki diğer büyük kent belediyelerinin çoğunda varolduğunu düşünmek pek yanlış bir tahmin olmasa gerektir. Ancak ideolojik yönleri ağır basan partileri temsil eden belediye başkanlarının yönettiği birimlerde, hizmetler üzerindeki ideolojik etkiler daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Eğitim ve kültür hizmetlerinin birey ve toplum yaşamının yeniden şekillenmesindeki ve belli alanlara kanalize edilmesindeki rolleri, ayrıca her iki hizmet türünün ideolojilerin kökleşmesinde ve halka benimsetilmesinde en etkili araçlar olması bu hizmetlere verilen önemi yeterince açıklamaktadır.

            Eğitim ve kültür hizmetleri aracılığı ile kent halkının bir kısmını parti sempatizanı haline getirebilecekleri ve ileriki dönemlerde siyasal iktidar olma yolunda oy desteği sağlayabilecekleri umudu da belediye yönetimlerini eğitim ve kültür hizmetlerine önem veren bir hizmet politikasına yöneltmektedir.

            Büyük kent belediyesi yönetimlerinin eğitim ve kültür hizmetlerini yürütürken, temsilcisi oldukları siyasal partinin ideolojilerini ve bu ideolojiler gereği üretilen politikaları sözkonusu hizmetlere yansıtmaları, yasal olmak kaydıyla belli bir düzeye kadar doğal görülebilir. Böyle bir uygulamaya demokrasiye ve çoğunluğun tercihine saygının bir gereği olarak hoşgörü ile de bakılabilir. Ancak demokrasinin çoğunluğu değil, bilakis çoğulculuğu esas alan bir sistem olduğu ve yönetimlerin çoğunluğun olduğu kadar diğer grupların da taleplerini dikkate alması gerektiği unutulmamalıdır. Kaldı ki yerel seçimlerde adaylar, uygulanan seçim sisteminden kaynaklanan nedenlerle, kimi zaman çok küçük oy farklarıyla belediye başkanı seçilebilmektedirler. Örneğin 27 Mart 1994 Yerel Seçimleri’nde İstanbul ve Ankara büyük kent belediye başkanları % 20’ler düzeyinde oy desteği ile seçilmişlerdir. Geriye kalan büyük bir oy çoğunluğunun sahibi seçmenlerin eğitim ve kültür hizmetlerine ilişkin beklentilerine de yanıt verilmesi gerekmektedir.

            Büyük kent belediyelerinin hizmetlerini siyasal görüş gözetmeksizin yürütmesi zorunluluğu, bu soruna mali adalet açısından bakıldığında da kendisini göstermektedir. Bir kentte belediye gelirlerinin finansmanına yerel halkın tümü -parti sempatizanı olup olmadıklarına bakılmaksızın- katıldığına göre, aynı şekilde belediyenin de hizmetlerini ayırım gözetmeden yürütmesi adaletli bir tutumun gereğidir. Nasıl ki belediyeler su, kanalizasyon, çevre temizliği ve ulaşım gibi kentsel hizmet alanlarında herkese eşit ve tarafsız hizmet sunmaya özen gösteriyorlarsa/göstermelilerse aynı duyarlılık eğitim ve kültür hizmetlerinin yürütülmesi konusunda da sergilenmelidir.

             “Temiz Toplum”, “Temiz Siyaset” ve “Temiz Yönetim” gibi sloganların çokça ifade edildiği bir dönemde, yönetimlerin yalnızca kendi görüşleri doğrultusunda hareket etmeleri -yürürlükteki yasalara uygun dahi olsa- en azından ahlaki yönden tümüyle meşru görünmemektedir. Bu bakımdan büyük kent belediyelerinin yasal yetkilerini; öncelikle temel ahlaki değerleri gözeterek, yerel halkın her kesiminin ihtiyaçlarını ve taleplerini dikkate alan bir anlayış doğrultusunda ve tarafsız bir biçimde kullanması, toplumsal barışı ve uzlaşmayı sağlama bakımından en isabetli davranış olacaktır.
 

(*)    SEZER; a.g.m., s. 17.