ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
TÜRKİYE'DE BÜYÜK KENT BELEDİYELERİNİN EĞİTİM-KÜLTÜR
HİZMETLERİ VE SİYASAL PARTİ İDEOLOJİLERİ İLE ETKİLEŞİMİ
BİRİNCİ KISIM
TÜRKİYE'DE SİYASAL PARTİLERİN EĞİTİM VE KÜLTÜR
POLİTİKALARI
I.
SİYASAL PARTİLER
Günümüzde büyük kent belediye başkanlıklarının belirlenmesi yerel seçimler
yolu ile olmaktadır. Bu seçimler çok büyük bir oranda, siyasal parti temsilcilerinin
“başkan adayı” olarak katılımlarıyla gerçekleşmektedir. Siyasal partiler
bu nedenle ülke genelini ilgilendiren politikalar dışında, yerel nitelikli
konuları içeren politikalar da üretme gereği duymaktadırlar. Ayrıca bu
partiler yerel iktidarı elde etmenin, merkezi iktidara geçişi kolaylaştıran
önemli bir basamak olduğunu kabul etmekte ve yerel yönetimlerde başarılı
hizmetler sunarak seçmenlerin tercihini ulusal düzeyde etkileyebileceklerini
düşünmektedirler.
Aşağıda siyasal yaşamdaki etkin rolleri tartışmasız kabul edilen siyasal
partiler hakkında bazı tanımlara yer verilecek, bu partilerin işlevlerine
değinilecek ve eğitim ve kültürün siyasal partiler açısından ne derece
önemli olduğuna ilişkin bilgiler sunulmaya çalışılacaktır.
A.
KAVRAM
Türkiye Cumhuriyeti'nin 1961 ve 1982 Anayasaları'nda demokratik hayatın
vazgeçilmez unsurları olarak nitelendirilen siyasal partiler, bir program
etrafında toplanmış, siyasal iktidarı elde etmek ya da paylaşmak amacını
güden, sürekli bir örgüte sahip olan kuruluşlar1
olarak tanımlanmaktadırlar.
SULZBACH'a göre ise siyasal partiler, devlet gücünü ele geçirmek, hiç değilse
devlet gücü üzerinde nüfuz sahibi olmak suretiyle taleplerini gerçekleştirmek
amacına yönelik olarak birleşen ve toplumun arzu edilen bünyesi hakkında
aynı ortak görüşlere sahip olan insanların oluşturdukları birliklerdir2
. Burada dikkati çeken en önemli unsur, siyasal partilerin iktidarı "ele
geçirmek" veya hiç değilse onu başka partilerle "paylaşmak" amacıdır. Bütün
siyasal partilerin ortak hedefini oluşturan bu unsur onları diğer toplumsal
gruplardan, özellikle siyasal iktidarın kullanılışını sadece etkilemeye
çalışan baskı gruplarından ayırmaya yarayan başlıca ölçüttür. Bunun yanında
diğer bir ölçüt de, onların geçici kuruluşlar olmayıp, sürekli ve ülke
çapında oldukça yaygın bir örgüt yapısına sahip olmalarıdır3
.
B.
SİYASAL PARTİLERİN İŞLEVLERİ
Demokratik yaşamın vazgeçilmez unsurları olarak siyasal partilerin pekçok
işlev üstlendikleri görülmektedir. Bu işlevler konusunda çeşitli yazarlar
tarafından farklı sınıflandırmalar yapılmıştır. İlter TURAN sözkonusu işlevleri;
"toplumla ilgili", "siyasal sistemin işleyişine ilişkin" ve "partilerin
kendilerine ilişkin" işlevler4
olarak sınıflandırırken, Esat ÇAM siyasal partilerin; "yöneticilerin eğitilmesi
ve değiştirilmesi", "program yapma", "haber alma-verme", "gizli, yarı doğrudan",
"meşrulaştırma", "dileklerin düzenlenmesi ve sıralanması", "siyasal bütünleşme,
sivil denetim ve siyasal katılmayı çoğaltma" ve "sistemi dengeleme ve değişmesine
olanak verme"5 işlevlerinin
bulunduğunu belirtmektedir.
Aşağıda, siyasal partilerin işlevleri, yapılan değişik sınıflandırmalar
ışığı altında 4 ana grupta incelenecektir.
1. Düşünce, Eğilim ve Çıkarların Birleştirilerek Kanalize Edilmesi
İşlevi
Siyasal partilerin en önemli işlevlerinden biri, toplumdaki dağınık düşünce
ve eğilimlere belirginlik kazandırarak, çok çeşitli çıkar ve istemlerin
birleştirilmesini ve kanalize edilmesini sağlamaktır. Bu nedenle siyasal
partiler birbirine yakın çıkar ve eğilimleri bir araya toplayarak bütünleştirmekte,
ülke içindeki toplumsal gruplar ve bölgeler arasındaki uzaklığı azaltarak
birkaç grup içinde toplamaktadırlar. Bu sayede siyasal tercih konusu olacak
sorunların siyasal bir biçimde temsil edilmelerine de olanak tanınmaktadır.
Partilerin yokluğu durumunda kamuoyu değişken, kararsız ve ne yapacağını
bilmeyen, akışkan bir durum alacaktır. Burada da bireylerin eğitim ve kültür
düzeylerinin büyük önemi bulunmaktadır. Bireylerin siyasal davranışlarının
bilinçli olarak ortaya çıkması, ancak iyi bir eğitimle mümkün hale gelebilmektedir.
2. Siyasal Sistemdeki Çeşitli Rollerin Bireylerle Doldurulması İşlevi
Siyasal partiler, siyasal sistemde çeşitli rolleri yerine getirecek kişilerin,
yönetici kadro ve liderlerin seçilmesini sağlamak suretiyle, siyasal iktidarı
kullanacak kadroların seçmenler tarafından tanınmasına yardımcı olmaktadırlar.
Bu işlevleri nedeniyle partilere liderlerin ve siyasal kadroların yetiştirildiği
ocaklar gözüyle bakılmaktadır. Çoğulcu demokrasilerde parlamenterler, bakanlar,
başbakanlar ve devlet adamları genellikle siyasal partilerin bu şekilde
yetiştirip devlet hizmetine kazandırdığı kişilerden oluşmaktadır.
3. Devlet Mekanizmasını İktidarda ve Muhalefette Olma Durumuna Göre Yönetme
ve Denetleme İşlevi
Bu işlev seçimlerden sonra siyasal partilerin, devleti yönetmek üzere siyasal
iktidarı kullanma sorumluluğunu üstlenmesi veya muhalefette kalmak suretiyle
iktidarı denetlemesi gibi bir başka sorumluluğu üstlenmesi ile ilgilidir.
Parlamenter rejimlerde hükümet politikalarının belirlenmesi bakımından
bu işlevin büyük önemi bulunmaktadır. Siyasal partilerde eğitim düzeyi
yüksek ve kültürel birikim açısından yeterli kişilere önemli ölçüde ihtiyaç
duyulmaktadır6 .
Bir siyasal partinin iktidara gelerek hükümet etmesi, toplum adına herkes
tarafından uyulması zorunlu olan kararlar alarak maddi ve manevi değerler
dağıtma sürecine yön vermesidir. Bu süreç karar alma kadar, bu kararların
uygulanmasını da içermektedir. Çok partili sistemlerde iktidarın alternatifi
durumundaki muhalefetin de hükümetin kararlarını eleştirmek, denetlemek
ve çeşitli alternatifler sunarak kendi iktidarlarının yolunu açmak gibi
birtakım işlevleri bulunmaktadır7
.
4. Siyasal Toplumsallaşma, Siyasal Kültürü Geliştirme ve Eğitme İşlevi
Bu işlev siyasal partilerin evrensel nitelikli işlevlerindendir. Topluma
kimlik kazandırmayı amaç edinen partiler, siyasal iktidar ile halk kitleleri
arasında birer köprü görevi üstlenmişlerdir. Aynı zamanda bu partiler siyasal
katılmanın da başlıca kanalını oluşturmakta, toplumun çeşitli istemlerinin
ve beklentilerinin yönetime ulaştırılmasında önemli bir role sahip bulunmaktadırlar.
Siyasal partiler bir yandan halkın desteğini sağlayarak iktidara gelmeye
çalışırlarken diğer yandan kitlelerin eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi
konusunda da büyük bir çaba içerisindedirler. Parti kadrolarını oluşturup
geleceğin yöneticilerini yetiştirmekle birlikte siyasal partiler, halkın
ulusal ve uluslararası olaylara karşı duyarlılığını artırarak bu konularda
görüş sahibi olmalarına yardımcı olmaktadırlar. Kısaca siyasal sistemdeki
rollerin öğrenilmesi, siyasal kültürün benimsenerek sürdürülmesi siyasal
partilerin temel işlevleri arasındadır.
İdeolojik temeli güçlü olan partilerin bu tür çalışmaları daha yoğun ve
sistemli olarak yaptıkları gözlemlenmektedir. Bu kapsamda siyasal partilerin
seçmenleri harekete geçirerek onları aktif hale getirme, "oy"larının değerinin
farkına varmalarını sağlayarak sandık başına gitmelerine özendirme rolleri
de önem kazanmaktadır. Partilerin yaptıkları bu çalışmalar "siyasal toplumsallaşma"
olarak ifade edilmektedir.
Siyasal partilerin siyasal toplumsallaşma işlevinin 2 yönü bulunmaktadır.
Bunlardan ilki varolan siyasal kültür, değer ve inançların korunarak pekiştirilmesi,
ikincisi ise varolan siyasal kültürün değiştirilerek yeni değer ve inançların
ortaya çıkarılmasıdır. Toplumda radikal değişiklikler yapmayı amaç edinen
ideolojik partilerde bu ikinci yönün daha ağır bastığı söylenebilir8
.
C.
SİYASAL PARTİLER AÇISINDAN EĞİTİM VE KÜLTÜRÜN ÖNEMİ
Bir program etrafında toplanan ve siyasal olayların temel dinamiğini oluşturan
siyasal partilerin ülke halkının refah düzeyini yükseltme, ülkenin istikrarlı
bir büyüme ve gelişme sürecine girmesini sağlama, toplumsal huzur ve barış
ortamını temin etme ve koruma gibi amaçlarının yanısıra, bu amaçların gerçekleşmesi
ile yakın ilişkisi bulunan eğitim ve kültür alanına yönelik olarak da birçok
hedefi bulunmaktadır.
Eğitim ve kültür, herşeyden önce siyasal iktidarların ve belirlenen politikaları
uygulayan kişilerin istekleri doğrultusunda yönlendirilen bir üstyapı kurumudur.
İktidarda ya da muhalefette iken kendi programlarını esas alarak her konuda
politika üreten siyasal partiler, ülkenin siyasal, ekonomik, toplumsal
ve kültürel yapısının değişmesinde, uzun dönemde önemli izler bırakmaktadırlar.
Böylece toplumdaki tüm bireylerin ve genel anlamda kamuoyunun eğitilmesinde
önemli roller oynayarak seçmenlerin iktidar ve muhalefet için daha uyanık
olmasını sağlamaya çalışmaktadırlar.
Ayrıca iktidarı ele geçiren siyasal partiler, uyguladıkları eğitim ve kültür
politikaları ile de toplumun değer yargılarını etkileyerek onların siyasal
tercihlerinin belirlemesinde etken olma amacı taşımaktadırlar. Her iktidar
değişikliğinde izlenen eğitim ve kültür politikalarının ve uygulamalarının
çeşitli farklılıklar göstermesinin altında yatan ana nedenlerden biri de
şüphesiz bu amaçtır.
Merkezi ya da yerel düzeyde iktidara gelen siyasal partiler, toplumun eğitilmesi
ile kültürel değerlerin korunması, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması
görevlerini değişik hizmet birimleri eliyle ve değişik yasal düzenlemeler
ışığında yerine getirmektedirler. Ülkemizde merkezi iktidarda bulunan siyasal
parti, Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı aracılığı ile, eğitim
ve kültüre ilişkin hizmetlerde ülke geneline yönelik olarak kendi parti
programlarını daha somutlaştırarak uygulamaya koymaktadırlar. Yerel iktidarlar
ise yönetim yapıları içinde oluşturdukları hizmet birimleriyle, yine ağırlıklı
bir şekilde parti programlarını esas alan bir hizmet politikası ile yasal
düzenlemelerin belirlediği ölçüde bu hizmetleri yürütmektedirler.
Eğitimde temel amaç, davranışları istenen yönde değiştirip yerine yenilerini
koymaktır ve bu amaçta hedef kitle bütün kesimler, tüm vatandaşlardır.
Bu bağlamda eğitim, siyasal partiler için iktidarda ya da muhalefette olmalarına
göre değişmeksizin süren bir çalışma alanıdır.
Eğitim ve kültür politikalarına her düzeyde önem veren partiler ve mensupları,
özellikle Türkiye'deki hızlı kültürel erozyon içinde bir yandan eğitime
ve kültüre katkı sağlama işlevi görürken, diğer yandan partisinin adını
duyurarak parti hizmetinde çalıştırabilecekleri gelecek vaadeden kişileri
belirleyebilmektedirler. Ayrıca bu partiler siyasal sistemi etkileme araçlarından
birisi olan "dolaylı propaganda" uygulamış olduklarından kendilerine karşı
kamuoyu desteğini de belli oranda artırabilmektedirler9
.
Parti ideolojisine olan ilginin kamuoyunda yükseltilmesinde, yaygınlaştırılmasında
ve toplumun bu yönde kanalize edilmesinde de eğitim ve kültürün partiler
açısından büyük önemi bulunmaktadır. İdeolojik yönü ağır basan siyasal
partiler, diğer partilere oranla eğitim ve kültüre yönelik politikalar
üretmeye çok daha özen göstermekte ve bu alanlardaki hizmetlere öncelikli
olarak yer vermektedirler.
II.
SİYASAL İDEOLOJİLER
Siyasal partiler incelendiğinde, bunların benzer işlevlere sahip olmakla
beraber aralarında birtakım farklar bulunduğunu saptamak mümkündür. Kurucular,
üye ve seçmenlerin sosyo-kültürel özellikleri ve örgüt biçimleri bu farklılığı
doğuran nedenlerdendir. Siyasal partilerin sahip oldukları “ideolojiler”
ise bunlar arasında ayırdedici en temel özelliktir.
Siyasal partilerin çoğu parti politikalarını ve söylemlerini belli bir
ideolojiye dayandırarak üretmektedirler. Bir anlamda ideolojiler sözkonusu
partilerin varlık nedenleridir. Bu bakımdan “siyasal ideoloji” kavramı
ve Türkiye’deki mevcut siyasal partilerin politikalarının dayanak noktasını
oluşturan ideolojilerle ilgili bilgi edinmek, üretilen politikalar hakkında
sağlıklı yorum yapmayı kolaylaştırabilir.
A.
KAVRAM
İdeoloji kavramı ile ilgili olarak başlıca iki tür tanımlama yapılmaktadır.
Bunlar; dar ve geniş kapsamlı tanımlamalardır. Dar kapsamlı tanıma göre
ideoloji, belirli bir biçimde düşünmeyi ve davranmayı haklı çıkarmak ya
da düşünce ve davranışları belirli bir biçimde etkilemek işlevini taşıyan
inanç, tutum ve düşünceler demetidir. İdeoloji kavramının geniş kapsamlı
tanımı ise şöyle yapılmaktadır10
: "İdeoloji, insan ve toplumun ya da toplumsal bir alt birimin geliştirdiği
insan, toplum ve evrene ilişkin kapsamlı bilişsel (cognitive) ve ahlaksal
inanç sistemlerinin bir biçimidir."
Bülent DAVER de siyasal ideolojiyi bir ülke, devlet, millet, siyasal bir
parti veya siyasal bir grup tarafından benimsenen, amacı belirli siyasal
hedefler olan ve siyasal, toplumsal ve ekonomik olayları, kurumları bu
amaçlara göre yorumlayan inançlar ve fikirler bütünü11
olarak tanımlamaktadır.
İdeolojinin diğer bir yaygın anlamı da kültür kavramıyla özdeşleştirilmesi
ile ortaya çıkmaktadır. Örneğin "Batı İdeolojisi" denildiğinde belirli
bir toplumla özdeşleştirilmeden global bir ideoloji biçiminde batı kültürü
ile eş anlamda algılanmaktadır. Oysa ideoloji kültürün tamamını kapsayacak
bir görünüme sahip değildir. T. PARSON'a göre ideoloji, "bir toplumun ya
da toplum içindeki bir grubun belli bir duruma gelmesine yardım eden süreçler,
topluluk üyelerinin birlikte yöneldikleri amaçlar ve bunların gelecekteki
olaylarla ilişkilerinden"12
oluşmaktadır.
B.
ÇAĞDAŞ SİYASAL İDEOLOJİ TİPLERİ
İdeolojiler, toplumların ya da toplum içinde yeralan belirli grupların
ihtiyaçlarına yanıt veren, kendi içinde tutarlı inanç sistemleridir. Her
toplum kesimi, kendi ideolojisine uyan bir iktidarı yasal saymakta ve ona
boyun eğmeyi doğal kabul etmektedir. Halkın çoğunluğunun inançlarına uygun
olan bir yönetim biçimi yasal kabul edilmekte, bu çoğunluk ne kadar büyürse,
siyasal istikrarın ve toplumsal barışın o ölçüde artacağı beklenmektedir13
.
Günümüzde etkisini sürdüren ve kendisine taraftar bulan siyasal ideolojiler
aşağıda 5 grup altında ele alınacaktır. Ancak herbirisi ayrı bir tez konusu
olabilecek kadar kapsamlı ve derin olan bu konulara, çalışmamıza az da
olsa ışık tutması bakımından kısaca değinilmektedir.
1. Liberalizm
Liberalizm’in doğuşu Avrupa’daki aristokrasi ile burjuvazi arasındaki çatışmaya
dayanmaktadır. Bu ideoloji 10. yüzyıldan başlayarak kentlerde ticaret ve
sanayinin gelişmesi sonucu ortaya çıkan burjuva topluluğunun; onların gelişmesine
engel olmak isteyen ve birçok siyasal, askeri, yönetsel, hukuksal ve dinsel
ayrıcalıklara sahip olan aristokratlarla ilişkilerinden doğan sorunlarına
çözüm arayışı neticesinde doğmuştur14
.
18. yüzyılın sonlarıyla 19. yüzyılın sanayi devrimi boyunca sistemleştirilen
liberal ideoloji, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkelerine dayanarak,
düşüncelerde ve ekonomik alanda serbest rekabetin üstünlüğünü savunmuştur15
. Liberaller açısından siyasal çatışmaların nedeni, bireysel paylaşma sorunudur.
Onlara göre ihtiyaçlar karşısında varolan olanaklar yetersiz olduğundan,
yapılan paylaşma mücadelesinde istediğini elde edebilmenin yolu siyasal
iktidardan geçmektedir16
.
Siyasal planda bireyin toplum içindeki üstünlüğüne inanarak kişi hak ve
özgürlüklerini koruyan, siyasal iktidar için mücadelede çoğulcu demokrasiyi
benimseyen, ekonomik alanda da "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler"
formülünü kabul ederek özel mülkiyet ve girişimi destekleyen saf liberal
düşünce, zamanla değişen koşullara uygun olarak bir evrim süreci geçirmiştir.
Özellikle 1929 yılında yaşanan büyük ekonomik krizden sonra devlet, ekonomi
alanında denetimsiz bir üretim, tüketim ve finansman modelini terkederek
bireylerin refahı amacına dayalı olarak ekonomiye müdahale etmeye başlamıştır17
.
Günümüzde ekonomi alanına müdahale etmeyen bir devletin varlığından söz
etmek pek mümkün görünmemektedir. Bununla birlikte liberal anlayışı benimseyen
ülkeler "neo-liberalizm" çerçevesinde, liberalizmin temel ilkelerine saygılı
olarak ekonomiye müdahale etmektedirler. Bugün ileri düzeyde sanayileşmiş
ülkelerde uygulamada genel olarak neo-liberalizm egemen durumdadır.
Siyasal liberalizmin en önemli özelliği, "katı" veya "sert" olarak nitelendirilen
ideolojileri reddetmesi, hoşgörü ve uzlaşmayı temel ilkeler olarak benimsemesidir.
Çoğulculuğu benimseme anlayışının sonucu olarak, liberal düşüncenin egemen
olduğu ülkelerde değişik ideolojiler varlıklarını sürdürebilmektedirler.
Ancak çoğulculuğun uygulanış biçiminde ülkeler arasında bazı farklılıklar
göze çarpmaktadır. Örneğin liberal düşünceyi benimsemiş durumda olan Fransa,
Belçika ve İtalya gibi ülkelerde, sistemin özünü reddeden ideolojilere
dayalı siyasal partilere, sistemin içinde yeralma ve siyasal yarışmaya
katılma olanağı tanınmakta iken, Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya
gibi ülkelerde yasal olarak ve fiilen sadece sistemi benimseyen partiler
arasında iktidar için siyasal mücadele yapılmasına izin verilmektedir18
.
2. Sosyalizm
Sosyalist ya da toplumcu düşüncenin tarihi Fransız İhtilali'ne kadar uzanmakta
ve kaynağını geniş halk kesimlerinin ekonomik sıkıntılarından almaktadır19
.
Sosyalist düşünceye sahip olanlar arasında 19. yüzyılın son dönemlerine
kadar siyasal iktidarı elde etme yöntemi konusunda büyük tartışmalar yaşanmıştır.
Geçen yüzyılın sonunda çağdaş komünist partilerinin, özgürlükçü çoğulcu
demokrasi ortamında, seçim yolu ile siyasal iktidara gelme biçimini benimsemeleri
sonucu bu tartışmalar bir çözüme ulaşmıştır.
Günümüz Fransız, İtalyan ve İspanyol komünist partileri "Avrupa Komünizmi"
anlayışını savunmaktadırlar. Bu partiler proletarya diktatörlüğünden vazgeçmekte
ve etkinliklerini ulusal koşullara uygun bir şekilde yürütmeyi, çoğulcu
parlamenter düzen içinde kalarak, seçimler yoluyla işbaşına gelmeyi ve
iktidarı devam ettirmeyi daha doğru bulmaktadırlar. "Ortodoks Marksizmi"
ise çoğulcu demokrasilerin işçiler yararına işlemeyeceğini savunarak çoğulcu
anlayışı reddetmektedir. Bu görüşe göre siyasal demokrasi olanaklarından
ancak teknik nedenlerle yararlanılabilir.
Sanayileşmiş ülkelerde 19. yüzyıl sonunda Marksizm'den esinlenerek kurulan
"sosyal demokrat" partiler, işçi devriminin iddia edilenin aksine bu ülkelerde
gerçekleşmemesi üzerine, değişen koşullara ayak uydurmak zorunda kalmış
ve devrimci niteliklerini giderek kaybetmişlerdir. İktidara ortak olmanın
kazandırdığı reformcu ve parlamentarizme bağlı nitelik, "sosyal demokrat
ideoloji" olarak ifade edilen düşünce sistemlerinin benimsenmesine neden
olmuştur20 .
Günümüzde “sosyal demokrasi” ya da “demokratik sol” şeklinde tanımlanan
ideolojiler, sosyalizm ile liberalizmin bir sentezi görünümünü kazanmışlardır.
Bu yeni ideolojiler, hem toplumsal adaleti hem de liberal hak ve özgürlükleri
aynı anda gerçekleştirmek amacını taşımaktadırlar. Ayrıca bunlardan birinin
gerçekleşmesi uğruna diğerini ertelemeyi doğru bulmamaktadırlar21
.
3. Ulusçuluk (Milliyetçilik)
Fransız devriminin temel ilkelerinden birisi ulusal egemenlik ilkesidir.
Bu ilke ile eski düzen krallıklarına egemen olan meşruluk ilkesi ortadan
kaldırılmış ve yeni bir siyasal topluluk tipi olarak "ulus" egemen olmuştur.
Ulus kavramı, kendisini oluşturan insanların bölünmez bütününden oluşan
soyut bir tasarı olarak ortaya çıkmıştır. 19. yüzyılın ilk yarısı boyunca
ulusçuluk ideolojisi, liberalizmle el ele Avrupa devrimci hareketlerine
yön veren başlıca ideoloji olmuştur22
. Ulusçuluğun hedefi, ilk kez ortaya çıktığı Batı Avrupa'da ulusal devleti
yaratmaya ve güçlendirmeye yönelik olmuş, daha sonra birçok ülkede önce
bağımsızlık sonra da bir kalkınma ideolojisi olarak kullanılmıştır23
.
Türk ulusçuluğu ya da milliyetçiliğinin gelişimi, Osmanlı İmparatorluğu'nun
çok uluslu yapısı içinde oldukça geç gerçekleşmiştir. Bu gecikme daha çok,
ülke düzeyinde ne derebeylikten ulusal devlete geçme durumunun, ne de bir
bağımsızlık mücadelesine yönelik bir ihtiyacın varolmamasından kaynaklanmaktadır.
Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu'nda dağılmayı önlemek için, etnik köken farklılığına
önem vermemeye ve özellikle "Türk" ögesini vurgulamamaya büyük özen gösterilmiştir.
"Millet" yerine, inananların birliğini vurgulayan "Ümmet" ülküsü ön planda
tutulmuştur. Zamanla imparatorluk çözülmeye yüz tutup, bünyesinde yeralan
başka uluslar kendi bağımsızlıklarını kazanmaya başlayınca, Türk Milliyetçiliği
akımı da filizlenme dönemine girmiştir.
Batı Avrupa'da milliyetçilik ideolojisi, Papa'ya bağlı uluslararası niteliğe
sahip bulunan dinsel ideolojiyle çatışmış ve "laik" bir anlayışla gelişme
göstererek egemen ideoloji halini almıştır. Türkiye'de de, en azından Mustafa
Kemal ATATÜRK döneminde durum aynı olmuştur. Daha sonraları ırkçı-milliyetçilerin
bir kısmı, kendilerine toplumsal destek bulmak amacı ile "Hedefimiz Turan,
Rehberimiz Kur'an" sloganını benimsemişlerdir. Buna karşılık dindar çevreler,
ulus ayırımı yapmaksızın bütün müslümanları biraraya getirmeyi amaç edinen
"Ümmetçilik" görüşüne bağlı olduklarından, genellikle ulusçu akımlardan
uzak durmayı tercih etmişlerdir.
Ulusçuluk, öncelikle her ulusun kendi yazgısına egemen olma, kendi devletini
kurma hakkını içermektedir. Kurulan devletin daha çağdaş bir yapıya kavuşmasını
istemek de bu hakkın doğal uzantısını oluşturmaktadır. Bu ideoloji, daha
çok aynı topraklar üzerinde benzer koşulları paylaşan insanların dışarıya
karşı korunma ve dayanışma ihtiyaçlarını karşılama işlevini üstlenmiştir.
Ulusçuluk ideolojisi toplum içinde çıkar çatışmalarına alet edildiği zaman
tutucu, toplumun başka toplumlar veya başka toplumların içindeki başka
kesimler tarafından sömürülmesine karşı kullanıldığında ise ilerici bir
karakter kazanmaktadır24
.
4. Dinler
Çağdaş dönemde dinler "sert" ideolojilerden daha çok, "yumuşak" ideolojiler
kategorisine konulmaktadır. Dinler insanların yeryüzündeki ve ölümlerinden
sonraki yaşamlarına ilişkin sorunlarına ait çözümler getiren, onlara yön
veren düşünce sistemleri olarak tanımlanmaktadırlar. Bu nedenle dinler,
temel hedefleri yalnızca dünyadaki yaşantıya yön verme gereğini yanıtlamak
olan ideolojilerden ayrılmaktadırlar.
Devrimci olarak ortaya çıkan bütün ideolojiler dinlere cephe almışlardır.
Ancak dinlerin yerleşik kültürün ana unsurlarından biri olma özelliklerini
ortadan kaldıramadıklarından, zaman içinde onlarla uzlaşma gereği duymuşlardır.
Marksizm'in dini yorumlayış biçimi oldukça serttir. Marksizm'e göre dinin
"halkın afyonu" olduğu savunulmuştur. Aynı düşünceye göre dinler, kendisine
mensup olan kitleleri, kaderlerine rıza göstermeleri konusunda telkinde
bulunan ve onları bu dünyada hak arama çabasından alıkoyan birer ideoloji
olarak görülmektedir.
Dinler ilk ortaya çıktıkları daha eski tarihsel dönemlerde, çağdaş ideolojilerin
üstlendiği diğer toplumsal işlevleri yerine getirmişlerdir. İslam dininin,
aşiret toplumunun "ümmet" biçimindeki daha geniş bir topluma dönüşmesinde
ve imparatorluk tipi örgütlenmede büyük rol oynadığı bilinmektedir.
Çağdaş dönemde Batı'da, "Hıristiyan Demokrat" ve "Hıristiyan Sosyalist"
akımlarda olduğu gibi, dini yeterince etkin olmayan bir ideoloji olmaktan
çıkararak daha etkili bir ideoloji haline dönüştürme amacı güdüldüğü görülmektedir.
Ayrıca azgelişmiş ülkelerde de, dinlerden "İslam Sosyalizmi" gibi ulusal
topluluklar oluşturma çabalarına rastlandığı, ya da dinlerin denetimli
ve hızlı bir kalkınma mücadelesinde halkı harekete geçirici, onları seferber
edici ideolojiler haline getirilmesine çalışıldığı kimi yazarlarca ifade
edilmektedir25 .
5. Atatürkçülük (Kemalizm)
Atatürkçülük'ün doktrin olarak kavramlaştırılmış bir ideoloji olduğunu
iddia etmek pek mümkün gözükmemektedir. ATATÜRK diğer bazı düşünce ve eylem
adamlarının yaptığından farklı olarak, kendi dünya görüşünü sistematik
bir biçimde ortaya koymamıştır. Bunun temel nedeni, belirlenmiş, donmuş
ideoloji ve doktrinlere karşı duyduğu şüpheci tutumdur26
. Atatürkçülük eğer bir doktrin kalıbı içinde dondurulmuş olsaydı dinamizmi,
değişik koşullara uygulanabilme yeteneği ve bugün Türk toplumuna yön verebilme
özelliği tükenmiş olabilirdi.
Atatürkçülük'ün tanımı, "ATATÜRK'ün inkılaplarından, düşüncelerinden, sözlerinden
ve demeçlerinden çıkan ülküler, ilkeler ve eylemler bütünü" olarak yapılmaktadır.
Atatürkçü düşüncenin kesin ve belirgin hedefi, Misak-ı Milli sınırları
içinde sosyolojik anlamda bir ulus devleti ortaya çıkararak Türk ulusunun
tam bağımsızlık çerçevesi içinde çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırılmasıdır.
Özellikle sınıfsız ahenkli topluma götüren "halkçılık" kavramı ile sürekli
olarak ilerlemeyi öngören “inkılapçılık” kavramı, Atatürkçülük'ün temel
ilkelerini oluşturmaktadır. Ayrıca "bilim ve fen"e dayanmak, inkılapçılığın
araçları olarak pozitivist etkileşimi açıkça ortaya koymaktadır. "Hayatta
En Hakiki Mürşit İlimdir." sözü bu düşüncenin en belirgin ifade tarzını
oluşturmaktadır.
Atatürkçülük, durağan bir inkılapçılık olmayıp dinamik, canlı, kendisini
sürekli olarak yenileyen ve ilerleyen bir inkılapçılık niteliği taşımaktadır.
Bu inkılapçılıkla bir tür geçmişten kopuş, sürekli bir şekilde olumlu yönde
değişen, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı hedefleyen bir geleceğe yöneliş
amaçlanmaktadır.
Devlet biçiminde ve yasa düzeyinde yapılan inkılaplar, "laiklik" ilkesinin
benimsenmesi, harf inkılabı, kadın hakları inkılabı, kılık kıyafetle ilgili
inkılaplar ve en önemlisi Türk ulusunun siyasal ve ekonomik bağımsızlığını
sağlayan kurtuluş inkılabı, Atatürkçülük'ün somut ve nesnel yönlerini oluşturmaktadır.
Cumhuriyetçilik, İnkılapçılık, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik ve Devletçilik
ilkeleri, Türk ulusunu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için uygulamada
sürekli olarak ön planda tutulmaktadırlar27
.
III. PARLAMENTO'DA TEMSİL
EDİLEN SİYASAL PARTİLERİN EĞİTİM VE KÜLTÜR POLİTİKALARI
Siyasal partilerin eğitim ve kültür alanında hangi politikaları benimsedikleri,
bu alanlarda varolan sorunlara karşı ne tür çözümler ürettikleri konusunda
en belirgin bilgi kaynakları parti programlarıdır. Partiler siyasal faaliyetlerini
ve iktidara geldiklerinde kamuya yönelik hizmetlerini bu programlar doğrultusunda
yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Ayrıca seçim beyannameleri ve parti
yetkililerinin kamuoyu huzurunda ileri sürdükleri görüşler de parti politikaları
hakkında fikir edinilmesine yardımcı olmaktadırlar.
Aşağıda 24 Aralık 1995 Erken Genel Seçimleri sonucu oluşan yeni parlamentoda
grubu bulunan siyasal partilerin eğitim ve kültür politikaları hakkında
bilgiler sunulmaya çalışılacaktır. Genel seçimlerden kısa bir süre önce
birleştikten sonra seçimlere tek parti (Cumhuriyet Halk Partisi) olarak
katılan Sosyaldemokrat Halkçı Parti ile Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu
konularda ürettikleri politikalar, karşılaştırma olanağı sağlaması bakımından
ayrı ayrı ele alınmaktadır.
A. ANAVATAN PARTİSİ (ANAP)
1983'de kurulan Anavatan Partisi'nin eğitim ve kültür alanlarına yönelik
politikaları parti programı, seçim beyannameleri ve hükümet programlarında
ayrıntılı olarak belirtilmektedir. Bu kaynaklara göre Anavatan Partisi'nin
eğitim ve kültüre ilişkin görüş ve politikaları hakkında şu bilgilere ulaşmak
mümkündür:
Anavatan Partisi’nce çocukların ve gençlerin geleceğin teminatı oldukları
belirtilmektedir. Onların modern ve ileri Türkiye idealine, ATATÜRK ilke
ve inkılaplarına bağlı, ulusal ve ahlaki değerleri benimsemiş, bilgili,
ilmi düşünceye sahip, herkese karşı sevgi ve hoşgörü besleyen medeni birer
insan olarak yetiştirilmeleri milli eğitimin esası sayılmaktadır.
Eğitim ve öğretimin; bireylerin ve toplumun, maddi ve manevi yönden kalkınmasında,
ulusal ve ahlaki değerlerin korunmasında ve geliştirilmesinde, kültür,
sanat ve uygarlığın gelişmesinde ve geleceğe aktarılmasında, ilmin ve ilmi
düşüncenin kazanılmasında temel rolü oynadığı görüşü kabul edilmektedir.
Genel olarak bireylerin ve milletlerin toplumsal ve ekonomik düzeylerinin
eğitimle doğrudan doğruya ilgili olduğu vurgulanmaktadır.
Anavatan Partisi'ne göre eğitim ve öğretimde fırsat eşitliği esastır28
. Parti programında, eğitimde özelleştirmeye yönelik bazı işaretlerin de
yeraldığı görülmektedir. Buna göre eğitim ve öğretimin, devletin başlıca
görevleri arasında olmakla birlikte "devletin koyacağı kaideler içerisinde"
fertlerin ve özel kuruluşların da eğitim ve öğretim hizmetlerini yürütebilmelerinin
lüzumlu olduğu savunulmaktadır.
Yükseköğretim kuruluşlarında pozitif ilimler, toplumsal ve manevi ilimlerle
birlikte teorik ve uygulamalı araştırma ve geliştirme faaliyetlerine önem
verilmesi ve bu konularda teşvik amaçlı tedbirlerin alınması gerekli görülmektedir.
Ortaöğretim düzeyinde mesleki ve teknik eğitim okullarının geliştirilmesinin
zorunlu olduğu Anavatan Partisi'nce ileri sürülmekte; sanayi, tarım ve
hizmet sektörlerinde kısa sürede verimi artıracak teorik ve uygulamalı
kurslarla yaygın eğitim faaliyetlerine önem verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Ayrıca partiye göre, halk eğitimine süreklilik kazandırmak için okul dışı
eğitim ve kültür faaliyetlerinin geliştirilmesine, bu alanda radyo ve televizyon
gibi iletişim araçlarından etkili bir şekilde yararlanılmasına özen gösterilmelidir29
.
Kültür ve sanatın, milletlerin gelişmesinde en başta gelen "değerler manzumesi"
olduğuna inanan ANAP'a göre, "kültür ve sanat milli değerlerin korunmasında
ve gelişmesinde olduğu kadar milletlerarası ilişkilerde yakınlaşma ve dayanışmanın
temel unsurudur."
Ulusun toplumsal ve kültürel yaşamında önemli rollere sahip olan edebiyat,
musiki, resim, folklor, sinema ve tiyatronun geliştirilmesi kültür ve sanat
anlayışının ana hedefi olarak benimsenmektedir. Eski yapıların ve eserlerin
korunması ve yaşatılması tarihi ve kültürel mirasa saygının bir ifadesi
olarak görülmekte, kütüphanelerin zenginleştirilmesinin, modern olanak
ve araçlarla donatılmasının ve yurt sathına yaygınlaştırılmasının zorunlu
olduğu belirtilmektedir. Yine bu partiye göre "Türkçe’mizin yapısını ve
güzelliğini zedeleyecek gayretlere izin verilmemeli, ana dilimizin tabii
seyir içerisinde gelişmesi sağlanmalıdır30
."
Yerel yönetimlerdeki eğitim ve kültür hizmetlerine yönelik olarak ANAP’ın
yürüttüğü ana politikalar da partinin yerel yönetimler seçim beyannamelerinde
detaylı olarak yeralmaktadır. ANAP’lı belediyelerin esas alacağı eğitim
ve kültür politikaları 27 Mart 1994 Yerel Seçimleri öncesi yayınlanan seçim
beyannamesinin "Sosyal İşleyiş" başlığı taşıyan bölümü içinde incelenmektedir.
Beyannameye göre, yerel yönetimlerde iktidara gelindiği takdirde gerçekleştirilmesi
vaadedilen hizmetler şunlardır31
:
* Okul öncesi eğitime, özellikle çalışan annelerin çocuklarına öncelik
veren yuva ve kreşlerin artırılması,
* Yuva ve kreş hizmetleri konusunda özel sektörü özendirici tedbirlerin
alınması ve gerekli olanakların sağlanması,
* Üstün zekalı çocukların eğitimine ve gelişmesine özel olanaklar yaratarak
destek olunması,
* Gençler için kültür, sanat, spor ve sosyal gelişme merkezlerinin açılması,
* Boş zamanları değerlendirme etkinliklerinin geliştirilmesi, tiyatro,
sinema, kütüphane ve kültür merkezlerinin açılması,
* Tarihi eser ve doğal değerlerin korunması,
* Bilim ve teknoloji müzelerinin kurulması,
* Kadın ve gençler için beceri geliştirme merkezlerinin kurulması,
* Kültürel faaliyetlerin eldeki her türlü olanaklarla desteklenmesi.
Anavatan Partisi'nin Yerel Yönetimler Seçim Beyannamesi'nde, merkezi yönetim
ile yerel yönetimler arasındaki eğitim ve öğretim hizmetlerine yönelik
yetki ve görev paylaşımı konusunda aşağıdaki ifade yeralmaktadır32
:
"Milli birlik, bütünlük, vatandaşlık bilinci ve davranışları açılarından
özellik taşıyan Milli Eğitim ve Kültür Politikaları temel ilkeleri, ortak
standartlar, bunlarla ilgili ülkenin tümü için gerekli ve geçerli müfredat
programları, öğretmen yetiştirme, finansman sağlama, devlet adına genel
gözetim ve denetim konuları merkezi yönetimde kalmak şartıyla; yerel yönetim
birimlerinin ihtiyaçlarını karşılayacak eğitim ve öğretim programları,
her derece ve türdeki eğitim yapıları, araç, gereç ve donatım, eğitim yönetim,
teknik ve destek personelinin atamaları, illerde valilerin yönetim ve sorumluluğu
altında, il özel idaresi tarafından belediyelerle birlikte yürütülecektir.
Eğitim ihtiyaçları, ortamı ve şartları ortak özellikler taşıyan alanlar
ve yöreler için Eğitim Bölgeleri kurulacaktır."
Ayrıca yerel yönetimlerde de sıkça yaşanan siyasal ve yönetsel yozlaşmaların
önlenmesi ile ilgili olarak da;
"Adil, açık ve dürüst belediyecilik anlayışının, genel ve milli ahlaka
uygun olarak, belediye yönetiminin her noktasına hakim kılınması; rüşvet,
iltimas, hırsızlık ve politik yozlaşmanın sebep olduğu her türlü çıkar
sağlama ve kayırma anlayışına son verilmesi için belediye hizmetlerinin
serbest rekabet esasına dayalı, toplumsal denetime açık ihaleler yoluyla
yapılması yönünde her türlü hukuki tedbir alınmıştır33
" denilmektedir.
(1)
Münci KAPANİ; Politika Bilimine Giriş, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 1992,
s. 160.
(2)
Arif T. PAYASLIOĞLU; Siyasi Partiler, Ankara, 1952, s. 11.
(3)
KAPANİ; a.g.e., s. 160-161.
(4)
İlter TURAN; Siyasal Sistem ve Siyasal Davranış, İÜ İktisat Fakültesi Yayını,
İstanbul, 1977, s. 104-107.
(5)
ÇAM; a.g.e., s. 386-397.
(6)
BUCAK; a.g.e., s. 61-64.
(7)
TURAN; a.g.e., s. 104-105.
(8)
BUCAK; a.g.e., s. 65-66.
(9)
BUCAK; a.g.e., s. 1-10.
(10)
Doğu ERGİL; İdeoloji ve Milliyetçilik, Turhan Kitabevi, Ankara, 1983, s.
13.
(11)
DAVER; a.g.e., s. 274.
(12)
ÇAM; a.g.e., s. 215.
(13)
Ahmet Taner KIŞLALI; Siyaset Bilimi, AÜ Basın Yayın Yüksek Okulu Yayını,
Ankara, 1987, s. 321.
(14)
KIŞLALI; a.g.e., s. 322.
(15)
ÇAM; a.g.e., s. 221.
(16)
KIŞLALI; a.g.e., s. 324-325.
(17)
ÇAM; a.g.e., s. 221-222.
(18)
ÇAM; a.g.e., s. 222.
(19)
KIŞLALI; a.g.e., s. 326.
(20)
ÇAM; a.g.e., s. 223-225.
(21)
KIŞLALI; a.g.e., s. 330.
(22)
ÇAM; a.g.e., s. 225.
(23)
KIŞLALI; a.g.e., s. 334-335.
(24)
KIŞLALI; a.g.e., s. 335-336.
(25)
ÇAM; a.g.e., s. 226-227.
(26)
ÇAM; a.g.e., s. 227-228.
(27)
ÇAM; a.g.e., s. 228-229.
(28)
Anavatan Partisi; Programı, Seçim Beyannamesi, Hükümet Programı, Ankara,
1983, s. 36.
(29)
Anavatan Partisi; a.g.e., s. 37.
(30)
Anavatan Partisi; a.g.e., s. 41.
(31)
Anavatan Partisi; Yerel Yönetimler Seçim Beyannamesi, ANAP İkinci Şehircilik
Hamlesi, Mart 1994, s. 17-19.
(32)
Anavatan Partisi; a.g.e., s. 26.
(33)
Anavatan Partisi; a.g.e., s. 33.x |