|
TÜRKİYE'DE BÜYÜK KENT BELEDİYELERİNİN EĞİTİM-KÜLTÜR HİZMETLERİ VE SİYASAL PARTİ İDEOLOJİLERİ İLE ETKİLEŞİMİ BİRİNCİ KISIM
I.
SİYASAL PARTİLER
Aşağıda siyasal yaşamdaki etkin rolleri tartışmasız kabul edilen siyasal partiler hakkında bazı tanımlara yer verilecek, bu partilerin işlevlerine değinilecek ve eğitim ve kültürün siyasal partiler açısından ne derece önemli olduğuna ilişkin bilgiler sunulmaya çalışılacaktır. A.
KAVRAM
SULZBACH'a göre ise siyasal partiler, devlet gücünü ele geçirmek, hiç değilse devlet gücü üzerinde nüfuz sahibi olmak suretiyle taleplerini gerçekleştirmek amacına yönelik olarak birleşen ve toplumun arzu edilen bünyesi hakkında aynı ortak görüşlere sahip olan insanların oluşturdukları birliklerdir2 . Burada dikkati çeken en önemli unsur, siyasal partilerin iktidarı "ele geçirmek" veya hiç değilse onu başka partilerle "paylaşmak" amacıdır. Bütün siyasal partilerin ortak hedefini oluşturan bu unsur onları diğer toplumsal gruplardan, özellikle siyasal iktidarın kullanılışını sadece etkilemeye çalışan baskı gruplarından ayırmaya yarayan başlıca ölçüttür. Bunun yanında diğer bir ölçüt de, onların geçici kuruluşlar olmayıp, sürekli ve ülke çapında oldukça yaygın bir örgüt yapısına sahip olmalarıdır3 . B.
SİYASAL PARTİLERİN İŞLEVLERİ
Aşağıda, siyasal partilerin işlevleri, yapılan değişik sınıflandırmalar ışığı altında 4 ana grupta incelenecektir.
1. Düşünce, Eğilim ve Çıkarların Birleştirilerek Kanalize Edilmesi
İşlevi
Partilerin yokluğu durumunda kamuoyu değişken, kararsız ve ne yapacağını bilmeyen, akışkan bir durum alacaktır. Burada da bireylerin eğitim ve kültür düzeylerinin büyük önemi bulunmaktadır. Bireylerin siyasal davranışlarının bilinçli olarak ortaya çıkması, ancak iyi bir eğitimle mümkün hale gelebilmektedir.
2. Siyasal Sistemdeki Çeşitli Rollerin Bireylerle Doldurulması İşlevi
3. Devlet Mekanizmasını İktidarda ve Muhalefette Olma Durumuna Göre Yönetme
ve Denetleme İşlevi
Bir siyasal partinin iktidara gelerek hükümet etmesi, toplum adına herkes tarafından uyulması zorunlu olan kararlar alarak maddi ve manevi değerler dağıtma sürecine yön vermesidir. Bu süreç karar alma kadar, bu kararların uygulanmasını da içermektedir. Çok partili sistemlerde iktidarın alternatifi durumundaki muhalefetin de hükümetin kararlarını eleştirmek, denetlemek ve çeşitli alternatifler sunarak kendi iktidarlarının yolunu açmak gibi birtakım işlevleri bulunmaktadır7 .
4. Siyasal Toplumsallaşma, Siyasal Kültürü Geliştirme ve Eğitme İşlevi
Siyasal partiler bir yandan halkın desteğini sağlayarak iktidara gelmeye çalışırlarken diğer yandan kitlelerin eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi konusunda da büyük bir çaba içerisindedirler. Parti kadrolarını oluşturup geleceğin yöneticilerini yetiştirmekle birlikte siyasal partiler, halkın ulusal ve uluslararası olaylara karşı duyarlılığını artırarak bu konularda görüş sahibi olmalarına yardımcı olmaktadırlar. Kısaca siyasal sistemdeki rollerin öğrenilmesi, siyasal kültürün benimsenerek sürdürülmesi siyasal partilerin temel işlevleri arasındadır. İdeolojik temeli güçlü olan partilerin bu tür çalışmaları daha yoğun ve sistemli olarak yaptıkları gözlemlenmektedir. Bu kapsamda siyasal partilerin seçmenleri harekete geçirerek onları aktif hale getirme, "oy"larının değerinin farkına varmalarını sağlayarak sandık başına gitmelerine özendirme rolleri de önem kazanmaktadır. Partilerin yaptıkları bu çalışmalar "siyasal toplumsallaşma" olarak ifade edilmektedir. Siyasal partilerin siyasal toplumsallaşma işlevinin 2 yönü bulunmaktadır. Bunlardan ilki varolan siyasal kültür, değer ve inançların korunarak pekiştirilmesi, ikincisi ise varolan siyasal kültürün değiştirilerek yeni değer ve inançların ortaya çıkarılmasıdır. Toplumda radikal değişiklikler yapmayı amaç edinen ideolojik partilerde bu ikinci yönün daha ağır bastığı söylenebilir8 . C.
SİYASAL PARTİLER AÇISINDAN EĞİTİM VE KÜLTÜRÜN ÖNEMİ
Eğitim ve kültür, herşeyden önce siyasal iktidarların ve belirlenen politikaları uygulayan kişilerin istekleri doğrultusunda yönlendirilen bir üstyapı kurumudur. İktidarda ya da muhalefette iken kendi programlarını esas alarak her konuda politika üreten siyasal partiler, ülkenin siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel yapısının değişmesinde, uzun dönemde önemli izler bırakmaktadırlar. Böylece toplumdaki tüm bireylerin ve genel anlamda kamuoyunun eğitilmesinde önemli roller oynayarak seçmenlerin iktidar ve muhalefet için daha uyanık olmasını sağlamaya çalışmaktadırlar. Ayrıca iktidarı ele geçiren siyasal partiler, uyguladıkları eğitim ve kültür politikaları ile de toplumun değer yargılarını etkileyerek onların siyasal tercihlerinin belirlemesinde etken olma amacı taşımaktadırlar. Her iktidar değişikliğinde izlenen eğitim ve kültür politikalarının ve uygulamalarının çeşitli farklılıklar göstermesinin altında yatan ana nedenlerden biri de şüphesiz bu amaçtır. Merkezi ya da yerel düzeyde iktidara gelen siyasal partiler, toplumun eğitilmesi ile kültürel değerlerin korunması, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması görevlerini değişik hizmet birimleri eliyle ve değişik yasal düzenlemeler ışığında yerine getirmektedirler. Ülkemizde merkezi iktidarda bulunan siyasal parti, Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı aracılığı ile, eğitim ve kültüre ilişkin hizmetlerde ülke geneline yönelik olarak kendi parti programlarını daha somutlaştırarak uygulamaya koymaktadırlar. Yerel iktidarlar ise yönetim yapıları içinde oluşturdukları hizmet birimleriyle, yine ağırlıklı bir şekilde parti programlarını esas alan bir hizmet politikası ile yasal düzenlemelerin belirlediği ölçüde bu hizmetleri yürütmektedirler. Eğitimde temel amaç, davranışları istenen yönde değiştirip yerine yenilerini koymaktır ve bu amaçta hedef kitle bütün kesimler, tüm vatandaşlardır. Bu bağlamda eğitim, siyasal partiler için iktidarda ya da muhalefette olmalarına göre değişmeksizin süren bir çalışma alanıdır. Eğitim ve kültür politikalarına her düzeyde önem veren partiler ve mensupları, özellikle Türkiye'deki hızlı kültürel erozyon içinde bir yandan eğitime ve kültüre katkı sağlama işlevi görürken, diğer yandan partisinin adını duyurarak parti hizmetinde çalıştırabilecekleri gelecek vaadeden kişileri belirleyebilmektedirler. Ayrıca bu partiler siyasal sistemi etkileme araçlarından birisi olan "dolaylı propaganda" uygulamış olduklarından kendilerine karşı kamuoyu desteğini de belli oranda artırabilmektedirler9 . Parti ideolojisine olan ilginin kamuoyunda yükseltilmesinde, yaygınlaştırılmasında ve toplumun bu yönde kanalize edilmesinde de eğitim ve kültürün partiler açısından büyük önemi bulunmaktadır. İdeolojik yönü ağır basan siyasal partiler, diğer partilere oranla eğitim ve kültüre yönelik politikalar üretmeye çok daha özen göstermekte ve bu alanlardaki hizmetlere öncelikli olarak yer vermektedirler. II.
SİYASAL İDEOLOJİLER
Siyasal partilerin çoğu parti politikalarını ve söylemlerini belli bir ideolojiye dayandırarak üretmektedirler. Bir anlamda ideolojiler sözkonusu partilerin varlık nedenleridir. Bu bakımdan “siyasal ideoloji” kavramı ve Türkiye’deki mevcut siyasal partilerin politikalarının dayanak noktasını oluşturan ideolojilerle ilgili bilgi edinmek, üretilen politikalar hakkında sağlıklı yorum yapmayı kolaylaştırabilir. A.
KAVRAM
Bülent DAVER de siyasal ideolojiyi bir ülke, devlet, millet, siyasal bir parti veya siyasal bir grup tarafından benimsenen, amacı belirli siyasal hedefler olan ve siyasal, toplumsal ve ekonomik olayları, kurumları bu amaçlara göre yorumlayan inançlar ve fikirler bütünü11 olarak tanımlamaktadır. İdeolojinin diğer bir yaygın anlamı da kültür kavramıyla özdeşleştirilmesi ile ortaya çıkmaktadır. Örneğin "Batı İdeolojisi" denildiğinde belirli bir toplumla özdeşleştirilmeden global bir ideoloji biçiminde batı kültürü ile eş anlamda algılanmaktadır. Oysa ideoloji kültürün tamamını kapsayacak bir görünüme sahip değildir. T. PARSON'a göre ideoloji, "bir toplumun ya da toplum içindeki bir grubun belli bir duruma gelmesine yardım eden süreçler, topluluk üyelerinin birlikte yöneldikleri amaçlar ve bunların gelecekteki olaylarla ilişkilerinden"12 oluşmaktadır. B.
ÇAĞDAŞ SİYASAL İDEOLOJİ TİPLERİ
Günümüzde etkisini sürdüren ve kendisine taraftar bulan siyasal ideolojiler aşağıda 5 grup altında ele alınacaktır. Ancak herbirisi ayrı bir tez konusu olabilecek kadar kapsamlı ve derin olan bu konulara, çalışmamıza az da olsa ışık tutması bakımından kısaca değinilmektedir.
1. Liberalizm
18. yüzyılın sonlarıyla 19. yüzyılın sanayi devrimi boyunca sistemleştirilen liberal ideoloji, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkelerine dayanarak, düşüncelerde ve ekonomik alanda serbest rekabetin üstünlüğünü savunmuştur15 . Liberaller açısından siyasal çatışmaların nedeni, bireysel paylaşma sorunudur. Onlara göre ihtiyaçlar karşısında varolan olanaklar yetersiz olduğundan, yapılan paylaşma mücadelesinde istediğini elde edebilmenin yolu siyasal iktidardan geçmektedir16 . Siyasal planda bireyin toplum içindeki üstünlüğüne inanarak kişi hak ve özgürlüklerini koruyan, siyasal iktidar için mücadelede çoğulcu demokrasiyi benimseyen, ekonomik alanda da "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" formülünü kabul ederek özel mülkiyet ve girişimi destekleyen saf liberal düşünce, zamanla değişen koşullara uygun olarak bir evrim süreci geçirmiştir. Özellikle 1929 yılında yaşanan büyük ekonomik krizden sonra devlet, ekonomi alanında denetimsiz bir üretim, tüketim ve finansman modelini terkederek bireylerin refahı amacına dayalı olarak ekonomiye müdahale etmeye başlamıştır17 . Günümüzde ekonomi alanına müdahale etmeyen bir devletin varlığından söz etmek pek mümkün görünmemektedir. Bununla birlikte liberal anlayışı benimseyen ülkeler "neo-liberalizm" çerçevesinde, liberalizmin temel ilkelerine saygılı olarak ekonomiye müdahale etmektedirler. Bugün ileri düzeyde sanayileşmiş ülkelerde uygulamada genel olarak neo-liberalizm egemen durumdadır. Siyasal liberalizmin en önemli özelliği, "katı" veya "sert" olarak nitelendirilen ideolojileri reddetmesi, hoşgörü ve uzlaşmayı temel ilkeler olarak benimsemesidir. Çoğulculuğu benimseme anlayışının sonucu olarak, liberal düşüncenin egemen olduğu ülkelerde değişik ideolojiler varlıklarını sürdürebilmektedirler. Ancak çoğulculuğun uygulanış biçiminde ülkeler arasında bazı farklılıklar göze çarpmaktadır. Örneğin liberal düşünceyi benimsemiş durumda olan Fransa, Belçika ve İtalya gibi ülkelerde, sistemin özünü reddeden ideolojilere dayalı siyasal partilere, sistemin içinde yeralma ve siyasal yarışmaya katılma olanağı tanınmakta iken, Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya gibi ülkelerde yasal olarak ve fiilen sadece sistemi benimseyen partiler arasında iktidar için siyasal mücadele yapılmasına izin verilmektedir18 .
2. Sosyalizm
Sosyalist düşünceye sahip olanlar arasında 19. yüzyılın son dönemlerine kadar siyasal iktidarı elde etme yöntemi konusunda büyük tartışmalar yaşanmıştır. Geçen yüzyılın sonunda çağdaş komünist partilerinin, özgürlükçü çoğulcu demokrasi ortamında, seçim yolu ile siyasal iktidara gelme biçimini benimsemeleri sonucu bu tartışmalar bir çözüme ulaşmıştır. Günümüz Fransız, İtalyan ve İspanyol komünist partileri "Avrupa Komünizmi" anlayışını savunmaktadırlar. Bu partiler proletarya diktatörlüğünden vazgeçmekte ve etkinliklerini ulusal koşullara uygun bir şekilde yürütmeyi, çoğulcu parlamenter düzen içinde kalarak, seçimler yoluyla işbaşına gelmeyi ve iktidarı devam ettirmeyi daha doğru bulmaktadırlar. "Ortodoks Marksizmi" ise çoğulcu demokrasilerin işçiler yararına işlemeyeceğini savunarak çoğulcu anlayışı reddetmektedir. Bu görüşe göre siyasal demokrasi olanaklarından ancak teknik nedenlerle yararlanılabilir. Sanayileşmiş ülkelerde 19. yüzyıl sonunda Marksizm'den esinlenerek kurulan "sosyal demokrat" partiler, işçi devriminin iddia edilenin aksine bu ülkelerde gerçekleşmemesi üzerine, değişen koşullara ayak uydurmak zorunda kalmış ve devrimci niteliklerini giderek kaybetmişlerdir. İktidara ortak olmanın kazandırdığı reformcu ve parlamentarizme bağlı nitelik, "sosyal demokrat ideoloji" olarak ifade edilen düşünce sistemlerinin benimsenmesine neden olmuştur20 . Günümüzde “sosyal demokrasi” ya da “demokratik sol” şeklinde tanımlanan ideolojiler, sosyalizm ile liberalizmin bir sentezi görünümünü kazanmışlardır. Bu yeni ideolojiler, hem toplumsal adaleti hem de liberal hak ve özgürlükleri aynı anda gerçekleştirmek amacını taşımaktadırlar. Ayrıca bunlardan birinin gerçekleşmesi uğruna diğerini ertelemeyi doğru bulmamaktadırlar21 .
3. Ulusçuluk (Milliyetçilik)
Ulus kavramı, kendisini oluşturan insanların bölünmez bütününden oluşan soyut bir tasarı olarak ortaya çıkmıştır. 19. yüzyılın ilk yarısı boyunca ulusçuluk ideolojisi, liberalizmle el ele Avrupa devrimci hareketlerine yön veren başlıca ideoloji olmuştur22 . Ulusçuluğun hedefi, ilk kez ortaya çıktığı Batı Avrupa'da ulusal devleti yaratmaya ve güçlendirmeye yönelik olmuş, daha sonra birçok ülkede önce bağımsızlık sonra da bir kalkınma ideolojisi olarak kullanılmıştır23 . Türk ulusçuluğu ya da milliyetçiliğinin gelişimi, Osmanlı İmparatorluğu'nun çok uluslu yapısı içinde oldukça geç gerçekleşmiştir. Bu gecikme daha çok, ülke düzeyinde ne derebeylikten ulusal devlete geçme durumunun, ne de bir bağımsızlık mücadelesine yönelik bir ihtiyacın varolmamasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu'nda dağılmayı önlemek için, etnik köken farklılığına önem vermemeye ve özellikle "Türk" ögesini vurgulamamaya büyük özen gösterilmiştir. "Millet" yerine, inananların birliğini vurgulayan "Ümmet" ülküsü ön planda tutulmuştur. Zamanla imparatorluk çözülmeye yüz tutup, bünyesinde yeralan başka uluslar kendi bağımsızlıklarını kazanmaya başlayınca, Türk Milliyetçiliği akımı da filizlenme dönemine girmiştir. Batı Avrupa'da milliyetçilik ideolojisi, Papa'ya bağlı uluslararası niteliğe sahip bulunan dinsel ideolojiyle çatışmış ve "laik" bir anlayışla gelişme göstererek egemen ideoloji halini almıştır. Türkiye'de de, en azından Mustafa Kemal ATATÜRK döneminde durum aynı olmuştur. Daha sonraları ırkçı-milliyetçilerin bir kısmı, kendilerine toplumsal destek bulmak amacı ile "Hedefimiz Turan, Rehberimiz Kur'an" sloganını benimsemişlerdir. Buna karşılık dindar çevreler, ulus ayırımı yapmaksızın bütün müslümanları biraraya getirmeyi amaç edinen "Ümmetçilik" görüşüne bağlı olduklarından, genellikle ulusçu akımlardan uzak durmayı tercih etmişlerdir. Ulusçuluk, öncelikle her ulusun kendi yazgısına egemen olma, kendi devletini kurma hakkını içermektedir. Kurulan devletin daha çağdaş bir yapıya kavuşmasını istemek de bu hakkın doğal uzantısını oluşturmaktadır. Bu ideoloji, daha çok aynı topraklar üzerinde benzer koşulları paylaşan insanların dışarıya karşı korunma ve dayanışma ihtiyaçlarını karşılama işlevini üstlenmiştir. Ulusçuluk ideolojisi toplum içinde çıkar çatışmalarına alet edildiği zaman tutucu, toplumun başka toplumlar veya başka toplumların içindeki başka kesimler tarafından sömürülmesine karşı kullanıldığında ise ilerici bir karakter kazanmaktadır24 .
4. Dinler
Devrimci olarak ortaya çıkan bütün ideolojiler dinlere cephe almışlardır. Ancak dinlerin yerleşik kültürün ana unsurlarından biri olma özelliklerini ortadan kaldıramadıklarından, zaman içinde onlarla uzlaşma gereği duymuşlardır. Marksizm'in dini yorumlayış biçimi oldukça serttir. Marksizm'e göre dinin "halkın afyonu" olduğu savunulmuştur. Aynı düşünceye göre dinler, kendisine mensup olan kitleleri, kaderlerine rıza göstermeleri konusunda telkinde bulunan ve onları bu dünyada hak arama çabasından alıkoyan birer ideoloji olarak görülmektedir. Dinler ilk ortaya çıktıkları daha eski tarihsel dönemlerde, çağdaş ideolojilerin üstlendiği diğer toplumsal işlevleri yerine getirmişlerdir. İslam dininin, aşiret toplumunun "ümmet" biçimindeki daha geniş bir topluma dönüşmesinde ve imparatorluk tipi örgütlenmede büyük rol oynadığı bilinmektedir. Çağdaş dönemde Batı'da, "Hıristiyan Demokrat" ve "Hıristiyan Sosyalist" akımlarda olduğu gibi, dini yeterince etkin olmayan bir ideoloji olmaktan çıkararak daha etkili bir ideoloji haline dönüştürme amacı güdüldüğü görülmektedir. Ayrıca azgelişmiş ülkelerde de, dinlerden "İslam Sosyalizmi" gibi ulusal topluluklar oluşturma çabalarına rastlandığı, ya da dinlerin denetimli ve hızlı bir kalkınma mücadelesinde halkı harekete geçirici, onları seferber edici ideolojiler haline getirilmesine çalışıldığı kimi yazarlarca ifade edilmektedir25 .
5. Atatürkçülük (Kemalizm)
Atatürkçülük'ün tanımı, "ATATÜRK'ün inkılaplarından, düşüncelerinden, sözlerinden ve demeçlerinden çıkan ülküler, ilkeler ve eylemler bütünü" olarak yapılmaktadır. Atatürkçü düşüncenin kesin ve belirgin hedefi, Misak-ı Milli sınırları içinde sosyolojik anlamda bir ulus devleti ortaya çıkararak Türk ulusunun tam bağımsızlık çerçevesi içinde çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırılmasıdır. Özellikle sınıfsız ahenkli topluma götüren "halkçılık" kavramı ile sürekli olarak ilerlemeyi öngören “inkılapçılık” kavramı, Atatürkçülük'ün temel ilkelerini oluşturmaktadır. Ayrıca "bilim ve fen"e dayanmak, inkılapçılığın araçları olarak pozitivist etkileşimi açıkça ortaya koymaktadır. "Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir." sözü bu düşüncenin en belirgin ifade tarzını oluşturmaktadır. Atatürkçülük, durağan bir inkılapçılık olmayıp dinamik, canlı, kendisini sürekli olarak yenileyen ve ilerleyen bir inkılapçılık niteliği taşımaktadır. Bu inkılapçılıkla bir tür geçmişten kopuş, sürekli bir şekilde olumlu yönde değişen, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı hedefleyen bir geleceğe yöneliş amaçlanmaktadır. Devlet biçiminde ve yasa düzeyinde yapılan inkılaplar, "laiklik" ilkesinin benimsenmesi, harf inkılabı, kadın hakları inkılabı, kılık kıyafetle ilgili inkılaplar ve en önemlisi Türk ulusunun siyasal ve ekonomik bağımsızlığını sağlayan kurtuluş inkılabı, Atatürkçülük'ün somut ve nesnel yönlerini oluşturmaktadır. Cumhuriyetçilik, İnkılapçılık, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik ve Devletçilik ilkeleri, Türk ulusunu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için uygulamada sürekli olarak ön planda tutulmaktadırlar27 . III. PARLAMENTO'DA TEMSİL
EDİLEN SİYASAL PARTİLERİN EĞİTİM VE KÜLTÜR POLİTİKALARI
Aşağıda 24 Aralık 1995 Erken Genel Seçimleri sonucu oluşan yeni parlamentoda grubu bulunan siyasal partilerin eğitim ve kültür politikaları hakkında bilgiler sunulmaya çalışılacaktır. Genel seçimlerden kısa bir süre önce birleştikten sonra seçimlere tek parti (Cumhuriyet Halk Partisi) olarak katılan Sosyaldemokrat Halkçı Parti ile Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu konularda ürettikleri politikalar, karşılaştırma olanağı sağlaması bakımından ayrı ayrı ele alınmaktadır. A. ANAVATAN PARTİSİ (ANAP)
Anavatan Partisi’nce çocukların ve gençlerin geleceğin teminatı oldukları belirtilmektedir. Onların modern ve ileri Türkiye idealine, ATATÜRK ilke ve inkılaplarına bağlı, ulusal ve ahlaki değerleri benimsemiş, bilgili, ilmi düşünceye sahip, herkese karşı sevgi ve hoşgörü besleyen medeni birer insan olarak yetiştirilmeleri milli eğitimin esası sayılmaktadır. Eğitim ve öğretimin; bireylerin ve toplumun, maddi ve manevi yönden kalkınmasında, ulusal ve ahlaki değerlerin korunmasında ve geliştirilmesinde, kültür, sanat ve uygarlığın gelişmesinde ve geleceğe aktarılmasında, ilmin ve ilmi düşüncenin kazanılmasında temel rolü oynadığı görüşü kabul edilmektedir. Genel olarak bireylerin ve milletlerin toplumsal ve ekonomik düzeylerinin eğitimle doğrudan doğruya ilgili olduğu vurgulanmaktadır. Anavatan Partisi'ne göre eğitim ve öğretimde fırsat eşitliği esastır28 . Parti programında, eğitimde özelleştirmeye yönelik bazı işaretlerin de yeraldığı görülmektedir. Buna göre eğitim ve öğretimin, devletin başlıca görevleri arasında olmakla birlikte "devletin koyacağı kaideler içerisinde" fertlerin ve özel kuruluşların da eğitim ve öğretim hizmetlerini yürütebilmelerinin lüzumlu olduğu savunulmaktadır. Yükseköğretim kuruluşlarında pozitif ilimler, toplumsal ve manevi ilimlerle birlikte teorik ve uygulamalı araştırma ve geliştirme faaliyetlerine önem verilmesi ve bu konularda teşvik amaçlı tedbirlerin alınması gerekli görülmektedir. Ortaöğretim düzeyinde mesleki ve teknik eğitim okullarının geliştirilmesinin zorunlu olduğu Anavatan Partisi'nce ileri sürülmekte; sanayi, tarım ve hizmet sektörlerinde kısa sürede verimi artıracak teorik ve uygulamalı kurslarla yaygın eğitim faaliyetlerine önem verilmesi gerektiği düşünülmektedir. Ayrıca partiye göre, halk eğitimine süreklilik kazandırmak için okul dışı eğitim ve kültür faaliyetlerinin geliştirilmesine, bu alanda radyo ve televizyon gibi iletişim araçlarından etkili bir şekilde yararlanılmasına özen gösterilmelidir29 . Kültür ve sanatın, milletlerin gelişmesinde en başta gelen "değerler manzumesi" olduğuna inanan ANAP'a göre, "kültür ve sanat milli değerlerin korunmasında ve gelişmesinde olduğu kadar milletlerarası ilişkilerde yakınlaşma ve dayanışmanın temel unsurudur." Ulusun toplumsal ve kültürel yaşamında önemli rollere sahip olan edebiyat, musiki, resim, folklor, sinema ve tiyatronun geliştirilmesi kültür ve sanat anlayışının ana hedefi olarak benimsenmektedir. Eski yapıların ve eserlerin korunması ve yaşatılması tarihi ve kültürel mirasa saygının bir ifadesi olarak görülmekte, kütüphanelerin zenginleştirilmesinin, modern olanak ve araçlarla donatılmasının ve yurt sathına yaygınlaştırılmasının zorunlu olduğu belirtilmektedir. Yine bu partiye göre "Türkçe’mizin yapısını ve güzelliğini zedeleyecek gayretlere izin verilmemeli, ana dilimizin tabii seyir içerisinde gelişmesi sağlanmalıdır30 ." Yerel yönetimlerdeki eğitim ve kültür hizmetlerine yönelik olarak ANAP’ın yürüttüğü ana politikalar da partinin yerel yönetimler seçim beyannamelerinde detaylı olarak yeralmaktadır. ANAP’lı belediyelerin esas alacağı eğitim ve kültür politikaları 27 Mart 1994 Yerel Seçimleri öncesi yayınlanan seçim beyannamesinin "Sosyal İşleyiş" başlığı taşıyan bölümü içinde incelenmektedir. Beyannameye göre, yerel yönetimlerde iktidara gelindiği takdirde gerçekleştirilmesi vaadedilen hizmetler şunlardır31 : * Okul öncesi eğitime, özellikle çalışan annelerin çocuklarına öncelik veren yuva ve kreşlerin artırılması, * Yuva ve kreş hizmetleri konusunda özel sektörü özendirici tedbirlerin alınması ve gerekli olanakların sağlanması, * Üstün zekalı çocukların eğitimine ve gelişmesine özel olanaklar yaratarak destek olunması, * Gençler için kültür, sanat, spor ve sosyal gelişme merkezlerinin açılması, * Boş zamanları değerlendirme etkinliklerinin geliştirilmesi, tiyatro, sinema, kütüphane ve kültür merkezlerinin açılması, * Tarihi eser ve doğal değerlerin korunması, * Bilim ve teknoloji müzelerinin kurulması, * Kadın ve gençler için beceri geliştirme merkezlerinin kurulması, * Kültürel faaliyetlerin eldeki her türlü olanaklarla desteklenmesi. Anavatan Partisi'nin Yerel Yönetimler Seçim Beyannamesi'nde, merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki eğitim ve öğretim hizmetlerine yönelik yetki ve görev paylaşımı konusunda aşağıdaki ifade yeralmaktadır32 : "Milli birlik, bütünlük, vatandaşlık bilinci ve davranışları açılarından özellik taşıyan Milli Eğitim ve Kültür Politikaları temel ilkeleri, ortak standartlar, bunlarla ilgili ülkenin tümü için gerekli ve geçerli müfredat programları, öğretmen yetiştirme, finansman sağlama, devlet adına genel gözetim ve denetim konuları merkezi yönetimde kalmak şartıyla; yerel yönetim birimlerinin ihtiyaçlarını karşılayacak eğitim ve öğretim programları, her derece ve türdeki eğitim yapıları, araç, gereç ve donatım, eğitim yönetim, teknik ve destek personelinin atamaları, illerde valilerin yönetim ve sorumluluğu altında, il özel idaresi tarafından belediyelerle birlikte yürütülecektir. Eğitim ihtiyaçları, ortamı ve şartları ortak özellikler taşıyan alanlar ve yöreler için Eğitim Bölgeleri kurulacaktır." Ayrıca yerel yönetimlerde de sıkça yaşanan siyasal ve yönetsel yozlaşmaların önlenmesi ile ilgili olarak da;
"Adil, açık ve dürüst belediyecilik anlayışının, genel ve milli ahlaka
uygun olarak, belediye yönetiminin her noktasına hakim kılınması; rüşvet,
iltimas, hırsızlık ve politik yozlaşmanın sebep olduğu her türlü çıkar
sağlama ve kayırma anlayışına son verilmesi için belediye hizmetlerinin
serbest rekabet esasına dayalı, toplumsal denetime açık ihaleler yoluyla
yapılması yönünde her türlü hukuki tedbir alınmıştır33
" denilmektedir.
(1)
Münci KAPANİ; Politika Bilimine Giriş, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 1992,
s. 160.
|