.

Yüksek Lisans Tezi  
İKİNCİ KISIM
YÖNETSEL-SİYASAL YOZLAŞMA VE EĞİTİM-KÜLTÜR HİZMETLERİ İLİŞKİSİ

            I. YEREL YÖNETİMLER VE SİYASET
            Yerel yönetimler yönetsel oldukları kadar birer siyasal birimlerdir. Bu nedenle yerel yönetimler ile siyaset kavramı arasında yakın bir ilişkiden söz etmek mümkündür.

            Siyaset kabaca mal ve hizmetlerle, maddi ve manevi değer ve çıkarların, bir üstün güç tarafından paylaştırılması anlamına geldiğinden; yerel siyaset de bu değer ve çıkarların kentsel alanları ve kentleşmeyi etkileyecek biçimde bölüştürülmesini ifade etmektedir. Özellikle kırsal ve kentsel alanlarla ilgili konular, yerel yönetimlerle devlet arasındaki ilişkiler ve yerel seçimler, “yerel siyaset” kavramı içinde yeralmaktadır. Bunlara siyasal iktidarı ele geçirmek isteyen güçlerin, yerel düzeydeki güç odakları ile devlet arasındaki çelişkileri kullanmak arzuları da eklenebilir37 .

            Yerel siyaset daha çok merkezi yönetim tarafından belirlenen politikalardan ve ulusal siyasal ortamdan etkilenmekte ve yerel konularla ilgili olarak üretilen politikalar da bu etkiler altında şekillenmektedir. Yerel yönetimleri ve özelde büyük kent belediyelerini politika üretme, karar alma ve bu kararları uygulama süreçlerinde etkileyen çevresel faktörler oldukça çeşitlidir. Bu faktörlerin nelerden oluştuğunun belirlenmesi, büyük kent belediye yönetimlerinin yerel demokrasi ilkelerinden sapma derecelerini ve sapma nedenlerini ortaya koyması bakımından büyük yarar sağlayacaktır.

            A. YEREL YÖNETİMİN ÇEVRESİ
            Çevrenin tanımı bir örgütün içinde bulunduğu ve karar vermede dikkate alınacak fiziksel, ekonomik ve davranışsal etmenlerden oluşan bir bütün olarak yapılmaktadır. Bu tanım çerçevesinde yerel yönetimlerin bir örgütlenme biçimi olarak üç tür çevresel alanla sınırlandığı söylenebilir. Bunlardan ilki, yerel yönetimlerin içinde yeraldıkları genel ekonomi, eğitim düzeyi, sosyo-kültürel kategorilerden oluşan genel kültürel yapı, yasal siyasal çevre ve bunların yerel yönetimler üzerindeki etkilerini ifade eden "makro çevre"dir. İkincisi, makro çevrede bulunan çeşitli kuruluşlarla siyasal partiler, dernekler, çıkar grupları ve benzerlerinin oluşturduğu "talep çevresi"dir. Yerel yönetimleri çevreleyen üçüncü tür alan ise merkezi ve bölgesel kuruluşların, yerel yönetimlerin amaç tespiti ve günlük işleyişi üzerindeki etkilerinden oluşan "görev çevresi"dir38 .

            Yerel yönetimlerin, hem bir yönetim alt birimi olarak, hem de bir siyasal alt birim olarak "ikili" yapıya sahip kuruluşlar olduğu kabul edilmektedir. Bunlar arasında sağlanacak dengenin, oldukça karmaşık ve çelişkili nitelikteki ilişkiler ve etkileşimler bütünü içinde oluşması kaçınılmaz gözükmektedir. Zira siyasal ve yönetsel alanlar ilk bakışta gerçekleştirecekleri nihai amaçlar bakımından birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Bu ayırıma göre siyasal alan eşitlik ve duyarlılığa, yönetsel alan ise etkinlik ve verimliliğe yönelmiş bulunmaktadır. Bu durumda yerel yönetimlerin, siyasal ve yönetsel alt birimler olarak sözkonusu iki çevrenin gereklerini yerine getirmede bazı çelişkiler yaşayacağı açıktır.

            Türkiye'de bir yerel yönetim birimi olarak belediye meclislerinin "siyasi sorunları görüşmeleri ve siyasi temennilerde bulunmaları" durumunda 1580 sayılı Belediye Yasası uyarınca feshedilmeleri gerekmektedir. Ancak yine aynı yasaya göre belediye meclisinin görevleri arasında belediyenin "görevleri içinde olmak şartıyla başkan veya diğer üyeler tarafından istenen diğer sorunları" görüşüp karara bağlayacağına ilişkin bir hüküm de bulunmaktadır39 . Bu durumda yerel yönetimin görev çevresinin sadece üstlendikleri ve kamu hizmeti niteliği taşıyan yerel hizmetlerin yürütülmesi ile sınırlı kalmayıp, aynı zamanda demokratikleşmeyi de kapsaması sözkonusu olmaktadır. Sonuç olarak da bu iki gereklilik, kimi zaman çelişmekte ve karar biriminin hangisine öncelik vereceğini belirlemesini zorlaştırmaktadır.

            Yerel yönetimleri etkileyen çevreler içinde en fazla güce sahip olanının siyasal sistem olduğu görüşü egemendir. Hiçbir yönetim kuruluşunun ülkenin siyasal yapısından ve sürecinden soyutlanması mümkün görünmemektedir40 .

            B. YEREL YÖNETİMLER VE SİYASAL FAKTÖR
            Yönetim bilimlerinde genel olarak kabul edilen sistem yaklaşımına göre, toplumsal sistem karşılıklı bağımlılığı ve etkileşimi olan, bunun yanında sürekli olarak değişen alt sistemlerden oluşmaktadır. Bir alt sistemde meydana gelen değişmeler, diğer alt sistemleri etkilemekte ve bu nedenle sistemin tümü etki altında kalmaktadır. Karşı görüşler olmakla birlikte, toplumdaki değişmelerin genellikle siyasal sistem yolu ile yönetim sistemine geçtiği kabul edilmektedir.

            Bütün kamu kuruluşlarının siyasal bir sistem içinde işlev yaptıkları düşünülürse, yönetimle siyaset ayırımının kesin olarak yapılamayacağının da kabul edilmesi gerekmektedir. Gerçekten de siyaset ve yönetim birbirleri ile çok yakın ilişkileri olan iki oluşumdur. Bu iki oluşum birbirlerini sürekli olarak etkilemekte ve içiçe bulunmaktadırlar41 .

            Tarihte yönetim ile siyaset arasında yakın ilişki bulunduğu düşüncesinin aksini savunan yazarlar da olmuştur. Yönetim-siyaset ayırımı yapan yazarlara göre siyaset, "ülke yönetiminde tercihlerle uğraşmakta ve büyük sorunlara bulunacak çözüm yollarını saptamaktadır". Onlara göre yönetim ise niteliği itibariyle tekniktir ve siyaset dışı planda çalışmaktadır. Bu görüşler 2. Dünya Savaşı'na kadar sürmüş, sonunda yönetim-siyaset ikiliğinin mevcut olmadığı ve bunlar arasında bir sınır çekilemeyeceği düşüncesi ağırlık kazanmıştır42 .

            Çağdaş toplumlarda siyasal iktidarlar ülke savunmasını sağlamak, yasa ve düzeni korumak, vergi toplamak gibi klasik nitelikteki görevlerine ek olarak toplumsal, siyasal ve ekonomik kalkınmayı sağlamak gibi görevleri de üstlenmişlerdir. Ülkedeki varolan sorunlara ilişkin olarak siyasal karar verme işlevi, çoğu kez merkezi hükümet tarafından yerine getirilmekteyse de, yerel yönetim kuruluşlarının da siyasal karar verme sürecine belli konularda katıldıkları görülmektedir. Bu nedenle yerel yönetimlerde de yerel yöneticilerin siyasal rolleri ortaya çıkmaktadır43 .

            Hükümetler gibi yerel yönetimler de demokratik sistemin siyasal kurumlarındandırlar. Bu yönetimlerin çalışma alanları, yerel halkın günlük ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olduğundan, her zaman kamu politikasının yoğun tartışma ortamında yeralmaktadırlar44 . Yerel yönetimlerdeki başkanlar ve meclis üyeleri belli siyasal partilere mensup kişiler oldukları için de mevcut hükümetin izlediği politikalardan farklı politikalar üretebilmekte ve bu politikalara uygun hizmetler yürütebilmektedirler.

            Siyasal iktidarı ele geçirmek isteyen siyasal partiler her konuda olduğu gibi kentleşme, yerleşme, kent yönetimi ve belediyecilik konularında çeşitli görüşler üretmek zorundadırlar. Bu görüşlerin her siyasal partinin genel ideolojik tutumları çerçevesinde bir yeri bulunmaktadır. Partiler kentleşme, yerleşme, belediyecilikle ilgili görüşlerine açıklık kazandırarak, sözkonusu görüşleri seçmenin beğenisine sunmaktadırlar. Yerel seçmenin siyasal desteğini almak suretiyle yerel yönetimlerde iktidarı elde ettiklerinde ise, yerel politikaları kendi siyasal görüşleri doğrultusunda belirlemektedirler. Bu tutum son derece normal bir davranış olarak kabul edilmektedir45 .

            II. YÖNETSEL VE SİYASAL YOZLAŞMA
            Kamu yetkisini ve gücünü kullanma noktasından hareketle, "yozlaşma"nın genel anlamda yönetsel ve siyasal olarak iki grupta incelenebileceği belirtilmektedir. Yönetsel ve siyasal yozlaşma ayırımında ayırdedici temel faktör, kamu gücü ve yetkisinin hangi aşamada ve hangi yetkili kişiler tarafından kullanıldığı sorusunun cevabı ile ilgilidir. Eğer kamu yetkisi, siyasal işlevlere ilişkin olarak, siyasal yönetim ya da politika üretme sürecinde çıkar gözetilerek, yasal düzenlemelere aykırı bir biçimde kullanılıyor ise bu durum "siyasal yozlaşma" olarak nitelendirilebilir.

            Aynı şekilde bir kamu yetkisi, yönetsel işlevlere ilişkin olarak kamu yönetimi ya da politikaların uygulanması sürecinde çıkar gözetilmek suretiyle yasalara aykırı şekilde kullanılıyor ise bu durumun da "yönetsel yozlaşma" olduğu söylenebilir46 . Yönetsel ve siyasal yozlaşma, kimi yazarlar tarafından ayrı ayrı ele alındığı gibi, birçoğunun da bu iki kavramı bir arada ya da birbirinin yerine kullandığı görülmektedir. Bu çalışmada da iki kavram arasında herhangi bir ayırım gözetilmeyecektir. 

            A. KAVRAM
            Siyasal karar alma sürecinde rol oynayan aktörlerin (seçmenler, politikacılar, çıkar ve baskı grupları) "özel çıkar" sağlama amacıyla, toplumda var olan hukuksal, dinsel, ahlaksal ve kültürel normları ihlal edici davranış ve eylemlerde bulunmaları "siyasal yozlaşma" olarak tanımlanmaktadır47 . Cemil OKTAY'ın yaptığı "yönetsel yozlaşma" tanımında ise, bu kavramla anlatılmak istenen olgu, hizmet sunumunda kayırma, siyasallaşma, aracıya başvurma, rüşvet ve kabilecilik gibi uygulamaların yaygınlık kazanmasıdır.

            Siyasal nitelikli atamaların yaygınlaşması, yönetilenlere siyasal davranışlarına bakılarak hizmet sunulması, yasal bir hizmetin karşılığında veya yasal olmayan bir işlemin yapılmasını sağlamak suretiyle yöneticilerin rüşvet almaları, çeşitli nedenlere dayalı kayırma niteliğindeki uygulamalar ve yönetilenlerle yöneticiler arasına aracı sokulması gibi olaylar, yönetsel ve siyasal yozlaşmanın en çarpıcı örneklerini oluşturmaktadır48 .

            Batı demokrasileri adı verilen ve Liberalizm ideolojisine sahip bütün ülkelerde mevcut demokratik rejimlerin az ya da çok bir yozlaşma içinde olduğu görülmektedir. Kimi yazarlar artık günümüzde "Hakimiyet Kayıtsız, Şartsız Milletindir." ilkesinin "Hakimiyet Kayıtsız, Şartsız Siyasal İktidarındır." ilkesine dönüştüğünü düşünmektedir49 .

            Demokratik rejimin üç önemli aktörü bulunmaktadır. Bunlar; "seçmenler", "politikacılar" ve "bürokratlar"dır. Seçmenler kendi çıkarını koruyacak nitelikteki yasal düzenlemeleri ve hizmetleri talep eden, politikacılar da bu yasal düzenlemeleri arz eden kimselerdir. Bürokratların görev ve yetkileri ise politikacılar tarafından alınan kararları uygulamaktır. Seçmenler, politikacılar ve bürokratlar çok karmaşık bir ilişkiler yumağı içinde birbirlerine bağlanmış durumdadırlar. Seçmen, sınırlı gelirinden elde edeceği faydayı veya refahı en yüksek düzeye çıkarmak isterken, politikacı seçimleri kazanıp iktidarı ele geçirmenin ancak daha çok seçmenin oy desteğini almakla mümkün olacağının bilinci içindedir. Bu durumda kişisel çıkar ile oy alışverişi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

            Politikacılar ile seçmenler arasında başlayan çıkar ilişkisi, demokrasilerde yaşanan yozlaşmaların başlangıç noktası sayılmaktadır. Artık günümüzde demokrasiler, çeşitli çıkar grupları arasında yapılan bir "ulusal kaynakları yağmalama" kavgasına dönüşmüş durumdadır50 . Yine aynı nedenlerle toplumsal çıkarları ön planda tutmak, fazilet, dürüstlük gibi ahlaki değerler de tahrip olma süreci geçirmektedirler.

            B. YÖNETSEL VE SİYASAL YOZLAŞMANIN NEDENLERİ
            Siyasal ve yönetsel yozlaşmaların, merkezi yönetim düzeyinde olduğu kadar yerel düzeyde de sözkonusu olduğu ve hatta buralarda daha da yaygınlaşan bir süreç izlediği kamuoyunda oluşan ortak bir görüş haline gelmiştir. Özellikle bazı büyük kent belediyelerinde ortaya çıkan rüşvet ve yolsuzluk skandallarının (İSKİ, ASKİ vb.) ulusal boyuta taşınması ve kamuoyunda tartışılmaya başlanması, bu görüşün oluşmasında etkili olmuştur.

            Büyük kent belediyelerinin yerel halka hizmet sunumu ile ilgili hizmet politikaları üretme, karar verme ve bunları uygulama aşamalarında meydana gelebilecek yozlaşmaların ortaya çıkış nedenleri Vural Fuat SAVAŞ tarafından altı başlık altında incelenmektedir. Bunlar;

              *Çoğulculuk İlkesinin Yanlış Yorumlanması,
              *Parti Disiplini - Lider Diktası,
              *Eş - Dost Görevlendirme,
              *Çıkar Grupları,
              *İhmal ve İlgisizlik Etkisi, ve
              *Kısa Dönem İçin Düşünme Alışkanlığı’51 dır.

           1. Çoğulculuk İlkesinin Yanlış Yorumlanması
            Nüfus artışı, kentsel büyüme gibi nedenlerle doğrudan demokrasi sisteminin olanaksız hale gelmesi, temsili demokrasiye geçiş zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Temsili demokrasi ile birlikte genel ve eşit oy ilkesine geçilmesi; oy verme, oyların sayımı, kullanılan oylara göre kimin veya hangi düşüncelerin toplum tarafından desteklendiğinin belirlenmesi gibi işlemlerin önem kazanmasına neden olmuştur. Seçim sistemleri de demokrasinin vazgeçilmez, olmazsa olmaz "oyun kuralları" haline gelmiştir.

            Bu arada demokrasinin özünü oluşturan "halk egemenliği" kavramı da seçim sistemlerindeki yetersiz veya yanlış uygulamalar sonucu, yerini çoğunluk egemenliğine bırakmıştır. "Halkın Sesi Hakkın Sesidir." ilkesinin "Çoğunluk Dilediğini Yapar." sloganına dönüşmesi, demokrasi tarihindeki en şaşırtıcı ve hayal kırıcı gelişme olmuştur.

            Oy çokluğu ilkesini demokrasi ile eş anlamlı saymak, çağdaş demokrasileri yozlaştıran pekçok nedenin ana kaynağını oluşturmaktadır. Belli dönemlerde yapılan seçimlerden oy çokluğunu elde ederek çıkan siyasal parti, kendisini ulusal iradenin, yani egemenliğin tek ve en yetkili temsilcisi olarak görmektedir. Oy çokluğunun bu yanlış yorumu, demokrasi ile bağdaşmayan başka yanlışları da beraberinde getirmiştir.

            Bu şekilde anlaşılan bir demokrasi içinde pekçok hak ve özgürlüğün ihlal edilmesi mümkün hale gelebilmektedir. Nitekim ABD Anayasası'nın mimarlarından birisi olan James MADISON bu tehlikeye dikkatleri çekerek, insanlık tarihindeki halk özgürlüğünün kısılmasının iktidardakilerin adım adım ve sessizce yaptıkları tecavüzler sonucu meydana geldiğini belirtmiştir. Ona göre çoğunluğun azınlık haklarını gasp etmesinden kaynaklanan dalgalanmalar ve iktidarın kötüye kullanılması, toplumda bölünmelere ve huzursuzluklara neden olmaktadır.

            Gerçek demokrasi önce çeşitli görüş ve düşünce ayrılıklarının varlığını, sonra da bunlar arasında bir uzlaşmayı gerekli kılmaktadır. Oy çokluğu ilkesinin arkasına saklananlar ise ne karşıt fikirlere saygılı davranmakta, ne de uzlaşmaya gerek görmektedirler.

            Çoğunluk kuralı ile ilgili bir diğer önemli nokta, "çoğunluk" diye görünenin aslında "çeşitli çıkarların temsilcisi durumundaki azınlıkların toplamı" olmasıdır. Örneğin gecekondulara tapu, yaşlılara ücretsiz ulaşım olanağı, kadınlara ucuz halk eğitimi hizmeti vaadinde bulunan bir belediye başkanı adayı seçimlerden galip çıkabilir. Ancak kendisine seçimleri kazandıran oy çokluğu, çeşitli azınlık oylarının toplanmasından oluşmaktadır. Bu çoğunluğun belli bir belediye başkanı adayına oy vermekten başka herhangi bir ortak yönü bulunmamaktadır.

            2. Parti Disiplini - Lider Diktası
            Siyasal partiler arasındaki rekabet, parti mensuplarını parti ideolojileri ve programı etrafında kenetlenmeye zorlamaktadır. "Parti disiplini" adı verilen bir sınırlama sonucu bütün partililer, her türlü özgür düşünceden ve özeleştiriden uzaklaştırılmış, tutucu ve kaderci birer robot haline dönüştürülmüşlerdir.

            Bir topluluk özgür düşünceden ve özeleştiriden uzaklaşırsa birinin veya birilerinin, sözkonusu topluluk adına düşünmesi ve o topluluğu yönlendirmesi gereği ortaya çıkmaktadır. Bu birileri de genellikle parti liderleri olmaktadır. Siyasal parti mensuplarının parti disiplini içinde bir tür robotlaşmaları sonucu, partilerin genel başkanları son derece otoriter ve hatta totaliter bir statüye sahip olabilmektedirler.

            Tarihsel sürece bakıldığında halk egemenliği ilkesine dayanan demokrasilerin, önce çoğunluk egemenliğine, sonra siyasal iktidar egemenliğine, diğer bir deyişle seçimi kazanan parti egemenliğine ve sonunda genel başkan egemenliğine dönüştüğünü gözlemlemek mümkündür.

            3. Eş - Dost Görevlendirme
            Çağdaş demokrasilerde meydana gelen yozlaşmaların bir neden de iktidar sahiplerinin; kendi yakınlarını, dost ve akrabalarını önemli görevlerin başına geçirme alışkanlıklarıdır. Bu alışkanlık, kamu görevlerine atama yaparken, o görevin gerektirdiği, eğitim, kültür, bilgi ve tecrübe gibi nitelikleri değil, siyasal iktidara olan yakınlığı ön plana almaktadır. Bu tür atamalar özellikle gelişmekte olan demokratik ülkelerde çok yaygın durumdadır.

            Yerel yönetimlerde, yerel halkın birbirlerini daha yakından tanıma olanağına sahip olması nedeniyle personel atamalarında bu tür alışkanlıkların daha çok uygulandığı söylenebilir.

            4. Çıkar Grupları
            Siyasal partilerin, kazanacakları oy sayısını artırmak için birbirleri ile rekabet içinde bulunmaları, ortak çıkarlara sahip kişilerin bir araya gelmelerine neden olmuştur. "Çıkar grubu" veya "baskı grubu" adı verilen bu gruplar, seçim öncesinde siyasal partilerle "kişisel çıkar-oy" alışverişine girişmektedirler. Yani hangi siyasal parti, kendi gruplarının çıkarına daha fazla hizmet edecekse, çıkar grupları oylarıyla sözkonusu partiyi desteklemektedirler. Eğer destek gören siyasal parti ya da aday seçimleri kazanırsa, daha sonra çıkar grupları o partiyi ya da adayını yoğun bir baskı altında tutarak, çıkarlarını koruyacak ve artıracak önlemlerin alınmasını istemekte ve bunda da büyük ölçüde başarılı olmaktadırlar.

            Gerçekten de bugün siyasal iktidarların temel amacı özel çıkarları gözetmekten ibaret hale gelmiştir. Özel çıkar gözeten bir politikayı, küçük bir seçmen grubuna önemli kişisel yararlar sağlayan ve bunun yükünü diğer seçmenlere az ya da çok miktarda dağıtan bir politika olarak tanımlamak çok da yanlış olmayacaktır.

            Özel çıkar gruplarına mensup seçmenler; politikacılara kendi çıkarlarına hizmet eden görüşleri benimseyip benimsemediklerini gözönüne alarak oy verdikleri gibi, bu siyasal partileri ve politikacıları da maddi yönden desteklemektedirler. "Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez" felsefesi, çıkar grupları ile politikacılar arasındaki ilişkilerin özünü oluşturmakta ve her ikisi de karşı taraftan gelecek olanı "kaz", kendi verdiğini ise "tavuk" olarak görmektedir.

            5. İhmal ve İlgisizlik Etkisi
            Seçim gibi toplumsal kararların alınması sözkonusu olduğunda, bireylerin kararlarını rastgele bir biçimde belirlemeleri de siyasal ve yönetsel yozlaşmaların meydana gelmesinde önemli bir faktör durumundadır.

            Bir parti adayını ya da bir siyasal partiyi oyu ile destekleyecek olan seçmen, çoğu kez televizyon, radyo, dergi ve gazete gibi kitle iletişim araçlarından edindiği bilgilerle yetinmektedir. Seçmen diğer yandan, kendi oyuyla toplumun kararını ve seçimlerin sonucunu etkileyemeyeceğini, bu nedenle partiler ve adayları hakkında fazla bilgi edinmeye gerek olmadığını düşünmektedir. Sonuçta seçmen genellikle pekçok bilgiden habersiz olarak oy kullanmayı tercih etmektedir.

            6. Kısa Dönem İçin Düşünme Alışkanlığı
            Politikacı ya da seçmen, her ikisinde de, politikada daima günlük ve kısa dönemli hesaplara göre hareket etme eğilimi egemendir. Seçmenler çoğu kez, seçim öncesi elde ettiklerini gözönünde tutmak suretiyle oylarını kullanmaktadırlar. Örneğin yerel seçimlerden kısa bir süre önce yapılan yol, kaldırım yapım ve yenileme çalışmaları, personel maaş ve ücretlerinde artış yapılması, kent içi temizlik çalışmalarına hız verilmesi gibi uygulamalar, yerel halkın yönetimde bulunanlar hakkındaki değerlendirmelerinde son derece etkili olabilmektedir.

            Seçmenler kadar politikacılar da kısa dönemli düşüncelerle hareket etmektedirler. Onlar için temel amaç ise gelecek seçimlerden galip çıkmaktır. Eğer yönetim pozisyonunda iseler, faydaları seçim öncesi ortaya çıkacak ve seçmenleri kendilerine oy vermeye yöneltecek politikaları yürürlüğe koymaktan çekinmemektedirler. Buna karşılık uzun dönemde toplum açısından büyük yararlar sağlayacak politikalar ise gözardı edilmektedir. Tercih edilen politikalar seçim öncesindeki bir iki ay süresince seçmeni memnun edecek politikalar olmaktadır. Bu nedenle ellerinde bulunan bütün olanakları, uzun dönemde ekonomik, toplumsal ve siyasal yaşam üzerinde çeşitli sorunlar doğuracağını bilseler bile kimi zamanlar rahatlıkla kullanabilmektedirler.

            Yozlaşmaların temel kaynağını teşkil eden diğer iki faktörü de şöyle sıralamak mümkündür:

            * Devletin yönetim kademelerinde yeralanların güç ve yetkilerinin sınırlandırılmamış olması,

            Günümüzde geçerli olan temsili demokrasi anlayışında oylama mekanizmaları ile güç ve yetki, vatandaşlar eliyle milletin temsilcilerine devredilmektedir. Bu kişiler devletin egemenlik hakkını ve gücünü, seçim kısıtlamalarının dışında hiçbir sınırlamayla karşılaşmaksızın diledikleri şekilde ve hatta keyfi bir biçimde kullanabilmektedirler. Seçim sistemi ve oylama mekanizması, yöneticilerin elde ettikleri güç ve yetkileri sorumsuzca kullanmalarını ve suiistimal etmelerini engelleme konusunda yetersiz kalabilmektedirler.

            * Siyasal süreçte rol oynayan siyasetçiler, bürokratlar, çıkar grupları, baskı grupları ve seçmenler gibi aktörlerin esasen kendi özel çıkarlarının peşinde koşmaları52 .

            Karar alma sürecinde sıkça sözü edilen "kamu çıkarı", "toplumun iyiliği", "ülke menfaati", "toplum menfaati" gibi kavramlar, günümüzde iyiden iyiye sıradanlaşmış ve dolgu malzemesi gibi kullanılan anahtar sözcükler haline dönüşmüşlerdir. Oysa yöneticilerin de sonuçta birer insan oldukları gözden kaçırılmaktadır. Siyasetçi ve yöneticilerin karar ve uygulamalarında, kendi özel veya grupsal çıkarlarının peşinde koşmayacaklarına inanmak bir yanılgıdır. Şüphesiz, ülke çıkarlarını kendi çıkarlarının üstünde gören kişiler vardır. Ama önemli olan bazılarının aksi tarzlarda davranış ve eylemlerde bulunabileceğinin varsayılmasıdır. Bu varsayım esas alındığında, devleti yönetenlerin güç ve yetkilerinin sınırlarının belirlenmesi gereği açıkça ortaya çıkmaktadır53 .

            C. YÖNETSEL VE SİYASAL YOZLAŞMA TÜRLERİ
            Yönetsel ve siyasal yozlaşmaların yer ve zamana göre farklılık gösteren, değişen koşullar karşısında yeni şekiller alan birçok türüne rastlanmaktadır. Yine bu yozlaşma türleri çoğu zaman bir arada bulunabilmektedirler.

            Büyük kent belediyelerinin eğitim ve kültür hizmetlerine siyasal parti ideolojilerinin yansıması, özünde yönetimin “siyasallaşma” sürecinin önemli bir aşamasını oluşturmaktadır. En genel anlamda yönetimin siyasallaşması, yönetimin siyasal gücün etkisi altına girmesi olayıdır. Daha somut olarak bu kavram, parti politikasının yönetime egemen olmasını ve iktidardaki siyasal partinin kendi çıkarlarını genel çıkarlar aleyhine ön plana çıkarmasını ifade etmektedir54 .

            Aşağıda yönetsel ve siyasal yozlaşma türlerinin başlıcalarına, özellikle de eğitim ve kültür hizmetlerinin yürütülmesi aşamalarında ortaya çıkabilecek ve “yönetimin siyasallaşması” kapsamında değerlendirilebilecek olanlarına değinilecektir.

            1. Adam Kayırmacılık: Nepotizm ve Kronizm
            Adam kayırmacılık, bir kişinin beceri, kabiliyet, başarı ve eğitim düzeyi gibi faktörler dikkate alınmadan yalnızca politikacı ve bürokratlar ile olan akrabalık, arkadaşlık-dostluk ilişkileri esas alınmak suretiyle, kamu görevlisi olarak işbaşına getirilmeleridir. Atamanın akrabalık ilişkilerine dayalı olarak yapılmasına "nepotizm", arkadaşlık-dostluk ilişkilerine dayalı olarak yapılmasına da "kronizm" adı verilmektedir. Türkçe’de kullanılan "iltimas" kelimesi de esasen bu iki kavramı ifade etmektedir. Halk dilinde nepotizm ve kronizm, adam kayırmacılık ve torpilcilik gibi kavramlarla özdeşleşmiş durumdadır. 

            Eş-dost ilişkilerinden kaynaklanan bu tür yozlaşmayı kimi yazarlar da "kabilecilik" veya "kulüpçülük" olarak tanımlamaktadırlar. Onlara göre kabilecilik, kamu yönetimi birimlerindeki ilişkilerde ya da bu birimlerle toplumsal çevre arasında meydana gelen karşılıklı ilişkilerde, aynı okulda okumuş olmak, aynı yöreden olmak ve aynı siyasal partinin çizgisinde bulunmak gibi özgül ölçülerin ön plana alınması, yönetim çalışmalarını düzenleyen evrensel ilkelerin ise geri planda bırakılması olayıdır55 . Günümüzde birçok ülkede kamu görevlilerinin işe alınmalarında liyakat (yeterlik) ve eşitlik ilkeleri yerine, objektif olmayan birtakım ölçütler gözetilerek adam kayırma işlemi yapıldığı bilinmektedir56 .

            2. Siyasal Kayırmacılık (Yandaşlık, Partizanlık) ve Patronaj
            Adam kayırmacılığın nepotizm ve kronizm dışında diğer bir özel türü de "siyasal kayırmacılık" ve "patronaj"dır. Siyasal partilerin iktidara geldikten sonra, kendilerine destek veren seçmen gruplarına değişik şekillerde ayrıcalıklı işlem yaparak bu kimselere haksız çıkar sağlamalarına "siyasal kayırmacılık" adı verilmektedir.

            Diğer bir anlatımla, bu tür yozlaşmada siyasal partiler yandaşlarını, seçim dönemlerinde ettikleri yardımlar nedeniyle bir anlamda ödüllendirmektedirler. Siyasal kayırmacılığın, "partizanlık" veya "politik yandaşlık" olarak da ifade edildiği görülmektedir57 .

            Aşırı partizanlık (zealotry), özellikle yerel kamu hizmetlerini yürütmekle görevli hizmet birimlerinde çok daha yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. Diğer yandan politik süreç içinde yeralan siyasal partilerin, iktidarı ele geçirdikten sonra kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan üst düzey yöneticilerini görevden almaları ve bu görevlere yine siyasal yandaşlık, ideoloji, nepotizm-kronizm gibi faktörler esas alınarak yeni atamalar yapmalarına da literatürde "patronaj" denilmektedir58 . Aşırı patronajlık ve aşırı partizanlık, birçok toplumda yönetsel ve siyasal yozlaşmaların en yaygın olarak uygulanan türlerini oluşturmaktadır.

            3. Hizmet Kayırmacılığı
            Hizmet kayırmacılığı, oy ticareti olarak tanımlanan “logrolling”in özel bir durumudur. Bu tür yozlaşmada, bir siyasal parti adayı seçimleri yeniden kazanabilmek için, daha önce kendisine destek veren seçmenlerin bulunduğu bölgelere, diğer bölgelere oranla daha fazla hizmet sunmaya çalışmaktadır. Diğer bir ifadeyle hizmet kayırmacılığı, iktidarda bulunan siyasal partinin, gelecek seçimlerde iktidardaki yerini korumak amacıyla bütçe tahsisatlarını, oylarını maksimize edecek şekilde seçim bölgelerine tahsis etmesi ve böylece bütçe kaynaklarını yağmalaması olayıdır59 .

            4. Gönül Yapma (Suvasyon)
            Gönül yapma siyasal kayırmacılığın, hizmet kayırmacılığının ve adam kayırmacılığın değişik bir uygulamasıdır. Orijinal adı ile “suvasion”, iktidarda bulunan parti tarafından; seçim öncesinde kendisine yardımcı olan bazı partizan grupların, seçimlerden sonra devletin olanaklarından diğer halka oranla daha fazla yararlandırılması olarak tanımlanmaktadır.

            Politikacılar, daha önce aldığı oyları gelecek seçimlerde kaybetmemek için çıkar ve baskı gruplarının isteklerine mümkün olduğu kadar uymaya özen göstermektedirler. Bu duruma özellikle yerel yönetimlerde sık olarak rastlanmaktadır. Örneğin, belediye seçimleri öncesinde A partisi adayına maddi destek sağlayan X firması sahibi, seçim sonrasında firmanın önünden geçen yolun asfaltlanmasını belediye başkanından rica edebilir. Belediye başkanının asfaltlama çalışmalarında önceliği sözkonusu firma önündeki yola vermesi, bu tür bir yozlaşmanın gerçekleşmesi anlamına gelmektedir60 .

            D. BÜYÜK KENT BELEDİYELERİNİN EĞİTİM - KÜLTÜR HİZMETLERİ VE SİYASAL - YÖNETSEL YOZLAŞMA
            Türkiye’de mevcut büyük kent belediyesi başkanlarının tümü bir siyasal partinin temsilcisi olarak yerel seçimlere katılmış ve belediye başkanlığını, parti seçmenlerinin oy desteği ile elde etmişlerdir. Her ne kadar yerel seçimlerde adayın kişisel özellikleri gözönüne alınıyorsa da, seçim başarısındaki temel etken adayın mensup olduğu siyasal partinin halkın gözünde edindiği imajdır. Ayrıca adaylar seçim propagandalarında daha çok kendi partilerinin söylemlerini kullanmaktadırlar. Seçmenler de adayın seçimlerden önce dile getirdiği söylemleri ve seçimi kazandığı takdirde gerçekleştirmeyi vaadettiği hizmetleri gözönünde bulundurarak adayları oylarıyla desteklemektedirler.

            Konuya bu açıdan bakıldığında büyük kent belediyesi yönetimlerinin eğitim ve kültür hizmetlerini yürütürken, temsil ettikleri siyasal partinin ideolojilerini ve bu ideolojilerin gerekli kıldığı politikaları bu hizmetlere yansıtmasını bir dereceye kadar doğal karşılamak mümkündür. Bunun yanında belediye yönetimleri sözkonusu durumu “seçmenlere karşı yapılan vaadleri yerine getirmek” ve “çoğunluğun taleplerine yanıt vermek” olarak açıklayabilmektedirler. Ancak bu açıklama tarzı, demokrasinin “çoğunluğun egemenliği” olarak tanımlanması görüşüne dayandığı için eksik sayılmalıdır. Oysa demokrasi “çok seslilik” anlayışını gerekli kılmaktadır. Belediye başkanlığı seçimleri “çoğunluk” yöntemine göre yapıldığı ve başkan seçilmenin % 50’den fazla oy desteğine sahip olmayı gerektirmediği için, adaylar toplam oyların küçük bir kısmını elde ettikleri halde bile belediye başkanlığını kazanabilmektedirler. Bu durum da yönetimin “çoğunluk”la ilgili gerekçesini ortadan kaldırıcı bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır.

            Sorunun diğer bir yönü de ekonomiktir. Büyük kent belediyelerini yalnızca kendilerine oy veren seçmenler değil, tüm kent halkı finanse etmektedir. Bu bakımdan nasıl ki belediyenin su, kanalizasyon, çevre temizliği ve ulaşım gibi konularda ayırım yapmaksızın hizmet yürütmesi gerekiyorsa, eğitim ve kültür hizmetlerinin sunulmasında da aynı duyarlılığı göstermesi ve çok sesliliği temel ölçüt olarak benimsemesi önem taşımaktadır. Büyük kent belediyeleri eğitim ve kültür hizmetlerinde ayırımcılıktan uzak, tüm halkın taleplerine uygun ve tarafsız bir tutum sergilemelidirler.

            Büyük kent belediyelerinde eğitim ve kültür hizmetlerinin yerel demokrasi ilkelerine uygun olarak yürütülmesi, hiç kuşkusuz iyi eğitilmiş, çalışma alanı ile ilgili konulara egemen ve hizmetin gerektirdiği özelliklere sahip yöneticileri ve personeli gerekli kılmaktadır. Bunun yanında yerel halkın dilek ve şikayetlerini dikkate alan, eğitim ve kültür hizmetlerinin yürütülmesinde hangi tercihlerin esas alınması gerektiği konusunda onların görüşlerine başvurarak katılımlarını sağlayan, hizmetlerde şeffaf ve tarafsız bir yönetim de bu hizmetlerdeki başarıyı artıracak etkenlerdendir.

            Siyasal ve yönetsel yozlaşma türlerinin bir ya da birkaçının büyük kent belediyesi yönetimlerinde bulunması, hem yönetimin başarısını olumsuz yönde etkileyecek hem de yerel halkın belediyeye olan güven ve desteğini azaltacaktır. Bu nedenle büyük kent belediyelerinin demokratiklik, etkinlik ve verimlilik, sosyal adalet, açıklık ve (özellikle de) tarafsızlık ilkelerine uygun bir yönetim sergilemeleri ve her türlü yozlaşmaya karşı tedbirli davranmaları gerekmektedir. Ancak yerel yönetimlerde, yöneten-yönetilen ilişkileri merkezi yönetime oranla daha gelişmiş ve yakın olduğundan yozlaşma örneklerine buralarda daha sık olarak rastlandığı söylenebilir.

            Siyasal ve yönetsel yozlaşma türlerinin, büyük kent belediyelerinin eğitim ve kültür hizmetleri üzerindeki yansımaları konusunda şu tespitleri yapmak mümkündür:

            Adam kayırmacılık; büyük kent belediyelerinin eğitim ve kültür hizmetlerini yürüten birimlerinde, diğer kentsel hizmetleri yürüten birimlere göre daha az karşılaşılan bir durumdur. Bunun en önemli nedeni, belediye yönetimlerinin eğitim ve kültür alanında ve özellikle sanatsal hizmetler alanında görevlendirebilecekleri nitelikli elemanları eş, dost ve arkadaş çevrelerinde kolaylıkla bulamamalarıdır.

            Sözkonusu duruma en iyi örnek olarak Refah Partisi yönetimindeki İstanbul Büyük Kent Belediyesi gösterilebilir. Bu belediyede birçok birimde kadro değişikliğine gidildiği ve yönetim kademelerine partiye yakın kişiler getirildiği halde, Büyük Kent Belediyesi’nin Kültürel ve Sosyal İşler Dairesi’ne bağlı bulunan Şehir Tiyatroları Müdürlüğü’nde önceki dönemde görev yapan yönetici ve sanatçı personelin büyük bir kısmı yerlerini korumuşlardır. Belediye yönetiminin kendi ideolojisini benimseyen ve sahne sanatları alanında bilgi ve deneyime sahip eleman bulmakta sıkıntı çekmesi burada temel etken olmuştur. Yönetim tarafından dile getirilen “çok seslilik anlayışına bağlılık” da bu uygulamanın diğer bir nedeni olarak sayılabilir.

            Büyük kent belediyelerinin eğitim ve kültür hizmetlerine ilişkin uygulamalarında yukarıdaki bölümde ele alınmaya çalışılan yozlaşma türlerinden bazı örneklere rastlamak mümkündür. Siyasal kayırmacılık ve hizmet kayırmacılığı bunlar içinde en yaygınları olarak göze çarpmaktadır.

            Eğitim ve kültür hizmetleri ile ilgili olarak belediyelerin kendilerine destek veren seçmen gruplarına, diğer gruplara oranla ayrıcalık tanıyarak çıkar sağlamaları daha çok belediyeye ait tesislerin kullanımında ortaya çıkmaktadır. Örneğin tiyatro salonları, gösteri merkezleri ve konser salonları gibi mekanlar; belediye yönetimine, belediye başkanının mensubu bulunduğu siyasal partiye ve bu partinin ideolojisine yakınlık duyan gruplara öncelikli olarak tahsis edilebilmektedir. Diğer yandan belediye yönetimleri kültürel hizmetlerde ve eğitim-eğitime destek niteliğindeki hizmetlerde kendilerine siyasal desteğin yoğun olduğu bölgelere öncelik verebilmektedir.

            Büyük kent belediyelerinin eğitim ve kültür hizmetlerinde siyasal parti ideolojilerini yansıtan ve bir yönüyle yozlaşma özelliği taşıyan diğer uygulamalardan bazılarını şöyle sıralamak mümkündür:

            * Kültürel ve sanatsal etkinliklerde yönetimle aynı dünya görüşüne sahip kişiliklerin ön plana çıkarılması, onların yapıtlarına öncelik verilmesi,

            * Yönetimin benimsediği siyasal parti ideolojisini propaganda niteliğinde destekleyen yayınların basım ve dağıtımının yapılması,

            * Yapılan kültür ve sanat içerikli ödüllü yarışmalarda ideolojik konuların seçilmesi ve ödüllerin kendi siyasal görüşünü benimseyen katılımcılara verilmesi,

            * Eğitim amaçlı bursların öğrencilere “siyasal yandaşlık” esas alınarak dağıtılması,

            * Kentin cadde ve sokaklarına kendi siyasal ideolojilerini yansıtan isimlerin verilmesi, karşı siyasal görüşü çağrıştıran isimlerin yenileriyle değiştirilmesi,

            * Kentin çeşitli mekanlarına ideolojik unsurlar taşıyan anıtların dikilmesi, diğerlerinin kaldırılması,

            * Kendi siyasal ideolojilerine aykırı buldukları sinema, tiyatro, konser, sergi gibi sanatsal ve kültürel etkinliklerin engellenmesi veya engellenmeye çalışılması,

            * Büyük kent belediyesi bünyesinde ideolojik amaçlı kültürel hizmet birimlerinin kurulması vb.

            Bazı büyük kent belediyesi yöneticileri yukarıda sayılan birtakım uygulamaların haklı gerekçelere dayandığını ve bu uygulamaları ile toplum çıkarını koruduklarını ileri sürmektedirler. Bu görüşe karşı çıkanlar ise yapılanların kültür ve sanat özgürlüğüne aykırı olduğunu ve demokrasi ile bağdaşamayacağını savunmaktadırlar.

            E. YÖNETSEL VE SİYASAL YOZLAŞMANIN ETKİLERİ VE SONUÇLARI
            Evrensel yönetim ilkelerinden zamanla uzaklaşılması ve ayrıca kamu yönetimi birimleri tarafından sunulan kamusal mal ve hizmetlerin halkın beklentilerine yeterince yanıt verecek nitelik ve nicelikten yoksun olması gibi nedenlerin sonucu olarak birtakım yönetsel ve siyasal yozlaşma türleri ortaya çıkmaktadır. Yukarıda ele alınmaya çalışılan bu yozlaşmalar, toplum hayatını derinden etkileyen bazı önemli sonuçları da beraberinde getirmektedirler.

            Cemil OKTAY bu etki ve sonuçları iki başlık altında toplamaktadır61 : 1. Yönetimin Saygınlık Görüntüsünde Düşme, 2. Destek Aşınması.

            1. Yönetimin Saygınlık Görüntüsünde Düşme
            Toplumun artan taleplerinin sistem tarafından gereği gibi karşılanamamış olması, hizmet yetersizliğinin ortaya çıkardığı rekabet ve bu rekabet ortamıyla birlikte yönetsel ve siyasal yozlaşmaların tür ve yoğunluk bakımından artış göstermesi, yönetimin yönetilenler katındaki saygınlığını sarsmaya başlamaktadır. 

            Bu konuyla ilgili olarak Türker ALKAN tarafından yapılan bir araştırmada, ülkemizde gelişen ve yoğunlaşan toplumsal sorunlara aktif ve olumlu yönde yanıt verebilecek bir kamu yönetiminin geliştirilemediği vurgulanmaktadır. Aynı araştırmada elde edilen sonuçlar, artan ve çeşitlenen sorunlar karşısında hızlı bir uyum sağlama becerisi sergileyemeyen kamu yönetiminin toplum gözündeki görünümünün olumsuz bir hal almaya başladığını göstermektedir.

            Genel olarak yönetimin tarafsızlık ve verimlilik gibi konularda yönetilenler arasında iyi puanlar toplamadığı birçok yazar tarafından sıkça belirtilen bir durumdur. Yukarıda sözü edilen araştırma da, yönetimin tarafsızlığı konusunda toplumun genel bir olumsuz yargıya sahip olduğunu ve yönetimin tarafsızlığına ilişkin olumlu izlenimlerin hem çok düşük hem de sürekli azalma gösteren bir süreç izlediğini ortaya koymaktadır.

            Ekonomik ve toplumsal kalkınmanın gerçekleştirilmesinde büyük sorumluluklar yüklenmiş bir yönetimin yönetilenler arasındaki saygınlığının zayıflaması, onun zaten doyurucu olmayan verimliliğini daha da kısırlaştırıcı bir etki yapabilmektedir. Sonuç olarak, bir güven bunalımı ve olumsuzluk ortamında çevrenin sisteme yönelik desteğinin sürekli olarak korunması pek de kolay gözükmemektedir.

            2. Destek Aşınması
            David EASTON, sisteme yönelik destekleri, "özgül destek" ve "yaygın destek" olmak üzere iki ayrı türde sınıflandırmaktadır. Bu sınıflandırmaya göre özgül destek, sistemin çevreye sunduğu hizmetlerin veya yanıtladığı beklentilerin karşılığı olarak elde ettiği destektir. Yaygın destek ise siyasal duygulara, sisteme yönelik olan genel ve yerleşik tutumlara çağrıda bulunmak suretiyle kazanılmaktadır. EASTON toplumun sisteme yönelik meşruiyyet inancının yaygın destekle aynı anlamı ifade ettiği görüşündedir.

            Çevrenin, yönetimin yanlı tutumundan ve istemlerine karşı verilen yanıtların yetersiz olmasından duyduğu hoşnutsuzluk, özgül desteği hemen, yaygın desteği ise belirli koşullarda aşındırmaktadır. Toplumun istemlerine karşı yanıt yetersizliğindeki aşırı birikmeler ve özellikle siyasal ve yönetsel yozlaşmaların yaygınlık kazanmaları sonucu oluşan olumsuz izlenim, aşınma kapsamında yaygın desteğin de yeralmasındaki temel etmendir.

            S. M. LIPSET sistemin çevrede uyandırdığı meşruiyyet kanaati ile sistemin çevreye yönelik etkinliği arasında anlamlı bir ilişki kurmaktadır. Ona göre "etkili olma", sistemin görevi sayılan işleri yerine getirme derecesi; "meşruiyyet" ise sistemi oluşturan kurum ve yöntemlerin en uygun kurum ve yöntemler olduğu yolunda çevrenin sahip olduğu inanç ve güvendir. LIPSET'e göre en dengeli sistem hem meşru hem etkili olanı, en istikrarsız sistem ise hem meşru olmayanı hem de etkili olmayanıdır.

            Sisteme karşı verilen özgül desteklerin aşırı boyutlarda aşınma göstermesi ve kamu yönetimindeki yozlaşmaların yoğunluk kazanması; Türkiye'deki yönetim sisteminin etkili olmayan fakat meşru olan sistem türünden, hem etkili olmayan hem de meşruiyyetini yitirmiş tam istikrarsız (kararsız) sistem türüne geçiş süreci ile karşı karşıya olduğu izlenimini vermektedir. Yaygın destek her ne kadar sistem çıktılarından kısa dönemde etkilenmez ve aşınmalara karşı dayanıklılık gösterir ise de, desteğin bu dayanıklılığı sürdürmesi belli bir aşamadan sonra olanaksız hale gelebilmektedir.

            Özgül destek düzeyindeki aşınmaların ve bu aşınmaların yaygın destek üzerinde yaptığı etkilerin, ülkemizin siyasal ve yönetsel sistemini sık sık gerginliklere sürüklediği söylenebilir. Yaygın desteğin tazelenmesi girişimleri de daha çok gerginliğin en yüksek düzeylere çıktığı dönemlerde gündeme gelmektedir. Bu konuda en sık başvurulan yöntemlerden biri geleneksel değerlerin yeniden önem verilen değerler düzeyine çıkartılması, diğeri de sistemin etkin ve verimliliğini artıracak önlemlerin alınmasıdır.

            III. YÖNETSEL VE SİYASAL YOZLAŞMANIN ÖNLENMESİNE YÖNELİK ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
            Yönetimde yozlaşmaların önlenmesine ilişkin olarak geliştirilen çözüm önerileri iki başlık altında ele alınabilir: A. Anayasal Çözüm Önerileri, B. Yasal - Kurumsal Çözüm Önerileri62 .

            A. ANAYASAL ÇÖZÜM ÖNERİLERİ VE KAMU TERCİHİ TEORİSİ63 
            Siyasal ve yönetsel yozlaşmaların ortadan kaldırılabilmesi için, siyasal karar alma sürecinde bir yeniden yapılanmanın gerekliliği herkesçe kabul edilen bir görüştür. Kimi yazarlara göre bu yeniden yapılanmanın gerçekleşmesi, karar alma sürecinde rol alan aktörlerin daha "iyi"leriyle değiştirilmesi, daha açık bir ifade ile eğitimli, kültürlü, dini ve ahlaki değerlere sahip kişilerin işbaşına getirilmeleri ile değil; anayasal, yasal ve kurumsal çerçevenin yeniden düzenlenmesi ile mümkündür.

            Amerika Birleşik Devletleri'nde Virginia Politik İktisat Okulu olarak bilinen bir çağdaş iktisadi düşünce ekolünün temsilcileri tarafından, "Kamu Tercihi ve Anayasal İktisat" adını verdikleri bir disiplin içerisinde, devletin gücünün ve yetkilerinin niçin ve nasıl sınırlandırılması gerektiği konusunda incelemeler yapılmaktadır.

            Kamu Tercihi iktisatçıları, iyi bir toplumsal düzenin temel ilkelerinin anayasalarda yeralması ve devletin "siyasal" ve "ekonomik" hak, yetki, görev ve sorumluluklarının çerçevesinin yine anayasalarda açıkça ve sınırları ile birlikte saptanması gerektiğini ileri sürmektedirler. Kamu Tercihi ve Anayasal İktisat Teorisi, toplumun hem hukuksal, hem de kurumsal yapısını yönlendirecek anayasaların vatandaşların bilinçli çabalarıyla ideal şeklini alacağını kabul etmektedir. Bu teoriye göre bireylerin hak ve özgürlükleri, ancak devletin hak ve yetkilerinin sınırlandırılması ile mümkündür.

            Kısaca, Kamu Tercihi Teorisi ve Anayasal İktisat yaklaşımına göre siyasal yozlaşmaların ortadan kaldırılması için devletin güç ve yetkilerinin, görev ve işlevlerinin sınırlarının belirlenmesi önem taşımaktadır. Bu çağdaş iktisadi düşüncede devletin özellikle "ekonomi" alanındaki güç ve yetkilerinin, ekonomik anayasada düzenlenmesine ve sınırlandırılmasına daha büyük önem verilmektedir64 .

            B. YASAL - KURUMSAL ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
            Yönetsel ve siyasal yozlaşmanın önlenmesine yönelik olarak üretilen yasal-kurumsal çözüm önerilerinden başlıcaları şunlardır65 :

            1. Yönetimde Açıklık (Şeffaflık) Sağlanması
            Demokrasi bir açık toplum rejimi olup 3 temel özelliğe sahiptir. Bunlar; "temsil", "katılım" ve "denetim"dir. Yönetimde açıklığın sağlanması (publicity), yönetilenlerin kamu yönetiminin işleyişini denetleyebilmelerine büyük olanak sağlamaktadır. Açık toplum ve açık yönetim (şeffaf yönetim) oluşturma amacına yönelik öneriler şöyle sıralanabilir:

            * Vatandaşların yönetimle ilgili olarak her türlü belge ve bilgiye ulaşabilmelerine olanak sağlanmalı ve bilgi edinme hakkı anayasal güvence altına alınmalıdır. Bu hakkın sınırları da anayasada açık ve net bir biçimde belirtilmelidir.

            * Kamuyu ilgilendiren kararların alındığı belediye meclisi toplantılarına, yerel halkın da katılabilmeleri için uygun ortam sağlanmalıdır.

            * Kamu kurum ve kuruluşları tarafından en az yılda bir defa ayrıntılı çalışma raporları hazırlanmalı ve kamuoyuna sunulmalıdır. Bu raporlar yeterli ayrıntılar içermelidir.

            * Kamu politikalarına ilişkin karar ve uygulamalar önceden halka duyurulmalı, önemli olanlarıyla ilgili gerekirse kamuoyu araştırması yapılmalı ve hatta referandum yapılmalıdır.

            * Yönetimdeki gizlilik ve örtbas şeklindeki yozlaşmaların cezai yaptırımları yasalarda açıkça yeralmalıdır.

            2. Siyasal Yozlaşmaları Denetleme Kurumu'nun Oluşturulması
            Ülkemizde henüz siyasal yozlaşmalarla mücadele edecek, siyasal nitelikli suçları araştıracak ve soruşturacak bağımsız ve özel statülü bir kurum mevcut değildir. Yozlaşmalarla mücadele için direkt olarak Parlamento'ya bağlı olarak çalışacak bir denetleme kurumunun oluşturulması son derece yararlı olacaktır.

            3. Yozlaşmalarla Mücadelede Ombudsman Benzeri Bir Sistemin (Halk Denetçiliği) Oluşturulması
            Kamu yönetiminin hukuka uygun hareket etmesini sağlamak üzere böyle bir müessese sisteminin ülkemizde de oluşturulması, halkın denetiminin gerçekleşmesinde ve yönetimde meydana gelebilecek yozlaşmaların önlenmesinde önemli bir rol oynayacaktır66 .

            4. Siyasal Yozlaşmaların Yaygın Olduğu Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Denetim ve Kontrollerin Etkinleştirilmesi
            Genellikle siyasal yozlaşmalar yürütme aşamasında hem tür, hem de nicelik açısından yaygınlık göstermektedir. Özellikle belediyeler, gümrükler, vergi daireleri gibi yönetim birimlerinde bu tür yozlaşmalar yaygın olduğundan, buralardaki denetim ve kontrollerin sıklaştırılması ve etkinleştirilmesi önem kazanmaktadır.

            5. Eğitim-Öğretim ve Kitle İletişim Araçları Yoluyla Siyasal Yozlaşma Mücadelesi
            Toplumsal kirliliğin ortadan kaldırılmasında eğitim ve öğretimin önemi küçümsenmeyecek kadar büyüktür. Okullaşma oranının düşük olduğu, eğitim ve öğretim kalitesinin yetersiz durumda bulunduğu toplumlarda, toplumsal kirlenmelerin ve yozlaşmaların daha fazla olduğu bilinmektedir. Bu bakımdan temiz topluma yönelik eğitime eğilinmesi gerekli görülmektedir. Ayrıca bu konuda özellikle basın, radyo, televizyon ve diğer medya kuruluşlarına büyük görev ve sorumluluk düşmektedir.

            Yozlaşmalara çözüm getirmesi ümidiyle geliştirilen anayasal ve yasal-kurumsal önerilerin her biri de etkin olarak uygulanmaları kaydıyla başarı sağlayabilir. Ancak sözkonusu yozlaşmaların oluşumunda insan faktörünün oynadığı rol, bu faktöre daha büyük bir önemle eğilinmesi gereğini ortaya koymaktadır.

            Yalnızca insana özgü bazı yüksek değerlerin (ahlak, fazilet, dürüstlük gibi); bir yandan eğitim-öğretim ve kitle iletişim araçları kullanılarak, diğer yandan çeşitli hukuksal ve kurumsal tedbirler alınarak ortaya çıkarılması ve geliştirilmesi, yozlaşmalarla mücadeleye katkı sağlayacak ve temiz toplum idealine ulaşmayı büyük ölçüde kolaylaştıracaktır.
 
 

ÜÇÜNCÜ KISIM
YEREL YÖNETİM HİZMETLERİ VE SİYASAL AHLAK

            Günümüzde yerel yönetimler ile merkezi yönetim arasında siyasal ahlak sorunları ön plana çıkmakta, bu sorunlar özellikle merkezi iktidar ile yerel iktidar arasında siyasal parti farklılaşması sözkonusu olduğunda, sonuçları yerel halkın omuzlarına yüklenecek biçimde ağırlaşmaktadır.

            Değerler ve ahlak, yerel yönetimin ve yerel halkın ortak kültürünün temelini oluşturmaktadır. Yerel yönetimlerdeki hizmet anlayışının özünü oluşturması gereken kurumsal ve ahlaki değerler, tüm çalışanların günlük davranışları açısından yönlendirici ilkeler sağlamaktadır67 .

            I. YEREL YÖNETİMLERDE YOZLAŞMA VE AHLAK İLİŞKİSİ
            Ahlaki değerlerin önemini yitirme derecesi ile yönetsel-siyasal yozlaşmalar arasında doğrusal bir ilişki olduğu herkesçe kabul edilen bir görüştür. Ahlaki değerlerdeki aşınmalar bütün yozlaşmaların en önemli kaynağını oluşturmaktadır. Gerçekten de politikacıların seçimi kazanmak için her şeyi göze aldığı, seçmenin de elindeki oyu veya diğer maddi ve manevi olanakları iktidardan birşeyler koparmak amacıyla kullandığı bir ortamda, ahlaki değer yargılarının önemini yitirdiğini ve ahlaki davranışın artık "modası geçmiş" bir davranış biçimi haline dönüştüğünü düşünmek pek de anlamsız olmayacaktır68 .

            Bir politikacının başarısını belirleyen en önemli faktör, onun çok iyi bir insan, ahlaklı, erdemli bir kişi olması değildir. Daha çok iktidarı ele geçirmekte ve elde tutmakta gösterdiği beceri ve ustalıktır. Ancak bundan siyasette başarılı olanların tümünün mutlaka ahlaksız ve kötü kişilerden oluştuğu anlamı çıkarılmamalıdır. Burada asıl üzerinde durulan nokta, siyasette başarının yüksek ahlaki niteliklerle çok mutlak bir bağlantısının bulunmadığıdır69 .

            Demokrasinin esas özüne kavuşturulabilmesi için bir yandan erozyona uğrayan ahlaki değer yargılarının yeniden bireysel ve toplumsal yaşamda eski yerlerini alması sağlanırken diğer yandan da aşınan ve etkinliğini kaybeden ahlaki kurallar yerine belli yaptırımlar içeren başka kuralların da gündeme gelmesi gereği bulunmaktadır70 .

            II. YEREL YÖNETİMLERDE AHLAK DEĞERLERİNİN EGEMEN KILINMASI
            Demokratik yönetim, büyük ölçüde kişisel dürüstlüğe, kamu yöneticileri ile yönetilenler arasındaki bağlılık ve güvene dayanmaktadır. Ahlaki söylem yönetimde farklılık yaratıcı bir öneme sahip bulunmaktadır71 .

            Yerel yönetimlerde meydana gelebilecek çeşitli yönetsel ve siyasal yozlaşmaları önlemek ve bu yönetimlerde ahlaklılığı egemen kılmak amacıyla bugüne kadar değişik öneri ve yaklaşımlar geliştirilmiştir. Sözkonusu öneri ve yaklaşımların başlıcaları şöyle sıralanabilir:

            * Hukuksal düzenlemelerin  yapılması.

            Bu yolla ortaya konan kurallarla, bir taraftan yerel yönetim birimlerinde çalışan görevlilere rehberlik etmek, diğer taraftan muhtemel yolsuz davranışlar konusunda, cezaların artırılması gibi caydırıcılığı sağlayan daha ağır yaptırımların yürürlüğe konması amaçlanmaktadır72 .

            * İş ortamına ahlakı aşılayacak nitelikteki kurumsal mekanizmaların ortaya konması.

            Ahlaklılığın sadece yasalarla düzenlenemeyeceği düşüncesi gözönünde tutularak geliştirilen bu yaklaşımda, dürüst ve ahlaklı bir yönetim ortamı sağlayabilmek için kurumların, ahlak kavramına büyük önem veren çok daha yenilikçi çizgilerde geliştirilmesi gereğine dikkat çekilmektedir.

            Bu bağlamda belirli aralıklarla ya da sürekli başvurulan bir kurum içi "ahlak denetimi" uygun bir yöntem olarak görülmektedir. Bu denetimler, görevlilerin kuşku uyandırıcı davranışlar içine girme olasılığı olan bazı hassas alanların  belirlenmesinde ve buna dayalı olarak da buralarda meydana gelebilecek kışkırtıcı ve yoldan saptırıcı ögelerin yok edilmesinde önemli katkılar sağlamaktadır. Ayrıca yerel yönetim biriminde ahlaklı olmanın "temel bir beklenti" olduğu konusunda bir bilinçliliğin güçlendirilmesi ve yöneticilerin bu konuda örnek davranışlar sergileyerek özendirici rol oynaması da kurumsal tedbirler arasında yeralmaktadır.

            * Yerel yönetimlerde görev alan yöneticilerin görev sürelerinin kısa ya da sınırlı tutulması.

            Bu yolla, göreve gelen yöneticilerin veya onlar tarafından atanan üst düzey görevlilerinin ellerinde tutacakları gücün sınırlandırılması amacı güdülmektedir. Bunun nedeni sözkonusu kişilerin aynı makamda sürekli ya da uzun süre kalamayacak olmalarıdır73 . Bu öneride eğer iktidarın yani gücün yozlaştırıcı bir eğilim taşıdığı doğru ise, bu gücün kullanılma süresini daraltarak muhtemel yolsuzlukların da azaltılabileceği görüşü esas alınmıştır.

            * Yerel seçmenler tarafından seçilmiş bulunan yöneticilerin, yine seçmenleri tarafından geri çağırılması.

            Burada seçmenlerin yani yerel topluluk üyelerinin; bilgi, yetenek, ahlaklılık, dürüstlük, önderlik gibi alanlarda ciddi eksiklikler taşıdıklarına inandıkları gerekçesi ile seçilmiş yerel yönetim yetkililerinin görev süreleri dolmadan bu görevlerine son vermeleri durumu sözkonusudur74 . Geri çağırma yöntemine göre, seçmenlerin belli bir yüzdesinin (örneğin % 25) yazılı başvurusu sonucu halkoylamasına gidilmesi sağlanmaktadır.

            * Yargı denetiminin etkili hale getirilmesi.

            Bu öneri ile, yerel yönetimlerin eylem ve işlemleri ile ilgili olarak dava açma hakkının yaygınlaştırılması, yargılama usulünü kolaylaştırıcı, hızlandırıcı ve ucuzlatıcı düzenlemeler yapılması gibi yollarla yargı denetiminin etkili kılınması amaçlanmaktadır.

            * Yerel yönetimlerin gözetlenmesi, eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun denetlenmesi.

            Merkezi yönetim veya bir "ombudsman" kurumu tarafından yapılabilecek bu denetlemede temel kural, herhangi bir yasa dışı uygulamada yargı yoluna başvurulmasıdır. Merkezi yönetim ancak olağanüstü durumlarda müdahale edebilmektedir.

            * Yerel topluluk üyelerinin temel haklarının demokrasi ilkeleri ve insan haklarına dayalı bir biçimde kabul edilmesi ve bunlara uyulması için gerekli her türlü önlemin alınması.

            * Yerel yönetim birimlerindeki seçilmiş görevlilerin hak ve ödevlerinin temel demokratik ve çoğulcu toplum ilkelerine ve insan haklarına dayalı bir biçimde yeniden düzenlenmesi.

            Bu düzenlemeler, yerel seçilmiş görevlilerin niteliklerini ve görevlerini yerine getirme koşullarını geliştirmeyi, yerel hizmetlerin demokratiklik ve etkinlik ilkelerine göre yürütülmesini ve yerel halkın yerel yönetime karşı duyduğu güven ve bağlılığı artırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca yönetimde dürüstlüğü, açıklığı, kamu malını korumayı, adalete ve eşitliğe dayalı değerlerin yaratılması ve uygulanması da amaçlanan diğer konular arasındadır. Düzenlemeler sonucunda elde edilecek başarı, yerel yönetimlerde ahlak düzeyinin yükseltilmesine büyük katkılar sağlayacaktır.

            Yerel yönetimlerde ahlaklı ve dürüst davranışları egemen kılabilmek; her tür kişisel ve toplumsal ilişkilerde olduğu gibi temelde insana, onun haklarına, kutsallığına, onuruna ve tüm ana değerlerine yönelmekle ve bunları sürekli olarak geliştirmekle mümkün gözükmektedir75 .

            III. YEREL YÖNETİM AHLAK ŞARTI VE YEREL HİZMET ANDI ÖNERİLERİ
            Yerel yönetimlerin yönetim sistemlerinde ahlaki değerleri egemen kılmaya yönelik olarak geliştirilen en önemli yöntemlerden biri de bir "Yerel Yönetim Ahlak Şartı"nın kabul edilmesidir76 . Bu şart, birer yönetim ahlakı ilkesi olarak kabul edilen doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik, göreve ve mesleğe bağlılık duyguları ve insana öncelik verme, kamu malını koruma ve halka adaletli bir hizmet sunma gibi düşünceleri esas almaktadır. Yerel Yönetim Ahlak Şartı'nın yerel ahlakın geliştirilmesi ve kurumsallaşması amacıyla, yerel yönetim birimlerinde yeralan her düzeydeki yetkili, görevli ve çalışanlara yönelik olarak uygulanması öngörülmektedir.

            Yerel Yönetim Ahlak Şartı'na uymayan davranışların ya da bu konuda ciddi endişelerin ortaya çıkması durumunda yasal ve yönetsel önlemler alınabilmektedir. Bununla birlikte, "kendiliklerinden konunun üzerine gidebilmek, yerel yönetim ahlakını korumaya ve geliştirmeye yönelik genel araştırma, soruşturma yapmak ve uygun tüm hukuk yollarını harekete geçirebilmek ve gerekli mesleki ve benzeri yaptırımlar yoluna başvurmak" amacı ile yerel yönetimlerdeki yetkili, görevli ve çalışanların, kendi aralarında oluşturacakları bir "Yerel Yönetim Ahlak Kurulu"na da bu alanda ayrıca yer verilmektedir77 .

             “Yerel Yönetim Ahlak Şartı” ve “Yerel Hizmet Andı” önerileri(*), Türkiye’de yerel yönetim sisteminin geliştirilebilmesi için oluşturulan temel amaç ve stratejiler doğrultusunda bu konuda mevcut uluslararası örneklerden yararlanılarak hazırlanmıştır. Son yıllarda ülkemiz gündemini sürekli meşgul eden yozlaşma niteliğindeki uygulamaları, en azından yerel düzeyde önlemesi umut edilen bu iki önerinin ne derece olumlu sonuç vereceği tartışılabilir.

            Özellikle Yerel Hizmet Andı’nın etkili olabilmesi temelde bu andın muhataplarının ahlaki yapılarıyla yakından ilgilidir. Ahlaklı olmanın asli gereklerinden olan doğruluk, dürüstlük, vicdani sorumluluk ve sözünde durma gibi meziyetlerden yoksun olan bir yerel yönetici ya da çalışan için, sözkonusu and pek de bağlayıcı olmayacaktır. Bu nedenle böyle iyi niyetli girişimlerin çeşitli maddesel yaptırımlarla da desteklenmesi, elde edilecek başarıyı olumlu yönde etkileyecektir.

            Türkiye’de büyük kent belediyelerinin eğitim ve kültürel içerikli hizmetlerinde; siyasal parti ideolojilerinin ne derecede belirleyici olduğunu, ideolojik yansımalar taşıyan hizmetlerin hangi ölçüde meşruiyyet sınırları içinde kaldığını ve hangi ölçüde yozlaşma niteliği kazandığını saptamak, çalışmamızın temel amaçları arasında yeralmaktadır. Bu amaca ulaşmak bakımdan; ülkemizde halen faaliyetlerini sürdüren siyasal partilerin eğitim ve kültür politikalarının nelerden oluştuğunun belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca bazı büyük kent belediye yönetimlerinin eğitim ve kültür hizmetlerine ilişkin uygulamalarını bu politikalarla karşılaştırarak aralarındaki benzerliklerin ortaya çıkarılması da diğer bir gereklilik olarak ortadadır.

            Bunun yanında siyasal yaşamın en önemli unsurunu oluşturan siyasal partileri ve işlevlerini ele almak, eğitim ve kültür hizmetlerine partilerin ne denli önem atfettiklerini incelemek ve parti politikalarının üretilmesinde dayanak noktalarını oluşturan siyasal ideolojilere ilişkin bilgi sahibi olmak konunun daha iyi kavranmasına katkı sağlayabilir.
 

(37)  KELEŞ; Yerinden Yönetim ..., s. 94-95.
(38)  Birkan Uysal SEZER; "Yerel Yönetimin Çevresi - Halkla İlişkiler ve Kanaat Araştırmaları", Amme İdaresi Dergisi, C. 20, S. 1, Mart 1987, s. 16-17.
(39)  SEZER; a.g.m., s. 17.
(40)  H. Sami GÜVEN; "İdare-Siyaset İlişkileri ve Personel Yönetimi Açısından Önemi", Amme İdaresi Dergisi, C. 9, S. 1, Mart 1976, s. 53.
(41)  Bülent ARDANIÇ, Turgay ERGUN; "Siyasal Nitelikli Yüksek Yönetici Atamaları", Amme İdaresi Dergisi, C. 13, S. 2, Haziran 1980, s. 3-4. 
(42)  GÜVEN; a.g.m., s. 51.
(43)  Turgay ERGUN, Aykut POLATOĞLU; Kamu Yönetimine Giriş, TODAİE Yayını, Ankara, 1988, s. 246.
(44)  Bilal ERYILMAZ; Kamu Yönetimi, Akademi Kitabevi, Gözden Geçirilmiş İkinci Baskı, İzmir, 1995, s. 173.
(45)  KELEŞ; Yerinden Yönetim ve ..., s. 319.
(46)  Ümit BERKMAN; Azgelişmiş Ülkelerde Kamu Yönetiminde Yolsuzluk ve Rüşvet, TODAİE Yayını, Ankara, 1983, s. 18.
(47)  Coşkun Can AKTAN; Politik Yozlaşma ve Kleptokrasi, Afa Yayınları, İstanbul, 1992, s. 22.
(48)  Cemil OKTAY; Yükselen İstemler Karşısında Türk Siyasal Sistemi ve Kamu Bürokrasisi, İÜ SBF Yayını, Yayın No. 3163, İstanbul, 1983, s. 203. 
(49)  Vural Fuat SAVAŞ; Anayasal İktisat, Takav Yayınları, İzmir, 1993, s. 1.
(50)  SAVAŞ; a.g.e., s. 2-3.
(51)  SAVAŞ; a.g.e., s. 6-13.
(52)  Coşkun Can AKTAN; "Siyasal Yozlaşmaların Önlenmesine Yönelik Çözüm Önerileri", Politik Yozlaşma ve Şeffaf Yönetim Sempozyumu, DEÜ İİBF Maliye Bölümü, Doğuş Matbaası, İzmir, 1994, s. 45-46.
(53)  AKTAN; a.g.m., s. 46.
(54)  Cahit TUTUM; “Yönetimin Siyasallaşması ve Partizanlık”, Amme İdaresi Dergisi, C. 9, S. 4, Aralık 1976, s. 11.
(55)  OKTAY; a.g.e., s. 209.
(56)  AKTAN; Politik Yozlaşma ve ..., s. 31.
(57)  Bu konudu daha geniş bilgi için bkz. Krister STAHLBERG; “Kamu Yönetiminin Politizasyonu: Politizasyonun Sonuçları, Sebepleri ve Kavramları Üzerine Düşünceler”, Çeviren: Dündar GÜLTEKİN, Türk İdare Dergisi, S. 384, s. 199-216. ve TUTUM; a.g.m., s. 9-32.
(58)  AKTAN; a.g.e., s. 29-30.
(59)  AKTAN; a.g.e., s. 32.
(60)  AKTAN; a.g.e., s. 43.
(61)  OKTAY; a.g.e., s. 217-220.
(62)  AKTAN; "Siyasal Yozlaşmaların ...", s. 45.
(63)  Kamu Tercihi Teorisi hakkında daha geniş bilgi için bkz. James M. BUCHANAN; Kamu Tercihi ve Anayasal İktisat, Yayına Hazırlayan: Aytaç EKER ve Coşkun Can AKTAN, Aklıselim Ofset Tesisleri, İzmir, 1991, s. 2-279.
(64)  AKTAN; a.g.m., s. 50.
(65)  AKTAN; a.g.m., s. 53-63.
(66)  Ombudsman hakkında geniş bilgi için bkz. Bilal ERYILMAZ; Bürokrasi, Anadolu Matbaacılık, İzmir, 1993, s. 89-96. ve VERSAN; Kamu ..., s. 305-313.
(67)  Sadun EMREALP, Selahattin YILDIRIM; Yerel Yönetimde Başarının Yolları, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi ve IULA-EMME Yayını, İstanbul, 1993, s. 35.-36.
(68)  SAVAŞ; a.g.e., s. 25.
(69)  DAVER; a.g.e., s. 21.
(70)  SAVAŞ; a.g.e., s. 25-26.
(71)  Selahattin YILDIRIM; Yerel Yönetim ve Demokrasi, Yerel Yönetimlerin Geliştirilmesi Programı El Kitapları Dizisi, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi ve IULA-EMME Yayını, İstanbul, 1993, s. 155.
(72)  Adalet Bayramoğlu ALADA; Yerel Yönetim ve Ahlak, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi ve IULA-EMME Yayını, İstanbul, 1993, s. 79.
(73)  ALADA; a.g.e., s. 80-81.
(74)  YILDIRIM; a.g.e., s. 104.
(75)  ALADA; a.g.e., s. 83-86.
(76)  YILDIRIM; a.g.e., s. 156. ve EMREALP, YILDIRIM a.g.e., s. 35.
(77)  ALADA; a.g.e., s. 83.
(*)   Öneri metinleri bu çalışmanın sonundaki “EKLER” bölümündedir.