İKİNCİ KISIM
YÖNETSEL-SİYASAL YOZLAŞMA VE EĞİTİM-KÜLTÜR
HİZMETLERİ İLİŞKİSİ
I.
YEREL YÖNETİMLER VE SİYASET
Yerel yönetimler yönetsel oldukları kadar birer siyasal birimlerdir. Bu
nedenle yerel yönetimler ile siyaset kavramı arasında yakın bir ilişkiden
söz etmek mümkündür.
Siyaset kabaca mal ve hizmetlerle, maddi ve manevi değer ve çıkarların,
bir üstün güç tarafından paylaştırılması anlamına geldiğinden; yerel siyaset
de bu değer ve çıkarların kentsel alanları ve kentleşmeyi etkileyecek biçimde
bölüştürülmesini ifade etmektedir. Özellikle kırsal ve kentsel alanlarla
ilgili konular, yerel yönetimlerle devlet arasındaki ilişkiler ve yerel
seçimler, “yerel siyaset” kavramı içinde yeralmaktadır. Bunlara siyasal
iktidarı ele geçirmek isteyen güçlerin, yerel düzeydeki güç odakları ile
devlet arasındaki çelişkileri kullanmak arzuları da eklenebilir37
.
Yerel siyaset daha çok merkezi yönetim tarafından belirlenen politikalardan
ve ulusal siyasal ortamdan etkilenmekte ve yerel konularla ilgili olarak
üretilen politikalar da bu etkiler altında şekillenmektedir. Yerel yönetimleri
ve özelde büyük kent belediyelerini politika üretme, karar alma ve bu kararları
uygulama süreçlerinde etkileyen çevresel faktörler oldukça çeşitlidir.
Bu faktörlerin nelerden oluştuğunun belirlenmesi, büyük kent belediye yönetimlerinin
yerel demokrasi ilkelerinden sapma derecelerini ve sapma nedenlerini ortaya
koyması bakımından büyük yarar sağlayacaktır.
A.
YEREL YÖNETİMİN ÇEVRESİ
Çevrenin tanımı bir örgütün içinde bulunduğu ve karar vermede dikkate alınacak
fiziksel, ekonomik ve davranışsal etmenlerden oluşan bir bütün olarak yapılmaktadır.
Bu tanım çerçevesinde yerel yönetimlerin bir örgütlenme biçimi olarak üç
tür çevresel alanla sınırlandığı söylenebilir. Bunlardan ilki, yerel yönetimlerin
içinde yeraldıkları genel ekonomi, eğitim düzeyi, sosyo-kültürel kategorilerden
oluşan genel kültürel yapı, yasal siyasal çevre ve bunların yerel yönetimler
üzerindeki etkilerini ifade eden "makro çevre"dir. İkincisi, makro çevrede
bulunan çeşitli kuruluşlarla siyasal partiler, dernekler, çıkar grupları
ve benzerlerinin oluşturduğu "talep çevresi"dir. Yerel yönetimleri çevreleyen
üçüncü tür alan ise merkezi ve bölgesel kuruluşların, yerel yönetimlerin
amaç tespiti ve günlük işleyişi üzerindeki etkilerinden oluşan "görev çevresi"dir38
.
Yerel yönetimlerin, hem bir yönetim alt birimi olarak, hem de bir siyasal
alt birim olarak "ikili" yapıya sahip kuruluşlar olduğu kabul edilmektedir.
Bunlar arasında sağlanacak dengenin, oldukça karmaşık ve çelişkili nitelikteki
ilişkiler ve etkileşimler bütünü içinde oluşması kaçınılmaz gözükmektedir.
Zira siyasal ve yönetsel alanlar ilk bakışta gerçekleştirecekleri nihai
amaçlar bakımından birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Bu ayırıma göre siyasal
alan eşitlik ve duyarlılığa, yönetsel alan ise etkinlik ve verimliliğe
yönelmiş bulunmaktadır. Bu durumda yerel yönetimlerin, siyasal ve yönetsel
alt birimler olarak sözkonusu iki çevrenin gereklerini yerine getirmede
bazı çelişkiler yaşayacağı açıktır.
Türkiye'de bir yerel yönetim birimi olarak belediye meclislerinin "siyasi
sorunları görüşmeleri ve siyasi temennilerde bulunmaları" durumunda 1580
sayılı Belediye Yasası uyarınca feshedilmeleri gerekmektedir. Ancak yine
aynı yasaya göre belediye meclisinin görevleri arasında belediyenin "görevleri
içinde olmak şartıyla başkan veya diğer üyeler tarafından istenen diğer
sorunları" görüşüp karara bağlayacağına ilişkin bir hüküm de bulunmaktadır39
. Bu durumda yerel yönetimin görev çevresinin sadece üstlendikleri ve kamu
hizmeti niteliği taşıyan yerel hizmetlerin yürütülmesi ile sınırlı kalmayıp,
aynı zamanda demokratikleşmeyi de kapsaması sözkonusu olmaktadır. Sonuç
olarak da bu iki gereklilik, kimi zaman çelişmekte ve karar biriminin hangisine
öncelik vereceğini belirlemesini zorlaştırmaktadır.
Yerel yönetimleri etkileyen çevreler içinde en fazla güce sahip olanının
siyasal sistem olduğu görüşü egemendir. Hiçbir yönetim kuruluşunun ülkenin
siyasal yapısından ve sürecinden soyutlanması mümkün görünmemektedir40
.
B.
YEREL YÖNETİMLER VE SİYASAL FAKTÖR
Yönetim bilimlerinde genel olarak kabul edilen sistem yaklaşımına göre,
toplumsal sistem karşılıklı bağımlılığı ve etkileşimi olan, bunun yanında
sürekli olarak değişen alt sistemlerden oluşmaktadır. Bir alt sistemde
meydana gelen değişmeler, diğer alt sistemleri etkilemekte ve bu nedenle
sistemin tümü etki altında kalmaktadır. Karşı görüşler olmakla birlikte,
toplumdaki değişmelerin genellikle siyasal sistem yolu ile yönetim sistemine
geçtiği kabul edilmektedir.
Bütün kamu kuruluşlarının siyasal bir sistem içinde işlev yaptıkları düşünülürse,
yönetimle siyaset ayırımının kesin olarak yapılamayacağının da kabul edilmesi
gerekmektedir. Gerçekten de siyaset ve yönetim birbirleri ile çok yakın
ilişkileri olan iki oluşumdur. Bu iki oluşum birbirlerini sürekli olarak
etkilemekte ve içiçe bulunmaktadırlar41
.
Tarihte yönetim ile siyaset arasında yakın ilişki bulunduğu düşüncesinin
aksini savunan yazarlar da olmuştur. Yönetim-siyaset ayırımı yapan yazarlara
göre siyaset, "ülke yönetiminde tercihlerle uğraşmakta ve büyük sorunlara
bulunacak çözüm yollarını saptamaktadır". Onlara göre yönetim ise niteliği
itibariyle tekniktir ve siyaset dışı planda çalışmaktadır. Bu görüşler
2. Dünya Savaşı'na kadar sürmüş, sonunda yönetim-siyaset ikiliğinin mevcut
olmadığı ve bunlar arasında bir sınır çekilemeyeceği düşüncesi ağırlık
kazanmıştır42 .
Çağdaş toplumlarda siyasal iktidarlar ülke savunmasını sağlamak, yasa ve
düzeni korumak, vergi toplamak gibi klasik nitelikteki görevlerine ek olarak
toplumsal, siyasal ve ekonomik kalkınmayı sağlamak gibi görevleri de üstlenmişlerdir.
Ülkedeki varolan sorunlara ilişkin olarak siyasal karar verme işlevi, çoğu
kez merkezi hükümet tarafından yerine getirilmekteyse de, yerel yönetim
kuruluşlarının da siyasal karar verme sürecine belli konularda katıldıkları
görülmektedir. Bu nedenle yerel yönetimlerde de yerel yöneticilerin siyasal
rolleri ortaya çıkmaktadır43
.
Hükümetler gibi yerel yönetimler de demokratik sistemin siyasal kurumlarındandırlar.
Bu yönetimlerin çalışma alanları, yerel halkın günlük ihtiyaçlarını karşılamaya
yönelik olduğundan, her zaman kamu politikasının yoğun tartışma ortamında
yeralmaktadırlar44 .
Yerel yönetimlerdeki başkanlar ve meclis üyeleri belli siyasal partilere
mensup kişiler oldukları için de mevcut hükümetin izlediği politikalardan
farklı politikalar üretebilmekte ve bu politikalara uygun hizmetler yürütebilmektedirler.
Siyasal iktidarı ele geçirmek isteyen siyasal partiler her konuda olduğu
gibi kentleşme, yerleşme, kent yönetimi ve belediyecilik konularında çeşitli
görüşler üretmek zorundadırlar. Bu görüşlerin her siyasal partinin genel
ideolojik tutumları çerçevesinde bir yeri bulunmaktadır. Partiler kentleşme,
yerleşme, belediyecilikle ilgili görüşlerine açıklık kazandırarak, sözkonusu
görüşleri seçmenin beğenisine sunmaktadırlar. Yerel seçmenin siyasal desteğini
almak suretiyle yerel yönetimlerde iktidarı elde ettiklerinde ise, yerel
politikaları kendi siyasal görüşleri doğrultusunda belirlemektedirler.
Bu tutum son derece normal bir davranış olarak kabul edilmektedir45
.
II.
YÖNETSEL VE SİYASAL YOZLAŞMA
Kamu yetkisini ve gücünü kullanma noktasından hareketle, "yozlaşma"nın
genel anlamda yönetsel ve siyasal olarak iki grupta incelenebileceği belirtilmektedir.
Yönetsel ve siyasal yozlaşma ayırımında ayırdedici temel faktör, kamu gücü
ve yetkisinin hangi aşamada ve hangi yetkili kişiler tarafından kullanıldığı
sorusunun cevabı ile ilgilidir. Eğer kamu yetkisi, siyasal işlevlere ilişkin
olarak, siyasal yönetim ya da politika üretme sürecinde çıkar gözetilerek,
yasal düzenlemelere aykırı bir biçimde kullanılıyor ise bu durum "siyasal
yozlaşma" olarak nitelendirilebilir.
Aynı şekilde bir kamu yetkisi, yönetsel işlevlere ilişkin olarak kamu yönetimi
ya da politikaların uygulanması sürecinde çıkar gözetilmek suretiyle yasalara
aykırı şekilde kullanılıyor ise bu durumun da "yönetsel yozlaşma" olduğu
söylenebilir46 . Yönetsel
ve siyasal yozlaşma, kimi yazarlar tarafından ayrı ayrı ele alındığı gibi,
birçoğunun da bu iki kavramı bir arada ya da birbirinin yerine kullandığı
görülmektedir. Bu çalışmada da iki kavram arasında herhangi bir ayırım
gözetilmeyecektir.
A.
KAVRAM
Siyasal karar alma sürecinde rol oynayan aktörlerin (seçmenler, politikacılar,
çıkar ve baskı grupları) "özel çıkar" sağlama amacıyla, toplumda var olan
hukuksal, dinsel, ahlaksal ve kültürel normları ihlal edici davranış ve
eylemlerde bulunmaları "siyasal yozlaşma" olarak tanımlanmaktadır47
. Cemil OKTAY'ın yaptığı "yönetsel yozlaşma" tanımında ise, bu kavramla
anlatılmak istenen olgu, hizmet sunumunda kayırma, siyasallaşma, aracıya
başvurma, rüşvet ve kabilecilik gibi uygulamaların yaygınlık kazanmasıdır.
Siyasal nitelikli atamaların yaygınlaşması, yönetilenlere siyasal davranışlarına
bakılarak hizmet sunulması, yasal bir hizmetin karşılığında veya yasal
olmayan bir işlemin yapılmasını sağlamak suretiyle yöneticilerin rüşvet
almaları, çeşitli nedenlere dayalı kayırma niteliğindeki uygulamalar ve
yönetilenlerle yöneticiler arasına aracı sokulması gibi olaylar, yönetsel
ve siyasal yozlaşmanın en çarpıcı örneklerini oluşturmaktadır48
.
Batı demokrasileri adı verilen ve Liberalizm ideolojisine sahip bütün ülkelerde
mevcut demokratik rejimlerin az ya da çok bir yozlaşma içinde olduğu görülmektedir.
Kimi yazarlar artık günümüzde "Hakimiyet Kayıtsız, Şartsız Milletindir."
ilkesinin "Hakimiyet Kayıtsız, Şartsız Siyasal İktidarındır." ilkesine
dönüştüğünü düşünmektedir49
.
Demokratik rejimin üç önemli aktörü bulunmaktadır. Bunlar; "seçmenler",
"politikacılar" ve "bürokratlar"dır. Seçmenler kendi çıkarını koruyacak
nitelikteki yasal düzenlemeleri ve hizmetleri talep eden, politikacılar
da bu yasal düzenlemeleri arz eden kimselerdir. Bürokratların görev ve
yetkileri ise politikacılar tarafından alınan kararları uygulamaktır. Seçmenler,
politikacılar ve bürokratlar çok karmaşık bir ilişkiler yumağı içinde birbirlerine
bağlanmış durumdadırlar. Seçmen, sınırlı gelirinden elde edeceği faydayı
veya refahı en yüksek düzeye çıkarmak isterken, politikacı seçimleri kazanıp
iktidarı ele geçirmenin ancak daha çok seçmenin oy desteğini almakla mümkün
olacağının bilinci içindedir. Bu durumda kişisel çıkar ile oy alışverişi
kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Politikacılar ile seçmenler arasında başlayan çıkar ilişkisi, demokrasilerde
yaşanan yozlaşmaların başlangıç noktası sayılmaktadır. Artık günümüzde
demokrasiler, çeşitli çıkar grupları arasında yapılan bir "ulusal kaynakları
yağmalama" kavgasına dönüşmüş durumdadır50
. Yine aynı nedenlerle toplumsal çıkarları ön planda tutmak, fazilet, dürüstlük
gibi ahlaki değerler de tahrip olma süreci geçirmektedirler.
B.
YÖNETSEL VE SİYASAL YOZLAŞMANIN NEDENLERİ
Siyasal ve yönetsel yozlaşmaların, merkezi yönetim düzeyinde olduğu kadar
yerel düzeyde de sözkonusu olduğu ve hatta buralarda daha da yaygınlaşan
bir süreç izlediği kamuoyunda oluşan ortak bir görüş haline gelmiştir.
Özellikle bazı büyük kent belediyelerinde ortaya çıkan rüşvet ve yolsuzluk
skandallarının (İSKİ, ASKİ vb.) ulusal boyuta taşınması ve kamuoyunda tartışılmaya
başlanması, bu görüşün oluşmasında etkili olmuştur.
Büyük kent belediyelerinin yerel halka hizmet sunumu ile ilgili hizmet
politikaları üretme, karar verme ve bunları uygulama aşamalarında meydana
gelebilecek yozlaşmaların ortaya çıkış nedenleri Vural Fuat SAVAŞ tarafından
altı başlık altında incelenmektedir. Bunlar;
*Çoğulculuk İlkesinin Yanlış Yorumlanması,
*Parti Disiplini - Lider Diktası,
*Eş - Dost Görevlendirme,
*Çıkar Grupları,
*İhmal ve İlgisizlik Etkisi, ve
*Kısa Dönem İçin Düşünme Alışkanlığı’51
dır.
1. Çoğulculuk İlkesinin Yanlış Yorumlanması
Nüfus artışı, kentsel büyüme gibi nedenlerle doğrudan demokrasi sisteminin
olanaksız hale gelmesi, temsili demokrasiye geçiş zorunluluğunu ortaya
çıkarmıştır. Temsili demokrasi ile birlikte genel ve eşit oy ilkesine geçilmesi;
oy verme, oyların sayımı, kullanılan oylara göre kimin veya hangi düşüncelerin
toplum tarafından desteklendiğinin belirlenmesi gibi işlemlerin önem kazanmasına
neden olmuştur. Seçim sistemleri de demokrasinin vazgeçilmez, olmazsa olmaz
"oyun kuralları" haline gelmiştir.
Bu arada demokrasinin özünü oluşturan "halk egemenliği" kavramı da seçim
sistemlerindeki yetersiz veya yanlış uygulamalar sonucu, yerini çoğunluk
egemenliğine bırakmıştır. "Halkın Sesi Hakkın Sesidir." ilkesinin "Çoğunluk
Dilediğini Yapar." sloganına dönüşmesi, demokrasi tarihindeki en şaşırtıcı
ve hayal kırıcı gelişme olmuştur.
Oy çokluğu ilkesini demokrasi ile eş anlamlı saymak, çağdaş demokrasileri
yozlaştıran pekçok nedenin ana kaynağını oluşturmaktadır. Belli dönemlerde
yapılan seçimlerden oy çokluğunu elde ederek çıkan siyasal parti, kendisini
ulusal iradenin, yani egemenliğin tek ve en yetkili temsilcisi olarak görmektedir.
Oy çokluğunun bu yanlış yorumu, demokrasi ile bağdaşmayan başka yanlışları
da beraberinde getirmiştir.
Bu şekilde anlaşılan bir demokrasi içinde pekçok hak ve özgürlüğün ihlal
edilmesi mümkün hale gelebilmektedir. Nitekim ABD Anayasası'nın mimarlarından
birisi olan James MADISON bu tehlikeye dikkatleri çekerek, insanlık tarihindeki
halk özgürlüğünün kısılmasının iktidardakilerin adım adım ve sessizce yaptıkları
tecavüzler sonucu meydana geldiğini belirtmiştir. Ona göre çoğunluğun azınlık
haklarını gasp etmesinden kaynaklanan dalgalanmalar ve iktidarın kötüye
kullanılması, toplumda bölünmelere ve huzursuzluklara neden olmaktadır.
Gerçek demokrasi önce çeşitli görüş ve düşünce ayrılıklarının varlığını,
sonra da bunlar arasında bir uzlaşmayı gerekli kılmaktadır. Oy çokluğu
ilkesinin arkasına saklananlar ise ne karşıt fikirlere saygılı davranmakta,
ne de uzlaşmaya gerek görmektedirler.
Çoğunluk kuralı ile ilgili bir diğer önemli nokta, "çoğunluk" diye görünenin
aslında "çeşitli çıkarların temsilcisi durumundaki azınlıkların toplamı"
olmasıdır. Örneğin gecekondulara tapu, yaşlılara ücretsiz ulaşım olanağı,
kadınlara ucuz halk eğitimi hizmeti vaadinde bulunan bir belediye başkanı
adayı seçimlerden galip çıkabilir. Ancak kendisine seçimleri kazandıran
oy çokluğu, çeşitli azınlık oylarının toplanmasından oluşmaktadır. Bu çoğunluğun
belli bir belediye başkanı adayına oy vermekten başka herhangi bir ortak
yönü bulunmamaktadır.
2. Parti Disiplini - Lider Diktası
Siyasal partiler arasındaki rekabet, parti mensuplarını parti ideolojileri
ve programı etrafında kenetlenmeye zorlamaktadır. "Parti disiplini" adı
verilen bir sınırlama sonucu bütün partililer, her türlü özgür düşünceden
ve özeleştiriden uzaklaştırılmış, tutucu ve kaderci birer robot haline
dönüştürülmüşlerdir.
Bir topluluk özgür düşünceden ve özeleştiriden uzaklaşırsa birinin veya
birilerinin, sözkonusu topluluk adına düşünmesi ve o topluluğu yönlendirmesi
gereği ortaya çıkmaktadır. Bu birileri de genellikle parti liderleri olmaktadır.
Siyasal parti mensuplarının parti disiplini içinde bir tür robotlaşmaları
sonucu, partilerin genel başkanları son derece otoriter ve hatta totaliter
bir statüye sahip olabilmektedirler.
Tarihsel sürece bakıldığında halk egemenliği ilkesine dayanan demokrasilerin,
önce çoğunluk egemenliğine, sonra siyasal iktidar egemenliğine, diğer bir
deyişle seçimi kazanan parti egemenliğine ve sonunda genel başkan egemenliğine
dönüştüğünü gözlemlemek mümkündür.
3. Eş - Dost Görevlendirme
Çağdaş demokrasilerde meydana gelen yozlaşmaların bir neden de iktidar
sahiplerinin; kendi yakınlarını, dost ve akrabalarını önemli görevlerin
başına geçirme alışkanlıklarıdır. Bu alışkanlık, kamu görevlerine atama
yaparken, o görevin gerektirdiği, eğitim, kültür, bilgi ve tecrübe gibi
nitelikleri değil, siyasal iktidara olan yakınlığı ön plana almaktadır.
Bu tür atamalar özellikle gelişmekte olan demokratik ülkelerde çok yaygın
durumdadır.
Yerel yönetimlerde, yerel halkın birbirlerini daha yakından tanıma olanağına
sahip olması nedeniyle personel atamalarında bu tür alışkanlıkların daha
çok uygulandığı söylenebilir.
4. Çıkar Grupları
Siyasal partilerin, kazanacakları oy sayısını artırmak için birbirleri
ile rekabet içinde bulunmaları, ortak çıkarlara sahip kişilerin bir araya
gelmelerine neden olmuştur. "Çıkar grubu" veya "baskı grubu" adı verilen
bu gruplar, seçim öncesinde siyasal partilerle "kişisel çıkar-oy" alışverişine
girişmektedirler. Yani hangi siyasal parti, kendi gruplarının çıkarına
daha fazla hizmet edecekse, çıkar grupları oylarıyla sözkonusu partiyi
desteklemektedirler. Eğer destek gören siyasal parti ya da aday seçimleri
kazanırsa, daha sonra çıkar grupları o partiyi ya da adayını yoğun bir
baskı altında tutarak, çıkarlarını koruyacak ve artıracak önlemlerin alınmasını
istemekte ve bunda da büyük ölçüde başarılı olmaktadırlar.
Gerçekten de bugün siyasal iktidarların temel amacı özel çıkarları gözetmekten
ibaret hale gelmiştir. Özel çıkar gözeten bir politikayı, küçük bir seçmen
grubuna önemli kişisel yararlar sağlayan ve bunun yükünü diğer seçmenlere
az ya da çok miktarda dağıtan bir politika olarak tanımlamak çok da yanlış
olmayacaktır.
Özel çıkar gruplarına mensup seçmenler; politikacılara kendi çıkarlarına
hizmet eden görüşleri benimseyip benimsemediklerini gözönüne alarak oy
verdikleri gibi, bu siyasal partileri ve politikacıları da maddi yönden
desteklemektedirler. "Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez" felsefesi, çıkar
grupları ile politikacılar arasındaki ilişkilerin özünü oluşturmakta ve
her ikisi de karşı taraftan gelecek olanı "kaz", kendi verdiğini ise "tavuk"
olarak görmektedir.
5. İhmal ve İlgisizlik Etkisi
Seçim gibi toplumsal kararların alınması sözkonusu olduğunda, bireylerin
kararlarını rastgele bir biçimde belirlemeleri de siyasal ve yönetsel yozlaşmaların
meydana gelmesinde önemli bir faktör durumundadır.
Bir parti adayını ya da bir siyasal partiyi oyu ile destekleyecek olan
seçmen, çoğu kez televizyon, radyo, dergi ve gazete gibi kitle iletişim
araçlarından edindiği bilgilerle yetinmektedir. Seçmen diğer yandan, kendi
oyuyla toplumun kararını ve seçimlerin sonucunu etkileyemeyeceğini, bu
nedenle partiler ve adayları hakkında fazla bilgi edinmeye gerek olmadığını
düşünmektedir. Sonuçta seçmen genellikle pekçok bilgiden habersiz olarak
oy kullanmayı tercih etmektedir.
6. Kısa Dönem İçin Düşünme Alışkanlığı
Politikacı ya da seçmen, her ikisinde de, politikada daima günlük ve kısa
dönemli hesaplara göre hareket etme eğilimi egemendir. Seçmenler çoğu kez,
seçim öncesi elde ettiklerini gözönünde tutmak suretiyle oylarını kullanmaktadırlar.
Örneğin yerel seçimlerden kısa bir süre önce yapılan yol, kaldırım yapım
ve yenileme çalışmaları, personel maaş ve ücretlerinde artış yapılması,
kent içi temizlik çalışmalarına hız verilmesi gibi uygulamalar, yerel halkın
yönetimde bulunanlar hakkındaki değerlendirmelerinde son derece etkili
olabilmektedir.
Seçmenler kadar politikacılar da kısa dönemli düşüncelerle hareket etmektedirler.
Onlar için temel amaç ise gelecek seçimlerden galip çıkmaktır. Eğer yönetim
pozisyonunda iseler, faydaları seçim öncesi ortaya çıkacak ve seçmenleri
kendilerine oy vermeye yöneltecek politikaları yürürlüğe koymaktan çekinmemektedirler.
Buna karşılık uzun dönemde toplum açısından büyük yararlar sağlayacak politikalar
ise gözardı edilmektedir. Tercih edilen politikalar seçim öncesindeki bir
iki ay süresince seçmeni memnun edecek politikalar olmaktadır. Bu nedenle
ellerinde bulunan bütün olanakları, uzun dönemde ekonomik, toplumsal ve
siyasal yaşam üzerinde çeşitli sorunlar doğuracağını bilseler bile kimi
zamanlar rahatlıkla kullanabilmektedirler.
Yozlaşmaların temel kaynağını teşkil eden diğer iki faktörü de şöyle sıralamak
mümkündür:
* Devletin yönetim kademelerinde yeralanların güç ve yetkilerinin sınırlandırılmamış
olması,
Günümüzde geçerli olan temsili demokrasi anlayışında oylama mekanizmaları
ile güç ve yetki, vatandaşlar eliyle milletin temsilcilerine devredilmektedir.
Bu kişiler devletin egemenlik hakkını ve gücünü, seçim kısıtlamalarının
dışında hiçbir sınırlamayla karşılaşmaksızın diledikleri şekilde ve hatta
keyfi bir biçimde kullanabilmektedirler. Seçim sistemi ve oylama mekanizması,
yöneticilerin elde ettikleri güç ve yetkileri sorumsuzca kullanmalarını
ve suiistimal etmelerini engelleme konusunda yetersiz kalabilmektedirler.
* Siyasal süreçte rol oynayan siyasetçiler, bürokratlar, çıkar grupları,
baskı grupları ve seçmenler gibi aktörlerin esasen kendi özel çıkarlarının
peşinde koşmaları52 .
Karar alma sürecinde sıkça sözü edilen "kamu çıkarı", "toplumun iyiliği",
"ülke menfaati", "toplum menfaati" gibi kavramlar, günümüzde iyiden iyiye
sıradanlaşmış ve dolgu malzemesi gibi kullanılan anahtar sözcükler haline
dönüşmüşlerdir. Oysa yöneticilerin de sonuçta birer insan oldukları gözden
kaçırılmaktadır. Siyasetçi ve yöneticilerin karar ve uygulamalarında, kendi
özel veya grupsal çıkarlarının peşinde koşmayacaklarına inanmak bir yanılgıdır.
Şüphesiz, ülke çıkarlarını kendi çıkarlarının üstünde gören kişiler vardır.
Ama önemli olan bazılarının aksi tarzlarda davranış ve eylemlerde bulunabileceğinin
varsayılmasıdır. Bu varsayım esas alındığında, devleti yönetenlerin güç
ve yetkilerinin sınırlarının belirlenmesi gereği açıkça ortaya çıkmaktadır53
.
C.
YÖNETSEL VE SİYASAL YOZLAŞMA TÜRLERİ
Yönetsel ve siyasal yozlaşmaların yer ve zamana göre farklılık gösteren,
değişen koşullar karşısında yeni şekiller alan birçok türüne rastlanmaktadır.
Yine bu yozlaşma türleri çoğu zaman bir arada bulunabilmektedirler.
Büyük kent belediyelerinin eğitim ve kültür hizmetlerine siyasal parti
ideolojilerinin yansıması, özünde yönetimin “siyasallaşma” sürecinin önemli
bir aşamasını oluşturmaktadır. En genel anlamda yönetimin siyasallaşması,
yönetimin siyasal gücün etkisi altına girmesi olayıdır. Daha somut olarak
bu kavram, parti politikasının yönetime egemen olmasını ve iktidardaki
siyasal partinin kendi çıkarlarını genel çıkarlar aleyhine ön plana çıkarmasını
ifade etmektedir54 .
Aşağıda yönetsel ve siyasal yozlaşma türlerinin başlıcalarına, özellikle
de eğitim ve kültür hizmetlerinin yürütülmesi aşamalarında ortaya çıkabilecek
ve “yönetimin siyasallaşması” kapsamında değerlendirilebilecek olanlarına
değinilecektir.
1. Adam Kayırmacılık: Nepotizm ve Kronizm
Adam kayırmacılık, bir kişinin beceri, kabiliyet, başarı ve eğitim düzeyi
gibi faktörler dikkate alınmadan yalnızca politikacı ve bürokratlar ile
olan akrabalık, arkadaşlık-dostluk ilişkileri esas alınmak suretiyle, kamu
görevlisi olarak işbaşına getirilmeleridir. Atamanın akrabalık ilişkilerine
dayalı olarak yapılmasına "nepotizm", arkadaşlık-dostluk ilişkilerine dayalı
olarak yapılmasına da "kronizm" adı verilmektedir. Türkçe’de kullanılan
"iltimas" kelimesi de esasen bu iki kavramı ifade etmektedir. Halk dilinde
nepotizm ve kronizm, adam kayırmacılık ve torpilcilik gibi kavramlarla
özdeşleşmiş durumdadır.
Eş-dost ilişkilerinden kaynaklanan bu tür yozlaşmayı kimi yazarlar da "kabilecilik"
veya "kulüpçülük" olarak tanımlamaktadırlar. Onlara göre kabilecilik, kamu
yönetimi birimlerindeki ilişkilerde ya da bu birimlerle toplumsal çevre
arasında meydana gelen karşılıklı ilişkilerde, aynı okulda okumuş olmak,
aynı yöreden olmak ve aynı siyasal partinin çizgisinde bulunmak gibi özgül
ölçülerin ön plana alınması, yönetim çalışmalarını düzenleyen evrensel
ilkelerin ise geri planda bırakılması olayıdır55
. Günümüzde birçok ülkede kamu görevlilerinin işe alınmalarında liyakat
(yeterlik) ve eşitlik ilkeleri yerine, objektif olmayan birtakım ölçütler
gözetilerek adam kayırma işlemi yapıldığı bilinmektedir56
.
2. Siyasal Kayırmacılık (Yandaşlık, Partizanlık) ve Patronaj
Adam kayırmacılığın nepotizm ve kronizm dışında diğer bir özel türü de
"siyasal kayırmacılık" ve "patronaj"dır. Siyasal partilerin iktidara geldikten
sonra, kendilerine destek veren seçmen gruplarına değişik şekillerde ayrıcalıklı
işlem yaparak bu kimselere haksız çıkar sağlamalarına "siyasal kayırmacılık"
adı verilmektedir.
Diğer bir anlatımla, bu tür yozlaşmada siyasal partiler yandaşlarını, seçim
dönemlerinde ettikleri yardımlar nedeniyle bir anlamda ödüllendirmektedirler.
Siyasal kayırmacılığın, "partizanlık" veya "politik yandaşlık" olarak da
ifade edildiği görülmektedir57
.
Aşırı partizanlık (zealotry), özellikle yerel kamu hizmetlerini yürütmekle
görevli hizmet birimlerinde çok daha yaygın bir şekilde uygulanmaktadır.
Diğer yandan politik süreç içinde yeralan siyasal partilerin, iktidarı
ele geçirdikten sonra kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan üst düzey yöneticilerini
görevden almaları ve bu görevlere yine siyasal yandaşlık, ideoloji, nepotizm-kronizm
gibi faktörler esas alınarak yeni atamalar yapmalarına da literatürde "patronaj"
denilmektedir58 . Aşırı
patronajlık ve aşırı partizanlık, birçok toplumda yönetsel ve siyasal yozlaşmaların
en yaygın olarak uygulanan türlerini oluşturmaktadır.
3. Hizmet Kayırmacılığı
Hizmet kayırmacılığı, oy ticareti olarak tanımlanan “logrolling”in özel
bir durumudur. Bu tür yozlaşmada, bir siyasal parti adayı seçimleri yeniden
kazanabilmek için, daha önce kendisine destek veren seçmenlerin bulunduğu
bölgelere, diğer bölgelere oranla daha fazla hizmet sunmaya çalışmaktadır.
Diğer bir ifadeyle hizmet kayırmacılığı, iktidarda bulunan siyasal partinin,
gelecek seçimlerde iktidardaki yerini korumak amacıyla bütçe tahsisatlarını,
oylarını maksimize edecek şekilde seçim bölgelerine tahsis etmesi ve böylece
bütçe kaynaklarını yağmalaması olayıdır59
.
4. Gönül Yapma (Suvasyon)
Gönül yapma siyasal kayırmacılığın, hizmet kayırmacılığının ve adam kayırmacılığın
değişik bir uygulamasıdır. Orijinal adı ile “suvasion”, iktidarda bulunan
parti tarafından; seçim öncesinde kendisine yardımcı olan bazı partizan
grupların, seçimlerden sonra devletin olanaklarından diğer halka oranla
daha fazla yararlandırılması olarak tanımlanmaktadır.
Politikacılar, daha önce aldığı oyları gelecek seçimlerde kaybetmemek için
çıkar ve baskı gruplarının isteklerine mümkün olduğu kadar uymaya özen
göstermektedirler. Bu duruma özellikle yerel yönetimlerde sık olarak rastlanmaktadır.
Örneğin, belediye seçimleri öncesinde A partisi adayına maddi destek sağlayan
X firması sahibi, seçim sonrasında firmanın önünden geçen yolun asfaltlanmasını
belediye başkanından rica edebilir. Belediye başkanının asfaltlama çalışmalarında
önceliği sözkonusu firma önündeki yola vermesi, bu tür bir yozlaşmanın
gerçekleşmesi anlamına gelmektedir60
.
D.
BÜYÜK KENT BELEDİYELERİNİN EĞİTİM - KÜLTÜR HİZMETLERİ VE SİYASAL - YÖNETSEL
YOZLAŞMA
Türkiye’de mevcut büyük kent belediyesi başkanlarının tümü bir siyasal
partinin temsilcisi olarak yerel seçimlere katılmış ve belediye başkanlığını,
parti seçmenlerinin oy desteği ile elde etmişlerdir. Her ne kadar yerel
seçimlerde adayın kişisel özellikleri gözönüne alınıyorsa da, seçim başarısındaki
temel etken adayın mensup olduğu siyasal partinin halkın gözünde edindiği
imajdır. Ayrıca adaylar seçim propagandalarında daha çok kendi partilerinin
söylemlerini kullanmaktadırlar. Seçmenler de adayın seçimlerden önce dile
getirdiği söylemleri ve seçimi kazandığı takdirde gerçekleştirmeyi vaadettiği
hizmetleri gözönünde bulundurarak adayları oylarıyla desteklemektedirler.
Konuya bu açıdan bakıldığında büyük kent belediyesi yönetimlerinin eğitim
ve kültür hizmetlerini yürütürken, temsil ettikleri siyasal partinin ideolojilerini
ve bu ideolojilerin gerekli kıldığı politikaları bu hizmetlere yansıtmasını
bir dereceye kadar doğal karşılamak mümkündür. Bunun yanında belediye yönetimleri
sözkonusu durumu “seçmenlere karşı yapılan vaadleri yerine getirmek” ve
“çoğunluğun taleplerine yanıt vermek” olarak açıklayabilmektedirler. Ancak
bu açıklama tarzı, demokrasinin “çoğunluğun egemenliği” olarak tanımlanması
görüşüne dayandığı için eksik sayılmalıdır. Oysa demokrasi “çok seslilik”
anlayışını gerekli kılmaktadır. Belediye başkanlığı seçimleri “çoğunluk”
yöntemine göre yapıldığı ve başkan seçilmenin % 50’den fazla oy desteğine
sahip olmayı gerektirmediği için, adaylar toplam oyların küçük bir kısmını
elde ettikleri halde bile belediye başkanlığını kazanabilmektedirler. Bu
durum da yönetimin “çoğunluk”la ilgili gerekçesini ortadan kaldırıcı bir
faktör olarak ortaya çıkmaktadır.
Sorunun diğer bir yönü de ekonomiktir. Büyük kent belediyelerini yalnızca
kendilerine oy veren seçmenler değil, tüm kent halkı finanse etmektedir.
Bu bakımdan nasıl ki belediyenin su, kanalizasyon, çevre temizliği ve ulaşım
gibi konularda ayırım yapmaksızın hizmet yürütmesi gerekiyorsa, eğitim
ve kültür hizmetlerinin sunulmasında da aynı duyarlılığı göstermesi ve
çok sesliliği temel ölçüt olarak benimsemesi önem taşımaktadır. Büyük kent
belediyeleri eğitim ve kültür hizmetlerinde ayırımcılıktan uzak, tüm halkın
taleplerine uygun ve tarafsız bir tutum sergilemelidirler.
Büyük kent belediyelerinde eğitim ve kültür hizmetlerinin yerel demokrasi
ilkelerine uygun olarak yürütülmesi, hiç kuşkusuz iyi eğitilmiş, çalışma
alanı ile ilgili konulara egemen ve hizmetin gerektirdiği özelliklere sahip
yöneticileri ve personeli gerekli kılmaktadır. Bunun yanında yerel halkın
dilek ve şikayetlerini dikkate alan, eğitim ve kültür hizmetlerinin yürütülmesinde
hangi tercihlerin esas alınması gerektiği konusunda onların görüşlerine
başvurarak katılımlarını sağlayan, hizmetlerde şeffaf ve tarafsız bir yönetim
de bu hizmetlerdeki başarıyı artıracak etkenlerdendir.
Siyasal ve yönetsel yozlaşma türlerinin bir ya da birkaçının büyük kent
belediyesi yönetimlerinde bulunması, hem yönetimin başarısını olumsuz yönde
etkileyecek hem de yerel halkın belediyeye olan güven ve desteğini azaltacaktır.
Bu nedenle büyük kent belediyelerinin demokratiklik, etkinlik ve verimlilik,
sosyal adalet, açıklık ve (özellikle de) tarafsızlık ilkelerine uygun bir
yönetim sergilemeleri ve her türlü yozlaşmaya karşı tedbirli davranmaları
gerekmektedir. Ancak yerel yönetimlerde, yöneten-yönetilen ilişkileri merkezi
yönetime oranla daha gelişmiş ve yakın olduğundan yozlaşma örneklerine
buralarda daha sık olarak rastlandığı söylenebilir.
Siyasal ve yönetsel yozlaşma türlerinin, büyük kent belediyelerinin eğitim
ve kültür hizmetleri üzerindeki yansımaları konusunda şu tespitleri yapmak
mümkündür:
Adam kayırmacılık; büyük kent belediyelerinin eğitim ve kültür hizmetlerini
yürüten birimlerinde, diğer kentsel hizmetleri yürüten birimlere göre daha
az karşılaşılan bir durumdur. Bunun en önemli nedeni, belediye yönetimlerinin
eğitim ve kültür alanında ve özellikle sanatsal hizmetler alanında görevlendirebilecekleri
nitelikli elemanları eş, dost ve arkadaş çevrelerinde kolaylıkla bulamamalarıdır.
Sözkonusu duruma en iyi örnek olarak Refah Partisi yönetimindeki İstanbul
Büyük Kent Belediyesi gösterilebilir. Bu belediyede birçok birimde kadro
değişikliğine gidildiği ve yönetim kademelerine partiye yakın kişiler getirildiği
halde, Büyük Kent Belediyesi’nin Kültürel ve Sosyal İşler Dairesi’ne bağlı
bulunan Şehir Tiyatroları Müdürlüğü’nde önceki dönemde görev yapan yönetici
ve sanatçı personelin büyük bir kısmı yerlerini korumuşlardır. Belediye
yönetiminin kendi ideolojisini benimseyen ve sahne sanatları alanında bilgi
ve deneyime sahip eleman bulmakta sıkıntı çekmesi burada temel etken olmuştur.
Yönetim tarafından dile getirilen “çok seslilik anlayışına bağlılık” da
bu uygulamanın diğer bir nedeni olarak sayılabilir.
Büyük kent belediyelerinin eğitim ve kültür hizmetlerine ilişkin uygulamalarında
yukarıdaki bölümde ele alınmaya çalışılan yozlaşma türlerinden bazı örneklere
rastlamak mümkündür. Siyasal kayırmacılık ve hizmet kayırmacılığı bunlar
içinde en yaygınları olarak göze çarpmaktadır.
Eğitim ve kültür hizmetleri ile ilgili olarak belediyelerin kendilerine
destek veren seçmen gruplarına, diğer gruplara oranla ayrıcalık tanıyarak
çıkar sağlamaları daha çok belediyeye ait tesislerin kullanımında ortaya
çıkmaktadır. Örneğin tiyatro salonları, gösteri merkezleri ve konser salonları
gibi mekanlar; belediye yönetimine, belediye başkanının mensubu bulunduğu
siyasal partiye ve bu partinin ideolojisine yakınlık duyan gruplara öncelikli
olarak tahsis edilebilmektedir. Diğer yandan belediye yönetimleri kültürel
hizmetlerde ve eğitim-eğitime destek niteliğindeki hizmetlerde kendilerine
siyasal desteğin yoğun olduğu bölgelere öncelik verebilmektedir.
Büyük kent belediyelerinin eğitim ve kültür hizmetlerinde siyasal parti
ideolojilerini yansıtan ve bir yönüyle yozlaşma özelliği taşıyan diğer
uygulamalardan bazılarını şöyle sıralamak mümkündür:
* Kültürel ve sanatsal etkinliklerde yönetimle aynı dünya görüşüne sahip
kişiliklerin ön plana çıkarılması, onların yapıtlarına öncelik verilmesi,
* Yönetimin benimsediği siyasal parti ideolojisini propaganda niteliğinde
destekleyen yayınların basım ve dağıtımının yapılması,
* Yapılan kültür ve sanat içerikli ödüllü yarışmalarda ideolojik konuların
seçilmesi ve ödüllerin kendi siyasal görüşünü benimseyen katılımcılara
verilmesi,
* Eğitim amaçlı bursların öğrencilere “siyasal yandaşlık” esas alınarak
dağıtılması,
* Kentin cadde ve sokaklarına kendi siyasal ideolojilerini yansıtan isimlerin
verilmesi, karşı siyasal görüşü çağrıştıran isimlerin yenileriyle değiştirilmesi,
* Kentin çeşitli mekanlarına ideolojik unsurlar taşıyan anıtların dikilmesi,
diğerlerinin kaldırılması,
* Kendi siyasal ideolojilerine aykırı buldukları sinema, tiyatro, konser,
sergi gibi sanatsal ve kültürel etkinliklerin engellenmesi veya engellenmeye
çalışılması,
* Büyük kent belediyesi bünyesinde ideolojik amaçlı kültürel hizmet birimlerinin
kurulması vb.
Bazı büyük kent belediyesi yöneticileri yukarıda sayılan birtakım uygulamaların
haklı gerekçelere dayandığını ve bu uygulamaları ile toplum çıkarını koruduklarını
ileri sürmektedirler. Bu görüşe karşı çıkanlar ise yapılanların kültür
ve sanat özgürlüğüne aykırı olduğunu ve demokrasi ile bağdaşamayacağını
savunmaktadırlar.
E.
YÖNETSEL VE SİYASAL YOZLAŞMANIN ETKİLERİ VE SONUÇLARI
Evrensel yönetim ilkelerinden zamanla uzaklaşılması ve ayrıca kamu yönetimi
birimleri tarafından sunulan kamusal mal ve hizmetlerin halkın beklentilerine
yeterince yanıt verecek nitelik ve nicelikten yoksun olması gibi nedenlerin
sonucu olarak birtakım yönetsel ve siyasal yozlaşma türleri ortaya çıkmaktadır.
Yukarıda ele alınmaya çalışılan bu yozlaşmalar, toplum hayatını derinden
etkileyen bazı önemli sonuçları da beraberinde getirmektedirler.
Cemil OKTAY bu etki ve sonuçları iki başlık altında toplamaktadır61
: 1. Yönetimin Saygınlık Görüntüsünde Düşme, 2. Destek Aşınması.
1. Yönetimin Saygınlık Görüntüsünde Düşme
Toplumun artan taleplerinin sistem tarafından gereği gibi karşılanamamış
olması, hizmet yetersizliğinin ortaya çıkardığı rekabet ve bu rekabet ortamıyla
birlikte yönetsel ve siyasal yozlaşmaların tür ve yoğunluk bakımından artış
göstermesi, yönetimin yönetilenler katındaki saygınlığını sarsmaya başlamaktadır.
Bu konuyla ilgili olarak Türker ALKAN tarafından yapılan bir araştırmada,
ülkemizde gelişen ve yoğunlaşan toplumsal sorunlara aktif ve olumlu yönde
yanıt verebilecek bir kamu yönetiminin geliştirilemediği vurgulanmaktadır.
Aynı araştırmada elde edilen sonuçlar, artan ve çeşitlenen sorunlar karşısında
hızlı bir uyum sağlama becerisi sergileyemeyen kamu yönetiminin toplum
gözündeki görünümünün olumsuz bir hal almaya başladığını göstermektedir.
Genel olarak yönetimin tarafsızlık ve verimlilik gibi konularda yönetilenler
arasında iyi puanlar toplamadığı birçok yazar tarafından sıkça belirtilen
bir durumdur. Yukarıda sözü edilen araştırma da, yönetimin tarafsızlığı
konusunda toplumun genel bir olumsuz yargıya sahip olduğunu ve yönetimin
tarafsızlığına ilişkin olumlu izlenimlerin hem çok düşük hem de sürekli
azalma gösteren bir süreç izlediğini ortaya koymaktadır.
Ekonomik ve toplumsal kalkınmanın gerçekleştirilmesinde büyük sorumluluklar
yüklenmiş bir yönetimin yönetilenler arasındaki saygınlığının zayıflaması,
onun zaten doyurucu olmayan verimliliğini daha da kısırlaştırıcı bir etki
yapabilmektedir. Sonuç olarak, bir güven bunalımı ve olumsuzluk ortamında
çevrenin sisteme yönelik desteğinin sürekli olarak korunması pek de kolay
gözükmemektedir.
2. Destek Aşınması
David EASTON, sisteme yönelik destekleri, "özgül destek" ve "yaygın destek"
olmak üzere iki ayrı türde sınıflandırmaktadır. Bu sınıflandırmaya göre
özgül destek, sistemin çevreye sunduğu hizmetlerin veya yanıtladığı beklentilerin
karşılığı olarak elde ettiği destektir. Yaygın destek ise siyasal duygulara,
sisteme yönelik olan genel ve yerleşik tutumlara çağrıda bulunmak suretiyle
kazanılmaktadır. EASTON toplumun sisteme yönelik meşruiyyet inancının yaygın
destekle aynı anlamı ifade ettiği görüşündedir.
Çevrenin, yönetimin yanlı tutumundan ve istemlerine karşı verilen yanıtların
yetersiz olmasından duyduğu hoşnutsuzluk, özgül desteği hemen, yaygın desteği
ise belirli koşullarda aşındırmaktadır. Toplumun istemlerine karşı yanıt
yetersizliğindeki aşırı birikmeler ve özellikle siyasal ve yönetsel yozlaşmaların
yaygınlık kazanmaları sonucu oluşan olumsuz izlenim, aşınma kapsamında
yaygın desteğin de yeralmasındaki temel etmendir.
S. M. LIPSET sistemin çevrede uyandırdığı meşruiyyet kanaati ile sistemin
çevreye yönelik etkinliği arasında anlamlı bir ilişki kurmaktadır. Ona
göre "etkili olma", sistemin görevi sayılan işleri yerine getirme derecesi;
"meşruiyyet" ise sistemi oluşturan kurum ve yöntemlerin en uygun kurum
ve yöntemler olduğu yolunda çevrenin sahip olduğu inanç ve güvendir. LIPSET'e
göre en dengeli sistem hem meşru hem etkili olanı, en istikrarsız sistem
ise hem meşru olmayanı hem de etkili olmayanıdır.
Sisteme karşı verilen özgül desteklerin aşırı boyutlarda aşınma göstermesi
ve kamu yönetimindeki yozlaşmaların yoğunluk kazanması; Türkiye'deki yönetim
sisteminin etkili olmayan fakat meşru olan sistem türünden, hem etkili
olmayan hem de meşruiyyetini yitirmiş tam istikrarsız (kararsız) sistem
türüne geçiş süreci ile karşı karşıya olduğu izlenimini vermektedir. Yaygın
destek her ne kadar sistem çıktılarından kısa dönemde etkilenmez ve aşınmalara
karşı dayanıklılık gösterir ise de, desteğin bu dayanıklılığı sürdürmesi
belli bir aşamadan sonra olanaksız hale gelebilmektedir.
Özgül destek düzeyindeki aşınmaların ve bu aşınmaların yaygın destek üzerinde
yaptığı etkilerin, ülkemizin siyasal ve yönetsel sistemini sık sık gerginliklere
sürüklediği söylenebilir. Yaygın desteğin tazelenmesi girişimleri de daha
çok gerginliğin en yüksek düzeylere çıktığı dönemlerde gündeme gelmektedir.
Bu konuda en sık başvurulan yöntemlerden biri geleneksel değerlerin yeniden
önem verilen değerler düzeyine çıkartılması, diğeri de sistemin etkin ve
verimliliğini artıracak önlemlerin alınmasıdır.
III.
YÖNETSEL VE SİYASAL YOZLAŞMANIN ÖNLENMESİNE YÖNELİK ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Yönetimde yozlaşmaların önlenmesine ilişkin olarak geliştirilen çözüm önerileri
iki başlık altında ele alınabilir: A. Anayasal Çözüm Önerileri, B. Yasal
- Kurumsal Çözüm Önerileri62
.
A.
ANAYASAL ÇÖZÜM ÖNERİLERİ VE KAMU TERCİHİ TEORİSİ63
Siyasal ve yönetsel yozlaşmaların ortadan kaldırılabilmesi için, siyasal
karar alma sürecinde bir yeniden yapılanmanın gerekliliği herkesçe kabul
edilen bir görüştür. Kimi yazarlara göre bu yeniden yapılanmanın gerçekleşmesi,
karar alma sürecinde rol alan aktörlerin daha "iyi"leriyle değiştirilmesi,
daha açık bir ifade ile eğitimli, kültürlü, dini ve ahlaki değerlere sahip
kişilerin işbaşına getirilmeleri ile değil; anayasal, yasal ve kurumsal
çerçevenin yeniden düzenlenmesi ile mümkündür.
Amerika Birleşik Devletleri'nde Virginia Politik İktisat Okulu olarak bilinen
bir çağdaş iktisadi düşünce ekolünün temsilcileri tarafından, "Kamu Tercihi
ve Anayasal İktisat" adını verdikleri bir disiplin içerisinde, devletin
gücünün ve yetkilerinin niçin ve nasıl sınırlandırılması gerektiği konusunda
incelemeler yapılmaktadır.
Kamu Tercihi iktisatçıları, iyi bir toplumsal düzenin temel ilkelerinin
anayasalarda yeralması ve devletin "siyasal" ve "ekonomik" hak, yetki,
görev ve sorumluluklarının çerçevesinin yine anayasalarda açıkça ve sınırları
ile birlikte saptanması gerektiğini ileri sürmektedirler. Kamu Tercihi
ve Anayasal İktisat Teorisi, toplumun hem hukuksal, hem de kurumsal yapısını
yönlendirecek anayasaların vatandaşların bilinçli çabalarıyla ideal şeklini
alacağını kabul etmektedir. Bu teoriye göre bireylerin hak ve özgürlükleri,
ancak devletin hak ve yetkilerinin sınırlandırılması ile mümkündür.
Kısaca, Kamu Tercihi Teorisi ve Anayasal İktisat yaklaşımına göre siyasal
yozlaşmaların ortadan kaldırılması için devletin güç ve yetkilerinin, görev
ve işlevlerinin sınırlarının belirlenmesi önem taşımaktadır. Bu çağdaş
iktisadi düşüncede devletin özellikle "ekonomi" alanındaki güç ve yetkilerinin,
ekonomik anayasada düzenlenmesine ve sınırlandırılmasına daha büyük önem
verilmektedir64 .
B.
YASAL - KURUMSAL ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Yönetsel ve siyasal yozlaşmanın önlenmesine yönelik olarak üretilen yasal-kurumsal
çözüm önerilerinden başlıcaları şunlardır65
:
1. Yönetimde Açıklık (Şeffaflık) Sağlanması
Demokrasi bir açık toplum rejimi olup 3 temel özelliğe sahiptir. Bunlar;
"temsil", "katılım" ve "denetim"dir. Yönetimde açıklığın sağlanması (publicity),
yönetilenlerin kamu yönetiminin işleyişini denetleyebilmelerine büyük olanak
sağlamaktadır. Açık toplum ve açık yönetim (şeffaf yönetim) oluşturma amacına
yönelik öneriler şöyle sıralanabilir:
* Vatandaşların yönetimle ilgili olarak her türlü belge ve bilgiye ulaşabilmelerine
olanak sağlanmalı ve bilgi edinme hakkı anayasal güvence altına alınmalıdır.
Bu hakkın sınırları da anayasada açık ve net bir biçimde belirtilmelidir.
* Kamuyu ilgilendiren kararların alındığı belediye meclisi toplantılarına,
yerel halkın da katılabilmeleri için uygun ortam sağlanmalıdır.
* Kamu kurum ve kuruluşları tarafından en az yılda bir defa ayrıntılı çalışma
raporları hazırlanmalı ve kamuoyuna sunulmalıdır. Bu raporlar yeterli ayrıntılar
içermelidir.
* Kamu politikalarına ilişkin karar ve uygulamalar önceden halka duyurulmalı,
önemli olanlarıyla ilgili gerekirse kamuoyu araştırması yapılmalı ve hatta
referandum yapılmalıdır.
* Yönetimdeki gizlilik ve örtbas şeklindeki yozlaşmaların cezai yaptırımları
yasalarda açıkça yeralmalıdır.
2. Siyasal Yozlaşmaları Denetleme Kurumu'nun Oluşturulması
Ülkemizde henüz siyasal yozlaşmalarla mücadele edecek, siyasal nitelikli
suçları araştıracak ve soruşturacak bağımsız ve özel statülü bir kurum
mevcut değildir. Yozlaşmalarla mücadele için direkt olarak Parlamento'ya
bağlı olarak çalışacak bir denetleme kurumunun oluşturulması son derece
yararlı olacaktır.
3. Yozlaşmalarla Mücadelede Ombudsman Benzeri Bir Sistemin (Halk Denetçiliği)
Oluşturulması
Kamu yönetiminin hukuka uygun hareket etmesini sağlamak üzere böyle bir
müessese sisteminin ülkemizde de oluşturulması, halkın denetiminin gerçekleşmesinde
ve yönetimde meydana gelebilecek yozlaşmaların önlenmesinde önemli bir
rol oynayacaktır66 .
4. Siyasal Yozlaşmaların Yaygın Olduğu Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Denetim
ve Kontrollerin Etkinleştirilmesi
Genellikle siyasal yozlaşmalar yürütme aşamasında hem tür, hem de nicelik
açısından yaygınlık göstermektedir. Özellikle belediyeler, gümrükler, vergi
daireleri gibi yönetim birimlerinde bu tür yozlaşmalar yaygın olduğundan,
buralardaki denetim ve kontrollerin sıklaştırılması ve etkinleştirilmesi
önem kazanmaktadır.
5. Eğitim-Öğretim ve Kitle İletişim Araçları Yoluyla Siyasal Yozlaşma Mücadelesi
Toplumsal kirliliğin ortadan kaldırılmasında eğitim ve öğretimin önemi
küçümsenmeyecek kadar büyüktür. Okullaşma oranının düşük olduğu, eğitim
ve öğretim kalitesinin yetersiz durumda bulunduğu toplumlarda, toplumsal
kirlenmelerin ve yozlaşmaların daha fazla olduğu bilinmektedir. Bu bakımdan
temiz topluma yönelik eğitime eğilinmesi gerekli görülmektedir. Ayrıca
bu konuda özellikle basın, radyo, televizyon ve diğer medya kuruluşlarına
büyük görev ve sorumluluk düşmektedir.
Yozlaşmalara çözüm getirmesi ümidiyle geliştirilen anayasal ve yasal-kurumsal
önerilerin her biri de etkin olarak uygulanmaları kaydıyla başarı sağlayabilir.
Ancak sözkonusu yozlaşmaların oluşumunda insan faktörünün oynadığı rol,
bu faktöre daha büyük bir önemle eğilinmesi gereğini ortaya koymaktadır.
Yalnızca insana özgü bazı yüksek değerlerin (ahlak, fazilet, dürüstlük
gibi); bir yandan eğitim-öğretim ve kitle iletişim araçları kullanılarak,
diğer yandan çeşitli hukuksal ve kurumsal tedbirler alınarak ortaya çıkarılması
ve geliştirilmesi, yozlaşmalarla mücadeleye katkı sağlayacak ve temiz toplum
idealine ulaşmayı büyük ölçüde kolaylaştıracaktır.
ÜÇÜNCÜ KISIM
YEREL YÖNETİM HİZMETLERİ VE SİYASAL AHLAK
Günümüzde yerel yönetimler ile merkezi yönetim arasında siyasal ahlak sorunları
ön plana çıkmakta, bu sorunlar özellikle merkezi iktidar ile yerel iktidar
arasında siyasal parti farklılaşması sözkonusu olduğunda, sonuçları yerel
halkın omuzlarına yüklenecek biçimde ağırlaşmaktadır.
Değerler ve ahlak, yerel yönetimin ve yerel halkın ortak kültürünün temelini
oluşturmaktadır. Yerel yönetimlerdeki hizmet anlayışının özünü oluşturması
gereken kurumsal ve ahlaki değerler, tüm çalışanların günlük davranışları
açısından yönlendirici ilkeler sağlamaktadır67
.
I.
YEREL YÖNETİMLERDE YOZLAŞMA VE AHLAK İLİŞKİSİ
Ahlaki değerlerin önemini yitirme derecesi ile yönetsel-siyasal yozlaşmalar
arasında doğrusal bir ilişki olduğu herkesçe kabul edilen bir görüştür.
Ahlaki değerlerdeki aşınmalar bütün yozlaşmaların en önemli kaynağını oluşturmaktadır.
Gerçekten de politikacıların seçimi kazanmak için her şeyi göze aldığı,
seçmenin de elindeki oyu veya diğer maddi ve manevi olanakları iktidardan
birşeyler koparmak amacıyla kullandığı bir ortamda, ahlaki değer yargılarının
önemini yitirdiğini ve ahlaki davranışın artık "modası geçmiş" bir davranış
biçimi haline dönüştüğünü düşünmek pek de anlamsız olmayacaktır68
.
Bir politikacının başarısını belirleyen en önemli faktör, onun çok iyi
bir insan, ahlaklı, erdemli bir kişi olması değildir. Daha çok iktidarı
ele geçirmekte ve elde tutmakta gösterdiği beceri ve ustalıktır. Ancak
bundan siyasette başarılı olanların tümünün mutlaka ahlaksız ve kötü kişilerden
oluştuğu anlamı çıkarılmamalıdır. Burada asıl üzerinde durulan nokta, siyasette
başarının yüksek ahlaki niteliklerle çok mutlak bir bağlantısının bulunmadığıdır69
.
Demokrasinin esas özüne kavuşturulabilmesi için bir yandan erozyona uğrayan
ahlaki değer yargılarının yeniden bireysel ve toplumsal yaşamda eski yerlerini
alması sağlanırken diğer yandan da aşınan ve etkinliğini kaybeden ahlaki
kurallar yerine belli yaptırımlar içeren başka kuralların da gündeme gelmesi
gereği bulunmaktadır70
.
II.
YEREL YÖNETİMLERDE AHLAK DEĞERLERİNİN EGEMEN KILINMASI
Demokratik yönetim, büyük ölçüde kişisel dürüstlüğe, kamu yöneticileri
ile yönetilenler arasındaki bağlılık ve güvene dayanmaktadır. Ahlaki söylem
yönetimde farklılık yaratıcı bir öneme sahip bulunmaktadır71
.
Yerel yönetimlerde meydana gelebilecek çeşitli yönetsel ve siyasal yozlaşmaları
önlemek ve bu yönetimlerde ahlaklılığı egemen kılmak amacıyla bugüne kadar
değişik öneri ve yaklaşımlar geliştirilmiştir. Sözkonusu öneri ve yaklaşımların
başlıcaları şöyle sıralanabilir:
* Hukuksal düzenlemelerin yapılması.
Bu yolla ortaya konan kurallarla, bir taraftan yerel yönetim birimlerinde
çalışan görevlilere rehberlik etmek, diğer taraftan muhtemel yolsuz davranışlar
konusunda, cezaların artırılması gibi caydırıcılığı sağlayan daha ağır
yaptırımların yürürlüğe konması amaçlanmaktadır72
.
* İş ortamına ahlakı aşılayacak nitelikteki kurumsal mekanizmaların ortaya
konması.
Ahlaklılığın sadece yasalarla düzenlenemeyeceği düşüncesi gözönünde tutularak
geliştirilen bu yaklaşımda, dürüst ve ahlaklı bir yönetim ortamı sağlayabilmek
için kurumların, ahlak kavramına büyük önem veren çok daha yenilikçi çizgilerde
geliştirilmesi gereğine dikkat çekilmektedir.
Bu bağlamda belirli aralıklarla ya da sürekli başvurulan bir kurum içi
"ahlak denetimi" uygun bir yöntem olarak görülmektedir. Bu denetimler,
görevlilerin kuşku uyandırıcı davranışlar içine girme olasılığı olan bazı
hassas alanların belirlenmesinde ve buna dayalı olarak da buralarda
meydana gelebilecek kışkırtıcı ve yoldan saptırıcı ögelerin yok edilmesinde
önemli katkılar sağlamaktadır. Ayrıca yerel yönetim biriminde ahlaklı olmanın
"temel bir beklenti" olduğu konusunda bir bilinçliliğin güçlendirilmesi
ve yöneticilerin bu konuda örnek davranışlar sergileyerek özendirici rol
oynaması da kurumsal tedbirler arasında yeralmaktadır.
* Yerel yönetimlerde görev alan yöneticilerin görev sürelerinin kısa ya
da sınırlı tutulması.
Bu yolla, göreve gelen yöneticilerin veya onlar tarafından atanan üst düzey
görevlilerinin ellerinde tutacakları gücün sınırlandırılması amacı güdülmektedir.
Bunun nedeni sözkonusu kişilerin aynı makamda sürekli ya da uzun süre kalamayacak
olmalarıdır73 . Bu öneride
eğer iktidarın yani gücün yozlaştırıcı bir eğilim taşıdığı doğru ise, bu
gücün kullanılma süresini daraltarak muhtemel yolsuzlukların da azaltılabileceği
görüşü esas alınmıştır.
* Yerel seçmenler tarafından seçilmiş bulunan yöneticilerin, yine seçmenleri
tarafından geri çağırılması.
Burada seçmenlerin yani yerel topluluk üyelerinin; bilgi, yetenek, ahlaklılık,
dürüstlük, önderlik gibi alanlarda ciddi eksiklikler taşıdıklarına inandıkları
gerekçesi ile seçilmiş yerel yönetim yetkililerinin görev süreleri dolmadan
bu görevlerine son vermeleri durumu sözkonusudur74
. Geri çağırma yöntemine göre, seçmenlerin belli bir yüzdesinin (örneğin
% 25) yazılı başvurusu sonucu halkoylamasına gidilmesi sağlanmaktadır.
* Yargı denetiminin etkili hale getirilmesi.
Bu öneri ile, yerel yönetimlerin eylem ve işlemleri ile ilgili olarak dava
açma hakkının yaygınlaştırılması, yargılama usulünü kolaylaştırıcı, hızlandırıcı
ve ucuzlatıcı düzenlemeler yapılması gibi yollarla yargı denetiminin etkili
kılınması amaçlanmaktadır.
* Yerel yönetimlerin gözetlenmesi, eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun
denetlenmesi.
Merkezi yönetim veya bir "ombudsman" kurumu tarafından yapılabilecek bu
denetlemede temel kural, herhangi bir yasa dışı uygulamada yargı yoluna
başvurulmasıdır. Merkezi yönetim ancak olağanüstü durumlarda müdahale edebilmektedir.
* Yerel topluluk üyelerinin temel haklarının demokrasi ilkeleri ve insan
haklarına dayalı bir biçimde kabul edilmesi ve bunlara uyulması için gerekli
her türlü önlemin alınması.
* Yerel yönetim birimlerindeki seçilmiş görevlilerin hak ve ödevlerinin
temel demokratik ve çoğulcu toplum ilkelerine ve insan haklarına dayalı
bir biçimde yeniden düzenlenmesi.
Bu düzenlemeler, yerel seçilmiş görevlilerin niteliklerini ve görevlerini
yerine getirme koşullarını geliştirmeyi, yerel hizmetlerin demokratiklik
ve etkinlik ilkelerine göre yürütülmesini ve yerel halkın yerel yönetime
karşı duyduğu güven ve bağlılığı artırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca yönetimde
dürüstlüğü, açıklığı, kamu malını korumayı, adalete ve eşitliğe dayalı
değerlerin
yaratılması ve uygulanması da amaçlanan diğer konular arasındadır. Düzenlemeler
sonucunda elde edilecek başarı, yerel yönetimlerde ahlak düzeyinin yükseltilmesine
büyük katkılar sağlayacaktır.
Yerel yönetimlerde ahlaklı ve dürüst davranışları egemen kılabilmek; her
tür kişisel ve toplumsal ilişkilerde olduğu gibi temelde insana, onun haklarına,
kutsallığına, onuruna ve tüm ana değerlerine yönelmekle ve bunları sürekli
olarak geliştirmekle mümkün gözükmektedir75
.
III.
YEREL YÖNETİM AHLAK ŞARTI VE YEREL HİZMET ANDI ÖNERİLERİ
Yerel yönetimlerin yönetim sistemlerinde ahlaki değerleri egemen kılmaya
yönelik olarak geliştirilen en önemli yöntemlerden biri de bir "Yerel Yönetim
Ahlak Şartı"nın kabul edilmesidir76
. Bu şart, birer yönetim ahlakı ilkesi olarak kabul edilen doğruluk, dürüstlük,
güvenilirlik, göreve ve mesleğe bağlılık duyguları ve insana öncelik verme,
kamu malını koruma ve halka adaletli bir hizmet sunma gibi düşünceleri
esas almaktadır. Yerel Yönetim Ahlak Şartı'nın yerel ahlakın geliştirilmesi
ve kurumsallaşması amacıyla, yerel yönetim birimlerinde yeralan her düzeydeki
yetkili, görevli ve çalışanlara yönelik olarak uygulanması öngörülmektedir.
Yerel Yönetim Ahlak Şartı'na uymayan davranışların ya da bu konuda ciddi
endişelerin ortaya çıkması durumunda yasal ve yönetsel önlemler alınabilmektedir.
Bununla birlikte, "kendiliklerinden konunun üzerine gidebilmek, yerel yönetim
ahlakını korumaya ve geliştirmeye yönelik genel araştırma, soruşturma yapmak
ve uygun tüm hukuk yollarını harekete geçirebilmek ve gerekli mesleki ve
benzeri yaptırımlar yoluna başvurmak" amacı ile yerel yönetimlerdeki yetkili,
görevli ve çalışanların, kendi aralarında oluşturacakları bir "Yerel Yönetim
Ahlak Kurulu"na da bu alanda ayrıca yer verilmektedir77
.
“Yerel Yönetim Ahlak Şartı” ve “Yerel Hizmet Andı” önerileri(*),
Türkiye’de yerel yönetim sisteminin geliştirilebilmesi için oluşturulan
temel amaç ve stratejiler doğrultusunda bu konuda mevcut uluslararası örneklerden
yararlanılarak hazırlanmıştır. Son yıllarda ülkemiz gündemini sürekli meşgul
eden yozlaşma niteliğindeki uygulamaları, en azından yerel düzeyde önlemesi
umut edilen bu iki önerinin ne derece olumlu sonuç vereceği tartışılabilir.
Özellikle Yerel Hizmet Andı’nın etkili olabilmesi temelde bu andın muhataplarının
ahlaki yapılarıyla yakından ilgilidir. Ahlaklı olmanın asli gereklerinden
olan doğruluk, dürüstlük, vicdani sorumluluk ve sözünde durma gibi meziyetlerden
yoksun olan bir yerel yönetici ya da çalışan için, sözkonusu and pek de
bağlayıcı olmayacaktır. Bu nedenle böyle iyi niyetli girişimlerin çeşitli
maddesel yaptırımlarla da desteklenmesi, elde edilecek başarıyı olumlu
yönde etkileyecektir.
Türkiye’de büyük kent belediyelerinin eğitim ve kültürel içerikli hizmetlerinde;
siyasal parti ideolojilerinin ne derecede belirleyici olduğunu, ideolojik
yansımalar taşıyan hizmetlerin hangi ölçüde meşruiyyet sınırları içinde
kaldığını ve hangi ölçüde yozlaşma niteliği kazandığını saptamak, çalışmamızın
temel amaçları arasında yeralmaktadır. Bu amaca ulaşmak bakımdan; ülkemizde
halen faaliyetlerini sürdüren siyasal partilerin eğitim ve kültür politikalarının
nelerden oluştuğunun belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca bazı büyük kent
belediye yönetimlerinin eğitim ve kültür hizmetlerine ilişkin uygulamalarını
bu politikalarla karşılaştırarak aralarındaki benzerliklerin ortaya çıkarılması
da diğer bir gereklilik olarak ortadadır.
Bunun yanında siyasal yaşamın en önemli unsurunu oluşturan siyasal partileri
ve işlevlerini ele almak, eğitim ve kültür hizmetlerine partilerin ne denli
önem atfettiklerini incelemek ve parti politikalarının üretilmesinde dayanak
noktalarını oluşturan siyasal ideolojilere ilişkin bilgi sahibi olmak konunun
daha iyi kavranmasına katkı sağlayabilir.
(37)
KELEŞ; Yerinden Yönetim ..., s. 94-95.
(38)
Birkan Uysal SEZER; "Yerel Yönetimin Çevresi - Halkla İlişkiler ve Kanaat
Araştırmaları", Amme İdaresi Dergisi, C. 20, S. 1, Mart 1987, s. 16-17.
(39)
SEZER; a.g.m., s. 17.
(40)
H. Sami GÜVEN; "İdare-Siyaset İlişkileri ve Personel Yönetimi Açısından
Önemi", Amme İdaresi Dergisi, C. 9, S. 1, Mart 1976, s. 53.
(41)
Bülent ARDANIÇ, Turgay ERGUN; "Siyasal Nitelikli Yüksek Yönetici Atamaları",
Amme İdaresi Dergisi, C. 13, S. 2, Haziran 1980, s. 3-4.
(42)
GÜVEN; a.g.m., s. 51.
(43)
Turgay ERGUN, Aykut POLATOĞLU; Kamu Yönetimine Giriş, TODAİE Yayını, Ankara,
1988, s. 246.
(44)
Bilal ERYILMAZ; Kamu Yönetimi, Akademi Kitabevi, Gözden Geçirilmiş İkinci
Baskı, İzmir, 1995, s. 173.
(45)
KELEŞ; Yerinden Yönetim ve ..., s. 319.
(46)
Ümit BERKMAN; Azgelişmiş Ülkelerde Kamu Yönetiminde Yolsuzluk ve Rüşvet,
TODAİE Yayını, Ankara, 1983, s. 18.
(47)
Coşkun Can AKTAN; Politik Yozlaşma ve Kleptokrasi, Afa Yayınları, İstanbul,
1992, s. 22.
(48)
Cemil OKTAY; Yükselen İstemler Karşısında Türk Siyasal Sistemi ve Kamu
Bürokrasisi, İÜ SBF Yayını, Yayın No. 3163, İstanbul, 1983, s. 203.
(49)
Vural Fuat SAVAŞ; Anayasal İktisat, Takav Yayınları, İzmir, 1993, s. 1.
(50)
SAVAŞ; a.g.e., s. 2-3.
(51)
SAVAŞ; a.g.e., s. 6-13.
(52)
Coşkun Can AKTAN; "Siyasal Yozlaşmaların Önlenmesine Yönelik Çözüm Önerileri",
Politik Yozlaşma ve Şeffaf Yönetim Sempozyumu, DEÜ İİBF Maliye Bölümü,
Doğuş Matbaası, İzmir, 1994, s. 45-46.
(53)
AKTAN; a.g.m., s. 46.
(54)
Cahit TUTUM; “Yönetimin Siyasallaşması ve Partizanlık”, Amme İdaresi Dergisi,
C. 9, S. 4, Aralık 1976, s. 11.
(55)
OKTAY; a.g.e., s. 209.
(56)
AKTAN; Politik Yozlaşma ve ..., s. 31.
(57)
Bu konudu daha geniş bilgi için bkz. Krister STAHLBERG; “Kamu Yönetiminin
Politizasyonu: Politizasyonun Sonuçları, Sebepleri ve Kavramları Üzerine
Düşünceler”, Çeviren: Dündar GÜLTEKİN, Türk İdare Dergisi, S. 384, s. 199-216.
ve TUTUM; a.g.m., s. 9-32.
(58)
AKTAN; a.g.e., s. 29-30.
(59)
AKTAN; a.g.e., s. 32.
(60)
AKTAN; a.g.e., s. 43.
(61)
OKTAY; a.g.e., s. 217-220.
(62)
AKTAN; "Siyasal Yozlaşmaların ...", s. 45.
(63)
Kamu Tercihi Teorisi hakkında daha geniş bilgi için bkz. James M. BUCHANAN;
Kamu Tercihi ve Anayasal İktisat, Yayına Hazırlayan: Aytaç EKER ve Coşkun
Can AKTAN, Aklıselim Ofset Tesisleri, İzmir, 1991, s. 2-279.
(64)
AKTAN; a.g.m., s. 50.
(65)
AKTAN; a.g.m., s. 53-63.
(66)
Ombudsman hakkında geniş bilgi için bkz. Bilal ERYILMAZ; Bürokrasi, Anadolu
Matbaacılık, İzmir, 1993, s. 89-96. ve VERSAN; Kamu ..., s. 305-313.
(67)
Sadun EMREALP, Selahattin YILDIRIM; Yerel Yönetimde Başarının Yolları,
Başbakanlık Toplu Konut İdaresi ve IULA-EMME Yayını, İstanbul, 1993, s.
35.-36.
(68)
SAVAŞ; a.g.e., s. 25.
(69)
DAVER; a.g.e., s. 21.
(70)
SAVAŞ; a.g.e., s. 25-26.
(71)
Selahattin YILDIRIM; Yerel Yönetim ve Demokrasi, Yerel Yönetimlerin Geliştirilmesi
Programı El Kitapları Dizisi, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi ve IULA-EMME
Yayını, İstanbul, 1993, s. 155.
(72)
Adalet Bayramoğlu ALADA; Yerel Yönetim ve Ahlak, Başbakanlık Toplu Konut
İdaresi ve IULA-EMME Yayını, İstanbul, 1993, s. 79.
(73)
ALADA; a.g.e., s. 80-81.
(74)
YILDIRIM; a.g.e., s. 104.
(75)
ALADA; a.g.e., s. 83-86.
(76)
YILDIRIM; a.g.e., s. 156. ve EMREALP, YILDIRIM a.g.e., s. 35.
(77)
ALADA; a.g.e., s. 83.
(*)
Öneri metinleri bu çalışmanın sonundaki “EKLER” bölümündedir. |