|
YEREL DEMOKRASİ, YÖNETSEL-SİYASAL YOZLAŞMA VE AHLAK BİRİNCİ KISIM
I.
YEREL DEMOKRASİ İLKELERİ
Sınırlı olanaklara ve yetkilere sahip yerel yönetimler, hizmetlerini yürütürken birtakım temel ilkeleri gözeterek çalışmalarını bu ilkeler ışığında yürütmek zorundadırlar. Aşağıda ele alınan ilkelere uyulması; yerel yönetimlerin hizmetteki başarılarının, yerel halk karşısındaki meşruiyyetlerinin, güvenilirlik düzeylerinin ve halkın desteğinin kazanılmasının temel ön koşulu olarak kabul edilebilir. A.
DEMOKRATİK DAVRANIŞ İLKESİ
Bireyin devlet karşısındaki güçsüzlüğü, özellikle azgelişmiş ülkelerde bireyin devletten korkmasına, ona karşı yabancılaşmasına ve depolitizasyonuna neden olmaktadır. Bu noktada yerel düzeyde gerçekleştirilebilecek halk katılımı, sözkonusu sakıncaların ortadan kaldırılmasına yardımcı olabilir2 . Yerel yönetimlere, yerel halkın demokrasi bilincinin geliştirilmesi ve onların yönetime katılımlarının sağlanması açısından büyük görevler düşmektedir. Vatandaşın demokratik ilkelere ve davranışlara olan alışkanlıkları, daha çok yerel yönetimler aracılığıyla kazanılmaktadır. Bu nedenle yerel yönetimlere demokratik terbiye kuruluşları denilmektedir. Yerel sorunları, olgun insan davranışları çerçevesinde tartışmak ve birbirlerinin görüşlerine karşı hoşgörülü davranmak, tartışmalar sonucunda ulaşılan kararlara saygı göstermek, daha çok buralarda öğrenilmektedir. Demokrasi alanında, yerel düzeyde başarılı olunduğu takdirde ülke düzeyinde de başarı beklenebilir. Yine yerel düzeyde kavgasız ve gürültüsüz bir şekilde yönetici adayları arasında en iyisini seçmeyi öğrenen vatandaşlar, ulusal düzeydeki temsilcilerini de aynı duyarlılıkla seçme olanağını bulabilirler. Yerel meclisler, yöneticilerin küçük yerleşim birimlerinde yaşayan vatandaşlarla karşılıklı etkileşim içinde bulunmasını sağlayan en iyi araçlardır. Buralardaki seçilmiş temsilciler, yerel halkın isteklerine kulak vermek ve bu istekleri değerlendirmek zorundadırlar. Bu demokratik alışkanlık ve yöntem çok iyi bir şekilde işletilebilirse, ulusal meclislerin başarısına da katkı sağlayacak ve onlar için iyi birer örnek oluşturacaklardır3 . Yerel demokrasinin geliştirilmesinde en önemli ölçüt, yerel halkın yerel nitelikteki kararların oluşumuna yaptığı katkının derecesidir. Bu katkı ne kadar fazla ise, yerel demokrasinin o oranda gelişmiş olduğu söylenebilir. Yerel yönetimlerde demokratik davranış ilkesinin yeterince egemen kılınabilmesi için yapılması gereken çalışmalardan en önemlileri şöyle sıralanabilir4 : * Belediyelerde referandum yönteminin uygulanması, * Belediyelerin kendi televizyon ve radyo istasyonlarını kurabilmeleri, * Yerel halkın yönetime ait karar organlarında, karar alma sürecine daha etkili bir şekilde katılabilmeleri, * Belediye meclisinin mahalle esasına göre oluşturulmasının ve mahallelerin mecliste nispî temsil ilkesine uygun olarak temsil edilmesinin, temel temsil ilkesi olarak benimsenmesi. B.
ETKİNLİK VE VERİMLİLİK İLKESİ
Yönetimler, hizmetin gerektirdiği niteliklerle donatılmış, yetenekli ve üretken personeller istihdam etmelidirler. Yönetimdeki başarı iyi, çalışkan, nesnel kurallara göre hareket eden personele bağlıdır. Yerel yönetimlerin etkin ve verimli hizmet üretmeleri, ancak nitelikli ve yetenekli elemanlar sayesinde mümkün olabilmektedir5 . Etkin belediyecilik anlayışı, bir bakıma kentte yaşayan tüm insanların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde bir hizmet ağı kurmayı düşünmekten geçmektedir. Belediyeler solunacak havanın temizlenmesinden hemşehrisinin mezar yerini hazırlamaya kadar, diğer bir deyişle yerel halkın beşikten mezara kadar olan tüm yaşam sürecinde hizmet etmektedirler. Ancak bu düşünce doğrultusunda hareket eden yerel yönetim etkin bir belediyecilik yapabilir. Belediyeler, şehrin suyunu, kanalını, kaldırımını, yolunu, yeşil alanını, parkını, trafik akışını, havasının temizliğini, insanların kültürel ve sanatsal ihtiyaçlarını, kısacası sosyal bir insanın tüm ihtiyaçlarını gidermekle yükümlüdürler6 . Tüm bu yükümlülüklerin gerçekleşebilmesi için belediyelerin olanaklarının sözkonusu ihtiyaçları karşılayacak yeterlilikte olması gerekmektedir. Etkin bir belediyeciliğin ön koşulları arasında ilk akla gelenlerden biri de mali olanaklardır. Yerel yönetimlere yeterli mali desteğin sağlanmaması ya da kaynak sağlama konusunda mali özerkliğin tanınmaması, belediyelerin hem etkin ve verimli hizmet sunmasını önlemekte, hem de onları merkezi yönetime muhtaç halde bırakmaktadır. C.
SOSYAL ADALET İLKESİ
Dünya yüzeyinde 900 milyon insan tam bir yoksulluk içinde yaşamaktadır. Aynı eğilimin sürmesi durumunda, 20. yüzyılın sonunda 1 milyardan fazla insanın susuz ve her türlü sağlık koşullarından yoksun bir şekilde temiz olmayan yerlerde yaşayacakları tahmin edilmektedir8 . Ülkemizin de kimi az gelişmiş yörelerinde ve büyük kentlerin gecekondu bölgelerinde de normal yaşam koşullarının oldukça altında bir yaşam sürmekte olan, her türlü barınma, istihdam, sağlık ve sosyal güvenlik gibi olanaklardan yoksun insanların yaşadığı bilinmektedir. Bu bölgelerde sosyal refahın sağlanmasında, halkın insanlık onuruna yaraşır bir yaşam düzeyine çıkarılmasında, merkezi yönetimin olduğu kadar yerel yönetimlerin de önemli görevleri bulunmaktadır. Her türlü ideolojik saplantının dışında, bu şekilde kötü yaşam koşulları altındaki insanların aralarında hiçbir ayırım yapmaksızın durumlarının düzeltilmesi, onların ekonomik ve toplumsal ihtiyaçlarının gereği gibi karşılanması için, yerel yönetimler büyük gayret göstermek zorundadırlar. D.
AÇIKLIK (SAYDAMLIK-ŞEFFAFLIK) İLKESİ
Halkın bilgilendirilmesi için, belediyeden yerel halka doğru işleyecek olan bilgi akımında iki yol özel önem taşımaktadır. Bunlardan ilki, kentlinin belediyeden bilgi isteme hakkına dayalı olarak sağlanacak bilgi akımıdır. Bu hak bağlamında yerel halk, yasalarla belirlenecek belli sınırlamalar dışında, belediyelerin işlem ve uygulamaları hakkında, bu yönetimlerden bilgi ve belge isteyebilmelidir. Belediye çalışmalarına açıklık getirecek, yapılan eylem ve işlemleri gün ışığına çıkaracak bilgi akımı, yerel halkın belediyelerin karar süreçlerine ve uygulamalarına etkili katılımları ve onları bilinçli bir şekilde sorgulayabilmelerinin en önemli ön koşullarından biridir. Belediye meclisi ve encümen toplantıları, açıklık, katılım ve denetim araçlarının etkili kullanımları bakımından uygun ortamlar yaratmaktadır. Ancak bu amacın gerçekleşmesi için; kentlilere hemşehri girişimi yolu ile meclisi toplantıya çağırabilme olanağının sağlanması, yapılacak toplantıların yer, zaman ve gündemi konusunda onlara duyuruda bulunulması, meclis salonlarında seyircilere yeterli yer ayrılması, meclis tutanaklarının yayınlanması gibi uygulamaların hayata geçirilmesi gerekmektedir. Ayrıca meclis komisyonlarında uzmanlık bilgilerinden yararlanılabilecek hemşehrilere yer verilmesi de belediyeler açısından yararlı bir yöntem olacaktır. Yine kentliler, girişim yolu ile mecliste kentlerini ve kendilerini ilgilendiren konuların görüşülmesini ve kimi durumlarda halkoyuna gidilmesini talep edebilmelidirler10 . Bilgi akımındaki ikinci yol ise belediyelerin kendi girişimleri ile halkla ilişkiler tekniklerinden de yararlanarak kentlilere "tanıtım" başlığı altında toplanabilecek bilgileri ulaştırmalarıdır. Bu tür bilgilerin kentlilere ulaştırılması birçok ülkede kimi durumlarda yasalarla zorunlu kılınmıştır. Ülkemizde de imar planları kopyalarının dileyenlere ücreti karşılığında verilmesi, belediye meclisi toplantı tutanak özetlerinin ilan edilmesi gibi bazı bilgi aktarımı örneklerine rastlanmaktadır. Belediyelerin halka yakınlaştırılması, belediye çalışmalarında açıklık sağlanması, halkın etkin katılımı ve böylece hemşehrilerin belediyelerini daha bilinçli bir şekilde denetlenmesi açısından büyük yararlar sağlayacaktır. Halka yaklaşma çalışmaları, yöneten ve yönetilen ilişkisinde kaynaşmayı ve bütünleşmeyi beraberinde getirecektir. Bu da ortak amaçlara yönelik tüm girişimlerde karşılıklı uyum ve desteği sağlayacaktır. E.
TARAFSIZLIK (YANSIZLIK) İLKESİ
Yerel yönetimler ve yöneticileri, bulundukları bölgedeki tüm vatandaşlara eşit hizmet götürmek zorundadırlar. Seçilmiş temsilciler, her ne kadar belli bir siyasal partinin eğiliminde olan seçmenler tarafından saptanmış olsalar da, hizmetlerini bir siyasal tercih yapmaksızın yerel halkın tamamına eşit bir biçimde sunmak durumundadırlar. Böyle bir davranış içinde bulunmak, uzun dönemde kendi yararlarına olacaktır. Tarafsızlık ilkesi gözetilerek yapılan personel seçimi de yine yönetimdeki başarıyı sağlayacak bir etkendir. Bir yerel yönetim biriminde, partizanca hareketlerde bulunmak, siyasal eğilimlere göre ayırıcı işlemler yapmak, sözkonusu kuruluşun itibarını olumsuz yönde etkileyecektir. Bu tür davranışların yansız durumdaki halk tarafından da uygun görülmesi mümkün değildir12 . Hatta aynı siyasal eğilimde olan vatandaşlar bile, ayırımcılık içeren işlemleri, karşı siyasal eğilimden olanları dışlayıcı uygulamaları ve onları hor görücü tutumları onaylamamaktadırlar. Belediye başkanlarının yerel halk tarafından doğrudan seçilmesi sistemi, etkili bir yönetimi olanaklı kılmaktadır. Bu uygulama belediye başkanlarını çoğu kez sadece kendi siyasal partileri ile değil, diğer siyasal partilerle de yakın ilişkiler kurmaya zorlamaktadır. Çünkü belediye başkanları, başka siyasal partilerin seçmenlerinden de oy alabilme olanağına sahiptirler. Belediyelerin birçoğunda, belediye başkanlarının siyasal partileri ile belediye meclislerine seçilen üye sayısı arasında bir paralellik bulunmamaktadır. Diğer bir ifade ile belediye başkanlarının mensup olduğu siyasal partilerin belediye meclisi içindeki üye sayısı kendilerine yeterli bir çoğunluk sağlamamakta, bu da belediye başkanlarının diğer siyasal partilerin desteğine ihtiyaç duymalarına neden olmaktadır. Bu durum belediye başkanlarını ılımlı ve tarafsız bir yönetim uygulamaya zorlamaktadır. Bir beldede belediye başkanlığı seçimleri ile belediye meclisi üyelerinin seçimlerinin, sonuçlar açısından bir paralellik göstermemesi, yerel seçmenlerin tercih ölçütlerindeki farklılığı ortaya koymaktadır. Seçmenler genellikle belediye meclisi üyeliği seçiminde, kendisine yakın hissettiği siyasal partiyi tercih etmekte ve partilerin ülke düzeyinde yürüttükleri politikaları gözönünde bulundurmaktadırlar. Buna karşılık seçmenler belediye başkanlarını seçerken, az da olsa parti sempatisi etken olmakla beraber, büyük ölçüde yerel kaygılarla hareket etmekte ve başkanlığa aday olanların kişisel özelliklerine ve hizmet kapasitelerine önem vermektedirler. Adayın ahlaki yapısı, dürüstlüğü, hizmetteki tarafsızlığı, çalışkanlığı, yetenekleri, yerel sorunlara karşı ilgi ve duyarlılığı yerel halkın tercihinde daha büyük önem taşımaktadır. Belediye başkanları görevleri sırasında en çok kendi siyasal yandaşları tarafından zorlamalarla karşılaştıklarını, inandıkları ilkelere aykırı önerilerin daha çok kendi taraftarlarından geldiğini ileri sürmektedirler. Hatta karşı siyasal görüşteki üyelerce de tarafsız uygulamalarından dolayı desteklendiklerini belirtmektedirler. Belediye başkanlarının hizmetlerini yürütürken ilke edinecekleri tarafsızlık, ülke çıkarlarının sağlanması ve son dönemlerde sıkça gündeme gelen ve bu çalışmanın ileriki bölümlerinde etraflıca ele alınacak olan "siyasal yozlaşma"nın belli alanlarda önlenmesi bakımından son derece sağlıklı bir yol olarak gözükmektedir. Belediye yönetimlerinde tarafsızlık ilkesinin egemen kılınması; yaşanılan siyasal istikrarsızlıkların ve bunun sonucu olarak doğan anarşik ortamın sona ermesi, özlemi duyulan barış ve güvenliğin sağlanması ve karşılıklı olarak görüş ve fikirlere saygının artması yönünden son derece yararlı olacaktır. Yerel kuruluşlar, siyasal olgunluğun gelişmesi, demokratik anlayışın benimsenmesi ve ülke barışına katkı sağlanması açısından önemli temel yönetim kuruluşlarındandır. Bu yönetimlerde gösterilecek başarı, demokratik anlayışın gelişmesinde başarıya ulaşılmasına ve ülke düzeyinde bir yumuşamaya yardımcı olacaktır13 . II.
YEREL ÖZERKLİK
A.
KAVRAM
Özerklik, merkezden yönetimin ve bürokratik işleyişin sakıncalarını gidermek ya da azaltmak için düşünülen bir yönetim biçimidir. Yetkilerin tek elde toplanması, kararların üst düzeylerde, merkez organları tarafından alınması, yürütmenin gecikmesine neden olmakta ve hizmetleri aksatmaktadır. En azından hizmetler yavaşlamakta, gerçek uzmanların ve işten anlayan kişilerin görüş ve düşüncelerinin yönetime yansıması ve isabetli kararların alınması güçleşmektedir. Oysa özerk kuruluş temsilcilerinin yönetimde yetki veya söz sahibi olmaları sayesinde ülke çıkarları açısından yararlı nitelikte çözüm yolları bulma olanağı doğmaktadır14 . Yerel Özerklik kavramının kimi zaman siyasal anlamda “bağımsızlık” ve “egemenlik” gibi kavramlarla karıştırıldığı görülmektedir. Yerel yönetimlerin hak ve yetkileri, bir federal devlet yapısı içinde federe devletlerin yani eyaletlerin sahip oldukları hak ve yetkilerden ayrılmaktadır. Federe devletler, egemenliğin belli ölçülerde kendilerine verildiği, iç işlerinde tümüyle özerk, dış ilişkilerinde ise federal devletin dış politikasına bağımlı yarı egemen kurumlardır. Oysa yerel yönetimler, devletin egemenlik hakkına ortak değillerdir. Yasama ve yargı gücüne sahip olmamaları bunun başta gelen kanıtlarındandır15 . Yerel özerklik kesinlikle yerel yönetimlerle devletin çatışması sonucunu doğuran bir süreç olarak algılanmamalıdır. Devletin toplumda düzen, barış ve güvenin sağlanması gibi kendine özgü temel işlevleri, yerel yönetimlerin ise yine kendilerine özgü planlama, kültür, konut ve eğitim gibi hizmetleri bulunmaktadır. Gerçekte devletin varlık nedeni güvenli bir ortamda ve sağlıklı çevre koşullarında vatandaşları için insanca yaşanabilecek ortamı hazırlamaktır16 . Özerklik, kurumların kendi öz sorumlulukları altında ve ülke çıkarları doğrultusunda kendi hizmetlerini düzenleme haklarıdır. Bu hak genellikle anayasalar tarafından güvence altına alınmaktadır. Özerk kuruluşlar, karar alma ve aldıkları kararları uygulama hakkına sahip bulunmaktadırlar. Karar alacak makamlar hiçbir baskı altında kalmaksızın karar organlarını oluşturabilmektedirler. Karar alma özgürlüğünün sağlanması karar organlarının serbestçe oluşumuna bağlıdır. Ancak özerklik için sadece özerk kuruluşların serbestçe oluşturdukları veya seçtikleri organlar tarafından karar alma hakkına sahip olmaları yeterli değildir. Bunların mali özerkliği, yani merkezi yönetimin baskısı olmaksızın harcama yapmaya yetkili olmaları da gerekmektedir17 . B.
YEREL ÖZERKLİĞİN ÖNEMİ VE GERÇEKLEŞME KOŞULLARI
"Yerel Yönetimlerin Oluşturulmasında;
Özerklik, özerklik tanınan yönetimlerin etkin kararlar almasını ve ülke çıkarlarına daha uygun hizmetler yapabilmesini sağlamak için tanınmaktadır. Özerklik hizmetlerde etkinliği ve verimliliği gerçekleştirme aracıdır ve etkinlik ve verimliliğin sağlanması için girişilecek tüm reform niteliğindeki düzenlemeler özerklikle bağdaşmaktadır. Özerkliğin tanınmasında bazı makam ve kişilere otorite ve nüfuz temin etmek değil; hizmetlerin çabuk, basit, ucuz ve daha kaliteli bir şekilde yürütülmesini sağlamak amaçlanmaktadır. Gerçekten de özerklik hizmetlerde basitliği, etkinliği ve ekonomikliği sağlayıcı, gecikmeleri önleyici bir fonksiyona sahiptir. Bu yolla kurumlar zarar yerine kar edebilmekte, politik baskı ve müdahaleler önlenebilmekte ve gereksiz personel ve malzeme alımına engel olunabilmektedir. Yerel yönetimlerin özerkliğinden söz edebilmek için bazı koşulların bulunması gerekmektedir. Sözkonusu koşulları üç başlık altında toplamak mümkündür19 :
* Kesin Karar Alma Yetkisi,
Bu koşullara göre;
Özerk bir yönetimin organlarının seçimle işbaşına gelmeleri de yerel özerkliğin temel koşullarındandır. Demokratik ülkelerde yerel yönetim organlarının seçimle saptanması, gerçek bir yerinden yönetim sistemini ana ilkesi sayılmaktadır. Yerel yönetimlerin, merkezi hükümet tarafından kendilerine tanınan yetkileri kullanabilmeleri ve verilen görevleri gereği gibi yerine getirebilmeleri için, yeterli parasal olanaklara sahip olmaları zorunludur. Bu olanaklar olmaksızın hiçbir hizmetin yürütülmesi mümkün değildir. Ayrıca yerel yönetimlerin yönetsel bağımsızlıkları da tehlikeye düşebilir. Bu yönetimler ancak kendilerine yeterli parasal olanaklar sağlandığı ölçüde özerk sayılabilirler. Yine sadece devletin yardımları ile yönetilen bir yerel yönetim kuruluşu, çalışmalarında tam bir serbestliğe sahip olamamakta, faaliyetlerinin kapsamı merkezin verdiği yardımlarla ilişkili olarak büyük ölçüde sınırlanabilmektedir20 . Bu bakımdan yerel yönetimlere, ihtiyaç duyduğu parasal kaynakları sağlamaları için çeşitli mali yetkiler tanınmalı ve öz gelirlerinin artırılmasına yönelik uygun olanaklar sağlanmalıdır. Yerel sınırlar içinde toplanan vergilerden yerel yönetimlere ayrılan payların artırılması da yine mali özerkliği sağlayıcı bir etken olacaktır. C.
AVRUPA YEREL YÖNETİMLER ÖZERKLİK ŞARTI VE TÜRKİYE
Avrupa Konseyi, 1967'de yukarıda belirtilen nedenlere dayanarak benimsediği 67 sayılı kararla "Yerel Özerklik Bildirgesi"ni Avrupa kamuoyuna sunmuştur. Yerel ve Bölgesel Yönetimler Sürekli Konferansı'nın (CPLRE) bu kararı ile Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nden bir girişimde bulunması istenerek, karar Parlamenterler Meclisi'nin 615 sayılı önerisi ile desteklenmiştir21 . CPLRE, 1981 yılında da, genel nitelikte ve bağlayıcı olmayan bir "İlkeler Bildirgesi"ni benimsemiştir. Avrupa ülkelerinin tarihsel gelişmelerinin ve yönetim yapılarından kaynaklanan farklılıkların hesaba katılması gereği olarak, daha esnek kurallar içeren bir Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı taslağı 1982 yılında 126 sayılı kararla Bakanlar Komitesi'ne sunulmuştur. İleriki dönemlerde daha da geliştirilen metin, yerel yönetimlerden sorumlu bakanların 06-08 Kasım 1984'de Roma'da yapılan 6. konferanslarında uygun bulunmuş ve Bakanlar Komitesi'nin Haziran 1985 toplantısında benimsenerek 15 Ekim 1985 tarihinde imzaya açılmıştır. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ile, yerel yönetimlerin siyasal, yönetsel ve mali özerkliklerinin korunması ve haklarının kabul edilmesi yönünde Avrupa ölçüsünde ortak temel hükümler getirilmektedir. Ancak bunların uygulanması genelde, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin kendi iç mevzuatına bırakılmıştır22 . Demokrasinin gelişmesinde, yönetimde etkinlik ve verimliliğin sağlanmasında temel bir konuma sahip bulunan yerel yönetimler için bu Şart, haklarının korunabilmesi açısından önemli bir güvence oluşturmaktadır. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı 3 ana bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde özerk yerel yönetim kurumunun dayandığı temel ilkeler yeralmakta, özerk yerel yönetimin anayasal ve yasal bir temele oturtulması gereği önemle vurgulanmaktadır. Bu bölümde özerk yerel yönetim kavramının tanımı şöyle yapılmaktadır23 : "Özerk yerel yönetim kavramı, yerel makamların, kanunlarla belirlenen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkanı anlamını taşır." (md. 3, prg. 1.). Yerel yönetimler üzerindeki devlet denetiminin azaltılması ve kendilerine görevlerinin önemiyle orantılı mali kaynak sağlanması gereği de yine birinci bölümde ifade edilmektedir. İkinci bölümde, bu Şart’ı onaylayan devletlerin yükümlülükleri ve sorumlulukları ile ilgili kurallar yeralmaktadır. Şart’ın son bölümü ise uygulama ve yürürlük koşullarına ait kuralları içermektedir. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın en önemli eksikliği Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde uygulanıp uygulanmadığının gözetimi konusunda bir hüküm getirmemiş olmasıdır. Yerel ve Bölgesel Yönetimler Sürekli Konferansı (CPLRE) önceleri Şart’a ek bir protokol getirerek devamlı komite oluşturulması düzenlenmesini düşündüyse de daha sonra uygulanma zorluğu nedeniyle bundan vazgeçilmiştir. Bilahare “ex-offico” denilen resmi nitelik taşımayan (informel) bir denetim yöntemi uygulamaya konulmuştur. Günümüzde halen böyle bir izleme komitesi, Şart’ı imzalayan ülkelerdeki uygulamaları izlemekte ve hazırladığı raporları Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’ne sunmaktadır24 . Türkiye, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nı 21 Kasım 1988 tarihinde imzalamıştır. Daha sonra da bu Şart 3723 sayılı yasa25 ile Parlamento tarafından ve 06 Ağustos 1992 tarihli kararla Bakanlar Kurulu tarafından onaylanarak yürürlüğe girmiştir. 1982 Anayasası'nın 127. maddesinde yeralan yerel yönetimlere ilişkin ilkelerin birçoğu bu Şart’ta da bulunmaktadır. Bununla birlikte Türkiye, nedense Anayasa'da yeralan bu ilkelerden bir bölümünü onaylamakta duraksamış ve onlara çekince koymayı yeğlemiştir26 . Şart'a ait olarak Türkiye'nin çekince koyduğu maddeler şu konularla ilgilidir: * Yerel yönetimlere kendilerini doğrudan doğruya ilgilendiren konularla ilgili planlama ve karar alma süreçleri içinde, olanaklar ölçüsünde, uygun bir zamanda ve biçimde danışılması (md. 4, prg. 6.), * Yerel yönetimlerin yönetsel örgüt yapılarının kendileri tarafından kararlaştırılabilmesi (md. 6, prg. 1.), * Yerel olarak seçilmiş kişilerin görevleri ile bağdaşmayacak işlev ve faaliyetlerin kanunla veya temel hukuksal ilkelere göre belirlenmesi (md. 7, prg. 3.), * Yerel denetime, ancak yönetsel denetimle korunmak istenen yararlarla orantılı olması durumunda izin verilmesi (md. 8, prg. 3.), * Yerel yönetimlere kaynak sağlanmasında, hizmet maliyetlerindeki artışların mümkün olduğunca hesaba katılması (md. 9, prg. 4.), * Yeniden dağıtılan kaynakların yerel makamlara tahsisinin nasıl yapılacağı konusunda kendilerine uygun bir biçimde danışılması (md. 9, prg. 6.), * Yapılacak mali yardımların, yerel yönetimlerin kendi politikalarını uygulama konusundaki temel özgürlüklerini ortadan kaldırmaması (md. 9, prg. 7.), * Yerel yönetimlere ortak çıkarlarının korunması ve geliştirilmesi için birliklere üye olma ve uluslararası yerel makamlar birliklerine katılma hakkının tanınması (md. 10, prg. 2.), * Yerel yönetimlerin, kanunla muhtemelen öngörülen koşullar içinde başka devletlerin yerel yönetimleri ile işbirliği yapabilmesi (md. 10, prg. 3.), * Yerel yönetimlerin kendilerine anayasa veya yasalar tarafından tanınmış olan yetkileri ve özerk yönetim ilkelerini koruyabilmeleri için, yargı yollarına başvurma hakkının tanınması (md. 11,). Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın birçok ilkesini benimsemiş olmasına karşın Türkiye'nin bu önemli konulara çekinceler koyması, yerel demokrasinin gelişmesi yönünden bir eksiklik olarak kabul edilmektedir. Şart’ın temel ilkelerinden bir bölümünün Anayasa ve yasalarla zaten benimsenmiş olduğu söylenebilir. Ancak ülkemiz ve demokrasin İlin gelişmesi açısından önemli olan, uygulamada, benimsenmiş Anayasa ya da yasalarda yer verilen evrensel ilkelere titizlikle bağlı kalınmasıdır27 . Ülke bütünlüğünü zedeleyici nitelikte olmayan ya da ülke yönetiminden ayrılmış bir yerel yönetim amacını taşımayan yönetsel ve mali özerkliğin neden endişe verici bulunduğunu anlamak pek mümkün görünmemektedir28 . Bu konuda halkın yerel yönetimlere sahip çıkmakta göstereceği duyarlılık da son derece önemlidir. Avrupa Birliği'ne sadece yasal anlamda değil, gerçekte de saygı duyulan bir devlet olarak katılmak isteniyorsa, yerel özerklik ilkesinin yerel yönetimlerimizde egemen kılınması zorunluluğu bulunmaktadır29 . D.
YEREL ÖZERKLİK VE YÖNETSEL VESAYET
Yönetsel denetim, "idarenin bütünlüğü" ilkesinin doğal sonucu ve yönetimin uyum içinde çalışmasını sağlamanın temel bir amacı olarak kabul edilmektedir. Denetim, merkezi yönetim kuruluşları ya da makamları tarafından yerine getirilmektedir. Yasalarda vesayet makamı olarak, bazen İçişleri Bakanlığı gibi bir kuruluş, bazen de İçişleri Bakanı ve vali gibi bir kamu görevlisi öngörülmektedir31 . Yönetsel vesayet dayanağını anayasamızdan almaktadır. 1982 Anayasası'nın 127. maddesindeki ilgili fıkrada merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerinde, "mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması" amaçlarıyla yasada belirtilen esas ve usuller dairesinde "idari vesayet" yetkisine sahip olduğu belirtilmektedir. Yönetsel vesayet kavramının, yönetsel özerklik kavramı ile bağdaşması mümkün görünmemektedir. Çünkü yönetsel özerklik; yerel yönetimlerin karar organlarına, kent hizmetleri üzerinde yürütülür nitelikte karar alma, bu kararların yürütülebilmesi için özgürce kaynak bulma, bu kaynakları özgürce kullanma ve ayrıca belediye hizmet örgütlerini özgürce kurma ve kullanma yetkisini vermektedir. Buna karşın yönetsel vesayet yetkisi; merkezi yönetime, yerel yönetimlerin yetkilerini özgürce kullanmalarını istediği gibi sınırlama, hatta isterse hiç kullandırmama gücü tanımaktadır. Böyle bir güç, yerel demokrasi ve yerel yönetim özerkliği ile ters düşmektedir. Çağdaş belediye, bir yönü ile kent halkının, kentini demokratik yol ve yöntemlerle özgürce yönetmesine olanak veren belediyedir. İşte bu nedenle yönetsel vesayet kent halkının, kentini yönetme yetkisini merkezi yönetime bıraktığı için demokrasinin temel ilkeleri ve değerleri ile çatışmaktadır. 1982 Anayasası'nda yeralan, yönetsel vesayetin dayandığı, "toplum yararının korunması" ve "yerel ihtiyaçların gereği gibi karşılanması" amaçları, merkezi yönetime hukuka uygunluğun dışında yerindelik denetimi yapma olanağı da sağlamaktadır. Kuşkusuz belediyelerin ve diğer yerel yönetim birimlerinin, ülke çapında belirlenmiş ulusal amaçlara, hedeflere, ilkelere ve standartlara aykırı hizmet yürütmemesi gerekmektedir. Ancak bunun sağlanması, yönetsel vesayet aracılığı ile yapılmamalıdır. Çünkü bu tür bir durumda yönetsel vesayet kurumu, "yerindelik denetimi" uygulamış olmaktadır. Diğer bir anlatımla vesayet yetkisine sahip merkezi yönetim, dilerse kendisini kent halkının, seçimle belirlenmiş meclisinin ve başkanının yerine koymak suretiyle bir hizmetin yürütülmesine veya yürütülmemesine karar verebilmektedir. Oysa demokratik belediye kurumunun mevcut olduğu bir sistemde bu yetki kent halkına ve onun temsilcisi olarak seçilmiş bulunan belediye organlarına aittir. Bu organların kararlarının, yerel halkın yararına olup olmadığının denetlenmesi, yani yerindelik denetiminin yapılması, yerel demokrasiyi ilgilendiren siyasal bir denetimdir ve bu yetkiyi ancak halk kullanmalıdır32 . Merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki yerel özerkliği zedeleyici bir nitelik taşıyan "yerindelik denetimi"ne son verilmeli, buna karşın "hukuka uygunluk denetimi" üzerinde titiz bir şekilde durulmalıdır. Bu kapsamda ulusal hedeflere, ilkelere ve standartlara yerel yönetimlerce de uyulmasını sağlamak için bunların merkezi yönetim tarafından yasa, plan ve program kuralı haline getirilerek, bunlara uyulmasının hukuka uygunluk denetimi çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir33 . Ancak denetimin sonuçları üzerinde karar verme yetkisi sadece bağımsız yargı organlarına ait olmalıdır34 . Yerel nitelikli kamu hizmetlerinin büyük bir bölümünün yerel yönetimlere bırakılması, birçok kişi tarafından bu yönetimlerin merkezden tamamen kopuk ve kendi başlarına buyruk birer yönetim birimi olacakları kuşkusuna neden olmaktadır. Bu kuşku da yönetsel vesayetin artırılması istemini doğurmakta ve merkezi yönetimin vesayetine dayanak olarak kullanılmaktadır. Oysa Türkiye'nin üniter yapısı son derece sağlamdır ve bu durumun değişmesi için hiçbir neden bulunmamaktadır.
Yerel yönetimlere daha fazla özerklik, daha fazla görev ve sorumluluk verilmesi
kesinlikle üniter devlet yapısının değiştirilmesi anlamı içermemektedir35
. Başta belediyeler olmak üzere tüm yerel yönetim birimlerine özerk birer
kimlik kazandırılması hiç şüphesiz bütün ülkenin yararına olacaktır. Merkezi
yönetimin güçlü belediyelerin hizmet yürütmesiyle kendi otoritesinin olumsuz
yönde etkileneceği korkusundan vazgeçmesi gerekmektedir36
.
(1)
Kemal GÖRMEZ; “Mahalli İdareler ve Demokrasi”, GÜ İİBF Dergisi, C. 3, S.
1-2, Yıl: 1987, s. 133-134.
|