İKİNCİ KISIM
BÜYÜK KENT BELEDİYELERİNİN EĞİTİM VE KÜLTÜR HİZMETLERİ
 

I. TÜRKİYE'DE EĞİTİM VE KÜLTÜR HİZMETLERİNİN TEMEL SORUNLARI

            Bireylerin ve toplumların karşılaştığı sorunların önemli bir bölümü insan kaynaklıdır. Çevre kirliliğinden teröre, açlık ve hastalıktan savaşlara kadar pekçok sorun, insanların bilinçli ya da bilinçsiz karar ve davranışları sonucu ortaya çıkmaktadır. Eğitim ve kültür de insanların yetişmelerinde ve toplumların şekillenmesinde etkin olan iki faktörü oluşturmaktadır.

            Eğitim ve kültür alanında yaşanan sorunlar sonuçta tüm bireysel ve toplumsal yaşamı olumsuz yönde etkilemektedir. Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de çeşitli eğitim ve kültür sorunlarıyla karşılaşılmaktadır. Bu alanlarda merkezi yönetimlerce üretilen çözüme yönelik politikalar, istenilen sonucu elde etmekte yetersiz kalmaktadırlar.

            Aşağıda eğitim ve kültürün önemine değinilecek ve bu iki alanla ilgili Türkiye’de yaşanan sorunlar hakkında kısa bilgiler verilmeye çalışılacaktır.

            A. EĞİTİM VE KÜLTÜR HİZMETLERİNİN ÖNEMİ VE ETKİLERİ

            1. Eğitim Hizmetlerinin Önemi ve Etkileri
            İnsanın niteliği ve yaptığı işin kalitesini belirleyen temel insan sermayesi unsurları eğitim, sağlık ve beslenme gibi insana yapılan harcamalardan oluşmaktadır. Bu unsurlar içinde yeralan eğitimin toplumsal ve ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesinde önemli bir fonksiyonu bulunmaktadır. Eğitim kısa dönemde bir tüketim harcaması olarak görünmesine rağmen, uzun dönemde bir yatırım harcaması özelliği taşımaktadır. Genel olarak eğitime yapılan harcamalar gelişmişlik düzeyinin bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Bir ülkede Gayri Safi Milli Hasıla'nın içinde eğitimin aldığı pay, okur-yazarlık oranı, ilkokullaşma, ortaokullaşma ve yüksekokullaşma oranları gibi eğitime ait göstergeler, sosyo-ekonomik kalkınma düzeyini belirleyen başlıca unsurlardandırlar54

            Eğitim sözcüğü günümüzde değişik anlamlarda kullanılmaktadır. Ancak eğitimin daha çok "bir amaç doğrultusundaki süreç" anlamında kullanıldığı görülür. Buna göre eğitim; "bir insanın yaşadığı toplumda yeteneğini, tutumlarını ve olumlu değer içeren diğer davranış biçimlerini geliştirdiği süreçler toplamı"55  olarak tanımlanmaktadır. Geniş anlamda eğitim, bireylerin toplumun standartlarını, inançlarını ve yaşama yollarını elde etmesinde etkili olan tüm sosyal süreçleri ifade etmektedir.

            Yapılan eğitim tanımlarından birtakım anahtar kavramları çıkarmak mümkündür. Bunlardan bazıları; kasıtlı ya da amaçlı bir davranış kazandırma, bireyin toplumla bütünleşmesini sağlama, yeteneklerini geliştirme ve bireyin topluma işgücü olarak katılımını sağlamaktır. Eğitim sürecinden geçen bireyin davranışında değişiklik olması amaçlanmakta ve beklenmektedir. Okullar ise eğitim sürecinin en önemli kısımlarını teşkil etmektedirler56 .

            Eğitim denilince akla ilk olarak okullar gelmesine karşın, eğitimin okul dışında da yapıldığı bir gerçektir. Aile, işyeri, arkadaş çevresi, basın-yayın kurumları, kültür ve sanat kurumları yerel yönetimler ve çeşitli sivil toplum örgütleri de bireyin eğiminde rol almaktadırlar.

            Artık tüm ülkeler eğitimin önemli olduğu bilincine ulaşmışlar ve bu bilinci, eğitim konusuna anayasalarında yer vermek suretiyle ortaya koymuşlardır. Türkiye'de halen yürürlükte bulunan 1982 Anayasası da eğitim konusunu "Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler" başlığı altında bir "temel hak" olarak ele almaktadır. Anayasa'nın 42. maddesinde kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı ve bu hakkın kapsamının kanunla tespit edileceği ve düzenleneceği belirtilmektedir. Aynı maddenin 3. fıkrasında ise eğitim ve öğretimin “Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında” yapılacağı öngörülmektedir.

            Son çeyrek yüzyıldan bu yana, bir ülkedeki eğitim sistemi ve okullaşma oranları ile o toplumun gelişmişliği, ya da geri kalmışlığı arasında doğrusal bir ilişki olduğu, çeşitli yayın ve araştırmalarla ortaya konmuştur. Yine hızla değişen sosyo-ekonomik, siyasal ve kültürel değişmelere uyum sağlamanın en önemli koşulunun iyi bir eğitim düzeyine sahip olmak olduğu ve eğitilmiş olmakla demokratik davranabilme arasında doğrusal bir ilişki olduğu57  da bilinen bir gerçektir.

            Toplu kalkınmanın temel projelerinden, kişinin sosyal davranışlarına kadar tüm etkinliklerin yerine getirilmesinde eğitimin belirleyici gücü yadsınmamaktadır. Gelişmiş toplumlarda yaşamın her aşamasında eğitim olgusunun sürekliliğini görmek mümkündür. Eğitim sadece okulda verilen karşılıklı bir etkileşim olayı değil, insan hayatının her anını kapsaması gereken bir süreçtir. İnsanların başarılı olması, yaşadığı dünyayı kavraması ve olumlu yönde değiştirmesi ancak eğitim ile sağlanabilmektedir58 .

            Türk bilim politikasında ulaşılması hedeflenen temel konulardan birisi olarak kabul edilen "çevrenin korunması" da ancak kirliliğin bulunduğu çevrede yaşayanlara verilecek eğitimle mümkün olabilmektedir. 1982 Anayasası'nda da yeralan çevrenin korunması hususunu sağlayacak en önemli araç, korunma tedbirlerinin eğitim yoluyla topluma anlatılmasıdır. Çevrenin korunması ile ilgili olarak yürütülen eğitimin temel amacı; topluma ve bireylere doğanın ve yapay çevrenin karmaşık yapısını, bu yapıyı oluşturan biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel özelliklerin birbirlerini nasıl etkilediklerini anlatmaktır. Ayrıca, çeşitli maddi ve manevi değerlerin, davranışların ve pratik çözümlerin, çevrenin iyileştirilmesine ve çevre sorunlarının giderilmesine etkin ve sorumlu bir şekilde katılmalarını temin etmek59  de eğitimin çevreye yönelik amaçları arasında yeralmaktadır.

            Eğitimin geçmişte olduğu gibi bugün de güncelliğini koruması, dünyadaki değişme ve gelişme hızında başlı başına bir etken konumunda olmasından kaynaklanmaktadır. Ülkemizde de bu konuyla ilgili olarak yapılan çalışmalarda insanımızın mevcut bilgiye ulaşması, değişme ve gelişmelere uyum sağlamasından daha çok, geleceğe hazırlanması, gelişmiş dünya ölçüsünde nitelikli insan yetiştirilmesi hedefine yönelinmesi60  bunun işareti sayılabilir. 

            Değişim daha çok insanla ilgilidir. İnsanın kendi oluşturduğu değişim ve gelişim sürecine uyumu, iyi bir eğitime ihtiyaç göstermektedir. Ayrıca insanın eğitimi ya da yeni değişimle geleceğe hazırlanma süreci, yalnızca genç kuşak için değil, her yaştaki insan için geçerlidir. Bilginin sürekli olarak üretildiği ve uygulandığı günümüzde öğrenmeyi ve eğitimi acil ve sürekli olarak yetişkinlerin de ayağına götürmek gereklidir61 .

            Çağımızda eğitim ve öğretimin toplumların gelişme düzeylerinin göstergesi olarak anlam kazandığı bilinmektedir. Kişilerin çağdaş bilgi ve becerilerle donatılmasını sağlayan eğitim ve öğretim, toplumsal gelişmenin bir ürünü olmakla birlikte, aynı zamanda kendisi de bu gelişmeyi hızlandıran bir etken durumundadır. Bu nedenle, toplumlar arasında gelişme düzeyleri bakımından derin farklılaşmaların bulunduğu günümüz dünyasında eğitim ve öğretim, azgelişmişlik düzeyini aşmanın temel araçlarından biri ve kalkınmanın motive edici bir elemanı olarak kabul edilmektedir62 .

            Azgelişmişlikten kurtulma ve çağdaş batı ülkelerinin ulaştığı gelişmişlik düzeyini yakalama çabası içinde olan Türkiye gibi bir ülke için, tüm bireylerinin eğitim ve öğretimle donatılmasının büyük önem taşıdığına kuşku bulunmamaktadır.

            2. Kültür Hizmetlerinin Önemi ve Etkileri
            Kültür sözcüğü, Latince köklü "cultura" sözcüğünden gelmektedir. Bu sözcük; tarım yapma, yetiştirme, ekilmiş arazi gibi anlamları ifade etmektedir. Fransız HERIOT ise kültürü tanımlarken, "Kültür, insanın unuttuklarından sonra kalan şeydir." ifadesini kullanmaktadır63 . Diğer bir tanıma göre kültür, bir insan topluluğundan beklenilen davranışları tayin eden, rolleri oluşturan, düzenlenmiş bir davranışlar, düşünceler ve duyuşlar bütünüdür64 .

            Kültürün ne olduğu ve hangi unsurları içerdiği konusunda değişik görüşler bulunmasının yanında, bu kavramın genel kabul gören tanımlarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

            E. B. TAYLOR'a göre kültür, bilgiyi, imanı, sanatı, ahlakı, örf ve adetleri, bireyin ait olduğu toplumun bir üyesi olması itibariyle kazandığı alışkanlıkları ve bütün diğer yeteneklerini içeren gayet girift bir bütündür. Yine ünlü bir antropolog olan C. WISSER de kültürü şöyle tanımlamaktadır: "Kültür, bir halkın yaşama tarzıdır65 ".

            Kültür, bireyin kendi dışındaki evrene açılma yolu olarak insan hayatına bir anlam kazandırmasının yanında, toplumların da uygarlık yarışında yükselebilmelerini gerçekleştirici bir fonksiyona sahiptir. Kültür ve sanat, insanlara insan olduklarını hissettirmek, hayatlarını zenginleştirmek ve yaşama sevinçlerini artırmak suretiyle çok önemli işlevler başarmaktadırlar.

            Toplum içi kurallar ve diğer insanların hakları, bireyin hak ve özgürlüklerini kendiliğinden sınırlamaktadır. İnsanın doğal olaylardan ve zorunluluklardan kurtulmasıyla birlikte kültür süreci de başlamaktadır. Birey olarak insan, doğada özgürlükten ne kadar mahrum ise, kültür dünyasında da o derece özgürlüğe sahiptir. İnsanların, bireyselliğin ötesinde toplumsallaşabilmeleri için kültür ve sanat vazgeçilmez araçlar olarak kabul edilmektedirler66 .

            Kültür, her eyleme bir işlevsellik tanıyan, her eylemle toplumsal davranışlar arasında ilişki kuran gizli bir bağ ve toplumu bütünleştiren bir unsurdur. Kültür öğrenilmekte ve bireyler tarafından bir veri olarak kabul edilmektedir. Toplumun ortak malı sayılan kültür, kuşaklar arasında, sonra gelene miras yolu ile devredilmektedir67 .

            3. Eğitim ve Kültür Hizmeti İlişkileri
            Eğitim ve kültür kavramları arasında birbirini tamamlayan, birbiriyle karşılıklı koşul ilişkisi ile bağımlı olan bir anlam yakınlaşması, belirgin şekilde ortaya çıkmaktadır. Kültür, eğitimin tüm içeriğini kendisinde toplamakta, insanın tüm ürettikleri genel olarak kültür kavramı içerisinde düşünülmektedir. İnsan bilincinin bütün ürünlerinin toplamı kültürü oluşturmaktadır. Bunların birer etkinlik olarak ortaya çıkmaları ise doğrudan doğruya eğitimle ilişkilidir.

            Eğitimin amacı, insanları kültürün amaçları doğrultusunda değiştirmektir. Her kültür oluşumunda veya kültürlenme sürecinde eğitim, temel etken konumundadır. Kültürlerin aşılanması, oluşturulması ve kuşaktan kuşağa aktarılması gibi temel işlevlerin eğitimden yararlanılmaksızın gerçekleştirilmesi mümkün gözükmemektedir68 .

         B. EĞİTİM VE KÜLTÜR HİZMETLERİNİN TEMEL SORUNLARI
            Birçok ülkede yaşanan eğitim ve kültür sorunları ile sözkonusu ülkelerin ekonomik bakımdan gelişmişlik düzeyleri arasında yakın bir ilişki vardır. Her ne kadar kültür ve özellikle eğitim kalkınmanın ve ilerlemenin itici güçleri sayılsa da gelişmekte olan ve azgelişmiş ülkelerde bu alanlara yeterli öncelik verilmemektedir. Bunun temel nedeni bu ülkelerin ellerindeki kaynakları daha çok kısa vadeli ihtiyaçları karşılamakta harcamalarıdır.

            Türkiye’de merkezi yönetimce eğitim ve kültür hizmetlerine gereken önemin verildiğini söylemek olanaksızdır. Bunun en büyük göstergesi bu hizmetlerin bütçe harcamaları içindeki paylarındaki düşüklüktür. Aşağıdaki çizelge 1990 yılından itibaren bu paylardaki oransal değişmeleri göstermektedir.

     ÇİZELGE 2. EĞİTİM VE KÜLTÜR-TURİZM HARCAMALARININ 
TOPLAM BÜTÇE HARCAMALARI İÇİNDEKİ PAYLARI


YILLAR
EĞİTİM
KÜLTÜR-TURİZM
1990
% 18.8
% 0.9
1991
% 17.3
% 0.7
1992
% 19.7
% 0.8
1993
% 16.5
% 0.7
1994
% 13.4
% 0.6
1995
% 13.5
% 0.6
                  KAYNAK: TC Maliye Bakanlığı; 1996 Mali Yılı Bütçe Gerekçesi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1996, s. 49.

            Çizelgeden de anlaşılacağı üzere 1990 yılından bu yana eğitime ve kültüre yapılan bütçe harcamaları sürekli olarak (1992 yılı hariç) oransal bir düşüş içerisindedir. 1996 yılı için kabul edilen bütçe harcamaları içinde eğitim ve kültür-turizme ayrılan pay ise önceki yıllara oranla oldukça düşük düzeydedir. Gerçekten de 1995 yılında merkezi yönetimin toplam bütçe harcamalarının % 13.5'lik kısmını oluşturan eğitime 1996 yılı için sadece % 12'lik bir pay ayrılmıştır.

            Kültür ve turizm için durum, bu sektörlere verilen önemi göstermesi bakımından çok daha düşündürücüdür. Bu iki sektöre 1996 yılı bütçesinde ayrılan toplam pay ise yalnızca % 0.5'tir69 . Böyle bir durum karşısında her iki alanda da istenilen başarı düzeyinin tutturulması pek de kolay görünmemektedir.

         1. Eğitim Hizmetlerindeki Temel Sorunlar
            Ülkemizde eğitime ayrılan bütçenin yetersiz düzeyde oluşu, kültürel gelişimimizi olumsuz yönde etkileyen başlıca etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Yoğun bir göç ve nüfus artışı yaşayan büyük kentlerimizde, bu olumsuz durum daha fazla hissedilir hale gelmiştir. Yetişkin eğitimine ise ülkemizde pek önem verilmemekte, bunun için gerekli olan yatırımlar yapılamamaktadır. Bu alanda bazı kuruluşların çalışmaları da yetersiz durumdadır70 .

            Genel olarak günümüz eğitim sistemindeki mevcut sorunlar şöyle sıralanabilir:

            * Bilginin durmaksızın çoğaldığı ve çabucak eskidiği bir çağda eğitim kurumlarınca hala kitaplardan aktarılan bilgilerin ezberlenmesine ağırlık verilmektedir. Aslında öğrencilerin pekçoğu, kitle iletişim araçları yolu ile, okulda öğrendiğinden daha fazlasını öğrenmekte, buna karşılık onlara bu araçlardan yararlanmayı öğretmek nedense yeterince düşünülmemektedir.

            * Okullar ve öğrenciler üzerindeki başarı saplantıları, sağlıklı olmayan bir yarışmaya neden olmaktadır. Yarışma ise öğrenme sürecinde önemli engellerden biridir.

            * Eğitimde kullanılan yöntemler genel olarak merkezde (Ankara) hazırlanmakta, amaçlar, programlar ve öğrenme çevresi burada tespit edilmekte, kitaplar, uygulama kılavuzları ve eğitim temposu yine merkezde belirlenmektedir.

            Hedef kitle durumundaki öğrencilerin tamamının aynı yaratılışta, aynı öğrenme hızında; öğretmenlerin de programları anlama ve uygulama davranışlarının aynı oldukları varsayılmaktadır.

            * Eğitim sistemimizde, öğrenmenin sadece örgün ve yaygın eğitim sistemlerinde sürmeyip; evde, içinde yaşanılan toplumda, oyun sırasında da devam ettiği gözden kaçırılmaktadır.

            * Yetiştirilecek insan türü, programlar, eğitim biçimleri, sınavlar, bütçe, yönetici ve eğitim personeli atamaları merkezden tespit edilmektedir. Eğitim ve öğretimin üretildiği okullarda çalışanlar düşünemez, geliştiremez varsayılmaktadırlar.

            * Bilgiye sürekli ulaşma yollarını bulma, öğrenmeyi öğrenme, yaratıcılık, sürekli değişen sorunlara yeni çözümler üretme gibi genel amaçlara yeterli önem verilmemektedir.

            * Eğitim sistemimizde genel olarak; öğrenme değil öğretme, yapma değil bilme, araştırma değil ezberleme, iş ve meslek değil şekilsellik daha önemli görülmektedir71 .

            Ayrıca öğrenciye somut ve soyut bazı anahtar kavramları öğretmek, onların yeteneklerini ortaya çıkarmak, kişilik ve karakterlerini geliştirmek de eğitim sistemimiz içinde uygulanması gereken programlar arasında yeralmaktadır. Ancak bu programların günümüz Türkiye'sinde sağlıklı bir şekilde yürütüldüğünü söylemek pek mümkün gözükmemektedir.

            Özellikle son yıllarda öğretmenlik mesleğinin daha çok ekonomik nedenlerle cazibesini kaybetmesi ve statü kaybına uğraması da eğitimde istenilen düzeyin tutturulamamasındaki bir neden olarak sayılabilir72 . Öğretmen niteliğinin düşmesi, süreç içinde eğitimin de nitelik kaybetmesine yolaçmaktadır.

            Okul sayısının yetersizliği, derslik, malzeme, kitap, araç ve gereç gibi altyapı ve hizmet olanaklarının ihtiyacı karşılayacak kalite ve sayıdan yoksun olması, eğitim sisteminin çağdaş gelişmeler karşısında ilgisiz ve yabancı kalması gibi sorunlar, çözüm bekleyen konular olarak ortadadır. Bunların yanında, eğitim kuruluşlarının içinde bulundukları toplumun örgüt ve bireyleri ile, özellikle de öğrenci aileleri ile karşılıklı iletişim konusunda etkisiz kalmaları ve bunun sonucunda eğitimin yaygınlaşmasında çevre desteğinden yoksun duruma düşmesi de Türk eğitim sisteminin önemli sorunları arasında yeralmaktadır73 .

            2. Kültür Hizmetlerindeki Temel Sorunlar
            Kültür kapsamı içinde yeralan hizmetler, ağırlıklı olarak yayın ve kütüphanecilik, sahne sanatları, sinema, müzik, güzel sanatlar ve müzelerle ilgili olan hizmetlerden oluşmaktadır.

            Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana geçen dönem içinde Türk kültür politikalarının genel gelişim çizgisine bakıldığında ülkemizde sürekli ve birbiriyle uyumlu politikaların izlendiğini söylemek zor görünmektedir74 . Ülkemizde siyasal iktidarların yer değiştirmesi dönemlerinde ortaya çıkan "sil baştan"cı uygulamalar, kültür alanına da yansımakta ve çoğu kez birbiriyle çelişen politikalar yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır.

            Türkiye'de kültür alanında yaşanan sorunların başlıcalarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

            * Toplumdaki kültürel alanlarda meydana gelen kalkınma ve gelişmenin hızı ülkenin ekonomik gelişimi ile yakından ilgilidir. Ekonomik gelişmeler, bir toplumda önemli aşamalara geldiğinde, kültür alanına da yatırımlar başlamaktadır. Gelişmenin ilk aşamalarında görülmeyen ekonomi-kültür ilişkisi, daha sonraları fazlasıyla ortaya çıkmakta, ekonomi, kültürel gelişmeler açısından belirleyici olmaktadır75 . Türkiye'deki ekonomik sorunların çeşitli toplum kesimlerine olan etkileri, kültürle ilgili konuların önem bakımından geri sıralara itilmeleri sonucunu doğurmaktadır.

            * Devletin kültür alanındaki görevleri, sanattan anıtsal değerlere ve yayıncılıktan kütüphane hizmetlerine varıncaya kadar değişik nitelikteki konuları içermektedir. Bu görevlerin merkezi yönetim ölçeğinde ve birim bazındaki dağılımlarına bakıldığında; ülke düzeyindeki kültür politikalarının uygulanmasından sorumlu olan kültür kuruluşları arasında gerekli olan işbirliği ve koordinasyon yeterince sağlıklı olarak işlememektedir76 .

            * Ülkemizde yaşanan önemli kültür sorunlarından biri de "kültür emperyalizmi" olgusudur. Ekonomik kaynakları ile kısa zamanda zenginleşen büyük ülkeler, güçlerini daha da fazla artırabilmek için dünya egemenliği yarışına kalkışmakta ve birçok ülke ve ulusu kendi kültürünü kullanarak etki altına almaya çalışmaktadırlar77 . Sınırlar ötesine taşan büyük ülke kültürleri, çağımızda kültür emperyalizmi olgusunun gerçekleştirici güçleri olmakta ve diğer ülkelerin kendilerine ait kültürlerini sarsmaktadır. Bu süreç ulusal kültürünü korumak, geliştirmek ve hatta kendi kültürü aracılığı ile uluslararası kültüre katkı sağlamak düşüncesinde olan Türkiye gibi ülkeleri olumsuz bir şekilde etkilemektedir.

            Kitle iletişim teknolojisi ve iletişim araçlarındaki baş döndürücü gelişmeler sonucu Türkiye, her geçen gün artan oranda yoğun bir dış kültür etkisi altına girmektedir. Mevcut yapının giderek yabancı kültürlerin etkilerine açık bir toplumsal doku özelliği alması, başta kültürel kimlik ve yabancılaşma olmak üzere çeşitli sorunları da beraberinde getirmektedir.

            * Türk yayın hayatı özellikle son yıllarda önemli bir duraklama dönemi içindedir. Okullaşma ve okuma-yazma oranının sürekli artmasına karşılık, üretilen kitap sayısındaki gelişmeler sınırlıdır. Genel olarak aynı durum dergi ve gazeteler için de geçerlidir. Yayıncılık sektöründeki duraklamanın nedenleri arasında başta kağıt olmak üzere üretim girdilerindeki artışın etkisi büyüktür. Diğer yandan gazete ve dergi yayıncılığı alanında ortaya çıkan tekelleşme eğilimleri de "basında tarafsızlık ilkesi"nin uygulanması açısından birtakım sorunlar içermektedir.

            * Kütüphanecilik hizmetleri gerek nicelik, gerekse nitelik yönünden çağdaş kütüphanecilik anlayış ve gereklerinden oldukça uzaktır. İlçe düzeyindeki pekçok yerleşim biriminde kütüphane bulunmamaktadır. Mevcut kütüphanelerin toplumun okuma alışkanlığını geliştirmedeki etkisi de son derece sınırlı düzeydedir. Öte yandan, öğrencileri araştırmaya yöneltmeyi ve onun yaratıcılığının geliştirilmesini temel alan bir eğitim sisteminin başlıca gereklerinden birisi olan okul kütüphane hizmetleri de amacına uygun bir yapılanmaya sahip değildir78 .

            * Kentleşme sürecinin özellikle büyük kentler yönünde geliştiği ülkemizde, kırsal yörelerden yepyeni bir ortama ayak basan vatandaşların karşılaştığı sorunlar yalnızca ekonomik nitelikli değildir. Kente göçenlerin, kentsel yaşama uyum sağlamaları, kentsel değerleri benimsemeleri, diğer bir deyimle kent kültürünü öğrenmeleri kolay olmamaktadır. Köy kültürü ile kent kültürü arasında sürekli bir iç çatışma süreci yaşayan yeni kentli, bir tür kültür boşluğu içerisine düşebilmekte ve ekonomik yetersizliklerin de etkisiyle çeşitli psiko-sosyal sorunlarla karşılaşabilmektedir.

II. EĞİTİM VE KÜLTÜR HİZMETLERİNDE YERELLEŞME

            Türkiye gibi coğrafi açıdan büyük ve bölgeler arası sosyo-ekonomik sorun ve ihtiyaçların oldukça çeşitli olduğu bir ülkede tüm kamu hizmetlerinin sadece merkezi yönetim eliyle yürütülmesinin hem mümkün, hem de akılcı olmadığı genel kabul gören bir düşüncedir. Bu nedenle merkezden yerel yönetimlere doğru yetki, görev ve kaynak aktarımı ile ilgili çeşitli reform niteliğinde düzenlemelerin yapılması gerekliliği siyasal ve bilimsel platformlarda sıkça dile getirilmektedir.

            Eğitim ve kültür, her ülke için temel kamu hizmetleri içinde en üst sıralarda yeralan ya da yeralması gereken iki önemli hizmet türüdür. Türkiye'de eğitim ve öğretim hizmetlerinin çağdaş bilim ve teknolojik gelişmeler ışığında, ihtiyaç duyulan nitelikli, açık görüşlü, kişilikli insan yetiştirecek şekilde düzenlenmesi ve yürütülmesi Milli Eğitim Bakanlığı'nın görev alanı içinde yeralmaktadır.

            Bakanlık, bu görevlerin yürütülmesinde hizmette verimi sağlamak, hızı artırmak, halkın katılımını temin etmek gibi belli amaçlarla, diğer kamu kuruluşları ile işbirliğinde bulunmak ve birtakım görevleri onlara yaptırmak durumundadır. Bu konuda en etkili ve yararlı olabilecek kuruluşlar da yerel yönetimlerdir.

            Özellikle son yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı, doğrudan kendisi tarafından yürütülen lise, meslek lisesi ve imam hatip lisesi gibi ortaöğretim kurumlarının inşaatlarını, ödeneğini artırmak suretiyle il özel idarelerine yaptırmakta ve bu hizmetlere belediyeler ve köy idareleri de katkıda bulunmaktadır. Bu yöntemle yapılan okullar daha çabuk, daha ucuz ve sağlam yapılmakta ve önemli ölçüde halkın katılımı sağlanmaktadır. Belediyelerin ve köylerin yasal bir zorunluluk olmaksızın üstlendikleri bu görevler, yasallaştırıldığı ve gerekli finansal kaynak aktarımı sağlandığı takdirde bu yönetim birimlerinden daha fazla katkı sağlanabileceği açık olarak görülmektedir.

            Ayrıca yerel taleplerin karşılanması, kent esnafının, iş yaşamının ve öğrenci velilerinin beklentilerine yanıt verilebilmesi, büyük ölçüde örgün ve yaygın eğitim hizmetlerini yürütme yetki ve sorumluluğunun yerel inisiyatiflere bırakılması ile mümkün olacaktır. Eğitim sisteminde çağdaşlaşmanın sağlanmasında, demokrasi bilincinin geliştirilmesinde, eğitimin bütün süreçlerine öğrencilerin ve velilerin katılımında, ülke kaynaklarının verimli, hızlı ve rasyonel kullanımında eğitim hizmetlerinin yerel yönetimlere bırakılmasının, hiç değilse bu yönetimlere geniş yetkiler sağlanmasının etkisi büyük olacağından kuşku duyulmamalıdır79 . Bu nedenle günün koşullarına uygun olarak eğitim ve öğretim hizmetlerinin merkezi yönetimle yerel yönetimler arasında dengeli ve tutarlı bir bölüşümünü gerçekleştirmek zorunlu hale gelmiştir80 .

            Merkezi yönetimin, kamu hizmetlerinin bir kısmını yerel yönetimlere aktarması sürecinde eğitim hizmetlerini de belediyelere devretmekte sakınca görmemesi gerekmektedir. Çünkü belde halkının çocuklarının daha iyi yetişmesi, ulusal ölçekte başarılı olabilmesi için yerel yönetimleri, merkezi yönetime oranla daha etkin bir biçimde denetlemesi sonucu, eğitim düzeyinin yükselmesi sağlanabilecektir. Ayrıca yerel halkın ve velilerin eğitim düzeyinin yükselmesi için maddi ve manevi katkılarda bulunabilecekleri, hatta kendilerini buna mecbur hissedecekleri düşünülebilir. Bu durumun yerel yönetimlerin de aynı şekilde başarılı olma yarışına girmeleri sonucunu doğuracağı81  belirtilmektedir.

            "Toplumda geçerli olan ve gelenek halinde devam eden her türlü duygu, düşünce, dil, sanat ve yaşam unsurlarının tümü" şeklinde tanımlanan kültür ile, "bir duygunun, bir tasarımın ya da güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tümü" olarak ifade edilen sanat, toplumun yaşamını çepeçevre saran iki önemli unsuru oluşturmaktadırlar.

            Türkiye'de kültür ve sanatla ilgili hizmetler merkezi düzeyde değişik kuruluşlarca yürütülmüştür. Bu hizmetler önceleri Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde iken daha sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı içinde ayrı bir müsteşarlık olarak örgütlenmiş ve son olarak 24 Ocak 1989 tarih ve 354 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Kültür Bakanlığı oluşturulmuştur.

            Her toplumun amacı kendi kültür ve sanatını korumak, geliştirmek, tanıtmak, yaymak ve onları evrenselleştirmektir. Bu amaca yönelik olarak ülkemizde de çeşitli yasalarla örgütler kurulmuş ve gerekli tedbirler alınmaya çalışılmıştır. Ancak kültür ve sanatla ilgili düzenlemeleri birkaç yasa içinde toplamak ve tek bir kuruluşun tekeline bağlamak olanaksız görünmektedir.

             Kültür ve sanat gibi tüm toplumun malı olarak kabul edilen bir konuda, gerek merkezi yönetime ait kurum ve kuruluşlar ve gerekse dernek, vakıf gibi sivil toplum örgütleri büyük duyarlılık göstermektedir. Bu bağlamda amacı "kültürel değerleri yaşatmak, geliştirmek, yaymak, tanıtmak, değerlendirmek ve benimsetmek, kültür konularıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarını yönlendirmek ve işbirliğinde bulunmak, tarihi ve kültürel varlıkların tahribini ve yok edilmesini önlemek" olan Kültür Bakanlığı'nın yürüttüğü hizmetlere yerel yönetimlerin de büyük ölçüde ilgi duyması kaçınılmazdır.

            Belediyeler, özellikle müze, kütüphane, kitaplık, sanat galerileri, konservatuvar açılması, orkestra, çalgı ve saz gruplarının oluşturulması, yerel özellikleri simgeleyen folklor ekipleri kurulması gibi çeşitli kültürel konularla yakından ilgilenmektedirler82 . Ayrıca yerel yönetimlerle ilgili olarak çıkarılan 1580 ve 3030 sayılı yasalar da belediyeler için eğitim ve kültürle ilişkili çeşitli görevler öngörmektedir.

            Kültür Bakanlığı'nın görevleri ile 1580 ve 3030 sayılı yasalarla belediyelere verilen görevlerin örtüştüğü alanlarda merkezi ve yerel yönetimlerin ortaklaşa ve dayanışma içinde hareket etmeleri, varolan olanaklarını karşılıklı işbirliğinin geliştirilmesinde kullanmaları kültür ve sanatın geleceği bakımından son derece yararlı olacaktır.

            Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı da eğitim ve kültür hizmetlerinde yerelleşme sürecinin hızlandırılması umuduna katkı sağlaması beklenen önemli bir metin durumundadır. 1996-2000 yıllarını kapsayan bu plan, TBMM’nin 18 Temmuz 1995 gün ve 374 sayılı kararı ile onaylanmış ve Resmi Gazete’nin 25 Temmuz 1995 gün, 22354 mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

            Merkezden yönetime ciddi eleştirilerin yöneltildiği ve aşırı ölçüde merkezileşmenin yanlışlıkları konusunda saptamaların yapıldığı Plan, bu sorunların çözümünü yerinden yönetim felsefesinin kabulünde ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesinde görmektedir83 . Plan’a göre “turizm, çevre, kültür, spor, köy hizmetleri ve sosyal hizmetlerden başlayıp ... merkezi yönetim tarafından sağlanmakta olan bazı hizmetler ... mahalli idarelerin yetki ve sorumluluğuna bırakılacaktır.”

            Görüldüğü gibi eğitim hizmetleri ilk aşamada yerel yönetimlere devredilecek görevler arasında yeralmamaktadır. Ancak Plan’ın “Eğitim Reformu” ile ilgili bölümünde eğitim hizmetlerinin merkezle yerel yönetimler arasında bölüşümüne ilişkin çok açık işaretler bulunmaktadır. Plan’da Milli Eğitim Bakanlığı ve Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı’ndaki merkeziyetçi yapının, alt birimler ve taşra örgütlerinin hareket olanaklarını sınırladığı ve karar alma sürecinin yavaş işlemesine yolaçtığı savunulmaktadır.

            Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda öngörülen görev bölüşümüne ilişkin temel düşünce yapısı şu şekilde belirlenmektedir84 :

             “Milli eğitimde hizmet esasına göre yapılanmayı gerçekleştirmek; merkez teşkilatını makro düzeyde stratejik planlama, müfredat programı, araştırma-geliştirme, denetleme yapan ve koordinasyon işleriyle uğraşacak üst düzey karar organı haline dönüştürmek; bürokrasiyi azaltmak, gerek bakanlık taşra birimlerine gerekse yerel yönetimler ve ailelerin eğitimde hizmet verme sürecine aktif katılımını sağlamak için ... düzenlemeler yapılacaktır.”

            Plan’da öngörülen yukarıdaki görüşler yerel yönetimlerin eğitim hizmetleri ile ilişkisini açık olarak belirtmekte, ayrıca eğitim hizmetlerine ait görev ve yetki bölüşümünün nasıl bir anlayışla yapılması gerektiğine dikkat çekmektedir.
 

(54)  Mehtap TUNÇ; "Türkiye'de Eğitimin Kalkınmaya Etkisi", DEÜ İİBF Dergisi, C. 8., S. 2., İzmir, 1993, s. 1.
(55)  Mahmut TEZCAN; Eğitim Sosyolojisi, AÜ Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayınları, Yayın No: 150, Ankara, 1985, s. 4.
(56)  Esergül Balcı BUCAK; Türkiye'de Eğitim Politikaları ve Siyasal Parti Ödülleri, Adım Yayınları, Ankara, 1993, s. 20.
(57)  BUCAK; a.g.e., s. 21-22.
(58)  Ankara Büyük Şehir Belediyesi; Yerel Yönetimler, Bem Yayınları, Ankara, 1991, s. 7.
(59)  İSBİR; a.g.e., s. 141.
(60)  Ömer PEKER; "Eğitimin Yerelleşmesi ya da Özerkleşmesi", Amme İdaresi Dergisi, C. 28, S. 3, Eylül 1995, s. 31.
(61)  PEKER; a.g.m., s. 31.
(62)  Muzaffer SENCER; "Türkiye'de Eğitim Sisteminin Yapısal Nitelikleri ve Temel Eğitim Sorunları", Amme İdaresi Dergisi, C. 8, S. 1, Mart 1976, s. 9.
(63)  TORTOP; a.g.e., s. 203.
(64)  Maurice DUVERGER; Siyaset Sosyolojisi, Çeviren: Şirin TEKELİ, Varlık Yayınları, İstanbul, 1982, s. 107.
(65)  Mümtaz TURHAN; Kültür Değişmeleri, MÜ İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul, 1987, s. 36-37.
(66)  Anıl ÇEÇEN; "Kültürel Haklar", İnsan Hakları Yıllığı, C. 7-8, TODAİE Yayını, Ankara, 1985-1986, s. 136-137.
(67)  Esat ÇAM; Siyaset Bilimine Giriş, Der Yayınları, İstanbul, 1990, s. 180.
(68)  ÇEÇEN; a.g.m., s. 137-138.
(69)  TC Maliye Bakanlığı; 1996 Mali Yılı Bütçe Gerekçesi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1996, s. 13.
(70)  Ankara Büyük Şehir Belediyesi; Yerel Yönetimler, a.g.e., s. 7.
(71)  PEKER; a.g.m.,  s. 35-36.
(72)  Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü; Kamu Yönetimi Araştırması (KAYA) Genel Rapor , TODAİE Yayını, Ankara, 1991, s. 89.
(73)  SENCER; a.g.m., s. 32-35. 
(74)  Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü; a.g.e., s. 96.
(75)  ÇEÇEN; a.g.m., s. 140.
(76)  Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü; a.g.e., s. 97.
(77)  ÇEÇEN; a.g.m., s. 141.
(78)  Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü; a.g.e., s. 97-98.
(79)  Türk Belediyeciler Derneği - Konrad Adenauer Vakfı; Yerel Yönetimlerin Eğitim ve Kültür İşlevleri, Erk Yayıncılık, Ankara, Ekim 1993, s. 26.
(80)  Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü; Kamu Yönetimi Araştırması (KAYA) Yerel Yönetimler ..., s. 166.
(81)  Murat KATOĞLU ve Diğerleri; Türkiye Tarihi, Çağdaş Türkiye 1908-1980, C. 4, Cem Yayınevi, İstanbul, 1992, s. 483. 
(82)  Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü; a.g.e., s. 222-223.
(83)  Ziya ÇOKER; “Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ve Yerel Yönetimler”, Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, C. 5, S. 2, Mart 1996, s. 37-38.
(84)  ÇOKER; a.g.m., s. 41-42.