BİRİNCİ BÖLÜM
YEREL YÖNETİMLER VE KAMU HİZMETLERİ
BİRİNCİ KISIM
BÜYÜK KENT BELEDİYELERİNDE YEREL KAMU HİZMETLERİ
I.
KAMU HİZMETİ
Yerel yönetimler ile merkezi yönetimin ortaklaşa yürüttüğü hizmetlerden
olan eğitim ve kültür hizmetleri, temelde bir “kamu hizmeti” olduğundan,
kamu hizmeti kavramı hakkında birtakım açıklayıcı bilgilerin verilmesi
yararlı olacaktır. Aşağıda “kamu hizmeti”nin tanımı, unsurları ve bu hizmetler
için yapılan sınıflandırmalarla ilgili çeşitli bilgilere yer verilmektedir.
A.
KAVRAM
Kamu yönetiminin temel kavramlarından biri olan "kamu hizmeti" deyimi,
çok değişik anlamlarda kullanılabilmektedir. Kamu hizmeti bazen "faaliyet,
uğraşı, iş" anlamında kullanıldığı gibi, kimi zaman da bu deyimin "kamu
kuruluşları" anlamında kullanıldığı görülmektedir 1.
Kamu hizmeti daha çok öğretide, iş ve uğraşı anlamını ifade edecek şekilde
kullanılmıştır. Bu anlamda kamu hizmeti, "bir kamu kurumunun ya kendisi
tarafından, ya da yakın gözetimi altında özel girişim eliyle kamuya sağlanan
hizmetler"2 olarak tanımlanabilir.
Sıddık Sami ONAR'a göre kamu hizmeti, devlet veya diğer kamu tüzel kişileri
tarafından veya bunların gözetim ve denetimleri altında genel ve ortak
ihtiyaçları karşılamak ve tatmin etmek, kamu yararını sağlamak için yapılan
ve umuma arz edilmiş bulunan sürekli ve düzenli faaliyetleri içermektedir3
.
Genel olarak kamu hizmetine ait tanımlarda 3 temel konu göze çarpmaktadır.
Bunlar;
* Hizmetin kamu tüzel kişileri tarafından yürütülmesi,
* Kamu yararı sağlayan bir faaliyet oluşu, ve
* Hizmetin kamu hukuku usulleriyle yürütülmesidir4
.
Devlet önceleri daha çok iç ve dış güvenliğin sağlanmasına yönelik "klasik"
kamu hizmetlerini yerine getirirken, zaman içinde faaliyet alanlarını genişletmiş
ve bu bağlamda haberleşme, çevre, ulaşım, eğitim, sağlık ve sosyal konut
gibi sosyal ve ekonomik nitelikteki hizmetler de gittikçe artan oranlarda
kamu yönetimi tarafından üstlenilmiştir5
. Merkezi yönetimin görev alanındaki bu genişleme şüphesiz ki sunulan hizmetlerin
etkin ve verimli bir düzeye ulaşmasını önleyici bir faktör olarak ortaya
çıkmaktadır.
B.
KAMU HİZMETİNİN UNSURLARI
Kamu hizmetlerinin unsurları yukarıda belirtilen bilgiler ışığında 4 grupta
toplanabilir. Bunlar sırasıyla; “Kamu Yararı, Kamu Tüzel Kişiliği, Kamu
Hukuku” ve “Süreklilik ve Düzenlilik” unsurlarıdır. Bunlara diğer bir unsur
olarak “Egemenlik”i de eklemek mümkündür.
1. Kamu Yararı
Genel yarar, kamu menfaati, kamu iyiliği gibi adlarla da anılan kamu yararı,
yönetim hukukunda, kamu hukukunda ve siyaset biliminde sıkça kullanılmasına
rağmen bu kavramdan ne anlaşılması gerektiği konusunda tam bir görüş birliği
bulunmamaktadır6 . Bununla
birlikte yönetim ve kamu hukukçuları ile siyaset bilimcileri kamu yararının
başlıca iki anlamı olduğu noktasında birleşmektedirler. Bunlardan birincisi,
kamu yararının hukuki, teknik ve dar anlamı, diğeri ise bu kavrama verilen
geniş, siyasal ve ideolojik anlamdır.
Hukuki, teknik ve dar anlamda kamu yararı, mülkiyet hakkının sınırlarının
belirtilmesinde ve bu hakkın özüne yapılacak müdahalelerde bir ölçü olarak
kullanılmaktadır. Gerçekten de 1982 Anayasası'nın Kamulaştırma ve Devletleştirme
ile ilgili 46. ve 47. maddelerinde devletin ve kamu tüzel kişilerinin,
kamu yararının "gerektirdiği-zorunlu kıldığı" hallerde, karşılığını ödemek
koşulu ile "kamulaştırmaya" ve "devletleştirmeye" gidebileceği belirtilmektedir.
Kamu yararını oluşturan öğeleri saptama görevi yasama organına bırakılmıştır.
Yasama organına açıkça bırakılmadığı konularda ise, kamu yararını yönetim
belirlemektedir.
Siyasal, ideolojik ve geniş anlamda kamu yararı da değişik şekillerde ifade
edilmektedir. Örneğin Roma Hukuku'nda kamu yararı kavramının "toplumun
maddi ve zorunlu gereksinmelerini, din, ahlak, estetik ve birtakım inanç
ve duygu gereklerini içine alacak ölçüde"7
geniş bir anlamı bulunmaktadır.
Tahsin Bekir BALTA ise, kamu yararı kavramını "kamuya hizmet anlayışı"
olarak nitelendirmektedir8
. Yazar, buradaki "kamu" deyiminin, ülkesel, bölgesel, yerel ya da grupsal,
her çeşit toplulukları kapsayan bir anlam taşıdığını belirtmekte, bir hizmetin
kamu hizmeti sayılabilmesi için, onun "doğrudan doğruya kamuya yönelik
ve yararlı olması" gerektiği üzerinde durmaktadır.
Kamu yararının bireysel yararların toplamından oluştuğunu varsaymak da
hatalı bir düşünce sayılmalıdır. Çünkü bu varsayım kabul edildiğinde, örneğin
içki üreticilerinin de, alkolizm kurbanlarının da yararları "kamu yararı"
kavramı içinde toplanmış olur ki bu olanaksızdır.
Kimi yazarlar kamu yararının geniş anlamına "kamu yararı" yerine "toplum
yararı" denilmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Örneğin Ümit DOĞANAY'a
göre her iki kavram hem hukuk tekniği, hem de anlamları bakımından birbirinden
farklıdırlar. Ona göre hukuk tekniği bakımından "kamu yararı" yukarıda
da belirtildiği gibi, mülkiyet hakkının sınırlarının belirlenmesinde kullanılan
bir ölçü olduğu halde; "toplum yararı" kavramı, özel mülkiyet hakkının
kapsamını oluşturan yetkilerin hangi amaçla kullanılacağını belirleyen
bir ölçüdür9 .
Diğer yandan anlam farkı ise şu noktada belirmektedir: "Kamu yararı" kurulu
düzenin korunmasındaki çıkarı anlattığı için, özel mülkiyete dayanan bir
düzende, bu düzenin korunması amaç edinileceğinden, sonuçta "kamu yararı"
kavramı bireysel çıkarlarla özdeşleşmiş olur. Buna karşılık, toplum yararı,
ülkede yaşayan tüm insanların çıkarını ifade etmektedir.
2. Kamu Tüzel Kişiliği
Tüzel kişilik, kamu yönetiminin anahtar kavramlarından biridir. Tüzel kişilik
denildiğinde, söz konusu kişiliğin kendi başına ayrı bir varlık sayılması
anlaşılmaktadır. Örneğin devlet, tüzel kişiliğe sahip bir örgüt olmakla
beraber her bir belediye, il özel idaresi ve köy de devletten ayrı kişiliğe
ve varlığa sahip birer tüzel kişiliktir10
.
Kişilerin ve özel teşebbüsün yeterli olmadığı durumlarda toplumsal ihtiyaçları
karşılamak devletin görevidir. Bu durumda kamu hizmetlerini, esas olarak
bir "devlet teşebbüsü" şeklinde nitelendirmek mümkündür. Diğer bir ifadeyle
kamu hizmeti, örgütü, personeli ve kaynakları, kısmen veya bütünüyle devlet
tarafından sağlanan ve işletilen faaliyetler olmaktadır11
. Devletin kamu hizmetlerini sadece genel idare denilen örgütlenme biçimiyle
yürütmesi mümkün değildir. Her geçen gün artmakta olan bu hizmetlerin bir
kısmının çeşitli kamu tüzel kişilerine gördürülmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Genel yönetim yanında, diğer kamu tüzel kişileri olarak, yerel yönetim
birimlerini oluşturan il özel idareleri, belediyeler ve köylerin dışında;
üniversiteler, kamu iktisadi teşebbüsleri, Emekli Sandığı gibi hizmet yönünden
yerinden yönetim kuruluşları, ticaret ve sanayi odaları, barolar gibi meslek
kuruluşları da sayılabilir.
Bir faaliyetin kamu hizmeti olarak kabul edilebilmesi için, mutlaka kamu
tüzel kişileri tarafından yürütülmesi gerekmemektedir. Kimi durumlarda
kamu tüzel kişileri, bir kamu hizmetinin yürütülebilmesi için gerekli olan
kaynaktan veya uzmanlıktan yoksun olmaktadırlar. Bu durumda söz konusu
hizmet, bir sözleşme ile özel kişilere veya kuruluşlara devredilmektedir.
3. Kamu Hukuku
İdari rejimin uygulandığı ülkelerde kamu kuruluşları, kendilerine yasalarla
özel hukuk izni verilen durumlar dışında, çalışmalarını kural olarak Yönetim
Hukuku usul ve hükümlerine göre yürütmektedirler. Özellikle yönetimin tek
yanlı kararları ile kurulan ve değiştirilen faaliyetlerde Yönetim Hukuku'nun
uygulanması bir zorunluluktur. Ticari ve teknolojik özelliği ağır basan
bir kısım toplumsal nitelikli kamu hizmetlerinin bile kurulması, organlarının
oluşturulması, merkezi yönetimle olan ilişkileri ve bunların denetimleri
tümü ile kamu hukuku usul ve hükümlerine bağlı bulunmaktadır12
.
Yönetimce kamu hukuku usul ve kurallarına göre kurulup işletilen hizmetlerden
dolayı ortaya çıkan uyuşmazlıklar idare mahkemelerinde, özel hukuka ait
usul ve kurallara göre kurulup işletilen hizmetlerden doğan uyuşmazlıklar
ise adliye mahkemelerinde karara bağlanmaktadır.
Görüldüğü üzere yönetim tarafından yürütülen hizmetlerden bir kısmı özel
hukuk hükümlerine göre kurulup işletilmektedir. Büyük bir kısmı ekonomik
nitelikte olan bu tür hizmetlerin kuruluş ve işleyişi ile ilgili kurallar,
Yönetim Hukuku'nun inceleme alanı dışında yeralmaktadır.
4. Süreklilik ve Düzenlilik
Kamu hizmetinin en önemli unsurlarından biri de hizmetlerin sürekli ve
aksamaya uğramadan bir düzen içerisinde yürütülmesidir. Yönetim, kamu hizmetlerinden
beklenen yararın sağlanması için değişen teknolojiye ve maddi olanaklara
bağlı olarak hizmetlerin tamamını ve niteliklerini sürekli olarak düzenlemektedir.
Modern toplumlarda elektrik, su, toplu taşımacılık, temizlik, sağlık ve
benzeri türlerdeki önemli kamu hizmetlerinin kısa süreli de olsa aksamaya
uğratılması, giderilmesi olanaksız birtakım zararlar doğurabilmektedir.
Bu nedenle kamu hizmetlerinin yürütülmesinde süreklilik ve düzenlilik ilkesinin
bir gereği olarak yönetim bazı yasal ve yönetsel tedbirlere başvurmaktadır.
Örneğin memurlara grev hakkının verilmemesi, imtiyazla yürütülen hizmetlerde
sözleşmenin tarafı olan özel kişinin zarar etmiş bile olsa hizmeti aksatmadan
yürütme borcunun bulunması bu tür tedbirler arasında yeralmaktadır.
Bir kamu hizmetinin sürekli ve düzenli olarak yürütülebilmesi için yönetimin
yeni oluşan toplumsal ihtiyaçlara ve gelişen teknolojiye uyum gösterebilmesi
gerekmektedir. Yönetimin tek yanlı olarak hizmetin düzenini, yönetsel sözleşmelerin
koşullarını ve çalışanlarının durumlarını belirleme yetkisine sahip olması13
da, bu uyumun gerçekleştirilmesi konusunda yönetime büyük kolaylık
sağlamaktadır.
5. Egemenlik
Kamu yönetiminin eylem ve işlemlerinin tümünün yönetim hukuku kurallarına
tabi olmadığı, bu eylem ve işlemlerden bazılarının özel hukuk kapsamında
değerlendirildiği bilinmektedir. Yönetim Hukuku ile özel hukukun yönetim
üzerindeki düzenleme alanlarının nasıl belirleneceği sorusuna açıklık getirmek
amacıyla geliştirilen ölçütlerden biri egemenlik ya da diğer tanımıyla
devletin emretme gücüdür.
Ülkemizde son yüzyılın ortalarına kadar kullanılan bu ölçüte göre, yönetimin
kamu gücünü kullanarak yürüttüğü işler Yönetim Hukuku’nun konusunu oluşturmaktadır.
Buna karşılık yönetimin özel kişi ve kuruluşlarla eşit koşullar altında
yürüttüğü işler ise özel hukuk hükümlerine tabi olmaktadır.
Egemenlik devletin henüz toplumsal yaşama pek müdahale etmediği dönemde
ortaya atılmış ve kullanılmış bir ölçüttür14
. Sözkonusu dönemde egemenlik, devletin emretme, tek yanlı iradesini başkalarına
kabul ettirme ve gerektiğinde zor kullanma yeteneği olarak anlaşılmıştır.
Egemenliğin kullanılması bakımından yönetimin faaliyetleri; egemenlik işlemleri
(hakimiyet tasarrufları) ve yürütme işlemleri (temşiyet tasarrufları) olarak
ikiye ayrılmaktadır*.
Devletin ekonomik ve toplumsal konulara el atmasından sonra egemenliğin
bir ölçüt olarak geçerliliği ve doğruluğu üzerindeki kuşkular artmıştır15
. Gerçekten de yalnızca emreden, yasaklar ve sınırlamalar koyan bir güç
olmaktan çıkan devlet, topluma edimler ve hizmetler de sunmaya başlamıştır.
Böylece kamu gücünün emrediciliği dışında kalan, fakat yine de özel hukuku
aşan birtakım hukuksal ilişkiler ortaya çıkmıştır. Bu yüzden günümüzde
daha çok içeriği genişletilmiş bulunan egemenlik ölçütü kullanılmaktadır16
. Sonuç olarak egemenliği kamu hizmetlerini açıklamakta kullanılabilecek
önemli unsurlardan biri olarak kabul etmek doğru bir yaklaşım olacaktır.
C.
KAMU HİZMETLERİNİN SINIFLANDIRILMASI
Kamu hizmetlerinin sınıflandırılması konusunda birbirinden farklılıklar
gösteren yöntemlerle karşılaşılmaktadır. Kimi yazarlar kamu hizmetlerini
"yönetsel, ekonomik, sosyal, bilimsel, teknik ve kültürel kamu hizmetleri"17
olarak sınıflandırırken, kimi de "salt kamusal, karma kamusal ve erdemli
kamusal hizmetler" şeklinde bir sınıflandırmayı tercih etmiştir18
. Bu tür sınıflandırmaya göre milli savunma ve iç güvenlik gibi hizmetler
salt kamusal hizmetleri; eğitim ve sağlık gibi hizmetler karma kamusal
hizmetleri; devlet tiyatroları, okul kitapları ve spor gibi hizmetler de
erdemli kamusal hizmetleri ifade etmektedir. Diğer bir sınıflamada19
ise kamusal mal ve hizmetlerin yanında, yarı kamusal mal ve hizmetler ayırımına
da gidilmiştir:
1. Kamusal Mal ve Hizmetler
Sözkonusu mal ve hizmetler piyasada üretilemezler, bölünemezler, tüketiminde
rakip olmama ve tüketimden mahrum olmama özelliklerine sahiptirler. Bu
hizmetler sadece kamu üretici birimlerince üretilebilirler. Kamusal mal
ve hizmetler ikiye ayrılmaktadır:
a. Ulusal Düzeydeki Kamusal Mal ve Hizmetler
Faydaları genellikle ülkenin tümüne yayılan ve ulusal düzeyde bölünmez
nitelikte olan milli savunma, iç güvenlik ve adalet gibi hizmetlerdir.
b. Bölgesel (Yerel) Düzeydeki Kamusal Mal ve Hizmetler
Bir kısım hizmetlerin faydasının bölgesel düzeyde bölünebilmesi mümkün
değildir. Herhangi bir bölgede, bir sokağın aydınlatılması, çevre temizliği,
yol yapımı gibi hizmetlerin faydalarından, ulusal sınırlar içindeki toplumun
tümü yarar sağlayamamaktadır. Sadece bölgede yaşayan insanların yararlanabildiği
bu hizmetler, "bölgesel (yerel) kamu hizmetleri" olarak adlandırılmaktadır.
2. Yarı Kamusal (Karma) Mal ve Hizmetler
Yarı kamusal mal ve hizmetlerin en önemli özelliği piyasada üretilebilmeleridir.
Fakat uygulamada bunlar bazen tümüyle veya kısmen kamu örgütleri tarafından
üretilmekte ya da miktarına, türüne, kalitesine ve fiyatına devlet müdahalesi
olmaktadır. Bunun sebebi bu mal ve hizmetlerin üretimi ve tüketimi sırasında
ortaya çıkan faydasının onu tüketen kişilerin dışına yayılmasıdır. Üçüncü
kişiler veya toplumun tamamı da bundan yarar sağlayabilmektedir. Yarı kamusal
mal ve hizmetler de kendi içinde ikiye ayrılmaktadır:
a. Ulusal Düzeydeki Yarı Kamusal Mal ve Hizmetler
Kimi mal ve hizmetlerin üretiminde veya tüketiminde ortaya çıkan dışsallıklar
ülkenin tümüne yayılabilir. Örneğin koruyucu sağlık hizmetleri bu türdendir.
Bu sebeple bunların merkezi yönetimce üretilmesi gerekmektedir.
b. Bölgesel (Yerel) Düzeydeki Yarı Kamusal Mal ve Hizmetler
Yarı kamusal mal ve hizmetlerin bazılarının, örneğin elektrik, su, kanalizasyon,
itfaiye, oyun parkı gibi hizmetlerin üretim veya tüketiminin sebep olduğu
dışsallıklar, bölgesel sınırlar içerisinde kalmaktadır. Bu tür hizmetlerin
bölünebilir ve fiyatlandırılabilir olması nedeniyle üretilmeleri özel firmalara
bırakılabilir. Ancak bunların ortaya çıkardığı dışsallıklar sosyal hayatı
önemli ölçüde etkilediği için genellikle kamu örgütleri tarafından üretilmektedirler.
II.
YEREL KAMU HİZMETLERİNİN YÖNETİMLER ARASI BÖLÜŞÜMÜ
Yerel kamu hizmetlerinin hangi yönetim birimlerince yürütüleceği konusu,
önemli bir sorun olarak uzun yıllardan beri gündemdeki yerini korumaktadır.
Özellikle yerel nitelikli hizmetlerle ilgili görev bölüşümü, yönetimler
arasındaki ilişkilerin düzenlenmesinin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Ancak
bu bölüşümü her zamanda ve mekanda geçerli kılabilecek kesin ölçütleri
belirlemek de pek mümkün gözükmemektedir. Görevler, yönetimler arasında,
her ülkedeki anayasal düzene, ekonomik ve sosyal gereklere göre çeşitli
biçimlerde paylaşılabilmektedir20
.
A.
GÖREV VE YETKİ BÖLÜŞÜMÜ ESASLARI
1982 Anayasası'nın 123. maddesi, idarenin kuruluş ve görevlerinin "merkezden
yönetim" ve "yerinden yönetim" esaslarına dayanacağını ifade etmektedir.
Yine anayasanın 126. maddesi merkezi yönetimin, ülkenin coğrafi durumuna,
ekonomik koşullara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre bölümlere ayrılacağını
öngörmektedir. Anayasa, yerel yönetimleri konu alan 127. maddenin ilk fıkrasında
bu yönetimlerin varlık nedenini de açıklamaktadır. Buna göre; "Mahalli
idareler; il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını
karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları,
gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu
tüzel kişileridir." Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise mahalli idarelerin
kuruluş ve görevleriyle yetkilerinin "yerinden yönetim ilkesi"ne göre kanunla
düzenleneceği öngörülmektedir.
Yerel yönetimlerin hangi kamu hizmetlerini yürütmesi gerektiğinin kararlaştırılması
konusunda 1982 Anayasası'nın getirdiği bir tek ölçüt bulunmaktadır. Bu
da hizmetin, yerel halkın "mahalli müşterek ihtiyaçları"na ilişkin olmasıdır.
Müşterek ihtiyaçlar aslında kamusal hizmetlerin tamamına yakınını kapsamaktadır.
Bunlar içinden yerel olanların tespiti bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.
Klasik bir kurala göre21
milli savunma ve diplomasi gibi, ülkede yaşayanların tamamının ortak olarak
yararlandıkları hizmetler merkezi yönetimce, sadece yerel sınırlar içinde
yaşayanların yararlandıkları park, mezbaha, itfaiye, mezarlık hizmetleri
gibi hizmetler ise yerel yönetimler tarafından yürütülmelidir.
Bir hizmetin yerel olup olmadığı konusunda kesin bir ölçüt belirlenememesine
rağmen genel olarak iki farklı boyuttan söz edilmektedir. Bunlardan ilki,
hizmetin faydasının mekansal yayılımının genellikle sunulduğu belde düzeyinde
kalmasıdır. Diğeri ise bu hizmetin ekonomik olarak o büyüklükte bir belde
içinde üretilebilecek olmasıdır22
. Örneğin bir otobüs işletmesi belde düzeyinde örgütlenebilmekte ve sadece
o beldedekiler bu hizmetten yararlanabilmektedir. Diğer taraftan elektrik
üretiminin yerel düzeyde yapılması, hem ekonomik hem de teknik açıdan pek
mümkün değildir. Yine milli savunma hizmetlerinin bir belde yönetimince
yürütülmesi de olanak dışıdır. İşte bu tür hizmetlerin merkezi düzeyde
yürütülmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Yerel yönetimlerin görevlerinin
belirlenmesi, böyle bir sınıflama içinde yerel ve merkezi hizmetlerin ayrımını
yaparak mümkün olabilmektedir.
Yerel yönetimler ile merkezi yönetim arasındaki görev ve yetki bölüşümünde
temel alınabilecek ölçütleri 4 ana maddede toplamak mümkündür. Bunlar;
"ekonomik verimlilik ölçütü", "mali adalet ölçütü", "siyasal sorumluluk
ölçütü" ve "idari etkinlik ölçütü"23
dür.
Ekonomik verimlilik ölçütüne göre, bir hizmetin hangi yönetim birimi tarafından
daha düşük maliyetle üretilip halka sunulacağı gözönünde bulundurulmaktadır.
Bu durumda görevin, bir hizmeti daha az masrafla halka sunan yönetim birimine
verilmesi gerekmektedir.
Bir bölge halkının ödediği vergilerle, o bölgeye sunulan mal ve hizmetler
arasında bir paralelliğin bulunması da mali adalet ölçütüne uyumun bir
göstergesi sayılabilir. Ancak devletin bölgeler arasındaki kalkınmışlık
farkını ortadan kaldırmaya yönelik olarak aldığı tedbirler, yine iç ve
dış güvenliğin sağlanması için gereken harcamalar da bu tür bir ölçütün
kolaylıkla uygulanmasını önlemektedir.
Kamu hizmeti sunan yönetim birimlerinin, hizmetten faydalanacak olan halka
karşı siyasal bir sorumluluk taşıması, yetki ve görevlerin paylaşımında
dikkatle gözönünde bulundurulması gereken bir durumdur. Atama sonucu getirilenlerin,
kendilerini daha çok atamayı gerçekleştiren makama karşı sorumluk hissetmelerine
karşılık, seçimle işbaşına gelenler asıl sorumluluğu seçmene karşı duymakta
ve bu sorumluluğun gereğini yerine getirmeye çalışmaktadırlar.
Görev ve yetki bölüşümünde esas alınması gereken bir diğer ölçüt de "idari
etkinlik ölçütü"dür. Bir kamu hizmetini en etkin olarak hangi yönetim birimi
yerine getirebilecekse, hizmet görevinin o birime verilmesi daha uygun
olacaktır24 .
Köklü yerel geleneğe sahip olan ülkelerde yerel yönetim birimlerinin, diğer
birçok ülkede merkezi yönetime verilen düzenleyici, üretici, hizmet sunucu
bir dizi görevi de üstlendikleri görülmektedir25
. Ülkemizde yerinden yönetim ilkesine dayalı olarak yerel yönetimlerin
kurulması ve yasal temele kavuşturulması 1876 tarihli "Teşkilatı Esasiye
Kanunu" ile gerçekleştirilmiştir. Aradan geçen uzun süre içinde özellikle
Cumhuriyet döneminde ve çok partili siyasal hayata geçişten itibaren yerel
yönetimlerin güçlü birer hizmet birimi haline gelmesi için büyük çabalar
harcanmıştır26 . Nitekim
gerek hükümet programlarında ve gerekse kalkınma planlarında bu niyeti
ve isteği dile getiren ifadelere sık sık rastlanılmaktadır27
.
Merkezi ve yerel yönetim kuruluşlarının görev ve yetki üstlenmelerine neden
olan yasal düzenlemelerin, uzun bir zaman süreci içinde biçimlenmesi nedeniyle
görevler arasında kimi çakışmalarla karşılaşılabilmektedir28
. Bu görev çakışmalarına özellikle eğitim, sağlık, tarım ve çevre koruma
gibi alanlarda rastlanılmaktadır.
Ayrıca görev ve yetki bölüşümünün düzenli bir esasa dayandığını da söylemek
mümkün gözükmemektedir. Örneğin, nikah ve cenaze işleri yerel hizmet kabul
edilerek yerel yönetimlere bırakıldığı halde, doğum, ölüm ve evlenme kayıtlarının
tutulması merkezi yönetimin görev alanı içinde yeralmaktadır29
.
Hizmetlerin yerel yönetimlerle merkezi yönetim arasındaki bölüşümünde,
her zaman ve her yerde geçerli olabilecek şekilde kesin ölçütlere göre
düzenleme yapmak pek kolay olmamaktadır. Buna karşın, her iki yönetimin
de ortaklaşa yürüttüğü hizmetler ve sadece yerel yönetimlere bırakılan
hizmetler, belli başlıklar altında incelenebilir.
B.
MERKEZİ YÖNETİM İLE YEREL YÖNETİMLERİN ORTAKLAŞA YÜRÜTTÜĞÜ HİZMETLER
Kamu hizmetleri içinde yeralan ve hem merkezi yönetimce, hem de yerel yönetimlerce
yürütülen hizmetlerin başlıcaları şunlardır:
1. Bayındırlık ve İmar Hizmetleri
Ana yol, baraj, köprü ve liman gibi altyapı tesisi niteliğindeki hizmetler
merkezi yönetim tarafından yürütülmektedir. Ancak kent içi yolların, köylerdeki
küçük ve basit köprülerin yapımı ve onarımı, köyleri ilçelere bağlayan
ikinci derecedeki yolların bakım ve onarımı genel olarak yerel yönetimlerin
sorumluluk alanına girmektedir30
. Kent içindeki park ve bahçelerin, meydanların ve yeşil alanların bakımı
ve onarımı hizmetleri de bir yerel yönetim birimi olan belediyelerin görevleri
arasındadır.
2. Sağlık Hizmetleri
Sağlık hizmetleri birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de daha çok merkezi
yönetimin görev alanı içine girmektedir. Bu tür hizmetlerin genellikle
merkezi yönetimin görevleri içinde yeraldığı ülkelerde yerel yönetimler
de kendi olanakları oranında hastahaneler açmakta, salgın hastalıklarla
mücadele faaliyetlerine katılmakta ve dispanser, doğumevi gibi birimler
kurmaktadırlar31 . Türkiye'de
de son zamanlarda kimi büyük kent belediyelerinin sağlık hizmetleri konusunda
çeşitli girişimlerine rastlanıyorsa da bu girişimlerin yeterli düzeye ulaşması
belediyelerin mali olanakları gözönünde tutulduğunda pek mümkün görünmemektedir.
Belediyelere geniş bir görev sahası belirleyen 1930 tarihli ve 1580 sayılı
Belediye Kanunu'nun ilk uygulanmaya başladığı yıllar, özellikle sağlık
hizmetlerinin belediyeler tarafından oldukça faal bir şekilde yürütüldüğü
dönemlerdir32 . Ancak
daha sonraları bu alandaki hizmetler geniş ölçüde sınırlanmış ve merkezi
yönetim tarafından yerine getirilmeye başlanmıştır.
3. Sosyal Yardım Hizmetleri
Sosyal yardım hizmetleri günümüzde genellikle merkezi yönetimce yapılmaktadır.
Sosyal devlet anlayışının bir sonucu olarak devlet, sosyal refahın sağlanmasında
kendisini asli sorumlu olarak görmektedir. Yerel yönetimler ise kendi bölgelerindeki
kimsesiz ve fakir halka ekonomik olanakları ölçüsünde yardımlar yapmaktadır.
Ancak temel kentsel hizmetler öncelikli olarak ele alındığından, yerel
yönetimlerin sosyal yardım hizmetlerine kaynak aktarması pek kolay olmamaktadır.
Bu hizmetlerdeki hareketliliğin özellikle seçim dönemlerinde daha çok gözlendiği
söylenebilir.
4. Eğitim Hizmetleri
Birçok ülkede eğitim hizmetleri, faydasının genellikle bölgesel olduğu
kabul edildiğinden, yerel yönetimler tarafından yürütülmektedir33
. Ayrıca kültüre katkısı bulunan, tiyatro, kütüphane, konservatuar, müze
ve benzeri hizmetler de hem merkezi yönetim, hem de yerel yönetim tarafından
birbirinden ayrı olarak sürdürülmektedir. Örneğin bir ilde belediye tiyatrosu
ile devlet tiyatrosu aynı hizmet alanında faaliyet gösterebilmektedir.
C.
YEREL YÖNETİM HİZMETLERİ
Kimi hizmetler özellikle belde sakinlerinin yararlandıkları günlük hizmetlerdir.
Sosyal hayatın sakin ve huzur içinde geçmesinde bu hizmetlerin önemi ve
rolü büyüktür. Bu hizmetlerin başlıcalarını şöyle sıralamak mümkündür34
:
* Çöp toplama hizmetleri,
* İtfaiye hizmetleri,
* Lağım ve kanalizasyon hizmetleri,
* Kent içi ulaşım hizmetleri,
* Balıkhane, mezbaha ve modern hal'ler kurulması ile ilgili hizmetler,
* Eğlence ve dinlenme yerlerinin temizlik, fiyat ve kalitelerinin kontrolüne
ilişkin hizmetler,
* Her türlü yiyecek ve içeceklerin fiyat ve temizlik kontrolleriyle ilgili
hizmetler,
* Park ve bahçe düzenlemesiyle ilgili hizmetler,
* Kent içi su, elektrik ve gaz teminine ilişkin hizmetler,
* Defin ve mezarlık hizmetleri,
* Gürültüyü yasaklayıcı hizmetler vb.
Bu hizmetlerin birkaçında meydana gelebilecek aksamalar bile kentteki normal
yaşantıyı olumsuz bir şekilde etkileyebilmektedir. Bu nedenle belediyeler
yerel yönetim birimleri arasında en önemlileri olarak kabul edilmektedir.
(1) Şeref
GÖZÜBÜYÜK; Yönetim Hukuku, S Yayınları, Ankara, 1991, s. 7.
(2)
GÖZÜBÜYÜK; a.g.e., s. 182.
(3)
Sıddık Sami ONAR; İdare Hukukunun Umumi Esasları, Marifet Basımevi, İstanbul,
1952, s. 13.
(4)
Birsen ÇIRAKMAN; "Kamu Hizmeti", Amme İdaresi Dergisi, C. 9, S. 4, Aralık
1976, s. 76.
(5)
Zerrin Toprak KARAMAN; Yerel Yönetimler, Bornova Belediyesi Bilim ve Kültür
Etkinlikleri Yayını, Anadolu Matbaacılık, İzmir, 1992, s. 1.
(6)
Ruşen KELEŞ; Kent ve Siyaset Üzerine Yazılar, İstanbul, 1993, s. 94.
(7)
KELEŞ; a.g.e., s. 97-98.
(8)
ÇIRAKMAN; a.g.m., s. 77.
(9)
KELEŞ; a.g.e., s. 98-99.
(10)
Acar ÖRNEK; Kamu Yönetimi, Metinler Matbaacılık, İstanbul, 1988, s. 82.
(11)
ÇIRAKMAN; a.g.e., s. 80.
(12)
Şükrü KARATEPE; İdare Hukuku, Anadolu Matbaacılık, İzmir, 1988, s. 198.
(13)
KARATEPE; a.g.e., s. 198-199.
(14)
Metin GÜNDAY; İdare Hukuku, İmaj Yayınevi, Ankara, 1996, s. 85.
(*)
Egemenlik işlemleri vergi koymak, toplamak ve kamulaştırma yapmak gibi,
yalnızca devlete özgü ve devlet egemenliğinin kullanılması ile gerçekleştirilebilecek
işlerdir. Yürütme işlemleri ise gerçekleştirilmeleri için kamu gücünün
kullanılmasını gerektirmeyen, özel kişi ve kuruluşların da yapabileceği
işlerdir. Örnek: Kamu kurumlarına malzeme alımı, özel kişilerden bina kiralanması
vb. Bu konuda bkz. KARATEPE; a.g.e., s. 12.
(15)
Lütfi DURAN; İdare Hukuku, Fakülteler Matbaası, İstanbul, 1982, s. 23.
(16)
GÜNDAY; a.g.e., s. 86.
(17)
GÖZÜBÜYÜK; a.g.e., s. 184-185.
(18)
Güneri AKALIN; "Türkiye'de Mahalli İdareler Hizmetleri ve Finansmanı Reformu",
Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, C. 3, S. 2, Mart 1994, s. 10.
(19)
Devlet Planlama Teşkilatı; Mahalli Hizmetlerin Yerinden Karşılanması, Altıncı
Beş Yıllık Kalkınma Planı, Özel İhtisas Komisyonu Raporu, DPT Yayını, Ankara,
Ocak 1991, s. 27.
(20)
Belma ÜSTÜNIŞIK; Bazı Ülkelerde Yerel Yönetim Modelleri, Devlet Planlama
Teşkilatı Yayını, Ankara, 1992, s. 2.
(21)
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği; Mahalli İdarelerin Yeniden Yapılandırılması,
Yerel Yönetim Reformu, Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara, 1996, s.
15.
(22)
İlhan TEKELİ, Yiğit GÜLÖKSÜZ; "Belediye Sorunları", Amme İdaresi Dergisi,
C. 9, S. 2, Haziran 1976, s. 11.
(23)
Bilal ERYILMAZ; "Merkezi İdare İle Mahalli İdareler Arasındaki İlişkiler,
Sorunlar ve Öneriler", Akademik Araştırmalar Dergisi, S. 3, İzmir, 1988,
s. 164.
(24)
Devlet Planlama Teşkilatı; Mahalli Hizmetlerin ..., s. 32.
(25)
Ali Erkan EKE; Anakent Yönetimi ve Yönetimler Arası İlişkiler, AÜ SBF Yayınları,
Ankara, 1982, s. 122.
(26)
Nuri TORTOP; "Yerel Yönetimlerde Yeniden Yapılanma", Amme İdaresi Dergisi,
C. 25, S. 3, Eylül 1992, s. 37.
(27)
Ahmet ÖZER; "Genel İdare ve Yerel Yönetimler Arasında Görev, Yetki ve Kaynak
Bölüşümü", Türk İdare Dergisi, S. 390, Mart 1991, s. 53.
(28)
IULA-EMME; Yönetimler Arası İlişkiler, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi
Yayını, İstanbul, 1994, s. 59.
(29)
ERYILMAZ; a.g.m., s. 165.
(30)
Halil NADAROĞLU; Mahalli İdareler, Beta Yayınları, İstanbul, 1989, s. 98.
(31)
NADAROĞLU; a.g.e., s. 99.
(32)
Mustafa HOTMAN; "İyi Bir Belde Yönetiminden Ne Anlaşılmalıdır?", Türk İdare
Dergisi, S. 394, Mart 1992, s. 251.
(33)
Devlet Planlama Teşkilatı; Mahalli Hizmetlerin ..., s. 34.
(34)
NADAROĞLU; a.g.e., s. 100. |