|
YEREL YÖNETİMLER VE KAMU HİZMETLERİ BİRİNCİ KISIM
Yerel yönetimler ile merkezi yönetimin ortaklaşa yürüttüğü hizmetlerden olan eğitim ve kültür hizmetleri, temelde bir “kamu hizmeti” olduğundan, kamu hizmeti kavramı hakkında birtakım açıklayıcı bilgilerin verilmesi yararlı olacaktır. Aşağıda “kamu hizmeti”nin tanımı, unsurları ve bu hizmetler için yapılan sınıflandırmalarla ilgili çeşitli bilgilere yer verilmektedir. A.
KAVRAM
Sıddık Sami ONAR'a göre kamu hizmeti, devlet veya diğer kamu tüzel kişileri tarafından veya bunların gözetim ve denetimleri altında genel ve ortak ihtiyaçları karşılamak ve tatmin etmek, kamu yararını sağlamak için yapılan ve umuma arz edilmiş bulunan sürekli ve düzenli faaliyetleri içermektedir3 . Genel olarak kamu hizmetine ait tanımlarda 3 temel konu göze çarpmaktadır. Bunlar; * Hizmetin kamu tüzel kişileri tarafından yürütülmesi, * Kamu yararı sağlayan bir faaliyet oluşu, ve * Hizmetin kamu hukuku usulleriyle yürütülmesidir4 . Devlet önceleri daha çok iç ve dış güvenliğin sağlanmasına yönelik "klasik" kamu hizmetlerini yerine getirirken, zaman içinde faaliyet alanlarını genişletmiş ve bu bağlamda haberleşme, çevre, ulaşım, eğitim, sağlık ve sosyal konut gibi sosyal ve ekonomik nitelikteki hizmetler de gittikçe artan oranlarda kamu yönetimi tarafından üstlenilmiştir5 . Merkezi yönetimin görev alanındaki bu genişleme şüphesiz ki sunulan hizmetlerin etkin ve verimli bir düzeye ulaşmasını önleyici bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır. B.
KAMU HİZMETİNİN UNSURLARI
1. Kamu Yararı
Hukuki, teknik ve dar anlamda kamu yararı, mülkiyet hakkının sınırlarının belirtilmesinde ve bu hakkın özüne yapılacak müdahalelerde bir ölçü olarak kullanılmaktadır. Gerçekten de 1982 Anayasası'nın Kamulaştırma ve Devletleştirme ile ilgili 46. ve 47. maddelerinde devletin ve kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının "gerektirdiği-zorunlu kıldığı" hallerde, karşılığını ödemek koşulu ile "kamulaştırmaya" ve "devletleştirmeye" gidebileceği belirtilmektedir. Kamu yararını oluşturan öğeleri saptama görevi yasama organına bırakılmıştır. Yasama organına açıkça bırakılmadığı konularda ise, kamu yararını yönetim belirlemektedir. Siyasal, ideolojik ve geniş anlamda kamu yararı da değişik şekillerde ifade edilmektedir. Örneğin Roma Hukuku'nda kamu yararı kavramının "toplumun maddi ve zorunlu gereksinmelerini, din, ahlak, estetik ve birtakım inanç ve duygu gereklerini içine alacak ölçüde"7 geniş bir anlamı bulunmaktadır. Tahsin Bekir BALTA ise, kamu yararı kavramını "kamuya hizmet anlayışı" olarak nitelendirmektedir8 . Yazar, buradaki "kamu" deyiminin, ülkesel, bölgesel, yerel ya da grupsal, her çeşit toplulukları kapsayan bir anlam taşıdığını belirtmekte, bir hizmetin kamu hizmeti sayılabilmesi için, onun "doğrudan doğruya kamuya yönelik ve yararlı olması" gerektiği üzerinde durmaktadır. Kamu yararının bireysel yararların toplamından oluştuğunu varsaymak da hatalı bir düşünce sayılmalıdır. Çünkü bu varsayım kabul edildiğinde, örneğin içki üreticilerinin de, alkolizm kurbanlarının da yararları "kamu yararı" kavramı içinde toplanmış olur ki bu olanaksızdır. Kimi yazarlar kamu yararının geniş anlamına "kamu yararı" yerine "toplum yararı" denilmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Örneğin Ümit DOĞANAY'a göre her iki kavram hem hukuk tekniği, hem de anlamları bakımından birbirinden farklıdırlar. Ona göre hukuk tekniği bakımından "kamu yararı" yukarıda da belirtildiği gibi, mülkiyet hakkının sınırlarının belirlenmesinde kullanılan bir ölçü olduğu halde; "toplum yararı" kavramı, özel mülkiyet hakkının kapsamını oluşturan yetkilerin hangi amaçla kullanılacağını belirleyen bir ölçüdür9 . Diğer yandan anlam farkı ise şu noktada belirmektedir: "Kamu yararı" kurulu düzenin korunmasındaki çıkarı anlattığı için, özel mülkiyete dayanan bir düzende, bu düzenin korunması amaç edinileceğinden, sonuçta "kamu yararı" kavramı bireysel çıkarlarla özdeşleşmiş olur. Buna karşılık, toplum yararı, ülkede yaşayan tüm insanların çıkarını ifade etmektedir.
2. Kamu Tüzel Kişiliği
Kişilerin ve özel teşebbüsün yeterli olmadığı durumlarda toplumsal ihtiyaçları karşılamak devletin görevidir. Bu durumda kamu hizmetlerini, esas olarak bir "devlet teşebbüsü" şeklinde nitelendirmek mümkündür. Diğer bir ifadeyle kamu hizmeti, örgütü, personeli ve kaynakları, kısmen veya bütünüyle devlet tarafından sağlanan ve işletilen faaliyetler olmaktadır11 . Devletin kamu hizmetlerini sadece genel idare denilen örgütlenme biçimiyle yürütmesi mümkün değildir. Her geçen gün artmakta olan bu hizmetlerin bir kısmının çeşitli kamu tüzel kişilerine gördürülmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Genel yönetim yanında, diğer kamu tüzel kişileri olarak, yerel yönetim birimlerini oluşturan il özel idareleri, belediyeler ve köylerin dışında; üniversiteler, kamu iktisadi teşebbüsleri, Emekli Sandığı gibi hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları, ticaret ve sanayi odaları, barolar gibi meslek kuruluşları da sayılabilir. Bir faaliyetin kamu hizmeti olarak kabul edilebilmesi için, mutlaka kamu tüzel kişileri tarafından yürütülmesi gerekmemektedir. Kimi durumlarda kamu tüzel kişileri, bir kamu hizmetinin yürütülebilmesi için gerekli olan kaynaktan veya uzmanlıktan yoksun olmaktadırlar. Bu durumda söz konusu hizmet, bir sözleşme ile özel kişilere veya kuruluşlara devredilmektedir.
3. Kamu Hukuku
Yönetimce kamu hukuku usul ve kurallarına göre kurulup işletilen hizmetlerden dolayı ortaya çıkan uyuşmazlıklar idare mahkemelerinde, özel hukuka ait usul ve kurallara göre kurulup işletilen hizmetlerden doğan uyuşmazlıklar ise adliye mahkemelerinde karara bağlanmaktadır. Görüldüğü üzere yönetim tarafından yürütülen hizmetlerden bir kısmı özel hukuk hükümlerine göre kurulup işletilmektedir. Büyük bir kısmı ekonomik nitelikte olan bu tür hizmetlerin kuruluş ve işleyişi ile ilgili kurallar, Yönetim Hukuku'nun inceleme alanı dışında yeralmaktadır.
4. Süreklilik ve Düzenlilik
Modern toplumlarda elektrik, su, toplu taşımacılık, temizlik, sağlık ve benzeri türlerdeki önemli kamu hizmetlerinin kısa süreli de olsa aksamaya uğratılması, giderilmesi olanaksız birtakım zararlar doğurabilmektedir. Bu nedenle kamu hizmetlerinin yürütülmesinde süreklilik ve düzenlilik ilkesinin bir gereği olarak yönetim bazı yasal ve yönetsel tedbirlere başvurmaktadır. Örneğin memurlara grev hakkının verilmemesi, imtiyazla yürütülen hizmetlerde sözleşmenin tarafı olan özel kişinin zarar etmiş bile olsa hizmeti aksatmadan yürütme borcunun bulunması bu tür tedbirler arasında yeralmaktadır. Bir kamu hizmetinin sürekli ve düzenli olarak yürütülebilmesi için yönetimin yeni oluşan toplumsal ihtiyaçlara ve gelişen teknolojiye uyum gösterebilmesi gerekmektedir. Yönetimin tek yanlı olarak hizmetin düzenini, yönetsel sözleşmelerin koşullarını ve çalışanlarının durumlarını belirleme yetkisine sahip olması13 da, bu uyumun gerçekleştirilmesi konusunda yönetime büyük kolaylık sağlamaktadır.
5. Egemenlik
Ülkemizde son yüzyılın ortalarına kadar kullanılan bu ölçüte göre, yönetimin kamu gücünü kullanarak yürüttüğü işler Yönetim Hukuku’nun konusunu oluşturmaktadır. Buna karşılık yönetimin özel kişi ve kuruluşlarla eşit koşullar altında yürüttüğü işler ise özel hukuk hükümlerine tabi olmaktadır. Egemenlik devletin henüz toplumsal yaşama pek müdahale etmediği dönemde ortaya atılmış ve kullanılmış bir ölçüttür14 . Sözkonusu dönemde egemenlik, devletin emretme, tek yanlı iradesini başkalarına kabul ettirme ve gerektiğinde zor kullanma yeteneği olarak anlaşılmıştır. Egemenliğin kullanılması bakımından yönetimin faaliyetleri; egemenlik işlemleri (hakimiyet tasarrufları) ve yürütme işlemleri (temşiyet tasarrufları) olarak ikiye ayrılmaktadır*. Devletin ekonomik ve toplumsal konulara el atmasından sonra egemenliğin bir ölçüt olarak geçerliliği ve doğruluğu üzerindeki kuşkular artmıştır15 . Gerçekten de yalnızca emreden, yasaklar ve sınırlamalar koyan bir güç olmaktan çıkan devlet, topluma edimler ve hizmetler de sunmaya başlamıştır. Böylece kamu gücünün emrediciliği dışında kalan, fakat yine de özel hukuku aşan birtakım hukuksal ilişkiler ortaya çıkmıştır. Bu yüzden günümüzde daha çok içeriği genişletilmiş bulunan egemenlik ölçütü kullanılmaktadır16 . Sonuç olarak egemenliği kamu hizmetlerini açıklamakta kullanılabilecek önemli unsurlardan biri olarak kabul etmek doğru bir yaklaşım olacaktır. C.
KAMU HİZMETLERİNİN SINIFLANDIRILMASI
1. Kamusal Mal ve Hizmetler
a. Ulusal Düzeydeki Kamusal Mal ve Hizmetler
b. Bölgesel (Yerel) Düzeydeki Kamusal Mal ve Hizmetler
2. Yarı Kamusal (Karma) Mal ve Hizmetler
a. Ulusal Düzeydeki Yarı Kamusal Mal ve Hizmetler
b. Bölgesel (Yerel) Düzeydeki Yarı Kamusal Mal ve Hizmetler
II. YEREL KAMU HİZMETLERİNİN YÖNETİMLER ARASI BÖLÜŞÜMÜ Yerel kamu hizmetlerinin hangi yönetim birimlerince yürütüleceği konusu, önemli bir sorun olarak uzun yıllardan beri gündemdeki yerini korumaktadır. Özellikle yerel nitelikli hizmetlerle ilgili görev bölüşümü, yönetimler arasındaki ilişkilerin düzenlenmesinin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Ancak bu bölüşümü her zamanda ve mekanda geçerli kılabilecek kesin ölçütleri belirlemek de pek mümkün gözükmemektedir. Görevler, yönetimler arasında, her ülkedeki anayasal düzene, ekonomik ve sosyal gereklere göre çeşitli biçimlerde paylaşılabilmektedir20 . A.
GÖREV VE YETKİ BÖLÜŞÜMÜ ESASLARI
Yerel yönetimlerin hangi kamu hizmetlerini yürütmesi gerektiğinin kararlaştırılması konusunda 1982 Anayasası'nın getirdiği bir tek ölçüt bulunmaktadır. Bu da hizmetin, yerel halkın "mahalli müşterek ihtiyaçları"na ilişkin olmasıdır. Müşterek ihtiyaçlar aslında kamusal hizmetlerin tamamına yakınını kapsamaktadır. Bunlar içinden yerel olanların tespiti bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Klasik bir kurala göre21 milli savunma ve diplomasi gibi, ülkede yaşayanların tamamının ortak olarak yararlandıkları hizmetler merkezi yönetimce, sadece yerel sınırlar içinde yaşayanların yararlandıkları park, mezbaha, itfaiye, mezarlık hizmetleri gibi hizmetler ise yerel yönetimler tarafından yürütülmelidir. Bir hizmetin yerel olup olmadığı konusunda kesin bir ölçüt belirlenememesine rağmen genel olarak iki farklı boyuttan söz edilmektedir. Bunlardan ilki, hizmetin faydasının mekansal yayılımının genellikle sunulduğu belde düzeyinde kalmasıdır. Diğeri ise bu hizmetin ekonomik olarak o büyüklükte bir belde içinde üretilebilecek olmasıdır22 . Örneğin bir otobüs işletmesi belde düzeyinde örgütlenebilmekte ve sadece o beldedekiler bu hizmetten yararlanabilmektedir. Diğer taraftan elektrik üretiminin yerel düzeyde yapılması, hem ekonomik hem de teknik açıdan pek mümkün değildir. Yine milli savunma hizmetlerinin bir belde yönetimince yürütülmesi de olanak dışıdır. İşte bu tür hizmetlerin merkezi düzeyde yürütülmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Yerel yönetimlerin görevlerinin belirlenmesi, böyle bir sınıflama içinde yerel ve merkezi hizmetlerin ayrımını yaparak mümkün olabilmektedir. Yerel yönetimler ile merkezi yönetim arasındaki görev ve yetki bölüşümünde temel alınabilecek ölçütleri 4 ana maddede toplamak mümkündür. Bunlar; "ekonomik verimlilik ölçütü", "mali adalet ölçütü", "siyasal sorumluluk ölçütü" ve "idari etkinlik ölçütü"23 dür. Ekonomik verimlilik ölçütüne göre, bir hizmetin hangi yönetim birimi tarafından daha düşük maliyetle üretilip halka sunulacağı gözönünde bulundurulmaktadır. Bu durumda görevin, bir hizmeti daha az masrafla halka sunan yönetim birimine verilmesi gerekmektedir. Bir bölge halkının ödediği vergilerle, o bölgeye sunulan mal ve hizmetler arasında bir paralelliğin bulunması da mali adalet ölçütüne uyumun bir göstergesi sayılabilir. Ancak devletin bölgeler arasındaki kalkınmışlık farkını ortadan kaldırmaya yönelik olarak aldığı tedbirler, yine iç ve dış güvenliğin sağlanması için gereken harcamalar da bu tür bir ölçütün kolaylıkla uygulanmasını önlemektedir. Kamu hizmeti sunan yönetim birimlerinin, hizmetten faydalanacak olan halka karşı siyasal bir sorumluluk taşıması, yetki ve görevlerin paylaşımında dikkatle gözönünde bulundurulması gereken bir durumdur. Atama sonucu getirilenlerin, kendilerini daha çok atamayı gerçekleştiren makama karşı sorumluk hissetmelerine karşılık, seçimle işbaşına gelenler asıl sorumluluğu seçmene karşı duymakta ve bu sorumluluğun gereğini yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Görev ve yetki bölüşümünde esas alınması gereken bir diğer ölçüt de "idari etkinlik ölçütü"dür. Bir kamu hizmetini en etkin olarak hangi yönetim birimi yerine getirebilecekse, hizmet görevinin o birime verilmesi daha uygun olacaktır24 . Köklü yerel geleneğe sahip olan ülkelerde yerel yönetim birimlerinin, diğer birçok ülkede merkezi yönetime verilen düzenleyici, üretici, hizmet sunucu bir dizi görevi de üstlendikleri görülmektedir25 . Ülkemizde yerinden yönetim ilkesine dayalı olarak yerel yönetimlerin kurulması ve yasal temele kavuşturulması 1876 tarihli "Teşkilatı Esasiye Kanunu" ile gerçekleştirilmiştir. Aradan geçen uzun süre içinde özellikle Cumhuriyet döneminde ve çok partili siyasal hayata geçişten itibaren yerel yönetimlerin güçlü birer hizmet birimi haline gelmesi için büyük çabalar harcanmıştır26 . Nitekim gerek hükümet programlarında ve gerekse kalkınma planlarında bu niyeti ve isteği dile getiren ifadelere sık sık rastlanılmaktadır27 . Merkezi ve yerel yönetim kuruluşlarının görev ve yetki üstlenmelerine neden olan yasal düzenlemelerin, uzun bir zaman süreci içinde biçimlenmesi nedeniyle görevler arasında kimi çakışmalarla karşılaşılabilmektedir28 . Bu görev çakışmalarına özellikle eğitim, sağlık, tarım ve çevre koruma gibi alanlarda rastlanılmaktadır. Ayrıca görev ve yetki bölüşümünün düzenli bir esasa dayandığını da söylemek mümkün gözükmemektedir. Örneğin, nikah ve cenaze işleri yerel hizmet kabul edilerek yerel yönetimlere bırakıldığı halde, doğum, ölüm ve evlenme kayıtlarının tutulması merkezi yönetimin görev alanı içinde yeralmaktadır29 . Hizmetlerin yerel yönetimlerle merkezi yönetim arasındaki bölüşümünde, her zaman ve her yerde geçerli olabilecek şekilde kesin ölçütlere göre düzenleme yapmak pek kolay olmamaktadır. Buna karşın, her iki yönetimin de ortaklaşa yürüttüğü hizmetler ve sadece yerel yönetimlere bırakılan hizmetler, belli başlıklar altında incelenebilir. B.
MERKEZİ YÖNETİM İLE YEREL YÖNETİMLERİN ORTAKLAŞA YÜRÜTTÜĞÜ HİZMETLER
1. Bayındırlık ve İmar Hizmetleri
2. Sağlık Hizmetleri
Belediyelere geniş bir görev sahası belirleyen 1930 tarihli ve 1580 sayılı Belediye Kanunu'nun ilk uygulanmaya başladığı yıllar, özellikle sağlık hizmetlerinin belediyeler tarafından oldukça faal bir şekilde yürütüldüğü dönemlerdir32 . Ancak daha sonraları bu alandaki hizmetler geniş ölçüde sınırlanmış ve merkezi yönetim tarafından yerine getirilmeye başlanmıştır.
3. Sosyal Yardım Hizmetleri
4. Eğitim Hizmetleri
C.
YEREL YÖNETİM HİZMETLERİ
* Çöp toplama hizmetleri,
Bu hizmetlerin birkaçında meydana gelebilecek aksamalar bile kentteki normal
yaşantıyı olumsuz bir şekilde etkileyebilmektedir. Bu nedenle belediyeler
yerel yönetim birimleri arasında en önemlileri olarak kabul edilmektedir.
(1) Şeref
GÖZÜBÜYÜK; Yönetim Hukuku, S Yayınları, Ankara, 1991, s. 7.
|