BELEDİYE YÖNETİMİNDE ZABITA HİZMETLERİ VE 21. YÜZYIL KENTİNDE ZABITANIN YERİ
(AFYON BELEDİYESİ ÖRNEĞİ)
SONUÇ VE ÖNERİLER
Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra ülkemizde hızlanma sürecine giren kentleşme olgusu, bir yandan kentlerin sayısını arttırırken, diğer yandan da nüfus ve alanca büyümelerine, bu süre içinde de örgütlenmelerinde ve iç yapılarında önemli değişikliklere yol açmıştır. Kentlerdeki nüfus miktarının hızlı bir artış göstermesi, kentte biriken nüfusun kamu yönetimine ve özellikle belediye yönetimlerine yönelik yoğun bir hizmet talebini beraberinde getirmektedir. Bu da belediyelerin görevlerini ve dolayısıyla hizmet yükünü, miktar ve çeşitlilik bakımından arttırmaktadır.
Kentli hakları; temel hakların, ekonomik, toplumsal ve kültürel hakların ve dayanışma haklarının gerçekleşme alanı olarak kent mekanında somutlaşmasıdır ve uluslararası bir metin olarak, 1992’de Strazburg’da kabul edilen Avrupa Kentsel Şartı’nda yer almıştır. Daha önceki birçok uluslararası metinden farklı olarak, hükümetlerin değil, yerel yönetimlerin imzasına açılan Şart’ta, Avrupa yerleşimlerinde yaşayan kent sakinlerinin sahip oldukları haklar sıralanmaktadır. Bu sıralamada dikkat çekici noktalardan biri, kent güvenliği ve kent sağlığının öncelikli haklar olarak ilk iki sırayı oluşturmasıdır. Bu iki hak da, kentsel kolluk (zabıta) hizmetlerinin temel amaçlarından olan ve kısaca “esenlik” kavramıyla da ifadelendirilen “beldenin düzeninin ve belde halkının sağlık ve huzurunun sağlanması” ile doğrudan ilgilidir.
Yerel kamu hizmetlerinin hangi yönetim birimlerince yürütüleceği konusu, önemli bir sorun olarak uzun yıllardan beri gündemdedir. Bu bölüşümü her zamanda ve mekanda geçerli kılabilecek kesin ölçütleri belirlemek pek mümkün gözükmese de, görevler yönetimler arasında her ülkedeki anayasal düzene, ekonomik ve sosyal gereklere göre çeşitli biçimlerde paylaşılabilmektedir. Türkiye’de yerel yönetimlerin hangi kamu hizmetlerini yürütmesi gerektiği konusunda 1982 Anayasası’nın getirdiği yerel halkın “mahalli müşterek ihtiyaçları” ölçütü çok açık olmamakla birlikte; kentsel kolluk (zabıta) hizmetlerinin gerek hizmetin faydasının mekansal yayılımının sunulduğu belde düzeyinde kalması ve gerekse bu hizmetlerin ekonomik olarak o büyüklükte bir belde içinde üretilebilecek olması bakımlarından yerel yönetim örgütlerince yerine getirilmesi uygun görülmektedir. Belediye yönetimleri de kentsel kolluk (zabıta) hizmetlerinin etkin ve verimliliği açısından diğer yönetimlere oranla daha elverişli durumdadırlar. Nitekim mevcut yasal düzenlemelerin öngördüğü görev bölüşümü de genellikle bu yöndedir.
Genel güvenlik hizmetleri bir merkezi yönetim görevi olarak, emniyet ve asayişin sağlanmasına yönelik hizmetleri içermektedir. Yerel yönetimlerin yürüttüğü esenlik hizmetlerinin temel amacı ise, merkezi yönetimin genel güvenlik hizmetlerine yardımcı olmak yanında, daha çok bunun dışındaki alanlarda kamu düzenini ve kamunun refah ve huzurunu sağlamaktır. Belediyeler de bu amacın gerçekleştirilmesinde rol oynayan birincil aktörlerdir.
Kent güvenliği, hem kentlerde işlenen suçların hem de kente ve kentliye karşı işlenen suçların önlenmesi ve ortadan kaldırılmasını ifade eder. Bu anlamda terör, cinayet, yaralama, gasp, hırsızlık, dolandırıcılık ve rüşvet gibi suçların yanında; gecekonduculuk, kaçak yapı üretimi, kaçak mal ticaretiyle uğraşma, çevrenin kirletilmesi, çeşitli ihtiyaç maddelerinin sağlıksız ya da pahalı olarak halka sunulması, kamunun kullanımına ayrılmış alanların izinsiz işgal edilmesi ve benzeri eylem ve işler de kent güvenliğini tehdit eden unsurlar arasında yer almaktadırlar. Gelişmekte olan ülkelerin kaderi durumundaki “sağlıksız ve düzensiz kentleşme” olgusunun beraberinde getirdiği kent güvenliği sorununun aşılması ise, öncelikle etkin ve verimli şekilde yürütülen kolluk (zabıta) hizmetlerine ve dolayısıyla bu hizmetleri yürütecek örgütsel yapının varlığına bağlıdır. 1580 sayılı Belediye Kanunu belediyelerin, beldenin ve belde halkının “sağlık, esenlik ve refahını sağlamak, düzenini bozulmaktan korumak” görevlerinin bulunduğunu belirtmektedir. Konuya bu açıdan bakıldığında belediye zabıta hizmetlerinin hem belediyeler hem de belde ve beldede yaşayanlar bakımından taşıdığı önem ortaya çıkmaktadır.
Belediyeler görev ve yükümlülüklerini yerine getirebilmek için, kanunların kendisine verdiği yetkiye dayanarak emirler vermek ve belediye yasakları koymak ve uygulatmak, aykırı hareketleri görülenleri de cezalandırmak hak ve yetkisine sahiptirler. Belediyelerde söz konusu yasaklara uymayanları, diğer bir ifade ile belediye suçu işleyenleri araştırmak, engellemek ve kimi durumlarda da cezalandırmak için gerekli işlemleri yapmak işi de bir kolluk gücü olarak belediye zabıtasına düşmektedir.
Tarihsel geçmişinden günümüze gelinceye kadar belediye zabıtası, gerek işlevsel yönden, gerekse de kurum ve personel yönünden büyük değişim süreci yaşamıştır. 1930 tarihli ve 1580 sayılı Belediye Kanunu ile belediye görevleri yeniden belirlenmiş ve belediye zabıtasının belediye hizmetlerinin yürütme ve denetiminde görevli özel bir hizmet zabıtası olması öngörülmüştür. Bugünün kentsel kolluk gücü olan zabıtanın belediye örgütü bünyesinde ayrı bir hizmet birimi olarak kurulması ise 01 Ağustos 1956 tarihinde aynı kanunda yapılan değişiklikle gerçekleşmiştir. İster küçük kasabalarda olduğu gibi sadece bir veya birkaç elemandan, ister büyük kentlerde olduğu gibi sayıları binleri bulan memur-amir topluluğundan oluşsun, belediyenin denetim hizmetlerini yürüten bir temel hizmet birimi olarak belediye zabıtası, belediye personel kadrosu içinde önemli yeri ve ağırlığı olan bir güç durumundadır. Demokrasinin işlemesi, insan haklarına saygının gerçekleşmesi, kentsel çevrenin daha yaşanabilir bir nitelik kazanması ve tüketicilerin korunması, kentte sağlık, düzen ve huzurun temini ve sürekliliğinin sağlanması gibi açılardan da belediye zabıtası büyük önem arz etmektedir.
Mevcut konumları, sorunları ve beklentileri ile bir “zabıta profili”nin çıkarılması bu tez çalışmasının temel amaçlarından biri olmuştur. Bu amaca yönelik olarak Afyon ili merkezi bütününde bir alan araştırması yapılmış, belediye zabıtası ve hizmetlerinin; hem kendisi tarafından, hem denetime tabi tuttuğu kesimler tarafından, ve hem de yerel halk (hemşehri) tarafından nasıl algılanıp yorumlandığı saptanmıştır. Araştırma sonucu elde edilen verilerin de ışığında, zabıta personeli ve zabıta hizmetleri ile ortaya çıkan sorunlar ve çözüm önerilerine ilişkin olarak başlıca şu değerlendirmeler yapılabilir:
Belediye zabıtasının hizmetleri yalnızca belediye yasaklarını uygulamak, belediye suçlarını önlemek ve takip etmek, kural ve yasaklara aykırı davrananları cezalandırmaktan ibaret değildir. Zabıta örgütü kolluk hizmetlerinin yanı sıra; kent sağlığından bayındırlığa, ulaştırmaya, tarımdan ekonomiye kadar uzanan pek çok alanda da faaliyet göstermektedir. Belediye zabıtasının görevlerinin ayrıntılı olarak yasal ve yönetsel düzenlemelerde sayılmasına karşılık, yetkiler konusunda tam bir netlik bulunmamaktadır. Görev ve yetki bir bütündür ve her görevin yerine getirilmesi, göreve ilişkin yetkiyi de zorunlu kılmaktadır. Ancak görevleri ile karşılaştırıldığında belediye zabıtasının yetkilerinin oldukça sınırlı olduğu belirtilebilir. Bu anlamda yetkilerin, görev ve sorumluluklar ile uyumu sağlayacak biçimde genişletilmesi gerekmektedir.
1969 tarihli Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği o tarihe kadarki yasal ve yönetsel düzenlemeler ışığında zabıtanın görev ve yetkilerini sıralamıştır. Takip eden dönemlerde yürürlüğe giren zabıtaya ilişkin yeni düzenlemeler doğal olarak söz konusu yönetmelikte yer almamaktadır. Bu nedenle zabıtanın görev ve yetkilerinin belirlenmesinde mevcut yönetmelik hükümleri artık yeterli değildir. Yönetmeliğin dayanağını oluşturan Belediye Memur ve Müstahdemleri Tüzüğü’nün 1994 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kaldırılması da bu yönetmeliğin mutlaka yenilenmesi gerektiği görüşünü güçlendirmektedir. Diğer yandan zabıta yönetmeliğinin mevcut hükümleri 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndan (DMK) önceki personel kanununa göre düzenlenmiş olduğundan, doğal olarak sonradan çıkan kanun ile bazı hükümleri ile de uyuşmazlık içindedir.
Her ne kadar literatürde, yönetmeliğin kanuna aykırı olmayan hükümlerinin geçerli olmaya devam ettiği, kanuna aykırı durumlarda ise DMK hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtiliyorsa da, belediye zabıtasının görev ve yetkilerinden özlük işlerine kadar pek çok konuda uygulamadaki çeşitli karışıklıkların önüne geçilememektedir. Bu karışıklık zabıta personel ve yöneticilerinin kolluk hizmetlerini -yasal prosedürü takipten daha çok- usta-çırak ilişkisini andırır biçimde yürütmelerine neden olmaktadır. Sorunun aşılmasının ilk adımı olarak, belediye zabıtası için, tüm belediye kolluğu işlerini düzenleyen yeni bir zabıta yönetmeliğine ihtiyaç duyulduğu ortadadır. Yeni yönetmeliğin hazırlanmasına kadar, mevcut yönetmeliği hiç değilse DMK’nın ilgili hükümleri ile kendi personelinin özlük durumlarını kapsayacak şekilde güncellemek de uygun bir yöntem olacaktır. Esasen belediye kolluk işlerinin “kanunla” düzenleneceği 1982 Anayasası’nın bir hükmüdür ve bu konunun İçişleri Bakanlığı’nca bir kanun konusu (“Belediye Zabıtası Görev, Yetki ve Sorumlulukları Kanunu” ve “Belediye Zabıtası Kuruluş Kanunu” gibi) olarak ele alınması ya da Belediye Kanunu’nda yapılacak bir değişiklikle belediye kolluğuna ayrı bir bölüm ayrılması istenebilir. Ancak bu tür çalışmaların zaman alabileceği ve durumun aciliyeti göz önünde tutulduğunda, sorunun şimdilik yönetmelikle çözümü daha uygun görünmektedir.
Belediye zabıtası kadroları ve bu kadrolardaki personel nitelik ve nicelik bakımından yeterli düzeyde değildir. Yetişmiş ve nitelikli eleman eksikliği, belli konumlardaki personelin kendi kendilerine karar alamaması ve siyasi olarak gelen yöneticilerin isteklerine uymak zorunda kalmaları, alt kademede olmanın ve sorumluluk almamanın mevcut sistem içerisinde personel için daha akılcı görülmesi, hizmet içi eğitim uygulamalarının ihmal edilmesi ve bunun bir sonucu olarak, personelin görevin yerine getirilmesi için gerekli bilgi, beceri, tavır ve davranışları öğrenmelerinin güçleşmesi, hizmette etkinsizlik ve verimsizlik gibi sorunlar daha çok zabıtanın niteliği ile ilişkili gözükmektedir.
Günümüzde Türkiye’de kimi belediyelerde birkaç elemandan, kimilerinde ise yüzlerce elemandan oluşan belediye zabıta örgütleri faaliyetlerini sürdürmektedir. Personel yönetmeliğinin 2. maddesi, belediyelerin zabıta kadrolarını “ihtiyaç ve imkan(lar)ına göre”, “yaklaşık olarak 1.500 nüfusa bir zabıta personeli isabet etmek üzere” oluşturmalarını öngörmesine rağmen, uygulamada genel olarak ortalama 5.000 kişiye bir zabıta memuru düşmektedir. Yine yönetmelikte “kuruluşunda 50’den fazla zabıta memuru bulunan belediyelerde” zabıta müdürlüğü sıfatına uygun bir kadronun ihdası zorunlu kılınmışsa da birçok belediyede zabıta birimleri tam olarak örgütlenememiştir ve yine birçoğunda henüz müdürlük düzeyinde zabıta örgütleri kurulmamıştır. Belediyelerdeki zabıta kadro sayısının beldenin -mümkünse fiili- nüfusu gözetilerek yeterli düzeye çıkartılması ve yönetmelik hükümlerine uygun örgütlenmenin sağlanması bir gerekliliktir.
Görevde yükselmelere ilişkin olarak, İçişleri Bakanlığı’nca Şubat 2000’de çıkarılan yönetmelikle getirilen düzenlemeye göre, belediye zabıta personeli görevlerinde yükselmeleri için valiliklerce gerçekleştirilen “görevde yükselme eğitimi” programlarına alınmakta, eğitim sonucu yapılan sınavlarda başarılı bulunanlar arasından, başarı sıralamasına göre boş kadro sayısı kadar atama yapılmaktadır. Görevde yükselme için ayrıca, belli görevlerde ve belli sürelerde hizmet görmüş olmak koşulları aranmaktadır. Yönetmelikle zabıtanın çeşitli kadrolarda istihdamı için “öğrenim düzeyi” bakımından da çeşitli sınırlamalar getirilmiştir. Bu koşullar ve sınırlamalar, özellikle görev süresi ve öğrenim düzeyi yönleriyle kimi genç, yetenekli ve kapasiteli zabıta elemanlarının ya da adaylarının daha verimli olabilecekleri pozisyonlarda istihdamını engelleyici gibi görünse de; kamu yönetimde kayırmacılığın önlenmesi, istihdamda standardizasyonun ve objektifliğin sağlanması ve dahası toplam hizmet kalitesinin arttırılmasını temin bakımından isabetli olacaktır. Ayrıca bu yeni düzenlemeler zabıta personeli arasında gözlenen “yükselmede torpilcilik”e ilişkin yakınmaları da önleyici bir nitelik taşımaktadır.
Zabıta personelinin giyeceği kıyafetin ve takacağı işaretlerin şekilleri özel kıyafet yönetmeliğinde ayrıntılı olarak belirlenmesine rağmen zabıta personelinin kıyafetlerinin büyük şehirler ile bazı il merkezlerinde polisin ve kısmen de özel güvenlik görevlilerinin giydiği kıyafetle benzerlik taşıması, hatta polislerin taktıkları arma, apolet ve broş gibi işaretlerle tamamen benzerlik taşıyan işaretleri takması, genel emniyet güçleri içinde oluşturulmuş bulunan motorize “yunuslar” gibi özel timlere karşılık ve onların kıyafet ve teçhizatından da esinlenerek “şahinler” gibi adlar altında motorlu birimler ihdas etmeleri bir özenti olarak değerlendirilmektedir.
Kıyafet benzerliği belediye zabıtası ile genel kolluk gücü olan polis arasında muhatapları açısından bir karışıklığa da neden olmaktadır. Karışıklıkta 1994’den bu tarafa polisin kıyafetinin özellikle renk açısından belediye zabıtasınınkine benzer hale getirilmesi de önemli ölçüde etken olmuştur. Bu durum, belediye zabıtasının söz konusu benzerliği fırsat bilerek kendisini adeta polis yerine koymasını veya bu zannı uyandıracak bir tutuma girmesini gerektirmemektedir. Diğer taraftan zabıta personeli kıyafetleri, özellikle büyük kentlerde zabıta personeli arasında da karışıklıklara yol açabilecek şekilde belediyeden belediyeye ve hatta örgüt içinde çeşitli farklılıklar göstermektedir. Bu nedenle zabıta içinde kılık kıyafette birlik ve uyum için gerekli yönetsel ve yasal tedbirler alınmalıdır.
Belediye zabıtası, Türkiye’de silahsız bir kolluk gücü olarak kurumlaşmış ve görevlerini yerine getirirken herhangi bir silah kullanması, taşıması veya bulundurması kendisine yasaklanmıştır. Bu durumun bir kolluk gücü açısından bazı sakıncalar doğurduğu ve belediye zabıtasının da silahlı hale getirilmesinin gerektiği konusunda çok sayıda görüş ileri sürülmektedir. Genel kolluk güçlerinde varolan silah taşıma yetkisinin kendilerine de verilmesi yönünde belediye zabıtasında da neredeyse ortak bir talep söz konusudur. Onlara göre bu isteğin temel nedeni silahın “caydırıcı” özelliğinden yararlanmaktır. Ancak önemli olan zabıta personelinin silahlı olup olmamasından daha çok, belediye suçları konularında yeterli yaptırımların öngörülmesi ve zabıtanın faaliyetlerini yetkileri çerçevesinde ciddiyetle yürütmesidir. Gerek zabıtanın saygınlığını arttırmak ve çevresi ile olan ilişkilerinde ciddiyeti sağlamak, gerekse bazı görevlerin yerine getirilmesinin doğuracağı tehlike riskini ortadan kaldırmak için onların mutlaka silahlı birer güç olması gerekmemektedir. Ancak böyle bir sorunu zabıtadan gelen talep ve yakınmaları da göz önünde tutarak etraflıca değerlendirmek ve çeşitli ara formülleri (elektrikli/normal cop kullanmak, silah taşıma/kullanma yetkisini belli görevler için tanımak vb.) de içeren geniş bir perspektifle ele alarak çözümlemek yerinde bir tercih olacaktır.
Belediye Kanunu’nun 109. maddesi ile Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 3. ve 24. maddeleri, belediye zabıtası işlerinin bazı özel durumlarda polis tarafından da yürütülebileceğini öngörmektedir. Diğer yandan İl İdaresi Kanunu da mülki amirlerin görev ve yetki alanları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk güç ve örgütlerinin amirleri olarak, jandarma, polis ve diğer özel kolluk güçlerinin yerlerini geçici veya sürekli olarak değiştirilebileceğini hükme bağlamıştır.
Genellikle belediye zabıta örgütü tarafından; (silah kullanma da dahil olmak üzere) yetkisizlik, personel ve araç-gereç yetersizliği gibi nedenlerle mülki amir aracılığıyla çeşitli dönemlerde genel kolluk güçlerinden destek talebinde bulunulduğu gözlenmektedir. Çok nadir olsa da bir özel kolluk gücü olan belediye zabıtasına emniyet ve asayişe ilişkin genel kolluk görevinin verilmesi durumunda ise, görev alanı belli bir dönem için de olsa genişleyen belediye zabıtasının görevle orantılı olarak yetkilerinin de genişletilmesi gerekmektedir. Belediye zabıtası ile diğer kolluk güçleri arasındaki uyuşmazlıklara ise daha çok, birden fazla kolluk gücünün aynı konuda görevlendirildiğinde tanık olunmaktadır. Yetkinin veya görevin hangi kolluk gücüne ait olduğu konusunda anlaşmazlığa düşüldüğünde, üst mercilerin (örneğin mülki amirin) hukuka uygun direktifleri sorunu giderici rol oynayabilir.
Belediye zabıta personelinin aldıkları maaşlar da yürüttükleri hizmetlerin zorluğu dikkate alındığında yeterli olmaktan uzaktır. Kentlerde her türlü hava koşullarında görev yapmaları, belediye kanun, nizam ve yasaklarına aykırı davranan her türlü vatandaşla karşı karşıya olmaları ve çoğu kez sözlü ve fiili saldırılara muhatap olmaları belediye zabıtalarını belediye çalışanlarına oranla çok daha fazla yıpratmaktadır. Bu yıpranmanın karşılanması bakımından Emekli Sandığı Kanunu’na bir ekleme yapılarak zabıtaya “fiili hizmet zammı” verilmesi yerinde olacaktır. Ayrıca yıllık izin ve sağlık raporları sonucu fazla mesai ücretlerinde kesinti yapılmaktadır. 24 saat çalışma esasına dayanan zabıta hizmetlerinde fazla çalışma ücretlerinin kesilmemesi zabıtanın mali yönden güçlenmesini sağlayacaktır.
Zabıtanın görevlerinden dolayı maruz kaldıkları yaralanma, hastalıklardan dolayı sakat kalma veya ölmeleri hallerinde, kendilerinin veya yakınlarının maddi ve manevi zararlarının tazmini için 2330 sayılı Maddi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’a ilave yapılmalıdır. Diğer yandan zabıta personeli görevleri gereği günün her saatinde faaliyette olduklarından ve hangi koşullarda yemek yiyeceği, dinleneceği belli olmadığından, 2155 sayılı Bazı Kamu Personeline Tayın Bedeli Verilmesi Hakkındaki Kanun’a bir fıkra eklenerek onlara da tayın bedeli verilmelidir. Belediyenin bir tür aynası durumunda olan zabıta memurlarına yapılacak giyim yardımı da onları maddi yönden destekleyecektir.
Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği’nde belediye zabıtasının özel zabıta kuvveti olduğu, üniformalı olduğu, kıyafet ve teçhizatının özel yönetmeliğinde gösterileceğine dair hükümler bulunmaktadır. Devlet Memurları Kanunu ise ilgili kanuna tabi kurumlarda çalıştırılan memurların sınıflarını belirtirken; “Bu kanunun kapsamına dahil kurumlarda yönetim, icra, büro ve benzeri hizmetleri gören ve bu kanunla tespit edilen diğer sınıflara girmeyen memurlar genel idare hizmetleri sınıfını teşkil eder” hükmüne yer vermiş ve dolayısıyla da belediye zabıta personeli “Genel İdare Hizmetleri” sınıfı içinde kabul edilmiştir. Halbuki belediye zabıtasının özel bir zabıta kuvveti olması nedeniyle kanuna yapılacak bir ekle “Belediye Zabıta Hizmetleri Sınıfı” veya “Emniyet Hizmetleri Sınıfı” gibi ayrı bir statüde değerlendirilmesi daha uygun görünmektedir.
Belediye zabıtasının en önemli sorunlarından biri de toplum tarafından algılanış biçiminin genellikle olumsuz olması, görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken yeterli toplumsal desteği arkasında bulamamasıdır. Bu durum zabıtanın halkla ilişkilerinin sorunlu olduğunun bir işaretidir. Gerçekten de belediye zabıtası toplumda ceza yazan, çarşı esnafını ve seyyar satıcıları korkutan, gecekondu yıkımlarında vatandaşlarla kavga eden, siyasal bir örgütün kamu görevlisi olarak görülmektedir. Toplumun zabıtanın görev alanı ile belediye yönetiminin diğer birimlerinin görev alanlarını ayırt edememesi ve belediye zabıtasını belediye tüzel kişiliğinin temsilcisi olarak görme alışkanlığı da diğer bir sorundur. İlgili birime zabıta tarafından aktarılan şikayetin sonucunu halk (hemşehri) yine zabıtadan almak istemekte, şikayetlerin sonuçlandırılamaması durumunda ise sorumluluk yine zabıtaya yüklenmektedir. Toplum nezdinde genellikle onlar; ne bir jandarma veya polis gibi itaat edilmek zorunda olunan birer kolluk gücü, ne saygın ve itibar gösterilmesi gereken birer kamu denetçisi, ne de toplumun refah ve mutluluğu için çaba harcayan ve toplumsal desteği hak eden birer kamu görevlisidirler. Bu nedenle belediye zabıtasının toplumsal statüsünün yeniden tanımlanmasını ve inşasını sağlayacak tedbirlerin -ki bu tedbirlerin hem sosyo-ekonomik, hem hukuksal ve hem de eğitime ilişkin yönleri vardır- en kısa sürede alınması yerinde olacaktır.
Belediye zabıtasının belediye üst yönetim organlarında ve özellikle de belediye cezalarının verilmesinde bir karar mercii olan belediye encümeninde temsil edilmiyor olması da bir yönetsel sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Zabıtaya encümende temsil hakkının tanınması yürütme ile karar alma birimleri arasındaki bilgi alışverişinin gerçekleştirilmesi ve zabıtanın yaptırım gücünün arttırılması yönünden faydalı olacaktır.
Bazı seçilmiş belediye yetkililerinin, örneğin belediye başkanı ve meclis üyelerinin zabıtayı çeşitli siyasal tasarruflarda ve davranışlarda kullanmak eğiliminde olmaları belediye zabıtasının bir diğer sorunudur. Gerçekten de zabıtalar zaman zaman siyasal yönden çeşitli baskılara maruz bırakılmaktadırlar. Yetkililerin bu eğiliminden kaynaklanan tedirginlik, birçok belediye zabıta personelinin tüm yurtta belediye zabıta örgütünün ayrı bir merkezi kuruluşa bağlanmasına yönelik isteklerine neden olmaktadır ki bu istekler yerel yönetimlerin ve çağdaş, katılımcı, demokratik belediyecilik kavramının varlık nedeni ile ters düşmektedir.
Genel olarak siyasetin belediye zabıta personeli üzerindeki etkisi, onların işe alınma aşamasından başlamakta ve iş yaşamları boyunca sürmektedir. Özellikle birer siyasetçi olan belediye başkanları göreve geldiklerinde parti veya partililerin baskısıyla veya kendi istekleriyle personel istihdam etmektedirler. Bu şekilde istihdam edilenler ya da belediye örgütü içinde dikey pozisyon değiştirenler, kendilerini belde halkının hizmetkarı olarak görmek yerine belediye başkanının veya partisinin bir görevlisi olarak hissetmektedirler. Bu durum şüphesiz zabıta personeli için de söz konusudur ve onları siyasal anlamda bağımlı hale getirmektedir. Bir kentsel denetim birimi olan belediye zabıtasının kamu adına tarafsızlık, nesnellik ve eşitlik ilkeleri doğrultusunda faaliyet gösteren bir hizmet birimi olabilmesi için tüm siyasal etkilerin dışında tutulmaları gerekmektedir. Yönetim değişiklikleri belediye zabıta örgütünü etkilememeli ve zabıta personelinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanmalıdır.
Belediye zabıta personeli resmi kıyafeti ile temsil ettiği belediye adına görevlerini yerine getirirken çeşitli kentsel grup, kesim ya da kişilerle ortaya çıkan ihtilaflarda ve yargıya intikal eden konularda kurumları tarafından çoğu kez yalnız bırakılmaktadırlar. Belediye adına görev yaptıkları gözardı edilerek yargı kurumları karşısında kişisel dava içinde taraf olmaktadırlar. Oysa belediye yönetimi avukatları aracılığıyla hukuksal davalara konu olan ve zabıtanın görevinden kaynaklanan sorunlarda, mahkeme sürecinde zabıta memurlarını savunmalı ve onları yalnız bırakmamalıdır. Bu konuda zabıtaya destek amacıyla zabıta müdürlükleri bünyesinde birer hukuk bürosu oluşturulması sağlanabilirse, söz konusu bürolar aracılığıyla belediye zabıtasına hak, yetki ve sorumluluklarına ilişkin rehberlik edilebilecek ve hukuksal süreç bakımından onlara yol gösterilebilecektir.
Belediye cezalarının ve yaptırımlarının yeterli düzeyde uygulanamamasının bir nedeni de yargısal sürecin yavaş işlemesi ve konu hakkında uzmanlaşmış yargı birimlerinin mevcut olmamasıdır. Sorunun çözümüne ilişkin olarak; belediye cezalarının ve yaptırımlarının işlerlik kazanabilmesi ve aynı zamanda kent halkının belediye ile olan ihtilaflarının giderilmesi için, belediye sorunları ile görevli özel bir yargısal makama (idare mahkemeleri içinde oluşturulacak yeni bir birim ya da ayrı bir kurumlaşma süreci içinde özel olarak örgütlenecek belediye mahkemeleri) ihtiyaç bulunmaktadır.
Belediye sınırları içinde beldenin düzenini ve sağlığını koruma görevinin belediye zabıtasına verilmiş olması ve mesleki çalışmanın zor ve yıpratıcı özelliği, onları diğer sorunlarının da etkisiyle baskı altına almakta ve kendi fiziksel ve ruhsal sağlıklarının bozulması riskini arttırmaktadır. İş yoğunluğu nedeniyle kendilerine ve ailelerine yeterli ölçüde zaman ayıramayan zabıtanın önemli bir kısmı da mesleğini kayda değer bir sıklıkla çekilmez bulmakta ve mesleki geleceklerine ümitle bakmamaktadırlar. Zabıtanın sağlık bakımından korunabilmeleri için; belirli periyotlarla sağlık denetimlerinden geçirilmeleri, psikolojik danışma hizmetlerinden yararlandırılmaları için “psikolojik danışma merkezleri” kurulması ve zabıtayı mesainin neden olduğu stres ortamından uzaklaştıracak ve kendilerine de zaman ayırmalarını temin edecek olanakların yaratılması gerekmektedir.
Bütün yasal ve bilimsel metinlerde ve toplumsal yaşam içinde de belediye kolluk görevini yerine getiren personele “belediye zabıtası” ve hatta -bütün kolluk güçlerini tanımlayan bir terim olmasına rağmen- yalnızca “zabıta” denilmektedir. Ancak özellikle “zabıta” kavramının, medyanın da kimi zamanlardaki tarafgir yaklaşımının da bir sonucu olarak, “rüşvetçi, menfaatçi, işbitirici” gibi sıfatlarla yan yana anılır olması nedeniyle toplumdaki algılanış biçimi genellikle olumsuzdur. Bu nedenle “belediye zabıtası” kavramının yerine onlara yeni, etkin ve prestijli bir imaj sağlayacak bir başka kavramın kullanılmasının, hem zabıta kurumu ve personeli açısından hem de iletişim ve etkileşim içinde bulunduğu kesimler açısından olumlu sonuçlar doğuracağı beklenmektedir. Zabıtaya göre “zabıta”nın yerine en uygun kavram “kent polisi”dir. İkinci olarak da “kent denetim memuru” tercihi öne çıkmaktadır. Zabıtanın kendisi için yeni bir tanımlama olarak çoğunlukla “kent polisi” kavramını tercih etmesindeki temel etken, isminde yer alacak “polis” kavramının bir kolluk gücü olarak ona yeni ve güçlü bir statü kazandıracağı yolundaki bir beklentidir. Hizmetlerin yürütülmesinde ve yetkilerin kullanılmasında “kent polisi” belki de daha etkin olabilecek, denetimine ve takibine tabi tuttuğu kesimlerin görevi engellemeye yönelik direncine belki de çok daha az muhatap olacaktır.
Son yıllarda kendisinden sıkça söz edilen, ancak bir türlü yasal süreci tamamlanamayan Yerel Yönetimler Reformu’nun taslak ve tasarılarında yer alan ve daha çok da büyük şehir yönetimleri için düşünülen “trafik hizmetlerinin denetimi, yönetimi ve düzenlenmesi görevlerinin tamamının veya bir kısmının belediyelere devri” konusuna zabıta pek sıcak bakmamaktadır. Belediyelerin mevcut altyapılarının söz konusu hizmetlerin gereğince yürütülmesi için yeterli bulunmaması bu bakışın temel gerekçesi olarak görülmektedir. Bilakis zabıta personelinde hizmetlerden bazılarının çeşitli merkezi yönetim örgütlerine devredilmesinin uygun olduğu görüşü egemendir. Aynı şekilde zabıtada bazı hizmetlerin genel kolluğa devri konusunda da çok büyük bir istekliliğin varlığı gözlemlenmektedir. Bu sonucu anlamlandırmak mümkündür. Zira zabıtanın özellikle görevlerinin çokluğu ve karmaşıklığı, buna karşın yetkilerinin ve donanımlarının (fiziksel-tinsel) yetersizliği, böyle bir tercihte etkili olmuştur.
Spor ve müzik başta olmak üzere satranç, el sanatları ve folklora karşı hobi/uğraş düzeyinde ilgi gösteren zabıtanın dinlenebileceği, spor yapabileceği ve eğlenebileceği, kısacası mesaiden arta kalan vakitlerini değerlendirebileceği spor kompleksleri ve sosyal tesislerin kurulması son derece faydalı olacaktır., Diğer yandan zabıta personeli, görevi sırasında karşılaştığı fiziksel dirençle de ilintili olarak, savunma amaçlı dövüş sporları eğitimi almak istemektedir. Bu istek belediye üst yönetimi açısından değerlendirilmeyi hak edecek düzeyde anlamlıdır.
Kendi üst makamlarının, belediye meclisi üyelerinin ve özellikle de yerel halkın çeşitli hizmetlerin yerine getirilmesine engelleyici/önleyici olarak müdahale etmeleri de zabıtanın bir sorunu olarak göze çarpmaktadır. Denetimleri sırasında sıkça sözlü ve fiili saldırılara muhatap olan zabıta, bu tür dış etkilere karşı mevcut yasal düzenlemeleri yetersiz bulmaktadır. Başarılı çalışmaları dolayısıyla yöneticilerince yeterince takdir edilmeme ve çeşitli sıklıklarla hizmet dışı işlerde çalıştırılma da zabıtanın rahatsızlık duyduğu konular arasında yer almaktadır.
Zabıtanın tamamına yakınının görev yaptıkları kentin hemşehrisi olmaları, onları ilişkide bulunduğu kesimlerle ilişkilerde belli ölçülerde güç durumda bırakmaktadır. Akrabalık, arkadaşlık, komşuluk, siyasal yakınlık gibi ilişkiler onların “objektif davranamama”, “hatır kıramama” ya da “sözünü geçirememe” gibi sorunlarla karşılaşmasına neden olabilmektedir. Söz konusu ilişkilerin kimi durumlarda işleri kolaylaştırdığı da gerçekse de, mevcut durum şu anki haliyle zabıtanın etkinliği için bir sorun olarak gözükmektedir.
Belediye zabıta hizmetlerinin nitelik ve nicelik bakımlarından geliştirilmesi ve iyileştirilmesi, aynı şekilde bu hizmetleri yürütecek zabıta personelinin de nitelik ve nicelik olarak yeterli düzeyde olmasını gerektirir. Belediye zabıta personelinin eğitim düzeyleri çoğunlukla ortaöğretime dayalıdır ve bu durum zabıtanın “nitelikli personel” olmasının önündeki en büyük engeldir. Son yıllarda yerel yönetimlerde ve özellikle de belediyelerde istihdam edilmek üzere eleman yetiştiren kimi yüksek öğretim kurumlarının (meslek yüksek okullarının “Mahalli İdareler” programları gibi) ve yine bu kurumların sadece belediye zabıta elemanı yetiştirmeye yönelik birimlerinin (Mahalli İdareler “Zabıta” programı gibi) varlığı gelecek için ümit vermektedir. Ancak söz konusu gelişmelerin belediye zabıtasının mevcut eğitim sorununun çözümünde yeterli olması beklenmemektedir. Belediye personeline yönelik hizmetiçi veya hizmet dışı (daha çok da hizmet öncesi) eğitim çalışmaları da özellikle zabıta hizmetleri bakımından kısa ve orta vadede önem arz etmektedir.
Zabıtalık mesleği ile ilgili uzmanlık eğitimi veren okulların (tek istisna dışında) bulunmayışı ve bunun sonucu olarak zabıtalıkta gereken uzmanlık bilgisinin personel içerisindeki yetersizliği önemli bir sorundur. Üniversitelerin meslek yüksek okulları bünyesinde Kırıkkale Üniversitesi Keskin Meslek Yüksekokulu’nda olduğu gibi “Mahalli İdareler/Zabıta” programlarının çoğaltılması ve ayrıca zabıta mesleğine alımlarda tüm yeni zabıta memuru adayları için bu programlardan, hiç olmazsa da “Mahalli İdareler” programlarından mezun olma koşulu getirilmesi faydalı olacaktır. Diğer yandan belediye yönetimleri de zabıta personelinin genel kültürlerini ve verimliliklerini arttırmak, zabıta hizmetlerine yatkınlıklarını sağlamak ve geliştirmek, gelişen koşulların gerekli kıldığı alanlardaki görgülerini arttırmak ve daha ilerdeki kadrolara hazırlamak maksadıyla eğitim programlarına ağırlık vermeli, bu programların düzenlenmesinde ve yürütülmesinde merkezi yönetim kuruluşları, üniversiteler ve çeşitli sendika, vakıf, dernek vb. sivil toplum örgütleri ile ve diğer belediyelerle yakın işbirliği içine girmelidir.
İşbölümü ile doğrusal bir ilişki içinde olan uzmanlaşma, bir yönüyle bir örgütün işlevlerini daha etkin ve verimli biçimde yerine getirmesinin aracı iken diğer yönüyle büyümesinin bir sonucudur. 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren Türkiye’nin siyasal gündemini daha çok işgal eden “Yerel Yönetim Reformu” çerçevesinde hazırlanan kanun tasarı ve tasarı taslaklarında, uzmanlaşma/ihtisaslaşma konusu zabıta hizmetleri ile ilgili olarak gerçekleştirilmeye çalışılan temel düzenleme olmuştur. 1996 yılından günümüze kadar gelen tüm yasal düzenleme taslaklarında zabıta örgütünün uzmanlaşması ilkesel olarak kabul edilmiştir. Buna göre zabıta örgütü personeli için trafik, imar, çevre, sağlık ve turizm gibi konularda işbölümü ve uzmanlaşmaya gidebilecektir. Şüphesiz ki bu düzenleme belediye zabıta hizmetlerindeki etkinlik ve verimliliğin artırılması bakımından son derece yerinde bir tercihtir.
Halkla ilişkiler “bir örgütün toplumdaki kişiler ve gruplarla etkileşim içine girerek eylemlerini açıklamasını, toplumun desteğini kazanmasını ve onlardan gelecek tepkilerle yeni düzenlemelere gitmesini sağlayan bir yönetim işlevi” olarak belediye zabıtası için son derece önemlidir. Belediye zabıtası da hizmet sunarken, hem halkın desteğine ihtiyaç duymakta, hem de şikayetleri en az düzeye indirecek bir sistem kurmaya çalışmaktadır. Bu noktada zabıtanın, kendi faaliyetleri hakkında yerel halka bilgi vermesi ve hizmetlerini tanıtması, buna ilave olarak da onlardan gelecek tepkileri değerlendirerek faaliyetlerini yeniden yönlendirmesi gerekmektedir.
Belediye zabıta örgütünün başarısı elemanlarının birey olarak başarılı olmalarına bağlıdır. Bu nedenle özellikle yerel halkla direkt temas halinde olan zabıta personelinin dikkatlice seçilmesi ve yetiştirilmesi, ayrıca belediyenin halkla ilişkiler hizmetlerini yürüten birimlerinde de halkla ilişkiler konusunda öğrenim görmüş -mümkünse uzman- kişilerin istihdam edilmeleri isabetli olacaktır.
Belediye zabıtası halkla ilişkiler faaliyetleri sonucu oluşturulacak karşılıklı iletişim kanalları yoluyla; hem halkın tepki, şikayet ve beklentilerini kolaylıkla saptayarak bunlara en kısa sürede cevap verebilecek, hem de görev ve yetkilerine, gerçekleştirdiği hizmetlere, aldığı kararlara ve uygulamalarına ilişkin onları bilgilendirebilecektir. Ayrıca belediye zabıtası kent yaşamına dair belediye yönetimlerinin getireceği yasaklar ve gerekçeleri hakkında halkı aydınlatıcı bilgiler vermek suretiyle, bu yasakların halk ve ilgililer tarafından benimsenmesini ve desteklenmesini sağlayabileceklerdir. Bu durum göstermektedir ki, halkla ilişkiler faaliyetleri bir yandan belediyelerin ve zabıta örgütünün daha olumlu bir imaj edinme ve yerel halkın desteğini sağlama çabasına hizmet ederken, diğer yandan da bir tür “yönetime katılım kanalı” olarak halkın demokrasi kültürünün ve hemşehrilik bilincinin oluşturulmasına ve geliştirilmesine katkı sağlamaktadır.
Belediye zabıta örgütü halkla iletişimi ve etkileşimi sağlayan yayın araçlarından yararlandığı ölçüde gerek yerel halkla ve gerekse denetim yaptığı kesimlerle daha sağlıklı ilişkiler kurabilecek ve onların desteğini sağlayabilecektir. Belediye zabıtasının halkla ilişkiler faaliyetlerinin tamamını bizzat kendi birimleri eliyle doğrudan yürütmeleri ve özellikle tanıtımda yararlanılan araçları sağlayıp onları etkinlikle kullanmaları, hem finansman hem de teknik ve kişisel donanım açısından güçtür. Bu nedenle zabıtanın gerek kurum gerekse personel olarak hedef kitlelere tanıtılması sürecinde belediyelerin halkla ilişkiler departmanlarına büyük görev düşmektedir.
Belediye zabıtasının temel sorunlarından birisi, sunulan hizmetlerin yerel halka yeterince anlatılamaması, zabıtadan halka bilgi akışının yetersiz kalmasıdır. Bazen de sorun özellikle (son zamanlarda kendisinden sıkça söz edilen) medyadaki “dezenformasyon”dan, yani yanlış bilgi akışından kaynaklanmaktadır. Yerel halkın belediye yönetimine katılımında, onu denetlemesinde ve onunla işbirliği yapmasında dördüncü bir kuvvet olarak medya kuruluşlarının rolü gerçekten de büyüktür. Medya bu rolünü yerine getirirken; basın meslek ilkelerini çiğnemeden, özel çıkarlardan öte toplumun ortak çıkarlarına öncelik vermeli ve varlığı şüpheli olaylar üzerine sansasyonel haberler yaparak tiraj artırma çabasına girmeden, objektif haber anlayışını benimsemelidir. Belediye zabıtasına ilişkin olarak medyanın görevi belediye zabıta örgütünün gerçekleştirdiği hizmetleri kamuoyuna duyurmak, gerçekleştiremediklerini de nesnel bir şekilde eleştirmek olmalıdır.
Kuşkusuz zabıta örgütleri içinde tıpkı birçok kamu kuruluşunda ve özel kuruluşlarda rastlanabilecek türden olumsuz özellikler taşıyan bireyler olabilir. Ancak bu tip uç örneklerden yola çıkarak zabıtaya ve kurumuna olumsuz bir imaj yüklemek medya için uygun bir tercih değildir. Zabıtanın da kendisini topluma ve onun yansıtıcısı ve en etkili bilgi kaynaklarından biri olan medyaya doğru ve anlaşılır biçimde ifade etme konusunda görev ve sorumlulukları bulunmaktadır. Yerel nitelikteki kolluk hizmetlerinin yürütücüleri olarak zabıta örgütleri saydam, demokratik, katılımcı ve çağdaş belediyecilik ilkeleri çerçevesinde medya kuruluşları ile yakından ilişkiler kurmalıdır. Zabıtanın medya ile kuracağı yakın ilişki ve işbirliğinin, medya gücünün yanıltıcı ve yıpratıcı bir unsur olmaktan çıkarak, zabıta örgütü için bir avantaja dönüştürülmesinde büyük katkılar sağlayacağından kuşku duyulmamaktadır.
Zabıtanın hem görevlerini yerine getirirken karşılaştığı kesimlerle, hem de yerel halkla önemli ölçüde bir iletişim sorunu yaşadığı da bir gerçektir. İşte bu noktada özellikle empatik iletişimin zabıta ile çevresi arasında sağlıklı ilişkiler kurulmasında etkili olacağı düşünülmektedir. Zabıta personeli kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır. Empati kurulmaya çalışılan kişinin rolüne kısa bir süre için geçmeli sanki o kişi imişcesine düşünmeye ve hissetmeye çalışmalıdır.
Empatik iletişimin tüm gerekleri hiyerarşik yapılanmanın söz konusu olduğu örgütlerdeki ikili ilişkiler için de geçerlidir. Zabıta personeli görevlerinin gereklerini bir ast olarak yerine getirirken, üstlerinden insan ilişkileri, meslek formasyonu ve ahlaki davranışlar olarak kendilerine nasıl davranılmasını bekliyorlarsa, bir üst olarak da aynı davranış tarzını diğer kurumsal rollerde görevlerini yerine getiren astlarına karşı göstermelidir.
Çağdaş belediye zabıtası; halkın saygı ve güvenini kazanan, yasaları herkese eşit şekilde uygulayan, yetkilerini kötüye kullanmayan, dürüst, görevine bağlı ve içinde yaşadığı toplumun çıkarlarını her şeyin üstünde tutan zabıtadır. Halkın güvenini kaybetmiş, halkla ilişkilerini geliştiremeyen veya halktan kopuk olan, yetkilerini kötüye kullanan, insanlara ve kurumuna karşı dürüst davranmayan ve kişisel çıkarlarını toplumun çıkarlarının üstünde tutan bir zabıta için çağdaşlıktan söz edilemez.
Zabıta görevinin sadece belediye sınırları içinde beldenin düzenini ve belde halkının sağlık ve huzurunu korumak değil, aynı zamanla bunu demokratik ilke ve kurallar içinde yapması gerektiğinin bilincinde olmalıdır. Koruyucu görevlerinin yanında toplumun temel değerlerini ve demokratik ilkeleri geliştirici yönde çalışmalıdır. Zabıtanın temel amacı ve işlevi belediye suçlarının önlenmesidir. Bu konuda en akılcı yol, mevcut kaynakları suç oluşturan olayları meydana geldikten sonra harekete geçirmek değil, onları suçu önlemek için kullanmaktır.
Öte yandan zabıta kendilerine hizmetlerini yönelttiği halkın ilgi, yardım ve desteği olmaksızın görevlerini yerine getirmede başarılı olamayacağının bilincinde olmalıdır. Zabıtanın belediye suçlarını önleme sorumluluğuna halkın katılımını sağlayabilmesi ve sorunların halkla paylaşılması oldukça önemlidir. Zabıtanın halkla işbirliği yapmaksızın suçları kendi başına önlemesi mümkün olmadığı gibi, böyle bir yaklaşım aynı zamanda onun halktan kopmasına neden olabilir.
Yine belediye zabıtası toplumun kendisine ve dürüstlüğüne güvenini sağlamak zorundadır. Bu nedenle sade bir vatandaştan çok daha yüksek bir dürüstlük düzeyini temsil etmesi gerektiğini unutmamalıdır. Zabıta gerek görev sırasındaki, gerekse görev dışındaki davranışları bakımından kusursuz olmaya ve mensubu bulunduğu belediyeyi en iyi şekilde temsil etmeye özen göstermelidir.
Belediye zabıtası denetim görevini yürüten ve belediye emir ve yasaklarına aykırı davrananların ceza yaptırımına uğramalarında başat rol oynayan bir kamu personelidir. Türkiye’de de rüşvet, iltimas, yetkiyi kötüye kullanma vb. yolsuzluk uygulamaları, daha çok denetim hizmetinin yürütüldüğü alanlarda gözlemlenmektedir. Bu nedenle de zabıta faaliyetlerinin gerçekleşme süreçlerinde, sözü edilen ve ahlaki değerlerin aşınmasına ortam hazırlayan uygulamalara rastlanması olasılığı diğer hizmet alanlarına oranla daha yüksektir. Ayrıca zabıtada belli düzeylerde bir ahlaki yozlaşmanın var olduğuna ilişkin kamuoyunda da bir kanaat oluşmuş durumdadır. Söz konusu kanaati ortadan kaldırmak ve niteliği ve miktarı ne olursa olsun, her türlü ahlaki erozyon göstergesi davranıştan uzak kalmak ve birer ahlak modeli haline gelmek zabıtanın önceliği olmalıdır. Belediye zabıta örgütlerinde ahlaklı ve dürüst davranışların egemen kılınması; her tür kişisel ve toplumsal ilişkilerde olduğu gibi, temelde insana, onun haklarına, onuruna ve tüm ana değerlerine yönelmekle ve bunları sürekli olarak geliştirmekle mümkün gözükmektedir.
Sonuç olarak denilebilir ki; belediye zabıtasının hemşehrinin güvenlikli ve sağlıklı bir kent ortamında yaşama hakkını gerçekleştirilmeye dönük hizmetlerindeki etkinlik ve verimlilik, çağdaş kentlerin yaratılmasının olmazsa olmaz koşullarındandır. Etkinlik ve verimliliğin yolu da belediyenin icra gücünü oluşturan temel kurum ve bireyler olarak zabıtanın mevcut sorunlarının giderilmesi, yine kurum ve bireyler olarak durumlarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesinden geçmektedir. Bu konuda; Parlamento’dan başta İçişleri Bakanlığı olmak üzere hükümeti oluşturan bazı bakanlıklara ve alt örgütlerine, üniversitelerden çeşitli sivil toplum örgütlerine ve medyaya, belediye yönetimlerinden yerel halka ve işletmelere varıncaya kadar tüm kesimlere, özellikle de örgüt ve birey olarak bizzat zabıtanın kendisine büyük görev ve sorumluluk düşmektedir.