|
|
|
BELEDİYE YÖNETİMİNDE ZABITA HİZMETLERİ VE 21. YÜZYIL KENTİNDE ZABITANIN YERİ (AFYON BELEDİYESİ ÖRNEĞİ) DÖRDÜNCÜ BÖLÜMBELEDİYE ZABITA HİZMETLERİNDE YENİDEN YAPILANMAÇalışmanın bu bölümünde, daha önceki sayfalarda saptanan mevcut durum ve sorunlardan hareketle belediye zabıtasının ve hizmetlerinin yeniden yapılanması konusu ele alınacaktır. Bu çerçevede konu, zabıtanın eğitimi ve öğretiminden işbölümü ve uzmanlaşmaya, halkla ilişkilerinin geliştirilmesinden zabıta-ahlak ilişkisine kadar çok yönlü olarak incelenmektedir. I. BELEDİYE ZABITASININ EĞİTİMİ VE ÖĞRETİMİBelediye zabıtası, kendisi ile ilgili konuları ve bu konuları belirleyen yasal ve yönetsel düzenlemeleri bilmek, halkı bunlardan faydalandırmak, kanunların açık hükümlerini ihlal edenlerin gereksiz hiddet ve sertlikten sakınarak görev ciddiyeti içinde yaptırıma uğramalarını sağlamakla yükümlüdür[1]. Şüphesiz ki belediye zabıta hizmetlerinin nitelik ve nicelik bakımlarından geliştirilmesi ve iyileştirilmesi, aynı şekilde bu hizmetleri yürütecek zabıta personelinin de nitelik ve nicelik olarak yeterli düzeyde olmasını gerektirir. Bu nedenle belediye zabıta örgütünün bilgi ve beceri bakımından donanımlı bireylerden oluşması, söz konusu hizmetlerin etkin ve verimliliğinin arttırılması için bir önkoşuldur. Yine belediyelerin yerel halkın ortak ihtiyaçlarını demokratik ve etkin bir biçimde karşılayabilmeleri belediye bürokrasisinin nitelikli ve yaratıcı biçimde halkla işbirliği yapmasına ve üretken ilişkiler kurmasına bağlıdır[2]. Bunun sağlanmasında da belediye çalışanlarının eğitimi büyük önem kazanmaktadır. 2000’li yıllara girildiği bir dönemde dünyada bilim ve teknolojideki meydana gelen gelişmeler ile insanların eğitim düzeylerinin ve yaşam standartlarının hızla yükseldiği göz önüne alınarak hizmetlerdeki kalite artışı düşünüldüğünde, zabıta personelinin de yüksek düzeyde eğitim almış olması artık bir zorunluluk[3] olarak görülmektedir. Belediye zabıta personelinin eğitim düzeyleri çoğunlukla ortaöğretime dayalıdır ve bu durum zabıtanın “nitelikli personel” olmasının önündeki en büyük engeldir[4]. Son yıllarda yerel yönetimlerde ve özellikle de belediyelerde istihdam edilmek üzere eleman yetiştiren kimi yüksek öğretim kurumlarının (meslek yüksek okullarının “Mahalli İdareler” programları gibi) ve yine bu kurumların sadece belediye zabıta elemanı yetiştirmeye yönelik birimlerinin varlığı gelecek için ümit vermektedir. Ancak söz konusu gelişmelerin belediye zabıtasının mevcut eğitim sorununun çözümünde yeterli olması beklenmemektedir. Belediye personeline yönelik hizmetiçi eğitim[5] veya hizmet dışı (daha çok da hizmet öncesi) eğitim çalışmaları da özellikle zabıta hizmetleri bakımından kısa ve orta vadede önem arz etmektedir[6]. Belediye zabıta hizmetlerinin kendine özgü nitelikleri, zabıta personelliğini de diğer belediye personel kadrolarından ayırmaktadır. Zabıtalık hizmete ilişkin konularda bilgi, beceri, deneyim ve uzmanlık gibi özelliklerin bir arada bulundurulmasını gerektiren bir meslek olmasına rağmen, bu mesleğe girmek için mesleki eğitim almış olmak gerekmemekte ve genel eğitim almış olmak yeterli olmaktadır. Oysa zabıtalık genel eğitimle başarılması güç bir meslektir. Bu mesleğin gereği gibi yürütülmesi; genel sağlığın korunması, gıda, imar ve esnaf denetimi gibi değişik alt uzmanlık bilgilerini gerektirmektedir. Ancak özellikle küçük ve orta büyüklükteki belediyelerde bu uzmanlık nitelikleri, personel sayısının yetersizliğinin bir sonucu olarak bir ya da iki zabıtada birleşmek zorundadır. Büyük belediyelerde ise uzmanlık ihtiyacı çok daha çeşitlilik ve derinlik göstermektedir. Zabıtalığın bir kariyer olarak oluşturulmasına rağmen meslekle ilgili uzmanlık eğitimi veren okulların bulunmayışı, zabıtalıkta gereken uzmanlık bilgisinin personel içerisinde yetersizliğini beraberinde getirmiştir. Ayrıca Türkiye’de zabıtaya yönelik lise veya üniversite düzeyinde bir tek örnek dışında program bulunmamaktadır. Türkiye’de yerel yönetimlerle ilgili mesleki eğitim veren çok sayıda lise ve yüksek okul bulunmakla beraber, yalnızca zabıta hizmetlerine yönelik hizmet öncesi eğitim veren tek kurum Kırıkkale Üniversitesi’ne bağlı Keskin Meslek Yüksek Okulu’ndaki Mahalli İdareler “Zabıta” programıdır. Söz konusu iki yıllık program 1995 yılında Kırıkkale ilinin Keskin ilçesinde Meslek Yüksek Okulu bünyesinde kurulmuş ve ilk öğrencilerini 1996-1997 öğretim yılında almıştır. Programın büyük kentlerden uzakta bulunan bir okulda kurulmuş olması çeşitli açılardan eleştirilmektedir. Eleştirinin gerekçeleri olarak; bu durumun, zabıta hizmetlerinde uzmanlaşmış öğretim elemanı eksikliğine, öğrencilerin eğitim süreçlerinde değişik belediye türlerini görememelerine ve ders materyali yetersizliğine yol açması gösterilmektedir[7]. Zabıtanın eğitimi ve öğretimi Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği’nin sekizinci bölümünde “Eğitim ve Öğretim” başlığı altında ele alınmaktadır. Bölümün girişinde belirtilen genel ilkede, belediye yöneticilerinin tek başlarına veya birkaçının bir araya gelerek zabıtaya yönelik eğitim ve öğretim çalışmalarında bulunmaları şu amaçlara dayandırılmıştır: Zabıta memurlarının; · Genel kültürlerini ve verimliliklerini arttırmak, · Hizmete yatkınlıklarını sağlamak ve geliştirmek, · Gelişen koşulların gerekli kıldığı alanlardaki görgülerini arttırmak ve daha ilerdeki kadrolara hazırlamak. Yönetmelik 100’den daha fazla[8] zabıta personeline sahip olan belediyelerin, zabıta memurlarının söz konusu eğitim ve öğretimlerini sağlamak için uygun gördükleri zamanlarda kısa ve uzun devreli programlar düzenlemekle yükümlü olduklarını hükme bağlamaktadır. Buna göre söz konusu belediyeler, programların düzenlenmesinde ve yürütülmesinde merkezi yönetim kuruluşları, akademik çevreler ve kuruluş ve faaliyet amaçları yerel yönetimlerin geliştirilmesine yönelmiş dernek veya benzeri oluşumlarla veya diğer belediyelerle işbirliği yapabileceklerdir. İlgili yönetmeliğe göre 100’den az zabıta personeli istihdam eden belediyeler de olanakları ölçüsünde yukarıda sözü edilen programları düzenleyebilecekleri gibi, büyük belediyelerle anlaşarak onların düzenledikleri kurs, seminer gibi programlara kendi memurlarının da katılmalarını sağlayabileceklerdir. Küçük belediyeler ise bağlı bulundukları mülki amirlerle temas kurmak suretiyle zabıta memurları için programlar düzenleyebileceklerdir. Yönetmeliğin “Yurt Dışı Eğitim” başlığını taşıyan 89. maddesi de belediyelerin; olanakları elverdiği takdirde giderlerini bütçelerinden karşılamak suretiyle yabancı dil bilen zabıta memurlarını bilgi ve görgülerini arttırmak için staj, kurs veya seminerlere katılmak üzere yabancı ülkelere gönderebileceklerini hükme bağlamıştır. Yönetmelikte ayrıca zabıtaların katıldıkları eğitim ve öğretim programlarında aldıkları sonuçları gösteren belgelerinin asıl veya örneklerinin onların özel sicil dosyalarına konulacağı öngörülmektedir. 3030 sayılı kanunun uygulama yönetmeliğinin[9] 23. maddesi ise, büyük şehir belediyelerine, ilçe belediyelerince yerine getirilen zabıta hizmetlerinin eşgüdümü ile ilgili olarak ilçe belediyeleri zabıtalarının eğitimine yardımcı olma görevini yüklemiştir. Son yıllarda TODAİE Yerel Yönetimler Araştırma ve Eğitim Merkezi (YYAEM) tarafından yerel yönetim kuruluşlarına, özellikle de belediye çalışanlarına yönelik olarak çeşitli dönemlerde daha çok kurs ve seminer düzeyinde eğitim programları düzenlenmektedir. 1998 yılında Ankara’da belediye zabıta personelinin mesleki bilgi düzeylerinin arttırılmasına katkı sağlamak amacıyla düzenlenen “Zabıta Hizmetleri Seminerleri” bu niteliktedir. 1989’da kurulan YYAEM kurs ve seminer programlarının yanında yayın ve araştırma etkinliklerini de yürütmektedir. Merkez 1992 yılında itibaren “Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi” adlı üç aylık bir süreli yayın çıkarmakta, 1997 yılından bu yana da kentsel hizmetler ve belediye yönetim sorunları üzerine kılavuz kitapçıklar yayımlamaktadır. YYAEM’in araştırma etkinliği 1998 yılında “Yerel Yönetimleri Güçlendirme Araştırması Projesi” ile başlamıştır. Kısaca “YERYÖN” olarak anılan projenin bir ayağını da “Kentsel Toplumsal Hizmetler” modülü içinde yer alan “Belediye Zabıta Hizmetleri” alt modülü araştırması oluşturmaktadır. 2000-2002 yılında gerçekleştirilen söz konusu araştırma sonucunda bir genel rapor hazırlanmış ve rapor Eylül 2002’de “Belediye Zabıta Hizmetleri Yönetimi” adıyla yayınlanmıştır. Belediye zabıtasının eğitim ihtiyaçlarının karşılanması ve güncel mesleki konuların kendilerine aktarılması bakımından üniversiteler de aktif rol oynayan kurumlardandır. Üniversiteler gerek tek başlarına, gerekse diğer kamu veya sivil toplum kuruluşlarıyla dayanışma içinde çeşitli araştırma ve eğitim programları düzenlemektedir. Bu programlardan biri de 1998-2000 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nün Ege Belediye Zabıtaları Vakfı (EGE-ZAV) ve Konak Belediyesi işbirliği ile “Yerel Gündem 21’lerin Teşviki ve Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında gerçekleştirdiği “21. Yüzyıla Girerken Belediye Zabıtası” konulu araştırmadır. İzmir büyük kent bütününde yürütülen araştırma sonuçları kamuoyu ile paylaşılmış, ayrıca EGE-ZAV tarafından 2000 yılında kitaplaştırılmıştır. Üniversite ayrıca zabıta eğitimi amaçlı olarak 18 Ekim-19 Kasım 1999 tarihleri arasında yine İzmir’de bir hizmetiçi eğitim semineri düzenlemiş ve bu çalışma 2000 yılında “İzmir Büyük Kent Bütününde Zabıta Hizmet İçi Eğitimi” adıyla bir kitap halinde yayınlanmıştır. Zabıtanın hizmetiçi eğitiminin yasal çerçevesinin çizilmiş ve bu çerçevede çeşitli eğitim programlarının da sürdürülüyor olmasına rağmen; uygulamada zabıtalık mesleğinin hizmetiçi eğitimle değil, daha çok işbaşında öğretildiği gözlenmektedir. İşbaşında öğrenme, zabıtanın hizmete girdikten sonra usta-çırak ilişkisine dayalı olarak, meslekte deneyim kazanmış zabıtalar tarafından mesleğin öğretilmesidir. Belediyelerin birçoğu zabıta personellerine mesleklerini öğretmede söz konusu öğrenme yöntemini tercih etmektedir. Zabıtaların hemen hemen tümünün genel eğitim aldıktan sonra mesleğe alınması ve hizmet öncesi mesleki eğitimin neredeyse yokluğu, onların hem mesleğin genel bilgilerini hem de pratiğini yeterince öğrenememeleri sonucunu doğurmakta ve mesleğin yetersiz ve eksik bir yöntem olan “işbaşında” öğretilmesini öne çıkarmaktadır[10]. Ancak yeni kurulan birçok belediyede işbaşında mesleği öğretecek zabıta bulmak bile oldukça güç görünmektedir. Uygulanmaya başlanan görevde yükselmeye ilişkin yeni esaslarla yükselmede hizmetiçi eğitim zorunlu kılınmışsa da, verilmekte olan hizmetiçi eğitim çok geneldir ve doğrudan doğruya zabıta ile ilgili değildir. II. BELEDİYE ZABITASINDA İŞBÖLÜMÜ VE UZMANLAŞMAİşbölümü ile doğrusal bir ilişki içinde olan uzmanlaşma, bir yönüyle bir örgütün işlevlerini daha etkin ve verimli biçimde yerine getirmesinin aracı iken diğer yönüyle büyümesinin bir sonucudur. Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği’nin 2. maddesi de her belediyede, ihtiyaç ve olanaklara göre, “sabit, gezici veya toplu” zabıta örgütü kurulabileceğini öngörmektedir. Bu zabıtanın toplu, sabit ve gezici zabıta gibi daha çok mekana dayanan bir uzmanlaşmaya gidebileceği anlamına gelmektedir. Bununla birlikte uygulamada; otogarda bulunan zabıta karakolunu otogar denetimi amacına yönelik, yine pazar yerinde kurulan zabıta noktasını pazar denetimi amacına yönelik, ve yine işporta tezgahları peşinde koşan zabıtayı da seyyarlarla mücadele amacına yönelik birer uzmanlaşma olarak nitelendirmek de mümkündür[11]. Yani yönetmeliğin ilgili hükmü “mekan yönünden uzmanlaşma” yanında, nispi bir “amaca yönelik bir uzmanlaşma”ya da zemin hazırlamıştır. Ancak doğaldır ki, bunu belediye zabıtasının örgüt içinde “çevre zabıtası, sağlık zabıtası, trafik zabıtası, turizm zabıtası, imar zabıtası vb.” resmi statülerle işbölümü ve uzmanlaşmaya gidebileceği şeklinde yorumlamamak gerekir. 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren Türkiye’nin siyasal gündemini daha çok işgal eden “Yerel Yönetim Reformu” çerçevesinde hazırlanan kanun tasarı ve tasarı taslaklarında, uzmanlaşma/ihtisaslaşma konusu zabıta hizmetleri ile ilgili olarak gerçekleştirilmeye çalışılan temel düzenleme olmuştur. 1996 yılından günümüze kadar gelen tüm yasal düzenleme taslaklarında zabıta örgütünün uzmanlaşması ilkesel olarak kabul edilmiştir. Örneğin; 1996 tarihinde hazırlanan “Mahalli İdarelerle İlgili Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” taslağının 9. maddesinde, 2000 yılında hazırlanan “Merkez İdareyle Mahalli İdareler Arasında Görev Bölüşümü ve Hizmet İlişkilerinin Esasları ile Mahalli İdarelerle İlgili Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname” taslağının 11. maddesinde, 2001 yılında hazırlanan “Yerel Yönetimler Yasası” tasarısının 12. maddesinde ve 2002 Şubat’ında hazırlanan “Merkezi İdareyle Mahalli İdareler Arasında Görev Bölüşümü ve Hizmet İlişkilerinin Esasları ile Mahalli İdarelerle İlgili Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 14. maddesinde, Belediye Kanunu’nun 105. maddesine aşağıdaki ifadenin eklenmesi öngörülmüştür: “Belediye zabıta personeli, hizmet gereklerine göre belediye meclisinin vereceği kararla trafik[12], imar, çevre, sağlık ve turizm gibi konularda iş bölümü ve ihtisaslaşmaya gidebilir.” Aslında zabıtanın uzmanlaşması gereğinin duyulduğu kentlerde, bu konuya ilişkin bir yasal düzenlemeyi beklemeye ihtiyaç bulunmamaktadır. Doğaldır ki belediyeler personeline daha iyi hizmet sunmasını sağlayacak eğitim programları uygulayabilir, örgüt içinde işbölümüne gidebilir. Bunun hukuka aykırı bir yönü de bulunmamaktadır[13]. 1996-2001 dönemleri arasında hazırlanan taslaklarda “zabıta” ile ilgili ve içinde “ihtisaslaşma”nın da yer aldığı düzenlemeler şöyle tablolaştırılabilir: Tablo 6. Zabıtaya İlişkin Olarak Yerel Yönetimler Reform Taslaklarında Öngörülen Konular
*: Bu yıllardaki taslaklar tez yürütücüsü tarafından değerlendirilmiştir. Kaynak: Toprak ve diğerleri; a.g.e., s.132. Yukarıda sözü edilen reform niteliğindeki yasal düzenlemeler çeşitli defalar meclis komisyonlarında kabul edilmesine rağmen, henüz Türkiye Büyük Millet Meclisi genel kurulunda görüşülme fırsatı bulamamıştır. Halen siyasal iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 59. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, reform yasalarının çıkarılması konusunda çok istekli görünmekle birlikte, önceki deneyimler sürecin tamamlanacağına ilişkin yine de ihtiyatlı olmayı gerektirmektedir. III. BELEDİYE ZABITASI VE HALKLA İLİŞKİLERHalkla ilişkiler bir terim olarak ilk defa ABD başkanı Thomas Jefferson tarafından 1807 yılında Kongre’ye gönderdiği bir yazıda kullanılmıştır. Aynı terimi daha sonra New York’lu bir hukukçu Dormen Eaton 1882 yılında kullanmıştır. 20. yüzyılın başlarında ise yine ABD’de Ivy Lee isminde bir gazeteci, iş adamı John D. Rockefeller’in kişisel danışmanı olarak 1914 işçi grevleri sırasında yaptığı çalışmalarla[14] halkla ilişkiler faaliyetlerinin gelişmesinde önemli katkılarda bulunmuştur. 1929 ekonomik bunalımından sonra önemi daha iyi anlaşılan halkla ilişkiler konusunda üniversitelerde kürsüler kurulmuş, dersler okutulmuş ve araştırmalar yapılmıştır. Amerika’daki bu gelişmeler daha sonra başta Avrupa’dakiler olmak üzere diğer ülkeleri de etkisi altına almıştır. Halkla ilişkiler olgusunun Türkiye’ye gelişi ise 1960’lı yıllara rastlamaktadır[15]. Bilimsel literatürde hakkında çok sayıda tanım[16] geliştirilen “halkla ilişkiler”i Ataol “bir örgütün toplumdaki kişiler ve gruplarla etkileşim içine girerek eylemlerini açıklamasını, toplumun desteğini kazanmasını ve onlardan gelecek tepkilerle yeni düzenlemelere gitmesini sağlayan yönetim işlevi”[17] olarak tanımlamaktadır. Bu anlamda gerek kamu hizmetlerini yürüten kamu kuruluşları, gerekse ekonomik alanda faaliyet gösteren özel sektör kuruluşları, iletişim kurdukları kitlelerle ilişkilerinin daha sağlıklı sonuçlar doğurabilmesi için “halkla ilişkiler”i öğrenme ve uygulama konusunda giderek daha fazla ilgili ve istekli görünmektedirler. Halkla ilişkilerin temel amacı ve görevi örgütün iyi bir imaj yaratmasını sağlamaktır. Bu amacı gerçekleştirirken yapılması gereken 3 temel çalışmadan söz edilebilir: Tanıma, tanıtma ve değerlendirme çalışmaları[18]. Örgütlerin hitap ettiği kesimlere danışması, anket çalışmaları yapması, basını izlemesi, toplantılar düzenlemesi ve onlarla yüz yüze ilişkiler kurması gibi etkinlikleri “tanıma” işlevi kapsamında ele alınmaktadır. “Tanıtma” ise hedef kitleye yönelik aydınlatıcı bilgiler verme, örgütü ve izlediği politikaları benimsetme, onlarda örgüte karşı daha olumlu davranışlar oluşturma ve işbirliği sağlama gibi etkinlikleri içermektedir. “Değerlendirme” işlevi de halkla ilişkiler çalışmaları ile belli bir dönemde arzulanan hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığının saptanması ve ulaşılmadıysa nedenlerinin gözden geçirilmesini ifade etmektedir. A. Belediye Zabıtası Açısından Halkla İlişkilerin Yeri ve ÖnemiBelediye yönetimleri kamu yararına hizmet sunarlarken, hem halkın desteğine ihtiyaç duymakta, hem de şikayetleri en az düzeye indirecek bir sistem kurmaya çalışmaktadırlar. Türkiye’de son yıllarda yöneticilerin giderek artan ölçüde kamuoyunun düşünce ve isteklerine duyarlı hale gelmesi, halkla ilişkiler faaliyetlerini önemli hale getirmiştir. Belediyeler açısından halkla ilişkiler; seçilmiş organları ve bütün çalışanları ile bir tüzel kişilik olarak belediyenin, ilişkide bulunduğu yerel halkın güven ve desteğini sağlamak için giriştiği, iki yönlü iletişime dayalı, belediye ile yerel halk arasında mümkün olabilecek en uygun uyum ve dengenin sağlanmasına yönelik sistem ve sürekli çabalardır[19]. Belediyelerin sunduğu hizmetlerin yerel halk tarafından takip edilme ve değerlendirme olanağının yüksek olması nedeniyle bu kuruluşların hizmet verdiği kitle ile karşılıklı yardımlaşma ve iki yönlü alışverişe dayalı bir ilişkiye girmesi gerekir. Bu ilişki ile anlatılmak istenen; yönetimin kendi faaliyetleri hakkında halka bilgi vermesi ve hizmetlerini tanıtması, buna ilave olarak da onlardan gelecek tepkileri değerlendirerek faaliyetlerine yeniden yön vermesidir[20]. Belediye zabıtası da yerel halkın günlük yaşamlarıyla çok yakından ilgili alanlarda hizmet yürütmektedir. Dolayısıyla bu tür hizmetlerin yerine getirilmesi sırasında meydana gelebilecek küçük aksaklıklarda dahi halk tepkisini ağır bir şekilde ortaya koymaktadır. Hatta kimi zaman, yasalarca kendilerine verilmeyen hizmetlere ilişkin sorunlarda bile belediye zabıtası yerel halk tarafından sorumlu tutulmaktadır. İşte bu nedenle halkla ilişkiler belediye zabıta örgütleri için önem kazanmaktadır. Belediye zabıta örgütünün başarısı elemanlarının birey olarak başarılı olmalarına bağlıdır. Bu nedenle özellikle yerel halkla direkt temas halinde olan zabıta personelinin dikkatlice seçilmesi ve yetiştirilmesi, ayrıca belediyenin halkla ilişkiler hizmetlerini yürüten birimlerinde de halkla ilişkiler konusunda öğrenim görmüş -mümkünse uzman- kişilerin istihdam edilmeleri gerekmektedir. Diğer yandan belediye zabıta örgütü açısından halkla ilişkilerin en önemli yönlerinden biri, tüm personelin hizmet vermekte oldukları kesimlerle arasındaki bireysel ilişkilerdir. Zabıtaya başvuran herhangi bir vatandaşın ilgisizlik veya saygısızlıkla karşılanmasının bıraktığı kötü etkiyi silmek hiç de kolay olmayacaktır. Bu nedenle bir zabıta personeli, diğer insanları yapılan iş kadar önemli bulmalı, işine gösterdiği dikkat ve özeni meslektaşlarıyla ve diğer halk kesimleriyle olan ilişkilerde de gösterebilmelidir[21]. Belediye zabıtası halkla ilişkiler faaliyetleri sonucu oluşturulacak karşılıklı iletişim kanalları yoluyla; hem halkın tepki, şikayet ve beklentilerini kolaylıkla saptayarak bunlara en kısa sürede cevap verebilecek, hem de görev ve yetkilerine, gerçekleştirdiği hizmetlere, aldığı kararlara ve uygulamalarına ilişkin onları bilgilendirebilecektir. Ayrıca belediye zabıtası kent yaşamına dair belediye yönetimlerinin getireceği yasaklar ve gerekçeleri hakkında halkı aydınlatıcı bilgiler vermek suretiyle, bu yasakların halk ve ilgililer tarafından benimsenmesini ve desteklenmesini sağlayabileceklerdir. Bu durum göstermektedir ki, halkla ilişkiler faaliyetleri bir yandan belediyelerin ve zabıta örgütünün daha olumlu bir imaj edinme ve yerel halkın desteğini sağlama çabasına hizmet ederken, diğer yandan da bir tür yönetime katılım kanalı olarak halkın demokrasi kültürünün ve hemşehrilik bilincinin oluşturulmasına ve geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. B. Belediye Zabıtasının Halkla İlişkilerinde Kullanılabilecek İletişim AraçlarıHalkla ilişkilerin bir yönü örgütlerin ilgili oldukları kitlelere; örgütün amaçları, politikaları, etkinlikleri ve diğer çalışmaları ile ilgili bilgileri aktarmak suretiyle onların bilgilendirilmesini sağlamaktır. Örgütler bu çalışmaları gerçekleştirebilmek için çeşitli tanıtım araçlarından yararlanmak ihtiyacı duyarlar. Tanıtımda kullanılan en işlevsel araçlar ise görsel, işitsel ve yazılı yayın araçlarıdır. Belediye zabıta örgütü de söz konusu yayın araçlarından yararlandığı ölçüde gerek yerel halkla ve gerekse denetim yaptığı kesimlerle daha sağlıklı ilişkiler kurabilecek ve onların desteğini sağlayabilecektir. Belediye zabıtasının halkla ilişkiler faaliyetlerinin tamamını bizzat kendi birimleri eliyle doğrudan yürütmeleri ve özellikle tanıtımda yararlanılan araçları sağlayıp onları etkinlikle kullanmaları, doğaldır ki hem finansman hem de teknik ve kişisel donanım açısından güçtür. Bu nedenle zabıtanın gerek kurum gerekse personel olarak hedef kitlelere tanıtılması sürecinde belediyelerin halkla ilişkiler departmanlarına büyük görev düşmektedir. Belediye zabıta örgütünün halkla ilişkilerinin geliştirilmesinde kullanılabilecek temel araçlar 3 grupta incelenebilir: · Görsel/işitsel iletişim araçları, · Yazılı/basılı iletişim araçları, · Diğer araçlar. 1. Görsel/İşitsel İletişim AraçlarıRadyo tanıtım işlevi kapsamında yararlanılan görsel ve işitsel araçlar içerisinde önemli bir yere sahiptir ve tanıtım çalışmalarına yaptığı katkılar günümüzde de sürmektedir. Halkla ilişkiler alanındaki etkisini kısmen televizyona bırakmış görünen radyo ucuz ve hızlı bir kitle iletişim aracı olma özelliği ile hedef kitleleri etkileyebilmektedir. Bu yayın aracı haber bültenleri, dokümanter programlar, açık oturumlar, kısa anonslar ve röportaj gibi yayınlar aracılığı ile kitlelere ulaşmaktadır[22]. Radyo aracılığı ile çok geniş bir alanda ve büyük bir dinleyici kitlesine yönelik olarak yayın yapılabilmekte ve hedef kitleler etki altına alınabilmektedir. Televizyon hem göze hem de kulağa hitap etme özelliği ile diğer tanıtma araçlarından farklı bir konumdadır. Halkla ilişkiler faaliyetlerini yürüten örgütler söz konusu yayın aracını klasik yöntem ve tekniklere ek olarak kullanmaktadırlar. Örgütlerin bu kullanımda yeterli düzeyde araç, gereç ve yetişmiş personel gibi birtakım ihtiyaçları olacaktır. Bu ihtiyaçlar ve karşılanma çabaları örgütlerin gelişmesine katkı sağlayabileceği gibi onlara maddi açıdan çeşitli yükler de getirecektir. Bu nedenle örgütlerin halkla ilişkiler uzmanları özellikle hedef kitlenin saptanmasında çok titiz olmalıdırlar[23]. Halkla ilişkiler ve tanıtımda kullanılan araçlardan biri de filmlerdir. Filmlerin bu alanda kullanılmaları II. Dünya Savaşı öncesi yıllara rastlamaktadır[24] ve bu alanda teknolojik açıdan günümüze kadar büyük aşamalar kaydedilmiştir. Örgütler hazırladıkları eğitim ve tanıtım amaçlı filmler ve video yayınları aracılığı ile hedef kitlelerine ulaşabilmekte ve onları yönlendirebilmektedirler. Dünyada ilk kez 1969 yılında geliştirilen ve Türkiye’deki geçmişi aşağı yukarı 9-10 yıla dayanan internet[25] de tanıtım ve iletişim açısından en etkili araçlar arasında yer almaktadır. Özellikle son yıllarda kullanımı hızla artan internet teknolojisi sayesinde, kişi ve kurumlar kendilerini tüm dünyaya tanıtma ve faaliyetlerini anlatma olanağı bulabilmekte ve hedef kitleleri ile bu teknoloji aracılığı ile direkt temas sağlayabilmektedir. Hızlı, kolay ve diğer tanıtım araçları ile karşılaştırıldığında da çok daha ucuz olan internet teknolojisinden, birer yerel yönetim birimi olarak belediyeler ve onların zabıta örgütleri yaygın olarak yararlanmaktadırlar. Belediye yönetimleri bir yandan kendilerini hem hizmet alanlarında yaşayan halka hem de tüm Türkiye’ye ve dünyaya tanıtırken, diğer yandan da hedef kitlelerinden gelecek başvuru ve şikayetlerden anında haberdar olabilmektedirler. Örneğin kimi belediyelere ait internet sitelerinin ilgili sayfalarında da hemşehriye belediye zabıtasına şikayet ve başvuru olanağı sağlayan şikayet ve başvuru formları[26] yer almaktadır. Ayrıca sadece zabıta personelini ve zabıta hizmetlerini konu alan çeşitli internet siteleri[27] de bulunmaktadır. 2. Yazılı/Basılı İletişim AraçlarıYazılı ya da basılı araçlar halkla ilişkiler açısından vazgeçilmez niteliktedirler. Halkla ilişkilerde kullanılan yazılı/basılı araçlar iki başlık altında incelenmektedir: Bunlar yazılı kitle iletişim araçları ve basılı yayınlardır[28]. Yazılı kitle iletişim araçları; gazeteler ve dergiler gibi periyodik (günlük, haftalık, aylık) olarak halka haber aktaran araçlardır. Yazılı basın olarak da adlandırılan bu araçlar kitlesel hareketlerin başlatılıp geliştirilmesinde büyük rol oynamaktadırlar. Bu nedenle halkla ilişkilerine, dolayısıyla da imajına önem veren örgütler basınla iyi ilişkiler kurmak zorundadırlar. Bunlardan basın bildirileri kişi ve kuruluşların faaliyetleri konusunda basını bilgilendirmek için kullandıkları araçlardandır. Periyodik olmayan bu bildiriler örgütün önemli bir faaliyeti, yıldönümü ve halkı ilgilendiren bir konuda örgütün görüşünü belirtmek gibi gerekçelerle çıkarılmaktadır. Basın bültenleri ise örgütlerin faaliyetlerini basına periyodik olarak duyurmak amacı ile hazırladıkları duyurulardır. Bültenler haftalık veya aylık olabileceği gibi, önemli bir faaliyetin özellikle hatırlatılması içinde çıkarılabilirler. Önemli bir konuda kamuoyunu bilgilendirmek veya dikkatini çekmek için düzenlenen basın toplantıları, brifingler ve basın büroları aktiviteleri de diğer kitle iletişim araçları arasında yer almaktadır. Halkla ilişkiler aracı olarak basılı yayınlar sözlü ve görsel araçlardan farklı olarak dokümanter niteliğe sahiptirler. Bunlardan kitaplar önemli bir yere sahiptir. Kuruluş yıldönümlerinde örgütün tarihçesi, faaliyetleri, kurucularının hayat hikayeleri gibi konularda kitaplar yayınlanabilmektedir. Dergiler, örgüt gazeteleri, tanıtım broşürleri ve davetiyeler de diğer basılı yayın araçları arasında yer almaktadır. Diğer yandan slaytlar, panolar, resimler ve fotoğraflar da birer tanıtım aracı olarak örgütlerin halkla ilişkilerinin geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. 3. Diğer AraçlarYukarıdaki sınıflandırmalar dışında belediyelerin ve zabıta örgütlerinin halkla ilişkiler alanında kullanabileceği diğer araçlar seminer, konferans ve benzeri bilimsel toplantılar, fuarlar, festivaller, yarışmalar ve sergilerdir[29]. Faaliyet alanı ne olursa olsun, günümüzde artık bir çok kuruluş çoğu zaman üniversitelerle işbirliği yaparak, halkın ilgisini çeken konularda bilimsel toplantılar düzenlemektedir. Güncel olduğu düşünülen herhangi bir konu üniversite ya da diğer (iş, sanat, spor vb.) kesimlerden uzman kişiler davet edilerek tartışılmakta, böylece bir yandan halkın konuya ilgisi arttırılırken diğer yandan da kamuoyu ile örgüt arasındaki ilişkiler güçlendirilmektedir. Belediyelerin yerel halkın ve belediye çalışanlarının sempatisini kazanmak amacıyla; her kesimin katılabileceği toplumsal, kültürel, sportif ve bilimsel yarışmalar ile düzenlenecek sergiler de belediyelerin halkla ilişkilerde kullandığı/kullanabileceği araçlardandır. C. Belediye Zabıtası ve Empatik İletişimBireylerarası ilişkiler bağlamında “iletişim” kısaca bilgi üretme, aktarma ve anlamlandırma süreci olarak tanımlanabilir. Genel anlamda ise iletişim nitelikleri ne olursa olsun, iki sistem arasındaki bilgi alışverişini ifade eder[30]. Bir diğer tanımla iletişim; bilgi ve düşüncelerin herkes tarafından aynı biçimde ve aynı değerde anlaşılır duruma getirilmesi, paylaşılması ve karşılıklı etkinin sağlanmasıdır[31]. Halkla ilişkiler alanında bireylerarası ilişkiler de en az diğer iletişim araçları kadar önemlidir. Özellikle küçük yerleşim alanlarında bir örgüt ile çevresi arasındaki iletişim çoğunlukla bireylerarası iletişim yoluyla gerçekleşir veya bu yolla kurulur. Bu iletişim ve ilişki süreçlerindeki tutum, tavır ve davranışlar; bir örgüt veya bir birimin üst düzeyinden alt kademelerine kadar bütün elemanlarının tutum ve davranışları bir kurumun veya herhangi bir biriminin değerini halkın gözünde yüceltebilir ya da alçaltabilir[32]. Bu yönüyle örgüt imajının oluşmasında bireylerarası ilişkilerin belirleyici özelliğini teslim etmek gerekir. Bir belediyenin de toplum nezdindeki değerinin belirlenmesinde bütün belediye çalışanları büyük rol oynamaktadır. Üzerinde belediyenin bir yürütme görevlisi olduğunu gösteren bir üniformanın varlığı, hiç kuşkusuz belediye zabıtasına diğer çalışanlara oranla daha büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Zabıta hem çalıştığı belediyenin hem de üyesi bulunduğu zabıta örgütünün bir temsilcisidir ve halk üzerinde bıraktığı her izlenim her iki kuruma da yansır. Bireylerarası ilişkileri etkileyen 3 etmen üzerinde durulmaktadır[33]: Bunlardan birincisi bireyin başkaları ile olan iletişiminde “saygı” ilkesine yer vermesi ve onları kendilerine özgü nitelikleri ile kabul edebilmesidir. İkincisi bireyin içi-dışı ve özü-sözü bir olmasını ifade eden “bağdaşım” ilkesidir. Üçüncüsü ise bireyin karşısındaki bireyi mümkün olduğu kadar “empatik” bir anlayışla dinlemesidir. Empati bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecini anlatır. Belediye zabıtası bir yürütme ve özellikle de bir kolluk gücü olarak insanlarla birebir ilişki içinde bulunan bir kamu görevlisidir. Gerek literatürdeki bilgilerden, gerekse bu çalışma kapsamında yapılan araştırmaya ilişkin bulgulardan, zabıtanın hem görevlerini yerine getirirken karşılaştığı kesimlerle hem de yerel halkla önemli ölçüde bir iletişim sorunu yaşadığı anlaşılmaktadır. İşte bu noktada özellikle empatik iletişimin zabıta ile çevresi arasında sağlıklı ilişkiler kurulmasında etkili olacağı düşünülmektedir. Varol bireyin karşısındaki bireyle empatik iletişim kurabilmesi için gerekli olan ögeleri makalesinde sıralamaktadır[34]. Hiç kuşkusuz bu ögeler zabıta için de bir gerekliliktir: · Empati kuracak kişi, kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır. Empati kurulmaya çalışılan kişinin rolüne kısa bir süre için geçmeli “sanki o kişi imişcesine” düşünmeye ve hissetmeye çalışmalı, daha sonra da tekrar kendi yerine geçmelidir. · Empati kurmuş sayılmak için karşıdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru anlamak gerekir. İletişimin insandan insana bilgi aktarımıyla ilgili olduğu, mesaj alan ve veren bireylerin farklı insanlar olmaları nedeniyle bu kişilerin farklı ihtiyaçları, ilgi alanları, amaçları ve hayata bakış açılarının bulunduğu unutulmamalıdır. · Empatik iletişimin gereklerinden bir diğeri ise empati kuran kişinin zihninde oluşan anlayışın karşıdakine iletilmesi (feed-back) davranışıdır. Kişi karşıdakinin duygularını ve düşüncelerini tam olarak anlasa bile, şayet anladığını ona ifade edemiyorsa empati kurma sürecini tamamlamış sayılmaz. Yine ayrıca sağlıklı bir iletişimin kurulabilmesi için, taraflardan her ikisinin de empatik davranışlar sergilemesi bir gerekliliktir. Empatik iletişime ilişkin tüm gerekler astlık-üstlük ilişkisinin, yani hiyerarşik yapılanmanın söz konusu olduğu örgütlerdeki ikili ilişkiler için de geçerlidir. Örgüt personeli görevlerinin gereklerini bir ast olarak yerine getirirken, üstlerinden insan ilişkileri, meslek formasyonu ve ahlaki davranışlar olarak kendilerine nasıl davranılmasını bekliyorlarsa, bir üst olarak da aynı davranış tarzını diğer kurumsal rollerde görevlerini yerine getiren astlarına karşı göstermelidir. Üstlerin astlarından istedikleri verimi alabilmeleri; sevgi saygı ve disiplini zedelemeden onlarla etkin bir iletişim kurmalarına bağlıdır. Bireylerarası ilişkilerde gerçek anlamda insana değer vermeyi merkezine alan bir iletişimin kurulması, mevcut birçok sorunun ve örgüt içi iletişim çatışmalarının çözümünün temel aracı olacaktır[35]. D. Belediye Zabıtasının Halkla İlişkilerinin GeliştirilmesiHalkla ilişkilerde belediyelerin kolluk hizmetlerine ilişkin faaliyetlerinde ve halka sevimsiz gelebilecek bir kısım işlem ve eylemlerinde ilk elden halkla karşı karşıya gelenler belediye zabıtaları olmakta[36], bu durum da zabıtanın halk nezdinde itibar kaybetmelerine zemin hazırlamaktadır. Gerçekten de belediye zabıtasının çoğu kez kolluk gücüne dayalı yürütme görevi yapması ve gerektiğinde çeşitli cezalar uygulaması, denetim yaptığı kesimlerde bazen infialler yaratabilmektedir. Zabıta böyle durumlarda muhataplarına karşı sabırlı, mümkün olduğunca nazik, tutarlı, adil ve tarafsız davranmalı, kanunları uyguladığını göstermeli, ilgililere uygulamalarının gerekçelerini bildirmelidir. Bilgisi, görgüsü ve kültürü ile karşısındakilere güven vermelidir. Belediyelerin sosyal yardıma ilişkin kolluk görevleri halkın sempatisini daha çabuk kazanmaya olanak veren görevlerdir[37]. Bu alanlarda yapılan hizmetler ve gösterilecek insancıl davranışlar, zabıtanın halkın gözündeki imajını olumlu anlamda geliştirecek ve halkla yakınlaşmasını ve halkın desteğini kazanmasını sağlayacaktır. Söz konusu yakınlaşma ve destek zabıta hizmetlerinin daha çabuk, daha etkin ve verimli sunabilmesini de beraberinde getirecektir. Gerek yerel halkın ve gerekse denetime tabi tuttuğu kesimlerin belediye zabıtasına ilişkin başlıca şikayetleri ise şu noktalarda toplanmaktadır[38]: · Belediye zabıtasının güler yüzlü olmaması, · İlişkide bulunulan kesimlere hoşgörülü ve eşit davranılmaması, · Vatandaşların işi ile zamanında ilgilenilmemesi (“bugün git yarın gel”cilik), · Hizmetlerin hızlı ve seri yapılmaması, · Yürütülen zabıta hizmetleri hakkında yeterli ve açıklayıcı bilgilerin verilmemesi, · İşlemlerde aşırı kırtasiyeciliğe gidilmesi, · Yapılan hizmetlerin eksik ve yetersiz olması, · Belediye zabıtasının kimi durumlarda yetkili olmadığı halde yetkiliymiş gibi işlem yapması, bazen de mevcut yetkilerini kullanmaktan kaçınması. Belediye zabıtalarını görevleri sırasında ilişkiye girdiği kesimlere karşı daha az duyarlı ve saygılı, daha sorumsuz ve ilgisiz davranmaya iten çeşitli nedenlerden de söz edilebilir. Bunlar daha çok; belediye örgütünden kaynaklanan bazı etmenler, eğitim düzeyleri ve bu görevlilerin işe alınırken halkla iyi ilişkiler kurma yetenekleri bakımından dikkatle seçilip seçilmedikleri gibi değişik faktörlerin yarattığı nedenlerdir[39]. Öte yandan zabıta personelinin yerel halka ve özellikle de denetim yaptığı kesimlere karşı ortaya koyduğu davranış biçimi de bir şikayet kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Üvez zabıta personelinin söz konusu davranış biçiminin sebebini Türk yönetim geleneğine bağlamaktadır. Ona göre, Osmanlı devlet yönetiminden Cumhuriyet yönetimine miras kalan bu gelenekte devlet bürokrasisi kendini toplumun hizmetinde gören bir araç olarak değil, toplumun ve devletin sahibi olarak görmektedir. Bu nedenle yönetim-halk ilişkileri yönetenler-teba ilişkileri niteliğinde olmakta ve karşılıklı sevgi, saygı ve güven duygularına dayanmamıştır[40]. Belediye zabıtasının denetime nasıl başlaması ve denetim süresince nasıl davranması gerektiği konusunda da çeşitli görüşler mevcuttur. Örneğin Üvez’e göre söz konusu gerekler yerine getirildiği takdirde zabıtanın özellikle denetim yaptığı kesimlerle ilişkileri gelişecek ve yetkilerin kullanımında ve görevlerin başarımında etkin ve verimlilik sağlanacaktır. Bu gereklerin başlıcaları şöylece belirtilebilir[41]: Belediye zabıta personeli; · Görevine başlarken kılık-kıyafeti düzgün, elbiseleri ütülü, ayakkabısı boyalı, tıraş olmuş, çantası yanında, kendine güveni tam, karşısındakine güven verici olmalıdır. · Disiplinli ve görev ve yetkilerine ilişkin mesleki bilgisi yeterli olmalıdır. · Denetime çıkacak zabıta personeli mümkünse en az iki kişi olmalı ve sabahın erken saatinde zorunlu olmadıkça denetime çıkmamalıdır. Çünkü genellikle esnaf dükkanının temizliğini, malların yerleştirilmesini, etiketlenmesini ve düzenli hale getirilmesini sabahın erken saatlerinde yapmaktadır. Ayrıca erken saatte belki de hiç alışveriş yapmamış olduğu düşünülürse o saatte denetim yapmak sempatik bulunmayabilir. · Denetim yapılacak yere varıldığında sempatik, güler yüzlü, kendinden emin, vakur ve ciddi bir şekilde selam verdikten (şayet sivil ise kimliğini gösterip kendini tanıttıktan) ve hangi amaçla geldiğini açıkladıktan sonra gerekli bilgi ve belgeyi uygun bir dille isteyip denetime başlamalıdır. Belirlenen herhangi bir belediye suçu varsa ve bunun giderilmesi zamana ihtiyaç gösteriyor ve tutanak işleminin ertelenmesi sakınca doğurmuyorsa, ilgililere yapılması ya da yapılmaması gereken işler anlatılmalı, uyarılar yapılmalıdır. Tekrar hangi gün ve saatte geleceği tebliğ edilmeli ve teftiş defterine ve kendi not defterine saptadığı eksiklikleri yazmalı ve belirtilen gün ve saatte mutlaka yeniden oraya gidip uyardığı konuları tekrar incelemelidir. Tebliğ edilen konular yerine getirilmişse teşekkür edip oradan ayrılmalı, yerine getirilmemiş ise gerekli zabıt tanzim edilmelidir. · Devriye veya nöbet görevine gitmiş ise kendisini değiştirecek arkadaşı gelmeden görevden ayrılmamalıdır. Zabıta personelini göreve gönderecek amir de göreve çıkacak personelde bir eksiklik mevcutsa, ancak eksikliği giderdikten sonra göreve göndermelidir. Bunların dışında zabıtanın kendisi ile ilgili olarak dikkat etmesi gereken hususlar ise şunlardır[42]: · Herkesin anlayabileceği şekilde konuşmalı, tatlı dilli olmaya özen göstermelidir. Sorulan sorulara kısa ve doğru cevaplar vermelidir. İşinin gereği olarak temasta bulunduğu muhataplarına karşı çekingenlik, soğukluk ya da öfke duygularından uzak bir şekilde, yakın ilgi ve anlayış göstermeli, nazik ve güler yüzlü olmalıdır. Kişilere karşı ayrımcılık niteliğindeki davranışlardan kesinlikle kaçınmalıdır. · Vatandaşların sorunlarına en kısa sürede etkin çözümler geliştirmelidir. Başvuru ve şikayetleri titizlikle dinlemeli ve değerlendirmelidir. Başvuru ve şikayetler mutlaka kayıt altına alınmalı ve olumlu sonuç alınıncaya kadar takip edilmelidir. E. Belediye Zabıtası ve MedyaMedya terimi; basını, radyo ve televizyonları içine alan geniş bir kavramdır. Türkiye’de yazılı medya olarak ifade edilebilecek olan basın organları 5680 sayılı Basın Kanunu ile, devlete ait radyo ve televizyonlar 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu ile, özel radyo ve televizyonlar ise 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun ile düzenlenme altına alınmışlardır. Medyanın toplum hayatında; devletin organlarını oluşturan yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri yanında dördüncü bir kuvvet olarak önemli bir işlevi ve yeri vardır. Yerel halkın belediye yönetimine katılımında, onu denetlemesinde ve onunla işbirliği yapmasında medya kuruluşlarının rolü büyüktür[43]. Medya bu rolünü yerine getirirken; basın meslek ilkelerini[44] çiğnemeden, özel çıkarlardan öte toplumun ortak çıkarlarına öncelik vermeli ve mevhum olaylar üzerine sansasyonel haberler yaparak tiraj artırma çabasına girmeden, objektif haber anlayışını benimsemelidir. Belediye zabıtasına ilişkin olarak da medyanın görevi belediye zabıta örgütünün gerçekleştirdiği hizmetleri kamuoyuna duyurmak, gerçekleştiremediklerini de nesnel bir şekilde eleştirmek olmalıdır. Belediye zabıta örgütlerinin temel problemlerinden birisi de, yapılan hizmetlerin yerel halka yeterince anlatılamaması, yani zabıtadan halka bilgi akışının yetersiz olmasıdır. Bazen de sorun yetersiz bilgi akışından değil, özellikle son zamanlarda kendisinden sıkça söz edilen medyadaki “dezenformasyon”dan, yani yanlış bilgi akışından kaynaklanmaktadır. Kimi zamanlarda medyada zabıtanın toplum nezdindeki saygınlığını ve itibarını zedeleyecek nitelikte haberlerle[45] de karşılaşılmaktadır. Belediye zabıtasına ilişkin söz konusu olumsuz haberler, özellikle yazılı basında zabıtanın gerçekleştirdiği olumlu hizmetleri yansıtan haberlere oranla çok daha nadir olarak yer almaktadır. Bu durumu zabıtanın toplumsal imajı için memnuniyet verici bulmak mümkünse de gerçek hiç de öyle değildir. Çünkü her nedense söz konusu olumsuz haberler ve bu haberlere ilişkin başlıklar gazetelerin ilk sayfalarında, çok daha büyük puntolarla ve çok daha çarpıcı ve kışkırtıcı ifadelerle verilmektedir. Görüntülü medyada ise zabıta ile ilgili olumlu haberlerle karşılaşmak neredeyse olanaksızdır. Özellikle televizyonların haber bültenlerinde zabıta kendine ancak ya bir seyyar satıcının tezgahını dağıtırken, ya da gecekonducuların feryatları arasında gecekondu yıkımında görev alırken yer bulmaktadır. Ya da kimi televizyon dizilerinde çeşitli olumsuz tiplemelerle (“Zabıta İrfan” örneğinde olduğu gibi) temsil edilmektedir. Zabıtayı okuyucu veya izleyicinin karşısına; halka ve işletmelere hasmane bir tutum içinde olan, ona hizmet etmekten daha çok eziyet etmekten zevk alan, çıkarcı, yetkilerini kötüye kullanan, kimi yetkilerini de çıkarı için kullanmaktan kaçınan, kısaca “negatif” bir portre ile sunmanın medyaya ve topluma nasıl bir fayda sağlayacağı tartışılmalıdır. Kuşkusuz zabıta örgütleri içinde de tıpkı birçok kamu kuruluşunda ve özel kuruluşlarda rastlanabilecek türden olumsuz özellikler taşıyan bireyler olabilir. Ancak bu tip ekstrem örneklerden yola çıkarak zabıtaya ve kurumuna olumsuz bir imaj yüklemek anlaşılır görünmemektedir. Elbette ki zabıtanın da kendisini topluma ve onun yansıtıcısı ve en etkili bilgi kaynaklarından biri olan medyaya doğru ve anlaşılır biçimde ifade etme konusunda görev ve sorumlulukları bulunmaktadır. Yerel nitelikteki kolluk hizmetlerinin yürütücüleri olarak zabıta örgütleri saydam, demokratik, katılımcı ve çağdaş belediyecilik ilkeleri çerçevesinde medya kuruluşları ile yakından ilişkiler kurmalıdır. Gerçekten de, belediye zabıtasının halk katılımının en etkin biçimde gerçekleşebilmesi ve yürütülen zabıta hizmetlerine ilişkin olarak doğru bilgilendirilebilmesi için, saydamlık ilkesinin de bir gereği olarak, ulusal ve yerel medya kuruluşları ile bilgilendirici, her konuda açıklık sağlayıcı ve onlara destek verici bir biçimde dayanışma ve işbirliği içinde olması bir zorunluluktur. Zabıtanın medya ile kuracağı yakın ilişki ve işbirliğinin, başta “olumsuz imaj” olmak üzere mevcut sorunlarının aşılmasında ve medya gücünün yanıltıcı ve yıpratıcı bir unsur olmaktan çıkarak, zabıta örgütü için bir avantaja dönüştürülmesinde büyük katkılar sağlayacağından kuşku duyulmamaktadır. IV. ÇAĞDAŞ BELEDİYE ZABITASI VE AHLAKÇağdaşlık genel olarak, günümüz gelişmiş toplumlarında geçerli olan değerlere, ilke ve standartlara sahip olmak biçiminde tanımlanabilir. Söz konusu çağdaş toplumların yaygın özellikleri onların “bilgili, demokratik, insan haklarına karşı duyarlı, sivil, örgütlü ve katılımcı” olmalarıdır. Çağdaş belediye zabıtası ise kısaca; halkın saygı ve güvenini kazanan, yasaları herkese eşit şekilde uygulayan, yetkilerini kötüye kullanmayan, dürüst, görevine bağlı ve içinde yaşadığı toplumun çıkarlarını her şeyin üstünde tutan zabıtadır. Bunun tersi olarak halkın güvenini kaybetmiş, halkla ilişkilerini geliştiremeyen veya halktan kopuk olan, yetkilerini kötüye kullanan, insanlara ve kurumuna karşı dürüst davranmayan ve kişisel çıkarlarını toplumun çıkarlarının üstünde tutan zabıta da çağdaş olmayan zabıtayı tanımlar[46]. Çağdaş zabıtanın taşıdığı değer ve niteliklerin neler olduğunun belirlenmesi, mesleki performanslarının arttırılmasında ve zabıtaya ilişkin bireysel ve kurumsal sorunların çözümünde aydınlatıcı ve yol gösterici olabilir. A. Çağdaş Zabıta DeğerleriDeğerler bir toplumda bireylerin inandığı, önem verdiği ve uyguladığı toplumsal roller dizisidirler ve bireysel ve toplumsal yaşama biçim ve yön verirler. Birçok örgüt gibi zabıta örgütü de içinde yaşadığı sosyo-ekonomik çevrenin bir parçası olarak söz konusu çevrenin değerlerinden büyük ölçüde etkilenmektedir. Dolayısıyla zabıtanın çağdaş değerlerle donatılmış olması, bulunduğu çevrenin değerlerine bağlıdır. Eğer bir toplumda mevcut değerler güçlü, eğitim ve kültür düzeyi yüksek ise, onun yansıtıcısı olan zabıtanın da değerleri yüksek demektir. Zabıta toplumun bir parçasıdır ve ondan ayrı düşünülemez[47]. Fındıklı bir çalışmasında genel kolluk gücü olarak polisin sahip olması gereken değerler konusunda yapılan bir araştırmayı ele almaktadır. Araştırmada ortaya çıkan sonuçlar[48] bir belediye kolluğu olarak yerel halkla iç içe faaliyet yürüten belediye zabıtasının taşıması gereken değerler konusunda da fikir vermektedir. Bu sonuçlar çerçevesinde çağdaş belediye zabıtası değerlerinin başlıcalarını aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür: · Çağdaş belediye zabıtası insan yaşamının ve insan haklarının korunmasına büyük öncelik verir. Çağdaş zabıta bunların insanların en değerli kaynakları olduğuna inanmalı ve bunu korumayı temel görev saymalıdır. Zabıta bir yandan görevlerini yerine getirirken önceliği insan yaşamını tehdit eden konulara vermeli, diğer yandan da yetkilerini kullanırken insani değerleri göz önünde bulundurmalı, zorlayıcı güç kullanma yetkisini bütün diğer yolları denedikten sonra en son çare olarak ve asgari ölçüde kullanılmalıdır. · Çağdaş belediye zabıtası demokrasi ilkelerini korumaya ve geliştirmeye çalışır. Çağdaş zabıta görevinin sadece belediye sınırları içinde beldenin düzenini ve belde halkının sağlık ve huzurunu korumak değil, aynı zamanla bunu demokratik ilke ve kurallar içinde yapması gerektiğinin bilincindedir. Koruyucu görevlerinin yanında toplumun temel değerlerini ve demokratik ilkeleri geliştirici yönde çalışmalıdır. · Çağdaş belediye zabıtası öncelikli görevinin belediye suçlarını cezalandırmak değil, onları önlemek olduğunun bilincindedir. Zabıtanın temel amacı ve işlevi belediye suçlarının önlenmesidir. Bu konuda en akılcı yol, mevcut kaynakları suç oluşturan olayları meydana geldikten sonra harekete geçirmek değil, onları suçu önlemek için kullanmaktır. · Çağdaş belediye zabıtası kolluk hizmetlerinin yürütülmesinde yerel halkın katılımını sağlamayı başarır. Çağdaş zabıta kendilerine hizmetlerini yönelttiği halkın ilgi, yardım ve desteği olmaksızın görevlerini yerine getirmede başarılı olamayacağının bilincindedir. Zabıtanın belediye suçlarını önleme sorumluluğuna halkın katılımını sağlayabilmesi ve sorunların halkla paylaşılması oldukça önemlidir. Zabıtanın halkla işbirliği yapmaksızın suçları kendi başına önlemesi mümkün olmadığı gibi, böyle bir yaklaşım aynı zamanda onun halktan kopmasına neden olabilir. · Çağdaş belediye zabıtası görevinin bütün alanlarını profesyonel bir biçimde yapar. Çağdaş zabıta görevlerini hem en iyi şekilde yapmaya, hem de zabıtalığın meslek ahlakına bağlı kalmak zorundadır. Ayrıca zabıta görevini yerine getirirken mesleki bilgi, beceri, disiplin ve uzmanlığın en yüksek düzeyini ve en iyi örneğini sergilemelidir. · Çağdaş belediye zabıtası dürüstlüğü en yüksek standartlarda sürdürür. Çağdaş zabıta toplumun kendisine ve dürüstlüğüne güvenini sağlamak zorundadır. Bu nedenle zabıta sade bir vatandaştan çok daha yüksek bir dürüstlük düzeyini temsil etmesi gerektiğini unutmamalıdır. Çağdaş zabıta gerek görev sırasındaki, gerekse görev dışındaki davranışları bakımından kusursuz olmaya ve mensubu bulunduğu belediyeyi en iyi şekilde temsil etmeye özen göstermelidir. Aslında denilebilir ki gerek örgütsel ve gerekse kişisel bakımdan çağdaş bir zabıta olmanın formülü konusunda önemli bir belirsizlik yoktur. Temel soru/sorun bu formülün kanun koyucudan karar alıcıya ve uygulayıcıya, yöneticiden yönetilenlere kadar ilgili tüm kesimlerce ve özellikle de bizzat zabıtanın kendisince ne düzeyde kararlılıkla yaşama geçirileceğine ilişkindir. B. Belediye Zabıtası ve AhlakDeğerler ve ahlak, yerel yönetimin ve yerel halkın ortak kültürünün temelini oluşturmaktadır. Yerel yönetimlerdeki hizmet anlayışının özünü oluşturması gereken kurumsal ve ahlaki değerler tüm çalışanların günlük davranışları açısından yönlendirici ilkeler sağlamaktadır[49]. Ahlaki değerlerin önemini yitirme derecesi ile yozlaşma arasında doğrusal bir ilişki olduğu herkesçe kabul edilen bir görüştür. Ülke içinde gelir dağılımındaki dengesizlikler, sürekli enflasyon etkileri ve işsizlik gibi sorunlar ahlak kurallarına uyulmamasına neden olmakta; toplumsal, dinsel ve hukuksal yaptırımlar yeterli caydırıcı etkiyi göstermemekte ve toplumsal yozlaşma denilen bir huzursuzluk hali yaşanmaktadır[50]. Gerçekten de günümüzde, ahlaki değer yargılarının önemini yitirdiğini ve ahlaki davranışın artık “modası geçmiş” bir davranış biçimi haline dönüştüğünü düşünmek pek de anlamsız olmayacaktır[51]. Demokrasinin esas özüne kavuşturulabilmesi için bir yandan erozyona uğrayan ahlaki değer yargılarının yeniden bireysel ve toplumsal yaşamda eski yerlerini alması sağlanırken diğer yandan da aşınan ve etkinliğini kaybeden ahlaki kurallar yerine belli yaptırımlar içeren başka kuralların da gündeme gelmesi gerekmektedir[52]. Ahlaki kuralların belediye yönetimlerinde egemen olması, onları bozulmalara, yolsuzluklara ve aşırı siyasallaşmaya karşı koruyacaktır. Yerel yönetimlerde ahlak ilkelerinin uygulanması; etkinlik, verimlilik, açık iletişimin yaygınlaştırılması, kamu yararının yeniden tanımlanması ve sorumluluğun yaygınlaştırılması gibi birçok konuda önemli ve tamamlayıcı bir unsur olarak işlev görmektedir[53]. Yerel yönetimlerde ve özellikle belediyelerde meydana gelebilecek çeşitli yozlaşma niteliğindeki uygulamaları önlemek ve bu yönetimlerde ahlaklılığı egemen kılmak amacıyla bugüne kadar değişik öneri ve yaklaşımlar geliştirilmiştir. Söz konusu öneri ve yaklaşımların bazıları şöyle sıralanabilir[54]: · Hukuksal düzenlemelerin yapılması. · Yargı denetiminin etkili hale getirilmesi. Kamu yönetici ve çalışanlarına izlendiklerinin, denetlendiklerinin, ahlak dışı bir eylem yaptıklarında sorgulanacaklarının ve cezalandırılacaklarının hissettirilmesi. · İş ortamına ahlakı aşılayacak nitelikteki kurumsal mekanizmaların ortaya konması. Kanun, tüzük ve yönetmeliklere ve yönetsel emirlere uygun, zamanında hizmet veren, iş yapan ve kamu gücünü kötüye kullanmayan personelin ödüllendirilmesi. · Yöneticilerin görev sürelerinin kısa ya da sınırlı tutulması. · Kamu görevlilerinin maaş ve ücretlerinin, onları kamu kaynaklarını kullanmaya muhtaç bırakmayacak düzeyde olması. · Yerel topluluk üyelerinin temel haklarının demokrasi ilkeleri ve insan haklarına dayalı bir biçimde kabul edilmesi ve bunlara uyulması için gerekli her türlü önlemin alınması. Bu düzenlemeler yerel kamu görevlilerinin niteliklerini ve görevlerini yerine getirme koşullarını geliştirmeyi, yerel hizmetlerin demokratiklik ve etkinlik ilkelerine göre yürütülmesini ve yerel halkın yerel yönetime karşı duyduğu güven ve bağlılığı artırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca yönetimde dürüstlüğü, açıklığı, kamu malını korumayı, adalete ve eşitliğe dayalı değerlerin yaratılması ve uygulanması da amaçlanan diğer konular arasındadır. Belediye zabıtası denetim görevini yürüten ve belediye emir ve yasaklarına aykırı davrananların ceza yaptırımına uğramalarında başat rol oynayan bir kamu personelidir. Türkiye’de de rüşvet, iltimas, görevi kötüye kullanma[55] vb. yolsuzluk uygulamaları, daha çok denetim hizmetinin yürütüldüğü alanlarda gözlemlenmektedir. Bu nedenle de zabıta faaliyetlerinin gerçekleşme süreçlerinde, sözü edilen ve ahlaki değerlerin aşınmasına ortam hazırlayan uygulamalara rastlanması olasılığı diğer hizmet alanlarına oranla daha yüksektir. Ayrıca zabıtada belli düzeylerde bir ahlaki yozlaşmanın var olduğuna ilişkin kamuoyunda da bir kanaat oluşmuş durumdadır. Söz konusu kanaati ortadan kaldırmak ve niteliği ve miktarı ne olursa olsun, her türlü ahlaki erozyon göstergesi davranıştan uzak kalmak ve birer ahlak modeli haline gelmek zabıtanın önceliği olmalıdır. Belediye yönetimlerinde ahlaklı ve dürüst davranışların egemen kılınması; her tür kişisel ve toplumsal ilişkilerde olduğu gibi, temelde insana, onun haklarına, onuruna ve tüm ana değerlerine yönelmekle ve bunları sürekli olarak geliştirmekle mümkün gözükmektedir[56]. 1. “Yerel Yönetim Ahlak Şartı” ve “Yerel Hizmet Andı” ÖnerileriYerel yönetimlerin yönetim sistemlerinde ahlaki değerleri egemen kılmaya yönelik olarak geliştirilen en önemli yöntemlerden biri de bir “Yerel Yönetim Ahlak Şartı”nın kabul edilmesidir[57]. Bu şart birer yönetim ahlakı ilkesi olarak kabul edilen doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik, göreve ve mesleğe bağlılık duyguları ve insana öncelik verme, kamu malını koruma ve halka adaletli bir hizmet sunma gibi düşünceleri esas almaktadır. Yerel Yönetim Ahlak Şartı’nın yerel ahlakın geliştirilmesi ve kurumsallaşması amacıyla, yerel yönetim birimlerinde yer alan her düzeydeki yetkili, görevli ve çalışanlara yönelik olarak uygulanması öngörülmektedir. Şart’a uymayan davranışların ya da bu konuda ciddi endişelerin ortaya çıkması durumunda yasal ve yönetsel önlemler alınabilmektedir. Ayrıca, “kendiliklerinden konunun üzerine gidebilmek, yerel yönetim ahlakını korumaya ve geliştirmeye yönelik genel araştırma, soruşturma yapmak ve uygun tüm hukuk yollarını harekete geçirebilmek ve gerekli mesleki ve benzeri yaptırımlar yoluna başvurmak” amacı ile yerel yönetimlerdeki yetkili, görevli ve çalışanların, kendi aralarında oluşturacakları bir “Yerel Yönetim Ahlak Kurulu”na da bu alanda yer verilmektedir[58]. Birer zihinsel tasarım olan “Yerel Yönetim Ahlak Şartı” ve “Yerel Hizmet Andı” önerileri[59], Türkiye’de yerel yönetim sisteminin geliştirilebilmesi için oluşturulan temel amaç ve stratejiler doğrultusunda bu konuda mevcut uluslararası örneklerden yararlanılarak hazırlanmıştır. Son yıllarda Türkiye gündemini sürekli meşgul eden yozlaşma niteliğindeki uygulamaları en azından yerel düzeyde önlemesi umut edilen bu iki önerinin ne derece olumlu sonuç vereceği tartışılabilir. Özellikle Yerel Hizmet Andı’nın etkili olabilmesi temelde bu andın ilgililerinin ahlaki yapılarıyla yakından ilgilidir. Ahlaklı olmanın temel gereklerinden olan doğruluk, dürüstlük, vicdani sorumluluk ve sözünde durma gibi değerlerden yoksun olan bir yerel yönetici ya da çalışan için and pek de bağlayıcı olmayacaktır. Bu nedenle böyle iyi niyetli girişimlerin çeşitli maddi yaptırımlarla da desteklenmesi gerekmektedir. Ayrıca istihdam ve eğitim politikalarının belirlenmesinde ahlak değerlerinin mümkün olduğunca merkeze alınması, söz konusu şart ve andın etkinliklerinin arttırılmasını sağlayacaktır.
Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra ülkemizde hızlanma sürecine giren kentleşme olgusu, bir yandan kentlerin sayısını arttırırken, diğer yandan da nüfus ve alanca büyümelerine, bu süre içinde de örgütlenmelerinde ve iç yapılarında önemli değişikliklere yol açmıştır. Kentlerdeki nüfus miktarının hızlı bir artış göstermesi, kentte biriken nüfusun kamu yönetimine ve özellikle belediye yönetimlerine yönelik yoğun bir hizmet talebini beraberinde getirmektedir. Bu da belediyelerin görevlerini ve dolayısıyla hizmet yükünü, miktar ve çeşitlilik bakımından arttırmaktadır. Kentli hakları; temel hakların, ekonomik, toplumsal ve kültürel hakların ve dayanışma haklarının gerçekleşme alanı olarak kent mekanında somutlaşmasıdır ve uluslararası bir metin olarak, 1992’de Strazburg’da kabul edilen Avrupa Kentsel Şartı’nda yer almıştır. Daha önceki birçok uluslararası metinden farklı olarak, hükümetlerin değil, yerel yönetimlerin imzasına açılan Şart’ta, Avrupa yerleşimlerinde yaşayan kent sakinlerinin sahip oldukları haklar sıralanmaktadır. Bu sıralamada dikkat çekici noktalardan biri, kent güvenliği ve kent sağlığının öncelikli haklar olarak ilk iki sırayı oluşturmasıdır. Bu iki hak da, kentsel kolluk (zabıta) hizmetlerinin temel amaçlarından olan ve kısaca “esenlik” kavramıyla da ifadelendirilen “beldenin düzeninin ve belde halkının sağlık ve huzurunun sağlanması” ile doğrudan ilgilidir. Yerel kamu hizmetlerinin hangi yönetim birimlerince yürütüleceği konusu, önemli bir sorun olarak uzun yıllardan beri gündemdedir. Bu bölüşümü her zamanda ve mekanda geçerli kılabilecek kesin ölçütleri belirlemek pek mümkün gözükmese de, görevler yönetimler arasında her ülkedeki anayasal düzene, ekonomik ve sosyal gereklere göre çeşitli biçimlerde paylaşılabilmektedir. Türkiye’de yerel yönetimlerin hangi kamu hizmetlerini yürütmesi gerektiği konusunda 1982 Anayasası’nın getirdiği yerel halkın “mahalli müşterek ihtiyaçları” ölçütü çok açık olmamakla birlikte; kentsel kolluk (zabıta) hizmetlerinin gerek hizmetin faydasının mekansal yayılımının sunulduğu belde düzeyinde kalması ve gerekse bu hizmetlerin ekonomik olarak o büyüklükte bir belde içinde üretilebilecek olması bakımlarından yerel yönetim örgütlerince yerine getirilmesi uygun görülmektedir. Belediye yönetimleri de kentsel kolluk (zabıta) hizmetlerinin etkin ve verimliliği açısından diğer yönetimlere oranla daha elverişli durumdadırlar. Nitekim mevcut yasal düzenlemelerin öngördüğü görev bölüşümü de genellikle bu yöndedir. Genel güvenlik hizmetleri bir merkezi yönetim görevi olarak, emniyet ve asayişin sağlanmasına yönelik hizmetleri içermektedir. Yerel yönetimlerin yürüttüğü esenlik hizmetlerinin temel amacı ise, merkezi yönetimin genel güvenlik hizmetlerine yardımcı olmak yanında, daha çok bunun dışındaki alanlarda kamu düzenini ve kamunun refah ve huzurunu sağlamaktır. Belediyeler de bu amacın gerçekleştirilmesinde rol oynayan birincil aktörlerdir. Kent güvenliği, hem kentlerde işlenen suçların hem de kente ve kentliye karşı işlenen suçların önlenmesi ve ortadan kaldırılmasını ifade eder. Bu anlamda terör, cinayet, yaralama, gasp, hırsızlık, dolandırıcılık ve rüşvet gibi suçların yanında; gecekonduculuk, kaçak yapı üretimi, kaçak mal ticaretiyle uğraşma, çevrenin kirletilmesi, çeşitli ihtiyaç maddelerinin sağlıksız ya da pahalı olarak halka sunulması, kamunun kullanımına ayrılmış alanların izinsiz işgal edilmesi ve benzeri eylem ve işler de kent güvenliğini tehdit eden unsurlar arasında yer almaktadırlar. Gelişmekte olan ülkelerin kaderi durumundaki “sağlıksız ve düzensiz kentleşme” olgusunun beraberinde getirdiği kent güvenliği sorununun aşılması ise, öncelikle etkin ve verimli şekilde yürütülen kolluk (zabıta) hizmetlerine ve dolayısıyla bu hizmetleri yürütecek örgütsel yapının varlığına bağlıdır. 1580 sayılı Belediye Kanunu belediyelerin, beldenin ve belde halkının “sağlık, esenlik ve refahını sağlamak, düzenini bozulmaktan korumak” görevlerinin bulunduğunu belirtmektedir. Konuya bu açıdan bakıldığında belediye zabıta hizmetlerinin hem belediyeler hem de belde ve beldede yaşayanlar bakımından taşıdığı önem ortaya çıkmaktadır. Belediyeler görev ve yükümlülüklerini yerine getirebilmek için, kanunların kendisine verdiği yetkiye dayanarak emirler vermek ve belediye yasakları koymak ve uygulatmak, aykırı hareketleri görülenleri de cezalandırmak hak ve yetkisine sahiptirler. Belediyelerde söz konusu yasaklara uymayanları, diğer bir ifade ile belediye suçu işleyenleri araştırmak, engellemek ve kimi durumlarda da cezalandırmak için gerekli işlemleri yapmak işi de bir kolluk gücü olarak belediye zabıtasına düşmektedir. Tarihsel geçmişinden günümüze gelinceye kadar belediye zabıtası, gerek işlevsel yönden, gerekse de kurum ve personel yönünden büyük değişim süreci yaşamıştır. 1930 tarihli ve 1580 sayılı Belediye Kanunu ile belediye görevleri yeniden belirlenmiş ve belediye zabıtasının belediye hizmetlerinin yürütme ve denetiminde görevli özel bir hizmet zabıtası olması öngörülmüştür. Bugünün kentsel kolluk gücü olan zabıtanın belediye örgütü bünyesinde ayrı bir hizmet birimi olarak kurulması ise 01 Ağustos 1956 tarihinde aynı kanunda yapılan değişiklikle gerçekleşmiştir. İster küçük kasabalarda olduğu gibi sadece bir veya birkaç elemandan, ister büyük kentlerde olduğu gibi sayıları binleri bulan memur-amir topluluğundan oluşsun, belediyenin denetim hizmetlerini yürüten bir temel hizmet birimi olarak belediye zabıtası, belediye personel kadrosu içinde önemli yeri ve ağırlığı olan bir güç durumundadır. Demokrasinin işlemesi, insan haklarına saygının gerçekleşmesi, kentsel çevrenin daha yaşanabilir bir nitelik kazanması ve tüketicilerin korunması, kentte sağlık, düzen ve huzurun temini ve sürekliliğinin sağlanması gibi açılardan da belediye zabıtası büyük önem arz etmektedir. Mevcut konumları, sorunları ve beklentileri ile bir “zabıta profili”nin çıkarılması bu tez çalışmasının temel amaçlarından biri olmuştur. Bu amaca yönelik olarak Afyon ili merkezi bütününde bir alan araştırması yapılmış, belediye zabıtası ve hizmetlerinin; hem kendisi tarafından, hem denetime tabi tuttuğu kesimler tarafından, ve hem de yerel halk (hemşehri) tarafından nasıl algılanıp yorumlandığı saptanmıştır. Araştırma sonucu elde edilen verilerin de ışığında, zabıta personeli ve zabıta hizmetleri ile ortaya çıkan sorunlar ve çözüm önerilerine ilişkin olarak başlıca şu değerlendirmeler yapılabilir: Belediye zabıtasının hizmetleri yalnızca belediye yasaklarını uygulamak, belediye suçlarını önlemek ve takip etmek, kural ve yasaklara aykırı davrananları cezalandırmaktan ibaret değildir. Zabıta örgütü kolluk hizmetlerinin yanı sıra; kent sağlığından bayındırlığa, ulaştırmaya, tarımdan ekonomiye kadar uzanan pek çok alanda da faaliyet göstermektedir. Belediye zabıtasının görevlerinin ayrıntılı olarak yasal ve yönetsel düzenlemelerde sayılmasına karşılık, yetkiler konusunda tam bir netlik bulunmamaktadır. Görev ve yetki bir bütündür ve her görevin yerine getirilmesi, göreve ilişkin yetkiyi de zorunlu kılmaktadır. Ancak görevleri ile karşılaştırıldığında belediye zabıtasının yetkilerinin oldukça sınırlı olduğu belirtilebilir. Bu anlamda yetkilerin, görev ve sorumluluklar ile uyumu sağlayacak biçimde genişletilmesi gerekmektedir. 1969 tarihli Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği o tarihe kadarki yasal ve yönetsel düzenlemeler ışığında zabıtanın görev ve yetkilerini sıralamıştır. Takip eden dönemlerde yürürlüğe giren zabıtaya ilişkin yeni düzenlemeler doğal olarak söz konusu yönetmelikte yer almamaktadır. Bu nedenle zabıtanın görev ve yetkilerinin belirlenmesinde mevcut yönetmelik hükümleri artık yeterli değildir. Yönetmeliğin dayanağını oluşturan Belediye Memur ve Müstahdemleri Tüzüğü’nün 1994 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kaldırılması da bu yönetmeliğin mutlaka yenilenmesi gerektiği görüşünü güçlendirmektedir. Diğer yandan zabıta yönetmeliğinin mevcut hükümleri 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndan (DMK) önceki personel kanununa göre düzenlenmiş olduğundan, doğal olarak sonradan çıkan kanun ile bazı hükümleri ile de uyuşmazlık içindedir. Her ne kadar literatürde, yönetmeliğin kanuna aykırı olmayan hükümlerinin geçerli olmaya devam ettiği, kanuna aykırı durumlarda ise DMK hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtiliyorsa da, belediye zabıtasının görev ve yetkilerinden özlük işlerine kadar pek çok konuda uygulamadaki çeşitli karışıklıkların önüne geçilememektedir. Bu karışıklık zabıta personel ve yöneticilerinin kolluk hizmetlerini -yasal prosedürü takipten daha çok- usta-çırak ilişkisini andırır biçimde yürütmelerine neden olmaktadır. Sorunun aşılmasının ilk adımı olarak, belediye zabıtası için, tüm belediye kolluğu işlerini düzenleyen yeni bir zabıta yönetmeliğine ihtiyaç duyulduğu ortadadır. Yeni yönetmeliğin hazırlanmasına kadar, mevcut yönetmeliği hiç değilse DMK’nın ilgili hükümleri ile kendi personelinin özlük durumlarını kapsayacak şekilde güncellemek de uygun bir yöntem olacaktır. Esasen belediye kolluk işlerinin “kanunla” düzenleneceği 1982 Anayasası’nın bir hükmüdür ve bu konunun İçişleri Bakanlığı’nca bir kanun konusu (“Belediye Zabıtası Görev, Yetki ve Sorumlulukları Kanunu” ve “Belediye Zabıtası Kuruluş Kanunu” gibi) olarak ele alınması ya da Belediye Kanunu’nda yapılacak bir değişiklikle belediye kolluğuna ayrı bir bölüm ayrılması istenebilir. Ancak bu tür çalışmaların zaman alabileceği ve durumun aciliyeti göz önünde tutulduğunda, sorunun şimdilik yönetmelikle çözümü daha uygun görünmektedir. Belediye zabıtası kadroları ve bu kadrolardaki personel nitelik ve nicelik bakımından yeterli düzeyde değildir. Yetişmiş ve nitelikli eleman eksikliği, belli konumlardaki personelin kendi kendilerine karar alamaması ve siyasi olarak gelen yöneticilerin isteklerine uymak zorunda kalmaları, alt kademede olmanın ve sorumluluk almamanın mevcut sistem içerisinde personel için daha akılcı görülmesi, hizmet içi eğitim uygulamalarının ihmal edilmesi ve bunun bir sonucu olarak, personelin görevin yerine getirilmesi için gerekli bilgi, beceri, tavır ve davranışları öğrenmelerinin güçleşmesi, hizmette etkinsizlik ve verimsizlik gibi sorunlar daha çok zabıtanın niteliği ile ilişkili gözükmektedir. Günümüzde Türkiye’de kimi belediyelerde birkaç elemandan, kimilerinde ise yüzlerce elemandan oluşan belediye zabıta örgütleri faaliyetlerini sürdürmektedir. Personel yönetmeliğinin 2. maddesi, belediyelerin zabıta kadrolarını “ihtiyaç ve imkan(lar)ına göre”, “yaklaşık olarak 1.500 nüfusa bir zabıta personeli isabet etmek üzere” oluşturmalarını öngörmesine rağmen, uygulamada genel olarak ortalama 5.000 kişiye bir zabıta memuru düşmektedir. Yine yönetmelikte “kuruluşunda 50’den fazla zabıta memuru bulunan belediyelerde” zabıta müdürlüğü sıfatına uygun bir kadronun ihdası zorunlu kılınmışsa da birçok belediyede zabıta birimleri tam olarak örgütlenememiştir ve yine birçoğunda henüz müdürlük düzeyinde zabıta örgütleri kurulmamıştır. Belediyelerdeki zabıta kadro sayısının beldenin -mümkünse fiili- nüfusu gözetilerek yeterli düzeye çıkartılması ve yönetmelik hükümlerine uygun örgütlenmenin sağlanması bir gerekliliktir. Görevde yükselmelere ilişkin olarak, İçişleri Bakanlığı’nca Şubat 2000’de çıkarılan yönetmelikle getirilen düzenlemeye göre, belediye zabıta personeli görevlerinde yükselmeleri için valiliklerce gerçekleştirilen “görevde yükselme eğitimi” programlarına alınmakta, eğitim sonucu yapılan sınavlarda başarılı bulunanlar arasından, başarı sıralamasına göre boş kadro sayısı kadar atama yapılmaktadır. Görevde yükselme için ayrıca, belli görevlerde ve belli sürelerde hizmet görmüş olmak koşulları aranmaktadır. Yönetmelikle zabıtanın çeşitli kadrolarda istihdamı için “öğrenim düzeyi” bakımından da çeşitli sınırlamalar getirilmiştir. Bu koşullar ve sınırlamalar, özellikle görev süresi ve öğrenim düzeyi yönleriyle kimi genç, yetenekli ve kapasiteli zabıta elemanlarının ya da adaylarının daha verimli olabilecekleri pozisyonlarda istihdamını engelleyici gibi görünse de; kamu yönetimde kayırmacılığın önlenmesi, istihdamda standardizasyonun ve objektifliğin sağlanması ve dahası toplam hizmet kalitesinin arttırılmasını temin bakımından isabetli olacaktır. Ayrıca bu yeni düzenlemeler zabıta personeli arasında gözlenen “yükselmede torpilcilik”e ilişkin yakınmaları da önleyici bir nitelik taşımaktadır. Zabıta personelinin giyeceği kıyafetin ve takacağı işaretlerin şekilleri özel kıyafet yönetmeliğinde ayrıntılı olarak belirlenmesine rağmen zabıta personelinin kıyafetlerinin büyük şehirler ile bazı il merkezlerinde polisin ve kısmen de özel güvenlik görevlilerinin giydiği kıyafetle benzerlik taşıması, hatta polislerin taktıkları arma, apolet ve broş gibi işaretlerle tamamen benzerlik taşıyan işaretleri takması, genel emniyet güçleri içinde oluşturulmuş bulunan motorize “yunuslar” gibi özel timlere karşılık ve onların kıyafet ve teçhizatından da esinlenerek “şahinler” gibi adlar altında motorlu birimler ihdas etmeleri bir özenti olarak değerlendirilmektedir. Kıyafet benzerliği belediye zabıtası ile genel kolluk gücü olan polis arasında muhatapları açısından bir karışıklığa da neden olmaktadır. Karışıklıkta 1994’den bu tarafa polisin kıyafetinin özellikle renk açısından belediye zabıtasınınkine benzer hale getirilmesi de önemli ölçüde etken olmuştur. Bu durum, belediye zabıtasının söz konusu benzerliği fırsat bilerek kendisini adeta polis yerine koymasını veya bu zannı uyandıracak bir tutuma girmesini gerektirmemektedir. Diğer taraftan zabıta personeli kıyafetleri, özellikle büyük kentlerde zabıta personeli arasında da karışıklıklara yol açabilecek şekilde belediyeden belediyeye ve hatta örgüt içinde çeşitli farklılıklar göstermektedir. Bu nedenle zabıta içinde kılık kıyafette birlik ve uyum için gerekli yönetsel ve yasal tedbirler alınmalıdır. Belediye zabıtası, Türkiye’de silahsız bir kolluk gücü olarak kurumlaşmış ve görevlerini yerine getirirken herhangi bir silah kullanması, taşıması veya bulundurması kendisine yasaklanmıştır. Bu durumun bir kolluk gücü açısından bazı sakıncalar doğurduğu ve belediye zabıtasının da silahlı hale getirilmesinin gerektiği konusunda çok sayıda görüş ileri sürülmektedir. Genel kolluk güçlerinde varolan silah taşıma yetkisinin kendilerine de verilmesi yönünde belediye zabıtasında da neredeyse ortak bir talep söz konusudur. Onlara göre bu isteğin temel nedeni silahın “caydırıcı” özelliğinden yararlanmaktır. Ancak önemli olan zabıta personelinin silahlı olup olmamasından daha çok, belediye suçları konularında yeterli yaptırımların öngörülmesi ve zabıtanın faaliyetlerini yetkileri çerçevesinde ciddiyetle yürütmesidir. Gerek zabıtanın saygınlığını arttırmak ve çevresi ile olan ilişkilerinde ciddiyeti sağlamak, gerekse bazı görevlerin yerine getirilmesinin doğuracağı tehlike riskini ortadan kaldırmak için onların mutlaka silahlı birer güç olması gerekmemektedir. Ancak böyle bir sorunu zabıtadan gelen talep ve yakınmaları da göz önünde tutarak etraflıca değerlendirmek ve çeşitli ara formülleri (elektrikli/normal cop kullanmak, silah taşıma/kullanma yetkisini belli görevler için tanımak vb.) de içeren geniş bir perspektifle ele alarak çözümlemek yerinde bir tercih olacaktır. Belediye Kanunu’nun 109. maddesi ile Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 3. ve 24. maddeleri, belediye zabıtası işlerinin bazı özel durumlarda polis tarafından da yürütülebileceğini öngörmektedir. Diğer yandan İl İdaresi Kanunu da mülki amirlerin görev ve yetki alanları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk güç ve örgütlerinin amirleri olarak, jandarma, polis ve diğer özel kolluk güçlerinin yerlerini geçici veya sürekli olarak değiştirilebileceğini hükme bağlamıştır. Genellikle belediye zabıta örgütü tarafından; (silah kullanma da dahil olmak üzere) yetkisizlik, personel ve araç-gereç yetersizliği gibi nedenlerle mülki amir aracılığıyla çeşitli dönemlerde genel kolluk güçlerinden destek talebinde bulunulduğu gözlenmektedir. Çok nadir olsa da bir özel kolluk gücü olan belediye zabıtasına emniyet ve asayişe ilişkin genel kolluk görevinin verilmesi durumunda ise, görev alanı belli bir dönem için de olsa genişleyen belediye zabıtasının görevle orantılı olarak yetkilerinin de genişletilmesi gerekmektedir. Belediye zabıtası ile diğer kolluk güçleri arasındaki uyuşmazlıklara ise daha çok, birden fazla kolluk gücünün aynı konuda görevlendirildiğinde tanık olunmaktadır. Yetkinin veya görevin hangi kolluk gücüne ait olduğu konusunda anlaşmazlığa düşüldüğünde, üst mercilerin (örneğin mülki amirin) hukuka uygun direktifleri sorunu giderici rol oynayabilir. Belediye zabıta personelinin aldıkları maaşlar da yürüttükleri hizmetlerin zorluğu dikkate alındığında yeterli olmaktan uzaktır. Kentlerde her türlü hava koşullarında görev yapmaları, belediye kanun, nizam ve yasaklarına aykırı davranan her türlü vatandaşla karşı karşıya olmaları ve çoğu kez sözlü ve fiili saldırılara muhatap olmaları belediye zabıtalarını belediye çalışanlarına oranla çok daha fazla yıpratmaktadır. Bu yıpranmanın karşılanması bakımından Emekli Sandığı Kanunu’na bir ekleme yapılarak zabıtaya “fiili hizmet zammı” verilmesi yerinde olacaktır. Ayrıca yıllık izin ve sağlık raporları sonucu fazla mesai ücretlerinde kesinti yapılmaktadır. 24 saat çalışma esasına dayanan zabıta hizmetlerinde fazla çalışma ücretlerinin kesilmemesi zabıtanın mali yönden güçlenmesini sağlayacaktır. Zabıtanın görevlerinden dolayı maruz kaldıkları yaralanma, hastalıklardan dolayı sakat kalma veya ölmeleri hallerinde, kendilerinin veya yakınlarının maddi ve manevi zararlarının tazmini için 2330 sayılı Maddi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’a ilave yapılmalıdır. Diğer yandan zabıta personeli görevleri gereği günün her saatinde faaliyette olduklarından ve hangi koşullarda yemek yiyeceği, dinleneceği belli olmadığından, 2155 sayılı Bazı Kamu Personeline Tayın Bedeli Verilmesi Hakkındaki Kanun’a bir fıkra eklenerek onlara da tayın bedeli verilmelidir. Belediyenin bir tür aynası durumunda olan zabıta memurlarına yapılacak giyim yardımı da onları maddi yönden destekleyecektir. Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği’nde belediye zabıtasının özel zabıta kuvveti olduğu, üniformalı olduğu, kıyafet ve teçhizatının özel yönetmeliğinde gösterileceğine dair hükümler bulunmaktadır. Devlet Memurları Kanunu ise ilgili kanuna tabi kurumlarda çalıştırılan memurların sınıflarını belirtirken; “Bu kanunun kapsamına dahil kurumlarda yönetim, icra, büro ve benzeri hizmetleri gören ve bu kanunla tespit edilen diğer sınıflara girmeyen memurlar genel idare hizmetleri sınıfını teşkil eder” hükmüne yer vermiş ve dolayısıyla da belediye zabıta personeli “Genel İdare Hizmetleri” sınıfı içinde kabul edilmiştir. Halbuki belediye zabıtasının özel bir zabıta kuvveti olması nedeniyle kanuna yapılacak bir ekle “Belediye Zabıta Hizmetleri Sınıfı” veya “Emniyet Hizmetleri Sınıfı” gibi ayrı bir statüde değerlendirilmesi daha uygun görünmektedir. Belediye zabıtasının en önemli sorunlarından biri de toplum tarafından algılanış biçiminin genellikle olumsuz olması, görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken yeterli toplumsal desteği arkasında bulamamasıdır. Bu durum zabıtanın halkla ilişkilerinin sorunlu olduğunun bir işaretidir. Gerçekten de belediye zabıtası toplumda ceza yazan, çarşı esnafını ve seyyar satıcıları korkutan, gecekondu yıkımlarında vatandaşlarla kavga eden, siyasal bir örgütün kamu görevlisi olarak görülmektedir. Toplumun zabıtanın görev alanı ile belediye yönetiminin diğer birimlerinin görev alanlarını ayırt edememesi ve belediye zabıtasını belediye tüzel kişiliğinin temsilcisi olarak görme alışkanlığı da diğer bir sorundur. İlgili birime zabıta tarafından aktarılan şikayetin sonucunu halk (hemşehri) yine zabıtadan almak istemekte, şikayetlerin sonuçlandırılamaması durumunda ise sorumluluk yine zabıtaya yüklenmektedir. Toplum nezdinde genellikle onlar; ne bir jandarma veya polis gibi itaat edilmek zorunda olunan birer kolluk gücü, ne saygın ve itibar gösterilmesi gereken birer kamu denetçisi, ne de toplumun refah ve mutluluğu için çaba harcayan ve toplumsal desteği hak eden birer kamu görevlisidirler. Bu nedenle belediye zabıtasının toplumsal statüsünün yeniden tanımlanmasını ve inşasını sağlayacak tedbirlerin -ki bu tedbirlerin hem sosyo-ekonomik, hem hukuksal ve hem de eğitime ilişkin yönleri vardır- en kısa sürede alınması yerinde olacaktır. Belediye zabıtasının belediye üst yönetim organlarında ve özellikle de belediye cezalarının verilmesinde bir karar mercii olan belediye encümeninde temsil edilmiyor olması da bir yönetsel sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Zabıtaya encümende temsil hakkının tanınması yürütme ile karar alma birimleri arasındaki bilgi alışverişinin gerçekleştirilmesi ve zabıtanın yaptırım gücünün arttırılması yönünden faydalı olacaktır. Bazı seçilmiş belediye yetkililerinin, örneğin belediye başkanı ve meclis üyelerinin zabıtayı çeşitli siyasal tasarruflarda ve davranışlarda kullanmak eğiliminde olmaları belediye zabıtasının bir diğer sorunudur. Gerçekten de zabıtalar zaman zaman siyasal yönden çeşitli baskılara maruz bırakılmaktadırlar. Yetkililerin bu eğiliminden kaynaklanan tedirginlik, birçok belediye zabıta personelinin tüm yurtta belediye zabıta örgütünün ayrı bir merkezi kuruluşa bağlanmasına yönelik isteklerine neden olmaktadır ki bu istekler yerel yönetimlerin ve çağdaş, katılımcı, demokratik belediyecilik kavramının varlık nedeni ile ters düşmektedir. Genel olarak siyasetin belediye zabıta personeli üzerindeki etkisi, onların işe alınma aşamasından başlamakta ve iş yaşamları boyunca sürmektedir. Özellikle birer siyasetçi olan belediye başkanları göreve geldiklerinde parti veya partililerin baskısıyla veya kendi istekleriyle personel istihdam etmektedirler. Bu şekilde istihdam edilenler ya da belediye örgütü içinde dikey pozisyon değiştirenler, kendilerini belde halkının hizmetkarı olarak görmek yerine belediye başkanının veya partisinin bir görevlisi olarak hissetmektedirler. Bu durum şüphesiz zabıta personeli için de söz konusudur ve onları siyasal anlamda bağımlı hale getirmektedir. Bir kentsel denetim birimi olan belediye zabıtasının kamu adına tarafsızlık, nesnellik ve eşitlik ilkeleri doğrultusunda faaliyet gösteren bir hizmet birimi olabilmesi için tüm siyasal etkilerin dışında tutulmaları gerekmektedir. Yönetim değişiklikleri belediye zabıta örgütünü etkilememeli ve zabıta personelinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanmalıdır. Belediye zabıta personeli resmi kıyafeti ile temsil ettiği belediye adına görevlerini yerine getirirken çeşitli kentsel grup, kesim ya da kişilerle ortaya çıkan ihtilaflarda ve yargıya intikal eden konularda kurumları tarafından çoğu kez yalnız bırakılmaktadırlar. Belediye adına görev yaptıkları gözardı edilerek yargı kurumları karşısında kişisel dava içinde taraf olmaktadırlar. Oysa belediye yönetimi avukatları aracılığıyla hukuksal davalara konu olan ve zabıtanın görevinden kaynaklanan sorunlarda, mahkeme sürecinde zabıta memurlarını savunmalı ve onları yalnız bırakmamalıdır. Bu konuda zabıtaya destek amacıyla zabıta müdürlükleri bünyesinde birer hukuk bürosu oluşturulması sağlanabilirse, söz konusu bürolar aracılığıyla belediye zabıtasına hak, yetki ve sorumluluklarına ilişkin rehberlik edilebilecek ve hukuksal süreç bakımından onlara yol gösterilebilecektir. Belediye cezalarının ve yaptırımlarının yeterli düzeyde uygulanamamasının bir nedeni de yargısal sürecin yavaş işlemesi ve konu hakkında uzmanlaşmış yargı birimlerinin mevcut olmamasıdır. Sorunun çözümüne ilişkin olarak; belediye cezalarının ve yaptırımlarının işlerlik kazanabilmesi ve aynı zamanda kent halkının belediye ile olan ihtilaflarının giderilmesi için, belediye sorunları ile görevli özel bir yargısal makama (idare mahkemeleri içinde oluşturulacak yeni bir birim ya da ayrı bir kurumlaşma süreci içinde özel olarak örgütlenecek belediye mahkemeleri) ihtiyaç bulunmaktadır. Belediye sınırları içinde beldenin düzenini ve sağlığını koruma görevinin belediye zabıtasına verilmiş olması ve mesleki çalışmanın zor ve yıpratıcı özelliği, onları diğer sorunlarının da etkisiyle baskı altına almakta ve kendi fiziksel ve ruhsal sağlıklarının bozulması riskini arttırmaktadır. İş yoğunluğu nedeniyle kendilerine ve ailelerine yeterli ölçüde zaman ayıramayan zabıtanın önemli bir kısmı da mesleğini kayda değer bir sıklıkla çekilmez bulmakta ve mesleki geleceklerine ümitle bakmamaktadırlar. Zabıtanın sağlık bakımından korunabilmeleri için; belirli periyotlarla sağlık denetimlerinden geçirilmeleri, psikolojik danışma hizmetlerinden yararlandırılmaları için “psikolojik danışma merkezleri” kurulması ve zabıtayı mesainin neden olduğu stres ortamından uzaklaştıracak ve kendilerine de zaman ayırmalarını temin edecek olanakların yaratılması gerekmektedir. Bütün yasal ve bilimsel metinlerde ve toplumsal yaşam içinde de belediye kolluk görevini yerine getiren personele “belediye zabıtası” ve hatta -bütün kolluk güçlerini tanımlayan bir terim olmasına rağmen- yalnızca “zabıta” denilmektedir. Ancak özellikle “zabıta” kavramının, medyanın da kimi zamanlardaki tarafgir yaklaşımının da bir sonucu olarak, “rüşvetçi, menfaatçi, işbitirici” gibi sıfatlarla yan yana anılır olması nedeniyle toplumdaki algılanış biçimi genellikle olumsuzdur. Bu nedenle “belediye zabıtası” kavramının yerine onlara yeni, etkin ve prestijli bir imaj sağlayacak bir başka kavramın kullanılmasının, hem zabıta kurumu ve personeli açısından hem de iletişim ve etkileşim içinde bulunduğu kesimler açısından olumlu sonuçlar doğuracağı beklenmektedir. Zabıtaya göre “zabıta”nın yerine en uygun kavram “kent polisi”dir. İkinci olarak da “kent denetim memuru” tercihi öne çıkmaktadır. Zabıtanın kendisi için yeni bir tanımlama olarak çoğunlukla “kent polisi” kavramını tercih etmesindeki temel etken, isminde yer alacak “polis” kavramının bir kolluk gücü olarak ona yeni ve güçlü bir statü kazandıracağı yolundaki bir beklentidir. Hizmetlerin yürütülmesinde ve yetkilerin kullanılmasında “kent polisi” belki de daha etkin olabilecek, denetimine ve takibine tabi tuttuğu kesimlerin görevi engellemeye yönelik direncine belki de çok daha az muhatap olacaktır. Son yıllarda kendisinden sıkça söz edilen, ancak bir türlü yasal süreci tamamlanamayan Yerel Yönetimler Reformu’nun taslak ve tasarılarında yer alan ve daha çok da büyük şehir yönetimleri için düşünülen “trafik hizmetlerinin denetimi, yönetimi ve düzenlenmesi görevlerinin tamamının veya bir kısmının belediyelere devri” konusuna zabıta pek sıcak bakmamaktadır. Belediyelerin mevcut altyapılarının söz konusu hizmetlerin gereğince yürütülmesi için yeterli bulunmaması bu bakışın temel gerekçesi olarak görülmektedir. Bilakis zabıta personelinde hizmetlerden bazılarının çeşitli merkezi yönetim örgütlerine devredilmesinin uygun olduğu görüşü egemendir. Aynı şekilde zabıtada bazı hizmetlerin genel kolluğa devri konusunda da çok büyük bir istekliliğin varlığı gözlemlenmektedir. Bu sonucu anlamlandırmak mümkündür. Zira zabıtanın özellikle görevlerinin çokluğu ve karmaşıklığı, buna karşın yetkilerinin ve donanımlarının (fiziksel-tinsel) yetersizliği, böyle bir tercihte etkili olmuştur. Spor ve müzik başta olmak üzere satranç, el sanatları ve folklora karşı hobi/uğraş düzeyinde ilgi gösteren zabıtanın dinlenebileceği, spor yapabileceği ve eğlenebileceği, kısacası mesaiden arta kalan vakitlerini değerlendirebileceği spor kompleksleri ve sosyal tesislerin kurulması son derece faydalı olacaktır., Diğer yandan zabıta personeli, görevi sırasında karşılaştığı fiziksel dirençle de ilintili olarak, savunma amaçlı dövüş sporları eğitimi almak istemektedir. Bu istek belediye üst yönetimi açısından değerlendirilmeyi hak edecek düzeyde anlamlıdır. Kendi üst makamlarının, belediye meclisi üyelerinin ve özellikle de yerel halkın çeşitli hizmetlerin yerine getirilmesine engelleyici/önleyici olarak müdahale etmeleri de zabıtanın bir sorunu olarak göze çarpmaktadır. Denetimleri sırasında sıkça sözlü ve fiili saldırılara muhatap olan zabıta, bu tür dış etkilere karşı mevcut yasal düzenlemeleri yetersiz bulmaktadır. Başarılı çalışmaları dolayısıyla yöneticilerince yeterince takdir edilmeme ve çeşitli sıklıklarla hizmet dışı işlerde çalıştırılma da zabıtanın rahatsızlık duyduğu konular arasında yer almaktadır. Zabıtanın tamamına yakınının görev yaptıkları kentin hemşehrisi olmaları, onları ilişkide bulunduğu kesimlerle ilişkilerde belli ölçülerde güç durumda bırakmaktadır. Akrabalık, arkadaşlık, komşuluk, siyasal yakınlık gibi ilişkiler onların “objektif davranamama”, “hatır kıramama” ya da “sözünü geçirememe” gibi sorunlarla karşılaşmasına neden olabilmektedir. Söz konusu ilişkilerin kimi durumlarda işleri kolaylaştırdığı da gerçekse de, mevcut durum şu anki haliyle zabıtanın etkinliği için bir sorun olarak gözükmektedir. Belediye zabıta hizmetlerinin nitelik ve nicelik bakımlarından geliştirilmesi ve iyileştirilmesi, aynı şekilde bu hizmetleri yürütecek zabıta personelinin de nitelik ve nicelik olarak yeterli düzeyde olmasını gerektirir. Belediye zabıta personelinin eğitim düzeyleri çoğunlukla ortaöğretime dayalıdır ve bu durum zabıtanın “nitelikli personel” olmasının önündeki en büyük engeldir. Son yıllarda yerel yönetimlerde ve özellikle de belediyelerde istihdam edilmek üzere eleman yetiştiren kimi yüksek öğretim kurumlarının (meslek yüksek okullarının “Mahalli İdareler” programları gibi) ve yine bu kurumların sadece belediye zabıta elemanı yetiştirmeye yönelik birimlerinin (Mahalli İdareler “Zabıta” programı gibi) varlığı gelecek için ümit vermektedir. Ancak söz konusu gelişmelerin belediye zabıtasının mevcut eğitim sorununun çözümünde yeterli olması beklenmemektedir. Belediye personeline yönelik hizmetiçi veya hizmet dışı (daha çok da hizmet öncesi) eğitim çalışmaları da özellikle zabıta hizmetleri bakımından kısa ve orta vadede önem arz etmektedir. Zabıtalık mesleği ile ilgili uzmanlık eğitimi veren okulların (tek istisna dışında) bulunmayışı ve bunun sonucu olarak zabıtalıkta gereken uzmanlık bilgisinin personel içerisindeki yetersizliği önemli bir sorundur. Üniversitelerin meslek yüksek okulları bünyesinde Kırıkkale Üniversitesi Keskin Meslek Yüksekokulu’nda olduğu gibi “Mahalli İdareler/Zabıta” programlarının çoğaltılması ve ayrıca zabıta mesleğine alımlarda tüm yeni zabıta memuru adayları için bu programlardan, hiç olmazsa da “Mahalli İdareler” programlarından mezun olma koşulu getirilmesi faydalı olacaktır. Diğer yandan belediye yönetimleri de zabıta personelinin genel kültürlerini ve verimliliklerini arttırmak, zabıta hizmetlerine yatkınlıklarını sağlamak ve geliştirmek, gelişen koşulların gerekli kıldığı alanlardaki görgülerini arttırmak ve daha ilerdeki kadrolara hazırlamak maksadıyla eğitim programlarına ağırlık vermeli, bu programların düzenlenmesinde ve yürütülmesinde merkezi yönetim kuruluşları, üniversiteler ve çeşitli sendika, vakıf, dernek vb. sivil toplum örgütleri ile ve diğer belediyelerle yakın işbirliği içine girmelidir. İşbölümü ile doğrusal bir ilişki içinde olan uzmanlaşma, bir yönüyle bir örgütün işlevlerini daha etkin ve verimli biçimde yerine getirmesinin aracı iken diğer yönüyle büyümesinin bir sonucudur. 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren Türkiye’nin siyasal gündemini daha çok işgal eden “Yerel Yönetim Reformu” çerçevesinde hazırlanan kanun tasarı ve tasarı taslaklarında, uzmanlaşma/ihtisaslaşma konusu zabıta hizmetleri ile ilgili olarak gerçekleştirilmeye çalışılan temel düzenleme olmuştur. 1996 yılından günümüze kadar gelen tüm yasal düzenleme taslaklarında zabıta örgütünün uzmanlaşması ilkesel olarak kabul edilmiştir. Buna göre zabıta örgütü personeli için trafik, imar, çevre, sağlık ve turizm gibi konularda işbölümü ve uzmanlaşmaya gidebilecektir. Şüphesiz ki bu düzenleme belediye zabıta hizmetlerindeki etkinlik ve verimliliğin artırılması bakımından son derece yerinde bir tercihtir. Halkla ilişkiler “bir örgütün toplumdaki kişiler ve gruplarla etkileşim içine girerek eylemlerini açıklamasını, toplumun desteğini kazanmasını ve onlardan gelecek tepkilerle yeni düzenlemelere gitmesini sağlayan bir yönetim işlevi” olarak belediye zabıtası için son derece önemlidir. Belediye zabıtası da hizmet sunarken, hem halkın desteğine ihtiyaç duymakta, hem de şikayetleri en az düzeye indirecek bir sistem kurmaya çalışmaktadır. Bu noktada zabıtanın, kendi faaliyetleri hakkında yerel halka bilgi vermesi ve hizmetlerini tanıtması, buna ilave olarak da onlardan gelecek tepkileri değerlendirerek faaliyetlerini yeniden yönlendirmesi gerekmektedir. Belediye zabıta örgütünün başarısı elemanlarının birey olarak başarılı olmalarına bağlıdır. Bu nedenle özellikle yerel halkla direkt temas halinde olan zabıta personelinin dikkatlice seçilmesi ve yetiştirilmesi, ayrıca belediyenin halkla ilişkiler hizmetlerini yürüten birimlerinde de halkla ilişkiler konusunda öğrenim görmüş -mümkünse uzman- kişilerin istihdam edilmeleri isabetli olacaktır. Belediye zabıtası halkla ilişkiler faaliyetleri sonucu oluşturulacak karşılıklı iletişim kanalları yoluyla; hem halkın tepki, şikayet ve beklentilerini kolaylıkla saptayarak bunlara en kısa sürede cevap verebilecek, hem de görev ve yetkilerine, gerçekleştirdiği hizmetlere, aldığı kararlara ve uygulamalarına ilişkin onları bilgilendirebilecektir. Ayrıca belediye zabıtası kent yaşamına dair belediye yönetimlerinin getireceği yasaklar ve gerekçeleri hakkında halkı aydınlatıcı bilgiler vermek suretiyle, bu yasakların halk ve ilgililer tarafından benimsenmesini ve desteklenmesini sağlayabileceklerdir. Bu durum göstermektedir ki, halkla ilişkiler faaliyetleri bir yandan belediyelerin ve zabıta örgütünün daha olumlu bir imaj edinme ve yerel halkın desteğini sağlama çabasına hizmet ederken, diğer yandan da bir tür “yönetime katılım kanalı” olarak halkın demokrasi kültürünün ve hemşehrilik bilincinin oluşturulmasına ve geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Belediye zabıta örgütü halkla iletişimi ve etkileşimi sağlayan yayın araçlarından yararlandığı ölçüde gerek yerel halkla ve gerekse denetim yaptığı kesimlerle daha sağlıklı ilişkiler kurabilecek ve onların desteğini sağlayabilecektir. Belediye zabıtasının halkla ilişkiler faaliyetlerinin tamamını bizzat kendi birimleri eliyle doğrudan yürütmeleri ve özellikle tanıtımda yararlanılan araçları sağlayıp onları etkinlikle kullanmaları, hem finansman hem de teknik ve kişisel donanım açısından güçtür. Bu nedenle zabıtanın gerek kurum gerekse personel olarak hedef kitlelere tanıtılması sürecinde belediyelerin halkla ilişkiler departmanlarına büyük görev düşmektedir. Belediye zabıtasının temel sorunlarından birisi, sunulan hizmetlerin yerel halka yeterince anlatılamaması, zabıtadan halka bilgi akışının yetersiz kalmasıdır. Bazen de sorun özellikle (son zamanlarda kendisinden sıkça söz edilen) medyadaki “dezenformasyon”dan, yani yanlış bilgi akışından kaynaklanmaktadır. Yerel halkın belediye yönetimine katılımında, onu denetlemesinde ve onunla işbirliği yapmasında dördüncü bir kuvvet olarak medya kuruluşlarının rolü gerçekten de büyüktür. Medya bu rolünü yerine getirirken; basın meslek ilkelerini çiğnemeden, özel çıkarlardan öte toplumun ortak çıkarlarına öncelik vermeli ve varlığı şüpheli olaylar üzerine sansasyonel haberler yaparak tiraj artırma çabasına girmeden, objektif haber anlayışını benimsemelidir. Belediye zabıtasına ilişkin olarak medyanın görevi belediye zabıta örgütünün gerçekleştirdiği hizmetleri kamuoyuna duyurmak, gerçekleştiremediklerini de nesnel bir şekilde eleştirmek olmalıdır. Kuşkusuz zabıta örgütleri içinde tıpkı birçok kamu kuruluşunda ve özel kuruluşlarda rastlanabilecek türden olumsuz özellikler taşıyan bireyler olabilir. Ancak bu tip uç örneklerden yola çıkarak zabıtaya ve kurumuna olumsuz bir imaj yüklemek medya için uygun bir tercih değildir. Zabıtanın da kendisini topluma ve onun yansıtıcısı ve en etkili bilgi kaynaklarından biri olan medyaya doğru ve anlaşılır biçimde ifade etme konusunda görev ve sorumlulukları bulunmaktadır. Yerel nitelikteki kolluk hizmetlerinin yürütücüleri olarak zabıta örgütleri saydam, demokratik, katılımcı ve çağdaş belediyecilik ilkeleri çerçevesinde medya kuruluşları ile yakından ilişkiler kurmalıdır. Zabıtanın medya ile kuracağı yakın ilişki ve işbirliğinin, medya gücünün yanıltıcı ve yıpratıcı bir unsur olmaktan çıkarak, zabıta örgütü için bir avantaja dönüştürülmesinde büyük katkılar sağlayacağından kuşku duyulmamaktadır. Zabıtanın hem görevlerini yerine getirirken karşılaştığı kesimlerle, hem de yerel halkla önemli ölçüde bir iletişim sorunu yaşadığı da bir gerçektir. İşte bu noktada özellikle empatik iletişimin zabıta ile çevresi arasında sağlıklı ilişkiler kurulmasında etkili olacağı düşünülmektedir. Zabıta personeli kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır. Empati kurulmaya çalışılan kişinin rolüne kısa bir süre için geçmeli sanki o kişi imişcesine düşünmeye ve hissetmeye çalışmalıdır. Empatik iletişimin tüm gerekleri hiyerarşik yapılanmanın söz konusu olduğu örgütlerdeki ikili ilişkiler için de geçerlidir. Zabıta personeli görevlerinin gereklerini bir ast olarak yerine getirirken, üstlerinden insan ilişkileri, meslek formasyonu ve ahlaki davranışlar olarak kendilerine nasıl davranılmasını bekliyorlarsa, bir üst olarak da aynı davranış tarzını diğer kurumsal rollerde görevlerini yerine getiren astlarına karşı göstermelidir. Çağdaş belediye zabıtası; halkın saygı ve güvenini kazanan, yasaları herkese eşit şekilde uygulayan, yetkilerini kötüye kullanmayan, dürüst, görevine bağlı ve içinde yaşadığı toplumun çıkarlarını her şeyin üstünde tutan zabıtadır. Halkın güvenini kaybetmiş, halkla ilişkilerini geliştiremeyen veya halktan kopuk olan, yetkilerini kötüye kullanan, insanlara ve kurumuna karşı dürüst davranmayan ve kişisel çıkarlarını toplumun çıkarlarının üstünde tutan bir zabıta için çağdaşlıktan söz edilemez. Zabıta görevinin sadece belediye sınırları içinde beldenin düzenini ve belde halkının sağlık ve huzurunu korumak değil, aynı zamanla bunu demokratik ilke ve kurallar içinde yapması gerektiğinin bilincinde olmalıdır. Koruyucu görevlerinin yanında toplumun temel değerlerini ve demokratik ilkeleri geliştirici yönde çalışmalıdır. Zabıtanın temel amacı ve işlevi belediye suçlarının önlenmesidir. Bu konuda en akılcı yol, mevcut kaynakları suç oluşturan olayları meydana geldikten sonra harekete geçirmek değil, onları suçu önlemek için kullanmaktır. Öte yandan zabıta kendilerine hizmetlerini yönelttiği halkın ilgi, yardım ve desteği olmaksızın görevlerini yerine getirmede başarılı olamayacağının bilincinde olmalıdır. Zabıtanın belediye suçlarını önleme sorumluluğuna halkın katılımını sağlayabilmesi ve sorunların halkla paylaşılması oldukça önemlidir. Zabıtanın halkla işbirliği yapmaksızın suçları kendi başına önlemesi mümkün olmadığı gibi, böyle bir yaklaşım aynı zamanda onun halktan kopmasına neden olabilir. Yine belediye zabıtası toplumun kendisine ve dürüstlüğüne güvenini sağlamak zorundadır. Bu nedenle sade bir vatandaştan çok daha yüksek bir dürüstlük düzeyini temsil etmesi gerektiğini unutmamalıdır. Zabıta gerek görev sırasındaki, gerekse görev dışındaki davranışları bakımından kusursuz olmaya ve mensubu bulunduğu belediyeyi en iyi şekilde temsil etmeye özen göstermelidir. Belediye zabıtası denetim görevini yürüten ve belediye emir ve yasaklarına aykırı davrananların ceza yaptırımına uğramalarında başat rol oynayan bir kamu personelidir. Türkiye’de de rüşvet, iltimas, yetkiyi kötüye kullanma vb. yolsuzluk uygulamaları, daha çok denetim hizmetinin yürütüldüğü alanlarda gözlemlenmektedir. Bu nedenle de zabıta faaliyetlerinin gerçekleşme süreçlerinde, sözü edilen ve ahlaki değerlerin aşınmasına ortam hazırlayan uygulamalara rastlanması olasılığı diğer hizmet alanlarına oranla daha yüksektir. Ayrıca zabıtada belli düzeylerde bir ahlaki yozlaşmanın var olduğuna ilişkin kamuoyunda da bir kanaat oluşmuş durumdadır. Söz konusu kanaati ortadan kaldırmak ve niteliği ve miktarı ne olursa olsun, her türlü ahlaki erozyon göstergesi davranıştan uzak kalmak ve birer ahlak modeli haline gelmek zabıtanın önceliği olmalıdır. Belediye zabıta örgütlerinde ahlaklı ve dürüst davranışların egemen kılınması; her tür kişisel ve toplumsal ilişkilerde olduğu gibi, temelde insana, onun haklarına, onuruna ve tüm ana değerlerine yönelmekle ve bunları sürekli olarak geliştirmekle mümkün gözükmektedir. Sonuç olarak denilebilir ki; belediye zabıtasının hemşehrinin güvenlikli ve sağlıklı bir kent ortamında yaşama hakkını gerçekleştirilmeye dönük hizmetlerindeki etkinlik ve verimlilik, çağdaş kentlerin yaratılmasının olmazsa olmaz koşullarındandır. Etkinlik ve verimliliğin yolu da belediyenin icra gücünü oluşturan temel kurum ve bireyler olarak zabıtanın mevcut sorunlarının giderilmesi, yine kurum ve bireyler olarak durumlarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesinden geçmektedir. Bu konuda; Parlamento’dan başta İçişleri Bakanlığı olmak üzere hükümeti oluşturan bazı bakanlıklara ve alt örgütlerine, üniversitelerden çeşitli sivil toplum örgütlerine ve medyaya, belediye yönetimlerinden yerel halka ve işletmelere varıncaya kadar tüm kesimlere, özellikle de örgüt ve birey olarak bizzat zabıtanın kendisine büyük görev ve sorumluluk düşmektedir.
[1] Niyazi Toker; “Belediye Zabıtası”, Belediyeler El Kitabı, TODAİE, Yayın No: 63, Kardeşler Matbaası, Ankara, 1963, s.103. [2] Cevat Geray ve Can Hamamcı; Belediyecilik Eğitimi, Türk Belediyecilik Derneği Mahalli İdareler Eğitim Araştırma Geliştirme Merkezi, Araştırma Dizisi: 2, Ankara, 1994, s.8. [3] Erkul ve Karakılçık; a.g.m., s.96. [4] TODAİE Yerel Yönetimler Araştırma ve Eğitim Merkezi tarafından 2000-2002 yılları arasında gerçekleştirilen bir araştırmanın sonuçlarına göre, Türkiye’de belediye zabıta personelinin %56.9’u lise mezunudur. Ortaokul mezunları %25.9, üniversite mezunları %10.4 ve ilkokul mezunları ise %6.9’luk oranlara sahiptir. Dolayısıyla lise ve ortaokul mezunları toplam zabıtanın 2/3’üne yakınını oluşturmaktadır. Bkz. Aslan ve diğerleri; a.g.a., s.187. Bu oranlar zabıtanın eğitim düzeyi açısından şüphesiz geçmiş dönemlerle karşılaştırıldığında daha olumludur. Örneğin 1977 yılında Ankara Belediyesi’nde görevli zabıtanın %60.3’ü ortaokul mezunu, %23.1’i ilkokul mezunu idi. Yüksek okul mezunlarının oranı ise yalnızca %0.5 idi ki bu oran çok küçüktür. Üstelik belediye zabıtasının eğitim düzeyini gösteren bu oranlar, diğer iller ve küçük belediyelere göre çok daha yüksektir. Bu konuda bkz. Kazancı ve diğerleri; a.g.e., s.137. [5] Hizmetiçi eğitim literatürde “özel ya da kamusal işyerlerinde ücretli ya da aylıklı olarak çalışanların görevlerinin gerektirdiği bilgi, beceri ve tutumlarını geliştirmek amacıyla yapılan eğitim” olarak tanımlanmaktadır. Haydar Taymaz; Hizmetiçi Eğitim, Yayınevi:?, Ankara, 1991, s.4, akt. Geray ve Hamamcı; a.g.e., s.11. Belediye memurlarının hizmetiçi eğitimi de 657 sayılı kanun ve bu kanuna göre çıkarılan yönetmelikler uyarınca, genellikle memurun bağlı olduğu kurum (belediye başkanlığı) tarafından yapılmaktadır. [6] Belediye zabıta personelinin eğitim ihtiyacının belirlenmesine yönelik olarak yapılan ve bir alan araştırmasını da içeren çalışma için bkz. Necdet Aykaç; Program Geliştirme Amacıyla Keçiören Belediyesi Zabıta Personelinin Hizmet İçi Eğitim İhtiyacının Saptanması, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi SBE, Ankara, 1993. [7] Aslan ve diğerleri; a.g.a., s.189-191. [8] Yönetmelik burada (kanımızca yanlışlıkla) “100’den fazla” ve “100’den az” zabıta personeli ayrımına gitmiştir. Zabıta personeli sayısı 100 olan belediyeleri de herhalde ilk gruba dahil etmek gerekir. [9] Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında 3030 Sayılı Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik. (Resmi Gazete, 12 Aralık 1984 - 18603) [10] TODAİE Yerel Yönetimler Araştırma ve Eğitim Merkezi’nin yaptığı araştırmaya göre, belediyelerin %62.3’ünde zabıtalık mesleği işbaşında, %20.5’inde hizmetiçi eğitimle, %4.1’inde ise işbaşında ve hizmetiçi eğitimle öğretilmektedir. Bkz. Aslan ve diğerleri; a.g.a., s.193. [11] Aslan ve diğerleri; a.g.a., s.161-162. [12] Trafik alanında ihtisaslaşma konusu yalnızca 2002 yılında hazırlanan taslakta yer almaktadır. [13] Toprak ve diğerleri; a.g.e., s.132. [14] Lee grevler sırasında gazetelere bütün bir sayfayı kaplayan duyurular vererek işverenin görüşünü kamuya açıklamak çabasına girişmiş ve sonuçta Rockefeller hakkındaki “Aç gözlü ihtiyar kapitalist” görüntüsünü, “çocuklara 10’ar cent harçlık veren, yardım işlerine milyonlarca dolar harcayan iyi yürekli yaşlı adam” olarak değiştirmeyi başarmıştır. Bkz. Mehmet Üvez; “Halkla İlişkiler”, İller ve Belediyeler, S. 635, Eylül 1998, s.529. [15] Üvez; a.g.m., s.529. [16] Halkla ilişkilere ilişkin olarak yapılan tanımlamalardan birkaçı şöyledir: Bir kurumun iç ve dış çevreleri ile iyi ilişkiler kurması ve bu ilişkilerin yönetilmesi, Belirtilmiş hedef kitleleri etkilemek için hazırlanmış planlı, inandırıcı haberleşme çabası, Bir kuruluşu çalışanlara, müşterilere, bağıntılı olduğu kişilere sevdirme ve saydırma sanatı, Halkın sevdiğini öğrenip onu daha çok yapmak, neden hoşlanmadığını bilip onu yapmamak, Toplumda olumlu bir örgüt imajı oluşturmak, özel ve tüzel kişilerin sempatisini kazanmak, Kişi ya da kuruluşun, diğer kişi ya da kuruluşlarla bir çıkar elde etmek amacıyla ilişkiler kurmak veya var olan ilişkilerini geliştirmek için gerçekleştirdiği faaliyetlerin tümü.. Bkz. Gönül Budak ve Gülay Budak; Halkla İlişkiler (Davranışsal Bir Yaklaşım), Beta Yayınları, İstanbul, 1995, s.8, M. Alaeddin Asna; Bankacılar İçin Halkla İlişkiler Bilgisi, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Türkiye İş Bankası Vakfı Yayını, Ankara, 1988, s.32, Zeyyat Sabuncuoğlu; İşletmelerde Halkla İlişkiler, 2. Baskı, Rota Ofset, Bursa, 1993, Demet Gürüz ve diğerleri; Halkla İlişkiler Yönetimi, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Yayınları, No: 1, İzmir, 1998. [17] Alpay Ataol; Halkla İlişkiler, Örgütlerin Temsil Edilmesinde Kavramsal Bir Model, İkinci Baskı, Tanık Matbaacılık, İzmir, 1991, s.6. [18] Budak ve Budak; a.g.e., s.121-155. [19] Hamza Cantemir; “Halkla İlişkilerin Belediyelerdeki Yeri”, Yerel Yönetim ve Denetim, C. 1, S. 6, Temmuz 1996, s.44. [20] Ahmet Yatkın; “Belediyelerde Halkla İlişkiler”, Yerel Yönetim ve Denetim, C. 5, S. 12, Aralık 2000, s.45. [21] Cantemir; a.g.m., s.44. [22] Fatih İnanç; “Halkla İlişkilerde Kullanılan Yayın Araçları ile Tanıtım”, Polis Dergisi, Yıl: 3, S. 13, 1997, s.40-41. [23] İnanç; a.g.m., 39. [24] Yücel Ertekin; Halkla İlişkiler, 3. Basım, TODAİE Yayınları, No: 259, Ankara, 1995, s.110-111, akt. İnanç; a.g.m., 42-43. [25] “İnternet” kelimesi İnternational Network (Uluslararası Ağ) kelimelerinden gelmektedir. Birçok bilgisayar sisteminin birbirine bağlı olduğu bir sistemdir. Başlangıçta bilgiyi paylaşma amacıyla kullanılan internet, günümüzde reklam, haberleşme, tanıtım, pazarlama, alışveriş vb. aracı olarak çok yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Ömer Akgöbek; Bütün Yönleriyle Bilgisayar Microsoft Office XP, Beta Yayınları, İstanbul, 2003, s.653. Ayrıca internetin tarihçesi hakkında bkz. Microsoft Press; Bilgisayar Kurs Kitabı (Microsoft Office XP Step by Step ve Microsoft Windows XP Step by Step), çev. K. Becerik, M. Derman, H. S. Kale, F. Halatçı, A. Konuralp, A. Pamukçu, Neslihan Varol, Arkadaş Yayınları, Ankara, 2002. [26] Örnek olarak Toroslar ve Yenişehir belediyelerince hazırlanan internet sitelerine ait “http://www.toroslar-bld.gov.tr/zabita/” ve http://www.yenisehir-bld.gov.tr/zabita/” sayfaları bu nitelikteki formları içermektedir. [27] Zabıta ve hizmetlerine ilişkin faaliyet gösteren başlıca internet siteleri şunlardır: http://www.zabita.com, http://zabita.hizmetleri.com, http://zabita.tripod.com, http://www.zabita.asistani.com, http://municipalepolis.trgold.net. [28] Budak ve Budak; a.g.e., s.139-147. [29] Budak ve Budak; a.g.e., s.149-152. [30] Metin Varol; “İletişim, Empati ve Hiyerarşi”, Polis Bilimleri Dergisi, C. 1, S. 2, Ağustos 1998, s.86. [31] Enver Daldal; Haberleşme Kuramları ve Uygulamalar, Ege Üniversitesi İşletme Fakültesi Yayını, No: 64/67, İzmir, 1978, s.4, akt. Budak ve Budak; a.g.e., s.54. [32] Muharrem Varol; “Halkla İlişkiler ve Kişilerarası İletişim”, TODAİE YYAEM, Zabıta Hizmetleri Semineri, Seminer Notları Dizisi: VII, Ankara, 1998. s.1 [33] Metin Varol; a.g.m., s.88-89. [34] Varol; a.g.m., s.89-90. [35] Varol; a.g.m., s.91-93. [36] Ahmet Saltık; “Edirne Belediyesi Zabıtalarının Görevlerine İlişkin Bilgi ve Tutumları”, Amme İdaresi Dergisi, C. 22, S. 3, Eylül 1989, s.85. [37] Derdiman; “Belediyelerin Kolluk …(II)”, a.g.m., s.64. [38] Mehmet Üvez; “Zabıta-Halk-Esnaf İlişkileri”, İller ve Belediyeler, S. 643, Mayıs 1999, s.288-289. [39] Selçuk Yalçındağ; “Belediyelerde Halkla İlişkiler”, Belediye Başkanları Semineri Ders Notları, TODAİE, Ankara, 1993, s.431, akt. Harputlugil; a.g.t., s.74. [40] Üvez; a.g.m., s.289. [41] Üvez; a.g.m., s.290-291. [42] Cantemir; a.g.m., s.45-47, Üvez; a.g.m., s.291. [43] Şadi Üstün; “Dördüncü Erk (Medya) ve Belediyeler”, Yerel Yönetim ve Denetim, C. 1, S. 12, Ocak 1997, s.4. [44] Bu ilkeler arasında; doğruluk, dürüstlük, objektiflik, olayları gizlememe, haberlerin doğruluğunu araştırma, söylentileri haber diye vermeme, ahlak dışı yollarla özel menfaatler sağlamama, özel hayata saygı gösterme, yazılmaması kaydı ile verilen bilgileri yazmama, kamu çıkarlarına saygılı olma, toplumun ve insanların sömürülmesine karşı çıkma, şiddet olaylarını kışkırtmama, ırklara, dinlere, dillere, ideolojilere ve her türlü düşünceye saygılı olma, etnik topluluklara ve onların kültür ve geleneklerine saygı gösterme, insan haklarının ve barışın güçlenmesine çalışma, iletişimde tekelci olmama gibi unsurlar yer almaktadır. [45] Belediye zabıtası ile ilgili “olumsuz” haber başlık ve spotlarından bazıları şunlardır: 1. “Başkan dayağı”. Gözler Beldesi’nde DSP’li Belediye Başkanı, tostçuda alkol alan zabıta memurunu dövüp hastanelik etti. Taraflar birbirinden şikayetçi oldu (11 Kasım 2000 Hürriyet). 2. “Zabıta, köpek kovaladı: 3 yaralı”. İstanbul sokaklarında kol gezen köpekler can yakmaya devam ederken, zabıtanın acemiliği neredeyse toplu katliama neden oluyordu (Radikal). 3. “Polis-zabıta kavgası”. İzmir Karşıyaka Çarşısı girişinin barikatını açmayan zabıta memuru Salih Akkuş’la çevik kuvvet polisi Hakan Can tekme tokat kavga etti. Yoğun kalabalığın gözleri önünde sergilenen kavga sonrası taraflar karakolluk oldu (09 Haziran 1999, Hürriyet). 4. “Belgesiz para toplayan zabıta amirine gözaltı”. Tekirdağ’ın Çorlu Belediyesi Zabıta Amiri Yüksel Can, izinsiz ve belge olmadan para topladığı gerekçesiyle gözaltına alındı. Can’ın odasındaki masanın çekmecesinde 24 milyar lira değerinde 60 senet ve çek ile evinde 11 milyar lira para ele geçirildi (http://www.nethaber.com.tr). 5. “Kafa aynı kafa”. Sultanahmet'te geçen ay turistleri karga tulumba kaldırıp sokaktaki masa ve sandalyelere el koyan Eminönü Belediyesi ekipleri dün yine işbaşındaydı. Baskınla masalar toplandı. Oysa Avrupa'da sokak kafeleri teşvik ediliyor (06 Haziran 2003, Star). 6. “Zabıta komiseri gözaltına alındı”. Ankara Keçiören’de düğün salonu açmak isteyen İmam Ali A. işlemlerini tamamlatmak için belediyenin Gürültü ile Mücadele Birim Amirliği’ne başvurdu. İddiaya göre, burada görevli zabıta komiser yardımcısı Veysel Günyüzü “olur” raporu vermek için kendisinden 750 ABD doları istedi. İmam Ali A’nın şikayeti üzerine polis, Günyüzü’ne verilecek paraların seri numarasını aldı. Veysel Günyüzü, rüşvet parayı alırken suçüstü yakalandı (16 Ocak 2003, Star). 7. “Çeteci zabıta müdürü”. Pazarcılar Odası Başkanı ile işbirliği yapan Bakırköy Belediyesi Zabıta Müdürü Muzaffer Kutlu’nun, silahlı adamlarıyla birlikte 10 yıldır esnafı haraca bağladığı ortaya çıktı (11 Ocak 2001, Akşam). [46] Remzi Fındıklı; “Çağdaş Polislik Değerler-Nitelikler-Roller”, Türk İdare Dergisi, S. 397, Aralık 1992, s.100. [47] Fındıklı; a.g.m., s.102-105. [48] George M. Pugh; “The Good Police Officier: Qualities, Roles and Concepts”, Journal of Police Science and Administration, vol: 14, Number: 1, March 1986, USA, s.7, akt. Fındıklı; a.g.m., s.107-109. [49] Sadun Emrealp ve Selahattin Yıldırım; Yerel Yönetimde Başarının Yolları, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi ve Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği Doğu Akdeniz ve Ortadoğu Bölge Teşkilatı (IULA-EMME) Yayını, İstanbul, 1993, s.35-36. [50] A. Hayati Kılıçkaya; “Kamu Yönetimi ve Ahlak”, Türk Hukuk Enstitüsü Dergisi, Yıl: 5, S. 56, Temmuz 2000, s.19. [51] Vural Fuat Savaş; Anayasal İktisat, Takav Yayınları, İzmir, 1993, s.25. [52] Savaş; a.g.e., s.25-26. [53] Bayram Coşkun ve Namık Kemal Öztürk; “Yerel Yönetimlerde Etkinlik ve Etik”, Çağdaş Yerel Yönetimler, C. 2, S. 2, Nisan 2002, s.73. [54] Adalet Bayramoğlu Alada; Yerel Yönetim ve Ahlak, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi ve Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği Doğu Akdeniz ve Ortadoğu Bölge Teşkilatı (IULA-EMME) Yayını, İstanbul, 1993, s.83-86, Kılıçkaya; a.g.m., s.20. [55] Mevcut yetkilerin kişisel çıkar ve benzeri amaçlarla kötüye kullanılması davranışı, uygulamada yanlış olarak “görevi kötüye kullanma” şeklinde ifadelendirilmektedir. Gerçekte kötüye kullanılan görev değil, yetkidir. [56] Alada; a.g.e., s.86. [57] Selahattin Yıldırım; Yerel Yönetim ve Demokrasi, Yerel Yönetimlerin Geliştirilmesi Programı El Kitapları Dizisi, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi ve Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği Doğu Akdeniz ve Ortadoğu Bölge Teşkilatı (IULA-EMME) Yayını, İstanbul, 1993, s.156, Emrealp ve Yıldırım; a.g.e., s.35. [58] Alada; a.g.e., s.83. [59] Öneri metinleri bu çalışmanın sonundaki “EKLER” bölümündedir.
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||