BELEDİYE YÖNETİMİNDE ZABITA HİZMETLERİ VE 21. YÜZYIL KENTİNDE ZABITANIN YERİ

(AFYON BELEDİYESİ ÖRNEĞİ)


İKİNCİ BÖLÜM

KENT GÜVENLİĞİ VE BELEDİYE KOLLUK (ZABITA) HİZMETLERİ

BİRİNCİ KISIM

KENTLİ HAKLARI VE KENT GÜVENLİĞİ

I. KENTSEL YAŞAM KALİTESİ

Kamu yönetimi literatüründen daha çok işletmeciliğin temel konularından biri olan “kalite” terimi, genel kabul gören bir tanımla “bir şeyin iyi veya kötü olma özelliği” ile ilgili kılınarak herhangi bir bakımdan üstünlük veya eksiksizliği[1], yaşam kalitesi de insanların yaşam koşullarından, ilişkilerinden ve içinde yaşadıkları çevreden duydukları tatmin ve güven derecesini[2] ifade eder. Bu yönüyle güvenlik, sağlık, eğitim, kültür, aile, ekonomik güvence ve konut gibi yaşam alanlarının tümüne yönelik olarak duyulan memnuniyet düzeyi, yaşam kalitesinin de standardını belirler.

Yaşam kalitesi kavramı aynı zamanda, bireylerin belli bir zamanda sahip oldukları kaynakları, yaşadıkları yerleri, fiziksel ve toplumsal, çevresel ve psikolojik koşulları da içermektedir[3]. Hızlı nüfus artışı, kentleşme, sanayileşme, doğal kaynakların azalması, çevre sorunları ve teknolojik gelişmeler ile yaşam kalıplarının değişmesi gibi faktörler, yaşam kalitesi kavramını belirleyen etmenler arasında yer alırlar[4].

Kentsel yaşam kalitesi ise, fiziksel ve duygusal öğelere ilave olarak, kenti kent yapan tüm güçlerin ve öğelerin oluşturduğu bir yaşam biçimi olarak görülmektedir. Bu kavram bir kentte çağdaş kent ve çevre standartlarının sağlanmasının yanında, kentli haklarının herkese sağlanmış olup olmadığı ile de doğrudan ilgili bulunmaktadır[5].

Kentsel yaşam kalitesini Geray dar anlamda “toplumsal, ekonomik ve uzamsal (mekansal) öğeler açısından kent tanımına giren yerlerde, kentsel alt yapı, iletişim, ulaşım, konut ve benzeri olanakların sunulma düzeyinin, önceden belirlenen ölçünlerin (standartların) üstünde olması durumu”[6] olarak tanımlamaktadır. Bu tanım fark edildiği üzere kent yaşamının “olan” değil, “olması gereken/arzulanan” düzeyini yansıtmaktadır. Geray’a göre geniş anlamıyla “kentsel yaşam kalitesi” kavramı toplumsal, kültürel, siyasal öğe ve süreçleri de içermektedir. Kentsel yaşam kalitesi kentte yaşayan bireylerin (hemşehrinin[7]) kentin sunduğu olanak ve fırsatlardan eşit, dengeli ve ihtiyaçları oranında yararlanmasını, aynı zamanda eğitsel, sanatsal, kültürel, siyasal etkinliklere ve süreçlere etkin biçimde katılma olanağına sahip olmasını gerektirmektedir. Kentsel yaşam kalitesi düzeyinin yüksek olduğu kent, bireyleri yalnızca barındıran değil, toplumsal, ekonomik, kültürel ve manevi ihtiyaçlarını da karşılayan, ona kent yönetimine katılması olanaklarını da sunan kenttir[8].

Çağdaş örgütlenmeler yoluyla dayanışma, bireyler ve gruplar arasındaki iletişimin yoğunluğu, kenttaşlık (kentlilik/hemşehrilik) bilinci, kent gelirlerinin toplumun çeşitli katmanları arasında dengeli dağılımı, çevresel değerlerin korunmasına ve geliştirilmesine gösterilen duyarlılık, demokrasiyi özümseme ve katılımcılık düzeyi gibi faktörler[9] kentsel yaşam kalitesinin sağlanmasında ve düzeyinin yükseltilmesinde önemli rol oynamaktadırlar.

II. AVRUPA KENTSEL ŞARTI VE KENTLİ HAKLARI

İnsan hakları kavramı gündelik kullanıma II. Dünya Savaşı sonrasında girmiştir. Düşünsel kökenleri Eski Yunan’a ve Roma Hukuku’na kadar dayandırılan insan haklarına ilişkin talepler ise zaman akışı içerisinde yeni fark edişlerle sürekli olarak çeşitlenmekte ve yeniden biçimlenmektedir[10]. Yaşama hakkı, özgürlük hakkı, kişi güvenliği, özel yaşamın gizliliği, seyahat ve dolaşım özgürlüğü, düşünce ve vicdan özgürlüğü, düşünceyi açıklama ve yayma hakkı, çalışma, uygun ve adaletli ücret, toplumsal güvenlik, sendika kurma ve katılma, dinlenme, eğlence ve tatil hakkı, yiyecek, giyim, konut, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, eğitim hakkı, sağlık hakkı, kültürel etkinliklere serbestçe katılmak, güzel sanatları tatmak, bilimsel ilerleyişe katılma ve bundan yararlanma gibi “temel hak ve özgürlükler” ile “ekonomik, toplumsal ve kültürel haklar” böyle bir sürecin ürünüdürler. Yaşam kalitesi sıralanan bu haklarla yakından ilişkilidir ve kentsel yaşam kalitesi de bu hak ve özgürlüklerin yerel toplum düzeyinde gerçekleşebildiği ve korunabildiği ölçüde oluşacak ve gelişecektir.

Kentsel yaşam kalitesi açısından bakıldığında kent, insan haklarının korunduğu ve gerçekleştirildiği bir alan olmak durumundadır. İdeal kent, kentlinin haklarını güvence altına alan kenttir. Kentsel yaşam kalitesinden, ancak hem tek tek bireylerin, hem de toplulukların haklarının güvence altına alındığı bir kentte söz edilebilir. Bu haklar hem kentlinin birey ya da insan olarak sahip olduğu insan haklarını, hem de bireyin içinde yaşadığı kentin ve içinde bulunduğu kentsel toplumun bir üyesi olarak o kentin kentsel ve çevresel değerleri üzerindeki hakların tümünü kapsamaktadır. Dolayısıyla denilebilir ki, kentli hakları; temel hakların, ekonomik, toplumsal ve kültürel hakların ve dayanışma haklarının gerçekleşme alanı olarak kent mekanında somutlaşmasıdır[11].

Kentli haklarının uluslararası düzlemde ele alınması süreci 1980’li yıllara kadar uzansa da, bu haklar uluslararası bir metin olarak, ancak Avrupa Kentsel Şartı’nda (European Urban Charter) kendilerine yer bulmuşlardır. Avrupa Kentsel Şartı, Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa Konseyi’ne bağlı olarak çalışan Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Konferansı’nın[12] 17-19 Mart 1992’de Strazburg’da yapılan olağan toplantısının 18 Mart 1992 tarihli 27. oturumunda kabul edilmiştir. Şart daha önceki birçok uluslararası metinden farklı olarak, hükümetlerin değil, yerel yönetimlerin imzasına açılmıştır. Türkiye’de anlaşmayı imzalayan bir yerel yönetim birimi henüz bulunmamaktadır.

Avrupa Kentsel Şartı 1980-1982 yılları arasında Avrupa Konseyi’nce düzenlenen ve “Yerleşmelerde Daha İyi Yaşam” sloganını benimseyen “Kentsel Rönesans İçin Avrupa Kampanyası” kapsamında geliştirilmiş kentsel politikaların bir ürünüdür[13]. Şart Avrupa Konseyi’nin temel hak ve özgürlüklerin korunması çağrılarına paralel olarak, kentsel gelişmenin niteliksel özellikleri ve yaşam kalitesiyle doğrudan ilgilidir ve Avrupa’da hemen her ülkeye uygulanabilecek bir dizi yol gösterici evrensel ilke tanımlamaktadır. Önemle benimsenen temel iki ilke ise “işbirliği ve dayanışma”dır.

Şart’ta Avrupa yerleşimlerinde yaşayan kent sakinlerinin sahip oldukları belirtilen haklar 20 madde[14] altında sıralanmaktadır.

“Güvenlik” ve “kirletilmemiş sağlıklı bir çevrede yaşama” hakları, Şart’ta öncelikli konular olarak ilk iki sırayı işgal etmektedirler. Avrupa Kentsel Şartı şiddetten, her tür kirlilikten, bozuk ve çarpık kent çevrelerinden arınma hakkının yanı sıra; yaşadığı kent çevresini demokratik koşullarda kontrol edebilme hakkı, insanca konut edinme, sağlık, kültür hizmetlerinden yararlanma, dolaşım özgürlüğü gibi temel kentli haklarının da mevcut olduğu inancını temel almaktadır.

Şart diğer yandan yerel yönetimlerin önemli bir sorumluluğunun kentli haklarını korumak olduğunu kabul etmekte ve söz konusu hakların yaş, cinsiyet, ırk, inanç, milliyet, toplumsal, ekonomik ve politik ayrım gözetilmeksizin, ruhsal ve bedensel özürlere bakılmaksızın, bütün bireylere eşit koşullarda sağlanması gerektiğini savunmaktadır.

Kent güvenliğine ilişkin olarak Avrupa Kentsel Şartı’nda; güvenliğin herkesin endişesi olduğu belirtilerek, bir yerleşimin orada yaşayanların güvenliği garanti edilmeden ve suç korkusu azaltılmadan, gerçek anlamda ‘yerleşim’ olma hakkını elde edemeyeceği vurgulanmaktadır. Ayrıca suçların önlenmesinde ve giderilmesinde, yerel yönetimlerin de önemli roller üstlenmesi gereği üzerinde durulmaktadır.

Şart’a göre emniyet güçleri, güvenlik etkisini arttırabilmek için; toplumun tüm faal birimleriyle gerekli koordinasyonu oluşturarak, kent sakinleri ve temsilcileriyle iyi bir diyalog geliştirmelidir. Uyuşturucu karşıtı yerel politikanın oluşturulması ve uygulanması, suçların tekrarını önleyici programlar ve hapis cezaları yerine alternatif çözümler üretilmesi, mağdurların kollanması, suçların önlenmesine öncelik verilmesi ve buna bağlı mali kaynakların yaratılması da Avrupa Kentsel Şartı’nın kent güvenliğine ilişkin geliştirdiği öneriler arasındadır.

Kent sağlığına ilişkin olarak Şart’ta yer alan görüşlerin başlıcaları ise şunlardır:

Kişilerin bulunduğu toplumsal ve fiziksel çevre ile yaşam biçimleri, sağlığın başlıca belirleyicileridir. Bu anlamda yerel yönetimlerin hedefi; kentsel yaşamın tüm koşullarını gözeterek kamu sağlık politikalarını oluşturmaktır.

Şart’a göre kentsel çevrenin tüm kentlilere iyi sağlık koşullarını sağlaması için; kapsamlı kentsel çevre politikaları oluşturulmalı, atıkların yönetimi, hava, su, toprak ve yeraltı kirliliklerinin engellenmeli, tehlikeli atıklar tamamen ortadan kaldırılmalı, doğal ve yapay çevrenin doğal afetlerden etkilenmesini engelleyici önlemler alınmalıdır.

Ayrıca Avrupa Kentsel Şartı iyi sağlık koşullarının temini için kişilerin temel ihtiyaç maddelerinin güvenilir ve sağlıklı biçimde sunulmasını da önemsemektedir. Şart’a göre kentsel ortamlarda, kişilerin gelişim ve yaşamlarını sürdürebilmeleri için, gerekli temel tüketim maddelerini temin edebilmeleri zorunludur. Bu tüketim maddeleri, kolayca ulaşılabilir olmalı, kente eşit olarak dağıtılmalı, böylelikle tüketiciler üzerinde gereksiz bir stres yaratılmamalıdır.

Sağlıklı ve güvenli içme suyunun temini, günlük tüketim maddelerinin arz ve dağıtımının düzenlenmesi, besin kalite kontrollerinin arttırılarak gıda imalathanelerinin ve yiyecek tüketim yerlerinin temizliğinin kesin yasal hükümlere bağlanması, temel kamu ve altyapı hizmetlerinin öncelikli olarak sağlanması ve dağıtımında kesin politik kararlar oluşturulması da kent sağlığının temini için gerekli faaliyetler arasında sayılmaktadır.

Diğer yandan Şart’ta, yerel yönetimlerin toplum kaynaklı sağlık girişimlerini ve katılımları teşvik etmesi, yerel girişimlerin uluslararası programlarla ortak yürütülmesinin öngörülmesi ve bu noktada belediyelerin, özellikle Dünya Sağlık Teşkilatı’nın (WHO) Avrupa Yerel Çevre ve Sağlık Şartı’na (European Charter for Environment and Health at The Local Level) bağlı olarak geliştirdiği “herkese sağlık” stratejisine dayalı “sağlıklı kentler” projesi gibi uluslararası çevre-sağlık hareketlerine katılımının teşvik edilmesi önerilmektedir.

Hiç şüphesiz Avrupa Kentsel Şartı, yalnızca kentlinin kent güvenliği ve kent sağlığı konularına ilişkin haklarına değinmemektedir. Kentte yaşamanın bireye ve gruplara sağladığı/sağlaması gerektiği birçok hak da Şart’ta detaylı olarak ele alınmaktadır. Gerçekten de ulaşım ve dolaşım, çevrenin korunması ve geliştirilmesi, kentlerin fiziksel ve kültürel yapılarının korunması, güvenli ve sağlam konut edinme, kentlerdeki azınlıkların, hamile, çocuk, yaşlı, hasta ve özürlü gibi çeşitli kesimlerin kentsel hizmetlerden yararlandırılması, kentsel alanlarda spor ve boş zamanları değerlendirme, halkın yönetime katılımı, kent yönetimi ve kent planlaması, kentlerin ekonomik bakımdan kalkınması, kültürel aktiviteler ve kültürler arası kaynaşma gibi konularda Şart, kentlinin haklarını belirlemekte ve bu haklara ilişkin olarak özellikle yerel yönetimlere önemli görev ve sorumluluklar yüklemektedir[15].

Görülmektedir ki Avrupa Kentsel Şartı ile modern yaşamda, insan hayatının tüm yönleri kentsel mekanlar içinde sürdürülebilir kentler ve sürdürülebilir gelecek için yeniden gözden geçirilmektedir. Diğer haklar gibi, henüz oluşma aşamasında bulunan kentsel haklar da insanlığın gelişme sürecine bağlıdır ve yöneticileri sürekli olarak yeni istekler karşısında bırakacak, sürekli yenilenecek ve gelişecektir[16].

III. KENT GÜVENLİĞİ VE TÜRKİYE’DE KENT GÜVENLİĞİ SORUNU

Güvenlik kavramı kısaca, kişilerin canlarına, ırzlarına ve mallarına gelebilecek tehlike ve tehditlerin yokluğunu[17] ifade etmektedir. Bir diğer tanımla güvenlik bireylerin umumi ve umuma açık yerlerde saldırıya, zorlamaya, itilip kakılmaya, kazaya ve engellemeye uğramadan dolaşabilmelerini veya bulunmalarını, can ve malları için endişe duymamalarını[18] anlatır. Güvenlik herkesin sorumluluk üstlendiği ortak bir olgu olarak kabul edilmekte; bunun sağlanmasında hem bireylerin, ailelerin ve sivil toplum örgütlerinin, hem de güvenlik örgütlerinin birlikte çalışmalarının gerektiği[19] üzerinde durulmaktadır.

Kentlerin her şeyden önce gerçekleştirmesi gereken bir performans ölçütü de yaşam güvenliğinin sağlanmasıdır. Bir kentte insanın yaşamı çok yönlü tehditler altında bulunmaktadır. Bozuk gıdaların satılması, yangınlar, trafik kazaları, tekniğine uygun olmadan yapılmış binaların çökme riski, yolda kapağı açık bırakılan kanalizasyon kapaklarının varlığı gibi pek çok sorun kent halkının yaşam güvenliğini tehdit altında bırakmaktadır[20]. Bu noktada yerel yönetimlerin, özellikle kent güvenliği konusunda önemli bir fonksiyona sahip oldukları bilinmektedir. Gerçekten de kentte güvenlikli, sağlıklı ve can güvenliği açısından elverişli bir ortam oluşturmak yerel yönetimlerin görevleri arasında yer almaktadır. Yukarıda belirtildiği üzere, Avrupa Kentsel Şartı’nda da kentlinin uygar, sağlıklı, düzenli ve güvenlikli bir ortamda yaşama hakkından söz edilmektedir.

Kent güvenliği Türkiye’de giderek artan bir sorun olarak gözükmekte, bu sorunun en temel nedenlerinden birinin de kentleşme sürecinin önemli faktörlerinden olan iç göçler olduğu[21] düşünülmektedir. Kentlerde göçün beraberinde getirdiği yığılmalar özellikle büyük kentlerde güvenliği olumsuz yönde etkilemektedir. Ancak kentlerde yaşanan güvenlik sorunun nedeni, şüphesiz yalnızca iç göçler sonucu kentsel mekanların kalabalıklaşması değildir. Türkiye’de özellikle 1950’lerden itibaren çeşitli nedenlerle[22] kentleşme süreci hız kazanmıştır. Bu süreç; sağlıksız ve düzensiz bir kentsel yapılanmayı, kent içi sosyo-kültürel ve ekonomik dengesizlikleri, söz konusu dengesizliğin ortaya çıkardığı yoksulluk/yoksunluk olgusunu ve büyük kentlerde siyasal şiddet[23] riskini arttıran toplumsal gerilimi de beraberinde getirebilmektedir.

Kent güvenliğini, hem kentlerde işlenen suçların hem de kente ve kentliye karşı işlenen suçların önlenmesi ve ortadan kaldırılması olarak algılamak doğru bir yaklaşımdır. Bu anlamda terör, cinayet, yaralama, gasp, hırsızlık, dolandırıcılık ve rüşvet gibi suçların yanında; gecekonduculuk, kaçak yapı üretimi, kaçak mal ticaretiyle uğraşma, çevrenin kirletilmesi, çeşitli ihtiyaç maddelerinin sağlıksız ya da pahalı olarak halka sunulması, kamunun kullanımına ayrılmış alanların izinsiz olarak işgal edilmesi ve benzeri eylem ve işler de kent güvenliğini tehdit eden unsurlar arasında yer almaktadırlar.

Avrupa Kentsel Şartı ile öngörülen kentli haklarının uygulamaya konulması, kentsel yaşam kalitesinin büyük ölçüde sağlanması anlamını taşımaktadır. Kente karşı suçlardan arınmış güvenli ve sağlıklı bir kent ortamının oluşturulması da bu sürecin vazgeçilmez bir sonucudur.

Gelişmekte olan ülkelerin kaderi durumundaki “sağlıksız ve düzensiz kentleşme” olgusu şüphesiz Türkiye’de de mevcuttur. Söz konusu olgunun beraberinde getirdiği kent güvenliği sorununun aşılması ise öncelikle etkin ve verimli şekilde yürütülen kolluk (zabıta) hizmetlerine ve dolayısıyla bu hizmetleri yürütecek örgütsel yapının varlığına bağlıdır. Aşağıda önce kolluk kavramı genel hatlarıyla ele alınmakta ve Türkiye’de kolluk hizmetlerini yürüten örgütler ortak ve farklı özellikleri de ortaya konularak incelenmektedir.

İKİNCİ KISIM

KOLLUK (ZABITA) VE KOLLUK TÜRLERİ

I. KOLLUK (ZABITA) KAVRAMI

Kolluk (zabıta) kavramı, insanların toplu ve yerleşik yaşamlarının ilerleyip gelişmesiyle beraber ortaya çıkan bir olgudur. Artan toplumsal ilişkiler, bilgi ve tecrübe alışverişi, karşılıklı iletişim ve etkileşim toplum içinde bir takım ortak değer ve yargılar meydana getirmişlerdir. Toplumun yaşaması ve istikrarı için uyulması zorunlu bazı davranış kuralları da söz konusu değer ve yargıların birer ürünüdürler[24]. Çeşitli yaptırımlarla desteklenmiş bu kuralların varlığını ve geçerliliğini devam ettirecek, ihlal edilmelerini önleyecek, ihlalinde de cezalandıracak bir güce ihtiyaç duyulmuştur. Kolluk gücü işte bu ihtiyaca cevap verme aracıdır.

Kolluk geniş kapsamlı bir kavram olarak çeşitli anlamları ifade etmektedir. Bir taraftan kamu düzenini sağlayan, koruyan, ya da bozulduğunda eski durumuna getiren yönetsel etkinlikler anlamına gelen kolluk, diğer taraftan da bu tür etkinlikleri yürüten görevliler anlamında da kullanılmaktadır[25]. Kolluğa “zabıta” da denilmektedir.

Onar’a göre ise kolluk (zabıta) yönetim gücünün cebir, silah unsurunu oluşturur. Kolluk iç güvenliğin ve kamu hizmetlerinin korunması ve yerine getirilmesi aracıdır ve yönetimin emri altında görev yapar[26].

II. TÜRKİYE’DE KOLLUK (ZABITA) TÜRLERİ

Kolluk örgütlerinin temel görevi, toplumdaki düzenin, huzurun, barışın ve suçsuzluk durumunun devamını, diğer bir ifade ile kamu düzeninin bozulmamasını sağlamaktır[27]. Toplumsal yaşamın gerektirdiği düzen ve intizamın sağlanabilmesi için, yönetimin bireylerin özgürlüklerine karışmasına ve özgürlüklerinin sınırlarını belirtmesine “yönetsel (idari) kolluk” denir. Yönetsel kolluk bunu gerçekleştirebilmek için emir ve yasaklar koymaktadır.

Yönetsel kolluğun dışında bir de “adli kolluk” söz konusudur. Yönetsel kolluk kamu düzenini sağlama amacına yönelik olarak güvenlik, esenlik, sağlık ve genel ahlakın korunması gibi konularla ilgilenirken[28], adli kolluk ise kamu düzenini bozanları kovuşturmakta ve yargı organlarına teslim etmektedir.

04 Haziran 1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun 3. maddesi de kolluk (zabıta) örgütünü “umumi” (genel) ve “hususi” (özel) olmak üzere iki kısma ayırmaktadır. Genel kolluk silahlı birer kuvvet olan polis ve jandarmadır. Özel kolluk ise genel kolluk dışında kalan ve özel kanunlarına göre kurulup belirli görevleri yerine getiren kolluk kuvvetidir. Bunlara “hizmet kolluğu” da denilmektedir. Gerek genel gerekse özel kolluk örgütleri kendi kanunlarına tabidirler.

Bunların dışında asıl kolluk görevlilerinin bulunmadığı zaman bizzat görevli olan ve asıl kolluk görevlilerinin görev ve yetkilerini kullanan “yardımcı kolluk”tan da söz edilebilir[29].

A. Genel Kolluk

Yukarıda da ifade edildiği üzere genel kolluk, silahlı birer kuvvet olan “polis” ve “jandarma”dan oluşmaktadır.

1. Polis

Polis kamu düzenini ve güvenliğini sağlayan, kamu düzeni bozulduktan sonra da eski haline dönebilmesi için gerekli önlemleri alan silahlı bir kuvvettir[30] ve polis örgütü İçişleri Bakanlığı’na bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü adıyla kurulmuştur. Polisin görev ve yetkilerini belirleyen 04 Temmuz 1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu ise polisin görevlerini belirlemektedir:

“Polis, asayişi, âmme, şahıs, tasarruf emniyetini ve mesken masuniyetini (konut dokunulmazlığını) korur. Halkın ırz, can ve malını muhafaza ve âmmenin istirahatını temin eder.

Yardım isteyenlerle yardıma muhtaç olan çocuk, alil (sakat, hastalıklı) ve acizlere muavenet (yardım) eder. Kanun ve nizamnamelerinin (tüzüklerinin) kendisine verdiği vazifeleri yapar”.

Emniyet Teşkilâtı Kanunu’na göre ise polis, silahlı icra ve inzibat kuvveti olup üniformalı (resmi elbiseli) ve sivil olmak üzere iki kısımdır. Üniformalı polis vasıtalı ve vasıtasız kısımlara ayrılır. Vasıtalı polis atlı, bisikletli, motorlu ve canlı, cansız diğer vasıtalarla donatılmıştır. Sivil polis ise her tür emniyet hizmetinde üniformasız çalıştırılan kısımdır.

Görev bakımından polis, idari, siyasi ve adli bölümlere ayrılmaktadır. Söz konusu kanun, bu bölümleri 9. maddesinde tanımlamaktadır. Maddeye göre:

İdari polis toplumsal ve genel düzeni sağlamakla yükümlü olan kısımdır. Siyasi polis, devletin genel emniyetine ilişkin işlerle yükümlü olan kısımdır. Adli polis ise, asgari tam teşekküllü bir polis karakolu bulunan[31] yerlerde, adli işlerle uğraşmak üzere Emniyet Genel Müdürlüğü’nce kadrodan ayrılan bir kısımdır.

Tam teşekküllü bir kadrodan daha az kuvvette olan polis teşekküllerinin tamamı veya bir kısmı adli polis olarak ayrılabilir. Adli polis, adli soruşturma ödevleri dışındaki hizmetlerde üstlerinin emrindedir.

Çeşitli yıllarda çıkartılan kanunlarla[32], polis örgütünde trafik (1953) ve toplum (1965) polisleri de kurulmuştur. Devlet güvenliğinin özellikle toplumsal olaylar karşısında korunması amacıyla kurulan toplum polisi, 1982 yılında yeniden yapılandırılarak “çevik kuvvet” adını almıştır.

2. Jandarma

Jandarmanın yasal tanımı şöyle yapılmaktadır:

“Türkiye Cumhuriyeti Jandarması emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin korunmasını sağlayan ve diğer kanun ve nizamların verdiği görevleri yerine getiren silahlı, askeri bir güvenlik ve kolluk kuvvetidir”[33].

Jandarma, Jandarma Genel Komutanlığı olarak örgütlenmiştir. Jandarma Genel Komutanlığı ise Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir parçası olup, Silahlı Kuvvetlerle ilgili görevleri, eğitim ve öğrenim bakımından Genelkurmay Başkanlığı’na, emniyet ve asayiş işleriyle diğer görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi yönünden İçişleri Bakanlığı’na ve silah, mühimmat, teçhizat ve benzerleri bakımından da Milli Savunma Bakanlığı’na bağlıdır.

Jandarmanın yönetim ve komutası Jandarma Genel Komutanı’na aittir. Jandarmanın genel olarak görev ve sorumluluk alanı polis görev sahası dışı olup, bu alanlar il ve ilçe belediye sınırları dışında kalan veya polis örgütü bulunmayan yerlerdir.

Jandarma kendisine verilen görevlerin yerine getirilmesi ile ilgili olarak diğer güvenlik güçleri ile işbirliği ve koordinasyonda bulunabilmektedir. Ayrıca kanuna göre jandarma veya emniyet örgütü (polis), kendi sorumluluk sahasında yetersiz kaldıkları veya kalacaklarının değerlendirilmesi halinde, mahalli mülki amirler tarafından birbirlerinin sorumluluk sahalarında geçici olarak görevlendirilebilmektedirler (md.10).

Tüm bunlardan başka, gerekli görülen yerlerde seyyar jandarma birlikleri de kurulabilmektedir. Bunlar genellikle kıyı ve sınırlarda görev yapmaktadırlar[34].

B. Özel Kolluk

Özel kolluk Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun “umumi zabıta” olarak nitelendirdiği genel kolluk dışında kalan ve ancak belirli bazı kolluk görevleri için, özel kanunlarla kurulan kolluk örgütleridir.

Özel kolluk teriminin iki anlamından söz edilmektedir[35]. Bunlardan birincisi genel kolluk gibi, toplumda güvenlik, sükun ve sağlığı temin ettiği halde, özel bir hukuksal rejime tabi olan kolluktur. Örneğin belediye yetkilileri yıkılmaya yüz tutan binaların İmar Kanunu’na göre yıkılması, sağlığa aykırı binalarda oturma izni verilmemesi gibi uygulamalarla sağlık ve güvenliği koruma amacı gütmektedirler. Bunun yanında söz konusu yetkililer özel bir hukuksal rejime tabidirler ve farklı kolluk otoritelerinin emrindedirler.

İkinci anlamına göre ise özel kollukta amaç, genel yönetsel kolluğun yöneldiği güvenlik, sağlık, dirlik, esenlik gibi konuların dışında, tamamen farklı bir alan ve konuda düzenin sağlanması ve korunmasıdır. Bu anlam, kavramın aslına daha uygun bulunmaktadır.

Görev alanları hizmet konularıyla sınırlı olan özel kolluk görevlilerinin sadece bazılarına silah taşıma ve kullanma yetkisi verilmiştir. Özel kolluk örgütlerinin başlıcaları şunlardır:

1. Sahil Güvenlik Komutanlığı

Sahil Güvenlik Komutanlığı 09 Temmuz 1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’na dayanarak oluşturulmuş özel bir kolluk örgütüdür. Örgüt, Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşu içerisinde olup, barış dönemlerinde görev ve hizmet yönünden İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet göstermektedir.

2692 sayılı kanun bu kolluk örgütünün; kanunda belirtilen görev ve hizmetleri[36] yapmak üzere silahlı bir güvenlik kuvveti olarak kurulduğunu ifade etmektedir (md.2). Sahil Güvenlik Komutanlığı mensupları, kendilerine bu kanun ile verilen görevlerin yapılmasında; silah kullanma yetkisi dahil kanunların diğer güvenlik kuvvetlerine tanıdığı bütün hak ve yetkilere sahip bulunmaktadırlar (md.5).

 

 

 

2. Gümrük Muhafaza Örgütü

Gümrük muhafaza örgütü, gümrük kapıları, gümrük örgütü bulunan hava ve deniz limanları ve iç gümrük alanlarında, gümrük ve muhafaza işleriyle, kaçakçılığın önlenmesi takibi ve soruşturulmasıyla görevli bir kolluk örgütüdür. Gerçekten de 07 Ocak 1932 tarihli ve 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun 1983 tarihli değişik 3. maddesinde;

“Her mahallin en büyük mülkiye memuru, ... bilumum gümrük ve gümrük muhafaza amir ve memurları, ... Sahil Güvenlik Komutanlığı subay, astsubay ve eratı, kaçakçılığı men ve takip ve tahkik ile mükelleftirler.”

hükmüne yer vermek suretiyle gümrük muhafaza örgütünün kaçakçılıkla mücadeleye ilişkin görevini belirlemiştir. Yine ilgili kanuna göre kaçakçılığın önlenmesi, takibi ve soruşturulmasıyla görevli gümrük muhafaza örgütü mensupları karasuları veya gümrük mıntıkalarında her tür deniz aracına yanaşıp yük ve evrakını inceleme yetkisine sahiptirler (md.11)[37].

3. Özel Güvenlik Örgütleri

Toplumun ve teknolojinin gelişmesiyle beraber güvenlik ihtiyacı da gelişmekte ve farklılık arz etmektedir. Fabrikalar, baraj, enerji santralleri, rafineri, enerji nakil hatları, akaryakıt nakil, depolama ve yükleme tesisleri gibi yerlerle, sivil trafiğe açık devlet eliyle işletilen hava meydanları ve limanlar gibi yerlerde güvenliğin sağlanması, siyasi parti kapalı yer toplantıları, dernek toplantıları, sosyal yardım kurumları (vakıf, dernek vb.) toplantılarındaki güvenlik ihtiyacının karşılanması özellik isteyen bir durumdur. Bu gibi yerlere daha etkin güvenlik tedbirinin alınması amacıyla özel güvenlik örgütlerinin kurulmasına ihtiyaç duyulmuştur[38].

Türkiye’de ilk özel güvenlik örgütleri 1981 yılından itibaren görülmeye başlanmıştır. Çünkü bu tarihte çıkartılan bir kanunla[39] birçok kamu ve özel kuruluşun kendi güvenlik teşkilatlarını kurmalarına ve elemanlarını almalarına izin verilmiştir.

Kanunun 8. maddesinde yer alan hükme göre özel güvenlik örgütleri, bağlı oldukları kuruluşu bu kanun hükümleri dairesinde korumak ve güvenliğini sağlamakla görevli ve yetkileri bu kanunla sınırlı özel kolluk kuvvetidir.

Bu örgütler özel kanun gereğince ülke ekonomisine ya da devletin savaş gücüne önemli ölçüde katkısı bulunan, kamuya veya özel kişilere ait olup, korunma ve güvenliklerinin sağlanması için Bakanlar Kurulu’nca özel güvenlik örgütü kurulması kararlaştırılan kurum ve kuruluşlarda oluşturulmaktadırlar.

Özel güvenlik örgütü personeli, görev alanları içinde söz konusu kanunda belirtilen görevlerini yaparken silah taşıma ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’na göre silah kullanma yetkisine sahiptirler (md.10).

4. Orman Kolluğu

Orman kolluğu orman suçlarını takip etmek ve gerekirse suç işleyenleri yakalamakla görevli olan orman görevlilerinden oluşur.

Orman Genel Müdürlüğü’nün Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Kuvvetindeki Kararname hükümlerine göre ormanların korunması görevi Orman Genel Müdürlüğü’ne verilmiştir. Bu amaçla söz konusu genel müdürlüğe mensup görevlilerden özel bir kolluk kuvveti oluşturulmuştur. Kolluğun en üst makamı genel müdür, diğer amirler ise orman işletme ve bölge müdürleri veya amirleridir[40].

5. Çiftçi Mallarını Koruma Zabıtası (Bekçisi)

02 Temmuz 1941 yılında çıkarılan 4081 sayılı “Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanun”, çiftçi mallarını korumak[41] amacıyla, yerinden yönetim ve merkezden yönetim ilkelerini karma bir şekilde uygulayarak, ayrı bir örgüt ve bu örgüt içerisinde de ayrı bir zabıta kurulmasını öngörmüştür[42]. Söz konusu kanunun hükümleri, köy sınırı içindeki ve şehir ve kasaba dışındaki tarım ürünü üretilmekte olan alanlarda uygulanmaktadır.

Çiftçi mallarını korumak için kurulan zabıta, bu amaçla tutulmuş bekçilerden oluşmaktadır. Bu bekçiler her il ve ilçe merkezinde kurulan koruma meclisleri tarafından Köy Kanunu’ndaki hükümlere göre seçilmekte ve vali veya kaymakam tarafından atanmaktadırlar.

Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanun’a göre, bu bekçiler çiftçi mallarını korumak, zarar meydana gelirse fiilin devamına engel olacak tedbirleri almak, zararın tespitine yarayacak delilleri toplayarak durumu koruma veya ihtiyar heyetine bildirmekle görevlidirler.

Çiftçi mallarını koruma bekçileri silahlıdırlar ve silah ve cephaneleri devletçe sağlanmaktadır (md.32).

6. Hayvan Sağlığı Kolluğu

Hayvan sağlığı kolluğu, özellikle hayvanlardan ve hayvan maddelerinden[43] insan ve hayvanlara geçebilen hastalıklardan korunulmasını ve bulaşıcı hayvan hastalıkları ile mücadele edilmesini sağlamak amacı ile mahalli (il, ilçe ve köylerde kurulan) hayvan sağlık zabıtası komisyonlarının yönetiminde yürütülen bir kolluk faaliyetidir.

Hayvan sağlığı kolluğu faaliyetlerini düzenleyen temel yasal kaynak 08 Mayıs 1986 tarihli ve 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’dur. Kanun, hayvanların sağlığını korumaya, bulaşıcı hastalıklarla mücadeleye ve bu hususta her türlü tedbirleri almaya ve ülke içindeki hayvan hareketlerine, hayvan maddelerinin sevkine, hayvan ve hayvan maddelerinin ithal ve ihracını sağlık açısından düzenlemeye ve muayeneye ilişkin olarak çeşitli hükümler ortaya koymaktadır. Ayrıca kanunla gerek silahlı kuvvetlere, gerek genel kolluk güçleri olarak polis ve jandarmaya ve gerekse belediye kolluk personeline bu konuda çeşitli görevler yüklenmektedir.

7. Belediye Kolluğu

Belediye kolluğu bu çalışmanın ana konusunu oluşturması nedeniyle ileriki bölümlerde daha ayrıntılı bir biçimde ele alınacaktır. Ancak belediye kolluğu da bir özel kolluk türü olduğundan, bazı bilgileri yüzeysel olarak ifade etmek faydalı olacaktır.

1580 sayılı Belediye Kanunu belediye kolluğunu 104-109. maddelerinde ele almaktadır. 104. maddeye göre belediye zabıtasının görevleri, belediye sınırı içinde beldenin düzen, sağlık ve hududunu sağlamak ve korumak, bu sıfatla Belediye Kanunu’nun ve nizam ve yasaklarının, bunlar uyarınca verilen emirleri ve cezaları uygulamak ve belediye suçlarını kovuşturmaktır. Belediye zabıtası ayrıca, kanuna aykırı olarak yapılan inşaat ve onarımlar ile umuma ait yerlerde ve yangın yerlerinde ruhsatsız yapılan barakaları ve her çeşit inşaatları yıktırmak, ana lağımları ve su yollarını açtıranlar ve tahrip edenler hakkında yasal işlem yapmak gibi görevleri[44] de yerine getirir.

Belediye zabıtası örgütü doğrudan doğruya belediye başkanının, şubelere ayrılmış yerlerde ise belediye müdürlerinin emri altındadırlar (md.107). Belediye zabıtasına karşı gelenler, devlet zabıtasına karşı koyanlar gibi cezalandırılırlar (md.108).

Yukarıda sözü edilen örgütlerin yanında; “Askeri İnzibat”, “Tekel Kolluğu”, “Kır Bekçileri”, “Sabotajları Önleme ve Koruma Bekçileri”, “Liman Kolluğu” ve “Hudut ve Sahiller Sağlık Kolluğu” da özel kolluk örgütleri arasında yer almaktadır.

C. Genel ve Özel Kolluk Arasındaki Farklılıklar

Genel kolluk ile özel kolluk arasında gerek görev ve yetki alanları bakımından, gerekse bağlı oldukları makamlar bakımından çeşitli farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıklar şöyle sıralanabilir[45]:

Birinci farklılık, görev alanı açısından kaynaklanmaktadır. Genel kolluk güçleri ülkenin tamamında kamu düzenini korumakla görevli olduğu halde, özel kolluk sadece özel kanunlarla kendisine verilmiş görevleri yerine getirir.

İkinci farklılık yetkiler açısından ortaya çıkmaktadır. Ülke genelinde kamu düzenini ve asayişi sağlamakla görevli bulunan genel kolluk, çeşitli kanunlarca bu görevleri gerçekleştirebilmek üzere çok geniş yetkilerle donatılmıştır. Buna karşın özel kolluğun faaliyet alanı sınırlı olduğu gibi, yetkileri de sınırlıdır. Ayrıca bazı durumlarda genel kolluk özel kolluğun yetkilerini kullanabildiği halde, özel kolluğun genel kolluk yetkilerini kullanabilmesi söz konusu değildir.

Genel ve özel kolluk arasındaki üçüncü farklılık ise bağlı oldukları makamlardan kaynaklanmaktadır. Genel kolluk birçok bakımdan, ülkenin tamamında kamu düzeninin sağlanmasından sorumlu olan İçişleri Bakanlığı’na bağlıdır. Özel kolluk örgütleri ise birbirinden farklı bakanlık ya da yerel yönetimlere bağlıdırlar.

Bu arada belirtilmesi gereken bir konu da, İçişleri Bakanının kamu düzeninin sağlanması için, gerekirse tüm kolluk örgütlerinden yararlanabileceğidir[46].

D. Yardımcı Kolluk

Yardımcı kolluk görevlileri, asıl kolluk görevlilerinin bulunmadığı zaman bizzat görevli olan ve asıl kolluk görevlilerinin görev ve yetkilerini kullanan kişilerdir. Çarşı ve mahalle bekçileri, köy korucuları, bucak müdürleri, Türkiye Elektrik Kurumu koruma görevlileri, köy ve mahalle muhtarları ile ihtiyar heyetleri, gemi kaptanları, Devlet Demir Yolları tren şefleri vb. yardımcı kolluk görevlileri arasında yer alırlar.

Örneğin 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun’un 3. maddesi, köy muhtarlarına asıl görevlilerin mevcut olmadığı zamanlarda, kaçakçılığın men ve takip görevini vermektedir. Devlet Demiryolları (DDY) ile ilgili kanuna göre, kurumun işyeri ve araçlarında bir suç işlenmesinde, kolluk kuvvetleri olaya el koyuncaya kadar DDY personelinin müdahale yetkisi vardır. Yine 1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1467-1472. maddeleri gemi kaptanlarına suç ve suçlulara müdahale ile ilgili görevler vermektedir[47].

Aşağıda yardımcı kolluğa örnek olmaları bakımından, çarşı ve mahalle bekçileri ile köy korucularına ilişkin bazı bilgiler verilmektedir.

1. Çarşı ve Mahalle Bekçileri

Çarşı ve mahalle bekçileri yapmakta oldukları görevler açısından genel zabıta ile yakından ilgilidirler ve bu yüzden yardımcı kolluk içinde ayrı bir özellik taşımaktadırlar.

14 Temmuz 1966 tarihli ve 772 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu’nun 2. maddesine göre çarşı ve mahalle bekçi örgütü, en büyük mülkiye amirinin emrinde, genel zabıtaya (polis ve jandarmaya) yardımcı, silahlı bir kuruluştur. Emniyet örgütü bulunan yerlerdeki bekçi kuruluşlarının mesleki amiri, polisin ilçedeki en büyük amiridir. Jandarmanın görev alanında bulunan belediye sınırları dışındaki bekçi kuruluşlarının mesleki amiri ise ilçe jandarma birlik komutanıdır.

Çarşı ve mahalle bekçilerinin başlıca görevleri 772 sayılı kanunda şöyle sınıflandırılmaktadır (md.3):

·      Genel kolluk kuvvetlerinin derhal müdahalesine olanak bulunmayan acele ve zorunlu hallerdeki görevleri[48],

·      Genel kolluk kuvvetlerine yardım yönünden görevleri[49],

·      Mahalle sakinlerinin istirahat, sağlık ve esenliğini sağlamak bakımından görevleri[50],

Bekçiler diğer kanunlarla genel kolluğa verilen görevlerde de söz konusu kolluk güçlerine yardımcı olmakla yükümlü kılınmışlardır.

2. Köy Korucuları

1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanunu 68-82. maddelerinde köy korucularına ilişkin çeşitli hükümlere yer vermektedir. Söz konusu hükümlere göre;

Köy sınırı içinde herkesin ırzını, canını ve malını korumak köy korucularının görevidir ve her köyde en az bir korucu bulunur. Nüfusu binden yukarı olan köylerde ise her beş yüz kişiye bir korucu daha tutulur.

Köy muhtarının emri altında görev yapan köy korucuları silahlıdırlar ve kendilerine karşı gelenler jandarmaya karşı gelmiş gibi ceza görürler.

Köy muhtarı ve ihtiyar heyeti mahsul zamanlarında çapulcular ve eşkıya türemiş ise, yağmadan köy halkını korumak için köylünün eli silah tutanlarından lüzumu kadarını gönüllü korucu olarak tutar. Kaymakamın da bunu onaylaması halinde bu gönüllü korucular asıl korucularla beraber yağmacılara ve eşkıyaya karşı köy ve köylüyü korurlar.

1985 ve 1990 yıllarında kanunda çeşitli değişiklikler yapılmış[51] ve Bakanlar Kurulu’nca tespit edilecek illerde; olağanüstü hal ilanını gerektiren sebeplere ve şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin köyde veya çevrede ortaya çıkması veya ne sebeple olursa olsun köylünün canına ve malına tecavüz hareketlerinin artması hallerinde de, valinin teklifi ve İçişleri Bakanlığı’nın onayı ile yeteri kadar “geçici köy korucusu”nun görevlendirilebileceği öngörülmüştür.

Korucular kendilerine verilen resmi silah ve cephaneleri ancak kendileri kullanırlar, başkalarına emanet veremezler. Köy korucularının hangi durumlarda silah kullanabilecekleri[52] de yine kanunun ilgili maddesinde sıralanmıştır. Söz konusu durumlar dışında korucu silahını kullanırsa bundan dolayı ceza görür. Ayrıca korucu silah kullanmağa mecbur olduğu zaman bile mümkün olduğunca muhatabını öldürmeksizin yakalamaya dikkat etmek zorundadır.

Buraya kadar kolluk (zabıta) bir kavram olarak kısaca ele alınmış ve belediye zabıtasının da içinde yer aldığı Türkiye’deki mevcut kolluk türleri, çeşitli açılardan değerlendirilmiştir. Tez çalışmasının temel konusu olması bakımından belediye zabıtasının ve hizmetlerinin, çok daha geniş bir çerçevede ve mümkün olduğunca ayrıntılı olarak incelenmesi gerekmektedir. Bu düşünceden hareketle çalışmanın bundan sonraki kısmında; belediye zabıtasının tarihsel gelişimi, kent yaşamındaki rolü ve önemi, örgütsel yapısı, sicil, yükselme ve diğer özlük işleri, disiplin işleri, yetkileri, görev ve sorumlulukları, diğer kolluk güçleriyle ilişkileri, mevcut sorunları ve çözüm yolları gibi konular bağımsız birer başlık altında ele alınarak incelenmektedir.

ÜÇÜNCÜ KISIM

BELEDİYE YÖNETİMLERİNDE ZABITA VE ZABITA HİZMETLERİ

I. BELEDİYE ZABITASININ TARİHSEL GELİŞİMİ

Belediye zabıtasının ve zabıta hizmetlerinin günümüz Türkiyesi’ndeki durumunu analiz etmeden önce, zabıtanın gerek kişi, gerek kurum ve gerekse hizmetler bağlamında eski Türklerden itibaren Cumhuriyet dönemine kadarki tarihsel serüvenine değinmek faydalı olacaktır.

A. Eski Türklerde Zabıta Hizmetleri

Türklerin İslamiyet’i kabulünden önceki genel tarihine bakıldığında zabıta işlerine gereği kadar önem verilmiş olduğu görülür. Söz konusu dönemde zabıta işleri de tıpkı dış güvenlik alanında olduğu gibi, askeri sistem içinde değerlendirilmiş ve askeri örgütlerce yürütülmüştür.

Çok eski dönemlerden beri Türklerde “başbuğ” denen komutanların, yönetim işlerine bakmalarının yanında, aynı zamanda inzibat işlerini de üzerlerine aldıkları ve bunun, Türklerin devlet kurdukları her yerde ve Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat dönemine kadar pek az farklarla aynı şekilde devam ettiği[53] ifade edilmektedir.

Bilinebilen tarihi dönemlerde zabıta görevinin yürütücüleri olarak “yargan”lara rastlanmaktadır. İslamiyet’in kabulünden çok önceleri Türk devletlerinde emniyet ve asayişin, çağ sıralamasına uygun olarak “tarhan” ve “tigin” denilen genel valiler tarafından sağlandığı, yarganların ise bu valiler emrindeki zabıta amiri olduğu söylenebilir. Göktürkler devrinde Türklerin yerleşik bir toplum karakteri göstermeye başlaması ile birlikte, tiginlerden başka daha küçük yerleşim merkezlerinde en yüksek askeri makam olarak sad, tudun ve subaşıları zabıta hizmetlerinden sorumlu kişiler olmuşlardır[54]. Bunlardan subaşılık makamı varlığını Osmanlılara kadar sürdürmüştür.

Eski Türklerde ordunun başkomutanlığını, devletin başında bulunan “hakan” veya hakanın ailesine mensup birisi yerine getirmektedir. Türk zabıta tarihinde önemli bir rol oynayan ve bütün tarih boyunca çeşitli şekil ve suretlerde görünmekle beraber sürekli olarak zabıta işlerinin başında bulunduğu anlaşılan subaşı[55] ise belirli bir asker grubunun başıdır. Söz konusu asker grubu mahallin düzen ve intizamını sağlayan ve asayiş işlerine bakan kıtalardır ve subaşının emrinde bulunmaktadırlar[56].

Kamu düzen ve güvenliğinin sağlanması ve sürdürülmesi konusunda yasal düzenlemeler eski Türklerde önemli bir yer tutmaktadır. Eski Türk kanunlarından günümüze kadar ulaşanlardan 3 tanesi ünlüdür. Bunlar; “Oğuz Türesi”, “Uluğ Yasa” ve “Timur’un Tüzükâtı”dır.

Eski Türklerin zabıta işlerine ilişkin hukuk kurallarında dikkat çeken önemli bir konu ortak (kollektif) sorumluluktur. Gerçekten de bu hükümlerde, her suçlunun ve her hırsızın meydana çıkması ve cezaya çarptırılması için, suçun işlendiği yerin halkını sorumlu tutan bir prensip söz konusudur. Böylece herkes uyanık bulunmaya ve suçlularla uyuşmamaya mecbur tutuluyordu. Örneğin bir mahalle veya köy içinde bir ev veya kervan basılıp zarar verildiği veyahut bir mahallede hırsızlık yapıldığı takdirde, eğer suçlu bulunamazsa o mahalle veya köy halkına zarar ödetilirdi. Yine köy yakınında bir kimsenin malı çalınsa, hırsızı mutlaka bu köy halkının bulması, bulamadığı takdirde ise malı tazmin etmesi gerekirdi.

Ayrıca bütün eski Türk kanunlarında, kendiliğinden ihkak-ı hak[57] etmenin ve bir suçluya ceza vermenin yasak olduğu görülmektedir. Herkes bulunduğu yerin asayiş ve inzibat güçlerine elinden geldiği kadar yardımcı olmak ve görevlerini kolaylaştırmak zorunda idi[58].

B. İslam’da Zabıta Hizmetleri

İslam devlet örgütlenmesinde Hz. Muhammed zamanında Hz. Ömer’in ilk muhtesib olarak atandığı görülmektedir[59]. Muhtesib o dönemdeki anlamıyla “iyiliği emretmek, kötülükten men etmek” amacına yönelik olarak faaliyet gösteren ve günümüzün belediye zabıtası işlevlerine karşılık gelebilecek hizmetleri yürüten kurumun[60] (hisbe/ihtisab) baş yöneticisi idi. Hz. Ömer ilk muhtesib olarak çarşı ve pazarları dolaşır, ölçü ve tartı işlerine bakar ve yolları engelleyen, gelip geçişi zorlaştıran şeyleri kaldırtırdı[61].

Peygamber döneminde cinsiyet farkı gözetilmemiş ve kadın sahabiler de hisbe faaliyetlerinde görevlendirilmiştir. Ancak İslam’da muhtesibin hür, mükellef ve Müslüman olması şarttı. Ayrıca muhtesibin alim olması da gerekiyordu. Bunlardan başka muhtesibde adalet, güzel ahlak, güvenilirlik gibi özellikler de aranıyordu[62].

İslam’da zabıta işleri özellikle Emeviler zamanında gelişme göstermiştir. O dönemde hem mülkiye memuru, hem belediye işlerine nezaret eden ve hem de yargısal görev ve yetkilere sahip bulunan “kadı” göze çarpmaktadır. Kadıya görevlerinde yardımcı olan ve kentlerin düzenini korumak için emrinde yeteri kadar memur bulunduran bir başka memur da “şurta”dır. Şurta kelimesi, gece kenti dolaşan bekçi anlamına gelmektedir ve bu görevi ilk tesis eden kişi de Halife Ömer’dir.

İslam toplumunda devlet örgütü büyüdükçe, başlangıçta basit bir bekçi görevi gören şurtalar da önem kazanmaya ve Emevilerden itibaren “Sahibi Şurta” denilen ve günümüzdeki polis müdürü görevlerinin de çok üstünde bir takım görev ve yetkilerle donatılmış bir makam sahibi ortaya çıkmıştır. Sanıkların işledikleri suçları ortaya çıkarıp ispat etme konusunda sahibi şurtalar kadılara yardım ettiği gibi, kadılar tarafından çıkartılan hükümlerin yerine getirilmesi için de hükümetin bir icra aracı görevini görürlerdi. Sahibi şurtalara daha sonraları “vali” unvanı verilmeye başlanmıştır. Valiler mahallin en yüksek zabıta amiri görev ve yetkilerini taşımakla beraber, yürütmekle yükümlü bulundukları çeşitli işlerin nitelik ve kapsamı itibariyle artık doğrudan doğruya bir zabıta organı niteliğini kaybetmişti. Bu yüzden yerlerine daha sonra Selçuklular ve Osmanlılarda da ortaya çıkan “ases”ler kolluk görevini üstlenmişlerdir.

Abbasiler zamanında zabıta örgütü en gelişmiş şeklini bulmuş ve özellikle Endülüs’te dikkat çekici gelişme aşamaları geçirmiştir. Endülüs’te geceleri kentlerde “darbin” denilen bekçilerin dolaştığı ve bunların ellerinde birer fener, yanlarında birer köpek, üzerlerinde de iyi silahlar bulundurdukları belirtilmektedir.

İslam devletlerinde asayiş işleriyle ilgilenenlerin, aynı zamanda belediye zabıtası görevini de gördükleri anlaşılmaktadır. Söz konusu dönemlerde çarşıları ve esnafı teftiş yetkisini taşıyan muhtesiblerin çok geniş yetkileri bulunuyordu ve hatta bazen kadıların işlerine dahi müdahale ettikleri olurdu[63].

C. İslam’ı Kabulden Sonraki Dönemde Türklerde Zabıta Hizmetleri

Miladi 8. yüzyıl ortalarından itibaren İslam uygarlığı çerçevesine girdikten sonra Türkler, Abbasiler döneminde İslam kültürü ile uzun bir kaynaşma süreci içine girmişler ve Müslüman dünyada önemli roller oynamaya başlamışlardır. Bunun sonucu olarak, Arap-İslam devletlerinde görülen zabıta görev ve örgütü, çeşitli Türk boyları üzerinde de etkisini göstermiş ve onlarda da benzer bir takım kurumların oluşturulmasına neden olmuştur. Nitekim Selçuklularda, diğer Türk devletlerinde ve son olarak Osmanlılarda birçok İslam hukuk kurumlarının, çeşitli isim ve şekiller altında yaşadıkları ve hatta gelişip olgunlaştıkları görülmektedir[64].

İslamiyet’in kabulünden itibaren bugünkü ifade ile hakim, savcı, belediye başkanı sıfatlarını büyük bir ölçüde kişiliklerinde toplayan kadılar, aynı zamanda zabıta amirliği görevini de üstlenmişlerdi. Ancak zabıta görevleri adliye-zabıta ilişkisi içerisinde subaşılar tarafından yerine getirilmekteydi[65].

Gerek Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nda, gerekse Anadolu Selçuklularında subaşılar İslam öncesi döneme göre daha küçük bir konumdadırlar ve ancak bir vilayetin mülki ve askeri yönetimine bakan bir memurdan ibarettirler. Subaşılık makamının Osmanlı dönemindeki görevleri önceki dönemlere göre küçülme göstermiş, subaşılar asayiş ve zabıta işlerine de bakmakla beraber, daha çok belediye zabıtası hizmetlerini yerine getiren memurlar haline gelmişlerdir[66].

D. Osmanlı Döneminde Kentsel Zabıta Hizmetleri

Osmanlılarda kentsel zabıta hizmetleri; kadılar, kadı naibleri, ihtisab ağaları, kol oğlanları ve ihtisab neferleri tarafından yürütülüyordu. Bununla beraber padişah ve sadrazam da esnaf denetimi yapmaktaydı[67]. Kadılar esnafı denetler veya denetletir, narh ve kalite tespiti yaparak hile yapanları cezalandırırlardı. Yargı makamı olarak her türlü davalara baktıkları gibi, kadılar ayrıca belediye işlerine de bakarlardı. Muhtesib ile aralarındaki fark ise şuydu: Kadı bir davada ancak kanıt ile hükmettiği halde, muhtesib kanıtsız olarak yani delil ve şahide gerek olmaksızın hüküm verebilirdi[68].

İslam’ın ilk yıllarında örgütlenen ihtisab kurumu, Osmanlıda sistematik bir kimlik kazanarak gelişimini sürdürmüştür. Klasik İslam devletleri uygulamalarında kurumun başı olarak görev yapan muhtesib, kentsel günlük yaşamın her alanında varolan kurallara uyulmasını sağlayan çok geniş yetki ve görevlerle donatılmış bir görevli iken, Osmanlı yönetim sisteminde büyük ölçüde belediye zabıtası hizmetleriyle sınırlı bir işlev üstlenmiştir[69]. Ancak bu durum muhtesibin dinsel ve hukuksal yaşama ilişkin işlevlerinin yokluğu anlamına gelmemekte, yalnızca söz konusu işlevlerinde oransal bir azalmayı ifade etmektedir. Nitekim muhtesib belediye işlerinin yanı sıra, namaz kılmayanlar, oruç yiyenler, içki içenler, taşradan İstanbul’a izinsiz gelenler ile meşgul olur ve suçluları tazir yetkisini kullanırdı[70].

Osmanlı devlet örgütünde köklü değişiklikler Sultan II. Mahmut zamanında yapılmıştır. Başlangıçta devletin en sağlam dayanaklarından biri olan ve sonradan gittikçe bozulan[71] Yeniçeri Ocağı’nın 1826 yılında kaldırılmasından sonra kent yönetiminde etkin bir denetim ve gelirlerin toplanmasını sağlayacak yeni bir yönetsel sistemin kurulması ihtiyacı doğmuştur. Bu amaca yönelik olarak aynı yıl İhtisab Ağalığı Nizamnamesi ile başkentte “İhtisab Nezareti/Nazırlığı”[72], eyaletlerde de “İhtisab Müdürlükleri” kurulmuştur. Kentlerin kolluk ve belediyeye ilişkin diğer işlevleri ve vergi tahsili gibi görevleri de bu memurluklara verilmiştir[73].

Modern belediyelerin doğuşuna kadar geçen sürede, belediye hizmetleri bu şekilde verilmeye çalışılmış, belediye kolluk kuvveti olarak daha çok merkezi yönetimin merkezi kolluk kuvvetleri kullanılmıştır. Bu anlamda belediye hizmetleri daha çok denetleme, kontrol etme veya zapturapt altında tutma şeklinde anlaşılmış; modern kent yaşamının gerektirdiği, kent halkına hizmet götürme, Osmanlı kentini temiz, düzenli ve daha kolay yaşanabilen bir mekana dönüştürme kaygısı taşınmamıştır[74]. Bu dönemde gerek başkentte, gerekse taşrada güvenlik hizmetleri, birbirinden farklı örgütler eliyle yürütülmüştür. Örneğin bu hizmetler İstanbul’da İhtisab Nezareti’nce, eyaletlerde ise sipahilerce yerine getirilmiş, kuvvetlerin emir ve komutasında birlik ve bütünlük sağlanamamıştır[75].

Bu karışıklık uzun sürmemiştir. Özellikle 19. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren değişmeye yüz tutan dünya olaylarının Osmanlı ekonomik ve toplumsal yaşamında meydana getirdiği değişiklikler göz önüne alınarak, nezaretin bir kısım görevleri 1845’de kurulan Polis Müşiriyeti’ne, bir kısmı da 1846'da kurulan Zabtiye Nezareti’ne devredilmiştir. 1850’li yıllara gelindiğinde İhtisab Nezareti’nin ve müdürlüklerinin tek işlevi, narh ve esnaf kontrolü ile sınırlı kalmış ve nezaret kentsel yönetimin ortaya çıkan yeni ihtiyaçlarına cevap veremez durumda bırakılmıştır[76]. Nihayet 16 Ağustos 1855 tarihli bir tebliğ ile İstanbul’da “Şehremaneti” kurulduğundan, İhtisab Nezareti kurumu da tümüyle ortadan kalkmıştır.

Şehremaneti’nin kurulmasıyla belediye zabıtası görevini “kavas”lar yerine getirmeye başlamışlardır. Zamanla büyük ölçüde okuma ve yazması olmayan kavaslar yerine, Batılı anlamda yeni memuriyetler oluşturulmuş, kavas ismi de “komisyon çavuşu” olarak değiştirilmiştir. Belediye zabıta müfettişlerine “tebdil”, eski ve kıdemli olanlara “tebdil eskisi” ve daha sonraları da “komiser” denilmiştir[77]. 1868 yılında İstanbul Şehremaneti örgütünde yapılan yeni düzenleme çalışmaları ile belediye zabıta görevlileri olan komiserlere “başçavuş” ve “belediye çavuşu” unvanları verilmiştir.

O tarihlerde belediye zabıtasını ilgilendiren çok sayıda yasal düzenlemelerin yapılması, genel anlamda belediye yönetiminden de kaynaklanan sorunların varlığını işaret etmektedir. Gerçekten de İstanbul kenti, değişen ekonomik ve toplumsal yapısı, dış dünya ile artan ilişkiler ve bunun sonucunda ortaya çıkan daha çok hizmet talepleri karşısında altyapı yetersizliği sorunu ile karşı karşıya kalmıştır. Bu anlamda, insan gücü eksiğini tamamlamak bakımından da belediye kolluk görevi de Zabtiye Nezareti’ne bağlı kuvvetlerin desteği ile karşılanmaya çalışılmıştır.

Nihayet II. Meşrutiyet’ten sonra 1910 yılında Cemil Paşa yönetimindeki İstanbul Belediyesi’nde, Teşkilât-ı Belediye Kanunu’nun 6. maddesi ile belediye zabıtası örgütü, polis örgütüne bağlanarak birleştirilmiştir[78]. İzleyen yılda (1911) ise bir Belediye Zabıtası Talimatnamesi hazırlanmış, bu yasal düzenleme 1913’de değişikliğe uğramıştır. Söz konusu dönemde polis örgütü ve belediye örgütü arasında devam eden bilgi ve görüş aktarımının uzaması ve bu arada I. Dünya Savaşı’nın da başlaması ile belediye zabıtasının konumu bir belirsizliğe itilmiştir[79].

O dönemde taşrada da belediye kolluğu görevinin aynı sistem içinde yerine getirildiği görülmektedir. Taşra kentlerinde, o yerin alay zabiti belediye meclisinin emrine yeteri kadar zabtiye verir ve bunlar belediye denetimi hizmetlerini yerine getirirlerdi. Bu tür bir denetim sistemi, sorumlu merciin belirsizliği gibi sakıncaları yanında, “hükümet” ve “çarşı” zabtiyeleri arasında yaralamaya ve hatta öldürmeye varan kimi çatışmaların[80] doğmasına da neden olmuştur.

Tanzimat’tan sonra belediyelerin bir türlü sağlıklı biçimde örgütlenemeyişi, kentsel hizmetlerin aksaması, kent yönetiminin denetim görevini gereğince yerine getiremeyişi çeşitli eleştirilere konu olmuş ve “İhtisab Ağalığı” devrinin gerekliliği üzerinde durulmuştur. Bu eleştirilerden biri de Mecelle yazarı Osman Nuri Ergin’e aittir. Ergin kadılık örgütünün kaldırılmasının bir karışıklığa neden olduğunu savunmakta ve “bizde garp tarzında belediyeye geçilirken kadıların infaz ve icra kudreti alınmamış olsa idi, şimdi memleketimin belediyeleri de süratli icra ve yargı hakkına sahip olur ve medeni bir seviyeye ulaşırdı”[81] demektedir.

E. Cumhuriyet Döneminde Kentsel Zabıta Hizmetleri

Cumhuriyet döneminde belediyelerin zabıta işlevlerinde bir artış meydana gelmiş, belediyelerin zabıta görevlerine ilişkin bazı yasal düzenlemeler yapılmıştır. 1924 yılında Ankara kentinin belediye örgütlenmesini düzenlemek amacıyla yürürlüğe giren 417 sayılı kanun, başkentte belediye zabıtası hizmetlerinin polis örgütünce yürütülmesini öngörmüştür. Ancak Belediye Kanunu ile belediye zabıtasının bugünkü statüsü belirlenmiştir[82].

1930’da çıkarılan 1580 sayılı Belediye Kanunu ve yine 1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu her beldenin bir “Belediye Zabıta Talimatnamesi (Yönetmeliği)” düzenlemesini zorunlu kılmıştır[83].

Belediye Kanunu’nun hazırlanmasında, kent ve kentteki toplumsal yaşamı düzenlemek bakımından Batılı kent ve kentli modelinden hareket edilmiştir. Bu modeli yaşama geçirecek yasal düzenlemenin kaynağı olarak da “Fransız Belediye Kanunu” seçilmiştir[84].

1930 sonrasında “halka rağmen halk için” anlayışının egemen olduğu tek parti (Cumhuriyet Halk Partisi) döneminde, belediye zabıta işlevlerine de önemli bir rol düşmüştür. Zira Cumhuriyet yönetimi sadece kentlerin fiziki görünüşünü ve altyapılarını “medenileştirmek” istememekte, aynı zamanda kentlilerin yaşayışını da yeni kurallara uydurmak istemektedir. Bunun için de kullanılması gerekenin belediye zabıta işlevleri olduğu düşünülmüştür[85].

Cumhuriyet yöneticilerinin uygar kent yaşamını kurmaya dönük zabıta önlemleri, tek parti döneminin sonlarına doğru giderek kent içinde ekonomik denetimlere yönelmiştir. Özellikle II. Dünya Savaşı koşulları içinde karaborsa olgusu belediyelerin bu yöndeki sorumluluklarını arttırmıştır[86]. Yine 1938 yılında çıkarılan 3489 sayılı Pazarlıksız Satış ve Mecburiyetine Dair Kanun belediyelerin zabıta görevlerini arttıran ve bu çalışmanın ileriki sayfalarında da ele alınacak olan çok sayıdaki yasal düzenlemeler arasında yer almaktadır.

Kısaca günümüze gelinceye değin belediye zabıtası, gerek işlevsel yönden, gerekse de kurum ve personel yönünden büyük değişim süreci yaşamıştır. Belediye Kanunu ile belediye görevlileri yeniden belirlenmiş ve belediye zabıtasının belediye hizmetlerinin yürütme ve denetiminde görevli özel bir hizmet zabıtası olması öngörülmüştür. Belediye zabıtasının belediye bünyesinde ayrı bir hizmet birimi olarak kurulması da 01 Ağustos 1956 tarihinde Belediye Kanunu’nda yapılan değişiklikle gerçekleşmiştir[87].

II. BELEDİYE ZABITASI: KONUMU, KENT YAŞAMINDAKİ ROLÜ VE ÖNEMİ

Genel güvenlik hizmetleri bir merkezi yönetim görevi olarak, emniyet ve asayişin sağlanmasına yönelik hizmetleri içerir. Buna karşın yerel yönetimlerin de her ne kadar genel güvenlik kapsamında ele alınmasa da, sağlık ve esenliğe ilişkin çeşitli işlevleri bulunmaktadır. Yerel yönetimlerin yürüttüğü esenlik hizmetlerinin temel amacı, merkezi yönetimin genel güvenlik hizmetlerine yardımcı olmakla birlikte, daha çok bunun dışındaki alanlarda kamu düzenini ve kamunun refah ve huzurunu temin etmektir[88]. Belediyeler de bu amacın gerçekleştirilmesinde rol oynayan birincil aktörlerdir.

Belediyeler beldenin ve belde sakinlerinin “mahalli mahiyette müşterek ve medeni ihtiyaçlarını tanzim ve tesviye ile mükellef” tüzel kişiliklerdir. Bu yönleriyle de belediyeler hemşehrilerin sağlık, esenlik ve refahını sağlama, beldenin düzenini koruma ve sürdürme görev ve yükümlülüğü altındadırlar. Belediye Kanunu’nun 19. maddesine göre belediyeler bu görev ve yükümlülüklerini yerine getirebilmek için, kanunların kendisine verdiği yetkiye dayanarak emirler vermek ve belediye yasakları koymak ve uygulatmak, aykırı hareketleri görülenleri de cezalandırmak hak ve yetkisine sahiptirler. Belediyelerde söz konusu yasaklara uymayanları, diğer bir ifade ile belediye suçu işleyenleri araştırmak, engellemek ve kimi durumlarda da cezalandırmak için gerekli işlemleri yapmak işi de bir kolluk gücü olarak belediye zabıtasına düşmektedir.

Nitekim 1969 tarihli Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği’nin 1. maddesinde belediye zabıtası;

“... belediye sınırları içinde beldenin düzenini ve belde halkının sağlık ve huzurunu ve yetkili organların bu amaçla alacakları kararların yürütülmesini sağlamak ve korumakla; belediye suçlarının işlenmesini önleyici tedbirleri almakla ve işlenen belediye suçlarını takiple mükellef (yükümlü) bir özel zabıta kuvveti ...”

olarak tanımlanmaktadır.

1580 sayılı Belediye Kanunu da belediye zabıtasını tanımlayarak ilgili maddelerinde (md.104-109) onun yerel yönetim sistemi içindeki konumunu belirlemiştir. Buna göre;

Belediye zabıtası belediye sınırı içinde beldenin düzen, sağlık ve hududunu[89] sağlayan ve koruyan kamu görevlisidir. Bu sıfatıyla zabıta Belediye Kanunu’nun ve nizam ve yasaklarının, bunlara dayanarak verilen emirlerin ve belediye cezalarının uygulanması, kanunda belirlenen görevlerin yerine getirilmesi ve belediye suçlarının takip ve kovuşturulması ile yükümlüdür.

Belediye zabıtası kadrosu; belediye zabıta müdürü, gereken sayıda yardımcıları, merkez memuru (amir), komiser, ikinci komiser ve yardımcıları ile zabıta memurlarından oluşmaktadır. En büyük belediye zabıtası amiri, belediye zabıtası müdürüdür. Belediye şubelerinde en büyük belediye zabıtası amiri ise merkez memurudur. Belediyelerin en büyük zabıta amirleri, belediyelerin nüfus ve bütçelerine göre serkomiser veya ikinci komiser de olabilmektedir (md.105).

Belediye zabıtasına karşı gelenler devlet zabıtasına karşı koyanlar gibi ceza görürler. Bunun yanında devletçe gerekli görülen beldelerde belediye zabıtasına ait görevler Bakanlar Kurulu kararı ve Cumhurbaşkanı’nın onayı ile devlet zabıtasına, yani genel kolluğa verilebilir. Böyle bir durumda belediye yönetimi zabıta masrafına her 1.500 (binbeşyüz) nüfusa bir zabıta memuru masrafı isabet edecek surette katılır (md.106).

İster küçük kasabalarda olduğu gibi sadece bir veya birkaç personelden oluşsun, ister büyük kentlerde olduğu gibi sayıları binleri bulan memur-amir topluluğundan oluşsun, belediye zabıtası “icrai vazifeler”i üstlenmiş olan belediye personel kadrosu içinde önemli yeri ve ağırlığı olan bir güç[90] durumundadır. Bu özelliği nedeniyledir ki 1982 Anayasası’nın 127. maddesinin son fıkrasında belediye “kolluk işleri”nin kanunla düzenleneceği öngörülmüştür.

Belediye zabıtası; demokrasinin işlemesi, insan haklarına saygının gerçekleşmesi, kentsel çevrenin daha yaşanabilir bir nitelik kazanması ve tüketicilerin korunması[91] gibi açılardan da büyük önem arz etmektedir.

III. BELEDİYE ZABITA HİZMETLERİNİN ÖZELLİKLERİ

Belediye zabıta hizmetlerinin kendine özgü bazı özellikleri bulunmaktadır. Bu özellikleri şöyle sıralamak mümkündür[92]:

a.) Belediyelerin zabıta hizmetleri daha çok sağlık ve esenliğin sağlanmasına yönelik hizmetlerdir. Özellikle esenlik hizmetlerinin yerine getirilmesi, bu yönetimlerin kuruluş ve varoluş amaçlarıyla iç içedir. Yukarıda da değinildiği üzere belediyeler daha çok genel güvenlik alanı dışındaki kolluk görevlerini yapmaktadırlar.

b.) Belediye zabıtasının genel kolluk gibi adli görevleri bulunmamaktadır. Belediye zabıta görevleri arasında, 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 2. maddesi hükmü itibariyle[93] “işlenmiş bir suç hakkında Ceza Muhakemeleri Kanunu ve diğer kanunlarda yer alan görevleri yapmak” şeklinde tanımlanabilecek adli bir görevin yer almayışının gerekçesini 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nda ve 1580 sayılı Belediye Kanunu’nda bulmak mümkündür.

Gerçekten de 3201 sayılı kanunun 12. maddesi[94] adli görevin adli makamların direktiflerine göre yalnız adli kolluk tarafından yapılacağını ve polis bulunmayan yerlerde bu görevlerin “diğer zabıta”ya yaptırılacağını ifade etmektedir. Bu maddeden, “diğer zabıta” ile jandarmanın anlaşılması gerektiği sonucunu çıkarmak mümkündür. 1580 sayılı kanunun 104. maddesi de belediye zabıtasının belediye suçlarını sadece “takip” edeceğini belirtmektedir. Diğer yandan Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 25. maddesi ise şöyledir:

“Polis teşkilatı bulunmayan yerlerde il, ilçe ve bucak jandarma komutanları ile jandarma karakol komutanları bu kanunda yazılı vazifeleri yapar ve yetkileri kullanırlar”.

O halde yukarıda ifade edilen kanun hükümleri itibariyle, belediye zabıtasının belediye suçlarını takip etmek ve belediye kanunlarından doğan görev ve yetkileri kullanmak dışında adli görev ve yetkilerinin bulunmadığı söylenebilir[95].

c.) Belediye zabıtası faaliyetleri, emredici, bastırıcı ve zorlayıcıdır. Yönetimin koyduğu kolluk kuralları daima tek taraflıdır. Bu kuralların muhatabı olan kişilerin, kuralların oluşumunda herhangi bir katkıları bulunmamaktadır. Kararların emredici ve zorlayıcı olması, kişileri rızaları olmasa da bir durumdan yeni bir duruma sokar. Emir muhataplara istek ve ihtar gibi şekillerde iletilir.

Zorlama kişilerin rızalarının olmadığı ve en az direnmenin başladığı andan itibaren ortaya çıkar. Bu bakımdan ihtar da bir tür zorlamadır[96]. Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun ek 6. maddesi ile polisin görev ve yetkileri arasında da belirtilen zor kullanma, yakalanması gerekip de direnenlere, direnmeyi giderecek kadar maddi güç kullanmayı ifade eder. Güç kullanımı direnme ile eş zamanlı ve direnmeyi gidermeye yönelik olmalıdır[97].

Zorlama ya da bir başka ifadeyle zor kullanma bakımından, genel zabıtanın olduğu gibi belediye zabıtasının da çeşitli yetkileri bulunmaktadır. Nitekim Yargıtay bir kararında belediye zabıta memurlarının, memuriyetlerine ilişkin görevlerinin yerine getirilmesi bakımından Türk Ceza Kanunu’nun 245. maddesine göre zor kullanmaya yetkili olduklarını belirtmektedir. Yine 1608 Sayılı “Umuru Belediyeye Müteallik Ahkâm-ı Cezaiye Hakkında Kanun” (Belediye Ceza Kanunu) hükümleri gereğince, hakkında belediyece yönetsel ceza uygulanması gerekip de düzenlenecek tutanak için kimliğini açıklamayan kişilerin zabıta tarafından en yakın belediye kuruluşuna götürülmesi veya direnmesi halinde “zorla” götürülmesi gerekmektedir. Kanunda sadece “zabıta”dan bahsedilmiş ve bu konuda bir ayrım yapılmamıştır. Buradan da anlaşılmaktadır ki, belediye zabıtasının kimi durumlarda yakalama ve gerekirse zor kullanma yetkisi mevcuttur.

d.) Belediye zabıta görev ve yetkileri, kanun ve diğer düzenleyici işlemlerle belirlenir. Kolluk bir takım hizmetleri yapma, emredici ve zorlayıcı emirler verip önlemler alma süreci olarak, kanun ve genel düzenleyici işlemlere konu olmaktadır.

e.) Belediye kolluk işlerinin, başta 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 104. maddesinde yer alan belediye zabıtası olmak üzere, belediyenin çeşitli organları ve birimleri tarafından yürütüldüğü görülmektedir. Diğer bir ifade ile belediye zabıtası, kolluk nitelikli belediye etkinliklerinin kendisine verilen görev ve yetki alanındaki bir bölümünü yerine getirmektedir.

Gerçekten de, örneğin yangın önlemleri alan, yangınlarda hemşehrinin can ve mal güvenliğini koruyan itfaiye görevlileri, yaptıkları iş esenliği sağlamaya yönelik olması bakımından bir tür kolluk işi olmakla birlikte, belediye zabıtası kapsamı içinde yer almamaktadırlar. Yine zabıta görev ve yetkilerine sahip olmamakla birlikte, zabıta yönetmeliklerini kabul eden belediye meclisi bu yönüyle aslında bir tür zabıta işlevi görmektedir.

IV. BELEDİYE ZABITASININ ÖRGÜTSEL YAPISI

Belediye hizmetlerini ve bu hizmetleri sunan hizmet birimlerini -tüm belediyeler için bir standart olmamakla birlikte- iki ana başlıkta toplamak mümkündür[98]. Bu sınıflandırmada zabıta örgütü, denetim hizmetlerini yürüten bir temel hizmet birimi olarak belirlenmektedir:

A. Belediyelerin Temel Hizmet Birimleri

a.)    İmar ve Kentleşme Hizmetleri (İmar Müdürlüğü),

b.)    Altyapı Hizmetleri (Fen İşleri Müdürlüğü),

c.)    Park ve Bahçe Hizmetleri (Park ve Bahçeler Müdürlüğü),

d.)    Temizlik Hizmetleri (Temizlik İşleri Müdürlüğü),

e.)    İnsan ve Hayvan Sağlığı Hizmetleri (Sağlık ve Veteriner İşleri Müdürlüğü),

f.)      Ruhsatlandırma Hizmetleri (Küşat Müdürlüğü),

g.)    Emlak Hizmetleri (Emlak Müdürlüğü),

h.)    Denetim Hizmetleri (Zabıta Müdürlüğü).

B. Belediyelerin Destek Hizmetleri Veren Birimleri

a.) Personel Müdürlüğü,                   b.) Hesap İşleri Müdürlüğü,

c.) Hukuk İşleri Müdürlüğü,    d.) Teftiş Kurulu Müdürlüğü,

e.) Protokol Müdürlüğü,                  f.) Özel Kalem Müdürlüğü,

g.) Yazı İşleri Müdürlüğü,                 h.) İdari İşler Müdürlüğü,

i.) Bilgi İşlem Müdürlüğü,                 j.) A.P.K. Müdürlüğü.

Belediye zabıta örgütü küçük belediyelerde doğrudan belediye başkanına bağlı olarak faaliyet göstermektedir. Şubelere ayrılan büyük belediyelerde ise zabıta personeli belediye şube müdürlerine bağlanmıştır[99]. Zabıta örgütü belediyelerde “zabıta müdürlüğü” biçiminde örgütlenmiştir. Zabıta müdürlüğünün üst yöneticisi zabıta müdürüdür. Zabıta müdür yardımcıları, şube amirleri ve büro memurları zabıta müdürüne bağlıdırlar.

Bunun yanı sıra zabıta örgütü görev yaptığı alanda hal, otogar, çarşı gibi bölgeleri kapsayan zabıta karakollarından oluşmaktadır. Her zabıta karakolunun başında birer zabıta amiri, amire bağlı zabıta komiserleri, komiser yardımcıları ve zabıta memurları bulunmaktadır. Ancak kimi zaman belediye zabıta örgütlerinde, planlanan ve tasarlanan örgüt yapıları ile uygulamalar sonucunda oluşan örgüt yapısı çeşitli farklılıklar gösterebilmektedir[100].

Aşağıda belediye zabıtasının örgütsel yapısına bir örnek verilmektedir:

Şekil 1. Belediye Zabıtasının Örgüt Yapısı

 

Organization Chart

Kaynak: Erkul ve Karakılçık; a.g.m., s.90.

V. BELEDİYE ZABITASI OLMA KOŞULLARI

15 Temmuz 1969 tarihli ve 13249 sayılı Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği’nde (BZPY) belediye zabıtası olabilmek için gereken koşullar 1979 tarihli değişiklikle yeniden belirlenmiştir. Buna göre belediye zabıta mesleğine girmek için zabıta adaylarının şahsında toplaması gereken koşullar şöyle sıralanmaktadır:

·      Türk olmak,

·      30 yaşını aşmamış olmak,

·      Fakülte veya yüksek okul, halk sağlığı okulu, lise veya dengi, ortaokul veya dengi bir meslek okulunu bitirmiş olmak,

·      Fiili askerlik hizmetini yapmış olmak (fakülte veya yüksek okul mezunları ile kadın personel için bu koşul aranmamaktadır),

·      Boy olarak erkeklerde 1.64 metreden, kadınlarda ise 1.60 metreden kısa olmamak (fakülte veya yüksek okul bitirenlerde bu koşul aranmamaktadır),

·      Kalıcı, bulaşıcı hastalığı olmamak, görevleri düzenli bir biçimde yapmaya engel olacak bedence ve akılca bir sakatlığı bulunmamak,

·      Siyasi ve medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olmak,

·      Ağır hapis veya 6 aydan fazla hapis cezası ile yüz kızartıcı bir suç ile hüküm giymemiş olmak.

Bu koşullara sahip adaylar usulüne uygun olarak yapacakları başvuruları ve duruma göre yapılacak “yeterlik yoklaması” veya “yarışma sınavı” sonucu yeterli görüldükleri takdirde zabıta personeli olmaya hak kazanmaktadırlar.

Ayrıca herhangi bir resmi kuruluşta veya belediyenin bir diğer hizmet kolunda asıl memur iken belediye zabıta örgütünde görev almak isteyenler olursa, bu kişiler de yönetmelikle belirlenen koşullara uygunlukları ölçüsünde asıl olarak belediye zabıta personeli olabilmektedirler.

VI. BELEDİYE ZABITA PERSONELİNİN UNVANLARI VE YÜKSELME (TERFİ) ESASLARI

Belediye zabıtası personelleri gördükleri “hizmet” ve “kıdem, tahsil ve yeterlik” esaslarına göre kazandıkları rütbeler bakımından; zabıta memurluğu, komiser yardımcılığı, komiserlik, başkomiserlik, merkez memurluğu (amirlik), (belediye şubelerinde) şube amirliği, müdür yardımcılığı ve müdürlük gibi unvanları almaktadırlar.

Belediye zabıta memurları zabıtanın temel elemanlarıdır. Komiser yardımcılarına hizmetin gereklerine göre gerek sabit ve gerekse gezici kuruluşlarda ekip şeflikleri ve benzeri kabiliyetleri geliştirici ve onları amirliğe hazırlayıcı görevler verilir. Komiserler bilgi ve deneyimleri ile belediye zabıtası hizmetinde sorumluluk gerektiren hizmetlerde istihdam edilirler.

Kuruluşunda 50’den fazla zabıta personeli bulunan belediyelerde gerektiği kadar “belediye zabıta müdür yardımcısı” kadrosu kurulur. Belediye zabıta müdürü belediye zabıta örgütünün en yetkili amiridir. Yine kuruluşunda 50’den fazla zabıta memuru bulunan belediyelerde bu sıfata uygun bir kadronun kurulması zorunludur.

A. Aday Memurluğu ve Zabıta Memurluğu

06 Aralık 1985 tarihli ve 85/10260 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile “İlk Defa Devlet Kamu Hizmeti ve Görevlerine Devlet Memuru Olarak Atanacaklar İçin Mecburi Yeterlik ve Yarışma Sınavları Genel Yönetmeliği” yürürlüğe konulmuştur. Yönetmeliğin 02 Şubat 1999 tarihli ve 99/12337 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile eklenen ve 11 Ekim 1999 tarihli ve 99/13781 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile değiştirilen Ek 1. maddesi söz konusu sınavlara ilişkin esasları[101] düzenlemiştir.

Yeterlik yoklamasında ya da yarışma sınavında kazananlardan, gerekli belgeleri süresi içinde tamamlayanlar belediye başkanının ya da belediye başkanının atama yetkisi verdiği yardımcısının onayı ile aday memur olarak atanmaktadırlar. Adaylık süresi sonunda kendilerinden yararlanılamayacağı anlaşılan adayların görevine belediye başkanının ya da yetki verdiği yardımcısının onayı ile son verilmektedir[102]. Adaylık süresini (6 ay) tamamlayıp asıl memurluğu onaylanan kimse “belediye zabıta memuru” unvanını alır.

 

 

 

 

B. Belediye Zabıta Personelinin Yükselme (Terfi) Esasları

İçişleri Bakanlığı’nca görevde yükselmelere ilişkin olarak bir yönetmelik[103] hazırlanmış ve yönetmelik 02 Şubat 2000 tarih ve 23952 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri ve belediyelerin kurdukları birlik, müessese ve işletmeler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlarda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olarak çalışan devlet memurlarından “müdür ve daha alt görevler”e “görevde yükselme” suretiyle atanacaklar hakkında uygulanmaktadır.

Yönetmeliğin 20. maddesinde; itfaiye ve zabıta personeli için ilgili yönetmeliklerinde belirlenen niteliklerin yanında, bu yönetmelikte öngörülen görevde yükselmeye ilişkin usul ve esasların uygulanacağı, ayrıca itfaiye ve zabıta personelinin ilgili yönetmeliklerinde (zabıta için Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği) bulunan görevde yükselmeye ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı öngörülmektedir.

1. Yükselme Eğitimi ve Sınavlar

2000 tarihli yönetmelikle getirilen yeni düzenlemeye göre, yönetmelik kapsamına giren devlet memurları -ki bunlar arasında belediye zabıta personeli de vardır- görevlerinde yükselmelerine ilişkin atamalarının yapılabilmesini sağlamak amacıyla, ilgili kurumların talebi üzerine il düzeyinde valiliklerce, atama yapılacak görevler için en az iki hafta, en çok 8 hafta olmak üzere “görevde yükselme eğitimi” programlarına alınmaktadırlar.

İl dahilinde bulunan bu yönetmelik kapsamındaki kurumların (bu tez çalışması açısından belediyelerin), her yılın Nisan ayı sonuna kadar valiliklere görevde yükselme eğitimine tabi tutmak istedikleri personelin niteliklerini ve sayısını bildirmeleri üzerine valilikler, kendilerine ulaşan bilgilere göre görevde yükselme eğitimi programını hazırlamakta, uygulamakta ve eğitim sonucu sınav yapmaktadırlar.

Görevde yükselme eğitimi sonunda, eğitim konularının ağırlığı dikkate alınarak yapılacak sınavda en az 70 (yetmiş) puan alanlar başarılı olmuş sayılmaktadırlar (md.7). Yönetmeliğin 9. maddesine göre görevde yükselme eğitiminde başarılı olanların yönetmelik kapsamında bulunan görevlere atanabilmeleri için ayrıca kurumlarınca yaptırılacak ve yapılacak sınava katılarak başarılı olmaları gerekmektedir. Yapılan sınavda başarılı sayılmak için yazılı, sözlü ve uygulamalı sınavlardan 100 puan üzerinden yine en az 70 puan alınması zorunludur.

Yapılan sınavda başarılı bulunanlar arasından, sınavda başarı sıralamasına göre boş kadro sayısı kadar atama yapılmakta ve sınav sonuçları aynı görev için yapılacak müteakip sınava kadar geçerli olmaktadır.

2. Öğrenim Düzeyi Koşulları

Belediye zabıta personelinin yükselmelerine ilişkin olarak 02 Şubat 2000 tarihli yönetmeliğin 14. maddesiyle, “öğrenim düzeyi” bakımından da çeşitli sınırlamalar getirilmiştir. Buna göre;

·      Zabıta müdürlüğü kadrosuna atanabilmek için kamu yönetimi, maliye, iktisat, işletme, iş idaresi ve benzeri toplumsal ve idari bilim dallarında en az 4 yıllık yüksek öğrenim görmek veya bunlara denkliği Milli Eğitim Bakanlığı’nca kabul edilmiş yurt içi veya yurt dışı öğrenim kurumlarından mezun olmak (fk.a),

·      Zabıta müdür yardımcılığı için meslekle ilgili yüksek öğrenimi bitirmek veya zabıta müdürlüğü göreviyle paralel olarak aynı derecede okullardan mezun olmak (fk.b),

·      Zabıta amirliği için en az iki yıllık yüksek okul mezunu olmak (fk.c),

·      Zabıta başkomiseri ve zabıta komiseri kadrolarına atanabilmek için en az iki yıllık yüksek öğrenim, diğer kadrolara atanabilmek için en az orta öğrenim mezunu olmak şarttır (fk.k).

3. Hizmet Süresine İlişkin Özel Koşullar

Yönetmeliğe göre belediye zabıta personelinde görevde yükselmede hizmet süresi ile ilgili olarak şu özel koşullar aranmaktadır (md.15):

·      Zabıta müdürlüğü kadrosu için, zabıta müdür yardımcılığında en az iki yıl çalışmış olmak (fk.a, bnt.3),

·      Zabıta müdür yardımcılığı kadrosu için, zabıta merkez memurluğu veya zabıta amirliğinde en az iki yıl çalışmış olmak (fk.b, bnt.3).

VII. BELEDİYE ZABITASININ SİCİLİ İLE İLGİLİ İŞLEMLER

Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği’ne (BZPY) göre her belediye zabıtası memurunun bir açık sicili tutulur. Bu sicilde zabıta memurunun; adı ve soyadı, baba ve ana adı, doğduğu yer ve tarih, tahsil derecesi, medeni durumu, sağlık durumu, bakmakla yükümlü olduğu kişiler, aldığı ödüller ve aldığı cezalar, askerlikle ilişkisi, varsa eserleri veya onursal hizmetleri ve Emekli Sandığı kayıt numarası yer alır.

Zabıta personelinin durumunda sicile ilişkin değişiklik oldukça, sicil sahibinin durumu yetkililere bildirerek değişikliğin sicile işlenmesini sağlaması gerekmektedir. İlgilinin açıklamaları ve sunacağı belgeler dışında atama, yükselme gibi özlük işlerine ilişkin işlemler ve yönetsel ve adli yargı mercilerinden veya disiplin kurullarından verilmiş kararlar sicilin dayandığı diğer belgelerdir.

Belediye yönetimlerince asıl zabıta memurlarına birer sicil numarası verilmektedir. Ayrıca yine her zabıta memuruna İçişleri Bakanlığı’nca hazırlanan ve memurun adı, soyadı, sicil numarası, unvanı, derecesi ve adresi ile belirlenmişse kan grubu gibi tanıtıcı bilgileri içeren fotoğraflı bir “kimlik belgesi” (tanınma belgesi) verilmektedir.

VIII. BELEDİYE ZABITASININ DİĞER ÖZLÜK İŞLERİ

Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği’nin (BZPY) düzenlendiği tarihte (1969) belediye personeli henüz 14 Temmuz 1965 tarih ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu (DMK) kapsamına alınmamıştı. Yönetmeliğin hazırlanmasında da “Belediye Memur ve Müstahdemleri Tüzüğü” hükümlerine bağlı kalınmıştı. Takip eden yıllarda, önce 1974 yılında 12 sayılı kanun hükmünde kararname (KHK) ile, daha sonra da 15 Mayıs 1975 tarih ve 1897 sayılı kanunla belediyeler ve belediyelerin kurdukları birlikler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar da DMK kapsamına alınmıştır. Bunun sonucu olarak DMK gereği devlet memurlarına uygulanan tüm hükümler belediye memurları ve dolayısıyla da belediye zabıtası amir ve memurları için de geçerli kılınmıştır[104]. Bu geçerlilik özellikle de belediye personelinin özlük işleri üzerinde etkisini göstermektedir.

Yeter belediye memurlarının 657 sayılı kanun (DMK) kapsamına alınmasıyla BZPY’nin birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiğini ve günümüzde bu yönetmeliğin yürürlüğünün tartışmalı olduğunu belirtmektedir. Her şeyden önce, söz konusu yönetmeliğin dayanağını oluşturan Belediye Memur ve Müstahdemleri Tüzüğü’nün 1994 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlükten kaldırılmış olması, konuyu tartışılır kılmıştır. Ama yasal dayanak olarak Belediye Kanunu’nun 106. maddesi[105] geçerliliğini korumaktadır. Yeter’in düşüncesi yönetmeliğin Devlet Memurları Kanunu’na aykırı hükümlerinin artık yürürlükte olmadığı, buna karşın aykırı olmayan hükümlerinin geçerli olduğu[106] yönündedir.

Zabıta personelinin özlük işlerine ilişkin özel düzenlemelerin ve ayrıntıların yönetmelikte yer alan hükümler çerçevesinde uygulanması doğaldır. Bu yönüyle denilebilir ki belediye personelinin DMK kapsamına alınması, BZPY’de yer alan özlük işlerine ilişkin hükümlerin tümünü yürürlükten kaldırmamıştır. Ancak yönetmeliğin DMK’ya aykırı hükümleri yerine DMK’nın ilgili hükümleri uygulanır hale getirilmiştir.

Belediye zabıtasının özlük hakları; onların maaş, mali ve sosyal haklar, terfi, yolluk, ücretsiz yolculuk, izin, tedavi, ikramiye, yer değiştirme, istifa ve emeklilik gibi haklarını içeren bir bütünü ifade eder. Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği zabıtanın özlük haklarının neler olduğunu da 47-69. maddelerinde düzenlemiştir.

A. Maaşları

Belediye zabıtası memurları maaşlıdırlar ve bu maaşları diğer belediye memurlarında olduğu gibi peşin olarak ödenir.

B. Mali ve Sosyal Hakları

Belediye zabıta memurları, belediye memurlarına tanınan zam, avans, ikramiye, çocuk zammı, doğum yardımı, ilaç bedeli, tedavi gideri gibi mali ve sosyal haklardan aynen yararlanırlar.

C. Yolluk, Ücretsiz Yolculuk ve İzin

Yetkili amirlerin emir ve kararı ile, belediye hizmetlerine ilişkin bir görevle belediye sınırları dışına gönderilen belediye zabıta memurlarına Harcırah Kanunu hükümlerince yolluk ödenmektedir. Bunun yanında üniformalı belediye zabıta memurları belediyenin kurduğu veya belediyenin kendine bağlı işletmelerin şehir içi yolcu taşıma araçlarında ücretsiz yolculuk yapabilmektedirler.

Belediye zabıta memurlarının yılda bir ay izin hakları bulunmaktadır. Ancak zabıta yönetmeliğinde, yıllık izin kullanımının belediye hizmetlerinin aksamamasına dikkat edilmesi gerektiği belirtilmekte, olağanüstü durumlarda yıllık izinlerin kullandırılmayabileceğinin veya izin verilmiş olanların geri çağrılabileceğinin altı çizilmektedir (md.52).

Zorunlu nedenlere ve kanunlara uygun özürlere dayalı olmak koşuluyla belediye zabıta memurlarına belediye başkanı, yetkili kıldığı yardımcısı veya şube müdürü tarafından mazeret izni verilebilmektedir. Bu süre 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre en çok 10 gündür[107]. Bunların dışında belediye zabıta personellerinin mazeretleri durumunda günlük izin, hastalıkları nedeniyle hastalık izni ve tedavi hakları bulunmaktadır.

D. Değerlendirme (Takdir) ve İkramiye

Görevlerinde büyük çaba ve çalışmaları ile üstün başarı sağlayan zabıta memurlarına, belediye başkanları tarafından doğrudan doğruya veya amirlerinin teklifi üzerine “takdirname” verilmektedir. Takdirname verilmesine sebep olan çalışma ve başarı takdirnamede belirtilmekte ve alınan takdirname memurun siciline geçmektedir. Yükselme aşamalarında ise, kıdemde eşitlik durumunda takdirname alanlar tercih edilmektedir. Yine ayrıca görevlerini yaparken olağanüstü fedakarlığı ve yararlılığı görülen zabıta memurlarına, amirlerinin teklifi ve belediye encümeninin kararı ile 3 aylığı kadar “ikramiye” verilebilmektedir.

E. Nakil, Başka Bir Belediyede Görev Alma ve Yer Değiştirme (Becayiş)

Zabıta personeli amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili merciin onayı ile belediyenin diğer kuruluşlarında aynı derecede bir göreve nakledilebilmektedir. Ayrıca bir belediyede görevli zabıta personeli ayrılacağı beldedeki atamaya yetkili amirin uygun görmesi koşulu ile bir diğer belediye zabıta kuruluşuna naklen atanabilmektedir.

Farklı belediyelerde çalışan zabıta personellerinin birbiriyle yer değiştirmeleri de (becayiş) mümkündür. Yönetmelik hükmüne göre; iki ayrı belediye zabıta kuruluşunda görevli olup aynı unvan ve derecede bulunan zabıta memurları, kendi istekleri ve atamaya yetkili otoritelerin uygun görmesi halinde karşılıklı olarak yer değiştirebilmektedirler.

F. İstifa (Çekilme)

İstifa konusunda BZPY ile Devlet Memurları Kanunu (DMK) hükümleri büyük ölçüde uyum içindedir. Kanunun 94. maddesine göre devlet memurları bağlı oldukları kuruma yazılı olarak müracaat etmek suretiyle memurluktan çekilme isteğinde bulunabilirler. Mezuniyetsiz veya kurumlarınca kabul edilen mazereti olmaksızın görevin terk edilmesi ve bu terkin kesintisiz 10 gün devam etmesi halinde, yazılı müracaat şartı aranmaksızın, çekilme isteğinde bulunulmuş sayılır.

Çekilmek isteyen memur, yerine atanan kimsenin gelmesine veya çekilme isteğinin kabulüne kadar görevine devam eder. Yerine atanan kimse bir aya kadar gelmediği veya yerine bir vekil atanmadığı takdirde, üstüne haber vererek görevini bırakabilir. Olağanüstü mazeretle çekilenler, üstüne haber vermek koşulu ile bir ay kaydına tabi değildirler.

Ayrıca DMK’nın 29 Kasım 1984 tarih ve 243 sayılı KHK ile değişik 96. maddesi uyarınca olağanüstü hal, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş hallerinde veya genel hayata müessir afetlere uğrayan yerlerdeki devlet memurları, yerine atanacaklar gelip işe başlamadıkça görevlerini bırakamazlar.

Tüm bunlara ilave olarak BZPY’nin 68. maddesi görevden kendi isteği ile çekilen bir zabıta memurunun, 3 ay geçmedikçe, gerek kendi belediyesinde, gerek herhangi bir belediyede göreve kabul edilemeyeceklerini öngörmektedir.

G. Emeklilik

Emeklilik konusunda zabıta memurları diğer belediye memurlarının tabi olduğu hükümlere tabidirler (BZPY, md.69). Bu hüküm ışığında DMK’nın emekliliğe ilişkin hükümlerinin belediye zabıtası için de söz konusu olduğu ve görevinin niteliğine bağlı olarak, emekliliğinin genel kollukta olduğu gibi özel bir prosedüre bağlı olmadığı anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak, belediye zabıtasının da diğer memurlar gibi emekliliği 3 şekilde gerçekleşmektedir[108]:

1. Kanunen Zorunlu Durumlarda Emeklilik

·      Yaş: 65 yaşını dolduran memurlar zorunlu olarak emekli olurlar.

·      Malullük: Uğradıkları sakatlıklardan veya tedavisi olanaksız hastalıklardan dolayı görevini yapamayacak duruma gelen memurlar, malulen emekli olurlar. Maluliyetin; vazife maluliyeti, harp maluliyeti ve adi maluliyet gibi türleri vardır.

2. Memurun İsteği Üzerine Emeklilik

·      20 hizmet yılını ve 50 yaşını dolduran kadın memurlar,

·      25 hizmet yılını ve 55 yaşını dolduran erkek memurlar,

·      60 yaşını dolduran ve en az 10 yıl devlet hizmeti olan memurlar emekli olabilirler.

3. İdarenin İsteği Üzerine Emeklilik

·      30 hizmet yılını dolduran memurlar re’sen emekli edilirler.

·      60 yaşını doldurmuş memurlar re’sen emekli edilirler. Memurun hizmet süresi 10 yılı aşıyorsa kendilerine emekli aylığı bağlanır.

·      Ahlak ve yetersizlik nedeniyle kötü sicil almış olanlar, re’sen emekli edilir. 25 yılı aşan hizmeti varsa kendisine emekli aylığı bağlanır.

IX. BELEDİYE ZABITASININ DİSİPLİN İŞLERİ

Fransızca kökenli olan disiplin kavramı, sözlükte “kanun ve nizamların tam hakimiyeti, zapturapt”, “kanun ve nizamlara tam uyma durumu” ve “nizam, intizam, asayiş, emniyet”[109] gibi anlamları ifade etmektedir. Belediye zabıtasının disiplin işleri de zabıtanın kanun ve nizamlara aykırılık oluşturan disiplin suçlarının ve bunlara uygulanacak yaptırımların belirlenmesi ve söz konusu yaptırımların uygulanması faaliyetlerini içerir.

A. Disiplin Suçları

Devlet memurlarının ve bu arada belediye zabıtasının cezai yaptırım gerektiren disiplin suçlarının neler olduğu, DMK’nın 124. maddesinin değişik ikinci fıkrasında belirlenmiştir. Buna göre, kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacı ile,

·      Kanunların, tüzüklerin ve yönetmeliklerin emrettiği ödevleri yurt içinde veya dışında yerine getirmeyen,

·      Kanunların, tüzüklerin ve yönetmeliklerin uyulmasını zorunlu kıldığı hususları yapmayan, ve

·      Kanunların, tüzüklerin ve yönetmeliklerin yasakladığı işleri yapan devlet memurları disiplin suçu işlemiş sayılırlar. Aynı fıkra hükmüne göre bu suçları işleyenlere durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre kanunun 125. maddesinde sıralanan disiplin cezalarından birisi verilir.

Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği de 70. maddesinde;

·      Zabıta hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacı ile kendilerine verilen görevleri hakkı ile yapmayan,

·      Uymakla yükümlü oldukları hususlara uymayan,

·      Mevzuatın yasakladığı işleri yapan ve

·      Davranışları ile belediye zabıtasının haysiyetini zedeleyen zabıta personeline durumun niteliğine ve fiilin ağırlığına göre çeşitli disiplin cezalarının verileceğini öngörmektedir.

B. Disiplin Cezası ve Çeşitleri

Türk Hukuk Lügati’nde disiplin cezaları: “Amme hizmetlerinin layık olduğu önem ve doğrulukta görülmesi için memurlar üzerinde ıslah ve ikaz, bazen de tasfiye maksadıyla konan tedbir ve kaidelerdir” şeklinde tanımlanmaktadır.

DMK’da ve diğer yasal düzenlemelerde kamu hizmetlerinde verimi, hızı ve etkinliği sağlayan, devletin onur ve saygınlığını koruyan, amir ve memur ilişkilerini düzenleyen “disiplin cezaları” adı altında yaptırım ve kurallara yer verilmiştir. Disiplin cezaları ile amaçlanan, kamu düzeninin devam ettirilmesi ve kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesinin sağlanmasıdır[110].

Öncelikle belirtilmesi gerekir ki, belediye kanunlarında belediye memurları için DMK’da ve belediyelerin de tabi olduğu diğer kanunlarda öngörülen disiplin cezalarının dışında ayrı bir disiplin cezası söz konusu değildir. Yine anayasada da ifade edildiği gibi ceza veya ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. Kanunların öngörmediği bir ceza veya ceza yerine geçen bir güvenlik tedbirini belediye memurlarına uygulamak mümkün değildir. Yani özel bir yasal düzenleme olmadan, tüzük veya yönetmelik ile getirilen bir ceza veya ceza yerine geçen tedbirin memurlara uygulanma olanağı bulunmamaktadır[111].

Belediye memurlarına verilecek disiplin cezaları DMK’nın 125. maddesinde şöyle sıralanmaktadır:

Uyarma (İhtar): Uyarma cezası memura görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.

Kınama (Tevbih): Kınama cezası memura görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir.

Aylıktan Kesme: Aylıktan kesme cezası memurun brüt aylığından 1/30-1/8 arasında kesinti yapılmasıdır.

Kademe İlerlemesinin Durdurulması: Kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ise, fiilin ağırlık derecesine göre memurun, bulunduğu kademede ilerlemesinin 1-3 yıl durdurulmasıdır.

Devlet Memurluğundan Çıkarma: Devlet memurluğundan çıkarma cezası da memurun bir daha devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarılmasıdır.

Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği DMK’da ele alınan “kademe ilerlemesinin durdurulması” cezası yerine, “kıdem indirilmesi” ve “sınıf indirilmesi” cezalarını düzenlemiştir. Bunun yanında yine DMK’da yer almayan “meslekten çıkarma” yönetmelikçe ayrı bir disiplin cezası olarak hükme bağlanmıştır.

Yönetmelikte düzenlenen söz konusu disiplin cezalarından “kıdem indirilmesi”nin anlamı memurun yalnız terfiine etkili olmak üzere, kıdeminden 3 aydan bir seneye kadar bir sürenin indirilmesidir. “Sınıf indirilmesi” ise memurun maaşının bir derece aşağıya indirilmesidir. “Meslekten çıkarma” cezası da zabıta memurunun, belediye zabıtası hizmetlerinde bir daha kullanılmamak üzere meslekten çıkarılmasını ifade etmektedir.

C. Disiplin Cezasının Özellikleri

Disiplin cezalarının başlıca özellikleri şöylece sıralanabilir[112]:

·      Bu cezalar verildikten sonra geri alınamazlar.

·      Memurun özgürlüğüne ilişkin değildirler.

·      Memurlara uygulanırlar.

·      Disiplin cezalarında tecil (erteleme) söz konusu değildir.

·      Sebebe dayanan ve sebebi belli olan yönetsel tasarruflardandırlar.

·      Yargı kararı olmayıp birer yönetsel işlemdirler.

·      Disiplin cezası çeşidinin tespitinde, fiilin ağırlık derecesine ve durumun niteliğine göre yetkili makamın takdir hakkı vardır.

·      Aksine özel bir hüküm bulunmadığı sürece genel af ile ortadan kalkmazlar.

·      Ancak kanunda yazılı sebeplerle ve süreler sonunda sicilden silinirler.

·      Disiplin suçlarında tekerrür (suçun tekrarlanması) cezanın belirlenmesinde etkilidir.

·      Disiplin cezalarının asıl amacı memurların düzenli çalışmalarını sağlamaktır. Oysa ceza kanunları ile getirilen cezalar kamu düzeninin korunmasına yöneliktir.

·      Ceza kanunları ile getirilen cezalar, toplum düzenine karşı işlenen fiillere uygulanan yaptırımlar olmaları nedeniyle daha etkilidirler. Çünkü bunlar kişilerin yaşamına, özgürlüklerine, mallarına, kişisel haklarına ve toplumsal durumlarına etki eden sonuçlar doğururlar. Buna karşılık disiplin cezaları memurun yalnız meslek yaşamına ve mesleki haklarına etki ederler.

·      Disiplin cezaları yönetsel makamlar tarafından uygulanırlar. Halbuki ceza kanunlarındaki yaptırımlara ilişkin kararlar hakimler tarafından verilir ve birer yargı kararıdırlar.

D. Disiplin Cezasını Gerektiren Eylem ve Durumlar

Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği’nin 72. maddesi belediye zabıtası personeline disiplin cezasının verilmesini gerektiren eylem ve durumları ayrıntılı olarak ele almaktadır. Söz konusu maddeye göre disiplin cezasını gerektiren eylem ve durumlar şunlardır:

1. Uyarmayı Gerektiren Eylem ve Durumlar

·      Hizmet sırasında görev dışı işlerle vakit geçirmek veya uğraşmak,

·      Verilen görevi mümkün olan süresi içinde bitirmemek,

·      Görevini yapmada kayıtsızlık ve düzensizlik göstermek,

·      Mesleği ile ilgili mevzuatı öğrenmek için gerekli çabayı göstermemek,

·      Gerek meslek arkadaşlarına ve gerekse iş sahiplerine karşı hareket ve davranışlarında mesleğin gerektirdiği ciddiyet, ağırbaşlılık ve terbiyeyi göstermemek,

·      Zorunlu sebep olmaksızın saç ve sakalını uzatmak, elbise ve teçhizatını kirli tutmak; kişisel görünüşüne özen göstermemek,

·      Resmi ve kişisel işlerde bir zorunluluk olmaksızın merciini tecavüz etmek,

·      Herhangi bir yol, mahal veya şahsı arayıp soranlara yardımcı olmamak, onları baştan savmak.

2. Kınamayı Gerektiren Eylem ve Durumlar

·      Amirinin sorduğu hususlara zamanında cevap vermemek,

·      Amirin tavsiye ve tembihlerine uymamak,

·      Görevi başında üstlerine saygısızlık etmek,

·      Üstlerinin işlem ve icraatı hakkında dedikodu yapmak,

·      Düzenlediği tutanak, rapor gibi belgeleri zamanında ait olduğu mercie vermemek,

·      İş sahiplerine farklı davranışlarda bulunmak, sebepsiz yere onları bekletmek,

·      Belediye Zabıtası Kıyafet ve Teçhizat Yönetmeliği’ne aykırı şekilde giyinmek veya dolaşmak,

·      Memuriyet haysiyetini kırıcı harekette bulunmak,

·      İçkili özel toplantılara üniforma ile katılmak,

·      Kadınlarla nikâhsız yaşamak,

·      Memuriyete ilişkin bir iş için başkalarına tavsiye ve iltimas ettirmek,

·      Maiyetindeki memur ve hizmetlileri kişisel işlerinde kullanmak,

·      Görevi başına bir ay içinde iki defa mazeretsiz geç gelmek, veya erken gitmek, yahut aynı süre içinde izinsiz ve mazeretsiz bir gün göreve gelmemek.

3. Aylıktan Kesmeyi Gerektiren Eylem ve Durumlar

·      Görev esnasında yardım isteyen meslek mensuplarına yardımdan sebepsiz kaçınmak,

·      Doğrudan doğruya veya müracaatla haberdar olduğu suç karşısında görev yapmaktan çekinmek,

·      Görevi dışında, aşırı derecede sarhoş dolaşmak,

·      Görevde uyumak,

·      Meslek arkadaşına, üstüne veya iş sahiplerine kötü muamele etmek,

·      İzinsiz olarak belediye sınırları dışına gitmek,

·      Bir ayda bir günden fazla 8 günden az izinsiz ve mazeretsiz görevine devam etmemek,

·      Demirbaş eşyayı özel işlerinde kullanmak,

·      Kendisine teslim olunan eşyayı ve teçhizatı başkalarının kullanmasına müsaade etmek.

4. Kıdem İndirilmesini Gerektiren Eylem ve Durumlar

Yukarıda da ifade edildiği gibi yönetmelik DMK’da hükme bağlanan “kademe ilerlemesinin durdurulması” cezası yerine “kıdem indirilmesi” cezasını düzenlemiştir. Yönetmeliğe göre bu cezayı gerektiren eylem ve durumlar şunlardır:

·      Mevzuata uygun olarak verilen emirleri yerine getirmemek,

·      Bir ayda 7 ve bir yılda toplam 20 günden fazla izinsiz ve mazeretsiz görevine devam etmemek,

·      Resmi işlerden dolayı üstlerini alenen tenkit etmek ve görev sırasında üstlerine yalan söylemek,

·      Görev arkadaşlarına, astlarına veya iş sahiplerine hakaret etmek, arkadaşları ile dövüşmek,

·      İzinli olsun veya olmasın umuma açık yerlerde üniforma ile sarhoş olacak derecede içki içmek.

5. Sınıf İndirilmesini Gerektiren Eylem ve Durumlar

Sınıf indirilmesini gerektiren eylem ve durumlar da yönetmelikte şöyle sıralanmaktadır:

·      Kumar oynamak,

·      Görevi başına sarhoş gelmek, yahut görevi başında içki içmek,

·      Üstlerine hakaret veya onları söz, yazı yahut herhangi bir vasıta ile tehdit etmek, yahut dövmeğe teşebbüs etmek, iş sahiplerini, astlarını veya arkadaşlarını dövmek,

·      Bir terfi süresi içinde izinsiz ve mazeretsiz devamsızlıkları toplamı 2 ayı geçmek,

·      Kendi mülk ve arazilerini doğrudan doğruya veya aracılar eliyle işletme dışında ticaretle uğraşmak,

·      İş sahiplerinden her ne nam altında olursa olsun hediye almak,

·      Genel kadınlarla bağlantı veya ilişki kurmak,

·      Kendisine teslim olunan eşyanın ve evrakın tedbirsizlik sebebiyle kaybına sebebiyet vermek,

·      Kooperatif ortaklıklarda ve bağlı oldukları kuruluşların yardımlaşma sandıklarında yönetim veya denetim kurulu üyeliği dışında ticari ve sınai müesseselerde görev almak.

6. Meslekten (Zabıtalık Mesleğinden) Çıkarmayı Gerektiren Eylem ve Durumlar

·      Gerçeğe aykırı tutanak, rapor ve benzeri belgeler düzenlemek,

·      Üstünü dövmek,

·      Çalışma süresi kayda bağlanmış olan eğlence yerlerinin kişisel çıkar karşılığında belirli süre dışında çalışmasına izin vermek.

7. Devlet Memurluğundan Çıkarmayı Gerektiren Eylem ve Durumlar

·      Yalan yere beyanname vermek, irtikap (dolan), irtişa (rüşvet), ihtilâs (para aşırma), zimmet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtekârlık, emniyeti suiistimal, kaçakçılık suçlarından biriyle mahkum olmak,

·      Savaş, isyan, ihtilâl gibi olağanüstü hallerde emir almadan ve zaruret olmadan görevini terk etmek,

·      Memuriyetine ait gizli belgelerin içeriğini açıklamak,

·      Suçu belgeleyen delillere ait eşyayı veya evrakı kasten yok etmek,

·      Halkın edep duygularını şiddetle rencide edici hareketlerde bulunmak,

·      Sarhoşluğu veya kumar oynamayı alışkanlık haline getirmek, yahut kumar oynatmak,

·      Grev yasağına aykırı hareket etmek.

 

 

 

E. Disiplin Cezası Vermeye Yetkili Amir ve Kurullar ve Disiplin Cezalarının Verilmesi Süreci

Disiplin cezaları, disiplin komisyonu yetkisini de taşıyan belediye encümenlerince verilmektedir. Bu cezaların verilmesini gerekli kılan iddia ve isnatlarda soruşturma memurunu belediye başkanı, yardımcısı, şubelerde ise belediye şube müdürü veya en büyük zabıta amiri belirlemektedir.

Belediye başkanları bütün zabıta memurlarına uyarma ve kınama cezasını, belediye şube müdürleri de şubelerindeki memurlarına yalnız uyarma cezasını doğrudan doğruya da verebilmektedirler (BZPY, md.75).

Yapılacak disiplin kovuşturmalarında, isnat olunan konu ilgiliye açıkça yazılı olarak bildirilip tanınan bir süre içinde yazılı savunmada bulunmasının istenir. Yazılı savunma süresi 7 günden[113] az olamaz. Belirtilen süre içinde kabul edilebilir bir mazerete dayanmaksızın savunmada bulunulmazsa, ilgili savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.

Disiplin komisyonu üye sayısı 3’ten az olmamak ve tek sayıda bulunmak koşulu ile, lüzumu halinde, tam sayının üçte ikisi ile toplanabilir ve çoğunlukla karar verilir. Soruşturma ile görevlendirilen kimse şayet encümen üyesi ise karara katılmaz. Karar belgeler üzerinde inceleme yapılarak verilir. Ancak yapılan soruşturma yeterli görülmezse eksiklikleri tamamlanmak üzere dosya soruşturma ile görevli elemana geri gönderilebilir.

Disiplin komisyonu sanığa isterse her zaman dinleyerek ayrıca sözlü savunmasını da alabilir. Komisyon kararlarının gerekçeli olması şarttır (BZPY, md.76).

Disiplin komisyonunun yazışma işleri, varsa personel servisince, yoksa belediye yazı işleri servisince yürütülür. Cezalara ait kararlar, suçluya ve dairesi amirine birer yazı ile tebliğ olunur ve tebliğ tarihinden itibaren hüküm ifade eder (BZPY, md.77-78).

F. Disiplin Cezalarına Karşı İtiraz ve Yargı Yolları

Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği’ne göre, haklarında verilen disiplin cezası kararlarına karşı on gün içinde itiraz edilebilir. İtiraz üzerine il merkezi olmayan yerlerdeki belediye disiplin komisyonları kararları il disiplin komisyonlarında, il merkezindeki belediyelerin kararları da İçişleri Bakanlığı disiplin komisyonunda incelenir.

İl merkezi olmayan yerlerdeki belediye disiplin komisyonları kararları üzerine il disiplin komisyonlarınca verilecek kararlara karşı yapılacak itirazlar en son bakanlık disiplin komisyonunda ve il merkezi belediyelerinin kararları üzerine bakanlık disiplin komisyonunca verilecek kararlara karşı yapılacak itirazlar da Danıştay’da incelenir ve çözümlenir. Sınıf indirilmesi ve memuriyetten çıkarma hakkındaki belediye disiplin komisyonu kararları, itiraz edilmese de, bir üst derece merciin incelemesine tabidir.

İtiraz üzerine veya kendiliğinden incelenip son karara bağlanan konular ilgiliye ve dairesi amirine tebliğ olunur, kesinleştiği tarihten itibaren de hüküm ifade eder (BZPY, md.79).

X. BELEDİYE ZABITASININ SORUMLULUKLARI

Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği “Belediye Zabıtasının Sorumluluğu” başlığını taşıyan 11. maddesinde; zabıta memurlarının (personelinin) “görevlerine ilişkin kanun, tüzük, yönetmelik ve emirleri bilmekle ve hizmetlerini bunların hükümleri dairesinde yapmakla ve görevlerin yerine getirilmesi sırasında birbirlerine yardım etmekle yükümlü” olduklarını belirtmektedir. Ayrıca aynı maddeye göre, müstakil görevi olan memurlar yalnız başına bu hizmetlerinden, ortaklaşa görev sahibi olanlar ise görevlerinden dolayı “birlikte” sorumludurlar.

Bilindiği üzere 1975 yılında 1897 sayılı kanunla belediyeler ve belediyelerin kurdukları birlikler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar da DMK kapsamına alınmıştır. Bunun sonucu olarak söz konusu kanunla devlet memurlarına uygulanan tüm hükümler belediye memurları ve dolayısıyla da belediye zabıtası amir ve memurları için de geçerli kılınmıştır. Bu yönüyle belediye zabıtasının diğer sorumluluklarını da “devlet memurlarının sorumlulukları” çerçevesinde ele almak gerekmektedir.

Belediye zabıta amir ve memurlarının sorumluluklarından başlıcalarını, 657 sayılı kanunla öngörülen hükümler ışığında şu başlıklar altında toplamak mümkündür[114]:

A. Tarafsızlık ve Devlete Bağlılık

657 sayılı DMK’nın 1982 tarih ve 2670 sayılı kanunla değişik 7. maddesi gereğince devlet memurları ve dolayısıyla zabıta personelleri “siyasi partiye üye olamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamazlar; görevlerini yerine getirirlerken dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep gibi ayırım yapamazlar; hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamazlar ve bu eylemlere katılamazlar.

Ayrıca devlet memurları her durumda devletin menfaatlerini korumak zorundadırlar. Türkiye Cumhuriyeti anayasasına ve kanunlarına aykırı olan memleketin bağımsızlığını ve bütünlüğünü bozan Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğini tehlikeye düşüren herhangi bir faaliyette bulunamazlar. Aynı nitelikte faaliyet gösteren herhangi bir harekete, gruplaşmaya, teşekküle veya derneğe katılamazlar, bunlara yardım edemezler.

B. Mal Bildirimi

Devlet Memurları Kanunu md.14’e göre devlet memurları, kendileriyle eşlerine ve velayetleri altındaki çocuklarına ait taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları hakkında, özel kanunda yazılı hükümler uyarınca, mal bildirimi verirler. Kanunun 125. maddesinin D/j fıkrasında da belirli durum ve sürelerde mal bildiriminde bulunmamanın kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektirdiği öngörülmektedir.

C. Resmi Belge, Araç ve Gereçlerin Yetki Verilen Mahaller Dışına Çıkarılmaması ve İadesi

657 sayılı kanunun 1982 tarih ve 2670 sayılı kanunla değişik 16. maddesi uyarınca devlet memurları görevleri ile ilgili resmi belge araç ve gereçleri, yetki verilen alanlar dışına çıkaramazlar, özel işlerinde kullanamazlar. Ayrıca devlet memurları görevleri icabı kendilerine teslim edilen resmi belge, araç ve gereçleri görevleri sona erdiği zaman iade etmek zorundadırlar. Bu zorunluluk memurun mirasçıları için de söz konusudur.

Kanunun disiplin suç ve cezaları ile ilgili 125. maddesine göre devlete ait resmi araç, gereç ve benzeri eşyayı özel işlerinde kullanmak ve devlete ait resmi belge, araç, gereç ve benzeri eşyayı kaybetmek “kınama” cezasını gerektirmektedir. Devlete ait resmi belge, araç, gereç ve benzerlerini özel menfaat sağlamak için kullanmak da yine 125. maddede “aylıktan kesme” cezası ile yaptırıma bağlanmıştır.

D. Toplu Eylem ve Hareketlerde Bulunma Yasağı

DMK’nın 12 Mayıs 1982 tarih ve 2670 sayılı kanunla değişik 26. maddesi gereğince, kanunun 21. maddesi ile hükme bağlanan “müracaat, şikayet ve dava açma” hakkının kullanılmasında birden fazla memurun toplu olarak söz ve yazı ile müracaatları ve şikayetleri yasaktır. Toplu müracaat ve şikayet etmek kanunun 125. maddesinin C/h fıkrasına göre “aylıktan kesme” cezası ile cezalandırılır.

Ayrıca kanuna göre devlet memurlarının kamu hizmetlerini aksatacak şekilde memurluktan kasıtlı olarak birlikte çekilmeleri veya görevlerine gelmemeleri veya görevlerine gelip de devlet hizmetlerinin ve işlerinin yavaşlatılması veya aksatılması sonucunu doğuracak eylem ve hareketlerde bulunmaları yasaktır. Yine kanunun 21. maddesi uyarınca devlet memurları; kurumlarıyla ilgili resmi ve şahsi işlerinden dolayı müracaat, amirleri veya kurumları tarafından kendilerine uygulanan yönetsel eylem ve işlemlerden dolayı şikayet ve dava açma hakkına sahiptirler. Müracaat ve şikayetler söz veya yazı ile en yakın amirden başlayarak silsile yolu ile şikayet edilen amirler atlanarak yapılır. Müracaat ve şikayetler incelenerek en kısa zamanda ilgiliye bildirilir.

E. Grev Yasağı

Devlet Memurları Kanunu’nun 27. maddesine göre devlet memurlarının greve karar vermeleri, grev düzenlemeleri, ilan etmeleri, bu yolda propaganda yapmaları yasaktır. Devlet memurları, herhangi bir greve veya grev teşebbüsüne katılamaz, grevi destekleyemez veya teşvik edemezler. Aynı kanunun 125. maddesinin E/a fıkrası devlet memurlarının ideolojik veya siyasi amaçlarla “... işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak” suçları nedeniyle “devlet memurluğundan çıkarma” cezası ile karşı karşıya geleceğini öngörmektedir.

Memurlar için grev yasağı söz konusu olmasına karşın, onlara 1995 yılında gerçekleştirilen anayasa değişiklikleri ile “sendika ve toplu görüşme hakkı” tanınmıştır[115]. Bu gelişmeye rağmen memurların sendikal haklarını etkin ve tam olarak kullanmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılmamış olması ve içinde bulundukları olumsuz toplumsal ve ekonomik koşullar, onların sendikal hak mücadelesinin daha yoğun olarak süreceğine işaret etmektedir[116].

F. Ticaret ve Diğer Kazanç Getirici Faaliyetlerde Bulunma Yasağı

DMK’nın 1975 tarihli değişik 28. maddesi uyarınca memurlar Türk Ticaret Kanunu’na göre “tacir veya “esnaf” sayılmalarını gerektirecek bir faaliyette bulunamaz, ticaret ve sanayi müesseselerinde görev alamaz, ticari mümessil veya ticari vekil veya kollektif şirketlerde ortak veya komandit şirkette komandite ortak olamazlar (görevli oldukları kurumların iştiraklerinde kurumlarını temsilen alacakları görevler hariç).

Memurların üyesi oldukları yapı, kalkınma ve tüketim kooperatifleri ile kanunla kurulmuş yardım sandıklarının yönetim ve denetim kurulları üyelikleri görevleri ve özel kanunlarda belirtilen görevler bu yasaklamanın dışındadır. Bunun yanında eşleri, reşit olmayan veya mahcur olan çocukları, yasaklanan faaliyetlerde bulunan memurlar bu durumu 15 gün içinde bağlı bulundukları kuruma bildirmekle yükümlüdürler.

Aynı kanunun 125. maddesinin D/h fıkrasında ticaret yapmak veya devlet memurlarına yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunmak “kademe ilerlemesinin durdurulması” cezasını gerektirmektedir.

G. Hediye Alma ve Menfaat Sağlama Yasağı

Kanunun 29. maddesine göre devlet memurlarının doğrudan doğruya veya aracı eliyle hediye istemeleri ve görevleri sırasında olmasa dahi menfaat sağlama amacı ile hediye kabul etmeleri veya iş sahiplerinden borç para istemeleri ve almaları yasaktır. 30. maddeye göre de devlet memurunun, denetim altında bulunan veya kendi görevi veya mensup olduğu kurum ile ilgilisi olan bir teşebbüsten, doğrudan doğruya veya aracı eliyle her ne ad altında olursa olsun bir menfaat sağlaması yasaktır.

H. Gizli Bilgileri Açıklama Yasağı

657 sayılı kanunun 12 Mayıs 1982 tarihli değişik 31. maddesi uyarınca devlet memurlarının kamu hizmetleri ile ilgili gizli bilgileri görevlerinden ayrılmış bile olsalar, yetkili bakanın yazılı izni olmadıkçı açıklamaları yasaktır.

I. Olumsuz Sicil

DMK’nın 120. maddesi iki defa üst üste olumsuz sicil alan memurların başka bir sicil amirinin emrine atanacağını, burada da olumsuz sicil almaları halinde ise memuriyetle ilişkilerinin kesilerek haklarında Emekli Sandığı Kanunu’nun emeklilikle ilgili hükümlerinin uygulanacağını hükme bağlamaktadır.

J. Sicil Amirlerinin Sorumlulukları

657 sayılı kanunun 121. maddesi uyarınca düzenlenen 18 Ekim 1986 tarih ve 19255 sayılı Resmi Gazete’de Bakanlar Kurulu’nun 08 Eylül 1986 gün ve 86/10985 sayılı kararıyla yayınlanan Devlet Memurları Sicil Yönetmeliği’nin 19. maddesi sicil amirinin sorumluluklarını düzenlemektedir. Maddeye göre sicil amirleri sicil raporlarını özenli, doğru ve tarafsız bir şekilde düzenlerken; devlete sadakat ve bağlılığı, memuriyet sıfatının gerektirdiği şeref ve itibar ile hizmetlerin hızlı ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini; güvenilir ve yetenekli memurların yükselmelerini, diğerlerinin ise kamu hizmetlerinden uzaklaştırılmaları gerektiğini esas alır. Sicil amirlerinin maiyetlerinde çalışan memurları değerlendirmedeki başarıları, üst sicil amirleri tarafından kendisinin değerlendirilmesinde de dikkate alınır.

Garez veya özel amaçla sicil raporlarını gerçeğe aykırı doldurdukları anlaşılan sicil amirlerinin cezai sorumlulukları saklıdır.

K. Kıyafet Zorunluluğu

Devlet Memurları Kanunu’nun bazı maddelerinin değiştirilmesi, bazı kurallarının kaldırılması ve bu kanuna bazı maddeler eklenmesi hakkında 12 Mayıs 1982 tarihli 2670 sayılı kanuna eklenen “Ek madde 1” uyarınca devlet memurları kanun, tüzük ve yönetmeliklerin öngördüğü kılık ve kıyafet kurallarına uymak zorundadırlar.

Bakanlar Kurulu’nun 16 Temmuz 1982 tarih ve 8/5150 sayılı kararıyla kabul edilen “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik”in 6. maddesine göre de üniforma (resmi elbise) giymek zorunda olanlar ilgili kurum ve kuruluşun özel yönetmeliklerinde belirtilen usul ve esaslara tabidirler.

L. Eğitime Katılma

657 sayılı kanunun 214. maddesi ile hizmet içi eğitim, kurumlar için zorunlu bir görev haline getirilmiştir. Aynı kanunun 10. maddesine göre de amir durumunda bulunanlar, maiyetlerindeki memurlarını “yetiştirmekten”, hal ve hareketlerini takip ve kontrol etmekten “görevli” ve “sorumlu”durlar. Bunun sonucu olarak belediye memurlarının ve dolayısıyla zabıta personelinin amirleri tarafından düzenlenen eğitim programlarına katılmaları gerekmektedir.

İçişleri Bakanlığı Hizmet İçi Yönetmeliği belediyeler ve bunlara bağlı veya bunlar tarafından kurulan katma bütçeli, döner sermayeli idare ve kurumlar ile birliklerde çalışan tüm personeli de kapsamaktadır. Yönetmeliğin eğitime katılma zorunluluğu ile ilgili 35. maddesinin son bendi uyarınca hizmet içi eğitim çalışmalarına, geçerli bir özre dayanmaksızın katılmayanlar hakkında DMK’nın disiplin hükümleri uygulanır. Başka kurumlarda eğitime katılanlar da eğitimine katıldıkları kurumun özel hükümlerine tabidirler.

 

 

XI. BELEDİYE ZABITASININ KIYAFETİ VE KIYAFET SORUNU

Belediye zabıta personelinin görevleri sırasında hangi kıyafetleri giyeceği ve hangi işaretleri takacağı konusunda 12 Mart 1990 tarihli 20459 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Belediye Zabıta Kıyafet Yönetmeliği” açık ve ayrıntılı hükümler içermektedir.

Belediye zabıtasının günümüzdeki kıyafeti esas itibariyle İçişleri Bakanlığı’nca 02 Nisan 1968 tarih ve 12864 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmış “Belediye Zabıtası Kıyafet ve Teçhizat Yönetmeliği”ne dayanmaktadır. 1969 ve 1973 yıllarında çeşitli değişikliklere uğrayan söz konusu yönetmelikte belediye zabıtasının kıyafeti “koyu lacivert renkli pantolon ve gri veya açık mavi gömlek” olarak kabul edilmiştir. Bu esas 1968 tarihli yönetmeliğin yerine ikame edilen 1990 tarihli yeni kıyafet yönetmeliğinde de sürdürülmüştür[117].

Yönetmelikte yer alan kıyafete ilişkin başlıca kurallar şunlardır:

·      Kanun, tüzük ve yönetmeliklerle belirtilmiş haller dışında kıyafet üzerine başka teçhizat veya madalya, rozet ve benzeri şeylerin takılması yasaktır.

·      Kıyafet, temsil edilen görevin şeref ve itibarına yakışır bir şekilde temiz ve bakımlı olmalıdır.

·      Resmi kıyafette bulunanlar üniformanın itibarını kırıcı davranışlarda bulunamazlar.

·      Belediye zabıtası için yaptırılacak kıyafette kullanılacak malzemenin iyi kalitede ve “yerli malı” olması gözetilir.

·      Belediye zabıtalarına verilecek kıyafetin mevsim ve iklim koşullarına göre giyilme zamanlarını belediye başkanları, büyük şehir belediyelerinde ise büyük şehir belediye başkanı belirler.

·      Belediye zabıta kuruluşunun amirleri ve bu kuruluşu denetim ve teftiş yetkisine sahip bulunanlar, belediye zabıta personelinin bu yönetmelik hükümlerine uygun nitelikte giyinmelerini ve hareket etmelerini sağlamakla yükümlüdürler.

·      Verilen giyecek eşyasının iyi, temiz, sağlam ve noksansız bulundurulması ve kullanılması zorunludur. Giyim eşyasının bakım ve onarımı kullanan personele aittir.

Yönetmelikte belediye zabıta personelinin giyeceği kıyafetler erkek ve kadın personeller için ayrı ayrı tüm detaylarıyla düzenlenmekte[118] ve elbisesinin koyu lacivert renkte yün, serj veya lastikotin kumaştan olacağı öngörülmektedir.

Belediye zabıtasının kıyafetinin bir sorun olarak ortaya çıkması başlıca iki şekilde kendini gösterir:

·      Belediye zabıta personelinin birçoğunun Belediye Zabıta Kıyafet Yönetmeliği’ne uygun kıyafet taşımaması,

·      Birçok yerde kıyafet benzerliğinin belediye zabıtası ile genel kolluk gücü olan polis arasında muhataplar açısından karışıklığa neden olması.

Yukarıda da ifade edildiği gibi zabıta personelinin giyeceği kıyafetin ve takacağı işaretlerin şekilleri özel kıyafet yönetmeliğinde neredeyse her türlü ayrıntısı ile belirlenmiştir. Buna rağmen günümüzde zabıta personelinin kıyafetlerinin birçok yerde, özellikle de büyük şehirler ile bazı il merkezlerinde polisin ve kısmen de özel güvenlik görevlilerinin giydiği kıyafetle benzerlik taşıdığı görülmektedir. Hatta polislerin taktıkları arma, apolet ve broş gibi işaretlerle tamamen benzerlik taşıyan işaretleri takan zabıta personeline rastlanmaktadır. Yine bazı büyük şehir, ilçe veya alt kademe belediyelerinin genel emniyet güçleri içinde oluşturulmuş bulunan motorize “yunuslar” gibi özel timlere karşılık ve onların kıyafet ve teçhizatından da esinlenerek “şahinler” gibi adlar altında motorlu birimler ihdas ettikleri gözlenmektedir[119].

Aytaç bu benzerliği/benzetmeyi bir “özenti” olarak değerlendirmektedir. Ona göre belediye zabıtası silahlı bir güç olan devlet polisinin sahip olduğu otoriter görünüşe karşı kendisini psikolojik olarak zayıf hissetmekte ve bu duygu içinde muhatapları üzerinde, kendilerinin de devlet zabıtası ile aynı “ağırlıkta” bir güç olduğu izlenimini uyandırmak istemektedir.

Böyle bir karışıklığa ve özentiye zemin hazırlayan temel etkenlerden birisi de 1994’den bu tarafa polisin kıyafetinin özellikle renk açısından belediye zabıtasınınkine benzemesidir. Emniyet Genel Müdürlüğü’nce, ABD’nin Kaliforniya Eyaleti polisinin üniformasının taklit edilerek Türk polisi için uygulamaya konulması sonucu, zabıtanın kıyafeti polisinkine değil, aksine polisin kıyafeti zabıtanınkine benzer hale gelmiştir. Ancak tabii ki bu durum, belediye zabıtasının söz konusu benzerliği fırsat bilerek kendisini adeta polis yerine koymasını veya bu zannı uyandıracak bir tutuma girmesini gerektirmemektedir. Bu yönüyle zabıtanın polis için benimsenmiş arma, apolet ve diğer işaretleri kullanmaları da yine uygun görülmemektedir[120].

 

XII. BELEDİYE ZABITASININ GÖREVLERİ VE YETKİLERİ

Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği 1. maddesinde belediye zabıtasının temel görevlerini genel hatlarıyla “belediye sınırları içinde beldenin düzenini ve belde halkının sağlık ve huzurunu ve yetkili organların bu amaçla alacakları kararların yürütülmesini sağlamak ve korumak; belediye suçlarının işlenmesini önleyici tedbirleri almak ve işlenen belediye suçlarını takip etmek” şeklinde formülize etmiştir. Ayrıca yönetmeliğin 7. maddesinde bu görevler sayılmıştır.

Belediye zabıtasının görevleri yalnızca söz konusu yönetmelikle belirlenmiş değildir. Bu görevler sayıca ve nitelikçe o kadar çoktur ki bunları bir ya da birkaç yasal düzenleme içerisinde toplamak günümüze kadar mümkün olmamıştır. Özellikle belediye zabıtası görevlerinin çeşitli ve dağınık olması, zabıta hizmetlerini belirleyen yasal ve yönetsel dayanakların sayısının çokluğunun doğal bir sonucudur.

A. Belediye Zabıtasının Görev ve Yetkilerinin Yasal ve Yönetsel Dayanakları

Türkiye’de belediye zabıtasının görevlerini, yetkilerini ve çalışma esaslarını belirleyen çok sayıda yasal düzenleme (kanun, kanun hükmünde kararname) ve yönetsel düzenleme (tüzük, yönetmelik ve bakanlar kurulu kararı) mevcuttur. Söz konusu düzenlemelerin başlıcaları kronolojik açıdan şöyle sıralanabilir:

1. Yasal Düzenlemeler

·      2 Kanunusani 1340 tarih ve 394 sayılı “Hafta Tatili Hakkında Kanun”,

·      01 Mart 1936 tarih ve 765 sayılı “Türk Ceza Kanunu”,

·      04 Nisan 04.1926 tarih ve 743 sayılı “Türk Medeni Kanunu”,

·      10 Nisan 1927 tarih ve 1003 sayılı “Binaların Numaralanması ve Sokaklara İsim Verilmesi Hakkında Kanun”,

·      03 Nisan 1930 tarih ve 1580 sayılı “Belediye Kanunu” (15, 19, 83, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110 ve 113. maddeleri),

·      24 Nisan 1930 tarih ve 1593 sayılı “Umumi Hıfzıssıhha Kanunu”,

·      15 Mayıs 1930 tarih ve 1608 sayılı “Umuru Belediyeye Müteallik Ahkâmı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanun”,

·      25 Aralık 1934 tarih ve 2659 sayılı “Sular Kanununa Eklenen Kanun”,

·      10 Aralık 1937 tarih ve 3122 sayılı “Öğretici ve Teknik Filimler Hakkında Kanun”,

·      24 Haziran 1938 tarih ve 3489 sayılı “Pazarlıksız Satış ve Mecburiyetine Dair Kanun”,

·      28 Haziran 1938 tarih ve 3517 sayılı “Yazılı ve Basılı Kağıtların Kese Kağıdı Olarak Kullanılmamasına Dair Kanun”,

·      1941 tarih ve 4109 sayılı “Asker Ailelerinden Muhtaç Olanlara Yardım Hakkında Kanun”,

·      10 Haziran 1949 tarih ve 5442 sayılı “İl İdaresi Kanunu”,

·      02 Mart 1954 tarih ve 6301 sayılı “Öğle Dinlenmesi Kanunu”,

·      31 Ağustos 1956 tarih ve 6831 sayılı “Orman Kanunu”,

·      13 Haziran 1958 tarih ve 7126 sayılı “Sivil Müdafaa Kanunu”,

·      15 Mayıs 1959 tarih ve 7269 sayılı “Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun”,

·      12 Eylül 1960 tarih ve 80 sayılı “Belediyelerce Kurulan Toptancı Hallerinin Sureti İdaresi Hakkında Kanun”,

·      20 Temmuz 1966 tarih ve 775 sayılı “Gecekondu Kanunu”,

·      31 Mart 1971 tarih ve 1380 sayılı “Su Ürünleri Kanunu”,

·      17 Mart 1981 tarih ve 2429 sayılı “Ulusal Bayram ve Resmi Tatiller Hakkında Kanun”,

·      26 Mayıs 1981 tarih ve 2464 sayılı “Belediye Gelirleri Kanunu”,

·      12 Mart 1982 tarih 2634 sayılı “Turizmi Teşvik Kanunu”,

·      21 Temmuz 1983 tarih ve 2863 sayılı “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu”,

·      09 Ağustos 1983 tarih ve 2872 sayılı “Çevre Kanunu”,

·      13 Ekim 1983 tarih ve 2918 sayılı “Karayolları Trafik Kanunu”,

·      18 Kasım 1983 tarih ve 2960 sayılı “Boğaziçi Kanunu”,

·      27 Haziran 1984 tarih ve 3030 sayılı “Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun”,

·      03 Mayıs 1985 tarih ve 3194 sayılı “İmar Kanunu”,

·      23 Ocak 1986 tarih ve 3257 sayılı “Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu”,

·      08 Mayıs 1986 tarih ve 3285 sayılı “Hayvan Sağlığı Zabıtası Kanunu”,

·      14 Haziran 1989 tarih ve 3572 sayılı “İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun”,

·      08 Mart 1995 tarih ve 4077 sayılı “Tüketiciyi Koruma Kanunu”,

·      24 Haziran 1995 tarih ve 3572 sayılı “Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararname”.

2. Yönetsel Düzenlemeler

·      Bakanlar Kurulu’nun 01 Temmuz 1931 tarih ve 11410 no’lu kararı ile yürürlüğe giren “Mezarlıklar Hakkında Tüzük”,

·      Bakanlar Kurulu’nun 04 Ağustos 1952 tarih ve 3/15481 no’lu kararı ile yürürlüğe giren “Gıda Maddelerinin ve Umumi Sağlığı İlgilendiren Eşya ve Levazımın Hususi Vasıflarını Gösteren Tüzük”,

·      11 Eylül 1959 tarih ve 10303 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Tebligat Tüzüğü”,

·      17 Ekim 1966 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Gecekondu Kanunu Uygulama Yönetmeliği”,

·      15 Temmuz 1969 tarih ve 13249 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği”,

·      Bakanlar Kurulu’nun 25 Eylül 1970 tarih ve 7/1321 no’lu “Pazarlıksız Satış Mecburiyeti Hakkındaki 3489 sayılı Kanunun Tatbik Şekline Dair Karar”,

·      Bakanlar Kurulu’nun 08 Mart 1977 tarih ve 7/13269 no’lu kararı ile çıkarılan “Nüfus Hizmetlerine Ait Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliği”,

·      25 Ekim 1982 tarih ve 17849 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik”,

·      21 Şubat 1984 tarih ve 84/7778 no’lu Bakanlar Kurulu kararı ile çıkarılan “Olağanüstü Hal Kurulu ve Bürolarının Kuruluş ve Görevleri ile Yükümlülüklerinin Karşılığının Tespit ve Ödenmesi Hakkında Yönetmelik”,

·      12 Aralık 1984 tarih ve 18603 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında 3030 Sayılı Kanun’un Uygulanması ile İlgili Yönetmelik”,

·      11 Aralık 1986 tarih ve 19308 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Gürültü Kontrol Yönetmeliği”,

·      23 Haziran 1987 tarih ve 19496 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “İl Özel İdareleri, Belediyeler ve İl Özel İdareleri ve Belediyelerin Kurdukları Birlikler ile Bunlara Bağlı Döner Sermayeli Müessese ve İşletmelerde İlk Defa Memuriyete Atanacaklara Ait Sınav Yönetmeliği”,

·      09 Mart 1989 tarih ve 20103 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik”,

·      12 Mart 1990 tarih ve 20459 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Belediye Zabıta Kıyafet Yönetmeliği”,

·      21 Kasım 1991 tarih ve 21058 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Turizm Yatırım ve İşletmeleri Nitelikleri Yönetmeliği”,

·      02 Şubat 2000 tarih ve 23952 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “İl Özel İdareleri, Belediyeler ve İl Özel İdareleri ve Belediyelerin Kurdukları Birlik, Müessese ve İşletmeler ile Bunlara Bağlı Döner Sermayeli Kuruluşlardaki Memurların Görevde Yükselme Esaslarına Dair Yönetmelik”.

B. Belediye Zabıtası Görevlerinin Sınıflandırılması

Belediyelerin silahsız kolluk gücü olan zabıtanın görevleri yukarıda büyük bir kısmı sıralanan kanun, tüzük ve yönetmeliklerle belirlenmiştir. 1969 tarihli Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği’nin 7. maddesi o tarihe kadarki yasal ve yönetsel düzenlemeler ışığında zabıtanın görevlerini sıralamıştır. Ancak takip eden dönemlerde yürürlüğe giren zabıtaya ilişkin yeni düzenlemeler, doğal olarak zabıta yönetmeliğinde yer almamaktadır. Bu nedenle zabıtanın görevlerinin belirlenmesinde ilgili yönetmelik hükümleri yeterli değildir.

Belediye zabıtasının görevlerini; 1580 sayılı kanuna tabi belediyeler ile 3030 sayılı kanuna tabi belediyeler açısından ayrı ayrı değerlendirmek yararlı olacaktır.

1. 1580 Sayılı Kanun’a Tabi Belediye Zabıtasının Görevleri

1580 sayılı Belediye Kanunu’na tabi belediyelerin zabıta hizmetleri açısından görevlerini genel hatlarıyla;

·      Kolluk gücü görevleri,

·      Sağlığa ilişkin görevler,

·      Bayındırlığa ilişkin görevler,

·      Ulaştırmaya ilişkin görevler,

·      Tarımsal ve veterinerliğe ilişkin görevler, ve

·      Ekonomiye ilişkin görevler

olarak gruplandırmak mümkündür[121].

a. Kolluk Gücü Görevleri

Belediye zabıtasının kolluk gücü görevlerinin başlıcaları şunlardır:

·      Beldenin esenlik ve düzenini korumak,

·      Belediye yasaklarının uygulanmasını sağlamak,

·      Tembihnamelerin uygulanmalarını sağlamak,

·      Genel yerlerin işgalini ve kullanımını düzenlemek,

·      Patlayıcı ve parlayıcı madde depolarını denetlemek,

·      Belediye yasaklarına uymayanları cezalandırmak,

·      Mülki idare amirlerinin kamu düzeni ve görevi ile ilgili olarak vereceği emirleri uygulamak,

·      Zabıta yönetmelikleri ve sağlık zabıta yönetmelikleri yapmak ve uygulamak,

·      Dilenmeyi önlemek.

b. Sağlığa İlişkin Görevler

Belediye zabıtasının sağlığa ilişkin görevlerinden başlıcaları ise;

·      Genel yerlerin temizlik ve düzenini gözetmek,

·      Yıkanma yerlerini gözetmek,

·      İçme suyunu gözetmek,

·      Kese ve torba kağıtlarını denetlemek,

·      Öğle dinlenmesini sağlamak,

·      Çalışanların sağlık denetiminden geçmesini sağlamak,

·      Esnafı denetlemek (gıda denetimi dışında),

·      Endüstriyel kuruluşları çevresel etkileri açısından denetlemek,

·      Konutları sahip olmaları gereken asgari sağlık koşulları açısından denetlemek,

·      Genel nitelikli yerlerde çocukların çalışmasını önlemek,

·      Memba (damacana) sularını sağlık açısından denetlemek,

·      Mezarlıklar dışında cenaze gömdürmemek, ve

·      Soğuk hava tesislerini denetlemek’tir.

c. Bayındırlığa İlişkin Görevler

Bayındırlık hizmetlerinin yürütülmesi aşamasında belediye zabıtasına verilen başlıca görevler de şöyle sıralanabilir:

·      Kuyu ve çukurların yaratacağı tehlikeleri önlemek,

·      Kanunsuz ve izinsiz yapılaşmayı önlemek,

·      Tehlikeli yapıları yıktırmak,

·      Arsaların yola bakan yüzlerini tahta perde ile kapattırmak,

·      Gecekondulaşmayı önlemek,

·      Yangın önleyici tedbirleri izlemek ve denetlemek.

d. Ulaştırmaya İlişkin Görevler

Her çeşit taşıtı denetlemek (Karayolları örgütüne bırakılanlar hariç) de zabıtanın ulaştırmaya ilişkin görevlerindendir.

e. Tarımsal ve Veterinerliğe İlişkin Görevler

·      Araziyi zarardan korumak,

·      Sulama kanallarının temizlenmesini sağlamak,

·      Hayvan ölülerini yaktırmak veya gömdürmek,

·      Hayvan ahır ve barınaklarının sağlık koşullarını denetlemek,

·      Hayvansal ürünleri denetlemek,

·      Et kesimini denetlemek,

·      Hayvanlarla ilgili menşe ve sağlık belgelerini denetlemek,

·      Pazarları denetlemek ve

·      Başıboş hayvanlarla mücadele etmek

de belediye zabıtasının tarımsal faaliyetlere ve veterinerliğe ilişkin görevleri arasındadır.

f. Ekonomiye İlişkin Görevler

Belediye zabıta örgütünün ekonomik alanda kendisine verilen görevlerinden başlıcaları da şunlardır:

·      Genel nitelikli yerlerin açılışına izin vermek,

·      Açık arttırma esasına göre yapılan özel satışları denetlemek,

·      Satışları ve fiyatları denetlemek,

·      Etiket uygulamasını denetlemek,

·      Hafta tatili uygulamasını denetlemek,

·      Tartı ve ölçü aletlerini denetlemek,

·      Toptancı hallerini, semt ve üretici pazarlarını yönetmek ve denetlemek.

2. 3030 Sayılı Kanun’a Tabi Belediye Zabıtasının Görevleri

3030 sayılı Büyük Şehir Belediyesi Kanunu’na[122] tabi alanlarda büyük şehir belediyelerinin zabıta hizmetlerine ilişkin işlevleri, “büyük şehir belediyelerince yönetilen ve işletilen alanlarda zabıta hizmetlerini yürütmek” ve “büyük şehir alanında ilçe belediyeleri tarafından yürütülen tüm zabıta hizmetlerinin gözetim ve koordinasyonunu sağlamak” olmak üzere iki grupta toplanabilir. Zira ilgili kanunun 6. maddesinin “A” fıkrası, “n” ve “p” bentlerinde sırasıyla;

“İlçe belediyeleri arasındaki ihtilaflarda, zabıta veya diğer belediye hizmetlerinin koordinasyonunu sağlamak” ve

“Büyük şehir belediyesince işletilen alanlarda zabıta hizmeti ile diğer belediye hizmetleri ve ruhsat verme işlemlerini yürütmek”

görevlerini büyük şehir belediyelerine yüklemiştir. Büyük şehir alanlarındaki ilçe belediyeleri ise büyük şehir belediyelerinin görev alanı dışında kalan ve yürürlükteki mevzuatla belediyelere verilen tüm zabıta hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar.

12 Aralık 1984 tarih ve 18603 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında 3030 Sayılı Kanun'un Uygulanması ile İlgili Yönetmelik’in “Zabıta Hizmetleri ve Koordinasyonu” başlığını taşıyan 23. maddesi gereğince; büyük şehir belediyelerince yönetilen ve işletilen yer ve alanlar hariç belediye zabıta hizmetleri, ilçe belediyeleri itibariyle teşkilatlanmakta ve büyük şehir belediye başkanının gözetim ve koordinatörlüğünde, ilçe belediye başkanları emrinde yürütülmektedir.

Büyük şehir belediye başkanı gözetim ve koordinasyon yetkisini bizzat veya başkanlık yetkili personeli eliyle kullanabileceği gibi, büyük şehir belediye zabıta teşkilatı içinden görevli ve yetkili kılacağı en az komiser düzeyindeki personel eliyle de kullanabilmektedir.

Başkanlık veya yetkili kılınacak personel tarafından; kanunlara uygunluk, ilçeler veya ilçe belediyeleri arası zabıta hizmetlerinin yürütülmesinde birlik, beraberlik ve koordinasyon sağlanmaktadır.

Aynı yönetmeliğe göre büyük şehir belediyeleri, ilçe belediyelerince yerine getirilen zabıta hizmetlerinin koordinasyonu ile ilgili olarak;

·      İlçe belediyelerince hazırlanan zabıta yönetmeliklerinin birbiri ile ahenkli olmasını sağlamak,

·      Bu ahenk ve koordinasyon sağlama hizmetini ilçe belediyeleri arasındaki hizmet yarışını aksatmayacak ve engellemeyecek bir şekilde yerine getirmek,

·      İlçe belediye zabıtalarını birbirinden ayıracak işaretleri belirlemek ve

·      İlçe belediyeleri zabıtasının eğitimine yardımcı olmakla görevlidirler.

Büyük şehir belediye zabıtasının zabıta kıyafet ve işaretleri ilçe belediyelerinden farklı bir şekilde İçişleri Bakanlığı’nca belirlenmektedir.

İlçe belediyelerince zabıta hizmetlerinin yürütülmesinde ve büyük şehir belediye başkanlığınca gözetim görevi ve koordinasyon yetkisinin kullanılması sırasında;

·      Kanunlara aykırılık ve usulsüzlük,

·      Uygulamada ilçeler arası ahenksizlik ve farklılık,

·      Yaptırım ve ceza uygulamalarında müsamaha, semtten semte, ilçeden ilçeye farklılık

gibi durumların başkan veya yetkili personelce tespit edilip tutanak ve rapora bağlanması halinde, başkan gereken karar ve tedbirleri almak, uygulamaya koymak ve kanunlara uygunluğu sağlamak zorundadır.

Ayrıca büyük şehir belediyelerince, zabıta hizmetlerine ilişkin olarak “gözetim ve koordinasyon sağlama yetkisi”nin kullanılmasından ve sonucundan ilçe belediyelerine de bilgi verilmesi gerekmektedir.

C. Belediye Zabıtasının Yetkileri

Belediye zabıtasının görevlerinin ayrıntılı olarak yasal ve yönetsel düzenlemelerde sayılmasına karşılık, yetkilerinin nelerden ibaret olduğu konusunda bir netlik yoktur. Görev ve yetki birbiri ile bir bütündür ve her görevin yerine getirilmesi göreve ilişkin yetkiyi de zorunlu kılmaktadır. Ancak görevleri ile karşılaştırıldığında belediye zabıtasının yetkilerinin oldukça sınırlı olduğu belirtilebilir[123].

1969 tarihli Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği’nin 8. ve 9. maddeleri belediye zabıtasının yetkilerine ilişkin hükümler içermektedir. Buna göre belediye zabıtasının, kanun, tüzük ve yönetmeliklerin ve yetkili belediye organlarının kendisine yüklediği görevleri yerine getirebilmesi için belediye sınırları içinde sahip olduğu yetkiler şunlardır:

·      Halka açık yerlerin faaliyette bulunmaları için tespit olunan günün belirli saatlerinde umuma açık yerlere girmek, burada gerekli kontrolleri yapmak, sahip veya işletenlerinden kontrol konusu ile ilgili belgeler istemek ve haklarında tutanak düzenlemek,

·      Kapalı olması gerekirken açık olduğu tespit edilen yerlere girmek, mevzuata aykırı davranan ilgilileri hakkında tutanak düzenlemek ve kovuşturma yapmak,

·      Belediye suçu işleyen kimseler hakkında kanuni işlem yapmak ve bunlardan belediye meclislerinin kararları çerçevesinde maktu cezayı gerektireni işleyenlere ceza düzenlemek ve bu cezayı tahsil etmek,

·      Boşaltılması veya yıktırılması konusunda yetkili mercilerin karar veya emirleri bulunan yapı, ev veya müesseselere diğer görevlilerle birlikte girmek,

·      Savaş gibi olağanüstü hallerde veya yangın, deprem, su baskını gibi doğal afetler halinde yardım veya uyarı amacıyla ve zaman kaydına tabi olmaksızın ev, dükkan ve müesseselere girmek,

·      Belediye emir ve yasaklarına aykırı davranışları sebebiyle hakkında işlem yapılmak üzere mevzuata uyması istenen, fakat bu isteğe uymayıp ayrıca direnen ve kimliğini açıklamaktan da kaçınan kimseleri en yakın polis veya belediye dairesine, direnme halinde zorla götürmek,

·      Genel olarak, kanun ve tüzüklerde belediye zabıtasına tanınan yetkileri kullanmasına mani olanlar hakkında adli kovuşturma yapılmak üzere tutanak düzenlemek,

·      Belediyenin taşınır ve taşınmaz mallarına yönelecek tecavüzleri, usulüne uygun olarak önlemek,

·      Halka açık yerlerde belediye düzenlemelerine aykırı olarak seyyar satışta bulunan kimseleri ve başkalarının ticarethane önlerini de kapatacak şekilde kaldırım, tretuvar gibi kısımları izinsiz işgal edenleri men etmek,

·      Motorlu kara taşıtlarının, park etmek suretiyle, herkesin gelip geçmesine tahsis edilmiş yerleri ve yaya kaldırımları işgallerini önlemek,

·      Herkesin gelip geçtiği umumi yol, kaldırım ve meydanlarda gazete, dergi ve kitapların yerde teşhir edilerek satışını önlemek,

·      Yapılan tahliller sonunda sağlığa zararlı olduğu kesin olarak belirlenen bozulmuş, kokmuş ve çürümüş gıda maddelerini sağlık ilgililerinin isteği üzerine imha etmek,

·      Sahipsiz olup beldede başıboş dolaşan hayvanları koruma altına almak ve bunlardan tehlike yaratması olasılığı bulunanların itlafını (yok edilmelerini) sağlamak,

·      Trafik kuruluşlarının bulunmadığı yerlerde halkın selamet ve güvenliği bakımından araçların şehir veya kasaba içi geçişlerini geçici olarak düzenlemek,

·      Halka açık yerlerde aşırı derecede gürültü yapanlara, yerleri veya havayı kirletenlere, pazar ve panayır yerlerinde geliş gidişi zorlaştıranlara gerekli uyarı ve ihtarlarda bulunmak ve uymayanları menetmek.

Genel ve özel kanun hükümleri ile belediye zabıtasına ayrıca verilen yetkiler de geçerliliğini sürdürmektedir. Ayrıca yönetmelikte; belediye zabıtasının görevlerini gereği gibi yapabilmesi için belediyenin ilgili hizmet birimlerinin, belediye zabıtasına yardım etmekle ve gerektiğinde kendi elemanlarından katacakları personelle karma ekipler oluşturmak suretiyle işbirliğinde bulunmakla yükümlü oldukları belirtilmektedir (md.9).

XIII. BELEDİYE ZABITASI VE SİLAH TAŞIMASI/KULLANMASI SORUNU

Belediye zabıtası Türkiye’de silahsız bir kolluk gücü olarak kurumlaşmış ve görevlerini yerine getirirken herhangi bir silah kullanması, taşıması veya bulundurması kendisine yasaklanmıştır. Bu durumun bir kolluk gücü açısından bazı sakıncalar doğurduğu ve belediye zabıtasının da silahlı hale getirilmesinin gerekliliği üzerinde çok sayıda görüşler[124] ileri sürülmektedir. Bu tür görüşlerin konu hakkındaki bilimsel literatürden daha çok, belediye zabıta kurumu yetkilileri ya da personeli tarafından dillendirildiği görülmektedir. 1996 tarihli Mahalli İdareler Reform Tasarısı’nda da mahalli idareler zabıtasının silah taşıyabileceği hükmü yer almış, ancak takip eden dönemlerde bu görüşten giderek uzaklaşılmıştır[125].

Zabıtanın silahlandırılması son zamanlarda ortaya çıkan bir sorun değildir. Zira önceki yıllarda bu konu, belediyelere ilişkin çeşitli yasal düzenleme süreçlerinde de kendisine yer bulmuştur. Nitekim 1960’lı yıllarda İçişleri Bakanlığı’nca hazırlanan fakat kanunlaşamayan “Belediye Kanunu Tasarısı”nda belediye zabıtasının silahlı olmasını temine yönelik olarak, “Belediye kolluğu silahlıdır” ifadesine yer verilmekte ve bazı durumlarda belediye zabıtası amir ve memurlarının silah kullanabilecekleri[126] öngörülmektedir.

Zabıtanın personelinin silahlandırılması gereği, tasarının gerekçesinde iki temele dayandırılmıştır. Bunlardan birincisi belediye kolluk kuruluşu ile halk ilişkilerinin ciddiyetten uzaklaşmış olması, ikincisi ise mevzuatın gereği olarak belediye kolluğunun yapması gerekli bazı görevlerin (örneğin gecekondu yapımının önlenmesi veya bunların yıkılması) yerine getirilmesinin ancak belediye kolluğunun silahlı olması halinde mümkün olduğudur.

Belediye zabıtasına karşı koymanın hukuki sonuçları bakımından genel kolluğa (polis veya jandarmaya) karşı koymaktan farklı olmamasına rağmen günümüzde zabıtaya karşı koymanın yanında karşı güç bile kullanılması[127] bu gerekçelerin haklılık payını arttırmaktadır. Zira özellikle son yıllarda zabıta personeline yönelik gerçekleştirilen ve yaralanmalara ve hatta ölümlere yol açan çeşitli fiili saldırılar[128] zabıtayı silahlı hale getirme tedbirini akla getirmektedir.

Gerçekten de belediye zabıtası ile yerel halk ve denetime tabi tuttuğu kesimler arasındaki ilişkilerin ciddiyetten uzaklaştığı, zabıtanın bu kesimlerce yeterince önemsenmediği söylenebilir. Ancak bunun sebebi zabıtanın silah taşımıyor olması değildir. Silahlı olmak elbette caydırıcı bir unsur olarak önemlidir. Ama ciddiyetin ve saygınlığın silahla temin edileceğini düşünmek ve buna öncelik vermek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Zabıta personelinin kendine güvenini ve saygınlığını arttırmak için silah olmazsa olmaz bir unsur sayılamaz. Ersoy önemli olanın zabıta personelinin silahlı olup olmamasından daha çok, belediye suçları konularında yeterli yaptırımların öngörülmesi ve zabıtanın faaliyetlerini yetkileri çerçevesinde ciddiyetle yürütmesi olduğunu[129] ifade etmektedir. Toprak da silah taşımanın halk ile sürekli bir beraberliği söz konusu olan belediye zabıtası için uygun olmayacağı[130] görüşündedir.

Diğer taraftan belediye zabıtasının, kanunların öngördüğü görevlerine ilişkin olarak yürüttüğü faaliyetlerin ve uyguladığı yaptırımların çoğu (örneğin para cezası, men cezası, geçici kapatma cezası) onları fiili saldırılarla karşı karşıya bırakacak nitelikte değildir. Gecekondu yapımının önlenmesi veya usulsüz yapıların yıkılması gibi kimi görevlerin dışında, genellikle zabıta için bir saldırıya uğrama riski pek bulunmamaktadır. Kaldı ki bu tür görevlerin yürütümü sırasında da belediye yönetimleri gerektiğinde ilgili mülkiye amirlerine başvurmak suretiyle genel zabıtadan yardım alabilmektedirler[131].

Sonuç olarak denilebilir ki, gerek zabıtanın saygınlığını arttırmak ve çevresi ile olan ilişkilerinde ciddiyeti sağlamak, gerekse bazı görevlerin yerine getirilmesinin doğuracağı tehlike riskini ortadan kaldırmak için onların mutlaka silahlı birer güç olması gerekmemektedir. Ancak yine de böyle bir sorunu zabıtadan gelen talep ve yakınmaları da göz önünde tutarak etraflıca değerlendirmek ve çeşitli ara formülleri (elektrikli/normal cop kullanmak, silah taşıma/kullanma yetkisini belli görevler için tanımak vb.) de içeren geniş bir perspektifle ele alarak çözümlemek isabetli olacaktır.

XIV. BELEDİYE YASAKLARI VE CEZALARI

Belediye yönetimlerine verilen görevlerden en önemlileri; belde düzeninin korunması ve belde halkının sağlık, huzur ve esenliğinin sağlanmasıdır. Bu görevlerin gereği gibi yerine getirilebilmesi bakımından belediyelere, 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinin 10. fıkrası ile aynı kanunun 19. maddesinin 2. fıkrası ile yasaklar koymak ve aykırı hareketi görülenleri cezalandırmak görev ve yetkisi verilmiştir.

Belediye yasakları belediye meclisince karara bağlanmakta ve mahallinde ilan olunmaktadır. Beldenin çeşitli açılardan durumlarına göre değişiklik gösteren belediye yasaklarından bazı örnekler şöyle verilebilir[132]:

·      Meydan, bulvar, cadde ve tretuvarlarla sokakların kirletilmesi ve çöp dökülmesi,

·      Belediyelerce yol kenarına konulan sokak lambaları ile levhalara ve bina numaralarına zarar verilmesi ve yerlerinin değiştirilmesi,

·      Belediyenin izin verdiği yerler dışında her türlü seyyar satıcılık yapılması,

·      İzinsiz olarak dükkan önlerinin herhangi bir madde, mal veya eşya ile işgal edilmesi,

·      Yollardaki ağaçların dallarının koparılması, kesilmesi, park ve bahçelere zarar verilmesi,

·      Otobüs, dolmuş, sinema, tiyatro ve benzeri yerlerde sigara içilmesi,

·      Ticarethanelere unvanı gösterir levha asılmaması,

·      İşyerlerinin temiz tutulmaması,

·      Fırınlarda kirli pasa bezi kullanılması,

·      Hoparlör, megafon ve benzeri ses cihazları ile dışarıya huzur bozucu yayın yapılması,

·      Sağlık cüzdanının zamanında vize ettirilmemesi,

·      Belediyece belirlenen yerler dışında ilan yapıştırılması,

·      Gürültü ile gece saat 23’ten sonra ve sabah saat 08’e kadar halkın rahatsız edilmesi,

·      Kaloriferlerin belirli zamanlar dışında yakılması.

Tarihsel süreç içinde belediyelerin yasaklama kararlarına ilişkin Danıştay’ın verdiği kararlardan bazı örnekleri de şöyle sıralamak mümkündür[133]:

·      Karpuz gibi çabucak bozulacak ve genel sağlığı etkileyecek maddelerin beldenin her tarafında sergi açılarak satılmasına izin verilmemesinde kanuna aykırılık olmadığı hakkında, 1939.

·      Belediye zabıta talimatnamesiyle, gazinolarda hoparlörlerin akşamları kullanma saatlerinin tespitinde kanunsuzluk olmadığı hakkında, 1955.

·      Sokak aralarında yağ satışının yasaklanmasında mevzuata aykırılık olmadığı hakkında, 1969.

·      Nikah salonuna davetlilerle giren çocukların kabul edilmemesinde isabetsizlik bulunmadığı[134] hakkında, 1969.

·      Belediye önündeki bulvar ve caddelerden koyun sürülerinin geçmesinin yasaklanmasına dair belediye encümeni kararının yerinde olduğu hakkında, 1972.

·      Şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan otobüslerin bindirme ve indirme için şehir içine girmelerinin yasaklanmasında mevzuata aykırılık bulunmadığı hakkında, 1980.

·      Davacının işletmekte olduğu büfede sıcak tost ve sandviç satışının yasaklanmasında mevzuata aykırılık olmadığı hakkında, 1983.

Belediye cezaları ise genel olarak para cezası verilmesi, ticaret ve sanat icrasından men, faaliyetten men, ruhsatın iptali ve kapatma şekillerinde uygulanmaktadır[135]. Örneğin belediye cezaları ile ilgili 15 Mayıs 1930 tarih ve 1608 sayılı kanunun[136] 03 Ocak 1940 tarih ve 3764 sayılı kanunla değişik 1. maddesinde, belediye meclis ve encümenlerinin; kanun, tüzük ve yönetmeliklerin verdiği görev ve yetki dairesinde kararlar alabileceği, bunlara aykırı hareket edenler hakkında para cezası ve 3 günden 15 güne kadar ticaret ve sanat icrasından men kararı alabileceği hükme bağlanmıştır.

Para cezalarına ilişkin olarak belirtilmesi gereken önemli bir nokta, söz konusu cezaların maktu olmalarıdır. Gerçekten de belde düzenini bozanlara, belde halkının huzurunu kaçıran ve sağlığı ile oynayanlara uygulanan para cezaları genellikle yukarıda zikredilen 1608 sayılı kanun ile maktu olarak öngörülmektedir. Aradan geçen dönem zarfında paranın değeri önemli ölçüde düştüğü halde, diğer para cezalarında olduğu gibi belediye para cezalarının miktarı da uzun süre değişmemiş ve bu yüzden etkinliğini yitirmiş bulunmaktaydı. Örneğin söz konusu kanuna göre belediye para cezalarında üst sınır 50 lira idi. Öyle ki uygulanagelen belediye para cezaları, muhatapları için caydırıcılık niteliğini kaybettiği gibi, cezanın uygulanması için yapılan giderleri dahi karşılayamaz hale gelmişti[137]. Bütün maktu para cezalarının ve özelde belediye para cezalarının, paranın değer kaybı sonucu anlam ve etkinliğini yitirmesi sorununun giderilmesi amacıyla çeşitli yıllarda bazı yasal düzenlemeler/değişiklikler yapılmıştır. Bunlardan başlıcaları 22 Haziran 1979 tarih ve 2248 sayılı kanun, 21 Ocak 1983 tarih ve 2790 sayılı kanun, 07 Aralık 1987 tarih ve 3506 sayılı kanun, 06 Aralık 1989 tarih ve 3591 sayılı kanundur[138]. Bu düzenlemelerle, önceki kanunlarda öngörülen para cezaları, 3 mislinden 300 misline kadar değişen miktarlarda arttırılmıştır. Son düzenlemelerle belediyelerce maktu ve gayri maktu cezaların uygulanması yerine, kanunlarda gösterilen cezaların en az ve en çok (asgari ve azami) miktarlarının uygulanmasına geçilmiştir.

A. Belediyelerin Yasaklama ve Ceza Verme Yetkileri Dışında Kalan Bazı Konular

Belediye yönetimlerinin belediye suçlarına karşı yasak koyma ve cezai yaptırım uygulama yetkileri varsa da, bunun yasal sınırları da bellidir. Kimi zaman belediye zabıtasının aldığı mevzuat hükümlerine aykırı kararlar, yönetsel ve adli mercilerce iptal edilmekte, bu durum da işlerin gecikmesine veya sürüncemede kalmasına neden olmaktadır.

Belediyelerin yasaklama ve ceza verme yetkileri dışında kalan konulardan bazıları şunlardır[139]:

·      Hafta Tatili Hakkında Kanun’a aykırı hareketlerde belediyelerce ceza kesilemez. Bu durumlarda para cezası sulh mahkemeleri tarafından verilir.

·      Türk Ceza Kanunu’nun 536. maddesinde yazılı konularda belediyeler ceza uygulayamaz. Bu tür konularda ceza verme yetkisi adli makamlara aittir.

·      Öğle Dinlenmesi Kanunu’na aykırı hallerde belediyelerce ceza kesilemez. Kanun hükümlerine aykırı olarak müstahdem ve işçilere öğle dinlenmesi yaptırmayan ve dinlenme devresinde dükkan, mağaza ve müesseselerini kapatmayan işveren veya vekilleri hakkında hafif para cezası uygulanır. Ancak ceza verme yetkisi asliye ceza mahkemesinindir.

·      Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmaması durumlarında belediye ceza veremez. Kanun hükümlerinin uygulanmasını sağlamak yükümlülüğü mahalli mülkiye amirlerine aittir.

·      İşletmecinin değişmesi halinde yeni işletmenin ruhsatı iptal olunamaz. İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik’in 10. maddesi uyarınca; ruhsatlı bir işyerine ortak olunması, ortaklıktan çıkması, ruhsat sahibinin vefatı veya devir işlemlerinde, faaliyet konusunun ve ruhsatta öngörülen koşulların değişmemesi kaydıyla yeniden kontrol yapılmayarak yeni işletici adına ruhsat düzenlenir.

·      Belediyelerin kamuya açık yerlerde satılan malların fiyatlarını ya da sunulan hizmetlerin ücretlerini tespit yetkisi bulunmamaktadır.

·      Karayolları Trafik Kanunu ile belediyelere verilen görevler il ve ilçe trafik komisyonları ve mahalli trafik birimleriyle işbirliği yapılarak yürütülür. Belediyeler kendilerine görev olarak verilen hizmetlerin dışında trafiği denetleyemezler ve hiçbir şekilde trafik suç ve ceza tutanağı düzenleyemezler.

·      Belediyelerin şehir içindeki garajların faaliyetlerini yasaklayacak tedbirler almaya yetkileri yoktur.

·      Belediyelerin, araçların izleyeceği yolu belirten veya herhangi bir yol üzerinde işletilmelerine engel olacak karar verme yetkileri yoktur.

·      Belediyelerin trafiği düzenleme, denetleme ve trafiğin yoğun veya bozuk olması gibi nedenlerle çeşitli karayollarını araçların bir kısmına veya tamamına kapatma yetkisi bulunmamaktadır.

·      Belediyeler kahvehanelerde kağıt oyunlarını yasaklayamazlar.

·      Belediye sınırları dışında belediyelerce ceza yetkisi kullanılamaz.

·      Gıda maddeleriyle ilgili Türk Ceza Kanunu kapsamına giren konularda belediye encümenlerince ceza kararı alınamaz.

·      Dükkanlarda satışa sunulan malların etiketlerine alış fiyatlarının yazılmaması suç değildir. Bu nedenle, bu tür durumlarda belediyeler alış fiyatı yazılı olmayan etiketlerle ilgili olarak para cezası uygulayamaz.

·      Belediyeler sadece belediye sınırları dışında üretildiklerini gerekçe göstererek belediye sınırları içinde ekmek satışını yasaklayamazlar.

 

XV. BELEDİYE ZABITASININ DİĞER KOLLUK KURULUŞLARI İLE İLİŞKİLERİ

Bir bütün olarak değerlendirildiğinde belediye zabıtası ve görevleri ile diğer kolluk güçleriyle ve de özellikle genel kolluk gücü ve görevleri arasında gerek amaç, gerekse müdahale edilen konuların özelliği bakımından önemli farklar bulunmaktadır. Bir kere polis ve jandarma “genel kolluk” olarak güçlerinin kaynağını devletin egemenliğinden, buna karşılık belediye zabıtası yetkisini seçilmiş yerel meclislerden almaktadır. Diğer yandan Belediye Kanunu’nun 108. maddesinde yer alan “Belediye zabıtasına karşı gelenler devlet zabıtasına karşı koyanlar gibi ceza görürler” hükmünün, bu iki zabıta örgütü arasındaki nitelik farkını asla değiştirmeyeceği yorumu[140] yapılmaktadır.

Belediye zabıtasının diğer kolluk güçleriyle ve özellikle de genel kolluk ile ilişkileri genel olarak; kolluk görevlerinin diğer kolluk güçlerine verilmesi, kolluk fonksiyonlarında karşılıklı işbirliği ve kolluklar arası uyuşmazlıklar ile bunların giderilmesi gibi başlıklar altında incelenmektedir.

A. Belediye Zabıta İşlerinin Genel Kolluğa Verilmesi

Bilindiği üzere Belediye Kanunu’nun 109. maddesi ile “devletçe lüzum görülen beldelerde” belediye zabıtası görevlerinin Bakanlar Kurulu’nun kararı ve Cumhurbaşkanı’nın onayı ile “devlet zabıtasına” verilebileceği öngörülmektedir. Ayrıca 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 3. maddesi “belediye zabıtası işleri hükümetçe lüzum görülen yerlerde polise gördürülür” hükmüne yer vermektedir.

Nitekim 1947’li yıllarda Ankara ve İstanbul’da bir genel kolluk gücü olan polis, aynı zamanda belediye zabıtası görevini de yürütmüştür[141]. Gerek 1580 ve gerekse 2559 sayılı kanun hükümlerinde “lüzum görülen” durumların ve verilecek belediye kolluğu görevlerinin sınırları belirlenmemiştir. Bunların Bakanlar Kurulu’nca belirlenmesinin, Cumhurbaşkanının da onay sürecinde gerekli düzeltmeleri yapmasının yerinde olacağı, ancak bu belirlemelerin belediyelerin tabi olduğu vesayet denetimi sınırlarını aşmaması gerektiği[142] düşünülmektedir.

Genel kolluğun bazı durumlarda belediye zabıtası işlerini yapabileceğini işaret eden bir diğer yasal düzenleme de 2559 sayılı kanunun 24. maddesidir. Söz konusu maddeye göre, özel zabıta örgütüne özgü olan işlerde bu örgüte mensup memur bulunmadığı yerlerde polis bunlara ait kolluk işlemlerini yapmaya yetkilidir. Bu hükmün yorumlanması konusunda başlıca iki görüş vardır: Birinci görüşe göre, bu hükmün uygulanabilmesi için ülke düzeyinde özel zabıta örgütünü ilgilendiren bir görev için örgütlenmeye gidilmemiş olmalıdır. İkinci görüş ile de, bu hükmün ancak o yörede özel zabıta örgütü kurulmuş, fakat atama yapılmamış olması halinde uygulanabileceği[143] savunulmaktadır.

B. Belediye Zabıtasının Diğer Kolluk İşlerini Görmesi

1949 tarih ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11. maddesinde (fk.a, ç) valinin “il sınırları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiri” olduğu ve jandarma, polis ve diğer özel kolluk güçlerinin bütün ast ve üstlerinin “il içine münhasır olmak üzere geçici veya sürekli olarak” “yerlerini değiştirilebileceği” hükme bağlanmıştır. Aynı şekilde kanunun 32. maddesinde de (fk.a, d) kaymakamların ilçe sınırları içinde bulunan genel ve özel kolluk gücü ve örgütlerinin amiri oldukları ve valinin uygun bulmasıyla söz konusu kolluk güçleri mensuplarının geçici veya sürekli olarak yerlerini değiştirebileceği öngörülmektedir.

Bu değişiklik yetkisi iki yönlüdür. Yani mülki amir bazen genel kolluk güçlerini belediye zabıta hizmetlerinde görevlendirebileceği gibi, bazen de tam aksine belediye zabıtasını kamu düzeninin sağlanabilmesi için diğer kolluk işlerinde görevlendirebilmektedir. Bir özel kolluk gücü olan belediye zabıtasına emniyet ve asayişe ilişkin genel kolluk görevinin verilmesi durumunda, görev alanı belli bir dönem için de olsa genişleyen belediye zabıtasının görevle orantılı olarak yetkilerinin de genişletilmesi gerekmektedir. Genel kolluğun sahip olduğu yakalama, zor kullanma gibi yetkilerinin görevlendirme ile birlikte belediye kolluğuna doğrudan verilmiş olacağı da kanunla belirtilmelidir. Ayrıca belediye zabıtasını genel kolluk hizmetleriyle ilgili olarak görevlendiren makamlar da görevlendirmeye dair yetki sınırını belirlemelidirler[144].

C. Kolluk Hizmetlerinde İşbirliği

Kolluk hizmetlerinin yürütülmesi sürecinde, belediye zabıtası bazı görevleri kendi belediye örgüt yapısı içindeki diğer birimlerle ya da belediye dışındaki diğer kolluk kuruluşlarıyla beraberce veya işbirliği yaparak yürütmektedir. Bu tür görev ilişkisi ve işbirliği değişik şekillerde ortaya çıkmaktadır[145]:

Birinci tür işbirliği belediye içindeki birimler arasında söz konusu olmaktadır. Örneğin damacana ile satılan memba sularını sağlık açısından denetleme görevinin yerine getirilmesi yalnızca belediye zabıtası tarafından değil, denetim sürecine katılan belediye örgütü içindeki diğer sağlık yetkililerinin de katılımıyla gerçekleşmektedir. Dolayısıyla bu tür katılımlar da birimler arasında işbirliğini ve koordinasyonu zorunlu hale getirmektedir.

İkinci tür işbirliği ise belediye zabıtası ile diğer kolluk kuruluşları arasında gerçekleşmektedir. Bu işbirliği ya görevlerin beraberce yürütülmesi ya da bir görevin sırayla yerine getirerek sonuçlandırması şekillerinde mümkün olmaktadır. 775 sayılı Gecekondu Kanunu’nun 18. maddesine[146] göre, yasak yapıların yıkımı ile ilgili olarak yıkım görevinin gerektiğinde yardımı istenen genel kollukla aynı anda beraberce (müştereken) ifa edilmesi birinci duruma örnek verilebilir. Halka açık dinlenme ve eğlence yerlerine verilecek izin için belediyece yangın ve sağlık bakımlarından, genel kolluk tarafından da güvenlik bakımından sakınca olmadığının belirlenmesi ise sırayla yapılan göreve örnek teşkil etmektedir.

Belediye zabıtasının belediye örgütü içindeki çeşitli birimler ve genel kolluk güçleri ile ilişki ve işbirliğinin yanında, diğer bazı kamu kurumları ile de değişik şekiller ve gereklerle ilişki ve işbirliği içine girmeleri kaçınılmaz olmaktadır. Bu durum kamusal hizmetlerin etkin ve verimliliği açısından son derece doğaldır.

D. Kolluklar Arası Uyuşmazlıklar ve Giderilmesi

Kolluklar arası uyuşmazlıklar daha çok, herhangi bir konuda belediye kolluğu ile birlikte başka kollukların da yetkilendirilmesi hallerinde ortaya çıkmaktadır.

Gerçekten de bazen birden fazla kolluk gücünün aynı konuda görevlendirildiğine tanık olunmaktadır. Örneğin 1608 sayılı kanunun 3. maddesi hükmüne[147] göre; uygulanacak belediye para cezasına itiraz eden ve bu sebeple hakkında tutanak düzenlenmesi gereken kişilerin, kimliklerini açıklamamaları halinde gerekirse “en yakın polis veya belediye mevkiine ... zorla” götürüleceği öngörülmekle birlikte, bu görevin hangi kolluk tarafından (belediye zabıtası, polis) yerine getirileceği konusunda herhangi bir ayırım yapılmamıştır. Ayrıca 2559 sayılı kanuna göre, polise verilen gürültüyü önleme yetkisinin aynı zamanda 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 15/19. maddesi[148] ile belediye kolluğuna da verildiği görülmektedir. Bu tip uyuşmazlıklarda, yani yetkinin veya görevin hangi kolluk gücüne ait olduğu konusunda anlaşmazlığa düşüldüğünde, üst mercilerin (örneğin mülki amir) hukuka uygun direktifleri sorunu giderici rol oynayabilir.

Uyuşmazlığın bu şekilde giderilemediği durumlarda; görev ve yetkide önceliğin kime ait olduğu kolluğun amacına ve konusuna göre belirlenecektir. Uyuşmazlık konusu kural ve uygulama, konu olarak hangi kolluğu aslen veya öncelikle ilgilendiriyorsa, asıl görev ve yetki ya da görev ve yetkide öncelik söz konusu kolluğa ait olacaktır[149].

Bir özel kolluk gücü olarak belediye zabıtası, genel kolluk makamlarının yapmış olduğu kolluk düzenlemelerini daraltabilirler, ancak bunları genişletemezler[150]. Dolayısıyla özel kolluğun genel kolluk sınırlarını aşan takdir yetkisi kullanması mümkün görünmemektedir. Belediye zabıtasının genel kolluk düzenlemelerini daraltabileceğine ilişkin bir örnek; gürültünün bir genel kolluk izni olarak saat 24.00’a kadar yapılabileceği, fakat belediyenin -kanunlarda aksine bir hüküm bulunmadığından- bu sınırı görev ve yetkisi dairesinde 23.00’a indirmesinde bir sakınca olmadığına ilişkin Yargıtay kararıdır[151].

Zabıta hizmetlerine ilişkin olarak bir görev boşluğunun doğması halinde, Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu ile Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun çeşitli hükümlerine göre -genel kolluğun genel kamu nizam ve intizamını sağlamakla görevli olması dolayısıyla- bu kolluğun (polis ve jandarma) boşluğu doldurması gerektiği[152] belirtilmektedir.

XVI. BELEDİYE ZABITASININ SORUNLARI

Belediye zabıtasının sorunlarını (bir belediye personeli olması nedeniyle) belediye personelinin sorunlarından ve (bir kamu personeli olması nedeniyle de) genel anlamda kamu personeli sorunlarından ayrı değerlendirmek anlamsızdır. Dolayısıyla Türkiye’de mevcut kamu personel rejiminden ve işleyişinden kaynaklanan tüm personel sorunlarının belediye zabıtası için de geçerli olduğu söylenebilir. Ancak şüphesiz ki zabıtanın; belediye içindeki konumu, görev ve yetkilerinin niteliği ve kent yaşamındaki rolü ve önemi bakımından kendine özgü sorunlarından da söz etmek mümkündür.

Aşağıda belediye zabıta personelinin sorunları yukarıda sözü edilen çeşitli (genel ve kendine özgü) yönleriyle değerlendirilmeye çalışılmaktadır.

A. Belediye Zabıtası İçin Bir Temel Sorun: Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği

Bu çalışmanın önceki sayfalarında da belirtildiği üzere, 1969 tarihli Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği Belediye Kanunu’nun 106. maddesinde öngörülen görevlendirmeye dayalı olarak meydana getirilmiş idi. Ancak ilgili maddede kendisine dolaylı olarak atıf yapılan Belediye Memur ve Müstahdemleri Tüzüğü’nün, Bakanlar Kurulu’nun 23 Aralık 1994 gün ve 22150 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış 94/6251 sayılı kararıyla kaldırılması[153], bu yönetmeliğin artık geçersiz olduğu ve bir takım düzenlemelerle birlikte mutlaka yenilenmesi gerektiği iddialarını beraberinde getirmiştir. Kanaatimizce bu iddialar yerindedir ve belediye zabıtasının temel sorunlarından birini, belki de en önemlisini yeni bir zabıta yönetmeliği ihtiyacının günümüze kadar karşılanamamış olması oluşturmaktadır. Bu yönüyle söz konusu sorunu, aşağıda sınıflandırılmaya çalışılacak sorunlardan ayrı ve öncelikli olarak belirtmek yerinde bir tercih sayılmalıdır.

Zabıta yönetmeliğinin mevcut hükümleri 657 sayılı kanundan önceki personel kanununa göre düzenlenmiş olduğundan, doğal olarak sonradan çıkan Devlet Memurları Kanunu ile bazı hükümleri yönüyle bir uyuşmazlık içindedir. Her ne kadar literatürde, yönetmeliğin kanuna aykırı olmayan hükümlerinin geçerli olmaya devam ettiği, kanuna aykırı durumlarda ise DMK hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtiliyorsa da, konu uygulamada çeşitli karışıklıklara neden olmaktadır. Örneğin Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği’nde; belediye zabıtasının özel zabıta kuvveti olduğu, üniformalı olduğu, kıyafet ve teçhizatının özel yönetmeliğinde gösterileceğine dair hükümler bulunmaktadır. Oysa 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 36. maddesinin 1. fıkrası ilgili kanuna tabi kurumlarda çalıştırılan memurların sınıflarını belirtirken;

“Bu kanunun kapsamına dahil kurumlarda yönetim, icra, büro ve benzeri hizmetleri gören ve bu kanunla tespit edilen diğer sınıflara girmeyen memurlar Genel İdare Hizmetleri sınıfını teşkil eder.”

hükmüne yer vermiş ve dolayısıyla da belediye zabıta personeli “Genel İdare Hizmetleri” sınıfı içinde kabul edilmiştir. Halbuki belediye zabıtasının özel bir zabıta kuvveti olması nedeniyle “Belediye Zabıta Hizmetleri Sınıfı” ya da “Emniyet Hizmetleri Sınıfı” gibi ayrı bir statüde değerlendirilmesi daha makul görünmektedir[154]. Diğer bir örnek de zabıta memurluğunda adaylık süresi için söz konusudur. Mevcut yönetmeliğin 24. maddesinde adaylık süresi en az 6 ay olduğu belirtilirken, DMK’da bu süre bir yıldır. Doğal olarak belediye zabıtası için de uygulanacak süre bir yıl olmaktadır[155]. Yine yönetmeliğin 70. maddesinde disiplin cezaları arasında yer alan “kıdem indirilmesi” ve “meslekten çıkarma” DMK’da söz konusu değildir.

Belediye zabıtasının görev ve yetkilerinden özlük işlerine kadar pek çok konuda bu tür karışıklıklarla karşılaşılmaktadır. Zabıta personelinin görev ve yetkilerini belirleyen yasal ve yönetsel düzenlemelerin çokluğu ve karmaşıklığı da dikkate alındığında, uygulayıcıların (zabıta yöneticileri ve memurları) bu konuda önemli bir sorunla karşı karşıya oldukları söylenebilir. Doğal olarak onların da kafaları bir hayli karışmaktadır. Bu durum zabıta personel ve yöneticilerinin kolluk hizmetlerini -yasal prosedürü takipten daha çok- usta-çırak ilişkisini andırır biçimde veya el yordamı ile yürütmelerine neden olmaktadır. Bu nedenle belediye zabıtasının, tüm belediye kolluğu işlerini düzenleyen yeni bir zabıta yönetmeliğine ihtiyaç duydukları ortadadır. Yeni yönetmeliğin hazırlanmasına kadar, mevcut yönetmeliği hiç değilse DMK’nın ilgili hükümleri ile kendi personelinin özlük durumlarını kapsayacak şekilde güncellemek de uygun bir yöntem olacaktır.

Son dönemlerde Türk Belediyeler Birliği eliyle bürokratların, akademik çevrelerin ve uygulayıcıların (belediye başkanları, belediye yöneticileri, zabıta yönetici ve personelleri) da katkıları alınarak bir belediye zabıta personeli yönetmeliği taslağı (Belediye Zabıtası Teşkilat, Görev, Yetki ve Personel Yönetmeliği) hazırlanmaktadır. Taslağın son şekli verildikten sonra değerlendirilip yayımlanmak üzere İçişleri Bakanlığı’na sunulacağı[156] belirtilmektedir.

Esasen belediye kolluk işlerinin “kanunla” düzenleneceği 1982 Anayasası’nın bir hükmüdür ve bu konunun İçişleri Bakanlığı’nca bir kanun konusu olarak ele alınması da istenebilir. Ya da Belediye Kanunu’nda yapılacak bir değişiklik sırasında belediye kolluğuna ayrı bir bölüm ayırmak suretiyle Anayasa’nın emredici hükmünün kısmen de olsa yerine getirilmesi ve bu arada bakanlığa ayrıntıları bir yönetmelikle düzenleme görev ve yetkisinin verilmesi düşünülebilir. Ancak bu tür çalışmaların zaman alabileceği ve durumun aciliyeti düşünüldüğünde, sorunun yönetmelikle çözümü daha makul görünmektedir[157].

B. Belediye Zabıtasının Personel Sorunları

Belediye zabıtasının personel sorunlarından önemli bir kısmı Türk kamu yönetim sistemi için söz konusu olan, diğer bir ifade ile “genel”i, bir yönüyle de tüm belediye yönetimlerini ilgilendiren sorunlardan oluşur. Bunlar arasında;

·      Personel hukuku düzenlemelerinde kanun yapımından daha çok yönetsel düzenlemelerin (KHK, yönetmelik gibi) tercih edilmesi ve böylece Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin devre dışı kalması,

·      Memur sınıfları arasında -hatta bazen aynı sınıfa dahil memurlar arasında- düzenleme farklılıklarının (gösterge, ek gösterge, yan ödeme, özel hizmet tazminatı vb. konularda) varlığı,

·      Personelin ve özellikle de memurların kendileriyle ilgili düzenlemelerin oluşum sürecini etkileme şanslarının bulunmaması,

·      Fiilen çalışanlarla emekliler arasındaki gelir farkı yüksekliğinin bir sonucu olarak emekliliğin güvence olmaktan çıkması[158],

·      Belediyelerde kadro standardizasyonuna gidilememiş olması,

·      Kadro düzenlemelerindeki (ihdas, iptal ve değişiklik gibi) gecikmeler ve bu düzenlemelerde ve personel alımı sürecinde belediyelerin inisiyatiflerinin azalması[159],

gibi sorunlar ilk akla gelenlerdendir. Ayrıca belediyelerin kendi iç bünyelerinden kaynaklanan sorunlar olarak;

·      Yetişmiş ve nitelikli eleman eksikliği,

·      Belli konumlardaki personelin kendilerinin karar alamaması ve siyasi olarak gelen yöneticilerin isteklerine uymak zorunda kalmaları, alt kademede olmanın ve sorumluluk almamanın mevcut sistem içerisinde personel için daha akılcı görülmesi,

·      Hizmet içi eğitim uygulamalarının ihmal edilmesi ve bunun bir sonucu olarak, personelin görevin yerine getirilmesi için gerekli bilgi, beceri, tavır ve davranışları öğrenmelerinin güçleşmesi, hizmette etkinsizlik ve verimsizlik,

·      Belediye yönetimlerinin yeterince kurumsallaşamaması sonucu hangi görevlerin hangi personelce görüleceğinin net olarak belirlenememesi,

·      Hizmet gereklerine uymayan aşırı istihdamdan doğan gizli işsizlik ve istikrarsızlık[160] sayılabilir.

Belediye zabıtasının kendine özgü personel sorunları da daha çok zabıta kadroları ve bu kadrolardaki personelin nitelik ve nicelik bakımından yetersizlikleri olarak ortaya çıkmaktadır.

Günümüzde Türkiye’de kimi belediyelerde birkaç elemandan, kimilerinde ise yüzlerce elemandan oluşan belediye zabıta örgütleri faaliyetlerini sürdürmektedir. Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliğinin 2. maddesi belediyelerin zabıta kadrolarını “ihtiyaç ve imkan(lar)ına göre”, “yaklaşık olarak 1.500 nüfusa bir zabıta personeli isabet etmek üzere” oluşturmalarını öngörmektedir. Ancak uygulamada genel olarak ortalama 5.000 kişiye bir zabıta memuru düşmektedir[161]. Bazı belediyelerde zabıta elemanı yetersizliği sorunu, geçici işçi statüsünde çalışan personele zabıta üniforması giydirilmek suretiyle çözülmeye çalışılmaktadır. Ancak olası herhangi bir olay karşısında bu tip uygulamalar savunulamayacağından, duyulan gerçek ihtiyaç oranında zabıta personeli kadrosu tahsis edilmesi ve istihdamlarının sağlanması çok daha uygun görünmektedir[162].

Yine yönetmeliğin 42. maddesinde “kuruluşunda 50’den fazla zabıta memuru bulunan belediyelerde” zabıta müdürlüğü sıfatına uygun bir kadronun ihdası zorunlu kılınmıştır. Fakat birçok belediyede zabıta birimleri tam olarak örgütlenememiştir ve yine birçoğunda henüz müdürlük düzeyinde zabıta örgütleri kurulmamıştır[163]. Bu da zabıta personelinin hem nicelik hem de nitelik bakımlarından yetersizliğine neden olmaktadır.

C. Belediye Zabıtasının Mali Sorunları

Belediye zabıta personelinin aldıkları ücretler yürüttükleri hizmetlerin zorluğu dikkate alındığında yeterli olmaktan uzaktır[164]. Günümüz Türkiyesi’nin içinde bulunduğu ekonomik sorunların zabıtanın mali durumunu daha da zor duruma soktuğu ortadadır. Bu nedenle hiç değilse diğer kolluk güçleri elemanlarına ödenen miktara eşdeğer ücretlerin belediye zabıta memurlarına da ödenmesi bir gerekliliktir.

Kentlerde her türlü hava koşullarında görev yapmaları, belediye kanun, nizam ve yasaklarına aykırı davranan her türlü vatandaşla karşı karşıya olmaları ve çoğu kez sözlü ve fiili saldırılara muhatap olmaları belediye zabıtalarını fiziksel ve ruhsal olarak diğer belediye çalışanlarına oranla çok daha fazla yıpratmaktadır. Bu yıpranmanın karşılanması bakımından Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’na bir ekleme yapılarak zabıtaya “fiili hizmet zammı” verilmesi[165] önerilmektedir.

Ayrıca yıllık izin ve sağlık raporları sonucu fazla mesai ücretlerinde kesinti yapılmaktadır. 24 saat çalışma esasına dayanan zabıta hizmetlerinde fazla çalışma ücretlerinin kesilmemesi zabıtanın mali yönden güçlenmesini sağlayacaktır. Belediyenin bir tür aynası durumunda olan zabıta memurlarına yapılacak giyim yardımı da onları maddi yönden destekleyecektir[166].

D. Belediye Zabıtasının Toplumsal Sorunları

Belediye zabıtasının en önemli sorunlarından biri de toplum tarafından algılanış biçiminin genellikle olumsuz olması ve görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken yeterli toplumsal desteği arkasında bulamamasıdır. Bu durum zabıtanın “halkla ilişkiler”inin “sorunlu” olduğunun bir işaretidir.

Gerçekten de belediye zabıtası toplumda; ceza yazan, çarşı esnafını ve seyyar satıcıları korkutan, gecekondu yıkımlarında vatandaşlarla kavga eden, siyasal bir örgütün kamu görevlisi olarak görülmektedir. Çoğunlukla eğitim ve gelir düzeylerinin düşük olması nedeniyle de zabıta personelinin yaşam standartları aynı oranda düşüktür. Bu nedenle toplumun onlara bakış açısı da eğitim ve gelir düzeyleriyle bağlantılı bir şekilde “olumsuz” olmaktadır.

Toplumun zabıtanın görev alanı ile belediye yönetiminin diğer birimlerinin görev alanlarını ayırt edememesi ve belediye zabıtasını belediye tüzel kişiliğinin temsilcisi olarak görme alışkanlığı da diğer bir sorundur. Örneğin; veteriner ya da sağlık müdürlüğü ile ilgili şikayetler direkt olarak zabıtaya yapılmaktadır. İlgili birime zabıta tarafından aktarılan şikayetin sonucunu halk (hemşehri) yine zabıtadan almak istemekte, şikayetlerin sonuçlandırılamaması durumunda ise günah yine zabıtaya yüklenmektedir.

Herhangi bir rolünün bulunmadığı olaylarda bile, belediye zabıtası belediyenin yürütücü güç olması nedeniyle olayla ilgili görülmekte ve sorumlu tutulmaktadır. Örneğin; kent içi taksi ücretleri ile ilgili bir şikayette zabıta hiçbir aktif role sahip değilken zorla bu sürecin içine sokulabilmektedir[167].

Belediye zabıtaları denetimlerinde tam yetkili olmadıklarından ve görev yaptıkları kurumun siyasal bir nitelik taşıması nedeniyle yönetsel etkinlikleri ve yaptırımları yeterli değildir[168]. Genel olarak toplum nezdinde onlar; ne bir jandarma veya polis gibi itaat edilmek zorunda olunan birer kolluk gücü, ne saygın ve itibar gösterilmesi gereken birer kamu denetçisi, ne de toplumun refah ve mutluluğu için çaba harcayan ve toplumsal desteği hak eden birer kamu görevlisidir. Bu nedenle belediye zabıtasının toplumsal statüsünün yeniden tanımlanmasını ve inşasını sağlayacak tedbirlerin -ki bu tedbirlerin hem sosyo-ekonomik, hem hukuksal ve hem de eğitime ilişkin yönleri vardır- en kısa sürede alınması yerinde olacaktır.

E. Belediye Zabıtasının Yönetsel ve Örgütsel Sorunları

Belediye zabıtasının yönetsel sorunlarının bir yönünü büyük şehir belediye yönetimlerindeki ikili yapılanma oluşturmaktadır.

Bilindiği gibi Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği’nin yürürlüğe girdiği tarihte bir büyük şehir belediyesi yönetimi bulunmamaktaydı. 1984 yılında çıkarılan 3030 sayılı kanun bazı büyükkentlerde iki kademeli bir belediye yapısının doğması sürecini başlatmıştır. Büyük şehir belediye başkanının “koordinasyon ve gözetim” görev ve yetkisi ile bu yetkinin kullanılış şekil ve koşulları, bu kentlerdeki ilçe belediye zabıtasının bağımlılığı açısından ve ilçe belediye başkanı üstünde bir denetim oluşturması yönünden çelişkiler ortaya çıkarmaktadır[169]. Her ne kadar söz konusu kanunun 6/A-n ve 23. maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak İçişleri Bakanlığı’nca yürürlüğe konulmuş uygulama yönetmeliği ile zabıta hizmetlerinin büyük şehir ve ilçe belediyeleri tarafından koordineli bir biçimde yürütülmesi amacıyla bazı esaslar getirilmişse de bu esasların uygulamada tam işlemediği görülmekte ve büyük şehir ile ilçe belediye zabıta örgütleri arasında sık sürtüşmeler çıkabilmektedir[170].

Zira ilçe belediye zabıta personeli ile ilgili yasal işlem uygulama, soruşturma yapma ve yaptırma yetkisi Belediye, Devlet Memurları ve Memurin Muhakematı kanunları hükümleri uyarınca atamaya yetkili amire, yani ilçe belediye başkanına aittir. Buna karşın büyük şehir belediye başkanının zabıta hizmetleri üzerindeki bir tür vesayet niteliği taşıyan “gözetim” yetkisi, yönetimde “ikilik/ikilem” doğurmaktadır. Bu ikiliğin ilçe belediye yönetimlerinin özerkleştirilmesi yönünde giderilmesi ve büyük şehir belediyelerinin vesayetinin kaldırılması gerektiği düşünülmekte[171], ayrıca her iki yönetimin de birbirlerinin yetki ve sorumluluk alanlarına müdahale etmelerinin ve ortaya çıkan karışıklıkların[172] engellenmesi için yeni yönetsel ve hukuksal düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu[173] belirtilmektedir. Bu konuda bir başka görüş de büyük kentlerde zabıta örgütlerinin birleştirilmesi gerektiği ve böylece hizmetlerin birlik ve bütünlük içinde eşit olarak sunulmasının sağlanacağı[174] yönündedir.

Diğer taraftan belediye zabıtasının örgütsel yapıları da, gerek örgütsel hedeflerin gerçekleştirilebilmesine olanak sağlaması ve gerekse örgütsel kuram ve kurallar bakımından etkisizlik ve yetersizlik göstermektedir. Bunun nedenlerinden bazıları şöyle sıralanabilir[175]:

·      Örgüt içindeki çeşitli birimlerin sorumluluk alanları ve bağlı oldukları üstler konusunda karmaşa ve belirsizlik söz konusudur.

·      Görev bölüşümü işlevsel değildir ve hizmetler akılcı bir biçimde gruplandırılmamıştır.

·      Örgüt içinde birden çok amire bağlılık egemendir. Örneğin karakol amirleri hem bölge zabıta amirine hem de bölge amirlerinin bağlı olmadığı bir başka müdür yardımcısına bağlı olabilmektedir.

·      Benzer bazı görevler farklı birimlerin sorumluluğuna verilmiştir. Müdür yardımcılıkları, Teftiş Amirliği ve İdari İşler Amirliği gibi.

·      Zabıta müdürlüğünün alan (bölge) örgütlenmesi ile merkez örgütlenmesi arasında önemli bir görev, yetki ve sorumluluk geçişmesi vardır ve sorumlu birimin ve bireylerin saptanması güçleşmektedir.

Belediye zabıtasının belediye üst yönetim organlarında ve özellikle de belediye cezalarının verilmesinde bir karar mercii olan belediye encümeninde temsil edilmiyor olması da bir yönetsel sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Zabıtaya encümende temsil hakkının tanınması yürütme ile karar alma birimleri arasındaki bilgi alışverişinin gerçekleştirilmesi ve zabıtanın yaptırım gücünün arttırılması yönünden faydalı olacaktır.

F. Belediye Zabıtasının Siyasal Sorunları

Bazı seçilmiş belediye yetkililerinin, örneğin belediye başkanı ve meclis üyelerinin zabıtayı çeşitli siyasal tasarruflarda ve davranışlarda kullanmak eğiliminde olmaları belediye zabıtasının bir diğer sorunudur. Gerçekten de zabıtalar zaman zaman siyasal yönden çeşitli baskılara maruz bırakılmaktadırlar. Yetkililerin bu eğiliminden kaynaklanan tedirginlik, birçok belediye zabıta personelinin tüm yurtta belediye zabıta örgütünün ayrı bir merkezi kuruluşa bağlanmasına yönelik isteklerine neden olmaktadır ki bu istekler yerel yönetimlerin ve çağdaş, katılımcı, demokratik belediyecilik kavramının varlık nedeni ile ters düşmektedir[176].

Genel olarak siyasetin yerel yönetim personeli üzerindeki etkisi, onların işe alınma aşamasından başlamakta ve iş yaşamları boyunca sürmektedir. Özellikle birer siyasetçi olan belediye başkanları göreve geldiklerinde parti veya partililerin baskısıyla veya kendi istekleriyle personel istihdam etmektedirler[177]. Bu şekilde istihdam edilenler ya da belediye örgütü içinde dikey pozisyon değiştirenler kendilerini belde halkının hizmetkarı olarak görmek yerine belediye başkanının veya partisinin bir görevlisi olarak hissetmektedirler. Bu durum şüphesiz zabıta personeli için de söz konusudur ve onları siyasal anlamda bağımlı hale getirmektedir.

Bir kentsel denetim birimi olan belediye zabıtasının kamu adına tarafsızlık, nesnellik ve eşitlik ilkeleri doğrultusunda faaliyet gösteren bir hizmet birimi olabilmesi için tüm yerel koşulların ve siyasal etkilerin dışında tutulmaları gerekmektedir. Yönetim değişiklikleri belediye zabıta örgütünü etkilememeli ve zabıta personelinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanmalıdır[178].

G. Belediye Zabıtasının Hukuksal Sorunları

Belediye zabıta personeli resmi kıyafeti ile temsil ettiği belediye adına görevlerini yerine getirirken çeşitli kentsel grup, kesim ya da kişilerle ortaya çıkan ihtilaflarda ve yargıya intikal eden konularda kurumları tarafından çoğu kez yalnız bırakılmaktadırlar. Belediye adına görev yaptıkları gözardı edilerek yargı kurumları karşısında kişisel dava içinde taraf olmaktadırlar[179]. 1580 sayılı kanunun ilgili 106. maddesinde görevi sırasında belediye zabıtasına karşı gelenlerin devlet zabıtasına karşı koyanlar gibi ceza görecekleri düzenlemesi ihmal edilerek olay “iki şahıs arasında ortaya çıkmış” gibi değerlendirilmektedir[180]. Oysa belediye yönetimi avukatları aracılığıyla hukuksal davalara konu olan ve zabıtanın görevinden kaynaklanan sorunlarda, mahkeme sürecinde zabıta memurlarını savunmalı ve onları yalnız bırakmamalıdır. Bu konuda zabıtaya destek amacıyla zabıta müdürlükleri bünyesinde birer “hukuk bürosu” oluşturulmasının gerekliliği[181] savunulmaktadır. Söz konusu bürolar aracılığıyla belediye zabıtasına hak, yetki ve sorumluluklarına ilişkin rehberlik edilebilecek ve hukuksal süreç bakımından onlara yol gösterilebilecektir.

Belediye cezalarının ve yaptırımlarının yeterli düzeyde uygulanamamasının bir nedeni de yargısal sürecin yavaş işlemesi ve konu hakkında uzmanlaşmış yargı birimlerinin mevcut olmamasıdır. Sorunun çözümüne ilişkin olarak; belediye cezalarının ve yaptırımlarının işlerlik kazanabilmesi ve aynı zamanda kent halkının belediye ile olan ihtilaflarının giderilmesi için, belediye sorunları ile görevli özel bir yargısal makama ihtiyaç bulunduğu düşünülmektedir[182]. Bu düşünceye göre söz konusu makam idare mahkemeleri içinde oluşturulacak yeni bir birim ya da ayrı bir kurumlaşma süreci içinde özel olarak örgütlenecek “belediye mahkemeleri” olabilir.

H. Belediye Zabıtasının Sağlık (Fiziksel ve Ruhsal) Sorunları

Belediye sınırları içinde beldenin düzenini ve sağlığını koruma görevinin belediye zabıtasına verilmiş olması, onları yukarıda ifade edilen sorunlarının da etkisiyle baskı altına almakta ve fiziksel ve ruhsal sağlıklarının bozulması riskini arttırmaktadır. Yapılan bir araştırma denetim hizmetlerinin sadece denetlenenleri değil, denetim elemanlarını da stres altında bıraktığını ve denetim elemanlarının sağlık açısından sürekli bir potansiyel risk taşıdıklarını ortaya koymaktadır[183]. Özellikle stres kaynaklı sinirsel rahatsızlıklar, yüksek tansiyon, kalp ve şeker hastalıkları da zabıta mesleği mensuplarının karşılaştığı hastalıklar arasında sayılmaktadır[184].

Zabıta personelinin sağlık bakımından korunabilmeleri için; belirli periyotlarla sağlık denetimlerinden geçirilmeleri, onlar için psikolojik danışma hizmetinin sunulması ve zabıtayı mesainin neden olduğu stres ortamından uzaklaştıracak ve kendilerine de zaman ayırmalarını sağlayacak olanakların yaratılması gerekmektedir.

XVII. BAZI AVRUPA ÜLKELERİNDE KENTSEL ZABITA HİZMETLERİ

A. İtalya’da Yerel Yönetimlerin Kentsel Zabıta Hizmetleri

İtalyan Anayasası uyarınca İtalya parlamenter bir cumhuriyet, devlet başkanı da 7 yıl için seçilen cumhurbaşkanıdır. Cumhurbaşkanı’nın başbakanı atamak dışında önemli bir yetkisi bulunmamaktadır. Parlamento, üyeleri aynı anda nispi temsil sistemiyle seçilen “Millet/Temsilciler Meclisi” ile “Senato”dan oluşmaktadır[185]. Ayrıca cumhurbaşkanının, eski cumhurbaşkanları, sanat, bilim ve kültür alanında tanınmış kişiler arasından seçeceği 5 kişi Senato’nun üyesidir[186].

İtalyan Anayasası’nın beşinci bölümünde düzenlenen İtalyan yerel yönetimleri 3 türdür. Bunlar;

·      Bölgeler,

·      İller ve metropoliten şehirler

·      Belediyeler’dir.

Yüzölçümü 301.263 km2 olan ülkede 5 tanesi özel statülü olmak üzere 20 bölge, 103 il ve 8.100 belediye bulunmaktadır. Birden fazla bölgenin tek bölge haline getirilmesi veya yeni bölgelerin kurulması anayasal nitelikli kanunlarla gerçekleşmekte ve ayrıca bölge meclislerinin ve bölge halklarının oyu alınmaktadır. Diğer taraftan illerin ve belediyelerin bir bölgeden ayrılması, başka bir bölgeye bağlanması da bölge meclislerinin ve halklarının kararını ve sonrasında kanuni düzenlemeyi gerektirmektedir. İllerin ve belediyelerin alanlarının değiştirilmesi, yeni illerin ve belediyelerin kurulması da yine kanunla olmaktadır.

İller ve belediyeler aynı zamanda devletin ve bölgelerin ademi merkeziyete dayalı yönetim birimleridir. Devlet anayasa ile kendisine verilmiş yönetsel görevlerin yürütümünü kanun ile bölgelere devredebilmektedir. Ayrıca merkezi yönetim bazı görevlerini de belediyelere devretmiştir. Belediye başkanı devletin temsilcisi sıfatı ile nüfus işleri ve seçim işleri ile ilgili görevler yürütmekte, bunun dışında, acil hallerde hijyen ve sağlık, imar ve yerel polis konularında emirnameler yayınlayabilmektedir[187].

1. Bölge Yönetimi

İtalya’da bölge yönetimleri 1948 tarihli Anayasa’da yer almasına rağmen, ülke o yıllarda otoriter ve faşist bir rejimden yeni çıkmış olmasından ve henüz tam anlamıyla özerk bir yönetime hazır olmamasından dolayı, bu yönetimlerin tam anlamıyla yaşama geçmesi uzun yıllar almıştır[188]. Bölge yönetiminin karar organı bölge meclisidir. Meclis il bazında çeşitli rakip listelerin tek dereceli olarak seçime gitmesi ile oluşturulmaktadır. Bölge meclisinde üye sayısı bölgenin nüfusuna göre 30-80 arasında değişmekte ve seçimler 5 yılda bir yapılmaktadır. Bölge meclisi bölgesel kanunları onaylamakta ve giuntaya (yürütme organı) ait olanlar dışında yönetsel kararları kabul etmektedir.

Yürütme organı ise “giunta”dır. Bölge giuntası (encümeni) bir başkan ve yine bölgenin nüfusuna göre değişen sayıda asil ve yedek üyelerden oluşmaktadır. Giunta ve giunta başkanı bölge meclisi tarafından mutlak çoğunlukla seçilmekte, ilk turda mutlak çoğunluk sağlanamadığı takdirde seçim ikinci turda en çok oy alanlara göre sonuçlandırılmaktadır. Giunta başkanı bölgeyi temsil etmekte, kanunları yayınlamaktadır. Ayrıca devlet tarafından bölgelere devredilmiş yönetsel görevlerden de sorumludur[189].

İtalya Anayasası kanunlarla belirlenen bir çerçeve içinde çeşitli konularda bölgelere yasama yetkisi vermektedir. “Kırsal alan ve kent zabıtası” ile “kamu huzuru”nun sağlanması bu konulardan ikisini oluşturmaktadır. Ayrıca bölge yönetimlerinin; bölgeye bağlı yönetimlerin ve büroların örgütlendirilmesi, belediye bölümlerinin tespiti, şehircilik, turizm ve otelcilik okulları, bölge düzeyinde kamu yatırımları, yollar ve su dağıtım inşaatları gibi konularda da yasama yetkisi bulunmaktadır[190].

2. İl Yönetimi

İlin karar organı “il meclisi”dir. İl meclisi üye sayısı ilin nüfusuna göre 24-45 arasında değişir ve 4 yıl için genel oyla seçilir. Yürütme organı ise “il giuntası”dır. İl giuntası bir başkan, bir başkan yardımcısı ve diğer üyelerden oluşur. Giuntanın toplam sayısı il meclisi üye sayısının beşte birinden fazla olamaz. İlin başkanı ise il meclisi üyeleri seçiminde aynı listede genel oy esası ile seçilir.

Giunta başkan tarafından atanır ve 4 yıl süre ile görev yapar. Giunta üyelerinin tek tek atanması ve üyelikten çıkarılması başkanın yetkisi içindedir. Başkan yerel yönetimin yönetilmesi, giuntanın, bağlı yönetimlerde hükümet temsilcilerinin ve yönetim sorumlularının atanmasından sorumludur[191].

İl yönetimlerinin kentsel zabıta hizmetleri içinde nitelendirilebilecek görevleri arasında; “toprağın korunması, çevre koruması ve değerlendirilmesi”, “afetlerden korunma”, “su ve enerji kaynaklarının korunması”, “kanunlarca verilen hijyen ve koruyucu sağlık görevleri” sayılabilir. Bunların dışında illerin; kültürel varlıkların değerlendirilmesi, il düzeyinde çöplerin döküm yerlerinin ve toplanmasının organizasyonu, su akışlarının düzenlenmesi, yerel yönetimler için teknik ve yönetsel yardım yapılması, bilgi toplanması ve hazırlanması[192] gibi görevleri de bulunmaktadır.

3. Belediye Yönetimi

Günümüzdeki sınırları 1861 yılında belirlenen belediyelerin tümü, nüfus büyüklüklerine göre kimi farklılıklar olmakla birlikte aynı görev ve yetkilere sahiptirler[193]. Belediyeler, belediye sınırları içindeki, devletin ve diğer yerel otoritelerin görev alanında bulunmayan, ekonomik kalkınma, alan kullanımı ve düzenlenmesi ve sosyal hizmetler konularındaki yönetsel görevleri yerine getirirler. Belediyeler bu görevleri yaparken yeni ademi merkeziyet birimleri kurabilecekleri gibi, diğer belediyeler ve il ile işbirliği yapabilme olanağına da sahiptirler. Belediyeler ayrıca askerlik hizmetini, istatistik, nüfus kayıtları ve seçim hizmetlerini düzenleme görevlerini de üstlenmiştir[194].

Belediyenin karar organı “belediye meclisi”dir. Belediye meclisi üye sayısı 12 (nüfusu 3.000’den az olanlar) ile 60 (nüfusu 500.000’den fazla olanlar) arasında değişmektedir. Nüfusu 15.000’den fazla olan belediyelerde, 4 yıl için seçilen meclislere seçimlerde en çok oy alan meclis üyesi veya bu görev için seçilmiş bir başkan başkanlık etmektedir.

İtalya’da belediyelerin yürütme organı ise “belediye encümeni”dir (belediye giuntası). Belediye encümeni belediye başkanı ve çift sayıda belediye statüsünde belirlenmiş üyelerden oluşur. Nüfusu 3.000’den az olan belediyelerde iki, nüfusu 50.000 ve daha fazla olan belediyelerde 8 encümen üyesi bulunur. 4 yıl görev yapan encümen (giunta) üyeleri belediye başkanı tarafından atanmaktadır. Belediye başkanı şahsen encümenin her üyesini atadığı gibi görevden de alabilir.

Belediyenin siyasal sorumlusu halk tarafından seçilen belediye başkanıdır. Başkan beldeyi temsil eder, belediye meclisini ve encümenini toplantıya çağırır ve onlara başkanlık eder. Belediye başkanının devlet temsilcisi sıfatıyla kentsel zabıta hizmetleri ile ilişkili olarak; “kamu düzeni, güvenlik, esenlik, sağlık ve kamu hijyeni” ile “adli polis” konularında görevleri bulunmaktadır. Başkan güvenlik ve kamu düzeniyle ilgili her türlü işleri gözetim ve denetimi altında tutar ve valiye etkinliklerine ilişkin bilgi sunar[195]. Belediye başkanı ayrıca belediye örgütünün çalışmalarını düzenler, belediye kararlarının uygulanmasını sağlar ve kendisine kanunlarla, belediye statüsü ile ve diğer yasal düzenlemelerle verilen görevleri, devlet veya bölge yönetimi tarafından belediyeye devredilen diğer görevleri yerine getirir[196].

B. İngiltere’de (Britanya) Yerel Yönetimlerin Kentsel Zabıta Hizmetleri

Britanya yönetim sistemi tek parlamento ve tek hükümet tarafından yönetilen üniter ve merkezi bir yapı göstermektedir. Bu yapı 12. yüzyıldan itibaren gelişen güçlü merkezi geleneğin bir devamı olarak nitelendirilmektedir. Ülkenin resmi adı “Büyük Britanya Birleşik ve Kuzey İrlanda Krallığı”dır (United Kingdom Of Great Britain and Northern Ireland) ve “İngiltere”, “Galler”, “İskoçya” ve “Kuzey İrlanda”dan oluşur.

İskoç Parlamentosu 1707’deki “Act Of Union” ile İngiltere Parlamentosu ile birleşmiştir. Kuzey İrlanda ise 1972’ye kadar ayrı bir parlamento ve hükümete sahipken bu tarihten sonra başlayan ayrılıkçı hareketler sebebiyle bunlar feshedilmiş ve Kuzey İrlanda bir devlet bakanlığının doğrudan yönetimine verilmiştir.

Ülkenin siyasal yapılanması içerisinde hizmetlerin yürütümünde merkezi yönetimin önemli bir ağırlığı vardır. Merkezi hükümet birleşik krallığı oluşturan bölgelerde birçok hizmet alanlarında etkili olan güçlü ofisler kurarak varlığını hissettirmektedir. Ayrıca ülke çapında yürütülen bazı hizmetler (elektrik, gaz, demiryolu gibi) kamu sermayeli kuruluşlar tarafından yürütülmektedir. Bunun yanı sıra bazı hizmet alanlarında da (sağlık hizmetleri gibi) özerk kuruluşlar ülke veya bölgeler bazında örgütlenmiştir. Yine özerk nitelikli yarı kamusal kuruluşlar da (quango) birçok hizmetlerin yürütülmesinde söz sahibidir. Bazı hizmet alanları (su sağlanması ve dağıtımı gibi) ise tamamen özelleştirilmiştir. Merkezi bakanlıklar genellikle taşrada örgütlenmemişlerse de merkezi yönetimin yerel yönetimler de dahil olmak üzere bütün bu yapı üzerinde büyük bir etkisi bulunmaktadır[197].

İngiltere’nin yönetsel birimlere ayrılması ile ilgili ilk önemli gelişmeler 11. yüzyılda Anglo-saksonlar döneminde gerçekleşmiştir. Ülkeyi işgal eden William I (1066) feodal beylerin gücünü kırmak için güçlü bir merkezi yönetim kurmuştur. O dönemde yapılan düzenlemeler sonucu parish (bir kiliseye bağlı köy), borough (il) ve county (eyalet) yönetsel birimleri oluşturulmuştur[198]. Sonraki yüzyıllarda çeşitli değişiklikler uğrayan yönetim sisteminde en önemli reformlar geçtiğimiz yüzyılda ve özellikle 1970’den sonra gerçekleşmiştir. O yılda iktidara gelen Muhafazakar Parti 1972 yılında “Yerel Yönetim Kanunu”nu çıkarmıştır. 1974 yılında İşçi Partisi hükümeti tarafından yürürlüğe sokulan bu kanun ile yerel yönetimlerin büyük ölçüde bugüne kadar gelen yapısı kurulmuştur[199]. Yapılan düzenlemeler sonucunda İngiltere 47 bölgeye (county) ve 333 şehire (district) ayrılmıştır. Ayrıca 6 metropolitan bölge (metropolitan counties) ve bunların içinde 68 metropolitan belediyesi kurulmuştur. Kırsal ve kentsel ilçeler kaldırılmış, parishler ise sayıları azaltılmakla beraber varlıklarını korumuştur.

Özellikle 1980’li ve 1990’lı yıllarda Muhafazakar Parti hükümeti döneminde yerel yönetimlerin sayılarında, yapılarında görevlerin dağılımında ve yerine getiriliş biçiminde önemli değişiklikler yapılmıştır. 31 Mart 1986 tarihinde hükümet Londra’nın da içinde yer aldığı 6 büyük şehir yönetimini hantal, yüksek maliyetli, halktan kopuk ve etkinliği düşük kuruluşlar olarak niteleyerek feshetmiştir[200]. Bunların görevlerinin bir kısmı büyük şehir belediyeleri dahindeki küçük belediyelere verilmiş, bazı önemli hizmet alanları ise merkezi yönetime veya özerk otoritelere devredilmiştir. 1992’de gerçekleştirilen düzenlemelerle ise 1996 yılından itibaren İngiltere yeniden 46 tek tip bölgeye (county) bölünmüş ve böylece metropolitan bölgelerin kaldırılmasından sonra yönetsel bölümlenmesi yeniden yapılmış, ancak temel olarak bölge ve il meclisleri şeklindeki kadelemelenme devam ettirilmiştir.

Tablo 1. 1992 Yılı Düzenlemelerinde İngiliz Yerel Yönetim Sistemi

 

İlk Kademe

İkinci Kademe

Üçüncü Kademe

 

Counties (46)

(Bölgeler)

Metropolitan Boroughs (36)

(Metropoliten Belediyeler)

 

Parishes

(Köyler)

County Districts (333)

(Bölge İlleri)

Kaynak: Canpolat; a.g.m., s.325.

Britanya’da yönetsel yapı içerisinde yerel yönetimlerin 12. yüzyıldan sonra ortaya çıkan kent yönetim geleneğinden gelen bir ağırlıkları vardır. Ancak yerel yönetimlerin mevcut yapı içerisinde herhangi egemenlik sıfatları veya iddiaları olmadığı gibi ayrı bir yasal, yönetsel veya adli üstün hakları da mevcut değildir. Yerel yönetimler tamamen merkezi parlamentonun kanunlarla oluşturduğu kurumlardır ve parlamento bunların güçlerini, sınırlarını değiştirmeye, hatta 1986 yılında büyük şehir yönetimlerine yaptığı gibi tamamen ortadan kaldırmaya yetkilidir[201].

İngiltere’de yerel yönetimlerde karar verme yetkisi seçilmiş üyelerden oluşan yerel meclislerdedir. Meclis üyeleri tek dereceli seçimle ve 4 yıllığına seçilmektedirler. Yerel meclislerin yürüttüğü görevleri “koruyucu hizmetler”, “çevre ve altyapı hizmetleri” ve “eğitim ve sağlık hizmetleri ve sosyal hizmetler “olmak üzere 3 ana grupta toplamak mümkündür. Bunlardan kentsel zabıta hizmetleri kapsamında değerlendirilebilecek olanlar şöylece belirlenebilir:

Polis: Britanya’da merkezi bir polis örgütü bulunmamaktadır. Ülkede iç güvenlik hizmetleri yerel hükümetin (Local Government) sunduğu bir hizmettir. Her hizmet türü için olduğu gibi güvenlik hizmeti için de, üyelerinin çoğu yerel halk tarafından seçilen bir meclis (Police Authority) bulunmaktadır. Söz konusu meclis, bulunduğu bölgenin güvenlik politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında yetkilidir[202]. 18. yüzyılda güvenlik görevi yerel meclislere verildikten sonra küçük ve büyük kentlerde farklı yapılanmalar içerisinde bu hizmet yürütülürken, 1946 yılında çıkarılan Polis Kanunu ile küçük yerleşimlerdeki örgütler kaldırılarak polis bölge sınırları içinde örgütlendirilmiştir. Britanya’da polis örgütü bölge meclisleri ile bağlantılıdır. Bölge meclisleri içinde de bu görev üçte ikisi meclis üyelerinden üçte biri de yargıçlardan oluşan polis komiteleri tarafından yürütülmektedir.

Tüketicinin Korunması: Tüketici haklarının korunması konusunda yerel yönetimlerin oldukça geniş yetkileri vardır. Satılan her türlü yiyecek, giyecek gibi eşyaların standart ve kalite uygunluğu yerel yönetimler tarafından denetlenmektedir. Ayrıca hayvanlarla ilgili her türlü koruyucu hizmetler ve ruhsat işlemleri de yerel yönetimlerin yetkisi içindedir.

Çevre Sağlığı: Çevre sağlığının korunması konusundaki görevler merkezi yönetim, il ve bölge meclisleri arasında bölüşülmüştür ve bu konuda yakın bir işbirliği halinde görev yapmaktadırlar. Çöp toplama, hava kalitesinin korunması, kanalizasyon ve kent düzeyinde denetim görevleri kent meclislerinde iken çöp imhası gibi bazı geniş çaplı işler bölge meclislerine verilmiştir.

Trafik ve Ulaştırma: İngiltere’de otobanlar, anayollar ve demiryolları merkezi yönetimin görev alanına girmektedir. Bunlar dışında kalan yollardaki trafik ve ulaştırma ile ilgili bütün görevleri yerel yönetimler merkezi yönetimin ana planları çerçevesinde yürütmektedir. Ulaşım konusunda ana yetkili yerel birim “bölge meclisi”dir. Kent meclislerinin ise ulaşım altyapısı konusundaki yetkileri sınırlı olup, kent içi trafik düzenlenmesi konusunda daha fazla yetki sahibidirler[203].

İngiltere’de Türkiye’de olduğu gibi belediye sınırları içinde beldenin düzenini ve belde halkının sağlık ve huzurunu korumakla, belediye suçlarının işlenmesini önleyici tedbirleri almakla ve işlenen belediye suçlarını takip etmekle yükümlü özel bir zabıta gücü mevcut değildir. Türkiye’de belediye zabıta örgütü tarafından yerine getirilen görevler İngiltere’de borough’lardaki (belediyelerdeki) çeşitli birimlerin sivil görevlileri tarafından yürütülmektedir. Her borough’a bağlı Trading Standard Service (Ticaret Servisi) ve Environmental Health Service (Çevre Sağlığı Servisi) gibi birimler, beldelerde belediye zabıtasına ait görevleri yerine getirmektedirler.

Trading Standard Service’in (Ticaret Servisi) görevlerinden bazıları şunlardır[204]:

·      Ölçü ve tartı aletlerini muayene ve kontrol etmek,

·      İmalat, toptan ve perakende satış yapan her türlü ticarethanelerin genel kontrolünü yapmak, ticarethanelerde ve imalathanelerdeki şüpheli malları teste tabi tutmak,

·      Her türlü ticarethaneye ruhsat vermek, verilen ruhsatları iptal etmek,

·      Devamlı ve geçici pazarların kurulmasını sağlamak ve bunları denetlemek,

·      Tüketici ile satıcı arasında doğruluğa ve dürüstlüğe dayalı alışverişlerin yapılmasını sağlamak üzere tedbirler almak, tüketiciler tarafından esnaf hakkında yapılan ihbar ve şikayetleri değerlendirmek,

·      Tüketici tavsiye büroları oluşturarak tüketicinin en uygun fiyat ve kalitede mal almasını sağlamak,

·      Her türlü ticarethane ve işyerinin çalışma saatlerini kontrol etmek,

·      Kayıtsız ve ruhsatsız çalışan seyyar satıcıların faaliyetlerini menetmek.

Environmental Health Service’in (Çevre Sağlığı Servisi) başlıca görevleri ise şunlardır[205]:

·      Konutlar ve içinde oturanlar hakkındaki şikayetleri incelemek,

·      Günlük olarak hava kirliliği durumunu ölçüp bununla ilgili tedbirleri almak,

·      Rahatsız edici gürültülere (müzik, köpek havlaması, hırsız alarmları vb.) yönelik şikayetleri kabul etmek ve soruşturmak,

·      Trafik gürültülerini günlük olarak ölçerek bu gürültülerin asgariye indirilmesi için tedbirler almak,

·      İçme suyu kaynaklarından ve yüzme havuzlarından numune su alıp kontrol etmek,

·      Halkın yiyecek maddeleri ile ilgili şikayetlerini inceleyip soruşturmak, tehlikeli yiyecek ihbarlarını değerlendirmek,

·      İthal ve ihraç edilen her türlü yiyecek maddesini sağlık yönünden kontrol etmek,

·      Her türlü işyerini sağlık, iş güvenliği ve emniyeti yönünden kontrol ederek, işyerlerinde sağlık ve iş emniyeti yönünden tehlikeli durumları izale edici tedbirleri almak.

C. Fransa’da Yerel Yönetimlerin Kentsel Zabıta Hizmetleri

Fransa devleti parlamenter-başkanlık sistemini benimsemiş ve güçler ayrılığı prensibine göre örgütlenmiştir. Fransa’da yürütme gücü “cumhurbaşkanı” ile “başbakan ve hükümet” arasında paylaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı devletin başıdır. 7 yıllık süreler için doğrudan halk tarafından seçilir. Başbakanın atanması cumhurbaşkanı eliyle olur. Hükümetin başı “başbakan”dır. Bakanlar başbakanın teklifi üzerine cumhurbaşkanınca atanmaktadırlar. Hükümet siyasi kararları alarak yürütmekte, taşrada valiler tarafından temsil edilmektedirler.

Yasama gücü “Millet Meclisi” ve “Senato”dan oluşan parlamentoya aittir. Yargı gücü ise bağımsız mahkemelerce yürütülmektedir[206].

Fransız Anayasası’nın yerinden yönetimle ilgili en önemli maddeleri 34. ve 72. maddeleridir. 34. maddede kanunları parlamentonun çıkaracağı, parlamento ve yerel meclis üyelerinin seçim yöntemlerinin kanunla belirleneceği ifade edildikten sonra, yerel yönetimlerin özgürce yönetilmelerine, yetkilerine ve kaynaklarına ilişkin temel kuralların kanun konusu olması gerektiği vurgulanmaktadır[207]. 72. maddeye göre ise, Fransız Cumhuriyeti’nin yerel yönetimleri şöyle sıralanmaktadır: Belediyeler (commune), İller (department) ve Denizaşırı Bölge Yönetimleri. Bunların dışında herhangi bir yönetsel birim ancak kanunla kurulabilir. Bu yönetimler kanunla düzenlenen koşullar çerçevesinde ve seçilmiş meclisler aracılığıyla kendilerini serbest bir şekilde yönetmektedirler[208].

1. Belediye Yönetimi

Belediye yönetiminin karar organı “belediye meclisi”dir. Meclis aldığı kararlarla belediyenin işlerini düzenlemektedir. Belediye meclisi belediye başkanı, bir veya birden fazla başkan yardımcısı ile belediye meclis üyelerinden oluşur. Belediye meclis üyelerinin sayısı, belediyenin nüfusuna göre 9 üyeden 69 üyeye kadar değişir.

6 yılda bir tamamen yenilenen belediye meclisi üyelerinin seçim sistemi belediyenin nüfusuna göre değişmektedir. 3.500’den az kişinin yaşadığı belediyelerde, belediye meclisi iki turlu çoğunluk sistemiyle seçilir. Birinci turda, hem kullanılan oyların çoğunluğunu hem de kayıtlı seçmen sayısının en azından %25’ine eşit oyu alan aday seçilir. İkinci turda oy kullananların sayısına bakılmaksızın basit çoğunluk aranır[209]. Eğer birden fazla aday aynı oyu alırsa, en yaşlı olan kazanan olarak ilan edilir. Adaylığın konulması zorunlu değildir, yani aday olmayan bir vatandaş da seçmenin tercihi ile meclis üyeliğine seçilebilir.

Belediye yönetiminin yürütme organı “belediye başkanı”dır. Belediye başkanı ve yardımcıları, belediye meclisi tarafından gizli oy ve mutlak çoğunlukla seçilir. Eğer ilk iki turda mutlak çoğunluk sağlanamazsa, basit çoğunluğun arandığı üçüncü bir tur daha yapılır. Oyların eşitliği halinde en yaşlı olanın başkanlığı ilan edilir.

Belediye başkanı belediyenin siyasi başıdır. Başkan belediye meclisinin çoğunluğuyla geldiği için, yerel siyasette önemli bir role sahiptir. Belediye başkanı aynı zamanda bir devlet görevlisidir ve bu sebeple; nüfus işlemleri, kriminal polis memurluğu, seçim listelerinin hazırlanması ve seçimlerin organize edilmesi, kişilere devlet tarafından verilecek belgelerin (nüfus cüzdanı, pasaport vb.) hazırlanması, askerlik çağındaki gençlerin tespitinin yapılması ve zorunlu eğitim yaşındaki çocukların listelerinin yapılması gibi fonksiyonları da yürütür.

Belediye başkanı, belediye yönetiminin başı olarak, belediye meclisinin aldığı kararların yürütülmesinden sorumludur. Ayrıca başkan bütçeyi hazırlar ve sunar, harcamaları kontrol eder. Belediyenin mallarını korur ve yönetir, gelirlerini toplar. Belediyenin iştiraklerini ve hesaplarını kontrol eder. Belediye meclisi tarafından yetki verildiği zaman, mahkemelerde belediyeyi temsil eder. Belediye meclisince izin verilen yerlerde alım, satım, ihale, ortaklık, hediyelerin ve vakfiyelerin kabulü sözleşmelerini yapar. Belediye meclisince kabul edilen sınırlar dahilinde, anlaşmaları imzalar, kiraları tespit eder, belediye işleriyle ilgili ödemeleri yapar[210].

2. İl Yönetimi

Fransa’da il yönetimlerinin karar organı “genel meclis”tir (conseil général). Genel meclis kararlarıyla ilin iş ve işlemlerini yönlendirmektedir. Meclis üyeleri her kanton için bir sandalye esasına göre seçilir. Genel meclis üyelerinin sayısı illere göre değişmektedir.

Genel meclis üyeleri genel meclis başkanını, başkan yardımcılarını ve diğer üyeleri seçmekte, ikinci derecede seçilen bu görevliler de “daimi encümen”i oluştururlar. Seçim genel ve doğrudan oy esasına ve iki turlu çoğunluk sistemine göre yapılır.

Genel meclis ilin iş ve işlemlerini yönetebileceği genel yetkilere sahiptir. Meclis, bunlardan bütçenin onaylanması, zorunlu harcamaların bütçeye konulması ve il hesaplarının denetlenmesi dışında kalan bazı yetkilerini ise daimi encümene devredebilir.

İllerin yürütme organı “genel meclis başkanı”dır. Başkan genel meclis kararlarını hazırlar ve yürütür. Kurul halinde çalışan bir yürütme organı yoktur. Ancak genel meclis başkanı, görevlerinden bir kısmını kontrolü ve sorumluluğu ortadan kalkmaksızın, yardımcılarına veya kendi yokluğunda genel meclis üyelerine devredebilir. Genel meclis başkanı, genel meclis üyeleri tarafından, mutlak çoğunlukla ve 3 yıl için seçilir.

Genel meclis başkanı ilin siyasi başıdır ve yönetiminden yalnız kendisi sorumludur. Başkan bütçeyi hazırlamakta ve sunmakta, harcamaları denetlemekte ve kanunda aksi olmadığı sürece gelirleri belirlemektedir. Ayrıca genel meclis başkanı “il”e ait kamu mallarını yönetmekte ve gerektiğinde bu konuda polis gücü kullanmaktadır. Başkan ayrıca genel meclisin (veya daimi encümenin) koyduğu koşullar çerçevesinde il adına her türlü sözleşmeyi tamamlamakta ve ilin işlerini yönetmektedir[211].

3. Bölge Yönetimi

Bölge yönetiminin karar alma organı “bölge meclisi”dir. Bölge meclisi üyeleri her bölgeye bağlı illerde seçilirler. Bölge meclisi üyelerinin sayısı illere bağlı olarak belirlenmekte, meclislerin büyüklüğü 31 sandalyeden 197 sandalyeye kadar değişebilmektedir.

Bölge meclis üyeleri bölge meclis başkanını, başkan yardımcısını ve daimi encümeni oluşturan diğer üyeleri seçerler. Seçim, genel ve doğrudan oy esasına göre yapılır. Meclis üyeleri liste usulüyle, karma liste veya tercih sisteminin uygulanmadığı, en yüksek ortalamalı nispi temsil sistemiyle seçilir. Bölge meclisleri her 6 yılda bir tamamen yenilenir.

Bölgenin yürütme organı “bölge meclis başkanı”dır. Kurul halinde çalışan bir yürütme organı yoktur. Ancak, bölge meclis başkanı görevlerinden bir kısmını başkan yardımcısına veya kendi yokluğunda diğer bölge meclis üyelerine kontrolü ve sorumluluğu altında devredebilir.

Bölge meclis başkanı bölge meclis üyeleri tarafından mutlak çoğunlukla 3 yıl için seçilir. Başkanı bölgenin siyasi başıdır ve yönetiminden yalnız kendisi sorumludur. Belediye başkanı ve genel meclis başkanı gibi, bölge meclis başkanı da meclisteki çoğunluktan aldığı güçle siyasi tercihlerin belirlenmesi ve uygulanmasında hayati rol oynamaktadır.

Başkan bölgedeki kamu harcamalarını denetler ve aksi kanunla düzenlenmedikçe gelirleri belirler. Bölgedeki hizmet birimlerinin başıdır ve kendi nezareti altında ve sorumluluğunda yetkilerini bu birimlerin yöneticilerine devredebilir. Ayrıca, bölgeye ait kamu mallarını yönetir, sözleşmelerin imzalanmasında bölgeyi temsil eder, bölge meclisinin veya eğer yetki devredilmişse, daimi encümenin kararları çerçevesinde bölge adına hukuki girişimlerde bulunur ve karar alan meclise sunulacak sorunlarla ilgili ön incelemeyi yapar[212].

4. Fransa’da Yerel Yönetim Birimleri Arasındaki Yetki Dağılımı

Fransa’da 1983 yılında kabul edilen “Yetkilerin Transferi Kanunu” ile merkezi yönetim ve yerel yönetimler arasında yetkilerin; merkezi yönetimin ve yerel yönetimlerin sorumluluklarının mümkün olduğunca göz önüne alınması suretiyle net ve açık bir şekilde dağıtılması prensibi kabul edilmiştir. Böylece her alanın geliri ve diğer kaynakları tamamen ya merkeze, ya da belediyeye, illere veya bölgelere tahsis edilebilmektedir. Fakat bir bütün halinde yetkinin tek bir yönetim birimine verilmesi prensibinin bir çok istisnası da bulunmaktadır[213].

Fransa’da yönetimler arasındaki görev ve yetkilerin, Türkiye’deki belediye zabıta hizmetlerine benzer hizmetlere ilişkin dağılımına bakıldığında şöyle bir tablo ile karşılaşmak mümkündür:

Tablo 2. Fransa’da Kentsel Zabıta Hizmetlerine İlişkin Görev ve Yetkilerin Yönetimler Arası Bölüşümü*

 

Görev

Yetkili Yönetim

Yetki Şekli

 

Devlet

Ara Kademe

Belediye

Tam

Ortak

Zorunlu

İhtiyari

Güvenlik, Polis

 

 

•

•

 

•

 

İtfaiye

 

 

•

•

 

•

 

Sosyal Güvenlik

•

 

 

•

 

 

 

Çevre Koruma

•

 

•

 

•

•

 

Konut

•

 

 

•

•

 

 

Tüketicinin Korunması

•

 

 

•

 

•

 

Ulaşım

•

 

•

 

•

 

 

Kent İçi Ulaşım

 

 

•

 

•

 

 

 

D. Lüksemburg’da Yerel Yönetimlerin Kentsel Zabıta Hizmetleri

Lüksemburg Anayasası’nın 107. maddesi ile yerel yönetimlerle merkezi yönetim arasındaki yetkilerin dağılımını düzenleyen prensiplerin başlıcaları şöyle belirtilebilir[214]:

·      Belediyeler, sınırları içinde özerk birimlerdir; tüzel kişiliğe sahip olup, varlıklarını ve öz çıkarlarını organları vasıtasıyla yönetirler.

·      Belediye, belediye meclisinin üyeleri arasından seçtiği belediye başkanı ve encümenden oluşan bir kurulun otoritesi altında yönetilir.

·      Belediye organlarının şekli, teşkilatlanması ve sorumlulukları kanunla belirlenir. Kanun belediye çalışanlarının statülerini tanımlar. Belediye, kanunla belirlendiği şekliyle, eğitim tedbirleri uygulamasına katılır.

Lüksemburg devleti küçük bir alanı kapladığı için bölgeler veya iller yoktur; tek yerel yönetim birimi belediyedir. Ülkede 118 belediye bulunmaktadır[215].

Lüksemburg’da belediye yönetimlerinin karar organı “belediye meclisi”dir. Meclis üyeleri, seçme yeterliliğine sahip olanlar tarafından 6 yılda bir seçilir. Üye sayısı belediyenin nüfusuna bağlı olarak 7’den 27 meclis üyesine kadar değişmektedir. İçişleri Bakanı, 10 yılda bir yapılan nüfus sayımlarına göre, her belediyeye ve mahalleye verilecek meclis üyesi sayısını bir bakanlık kararıyla tespit eder. Her belediye bir seçim çevresi oluşturur. Seçimler mutlak çoğunluk esasına göre yapılır[216].

Doğrudan belediye çıkarlarıyla ilgili bütün konularda, belediye yönetiminin en önemli organı olan meclis karar verir. Meclis uyulmadığı zaman yaptırımlara konu olabilecek belediye düzenlemelerinden sorumludur ve belediye iç yönetimiyle ilgili sınırsız yetkilere sahiptir. Meclis gayrimenkullar, gelirler ve giderler, yapılması düşünülen işler, belediyenin sahip olduğu kamu binaları gibi belediyeyle ilgili her konuda karar verir. Belediye memurlarının ve ücretli çalışanların atamasını, yer değiştirmesini ve görevlerine son verilmesini gerçekleştirir ve ayrıca yerel düşkünler evi ve sosyal hizmet kurumlarındaki yönetsel komitelerin üyelerini belirler. Belediye bütçesinin hazırlanması ve hesaplarının ibrası, Grand Duke’ün onayına tabi belediye vergilerinin konulması da belediye meclisinin görev ve yetkileri arasında yer almaktadır.

Belediyelerin yürütme organı belediye başkanı ve encümenden oluşur. Genellikle yürütme organında bir belediye başkanı ve iki encümen üyesi bulunur. Bu hükme uymayan durumlarda, encümen üyelerinin sayısı nüfusa bağlı olarak 6’ya kadar çıkabilmektedir. Kent (town) belediye başkanları ve encümen üyeleri 6 yıl için Grand Duke tarafından; diğer belediyelerin encümen üyeleri ise İçişleri Bakanı tarafından atanmaktadır. Bunlar belediye meclis üyeleri arasından seçilir.

Belediye başkanı ve encümen, merkezi yönetimin bir organı olarak, belediye sınırları içinde, Grand Duke ve bakanlarının, polisle ilgili olmayan kanun ve kararlarının uygulanmasından sorumludur. Başkan ve encümen, yerel yönetimin bir organı olarak belediye meclisinin yaptığı düzenlemeleri yayınlamak ve uygulanmasını sağlamak, kamu işlerini yönlendirmek, belediye hizmetlerini denetlemek, belediye kuruluşlarını yönetmek ve belediyenin sorumlu olduğu kamu kuruluşlarını denetlemekle görevlidir. Belli acil durumlarda, bu kurul polis emirleri ve düzenlemeleri yayınlayabilir, bunu yapmadan önce belediye meclisine danışmak zorunda değildir, ancak vakit geçirmeksizin belediye meclisini bilgilendirmek ve emirlerin birer kopyasını İçişleri Bakanlığı’na ve il valisine göndermek zorundadır.

Belediye başkanı, belediye yönetiminin başı olarak belediye meclisine ve encümene başkanlık eder. Belediye meclisinin ve encümenin emir ve kararları ile belediyenin yayınlarını, yazışmalarını imzalar. Devletin bir organı olarak belediye başkanı, polisle ilgili Grand Duke’ün ve bakanların kanunlarını ve düzenlemelerini uygulamakla görevlendirilmiştir. Kamu düzeninin sarsılması veya ciddi biçimde bozulma tehlikesi durumunda, yazılı olarak polisin müdahale etmesini isteyebilir, ancak bu durumda gecikmeksizin il polis müfettişini bilgilendirmelidir. Belediye başkanı ceza soruşturmalarından sorumludur. Ayrıca belediye başkanlarının emniyet ve asayişle ilgili kuralların ihlalini izlemesi ve polis biriminin olmadığı belediyelerde bu ihlalleri durdurması gerekir[217].

Lüksemburg’da yönetimler arasındaki görev ve yetkilerin, Türkiye’deki belediye zabıta hizmetlerine benzer hizmetlere ilişkin dağılımı şöyle tablolaştırılabilir:

 

Tablo 3. Lüksemburg’da Kentsel Zabıta Hizmetlerine İlişkin Görev ve Yetkilerin Yönetimler Arası Bölüşümü*

 

Görev

Yetkili Yönetim

Yetki Şekli

 

Devlet

Belediye

Tam

Ortak

Zorunlu

İhtiyari

Güvenlik, Polis

•

•

 

•

•

 

İtfaiye

 

•

•

 

•

 

Sosyal Güvenlik

•

 

 

•

•

 

Çevre Koruma

•

•

 

•

•

 

Konut

•

•

 

•

•

 

Tüketicinin Korunması

•

 

•

 

•

 

Ulaşım

•

 

•

 

•

 

Kent İçi Ulaşım

•

•

 

•

•

 

 

Kentsel zabıta hizmetleri bağlamında; Belediye Kanunu’na göre, belediyeler, kendi iç düzenlemeleri ve beldenin emniyet ve asayişiyle ilgili düzenlemeler yayınlama konusunda doğrudan ve tam yetkilere sahiptir. Belediyeler görev alanlarındaki trafik düzenlemeleri yapmak, yönlendirmek, yasaklar koymak ve ücretli otoparkların kurulmasına karar vermekle görevli ve yetkilidirler. Belediyeler, kamu sağlığı ve esenliğini sağlayabilmek amacıyla ev inşaatları için düzenleyici tedbirleri almak zorundadırlar[218].

Lüksemburg’da belediyelere bırakılan zabıta hizmetlerinden başlıcaları şunlardır[219]:

·      Güvenlikle ilgili her şey, halka açık caddelere, meydanlara ve alt-üst geçitlere kolay ulaşım, cadde sokak temizliği ve atık toplama ile harap binaların yıkımı veya onarımı,

·      Vatandaşların uykusunu kesen gürültü, kavga, tartışma gibi, huzuru bozucu davranışların engellenmesi ve cezalandırılması,

·      Fuarlar, pazarlar, tiyatrolar ve kafeler gibi büyük kalabalıkların toplandığı yerlerde düzenin sağlanması;

·      Satışa sunulan mal ve yiyeceklerin ölçü ve sağlık açısından kalitesinin denetimi,

·      Uygun tedbirler alarak, kazaların ve yangın, bulaşıcı hastalık gibi afetlerin önlenmesi ve denetimi,

·      Zihinsel özürlü kişilerin veya caddelerde dolaşan tehlikeli hayvanların sebep olabileceği zararlara karşı tedbirlerin alınması.

Türkiye’de birer yerel yönetim birimi olarak belediyelerin yürütegeldiği zabıta hizmetlerinin ve bir örgüt olarak belediye zabıtasının geçirdiği tarihsel süreçten örgüt yapılarına, görev, yetki ve sorumluluklarından karşılaştığı sorunlara ve çözüm önerilerine kadar pek çok konu, bu çalışmanın önceki bölümlerinde gerek bilimsel literatür, gerek hukuksal metinler ve gerekse medya organlarının çeşitli yayınları yardımıyla ele alınmış oldu. Çalışmada ileri sürülen ve özellikle de belediye zabıtasının mevcut statülerine, sorunlarına, çözüm önerilerine ve beklentilerine ilişkin görüşlerin bir alan araştırması ile de test edilmesi ve tutarlılıklarının ölçülmesi, bu çalışmanın bilimselliğini güçlendirmek bakımından faydalı olacaktır.

Tez çalışmasının bundan sonraki bölümünde; bir il ve belediyesi hakkında genel bilgiler verilmekte, belediye zabıta örgütü ve yürüttüğü hizmetler zabıta personeli, denetime tabi tuttuğu işletme yetkilileri ve yerel halkın bakış açıları çerçevesinde, bir alan araştırması verilerinin de yardımıyla incelenmektedir. Söz konusu il, tez yürütücüsünün de sınırları içinde ikamet ediyor olması ve bunun araştırma yapmayı kolaylaştıracağı beklentisi nedenleriyle “Afyon” olarak seçilmiştir.

 


 



[1] Adnan Çelik; “Türkiye’deki İşadamı Örgütlerinin Kamu Yönetiminde Toplam Kalite Yönetiminin Uygulanabilirliğine İlişkin Görüşleri”, Kamu Yönetiminde Kalite 2. Ulusal Kongresi, TODAİE Yayını, Ankara, 1999, s.42.

[2] Hüseyin Erkul ve Yusuf Karakılçık; “Belediye Zabıtasının Örgütsel Yapısı, Sorunları ve Kentsel Yaşam Kalitesine Etkilerinin İrdelenmesi”, Çağdaş Yerel Yönetimler, C. 9, S. 4, Ekim 2000, s.87.

[3] Emine Gönen ve Emine Özmete; “Yaşam Kalitesi, Yaşam Standardı ve Refah Kavramlarına Yaklaşımlar”, Verimlilik Dergisi, S. 1994/4, Ankara, 1994, s.41, akt. Erkul ve Karakılçık, a.g.m., s.87.

[4] Erkul ve Karakılçık; a.g.m., s.87.

[5] Ethem Torunoğlu; “Kentleşme, Çevre Sorunları ve Kentsel Yaşam Kalitesi”, Ve Kirlendi Dünya, Öteki Matbaası, Ankara, 1997, akt. Erkul ve Karakılçık, a.g.m., s.88.

[6] Cevat Geray; “Kentsel Yaşam Kalitesi ve Belediyeler”, Türk İdare Dergisi, S. 421, Aralık 1998, s.327.

[7] 1580 sayılı Belediye Kanunu “hemşe(h)ri”yi ve “beldede oturanlar”ı (yukarıdaki ifadesi ile kentte yaşayanları) 13. ve 14. maddelerinde farklı biçimde değerlendirmiştir. “Hemşeri hukuku” başlığını taşıyan 13. maddeye göre “her Türk, nüfus kütüğüne yerli olarak yazıldığı beldenin hemşerisidir. Hemşerilerin belediye işlerinde reye (oy kullanmaya), intihaba (seçilmeye), belediye idaresine iştirake ve belde idaresinin devamlı yardımlarından istifadeye hakları vardır”. 14. maddede ise beldede oturanlar için bir “yükümlülük” tanımı yapılmakta ve “belediye sınırı içinde oturan, bulunan, ilişiği olan her şahıs belediyenin kanununa, nizam ve talimatına müstenit (dayanan) emirlerini, hükümlerini tutmak, yapmak, resim ve harç, ücret ve aidatlarını vermekle mükelleftir” denilmektedir. Kanunda yapılan tanımlamalardan farklı olarak, bu tez çalışmasının ileriki bölümlerinde hemşehri kavramı “nüfus kütüğüne yerli olarak yazılı olma”yı değil, 14. maddede ifade edilen “belediye sınırı içinde oturan, bulunan, ilişiği olan her şahıs”ı temsilen kullanılmaktadır.

[8] Geray; a.g.m., s.327-328.

[9] Geray; a.g.m., s.329.

[10] Zerrin Toprak ve diğerleri; 21. Yüzyıla Girerken Belediye Zabıtası, İzmir Yerel Gündem 21, EGE-ZAV Yayını, İzmir, 2000, s.125.

[11] Geray; a.g.m., s.335-336. Kentli hakları hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Kıvılcım Akkoyunlu Ertan; “Kentli Hakları”, Amme İdaresi Dergisi, C. 30, S. 3, Eylül 1997, s.31-48.

[12] Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi (Congress of Local and Regional Authorities of Europe/CLRAE), Avrupa Konseyi’nde yerel ve bölgesel yönetimleri temsil eden danışman organdır. 1994 yılına kadar “daimi konferans” statüsünde olan Kongre, 1994’te Bakanlar Komitesi’nde alınan bir kararla Kongre’ye dönüşmüştür. http://www.yerelnet.org.tr/uluslararasi/ avrupakonseyi.php, 07 Eylül 2003.

[13] Yusuf Erbay ve Zerrin Yener; Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Yerel Yönetimlerimizin Avrupa Platformu, Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi (WALD) Yayını, İstanbul, 1999, s.79, http://www.yerelnet.org.tr/uluslararasi/avrupakonseyianlasma7.php, 13 Ekim 2001, http://e-doca.net/Resources/Special%20Documents/The%20European%20Urban%20 Charter.htm, 29 Mart 2003.

[14] Söz konusu haklar Şart’ın ilk bölümünü oluşturan Avrupa Kentli Hakları Deklarasyonu’nda (The European Declaration of Urban Rights) başlıklar olarak şöylece belirlenmiştir:

1. Güvenlik: Mümkün olduğunca suç, şiddet ve yasa dışı olaylardan arındırılmış emin ve güvenli bir kent; 2. Kirletilmemiş, Sağlıklı Bir Çevre: Hava, gürültü, su ve toprak kirliliği olmayan, doğası ve doğal kaynakları korunan bir çevre; 3. İstihdam: Yeterli istihdam olanaklarının yaratılarak, ekonomik kalkınmadan pay alabilme şansının ve kişisel ekonomik özgürlüklerin sağlanması; 4. Konut: Mahremiyet ve dokunulmazlığının garanti edildiği, sağlıklı, satın alınabilir, yeterli konut stokunun sağlanması; 5. Dolaşım: Toplu taşım, özel arabalar, yayalar ve bisikletliler gibi tüm yol kullanıcıları arasında, birbirinin hareket kabiliyetini ve dolaşım özgürlüğünü kısıtlamayan uyumlu bir düzenin sağlanması; 6. Sağlık: Beden ve ruh sağlığının korunmasına yardımcı çevrenin ve koşulların sağlanması; 7. Spor ve Dinlence: Yaş, yetenek ve gelir durumu ne olursa olsun, her birey için, spor ve boş vakitlerini değerlendirebileceği olanakların sağlanması; 8. Kültür: Kültürel ve yaratıcı etkinliklere ve uğraşlara geniş oranlarda katılımın sağlanması; 9. Kültürler Arası Kaynaşma: Geçmişten günümüze, farklı kültürel ve etnik yapıları barındıran toplulukların barış içinde yaşamalarının sağlanması; 10. Kaliteli Bir Mimari ve Fiziksel Çevre: Tarihi yapı mirasının duyarlı bir biçimde restorasyonu ve nitelikli çağdaş mimarinin uygulanmasıyla, uyumlu ve güzel fiziksel mekanların yaratılması; 11. İşlevlerin Uyumu: Yaşama, çalışma, seyahat işlevleri ve sosyal aktivitelerin olabildiğince birbiriyle ilintili olmasının sağlanması; 12. Katılım: Çoğulcu demokrasilerde; kurum ve kuruluşlar arasındaki dayanışmanın esas olduğu kent yönetimlerinde; gereksiz bürokrasiden arındırma, yardımlaşma ve bilgilendirme ilkelerinin sağlanması; 13. Ekonomik Kalkınma: Kararlı ve aydın yapıdaki tüm yerel yönetimlerin, doğrudan veya dolaylı olarak ekonomik kalkınmaya katkı konusunda sorumluluk sahibi olması; 14. Sürdürülebilir Kalkınma: Yerel yönetimlerce ekonomik kalkınma ile çevrenin korunması ilkeleri arasında uzlaşmanın sağlanması; 15. Mal ve Hizmetler: Erişilebilir, kapsamlı, kaliteli mal ve hizmet sunumunun yerel yönetimi, özel sektör ya da her ikisinin ortaklığıyla sağlanması; 16. Doğal Zenginlikler ve Kaynaklar: Yerel doğal kaynak ve değerlerin; yerel yönetimlerce, akılcı, dikkatli, verimli ve adil bir biçimde, beldede yaşayanların yararı gözetilerek, korunması ve idaresi; 17. Kişisel Bütünlük: Bireyin toplumsal, kültürel, ahlaki ve ruhsal gelişimine, kişisel refahına yönelik kentsel koşulların oluşturulması; 18. Belediyeler Arası İşbirliği: Kişilerin yaşadıkları beldenin, beldeler arası ya da uluslararası ilişkilerine doğrudan katılma konusunda özgür olmaları ve özendirilmeleri; 19. Finansal Yapı ve Mekanizmalar: Bu deklarasyonda tanımlanan hakların sağlanması için, gerekli mali kaynakları bulma konusunda yerel yönetimlerin yetkili kılınması; 20. Eşitlik: Yerel yönetimlerin; tüm bu hakları bütün bireylere cinsiyet, yaş, köken, inanç, toplumsal, ekonomik ve politik ayrım gözetmeden, fiziksel veya zihinsel özürlerine bakılmadan; eşit olarak sunulmasını sağlamakta yükümlü olması.

Şart’ta belirtilen kentli haklarına ilişkin farklı bir sınıflandırma için bkz. İlhan Tekeli; “Kentli Hakları”, Kentsel Haklar, der. Mete Tuncay, Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi (WALD) Yayını, İstanbul, 1994.

[15] Avrupa Kentsel Şartı hakkında daha ayrıntılı bilgi için bkz. T.C. İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü; Avrupa Kentsel Şartı, çev. Zerrin Yener ve Kumru Arapkirlioğlu, Yayın No: 10, Ankara, 1996.

[16] Toprak ve diğerleri; a.g.e., s.127.

[17] R. Cengiz Derdiman; “Belediyelerin Kolluk Fonksiyonlarına İlişkin Genel Bir Deneme (I)”, Çağdaş Yerel Yönetimler, C. 6, S. 3, Temmuz 1997, s.107.

[18] Lütfi Duran; İdare Hukuku, Fakülteler Matbaası, İstanbul, 1982, s.254.

[19] H. İbrahim Kavgacı ve Bekir Çınar; “Mahalli İdarelerin Polis Üzerindeki Sorumlulukları: İngiltere Örneği”, İller ve Belediyeler, S. 624, Ekim 1997, s.577.

[20] İlhan Tekeli; “Kentler İçin Öncelikli Performans Ölçütü: Yaşam Güvenliği”, Ada Kentliyim, Yıl: 1, S. 3, Ağustos-Kasım 1995, s.62.

[21] Cevat Geray ve diğerleri; “Can Güvenlikli Kent”, Ada Kentliyim, Açık Oturum, Yıl: 1, S. 3, Ağustos-Kasım 1995, s.57.

[22] Kentleşme nedenleri ile ilgili olarak bkz. Zerrin Toprak Karaman; Kent Yönetimi ve Politikası, Anadolu Matbaacılık, İzmir, 2001, Ruşen Keleş; Kentleşme Politikası, İmge Yayınları, Ankara, 2002, Yakut Sencer; Türkiye’de Kentleşme, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1979, Eyüp G. İsbir; Şehirleşme ve Meseleleri, Gazi Büro Yayınları, Ankara, 1991.

[23] Kentlerde ortaya çıkan asayiş, siyasal şiddet ve terör olaylarının neden ve sonuçlarına ilişkin araştırmaya dayalı ayrıntılı bilgi için bkz. Ruşen Keleş ve Artun Ünsal; Kent ve Siyasal Şiddet, AÜ SBF Yayınları, Ankara 1982 ve bkz. Ömer Urhal; Şehirleşme ve Asayiş İlişkisi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi SBE, Konya, 1992.

[24] Gürbüz Bahadır; Büyük Şehir Düzeyinde Kolluk Hizmetlerinin Örgütlenme ve Yürütülmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi SBE, Ankara, 1985, s.4.

[25] Gözübüyük; a.g.e., s.245.

[26] Onar; a.g.e., s.1048.

[27] Kemal Pelit; Özel Güvenlik Teşkilatları, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi SBE, İstanbul, 1998, s.11.

[28] Gözübüyük; a.g.e., s.245.

[29] Türkiye’de kolluk örgütlerini gösteren ayrıntılı şema için bkz. Toprak ve diğerleri; a.g.e., s.168.

[30] Ahmet Karagöz; “Kolluğun İdari Görevleri”, Ceza Hukuku El Kitabı, İstanbul, 1989, s.329, akt. Pelit; a.g.t., s.12.

[31] Tam teşekküllü polis karakolu: bir komiser, bir komiser yardımcısı ve 7 polisten kurulu karakol. Bu konuda bkz. Metin Kıratlı; Koruyucu İdari Hizmetler, TODAİE Yayınları, Ankara, 1973, s.45.

[32] 18 Mayıs 1953 tarihli ve 6085 sayılı “Karayolları Trafik Kanunu” (Bu kanun 1983 yılında 2918 sayılı “Karayolları Trafik Kanunu” ile yürürlükten kaldırılmıştır.) ve 15 Temmuz 1965 tarihli ve 654 sayılı “Toplum Zabıtası Kurulması Hakkında Kanun”.

[33] 10 Mart 1983 tarihli ve 2803 sayılı “Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu”, md.3.

[34] Kıratlı; a.g.e., s.48.

[35] Pelit; a.g.t., s.23.

[36] Komutanlığın başlıca görevleri şunlardır:

Türkiye’nin sahil ve karasularını korumak, güvenliğini sağlamak, ulusal ve uluslararası hukuk kuralları uyarınca egemenlik haklarına sahip olduğu denizlerde bu hak ve yetkileri kullanmak.

Deniz yolu ile yapılan her türlü kaçakçılık eylemlerini, Eski Eserler Kanunu’na aykırı eylemleri, Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu’na aykırı eylemleri önlemek, izlemek, suçluları yakalamak, gerekli işlemleri yapmak, yakalanan kişi ve suç vasıtalarını yetkili makamlara teslim etmek.

Liman sınırları dışında: Türkiye Sahillerinde Nakliyatı Bahriye (Kabotaj) ve Limanlarda Karasuları Dahilinde İcrai Sanat ve Ticaret Hakkında Kanun’a, Telsiz Kanunu’na, Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanun’a, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’na, Hayvanların Sağlık Zabıtası Hakkında Kanun’a, Zirai Mücadele ve Zirai Karantina Kanunu’na, Su Ürünleri Kanunu’na, Pasaport Kanunu’na, Yabancıların Türkiye'de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun’a, Gemi Sağlık Resmi Kanunu’na, Turizmi Teşvik Kanunu’na, seyir güvenliği ile demirleme, bağlama, avlanma, dalgıçlık ve bayrak çekme ile ilgili hükümlere, deniz ve hava araçları ile denizlerdeki tesislerden yapılacak her türlü kirletmelerle ilgili hükümlere ve yukarıda belirtilen konulara ilişkin uluslararası antlaşmalara aykırı eylemleri önlemek, izlemek, suçluları yakalamak, gerekli işlemleri yapmak, yakalanan kişi ve suç vasıtalarını yetkili makamlara teslim etmek.

[37] Gümrük muhafaza örgütünün faaliyetlerine ilişkin olarak; “Gümrük Yönetmeliği, Hudut Teşkilatının Vazifelerine ve Gümrük Muhafaza Teşkilatının Kaçakçılığın Men ve Takibi Hususunda Mıntıkalarındaki Valilerle Vazife Münasebetlerine Dair Nizamname (Tüzük)” ile “Dış Hatlara Sefer Yapan Gemilere Giriş ve Çıkışın Düzenlenmesi Hakkında Yönetmelik” de çeşitli hükümler içermektedir.

[38] Çağlar Ünal; Özel Güvenlik Kitabı, http://www.monch.com.tr/kitaplarimiz/ozguvkitabi.htm, 17 Haziran 2002.

[39] 22 Temmuz 1981 tarihli ve 2495 sayılı “Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun”.

[40] Pelit; a.g.t., s.23.

[41] Kanunun korumaya aldığı çiftçi malları şunlardır:

Ekili, dikili veya kendiliğinden yetişen bütün bitkilerle, Orman Kanunu’nun kapsamına girmeyen ağaçlar ve ağaçlıklar,

Tarımda kullanılan ve tarımla ilgili olan her çeşit taşınır ve taşınmaz mallar,

Su arkları, set ve bentlerle hendek, çit, duvar ve benzeri engeller, tarla ve bahçe yolları.

[42] Kıratlı; a.g.e., s.53.

[43] Kanunun 3. maddesine göre hayvan maddeleri; et, süt, yumurta, bal, deri, yün, yapağı, tiftik, bağırsak, sakatat, tırnak, boynuz, kan, kemik, gübre gibi maddeleri ifade etmektedir.

[44] 16 Nisan 1924 tarihli ve 486 sayılı “Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında Kanun”, md.1-4.

[45] Urhal; a.g.t., s.42.

[46] 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu, md.1: “Memleketin umumi emniyet ve asayiş işlerinden Dahiliye Vekili mesuldür.

Dahiliye Vekili bu işleri, ... ve icabında diğer bütün zabıta teşkilatı vasıtası ile ifa ... eder”.

[47] A. Nihat Dündar; Emniyet Teşkilatı ve Hizmetleri, Yayınevi:?, Ankara, 1988, s.16, akt. Urhal; a.g.t, s.42-43.

[48] Bir kimsenin can, mal ve ırzına saldırma ve tehditleri önlemek, saldıranları yakalamak,

Suç işlenirken veya işlendikten sonra, henüz izleri meydanda iken sanıkları yakalamak,

Kamu düzen ve güvenini bozacak mahiyetteki gösteri, yürüyüş ve karışıklıkların yapılmasına karşı, genel kolluk kuvvetleri gelinceye kadar önleyici tedbirleri almak,

Adli kolluk işleriyle ilgili olaylarda, delillerin kaybolmamasını sağlayan koruma tedbirlerini almak.

[49] Uyuşturucu maddeler yapılan, satılan veya kullanılan yerleri, kumar oynanan genel ve herkese açık yerleri, mıntıkası dahilinde gizli fuhuş yapanları, mıntıkası dahiline gelen misafir ve yabancıları, halkın sükun ve istirahatını bozanları, saldırgan delileri, rezalet çıkaracak derecede sarhoş olup başkalarını rahatsız edenleri, mevzuat ve yetkili makamlarca tayin edilen saatlerden sonra her ne şekilde olursa olsun, halkın rahat ve huzurunu bozacak surette açık ve kapalı yerlerde gürültü yapanları, sokak, geçit ve meydanları tıkayarak trafiğe mani olan taşıt ve araçlarını ve diğer engelleri, yangın, deprem, su baskını gibi afet ve tehlikelerle ilgili önbilgileri en kısa zamanda polis, jandarma ve itfaiye teşkilatına haber vermek ve önlenmesi gerekenleri önlemek,

Bölgeleri içinde bulunan dükkan, mağaza, ev, motorlu araç gibi malların korunmasında sahipleri tarafından noksan alınan tedbirleri tamamlattırmak,

Görev saatleri içinde gördükleri, işittikleri, şüphe ettikleri şahsı veya hadiseleri, istirahata geçmeden evvel bağlı bulunduğu en yakın kolluk kuruluşuna bildirmek,

Görev saatleri içinde tahdit edilen mıntıkasını aralıksız olarak dolaşmak.

[50] Yolda hastalanan, kazaya uğrayan, düşüp kalan ve genel durumu itibariyle yardıma muhtaç olanlara yardım etmek,

Yollarda dolaşan kimsesizleri, sakatları, acizleri ve çocukları bizzat yerlerine veya veli veya vasilerine teslim edilmek üzere en yakın kolluk kuruluşuna götürmek,

Bir semt, yer, yol, sokak veya şahıs sormak için başvuranlara gerekli bilgiyi vermek,

Doğum, ölüm, hastalık, kaza, yangın veya afet gibi önemli ve acele haller sebebiyle, yapılacak yardım isteklerinden gücü dahilinde olanları öncelikle yerine getirmek,

Büyük tehlike arz eden yangın ve su baskını gibi afetlerde mahalle sakinlerine derhal bilgi vermek, görevli ekipler gelinceye kadar yerinde ve gerekli önleyici tedbirleri almak,

Kuduz hayvana rastlandığında mümkün ise bunları tecrit ederek zararlarını ortadan kaldırmakla beraber belediyeyi haberdar etmek, bu suretle zararını ortadan kaldıramadığı takdirde itlaf etmek,

Bulaşıcı ve salgın insan ve hayvan hastalıklarını en yakın kolluk kuruluşuna haber vermek,

Elektrik, su, havagazı, kanalizasyon gibi amme tesislerinde ortaya çıkan arızaları, sokaklara süprüntü atanları, pis su dökenleri, inşaat ve tamirat yapanları, en yakın kolluk kuruluşuna bildirmek.

[51] Ek: 26/03/1985 - 3175/1 md.; Değişik: 07/02/1990 - 3612/2 md.

[52] Köy Kanunu’nun 77. maddesine göre köy korucuları;

1. Görevini yaparken kendisine saldıran ve hayatını tehlikeye koyan kimselere karşı hayatını korumak için mecburi olursa,

2. Görevini yaparken ahaliden bir kimsenin can veya ırz tehlikesi altında kaldığını görür ve onu kurtarmak için başka bir çare bulamaz da bunalırsa,

3. Cürmü meşhutta (yani yapılırken veyahut yapıldıktan sonra henüz izi meydanda iken) bir cinayetin failini yahut maznun (zanlı) bir şahsı yakalamak istediği halde o kimse silahla karşı koyarsa;

4. Tutulan bir cani kaçar ve “dur” emrini dinlemez ve onu tekrar yakalamak için silah kullanmaktan başka çare bulunmazsa;

5. Eşkıya takibi sırasında yatak olan yerlerden şüpheli bir adam çıkar ve korucunun “dur” emrine itaat etmeyip kaçarsa silah kullanabilirler.

[53] Halim Alyot; Türkiye’de Zabıta (Tarihi Gelişim ve Bugünkü Durum), Kanaat Basımevi, Ankara, 1947, s.9.

[54] http://uk.internations.net/policeteam/tarihtepolisbir.htm, 14 Aralık 2001, Eski Türklerde zabıta hizmetlerine ilişkin daha ayrıntılı bilgi için bkz. İbrahim Darendeli; Osmanlı’dan Günümüze Zabıta Teşkilatı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İnönü Üniversitesi SBE, Malatya, 1996, s.1-7.

[55] Subaşı teriminin, Türk lehçelerinde “ordu, asker” anlamına gelen “sü” kelimesinden türediği pek çok bilimsel çalışmada ifade edilmektedir.

[56] Alyot; a.g.e., s.10.

[57] İhkak-ı hak: Kişinin kendi hakkını kendisinin alması.

[58] Alyot; a.g.e., 12.

[59] İlk İslam devletinde Hz. Ömer Medine’nin, Said İbni Saad İbni As da Mekke’nin muhtesibi idi. Hz. Ömer halifelik makamına geçince, Abdullah İbni Utbe’yi çarşı ve pazarı teftişe memur etmişti. Bu kişi sokakları gezer, yollarda halkın gelip geçmesine mani olacak şeyleri kaldırtır, ölçü ve tartı aletlerini kontrol ederdi. Osman Nuri Ergin; Mecelle-i Umur-u Belediye, Matbaa-ı Osmaniye, İstanbul, 1922, s.302-340, akt. Bilal Eryılmaz; Tanzimat ve Yönetimde Modernleşme, İşaret Yayınları, İstanbul, 1992, s.200.

[60] İyilikleri emretmek ve kötülüklerden sakındırmak maksadıyla kurulan bu kurum, şeriata uygun hareket edilmesini sağlardı. Bunun için muhtesib, müslümanların yaşadığı bölgelerde onların Cuma namazları için camiye gitmelerine dikkat eder, sayıları kırkı aşan topluluklarda cemaat örgütünün kurulmasını sağlardı. Keza, Ramazan ayında alenen oruç yiyenler, içki içip sarhoş olanlar, iddet beklemeden evlenen kadınlar, yasak musikî aletini çalanlar, özetle şeriata aykırı hareket edenler hep ona hesap vermek zorunda idiler. Ziya Kazıcı; Osmanlılarda İhtisab Müessesesi, Yayınevi:?, İstanbul, 1987, akt. http://www.sevde.de/ islam_Ans/H/H2/hisbe_teskilati.htm, 24 Ekim 2001.

[61] Edhem Ruhi Öneş; Belediye Zabıtası Kılavuzu, Birlik Yayınları, İstanbul, 1987, s.8.

[62] Hamid Özyayla; “İslam’da Hisbe ve Osmanlı’da İhtisab”, İlkadım Dergisi, http://www.ilkadimdergisi. com/137/kapak-hamid.htm, 17 Aralık 2001.

[63] Alyot; a.g.e., s.13-14.

[64] Alyot; a.g.e., s.14.

[65] http://uk.internations.net/policeteam/tarihtepolisbir.htm, 14 Aralık 2001.

[66] Osmanlı döneminde subaşı, pazaryerlerinde ve çarşılarda gezer, buralarda karşılaştığı uygunsuz işleri düzene sokar, mahallelerin, çarşıların ve sokakların temizliğine dikkat eder; kaldırımları ve yolların onarımını yaptırır, yıkılmak üzere olan binaları derhal mimarbaşına bildirirdi. Bkz. Alyot; a.g.e., s.10-11.

[67] Örneğin Sultan IV. Mehmed, belirlenmiş olan et narhının üzerinde satış yapan bir kasabın başını derhal ve olay yerinde vurdurmuştur. Sadrazamlar da bayram arifelerinde ve diğer zamanlarda esnafı denetlemeye çıkarlardı. “Kol” denilen bu denetlemelerde eksik satan veya narha riayet etmeyen esnaf derhal kol’un önünde ve herkesin içinde falakaya yatırılarak cezalandırılırdı. Bkz. Öneş; a.g.e., s.8.

[68] Öneş; a.g.e., s.8.

[69] Adalet Bayramoğlu Alada; “Belediye Zabıtasının Toplumsal ve Yönetsel Statüsünün Gelişimi Üzerine Notlar”, Çocuk Hakları ve Yerel Yönetim, Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi (WALD) Yayını, İstanbul, 1997, s.6.

[70] Öneş, a.g.e., s.9.

[71] I. Murad zamanında kurulan ve Kanuni Sultan Süleyman zamanında olgunlaşan Yeniçeri örgütü, ülkenin dış ve iç güvenliğini sağlamakla yükümlü bulunuyordu. T.C. İçişleri Bakanlığı; İç-Düzen Genel Rapor, Kitap 1, Kolluk Hizmetleri, İçişleri Bakanlığı-İç-Düzen Yayınları, Ankara, 1972, s.XL.

[72] Adem Özçetin; Osmanlı Devletinde Güvenlik Hizmetleri (1845’e Kadar), Yayınlanmamış Lisans Üstü Uzmanlık Tezi, TODAİE, Ankara, 1987, s.110.

[73] İlber Ortaylı; Tanzimattan Sonra Mahalli İdareler (1840-1878), TODAİE Yayınları, No: 142, Sevinç Matbaası, Ankara, 1974, s.111.

[74] Mehmet Seyitdanlıoğlu; “Devâir-i Belediye Çavuşlarının Vezâ’ifine Dâir T’alîmâtdır.”, Yerel Yönetim Metinleri (XI), Çağdaş Yerel Yönetimler, C. 6, S. 4, Ekim 1997, s.125.

[75] Özçetin; a.g.t., s.110.

[76] Bayramoğlu Alada; a.g.m., s.13.

[77] Öneş; a.g.e., s.10.

[78] Ortaylı; a.g.e., s.206.

[79] Bayramoğlu Alada; a.g.m., s.15.

[80] Ortaylı; a.g.e., s.206.

[81] Osman Nuri (Ergin); Muhtasar Mecelle-i Umur-u Belediyye, İkinci Tab’ı, Bahriye Matbaası, İstanbul, 1341, s.8, akt. İlber Ortaylı; “Türk Belediyesinin Denetim Yetkisinin Tarihi Gelişimi ve Günümüzdeki Durumu”, Amme İdaresi Dergisi, C. 6, S. 4, Aralık 1973, s.23.

[82] Toprak ve diğerleri; a.g.e., s.9.

[83] İlhan Karakoyun; “Kent Zabıtası”, İdarecinin Sesi Dergisi, C. 14, S. 79, Mart-Nisan 2000, s.31.

[84] Bayramoğlu Alada; a.g.m., s.16.

[85] İlhan Tekeli ve İlber Ortaylı; Türkiye’de Belediyeciliğin Evrimi, edit. Ergun Türkcan, Belediyecilik Araştırma Projesi, Kitap 1, Ankara, 1978, s.83-84, akt. Karakoyun; a.g.m., s.31.

[86] Tekeli ve Ortaylı; a.g.e., s.85, akt. Karakoyun; a.g.m., s.31.

[87] Remzi Fındıklı; “Yerel Yönetimlerde İcra Gücü Olarak Belediye Zabıtası”, Poster Bildiri, Yerel Yönetimler Sempozyumu, TODAİE, Ankara, 01-02 Kasım 2000, s.4.

[88] Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE); Kamu Yönetimi Araştırması (KAYA) Yerel Yönetimler Araştırma Grubu Raporu, TODAİE Yayını, Ankara, 1992, s.229.

[89] Burada belirtilmesi gereken bir nokta, yönetmeliğin tanımında yer alan “belde halkının sağlık ve huzurunu” ifadesinin, yönetmeliğin kaynağını oluşturan 1930 tarih ve 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 104. maddesinde “beldenin ... sıhhat ve hududunun temini” olarak geçtiğidir.

[90] Fethi Aytaç; “Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği Yenilenmelidir”, İller ve Belediyeler Dergisi, S. 535-536, Mayıs-Haziran 1990, s.269.

[91] Erkul ve Karakılçık; a.g.m., s.92.

[92] Derdiman; a.g.m., s.109-114.

[93] Kanunun söz konusu 2. maddesi şöyle başlamaktadır:

“Madde 2- Polisin genel emniyetle ilgili görevleri iki kısımdır.

A) Kanunlara, tüzüklere, yönetmeliklere, hükümet emirlerine ve kamu düzenine uygun olmayan hareketlerin işlenmesinden önce bu kanun hükümleri dairesinde önünü almak,

B) İşlenmiş olan bir suç hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı görevleri yapmak,

Kamu düzeni ve kamu güvenliliğinin sağlanmasından sorumlu olan polis; ...”

[94] 3201 sayılı kanun, madde 12: “Adli işlere müteallik tahkikat; salahiyetli adli otoritelerin direktifleri altında ve kanunlarına tevfikan yalnız adli zabıtaya yaptırılır.

Polis teşkilatı yapılmayan yerlerde teşkilat yapılıncaya kadar adli polis vazifeleri diğer zabıta tarafından yapılır...”

[95] Bu konudaki daha ayrıntılı bilgi ve yorum için bkz. Derdiman; a.g.m., s.110-111.

[96] İlhan Akbulut; Emniyet Teşkilatı ve Görevleri, Yayınevi:?, İstanbul, 1996, s.183, akt. Derdiman; a.g.m., s.111.

[97] Ali Şafak; “Emniyet Teşkilatı: Kısımları, Görevleri”, Ceza Hukuku El Kitabı, Yayınevi:?, İstanbul, 1989, s.320-321, akt. Derdiman; a.g.m., s.111.

[98] Hüseyin Karakaş; “Belediye Örgütü İçerisinde Zabıta Biriminin Yeri”, Zabıta Hizmetleri Semineri, Seminer Notları Dizisi: 7, TODAİE Yerel Yönetimler Araştırma ve Eğitim Merkezi Yayını, Ankara, 1998, s.1.

[99] Erkul ve Karakılçık; a.g.m., s.89.

[100] Firuz Demir Yaşamış; Belediye Yönetimi, Zirve Ofset, Ankara, 1996, s.236.

[101] Düzenlemeye göre sınavlar yılda iki defadan fazla olmamak üzere ülke çapında merkezi olarak Devlet Personel Başkanlığı’nca (DPB) Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi’ne (ÖSYM) yaptırılacaktır. Kamu kurum ve kuruluşları merkezi sınav sonucuna göre atama yapacakları kadroların sayısını, unvanını, sınıf ve derecesini ve atanacaklarda aranan koşulları DPB’ye bildireceklerdir. DPB’ce atama yapılacak boş kadrolar ve atanacaklarda aranacak koşullar duyurulacaktır. Bu koşulları taşıyanlar atanmak için başkanlığa başvuracaklar, merkezi sınav başarı sırasına göre atama hakkını elde edenler belirlenerek adaya ve ilgili kuruma bildirilecektir. Toprak ve diğerleri; a.g.e., s.12-13.

[102] Toprak ve diğerleri; a.g.e., s.13.

[103] İl Özel İdareleri, Belediyeler ve İl Özel İdareleri ve Belediyelerin Kurdukları Birlik, Müessese ve İşletmeler ile Bunlara Bağlı Döner Sermayeli Kuruluşlardaki Memurların Görevde Yükselme Esaslarına Dair Yönetmelik, 02 Şubat 2000 tarih ve 23952 sayılı Resmi Gazete.

[104] Şevki Pazarcı; “Belediye Zabıta Amir ve Memurlarının Sorumlulukları”, İller ve Belediyeler Dergisi, S. 589, Kasım 1994, s.450, Toprak ve diğerleri, a.g.e., s.26-27.

[105] “Belediye Zabıtası Talimatnamesi” başlığını taşıyan söz konusu 106. madde şöyledir:

“103 üncü maddede yazılı nizamnameye (tüzüğe) tevfikan (uygun olarak) belediye zabıtası memurlarının meslek, evsaf, talim ve terbiye, terfi ve terakki, nasp ve azilleri Dahiliye Vekaletince yapılacak bir talimatname (yönetmelik) ile tayin olunur.”

[106] Enis Yeter; “Belediye Zabıtası ve Personeline İlişkin Düşünceler”, Çağdaş Yerel Yönetimler, C. 5, S. 4, Temmuz 1996, s.51. Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği’nin geçerliliği tartışması için ayrıca bkz. Fethi Aytaç; “İçişleri Bakanlığımızın Dikkatine… Belediye Zabıta Personeli Yönetmeliği Değiştirilmelidir”, Belediye Dergisi, C. 2, S. 11, Mayıs 1996, s.3-5.

[107] 1969 tarihli yönetmeliğe göre mazeret izni süresi yılda en çok 8 gün olarak öngörülmüştür.

[108] Ayşe Yıldız; “Son Değişiklikler Işığında 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu”, İzmir Büyükkent Bütününde Zabıta Hizmet İçi Eğitimi, Ege Belediye Zabıtaları Vakfı (EGE-ZAV) Yayını, Anadolu Matbaacılık, İzmir, 2000, s.103.

[109] D. Mehmet Doğan; Büyük Türkçe Sözlük, İz Yayıncılık, İstanbul, 1996, s.287.

[110] Abdurrahman Acar; “Belediye Memurlarına Uygulanabilecek Disiplin Cezaları ve Bu Cezalara Karşı Başvurulabilecek İtiraz ve Yargı Yolları (I)”, Yerel Yönetim ve Denetim Dergisi, C. 1, S. 11, Aralık 1996, s.5.

[111] Acar; a.g.m., s.6.

[112] Acar; a.g.m., s.12-13.

[113] DMK’nın 130. maddesi devlet memuru hakkında savunması alınmadan disiplin cezası verilemeyeceğini bildirmekle birlikte, “soruşturmayı yapanın veya yetkili disiplin kurulunun 7 (yedi) günden az olmamak üzere” savunma süresi vermesi gerektiğini, verilen süre içinde veya belirtilen bir tarihte savunmasını yapmayan memurun savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağını hükme bağlamıştır. Savunma süresi 1969 tarihli yönetmelikte ise en az 3 gün olarak öngörülmüştür.

[114] Pazarcı; a.g.m., s.450-455.

[115] Aslında memurlar için sendika hakkı yeni bir hak değildir. Memur sendikacılığının önü 1961 Anayasası’nın 46. maddesinde sendika hakkının tanındığı kesimler için “çalışanlar” teriminin kullanılmasıyla açılmıştı. 1965 tarihli 624 sayılı Devlet Personel Sendikaları Kanunu sonrası dönemde 3 yıl içinde 453 memur sendikası, 3 konfederasyon ve 18 federasyon etkinlik göstermiştir. Günümüzde ise belediye çalışanları açısından Türkiye’de 3 belediye memur sendikası bulunmaktadır. Bunlar: Tüm-Bel-Sen, Bem-Bir-Sen ve Türk Genel Hizmet Sen’dir. Recep Narin; “Zabıta ve Zorlukları”, Tüm Belediye Memurları Sendikası, İzmir, 1999, akt. Toprak ve diğerleri; a.g.e., s.31.

[116] Yıldız; a.g.m., s.106.

[117] Fethi Aytaç; “Belediye Zabıtası Mensuplarının Kıyafet Yönetmeliğine Uygun Bir Kıyafet İçinde Olmaları Gerekir”, Belediye Dergisi, C. 3, S. 4, Ekim 1996, s.5.

[118] Yönetmeliğe göre erkek zabıta personelinin giymesi gereken/giyebileceği kıyafetleri bazı özellikleriyle şöyle sıralamak mümkündür:

Ceket: Bel kısmı godeli olmak üzere tam kruvaze, çift sıra 6 düğmelidir...

Pantolon: Düz paçalı ve belden başlayarak diz kapağına kadar uzanan kısım vücuda uygun bir bollukta ve paçalara doğru darlaşan biçimdedir...

Şapka (Kasket): Elbise kumaşından yapılır ve güneşlik, kuşak ve tepelik kısımlarından oluşur...

Gömlek: Kışlık ve yazlık olarak 2 türlüdür, kışlık olanı ceket içine, yazlık olanı ceketsiz giyilir. Gri veya açık mavi renklidirler...

Kravat: Koyu lacivert olup yün, keten veya terilenden yapılır. Desensizdir...

Ayakkabı: Siyah renkli deriden, üstten bağlı ve maskaratlıdır. Siyah renkli bot da giyilebilir...

Çorap: İyi kaliteden iplik, yün veya naylondan siyah veya lacivert renklidir.

Eldiven: İçerisi müflonlu veya tüylü siyah süet veya deriden olup 5 parmaklıdır...

Kemer: İki-üç santimetre genişliğinde, elbise renginde veya koyu renkli deri veya vinileksten ve üzeri armalı madeni tokalıdır.

Yün Boyun Atkısı (Kaşkol): Lacivert renkli ve yündendir.

Palto: Koyu lacivert, kalın yünlü kumaştan kruvaze biçiminde iki sıra 3’er adet büyük boy düğmelidir...

Pardesü: Lacivert renkte yünlü veya lastikotin kumaştan yapılır. Genel biçimde kruvaze, iki yanlı cepli, 4 düğmelidir ve boyu diz kapağı hizasındadır...

Yağmurluk: Koyu lacivert renkte, su geçirmez kumaştandır...

Meşin Ceket: Siyah deriden olup kruvaze ve iki sırada 6 düğmelidir...

Kadın zabıta personelinin giymesi gereken/giyebileceği kıyafetler de bazı özellikleriyle şunlardır:

Tayyör: Ceket ve etekten ibarettir. Erkek personel kumaşındandır...

Kep: Elbise kumaşındandır, kalotu 3 parçalıdır...

Gömlek: Kışlık ve yazlık olarak genel biçimi, kumaşı ve rengi erkek gömleklerinin aynıdır.

Çorap: Ten rengi, normal ipek veya naylondur.

Ayakkabı: Siyah vidaladan, maskaratsız ve bağsız, yarım topukludur.

Kravat: Erkek personelinkinin aynısıdır.

Eldiven: Siyah veya lacivert renkte, süet veya deriden, desensiz, düz ve spordur.

Palto: Erkek paltosundan farklı olarak önde iki sırada 4 düğme vardır ve ilikleniş erkek paltolarının aksi istikametindedir.

Pardesü: Çeşitli bakımlardan erkek pardesüsünün aynı olup sadece ilikleniş sağdan soladır.

Tüm bunların dışında belediye zabıtası amir ve memurlarının takacakları kokart, arma (işaret) ve rütbe işaretlerine, isim plakası, şapka sırması ve apoletlerine ilişkin hükümler de yine kıyafet yönetmeliğinde teker teker sıralanmaktadır.

[119] Aytaç; a.g.m., s.4-5.

[120] Aytaç; a.g.m., s.5.

[121] Yaşamış; a.g.e., s.229-230.

[122] 1984 tarih ve 3030 sayılı “Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun”, bilimsel literatürde ve siyasal alanda kısaca “Büyük Şehir Belediyesi Kanunu” olarak ifadelendirilmektedir.

[123] Belediye zabıtasının yetkilerinin, görevin yerine getirilmesi için yeterli olduğu görüşünü savunanlar da vardır. Örneğin Aytaç mevcut yetkileri yeterli bulmakta ve asıl sorunun bunların uygulanmasındaki tutum ve davranışlardan kaynaklandığını savunmaktadır. Bkz. Fethi Aytaç; “Belediye Zabıta Görevleri Yeterlidir, Yeter ki İyi Uygulansın”, Belediye Dünyası, C. 3, S. 10, Ekim 2002, s.11.

[124] Zabıtanın silahlı olması gerektiğini savunan bilimsel yayınlardan 5 örnek: R. Cengiz Derdiman; “Belediyelerin Kolluk Fonksiyonlarına İlişkin Genel Bir Deneme (II)”, Çağdaş Yerel Yönetimler, C. 6, S. 4, Ekim 1997, s.53, Abdullah Sare; “Günümüz Zabıtası”, Belediye Dergisi, C. 4, S. 12, Haziran 1998, s.6, Mehmet Üvez; “Belediye Zabıtasının Sorunları ve Çözüm Önerileri”, İller ve Belediyeler, Mart 2000, s.180, Fındıklı; a.g.b., s.6 ve Yeter; a.g.m., s.53-54.

[125] Toprak ve diğerleri; a.g.e., s.133, O. Ender Aslan ve diğerleri; Belediye Zabıta Hizmetleri Yönetimi, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) Yayını, No: 312, Yerel Yönetimler Araştırma Merkezi, Ankara, Eylül 2002, s.198.

[126] Yüksel Ersoy; “Belediye Cezaları ve Belediye Zabıtası”, AÜ SBF Dergisi, C. 22, No: 1, Mart 1967, s.144-145. Söz konusu tasarıya göre belediye zabıta amir ve memurları;

a.) Görevlerini yaparken kendilerine saldıran ve hayatlarını tehlikeye sokan kimselere karşı hayatlarını korumak için, b.) Genel kolluk güçlerinin (polis, jandarma) derhal müdahalesine olanak bulunmayan durumlarda bir kimsenin can ve ırzını tehlike altında görür ve onu kurtarmak için başka çare bulamazlarsa, ve c.) Genel kolluk güçlerinin derhal müdahalesine olanak bulunmayan durumlarda tanık olunan suç durumunda bir cinayetin failini yakalamak için müdahale ettiklerinde o kişi silahla karşılık koyarsa silah kullanabileceklerdir.

[127] Sare; a.g.m., s.5.

[128] Zabıtaya yönelik fiili saldırılara ulusal basından örnekler:

1. “Kara bela iş başında!”. Kaçak kömür taşıdıkları tespit edilen 4 traktörü Avcılar-Esenyurt sapağında durdurmak isteyen Büyükşehir Belediyesi Kontrol Dairesi Başkanlığı’na bağlı zabıta ekiplerine araçlardan ateş açıldı. Saldırı sonucu zabıta araçlarından birinin camı paramparça olurken, kurşunlardan kaçan diğer ekibin arabası ise şarampole yuvarlandı. Araçtaki zabıtalardan 2'si çeşitli yerlerinden yaralandı (18 Kasım 2001 Sabah).

2. “Komisere silah dayadı”. Sarıyer'de evinin bahçesine gecekondu yapan Nazım Aygün (28), zabıta komiseri Casim Koç (47) ve emrindeki zabıta memuru tarafından engellenmek istenince çılgına döndü. Aygün, Baretta marka tabancasını çekip zabıta komiserinin başına dayadı. Komiser Koç, kısa bir boğuşmanın ardından Aygün’ün elinden kurtulmayı başardı. (21 Haziran 2001, Hürriyet).

3. “Satırlı direnişe polis el koydu”. Yakutiye Belediyesi zabıta ekipleri sağlıksız ortamda kesildiği gerekçesiyle 750 kilogram eti toplattı. Erzurum Mahallebaşı semtinde etlerini vermek istemeyen satıcılar bıçak ve satırlarla ekiplerin üzerine yürüyünce araya polis girdi (14 Aralık 2001, Gazete:?), http://municipalepolis.trgold.net/haber.htm, 10 Aralık 2002.

4. “Zabıtaların dramı”. Küçükçekmece’de kaçak olarak toprak dökülmesini denetlemeye giden zabıta memurları saldırıya uğradı. Saldırı sonucu 4 memur yaralanarak hastaneye kaldırıldı (08 Ağustos 2001, Zaman).

5. “Mahkemede serbest bırakıldı”. Karşıyaka’da seyyar satıcılık yapanlara yönelik operasyonlarda, zabıta memuru Şevket Balkanlı (54), feci şekilde dövüldü. Balkanlı’yı döven Bülent Bildirici adlı seyyar satıcı ise çıkarıldığı mahkemece serbest kaldı (29 Ağustos 2002, Star).

6. “Yine seyyar-zabıta tartışması”. Bitlis’in Ahlat ilçesinde zabıta ile seyyar satıcılar arasında yine yer tartışması yaşandı. Zabıta memuru Ayvaz Hakverdioğlu, çarşı merkezinde sebze-meyve satan seyyar satıcı Veysi İşler’i, burada satış yapmaması konusunda uyardı.  Bunun üzerine seyyar satıcılar ile zabıta memuru arasında tartışma çıktı. Tartışma sırasında zabıta memuru seyyar satıcılar tarafından tartaklandı.

7. Ankara Yenimahalle Belediyesi Zabıta Komiser Yardımcısı Turgay Sunay görevi başında şehit edildi. Demetevler 12. caddede 09 Ekim 2001 Salı akşamı meydana gelen olayda, seyyar satıcıları uzaklaştırmaya çalışan Turgay Sunay uğradığı bıçaklı saldırı sonucunda yaşamını yitirdi. Daha önce de 1993 yılında Çankaya Belediyesi Zabıta Memuru Muhsin Çelik, 1998 yılında Trabzon Belediyesi Zabıta Komiser Yardımcısı Ahmet Hamdi Altuntaş ve 1999 yılında da İstanbul Esenyurt Belediyesi Zabıta Müdürü Sabit Kalaycı görevleri sırasında uğradıkları saldırılar sonucunda hayatlarını kaybetmişlerdi. http://www.yenimahalle.belediyesi.com/belhaber2.htm, 02 Kasım 2002.

8. “Mühür kavgası: 2 ölü”. Ruhsatsız olduğu gerekçesiyle mühürlenen düğün salonu yüzünden kan döküldü. Salonun sahiplerinden İsmail Düz Esenyurt Belediyesi Zabıta Müdürü Sabit Kalaycı’yı öldürdü. Olayı gören Kalaycı’nın bir arkadaşı da Düz’ü kurşunladı (01 Haziran 1999, Hürriyet).

9. “Zabıtaya dayak attılar”. Bursa’da Erkan Soncan (29) ile Nusrettin Soylu (30), zabıta karakolunda olay çıkarttı. Kendilerini polis olarak tanıtan 2 kişi, zabıta memuru İsmail Hakkı Seringen’i dövdü. Polis sahtecileri yakaladı (28 Temmuz 2002, Star).

[129] Ersoy; a.g.m., s.146.

[130] Toprak ve diğerleri; a.g.e., s.124.

[131] Örneğin 775 sayılı Gecekondu Kanunu’nun 18. maddesi, 2. fıkrasında “Yıkım sırasında lüzum hasıl olduğunda, belediyeler ilgili mülkiye amirlerine başvurarak yardım isteyebilirler. Mülkiye amirleri, devlet zabıtası ve imkanlarından faydalanmak suretiyle, izinsiz yapıların yıkımı konusunda yükümlüdürler” hükmüne yer verilmektedir.

[132] Pazarcı; a.g.m., s.81.

[133] Pazarcı; a.g.m., s.81-82.

[134] Kararın gerekçesi şöyle açıklanmaktadır:

“Resmi ve yasal bir işlem olan nikah sırasında törenin yapıldığı salona çocukların alınmaması; törenin disiplin düzen ve sessizlik içinde yapılmasını sağlayacağından, nikah salonuna davetlilerin birlikte getirdikleri çocukların alınmaması yolundaki encümen kararında hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir.”

[135] Şevki Pazarcı; “Belediyelerin Ceza Uygulamaları ve Sorunlar”, İller ve Belediyeler Dergisi, S. 550, Ağustos 1991, s.426.

[136] Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 Tarih 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanun.

[137] Mehmet Üvez; “Belediye Zabıtası”, İller ve Belediyeler Dergisi, S. 617, Mart 1997, s.140.

[138] Üvez; a.g.m., s.140-141, Şevki Pazarcı; “Belediye Yasakları ve Ceza Uygulanması”, İller ve Belediyeler Dergisi, S. 556, Şubat 1992, s.83.

[139] Şevki Pazarcı; “Belediyelerin Ceza Yetkileri Dışında Kalan Konular ve Yargı Kararları”, Türk İdare Dergisi, S. 399, Haziran 1993, s.19-29. Belediyelerin ceza uygulamaları ve bu konudaki sorunları hakkında bkz. Şevki Pazarcı; “Belediyelerin Ceza Uygulamaları”, İller ve Belediyeler Dergisi, S. 55, Ağustos 1991, s.426-431.

[140] Zerrin Toprak ve diğerleri; “21. Yüzyıla Girerken Belediye Zabıtası”, Yerel Yönetimler Sempozyumu Bildirileri, 01-02 Kasım 2000, TODAİE Yerel Yönetimler Araştırma ve Eğitim Merkezi, Yayın No: 12, Ankara, 2002, s.352.

[141] Hasan Refik Ertuğ; “Belediye Zabıtası”, Siyasal Bilgiler Okulu Dergisi, C. 2, S. 1-2, 1947, s.22, akt. Toprak ve diğerleri; a.g.m., s.352.

[142] Derdiman; a.g.m., s.59.

[143] Kadri Gülen; Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu, Yayınevi:?, Ankara, 1977, s.451-452, akt. Derdiman; a.g.m., s.60.

[144] Derdiman; a.g.m., s.61.

[145] Derdiman; a.g.m., s.61-62.

[146] Söz konusu maddenin ilgili bölümleri şöyledir:

“... belediye sınırları içinde veya dışında, belediyelere, hazineye, ... ait arazi ve arsalarda veya devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde yapılacak, daimi veya geçici bütün izinsiz yapılar, …belediye veya devlet zabıtası tarafından derhal yıktırılır.

Yıkım sırasında lüzum hasıl olduğunda, belediyeler ilgili mülkiye amirlerine başvurarak yardım isteyebilirler. Mülkiye amirleri, devlet zabıtası ve imkanlarından faydalanmak suretiyle, izinsiz yapıların yıkım konusunda yükümlüdürler”.

[147] Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanun, md.3: “…Rızasiyle para cezasını vermeyenlerle işledikleri fiil gayrimaktu cezayı müstelzim olanlar hakkında zabıt varakası tutulur.

Hüviyetini bildirmeyenler en yakın polis veya belediye mevkiine ve muhalefetleri halinde zorla götürülür ve hüviyeti tesbit olunarak derhal serbest bırakılır…”

[148] Bu maddede belediyelerin bir görevi de “... beldenin selamet, intizam, sıhhat ve huzurunu ihlal eden şeylere meydan vermemek ve bunları menetmek” olarak ifade edilmektedir.

[149] Derdiman; a.g.m., s.62-63.

[150] Yıldızhan Yayla; İdare Hukuku, Yayınevi:?, İstanbul, 1985, s.59-60, Duran; a.g.e., s.294-298, Sıddık Sami Onar; İdare Hukukunun Umumi Esasları, C. 2, Yayınevi:?, İstanbul, 1960, s.1118, akt. Derdiman; a.g.m., s.63.

[151] Öneş; a.g.e., s.56, R. Cengiz Derdiman; Polis Yönetimi ve Hukuku (Görev ve Yetkiler), Yayınevi:?, Tokat, 1997, s.45, akt. Derdiman, a.g.m., s.63.

[152] Derdiman; a.g.m., s.63.

[153] Aytaç; “İçişleri Bakanlığımızın ..., a.g.m., s.4. ve Halil Memiş; “Belediyelerde Personel Sorunları ve Çözüm Önerileri (I)”, Yerel Yönetim ve Denetim, C. 1, S. 2, Mart 1996, s.13.

[154] Fethi Harputlugil; Belediye Zabıtası, Yayınlanmamış Lisans Üstü Uzmanlık Tezi, TODAİE, 1994, s.79. Bu konuda Üvez de 657 sayılı kanunun 36. maddesine “Belediye Zabıta Hizmetleri Sınıfı”nın eklenmesi ile, hangi unvandaki personeli kapsadığı ve intibakında öğrenim durumuna göre hangi derece ve kademeden göreve başlayacağının hüküm altına alınması gerektiği düşüncesindedir. Bkz. Üvez; “Belediye Zabıtasının Sorunları ..., s.179.

[155] Toprak ve diğerleri; a.g.e., s.26.

[156] Orhan Pirler; Türk Belediyeler Birliği ve Konrad Adenauer Vakfı’nın ortak düzenlediği “Belediye Zabıtası Personel Yönetmeliği” konulu yuvarlak masa toplantısındaki açılış konuşması. Birinci Oturum, Ankara, 19 Nisan 2002.

[157] Aytaç; a.g.m., s.5.

[158] Memiş; a.g.m., s.15-18.

[159] Halil Memiş; “Belediyelerde Personel Sorunları ve Çözüm Önerileri (II)”, Yerel Yönetim ve Denetim, C. 1, S. 3, Nisan 1996, s.13-16.

[160] Memiş; a.g.m., s.16-18.

[161] Erkul ve Karakılçık; a.g.m., 95.

[162] Mehmet Aydın; “Belediyelerde Karar ve İcra Organları ile Belediye Çalışanlarının Özellikleri, Sınıflandırılmaları ve Bunları İyileştirme Çabaları”, Yerel Yönetim ve Denetim, C. 1, S. 6, Temmuz 1996, s.28.

[163] Harputlugil; a.g.t., s.84.

[164] Belediye personelinin ve özelde zabıtanın ücret yetersizliğine ilişkin araştırma sonuçları için bkz. Kamil Ufuk Bilgin; “Belediye Personelinin Hizmet Anlayışı (Ankara Büyükşehir Belediyesi Araştırması)”, Yerel Gündem, Yıl: 2, S. 4, Nisan 2000, s.10. Bu araştırma sonucuna göre belediye memurlarının %92’si aylıklarını emek ve gayretlerinin karşısında oldukça yetersiz olduğu görüşündedir. Benzer bir araştırma sonucu için ayrıca bkz. Toprak ve diğerleri; 21. Yüzyıla Girerken ..., s.67.

[165] Üvez; a.g.m., s.180.

[166] Erkul ve Karakılçık; a.g.m., s.94-95. Belediye zabıtasına yapılacak giyim ve kuşam yardımının yasal dayanakları ve şekli konusunda bkz. Ahmet Özdemir; “Zabıta Memurlarının Giyecek Yardımları”, İller ve Belediyeler, S. 652, Şubat 2000, s.97-101 ve Abdurrahman Acar; “Belediye Zabıta Memurlarına Yapılması Gereken Giyecek Yardımı”, Belediye Dünyası, C. 3, S. 6, Haziran, 2002, s.10-17.

[167] Metin Kazancı ve diğerleri; Belediye İşlevlerine Nicel Bir Yaklaşım, Türkiye İdareciler Derneği, Bilimsel Araştırma Dizisi, edit. Ergun Türkcan, Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1979, s.139.

[168] Erkul ve Karakılçık; a.g.m., s.95.

[169] Harputlugil; a.g.t., s.79.

[170] Fethi Aytaç; “Belediye Zabıta…”, a.g.m., s.271.

[171] M. Doğan Taşdelen; “Büyükşehir Belediyesinin İlçe Belediyesi Üzerindeki Vesayeti Kaldırılmalıdır”, Çağdaş, Katılımcı, Demokratik Belediye, 1993, s.47-48, akt. Harputlugil; a.g.t., s.79.

[172] Bir büyük şehir belediye sınırları içinde ne kadar ilçe mevcut ise o kadar sayıda belediye ve zabıta örgütü bulunmakta, bir de buna büyük şehir belediye zabıtası eklendiğinde bu örgütler arasında kargaşa ve ihtilafın doğması kaçınılmaz olmaktadır. Öyle ki bazen bir caddenin bir tarafı bir belediye, karşı tarafı başka bir belediye sınırı içinde kalabilmektedir. Hatta bazı kavşaklarda üç, dört belediye sınırı bulunduğundan her birinde ayrı zabıta hizmeti görülmekte ve vatandaş ve esnaf ayrı hizmet ve uygulamaya muhatap olabilmektedir. Üvez; a.g.m., s.181. Bu konuda ayrıca bkz. Harputlugil; a.g.t., s.73.

[173] Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi (WALD); Çocuk Hakları ve Yerel Yönetim, WALD Yayını, İstanbul, 1997, s.4.

[174] Üvez; a.g.m., s.182.

[175] Yaşamış; a.g.e., s.238-239.

[176] Harputlugil; a.g.t., s.80. Belediye zabıtası hizmetlerinin tek bir merkezde toplanması gerektiğine ilişkin istek 1999’da İzmir büyükkent bütününde yapılan alan araştırması sonuçları ile de saptanmıştır. Söz konusu araştırmada zabıta personelinin %65.23’ü “zabıta hizmetlerinin tek merkezde toplanması” tercihini ortaya koymuştur. Bkz. Toprak ve diğerleri; a.g.e., s.75.

[177] Musa Eken; “Yerel Yönetimlerde İstihdam Biçimleri ve Personelin Formasyonu”, Yerel Yönetim ve Denetim, C. 2, S. 11, Aralık 1997, s.17.

[178] Erkul ve Karakılçık; a.g.m., s.97.

[179] Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi (WALD); a.g.e., s.1.

[180] Toprak ve diğerleri; a.g.e., s.26.

[181] Erkul ve Karakılçık; a.g.m., s.97.

[182] Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi (WALD); a.g.e., s.4.

[183] Ahmet Sandal; “Denetim ve Stres: Denetimin Neden Olduğu Stres ve Denetim Elemanlarının Mesleki Stresi”, Yerel Yönetim ve Denetim, C. 5, S. 7, Temmuz 2000, s.8-9.

[184] Erkul ve Karakılçık; a.g.m., s.97-98.

[185] Richard Batley and Gerry Stoker (eds.); Local Government in Europe: Trends and Developments, Mcmillan, London, 1991, akt. Hüseyin Koçak; “İtalya’da Yerel Yönetimler”, Çağdaş Yerel Yönetimler, C. 5, S. 4, Temmuz 1996, s.58.

[186] Cassese Sabino; Le Systéme Administratif Italien ou I’Art de I’Arrangement, RFAP, No: 67, 1993, s.335, akt. Nuri Tortop; “İtalya’da Yerel Yönetimlerin Yapısı ve Son Düzenlemeler”, Çağdaş Yerel Yönetimler, C. 5, S. 3, Mayıs 1996, s.63.

[187] Teoman Ünüsan; “İtalya’da Mahalli İdareler”, Dünyada Mahalli İdareler, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü Yayını, Yayın No: 27, Ankara, 1999, s.473-475.

[188] Tortop; a.g.m., s.64.

[189] Ünüsan; a.g.m., s.476.

[190] Teoman Ünüsan; Avrupa’da Yerel Yönetimler, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü Yayını, Yayın No: 9, Ankara, 1996, s.105.

[191] Ünüsan; “İtalya’da ...”, a.g.m., s.477-478.

[192] Ünüsan; Avrupa’da ..., a.g.e., s.106.

[193] Cevat Geray; “İtalya’da Yerel Yönetimler”, Çağdaş Yerel Yönetimler, C. 6, S. 1, Ocak 1996, s.55.

[194] Ünüsan; a.g.e., s.107.

[195] Geray; a.g.m., s.57.

[196] Ünüsan; “İtalya’da ...”, a.g.m., s.478-479.

[197] Hasan Canpolat; “İngiltere’de (Britanya) Mahalli İdareler”, Dünyada Mahalli İdareler, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü Yayını, Yayın No: 27, Ankara, 1999, s.319-320.

[198] Canpolat; a.g.m., s.321.

[199] Canpolat; a.g.m., s.324.

[200] Sırrı Uyanık; “Londra’nın Yerel Yönetimi (İki Kademeli Sistemin Sonu ve Şu Andaki Durum)”, Çağdaş Yerel Yönetimler, C. 2, S. 5, Eylül 1993, s.24-25. İngiltere’de büyük şehir yönetiminin kaldırılması, nedenleri ve sonuçlarına ilişkin ayrıca bkz. Nuri Tortop; “Londra Büyükşehir Yönetimi”, Çağdaş Yerel Yönetimler, C. 2, S. 1, Ocak 1993, s.5-8.

[201] Canpolat; a.g.m., s.325-327.

[202] Ahmet Hamdi Aydın; Police Organization and Legitimacy, Aldershot, Avebury, 1997, s.121-122, akt. Ahmet Hamdi Aydın; “Güvenlik Hizmeti ‘Yerel’ Olarak Sunulabilir mi?: ‘Yerel Hizmet’ Kavramı Açısından Bir Tartışma”, Yerel Yönetimler Sempozyumu Bildirileri, 01-02 Kasım 2000, TODAİE Yerel Yönetimler Araştırma ve Eğitim Merkezi, Yayın No: 12, Ankara, 2002, s.411.

[203] Canpolat; a.g.m., 328-329.

[204] Yusuf Ziya Göksu; “İngiltere’de Mahalli İdareler Zabıtası”, Türk İdare Dergisi, Yıl: 58, S. 373, Aralık 1986, s.111-112.

[205] Göksu; a.g.m., s.113-114.

[206] Yusuf Erbay; “Fransa’da İdari Sistem ve Yerel Yönetimler”, Çağdaş Yerel Yönetimler, C. 8, S. 2, Nisan 1999, s.58-59.

[207] Ruşen Keleş; “Fransa’da Yerinden Yönetim”, Çağdaş Yerel Yönetimler, C. 3, S. 1, Ocak 1994, s.3-4.

[208] İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü; “Fransa’da Mahalli İdareler”, Dünyada Mahalli İdareler, Yayın No: 27, Ankara, 1999, s.259.

[209] Erbay; a.g.m., s.62, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü; a.g.m., s.264.

[210] İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü; a.g.m., s.264-267.

[211] İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü; a.g.m., s.268-270.

[212] İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü; a.g.m., s.270-271.

[213] Ünüsan; Avrupa’da ...”, a.g.e., s.103, Keleş; a.g.m., s.12, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü; a.g.m., s.276.

* Söz konusu tablo İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü; “Fransa’da Mahalli…”, a.g.m., s.276-277’deki verilerden yararlanılarak oluşturulmuştur.

[214] İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü; “Lüksemburg’da Mahalli İdareler”, Dünyada Mahalli İdareler, Yayın No: 27, Ankara, 1999, s.489-490.

[215] İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü; a.g.m., s.490.

[216] İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü; a.g.m., s.492.

[217] İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü; a.g.m., s.493-494.

* Söz konusu tablo İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü; “Lüksemburg’da Mahalli…”, a.g.m., s.497-498’deki verilerden yararlanılarak oluşturulmuştur.

[218] Ünüsan; Avrupa’da ..., a.g.e., s.117.

[219] Ünüsan; a.g.e., s.117-118, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü; a.g.m., s.499.