BELEDİYE YÖNETİMİNDE ZABITA HİZMETLERİ VE 21. YÜZYIL KENTİNDE ZABITANIN YERİ

(AFYON BELEDİYESİ ÖRNEĞİ)


BİRİNCİ BÖLÜM

YEREL KAMU HİZMETLERİ VE BELEDİYELER

I. KAMU HİZMETİ

Belediye yönetimlerinin görev ve yetkilerini belirleyen temel yasal kaynak olan 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun, görevlerle ilgili 15. maddesi şöyle başlamaktadır:

“Belediyelerin kanunlar ve nizamnamelerle muayyen hukuku, buna mukabil beldenin ve belde halkının sıhhat, selamet ve refahını temin, intizamını halelden vikaye maksadıyla yapacağı vazifeleri vardır.”

Söz konusu fıkrada belediyelerin kanunlar ve diğer hukuksal kaynaklarla belirlenmiş hukukunun varlığından bahsedilmekte, buna karşın yine belediyelerin, beldenin ve belde halkının “sağlık, esenlik ve refahını sağlamak, düzenini bozulmaktan korumak” amacına yönelik görevlerinin bulunduğu belirtilmektedir. Konuya bu açıdan bakıldığında belediye zabıta hizmetlerinin hem belediyeler hem de belde ve beldede yaşayanlar bakımından ne denli önem taşıdığı rahatlıkla tespit edilebilir.

Belediye zabıta hizmetleri, temelde bir kamu hizmeti olduğundan, “kamu hizmeti” kavramı hakkında bir takım açıklayıcı bilgilere ihtiyaç bulunmaktadır. Aşağıda kamu hizmetinin tanımı ve bu hizmetler için yapılan sınıflandırmalarla ilgili çeşitli bilgilere yer verilmektedir.

A. Kamu Hizmeti Kavramı

Kamu yönetiminin temel kavramlarından biri olan “kamu hizmeti” deyimi, çok değişik anlamlarda kullanılabilmektedir. Kamu hizmeti bazen “faaliyet, uğraşı, iş” anlamını ifade ederken, kimi zaman da bu deyimin “kamu kuruluşları” için kullanıldığı görülmektedir[1]. Kamu hizmeti daha çok öğretide, iş ve uğraşı anlamını ifade edecek şekilde kullanılmıştır. Bu anlamda kamu hizmeti, “bir kamu kurumunun ya kendisi tarafından, ya da yakın gözetimi altında özel girişim eliyle kamuya sağlanan hizmetler”[2] olarak tanımlanabilir.

Onar’a göre kamu hizmeti, devlet veya diğer kamu tüzel kişileri tarafından veya bunların gözetim ve denetimleri altında genel ve ortak ihtiyaçları karşılamak ve tatmin etmek, kamu yararını sağlamak için yapılan ve umuma arz edilmiş bulunan sürekli ve düzenli faaliyetleri içermektedir[3].

Genel olarak kamu hizmetine ait tanımlarda 3 temel konu göze çarpmaktadır. Bunlar;

·      Hizmetin kamu tüzel kişileri tarafından yürütülmesi,

·      Kamu yararını sağlayan bir faaliyet oluşu ve

·      Hizmetin kamu hukuku usulleriyle yürütülmesi’dir[4].

Devlet önceleri daha çok iç ve dış güvenliğin sağlanmasına yönelik “klasik” kamu hizmetlerini yerine getirirken, zaman içinde faaliyet alanlarını genişletmiş ve bu bağlamda haberleşme, çevre, ulaşım, eğitim, sağlık ve sosyal konut gibi toplumsal ve ekonomik nitelikteki hizmetler de gittikçe artan oranlarda merkezi yönetim tarafından üstlenilmiştir[5]. Şüphesiz ki merkezi yönetimin görev alanındaki bu genişleme bir yandan devlet örgütünde hantallaşmaya neden olurken, diğer yandan sunulan hizmetlerdeki etkin ve verimliliği azaltıcı bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır.

B. Kamu Hizmetlerinin Sınıflandırılması

Kamu hizmetlerinin sınıflandırılması konusunda birbirinden farklılıklar gösteren yöntemlerle karşılaşılmaktadır. Kimi yazarlar bu hizmetleri “yönetsel, ekonomik, sosyal, bilimsel, teknik ve kültürel kamu hizmetleri”[6] olarak sınıflandırırken, kimi de “salt kamusal, karma kamusal ve erdemli kamusal hizmetler”[7] şeklinde bir sınıflandırmayı tercih etmiştir. Bu tür sınıflandırmaya göre milli savunma ve iç güvenlik gibi hizmetler salt kamusal hizmetleri, eğitim ve sağlık gibi hizmetler karma kamusal hizmetleri, devlet tiyatroları ve spor gibi hizmetler de erdemli kamusal hizmetleri ifade etmektedir.

Diğer bir sınıflamada ise kamusal mal ve hizmetlerin yanında, yarı kamusal mal ve hizmetler ayırımına da gidilmiştir[8]:

1. Kamusal Mal ve Hizmetler

Söz konusu mal ve hizmetler piyasada üretilemezler, bölünemezler, tüketiminde rakip olmama ve tüketimden mahrum olmama özelliklerine sahiptirler. Bu hizmetler sadece kamu üretici birimlerince üretilebilirler. Kamusal mal ve hizmetler ikiye ayrılmaktadır:

a. Ulusal Düzeydeki Kamusal Mal ve Hizmetler

Faydaları genellikle ülkenin tümüne yayılan ve ulusal düzeyde bölünmez nitelikte olan milli savunma, iç güvenlik ve adalet gibi hizmetlerdir.

b. Bölgesel Düzeydeki Kamusal Mal ve Hizmetler (Yerel Kamu Hizmetleri)

Bir kısım kamu hizmetleri de yalnızca bölgesel düzeyde yürütülmektedir ve faydasının da bölgesel düzeyde bölünebilmesi mümkün değildir. Örneğin herhangi bir bölgede bir sokağın aydınlatılması, çevre temizliği, yol yapımı gibi hizmetlerin faydalarından, ulusal sınırlar içindeki toplumun tümü yarar sağlayamamaktadır. Sadece belli bir bölgede yaşayan insanların yararlanabildiği bu hizmetler “bölgesel (yerel) kamu hizmetleri” olarak adlandırılmaktadır.

Bu çalışmaya konu olan belediye kolluk (zabıta) hizmetlerini de bölgesel (yerel) kamu hizmetleri arasında değerlendirmek gerekir.

2. Yarı Kamusal Mal ve Hizmetler

Yarı kamusal mal ve hizmetlerin en önemli özelliği piyasada üretilebilmeleridir. Fakat uygulamada bunlar bazen tümüyle veya kısmen kamu örgütleri tarafından üretilmekte ya da miktarına, türüne, kalitesine ve fiyatına devlet müdahalesi olmaktadır. Bunun sebebi bu mal ve hizmetlerin üretimi ve tüketimi sırasında ortaya çıkan faydasının onu tüketen kişilerin dışına yayılmasıdır. Üçüncü kişiler veya toplumun tamamı da bundan yarar sağlayabilmektedir. Yarı kamusal mal ve hizmetler de kendi içinde ikiye ayrılmaktadır:

a. Ulusal Düzeydeki Yarı Kamusal Mal ve Hizmetler

Kimi mal ve hizmetlerin üretiminde veya tüketiminde ortaya çıkan dışsallıklar ülkenin tümüne yayılabilir. Örneğin koruyucu sağlık hizmetleri bu türdendir. Bu sebeple bunların merkezi yönetimce üretilmesi gerekmektedir.

b. Bölgesel (Yerel) Düzeydeki Yarı Kamusal Mal ve Hizmetler

Yarı kamusal mal ve hizmetlerin bazılarının, örneğin elektrik, su, kanalizasyon, itfaiye, oyun parkı gibi hizmetlerin üretim veya tüketiminin sebep olduğu dışsallıklar bölgesel sınırlar içerisinde kalmaktadır. Bu tür hizmetlerin bölünebilir ve fiyatlandırılabilir olması nedeniyle üretilmeleri özel firmalara bırakılabilir. Ancak bunların ortaya çıkardığı dışsallıklar toplumsal hayatı önemli ölçüde etkilediği için genellikle kamu örgütleri tarafından üretilmektedirler.

II. YEREL KAMU HİZMETLERİNİN YÖNETİMLER ARASI BÖLÜŞÜMÜ

Yerel kamu hizmetlerinin hangi yönetim birimlerince yürütüleceği konusu, önemli bir sorun olarak uzun yıllardan beri gündemdedir. Özellikle yerel nitelikli hizmetlerle ilgili görev bölüşümü, yönetimler arasındaki ilişkilerin düzenlenmesinin ilk ve belki de en önemli aşamasını oluşturmaktadır. Ancak bu bölüşümü her zamanda ve mekanda geçerli kılabilecek kesin ölçütleri belirlemek de pek mümkün gözükmemektedir. Görevler, yönetimler arasında, her ülkedeki anayasal düzene, ekonomik ve toplumsal gereklere göre çeşitli biçimlerde paylaşılabilmektedir[9].

A. Görev ve Yetki Bölüşümünün Esasları

1982 Anayasası’nın 123. maddesi idarenin kuruluş ve görevlerinin “merkezden yönetim” ve “yerinden yönetim” esaslarına dayanacağını ifade etmektedir. Yine anayasanın 126. maddesi merkezi yönetimin, ülkenin coğrafi durumuna, ekonomik koşullara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre bölümlere ayrılacağını öngörmektedir. Anayasa, yerel yönetimleri konu alan 127. maddesinin ilk fıkrasında ise bu yönetimlerin varlık nedenini de açıklamaktadır. Buna göre;

“Mahalli idareler; il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir”.

Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise mahalli idarelerin kuruluş ve görevleriyle yetkilerinin “yerinden yönetim ilkesi”ne göre kanunla düzenleneceği öngörülmektedir.

Yerel yönetimlerin hangi kamu hizmetlerini yürütmesi gerektiğinin kararlaştırılması konusunda 1982 Anayasası’nın getirdiği bir tek ölçüt bulunmaktadır. Bu da hizmetin, yerel halkın “mahalli müşterek ihtiyaçları”na ilişkin olmasıdır. Müşterek ihtiyaçlar aslında kamusal hizmetlerin tamamına yakınını kapsamaktadır. Bunlar içinden yerel olanların tespiti bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.

Klasik bir kurala göre[10] milli savunma ve diplomasi gibi, ülkede yaşayanların tamamının ortak olarak yararlandıkları hizmetler merkezi yönetimce, sadece yerel sınırlar içinde yaşayanların yararlandıkları park, mezbaha, itfaiye, mezarlık hizmetleri gibi hizmetler ise yerel yönetimler tarafından yürütülmelidir.

Bir hizmetin yerel olup olmadığı konusunda kesin bir ölçüt belirlenememesine rağmen genel olarak iki farklı boyuttan söz edilmektedir. Bunlardan ilki, hizmetin faydasının mekansal yayılımının genellikle sunulduğu belde düzeyinde kalmasıdır. Diğeri ise bu hizmetin ekonomik olarak o büyüklükte bir belde içinde üretilebilecek olmasıdır. Örneğin bir otobüs işletmesi belde düzeyinde örgütlenebilmekte ve sadece o beldedekiler bu hizmetten yararlanabilmektedir. Diğer taraftan elektrik üretiminin yerel düzeyde yapılması, hem ekonomik hem de teknik açıdan pek mümkün değildir. Yine milli savunma hizmetlerinin bir belde yönetimince yürütülmesi de olanak dışıdır. İşte bu tür hizmetlerin merkezi düzeyde yürütülmesi zorunluluğu bulunmaktadır[11]. Yerel yönetimlerin görevlerinin belirlenmesi, böyle bir sınıflama içinde ancak yerel ve merkezi hizmetlerin ayrımını yaparak mümkün olabilmektedir.

Yerel yönetimler ile merkezi yönetim arasındaki görev ve yetki bölüşümünde temel alınabilecek ölçütleri 4 ana maddede toplamak mümkündür. Bunlar; “ekonomik verimlilik ölçütü”, “mali adalet ölçütü”, “siyasal sorumluluk ölçütü” ve “idari etkinlik ölçütü”dür[12].

Ekonomik verimlilik ölçütüne göre, bir hizmetin hangi yönetim birimi tarafından daha düşük maliyetle üretilip halka sunulacağı göz önünde bulundurulmaktadır. Bu durumda görevin, bir hizmeti daha az masrafla halka sunan yönetim birimine verilmesi gerekmektedir.

Bir bölge halkının ödediği vergilerle, o bölgeye sunulan mal ve hizmetler arasında bir paralelliğin bulunması da mali adalet ölçütüne uyumun bir göstergesi sayılabilir. Ancak devletin bölgeler arasındaki kalkınmışlık farkını ortadan kaldırmaya yönelik olarak aldığı tedbirler, yine iç ve dış güvenliğin sağlanması için gereken harcamalar da bu tür bir ölçütün kolaylıkla uygulanmasını önlemektedir.

Kamu hizmeti sunan yönetim birimlerinin, hizmetten faydalanacak olan halka karşı siyasal bir sorumluluk taşıması, yetki ve görevlerin paylaşımında dikkatle göz önünde bulundurulması gereken bir durumdur. Atama sonucu getirilenlerin, kendilerini daha çok atamayı gerçekleştiren makama karşı sorumluk hissetmelerine karşılık, seçimle işbaşına gelenler asıl sorumluluğu seçmene karşı duymakta ve bu sorumluluğun gereğini yerine getirmeye çalışmaktadırlar.

Görev ve yetki bölüşümünde esas alınması gereken bir diğer ölçüt de “idari etkinlik ölçütü”dür. Bir kamu hizmetini en etkin olarak hangi yönetim birimi yerine getirebilecekse, hizmet görevinin o birime verilmesi daha uygun olacaktır[13].

Köklü yerel geleneğe sahip olan ülkelerde yerel yönetim birimlerinin, diğer birçok ülkede merkezi yönetime verilen düzenleyici, üretici, hizmet sunucu bir dizi görevi de üstlendikleri görülmektedir[14]. Ülkemizde yerinden yönetim ilkesine dayalı olarak yerel yönetimlerin kurulması ve yasal temele kavuşturulması 1876 tarihli “Teşkilatı Esasiye Kanunu” ile gerçekleştirilmiştir. Aradan geçen uzun süre içinde özellikle Cumhuriyet döneminde ve çok partili siyasal hayata geçişten itibaren yerel yönetimlerin güçlü birer hizmet birimi haline gelmesi için büyük çabalar harcanmıştır[15]. Nitekim gerek hükümet programlarında ve gerekse kalkınma planlarında bu niyeti ve isteği dile getiren ifadeler sıkça yer almaktadır[16].

Merkezi ve yerel yönetim kuruluşlarının görev ve yetki üstlenmelerine neden olan yasal düzenlemelerin, uzun bir zaman süreci içinde biçimlenmesi nedeniyle görevler arasında kimi çakışmalarla karşılaşılabilmektedir[17]. Bu görev çakışmalarına özellikle eğitim, sağlık, tarım ve çevre koruma gibi alanlarda rastlanılmaktadır.

Ayrıca görev ve yetki bölüşümünün düzenli bir esasa dayandığını da söylemek mümkün gözükmemektedir. Örneğin, nikah ve cenaze işleri yerel hizmet kabul edilerek yerel yönetimlere bırakıldığı halde, doğum, ölüm ve evlenme kayıtlarının tutulması merkezi yönetimin görev alanı içinde yer almaktadır[18].

Hizmetlerin yerel yönetimlerle merkezi yönetim arasındaki bölüşümünde, her zaman ve her yerde geçerli olabilecek şekilde kesin ölçütlere göre düzenleme yapmak pek kolay olmamaktadır. Buna karşın, her iki yönetimin de ortaklaşa yürüttüğü hizmetler ve sadece yerel yönetimlere bırakılan hizmetler, belli başlıklar altında incelenebilir.

 

 

 

B. Merkezi Yönetim ile Yerel Yönetimlerin Ortaklaşa Yürüttüğü Hizmetler

Kamu hizmetleri içinde yer alan ve hem merkezi yönetimce, hem de yerel yönetimlerce yürütülen hizmetlerin başlıcaları şunlardır:

1. Bayındırlık ve İmar Hizmetleri

Ana yol, baraj, köprü ve liman gibi altyapı tesisi niteliğindeki hizmetler merkezi yönetim tarafından yürütülmektedir. Ancak kent içi yolların, köylerdeki küçük ve basit köprülerin yapımı ve onarımı, köyleri ilçelere bağlayan ikinci derecedeki yolların bakım ve onarımı genel olarak yerel yönetimlerin sorumluluk alanına girmektedir[19]. Kent içindeki park ve bahçelerin, meydanların ve yeşil alanların bakımı ve onarımı hizmetleri de bir yerel yönetim birimi olan belediyelerin görevleri arasındadır.

2. Sağlık Hizmetleri

Sağlık hizmetleri birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de daha çok merkezi yönetimin görev alanı içine girmektedir. Bu tür hizmetlerin genellikle merkezi yönetimin görevleri içinde yer aldığı ülkelerde yerel yönetimler de kendi olanakları oranında hastaneler açmakta, salgın hastalıklarla mücadele faaliyetlerine katılmakta ve dispanser, doğumevi gibi birimler kurmaktadırlar[20]. Türkiye’de son zamanlarda kimi büyük şehir belediyelerinin sağlık hizmetleri konusunda çeşitli girişimlerine rastlanıyorsa da bu girişimlerin yeterli düzeye ulaşması belediyelerin mali olanakları göz önünde tutulduğunda pek mümkün görünmemektedir.

Belediyelere geniş bir görev sahası belirleyen 1930 tarihli ve 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun ilk uygulanmaya başladığı yıllar, özellikle sağlık hizmetlerinin belediyeler tarafından oldukça faal bir şekilde yürütüldüğü dönemlerdir[21]. Ancak daha sonraları bu alandaki hizmetler geniş ölçüde sınırlanmış ve merkezi yönetim tarafından yerine getirilmeye başlanmıştır.

 

3. Sosyal Yardım Hizmetleri

Sosyal yardım hizmetleri günümüzde genellikle merkezi yönetimce yapılmaktadır. Sosyal devlet anlayışının bir sonucu olarak devlet, sosyal refahın sağlanmasında kendisini asli sorumlu olarak görmektedir. Yerel yönetimler ise kendi bölgelerindeki kimsesiz ve fakir halka ekonomik olanakları ölçüsünde yardımlar yapmaktadır. Ancak temel kentsel hizmetler öncelikli olarak ele alındığından, yerel yönetimlerin sosyal yardım hizmetlerine kaynak aktarması pek kolay olmamaktadır. Bu hizmetlerdeki hareketliliğin özellikle seçim dönemlerinde sıkça gözlendiği söylenebilir.

4. Eğitim ve Kültür Hizmetleri

Birçok ülkede eğitim hizmetleri, faydasının genellikle bölgesel olduğu kabul edildiğinden, yerel yönetimler tarafından yürütülmektedir[22]. Ayrıca kültüre katkısı bulunan, tiyatro, kütüphane, konservatuar, müze ve benzeri hizmetler de hem merkezi yönetim, hem de yerel yönetim tarafından birbirinden ayrı olarak sürdürülmektedir. Örneğin bir ilde belediye tiyatrosu ile devlet tiyatrosu aynı hizmet alanında faaliyet gösterebilmektedir.

C. Sadece Yerel Yönetimlerin Yürüttüğü Hizmetler

Kimi hizmetler özellikle belde sakinlerinin yararlandıkları günlük hizmetlerdir. Toplumsal yaşamın sakin ve huzur içinde geçmesinde bu hizmetlerin önemi ve rolü büyüktür. Bu hizmetlerin başlıcalarını şöyle sıralamak mümkündür[23]:

·      Çöp toplama hizmetleri,

·      İtfaiye hizmetleri,

·      Lağım ve kanalizasyon hizmetleri,

·      Kent içi ulaşım hizmetleri,

·      Balıkhane, mezbaha ve modern haller kurulması ile ilgili hizmetler,

·      Eğlence ve dinlenme yerlerinin temizlik, fiyat ve kalitelerinin kontrolüne ilişkin hizmetler,

·      Her türlü yiyecek ve içeceklerin fiyat ve temizlik kontrolleriyle ilgili hizmetler,

·      Park ve bahçe düzenlemesiyle ilgili hizmetler,

·      Kent içi su, elektrik ve gaz teminine ilişkin hizmetler,

·      Defin ve mezarlık hizmetleri,

·      Gürültüyü yasaklayıcı hizmetler vb.

Bu hizmetlerin birkaçında meydana gelebilecek aksamalar bile kentteki normal yaşantıyı olumsuz bir şekilde etkileyebilmektedir.

III. BELEDİYE YÖNETİMLERİNİN GÖREVLERİ

Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra ülkemizde de hızlanma sürecine giren kentleşme olgusu, bir yandan kentlerin sayısını arttırırken, diğer yandan da kentlerin nüfus ve alanca büyümesine ve bu süre içinde de örgütlenmelerinde ve iç yapılarında önemli değişikliklere yol açmaktadır[24]. Ülke nüfusu kırsal alanların itici, kentlerin de çekici gücü etkisiyle kırdan kente doğru bir akış içerisine girmiştir.

Kentlerdeki nüfus miktarının gerek doğal nedenlerle, gerekse diğer kentleşme nedenlerinin bir sonucu olarak hızlı bir artış göstermesi, kentte biriken nüfusun kamu yönetimine ve özellikle belediye yönetimlerine yönelik yoğun bir hizmet talebini beraberinde getirmektedir. Bu da belediyelerin görevlerini ve dolayısıyla hizmet yükünü, miktar ve çeşitlilik bakımından arttırmaktadır.

Türkiye’de belediyelerin görevlerinin belirlenmesinde “liste ilkesi” benimsenmiş, belediyelerin yerine getireceği veya yerine getirebileceği görevler kanun koyucu tarafından bir liste halinde sıralanmıştır. Bu durum hem 1580 sayılı kanuna tabi belediyeler için hem de 3030 sayılı kanuna tabi belediyeler için söz konusudur.

A. 1580 Sayılı Kanuna Tabi Belediyelerin Görevleri

Başta 1580 sayılı Belediye Kanunu olmak üzere çeşitli kanunlarca, belediyelere içerik ve boyutları bakımından birbirinden farklı çok sayıda görev verilmiştir. Zaman içinde bu görevlerin bir bölümü siyasal, yönetsel, toplumsal ve ekonomik yapıdaki gelişmelerin etkisiyle değişime uğramıştır.

Belediye Kanunu’nun 15. maddesinde, belediyelerin görevleri 82 bent halinde sıralanmaktadır. Bununla birlikte 19. madde, belediye yönetimlerinin, kanunun kendilerine yüklediği görev ve hizmetleri yerine getirdikten sonra, belde sakinlerinin ortak ve medeni ihtiyaçlarını karşılayacak her türlü girişimleri icra edeceklerini öngörmektedir.

Belediyelerin kanunda belirtilen görevlerini başlıca 8 grupta toplamak mümkündür. Bunlar;

·      Sağlık ve sosyal yardım görevleri,

·      Bayındırlık (imar) görevleri,

·      Eğitim görevleri,

·      Tarımsal görevler,

·      Ekonomik görevler,

·      Esenlik görevleri,

·      Ulaştırma görevleri ve

·      Diğer çeşitli görevlerdir.

Kanun bu görevleri “zorunlu” ve “zorunlu olmayan/isteğe bağlı” görevler olmak üzere ikiye ayırmış, ayrıca zorunlu görevlerin belediyeler arasındaki paylaşımında onların gelir durumlarını esas almıştır. 16. maddede vazedilen hükme göre, sıralanan görevler;

·      Bütün belediyeler için zorunlu,

·      Gelirleri 50 bin liradan, 200 bin liradan ve 500 bin liradan fazla olan belediyeler için zorunlu ve

·      Bütün belediyeler için isteğe bağlı görevler olarak sınıflandırılmıştır.

Dolayısıyla, belirtilen gelir rakamlarının kanunun kabul edildiği dönemde anlamlı olmasına rağmen, günümüz koşullarında anlamlarını yitirdikleri bir gerçektir. Bu da gelir durumları ne olursa olsun bütün belediyeleri, isteğe bağlı oldukları belirtilen görevler dışındaki görevlerin tamamını yerine getirmek zorunluluğu ile karşı karşıya bırakmaktadır.

 

B. 3030 Sayılı Kanuna Tabi Belediyelerin Görevleri

Büyük şehir ve ilçe belediyelerinin görevleri 3030 sayılı kanunun 6. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre büyük şehir belediyelerinin görevleri şunlardan oluşmaktadır[25]:

“a.) Büyük şehir yatırım plan ve programlarını yapmak,

b.) Büyük şehir nazım imar planlarını yapmak, yaptırmak ve onaylayarak uygulamak, ilçe belediyelerinin nazım plana uygun olarak hazırlayacakları tatbikat imar planlarını onaylamak ve uygulanmasını denetlemek,

c.) Büyük şehir dahilindeki meydan, bulvar, cadde ve ana yolları yapmak, yaptırmak, bakım ve onarımını sağlamak ve kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek,

d.) Yolcu ve yük terminalleri, katlı otoparklar yapmak, yaptırmak, işletmek veya işlettirmek,

e.) Çevre sağlığı ve korunmasını sağlamak, 1., 2. ve 3. sınıf gayri sıhhi müesseselerin gıda ile ilgili olanları hariç açılış ve çalışmalarına ruhsat vermek,

f.) Yeşil sahalar, parklar ve bahçeler yapmak, sosyal ve kültürel hizmetleri yerine getirmek, spor, dinlenme, eğlence ve benzeri yerleri yapmak, yaptırmak, işletmek veya işlettirmek,

g.) Büyük şehir dahilindeki su, kanalizasyon, her nevi gaz, merkezi ısıtma ve toplu taşıma hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek,

h.) Yiyecek ve içecek maddelerinin tahlillerini yapmak üzere laboratuarlar kurmak ve işletmek,

i.) Mezarlık alanlarını tespit ve tesis etmek ve işletmek,

j.) Çöplerin ve sanayi atıklarının toplanma yerlerini belirtmek, değerlendirilmesi ve imhası için gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek,

k.) Meydan, bulvar, cadde, yol ve sokak isim ve numaraları ile bunlar üzerindeki binalara numara verilmesi işlerini gerçekleştirmek,

l.) Toptancı halleri ve mezbahalar yapmak, yaptırmak, işletmek veya işlettirmek,

m.) İtfaiye hizmetlerini yürütmek, patlayıcı ve yanıcı maddeler üreten ve depolayan yerleri tespit etmek, fabrikalar ve sanayi kuruluşlarının bulundurmaları zorunlu olan yangın söndürme ve çevre sağlığına ilişkin araç, gereç ve tesisleri tespit etmek ve bu kuruluşları denetlemek,

n.) İlçe belediyeleri arasındaki ihtilaflarda, zabıta ve diğer belediye hizmetlerinin koordinasyonunu sağlamak,

o.) Büyük şehir çapındaki ortak finansman ve yatırımı gerektiren hizmetlerin gerçekleştirilmesini sağlamak,

p.) Büyük şehir belediyesince işletilen alanlarda zabıta hizmeti ile diğer belediye hizmetleri ve ruhsat verme işlemlerini yürütmek,

r.) İlgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak genç ve yetişkin özürlüler için bölgenin işgücü piyasasına uygun mesleklerde, meslek ve beceri kazandırma kursları, iş eğitim merkezleri ve yaşamevleri açmak,

s.) Ulaşım araçlarının özürlülerin kullanımına ve ulaşabilirliğine uygun olmasını sağlamak ve özürlüler için, ulaşım ve sosyal ve kültürel amaçlı hizmetlerden ücret almamak veya indirimli tarife uygulamak, büyük şehir belediyelerine ait ve büyük şehir belediyeleri tarafından işletilen veya kiraya verilen büfeler, otoparklar gibi işyerlerinin özürlüler tarafından işletilmesi konusunda kolaylık sağlamak”.

Bu görevlere ilave olarak 27 Aralık 1999 tarih ve 586 sayılı kanun hükmünde kararname 1580 sayılı kanuna bir ekleme yapmıştır. Söz konusu kararname ile 1580 sayılı kanuna tabi belediyelere “afetlerde mülki idare amirinin emriyle, gerek kendi görev sahası içinde gerekse diğer il, ilçe, belde ve köylerde kurtarma ve yardım hizmetlerinde bulunmak, afetzedelere yardımcı olmak” görevi yüklenmekte, büyük şehir belediyesi statüsündeki yerlerde ise bu görevin büyük şehir belediyeleri tarafından yerine getirileceği öngörülmektedir.

3030 sayılı kanuna göre, büyük şehir belediyelerinin görevleri arasında sayılmayan ve yürürlükteki mevzuatla belediyelere verilen görevler de ilçe belediyelerince yürütülür. Ayrıca;

“Yeşil sahalar, parklar ve bahçeler yapmak, sosyal ve kültürel hizmetleri yerine getirmek, spor, dinlenme, eğlence ve benzeri yerleri yapmak, yaptırmak, işletmek veya işlettirmek” ve

“Toptancı halleri ve mezbahalar yapmak, yaptırmak, işletmek veya işlettirmek”

görevlerinin ilçe belediyelerince de yapılabileceği, bu görevlerden hangilerinin ilçe belediyelerince yürütüleceğinin yönetmelikle belirtileceği, kanunun 6. maddesinin “b” fıkrasınca hükme bağlanmıştır. Bu görevlerin gerçekleştirilmesi sırasında Türk Standartları Enstitüsü’nün ilgili standardına uyulması gerekliliği de, söz konusu maddeye 1997’de yapılan bir ekle[26] öngörülmektedir.

3030 sayılı kanundaki görevlerin paylaşımında, kimi görevlerin ortaklaşa yürütülebileceği noktasından kaynaklanan bir karışıklıktan söz edilebilir[27]. Bu karışıklık hizmetlerin yeterince hızlı ve verimli yapılmasını önleyici bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır.

Görüldüğü gibi kanun ile büyük şehir belediyelerine sosyal ve kültürel hizmetlerden çevre sağlığı hizmetlerine, ulaşım ve kanalizasyon hizmetlerinden hal ve mezbaha hizmetlerine kadar pek çok alanda görevler verilmiştir. Ancak bu hizmetlerden tümünün söz konusu belediyelerce sağlıklı bir şekilde yerine getirebileceklerini düşünmek zor görünmektedir. Çünkü büyük şehir belediyelerinin teknik olanakları, özellikle de finansal kaynakları yeterli düzeyde bir hizmeti mümkün kılmamaktadır.

Oysa yerel yönetimlere “görevleri ile orantılı gelir kaynakları” sağlanacağı 1982 Anayasası’nın 127. maddesi ile öngörülmüştür. Bu hükme rağmen büyük şehir belediyeleri hizmetleri için gerekli gelir kaynaklarından yoksun durumdadırlar. Merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki egemen konumunu sürdürme çabası ve onları ekonomik bakımdan kendilerine bağımlı halde tutma arzusu bu yoksunluğu oluşturan nedenler arasında yer almaktadır.

Bir kamu hizmeti olarak kentsel zabıta hizmetlerinin gerek 1580 sayılı, gerekse 3030 sayılı kanunlar ile belediyelere verilmiş birer görev alanı olduğu belirlendikten sonra, artık kentli hakları ve kent güvenliği açısından bu hizmetlerin yeri ve önemine ve çeşitli boyutları ile (terminolojik, tarihsel, kurumsal, hukuksal, toplumsal vb.) incelenmesine geçilebilir.



[1] Şeref Gözübüyük; Yönetim Hukuku, 13. Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara, 1999, s.7-8.

[2] Gözübüyük; a.g.e., s.235.

[3] Sıddık Sami Onar; İdare Hukukunun Umumi Esasları, Marifet Basımevi, İstanbul, 1952, s.13.

[4] Birsen Çırakman; “Kamu Hizmeti”, Amme İdaresi Dergisi, C. 9, S. 4, Aralık 1976, s.76.

[5] Zerrin Toprak Karaman; Yerel Yönetimler, Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları, İzmir, 2001, s.1.

[6] Gözübüyük; a.g.e., s.238-239.

[7] Güneri Akalın; “Türkiye’de Mahalli İdareler Hizmetleri ve Finansmanı Reformu”, Çağdaş Yerel Yönetimler, C. 3, S. 2, Mart 1994, s.10.

[8] Devlet Planlama Teşkilatı (DPT); Mahalli Hizmetlerin Yerinden Karşılanması, Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı, Özel İhtisas Komisyonu Raporu, DPT Yayını, Ankara, Ocak 1991, s.27.

[9] Belma Üstünışık; Bazı Ülkelerde Yerel Yönetim Modelleri, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Yayını, Ankara, 1992, s.2.

[10] Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB); Mahalli İdarelerin Yeniden Yapılandırılması, Yerel Yönetim Reformu, Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara, 1996, s.15.

[11] İlhan Tekeli ve Yiğit Gülöksüz; “Belediye Sorunları”, Amme İdaresi Dergisi, C. 9, S. 2, Haziran 1976, s.11.

[12] Bilal Eryılmaz; “Merkezi İdare ile Mahalli İdareler Arasındaki İlişkiler, Sorunlar ve Öneriler”, Akademik Araştırmalar Dergisi, S. 3, İzmir, 1988, s.164.

[13] Devlet Planlama Teşkilatı (DPT); a.g.e., s.32.

[14] Ali Erkan Eke; Anakent Yönetimi ve Yönetimler Arası İlişkiler, AÜ SBF Yayınları, Ankara, 1982, s.122.

[15] Nuri Tortop; “Yerel Yönetimlerde Yeniden Yapılanma”, Amme İdaresi Dergisi, C. 25, S. 3, Eylül 1992, s.37.

[16] Ahmet Özer; “Genel İdare ve Yerel Yönetimler Arasında Görev, Yetki ve Kaynak Bölüşümü”, Türk İdare Dergisi, S. 390, Mart 1991, s.53.

[17] Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği Doğu Akdeniz ve Ortadoğu Bölge Teşkilatı (IULA-EMME); Yönetimler Arası İlişkiler, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Yayını, İstanbul, 1994, s.59.

[18] Eryılmaz; a.g.m., s.165.

[19] Halil Nadaroğlu; Mahalli İdareler, Beta Yayınları, İstanbul, 1998, s.76.

[20] Nadaroğlu; a.g.e., s.77.

[21] Mustafa Hotman; “İyi Bir Belde Yönetiminden Ne Anlaşılmalıdır?”, Türk İdare Dergisi, S. 394, Mart 1992, s.251.

[22] Devlet Planlama Teşkilatı (DPT); a.g.e., s.34.

[23] Nadaroğlu; a.g.e., s.78.

[24] Ruşen Keleş; Yerinden Yönetim ve Siyaset, Cem Yayınları, İstanbul, 2002, s.213.

[25] T.C. Resmi Gazete; 3030 Sayılı, “Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun”, 09 Temmuz 1984, S. 18453.

[26] Ek: 30/05/1997 - KHK-572/3 md.

[27] Devlet Planlama Teşkilatı (DPT); Mahalli İdareler ve Büyük Şehir Yönetimi, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara, 1994, s.115.