ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

TURİZM ENDÜSTRİSİNİN YAPISI

 

3.1. Turizmin Sektörel Özellikleri

 

            Turizm sektörü, birbirinden farklı çok sayıda üretim biriminin bir araya gelebildiği bir sektördür. Farklı özellikteki üretim birimlerinin yanmana gelmesi bu alanda iş hacmini arttırırken yeni pazarların gelişmesine de katkıda bulunmaktadır. Bu özelliğinden ötürü de turizm, giderek daha fazla dikkat çeken bir sektör görünümü kazanmaktadır.

 

            Birbirinden farklı özellikler taşıyan fakat sonuçta turizm sektörünü oluşturan üretim birimlerini kısaca aşağıdaki gibi sıralayabiliriz (Erdoğan, 1996: 20-25) :

 

            - Konaklama tesisleri

            - Seyahat acentaları

            - Yiyecek ve içecek işletmeleri

            - Ulaştırma işletmeleri

            - El sanatları, hatıra, hediyelik eşya vb. malların üretim ve satışını yapan işletmeler

            - Animasyon faaliyetinde bulunan işletmeler

            - Turizmle kısmen ya da  tamamen ilgili kamu kuruluşları

           

            Yukarıda saydığımız işletmelerin ayrıntılı açıklamasını bu bölümün sonunda ele alacağımızdan burada sadece sıralama yapmakla yetindik.

 

            Turistik gereksinimlerin karşılanmasında ekonominin bütün kesimlerinden girdi talep edilmesinin zorunlu olduğu düşünülecek olursa, turizm sektörünün yukarıda değinilen faaliyet alanları dışında, başka bazı üretim birimlerini de içereceği açıktır. Zira, turizmde değişik alanlardan elde edilen ürünler sektörün özelliklerine göre yeniden şekillendirilmektedir. Buna bağlı olarak ortaya çıkan ilk önemli sektörel özellik, turistik ürünün karma bir ürün olmasıdır (Burkart ve Medlik, 1981: 194-196).

 

            Turizm sektörü bir ekonomik faaliyet alanı olarak, yabancıların ziyaretlerinden doğan faydaya yönelmiştir. Bu sektör, ürünü tüketiciye götürmek yerine, tüketiciyi üretim yerine getirmektedir. Tüketici ulaştırılması mümkün olmayan mallardan yararlanmak istediği için bu yolu kat etmektedir. Hava, dağlar, iklim ve tarihi miras gibi o ana kadar yararlanılmayan unsurları turizm sektörü ekonomik mallara dönüştürmektedir. Turizm sektörünün rasyonel olarak nitelendirilebilmesi, mevcut tüketicileri düşüncesizce sömürme yerine, her yıl artan bir kitleyi istikrarlı olarak kendine çekmeyi amaç edinmesi ile mümkündür. Diğer yandan sektörde kullanılan girdilerin sunucu ülke açısından serbest mal olması diğer bir ifadeyle genellikle doğal, folklorik, tarihi ve kültürel unsurların etkili olması hammadde bakımından dışa bağımlılığı azaltır (Olalı ve Timur, 1986: 11-17).

 

            Turizm sektörünün bir diğer özelliği, makinalaşma ve otomasyona elverişli bir sektör olmamasıdır. Yapılan üretimin hizmete dayalı olması, emeğin ikamesini büyük oranda olanaksız kılmakta ve bu üretim faktörünün önem kazanmasına neden olmaktadır. Bu yüzden de turizm sektörü “emek-yoğun” üretim yapan bir sektör olarak adlandırılmaktadır. Sözü edilen durum, özellikle işletme aşamasında geçerlidir, işletme öncesi aşamada ise sabit sermaye yoğunluğu oldukça yüksektir (Şahin, 1990: 29-31). Kısaca, turizm sektöründe girişilen faaliyetlerin yatırım döneminde sermaye, işletme döneminde ise emek-yoğun özellikler arz ettiği söylenebilir (Barutçugil, 1989: 69).

 

            Yukarıda yaptığımız açıklamada turizm sektörünün işletme döneminde büyük oranda emek-yoğun üretim gerçekleştirdiğini anlatmaya çalıştık. Fakat burda gözden kaçmaması gereken husus, emeğin niteliksiz olmasından çok bazı niteliklere sahip olması zorunluluğunun bulunmasıdır. Çünkü; turizm sektöründe emeğin niteliği, verilen hizmetin kalitesini doğrudan etkilemektedir.

 

            Turizm sektöründe sunulan ürün lüks tüketim kalıpları içinde değerlendirilebilir. Buna bağlı olarak da, ekonomik ve siyasal alandaki olumsuzluklardan çok hızlı bir şekilde etkilenebilir. söz konusu durum ise turizm sektörünü riskli bir sektör haline getirmektedir.

 

            Turizm sektöründe, mal ve hizmetlerin üretildiği anda tüketilme zorunluluğu, stok yapılmasına imkan vermemektedir. Turizm her şeyden önce görünmeyen bir ihracat sektörüdür. Bankacılık ve sigortacılıkta olduğu gibi, bir yerden diğer bir yere gönderilen ölçülebilir, tartılabilir bir ürün söz konusu değildir. Turizmde tüketici, turizm ürününü üretimin yapıldığı yerden kendisi almak durumundadır. Bunun sonucu olarak turist çeken ülke, taşıma ve benzeri maliyetlere katlanmaksızın perakende fiyatlardan ülke sınırları içinde ihracat yapmış olmaktadır. Ayrıca, gelişmiş ülkelerin çoğunda olduğu gibi havayolları işletmeciliğini ellerinde bulunduran ülkeler, uçak biletlerini hem F.O.B. hem de C.I.F. fiyatlarla satabilmektedirler (Barutçugil, 1986: 31).

 

            Turizm sektörü, birçok sanayi sektörüne bağımlılığı dolayısıyla, geliştirilmesi halinde uyarıcı ve sürükleyici etkiler yaratan bir sektördür. Turizm talebinin niteliğine ve boyutlarına bağlı olarak yeni ve çeşitli altyapı yatırımlarının yapılması, mevcutlarının geliştirilmesi, tarımsal ve sınai üretimin arttırılması, haberleşme ve ulaştırma sistemlerinin iyileştirilmesi, ticaret ve hizmet işletmelerinin etkinlik kazanması turizmin gelişmesine bağlı olarak beklenen gelişmelerdir. Bu durum, turizm sektörünün ekonomik boyutlarını ve etkilerini tam anlamıyla ölçmeyi son derece zorlaştırmaktadır (Mathieson ve Wall, 1982: 38-40).

 

            Turizm sektörünün sınırlarını ve kapsamını saptamakta karşılaşılan zorluğun tümüyle üstesinden gelmek olanağı yoktur. Bu zorluk, kendisini turizm ürününün tanımında da göstermektedir (Yarcan, 1994: 21). Turizm ürününün bileşenleri tam olarak saptanamadığından, ürünün tanımında da tartışmalar vardır.

 

 

3.2. Turizm Ürününün Tanımı, Bileşenleri ve Özellikleri

 

3.2.1. Tanım ve Bileşenleri

 

            Turizmin tanımından hareketle, insanların devamlı ikamet ettikleri yerler dışına seyahatleri, buralarda konaklamaları, turizm işletmelerinin ürettikleri mal ve hizmetleri satın almaları ve tekrar ikamet yerlerine dönmelerine kadar geçen süre içinde birbirinden farklı çok sayıda mal ve hizmeti talep edeceklerini söylemek mümkündür. Bu durum, turizmde ürünü tanımlamayı ve ürünün özelliklerini genel hatlarıyla ortaya koymayı gerektirmektedir.

 

            Turistik değerlerin bir bölümü doğada bulunurken, bir bölümü yapay olarak insanlar tarafından yaratılmıştır. Bu iki değeri çekici yapan onların içindeki özelliklerdir. Bu özellikler, insanların bu yerleri ziyaret etmelerine neden olmaktadır. Bu ziyaretler sırasında verilen hizmetler de diğer turistik değerleri oluşturmaktadır. O halde, turistik ürün doğal ve yapay olabileceği gibi bir hizmet şeklinde de görülebilmektedir.

 

            Turist bütün bu değerlerden ziyareti boyunca yararlanır ve çoğunlukla bu değerleri bir “paket” şeklinde satın alır (McIntosh ve Gupta, 1980: 105-107).

 

            Turizm ürünü, turistin tatil seyahatine çıktığı andan itibaren yararlandığı ulaştırma, konaklama, beslenme, eğlenme, dinlenme vb.. birçok hizmetlerin bir araya getirildiği bir bütündür (Ürger, 1993: 164).

 

            Yukarıdaki tanım turizm ürününün ne kadar geniş bir faaliyet alanını kapladığını gözler önüne sermektedir. Bu tanım yanında toplam turizm ürününü; cazibe, faydalılık ve kolay elde edilebilirlilik faktörlerinin bir bileşimi şeklinde de tanımlayabiliriz (Burkart ve Medlik, 1981: 195). Yaptığımız bu tanım, turizm sektörünün geniş bir alana yayılmasından dolayı, turizm ürününün belirlenmesinin kolay olmadığını ortaya koymaktadır. Bu tanım kapsamında işaret edilen en büyük zorluk, “turistik potansiyel” ile ilgilidir. Turizm için elverişli doğal şartlar ülkenin turizm potansiyelini, başka bir deyişle “cazibesini” oluşturmaktadır. Doğal şartların büyük ölçüde göreli olması, toplam turist ürünü içindeki ağırlığını tespit etmeyi güç bir hale getirmektedir. Mevcut cazibenin turistik ürün haline gelebilmesi; büyük ölçüde, “faydalılığı” ve “kolay elde edilebilirliği” sağlayacak mal ve hizmetlerin geliştirilmesine bağlıdır. Bu durum, toplam turist ürününü meydana getiren halkaların başlangıçta birbirinden bağımsız görülseler de, aslında birbirlerinin tamamlayıcısı olduklarını ortaya koymaktadır (Kutluata, 1977: 89-90).

 

            Yapmış olduğumuz tanımlar ışığında, turistik ürünün sadece bir mal ya da hizmet olmadığını; bir doğal güzelliğin, bir doğa olayının da turistik ürün karakterinde olduğunu söyleyebiliriz. Turistik ürün hangi nitelikte olursa olsun onun insanlar tarafından talep edilmesi, birçok mal ve hizmetten yararlanmayı gerektirecektir.

 

            Turizmde ürün konusunda yapmaya gayret ettiğimiz bu genel açıklamalardan sonra, turizm ürününü diğer ürünlerden ayıran temel özellikler üzerinde durmakta fayda vardır.

 

 

3.2.2. Turizm Ürününün Özellikleri

 

            - Turizm ürününün dikkati çeken ilk özelliği, onun fiziksel varlığı olan bir maldan çok bir hizmet olmasıdır. Ancak onun fiziksel varlığının olmaması, turizm pazarlaması konusunda bir takım sorunlarla karşılaşmasına neden olabilmektedir. Örneğin, bir çamaşır makinasının muhtemel alıcıları onu satın almadan önce inceleyebilir, deneyebilir ve diğer markalarla ya da rakip mallarla kıyaslayabilirler. Oysa bir turizm ürünü için bu tür uygulamalar olası değildir. Bir paket turun satın alınması önemli ölçüde alıcının güvenine dayanan spekülatif bir yatırımdır (Holloway, 1989:11).

 

            - Turizm sektöründe ürün, tüketiciye götürülmeyip tüketici ürünün olduğu yere gelmekte ve onu yerinde tüketmek zorunda kalmaktadır. Dağıtım aşamasında normal olarak bir “ürün” bir fabrikada üretildikten sonra toptancı ve perakendecinin eline geçer ve daha sonra da çoğunlukla yakındaki bir tüketici tarafından satın alınır; yani ürün tüketiciye götürülür. Turizmde durum faklıdır; turist satın aldığı ürünü ele geçirip tüketmek için ürünün olduğu yere gitmek durumundadır (Burkart ve Medlik, 1981: 195).

 

            - Diğer sektörlerin çoğunda ürünler dört üretim faktörünün (emek, sermaye, doğa, girişimci) bir araya gelmesi ile üretilir. Turizm ürününü üretmek için ise, bu faktörlerin yanında kültürel doğal kaynakların da kullanılması gerekir. Doğal ve kültürel unsurların çoğu diğer sektörlerce kullanılmazlar. Çünkü bu unsurların çoğu diğer sektörler için verimli olmayabilirler. Fakat bu faktörler, turizm ürününün sürekli kullanımını sağlaması açısından verimli olabilmektedir. Bu faktörler bir turizm ürününde kullanıldıkları zaman verimli hale gelebilmektedirler. Örneğin bir bayırdaki kar, ya da bir sahil bir turizm ürününde kullanılmadıkça herhangi bir ekonomik verimliliğe sahip değildir (Tarhan, 1996: 8-10).

 

            - Turist, bir paket tur satın aldığı zaman bununla bir taraftan uçak koltuğu, otel odası, günde üç öğün yemek gibi bir dizi hizmeti; diğer taraftan da yabancı bir çevre ve alışık olmadığı coğrafik özellikleri kullanma ya da onlardan yararlanma hakkını satın almış olur. Örneğin, tarihi kalıntılar ve tropikal yerlere ek olarak; gidilen yörenin kültür mirası, konukseverliği gibi fiziksel varlığı olmayan diğer hizmetleri de satın almış olur. Doğal olarak bir tatilin planlanması, tatilin ümitle beklenmesi ve tatile çıkılması da gezinin kendisi kadar zevk veren bir durumdur. Tatil dönüşü yaşanılanları anlatmak, fotoğraf ve filmlere bakmak ise, ayrı bir tatmin unsurudur. Görüldüğü gibi turist ürünü, çekicileri kendi içinde olan, büyük ölçüde psikolojik bir olaydır. Bu nedenle sık sık “tatil satmak, rüya satmaktır” denir (Holloway, 1989: 11).

 

            - Turizm ürünü, bileşik bir üründür. Ürünün hangi mallar ve hizmetlerden oluştuğu, bunları kimlerin ürettiği ve hangi fiyatlardan satılacağı gibi hususlar; yere, zamana ve ziyaretçiye göre değişebilir. Ürünün bileşik ya da karma özelliği, onu oluşturan bütün kısımlar arasında, üretimden pazarlanmasına kadar işbirliği ve koordinasyonu gerektirir (Burkart ve Medlik, 1981: 195).

 

            - Turizm ürününde, emek becerisi ürünün kalitesini diğer sektörlerden daha fazla etkiler. Emek becerisi, imalat sektöründe ürünün kalitesini maddi girdiler, makine ve teknoloji kadar etkileyememektedir. Turizm sektörü, hizmetler sektörüne dahil edildiği için emek-yoğun bir üretim gerçekleştirmektedir. Bu nedenle emek-yoğun sektörde, emek becerisi ürünün kalitesinin düşmesine ya da yükselmesine daha fazla etkide bulunur. Sonuç olarak da emek, doğal olarak turizm sektöründen en fazla payı elde eden üretim faktörü olmaktadır (Tarhan, 1996: 8-10).

 

            - Turizm ürününün bir diğer özelliği, bunların birbirlerine benzemelerine rağmen aynı olmayışlarıdır. Malların homojen (türdeş) olması tam rekabet piyasasının ana özelliklerinden biridir. Oysa turizm ürünü homojen değil heterojen bir özelliğe sahiptir. Turizm ürününün standart ve kalitesinin zaman içinde değişebilirliği, onu diğer ürünlerden ayırır. Aynı firmaya ait olsa bile, bir paket tur ya da bir uçak yolculuğu her zaman aynı standartta olmayabilir. Sıkıntılı başlayan gecikmeli bir uçuş, mürettebatın sevecen tutumuyla neşeli bir yolculuğa dönüşebilir. Bunun aksine, deniz kenarındaki güzel bir tatil uzayıp giden yağmurlar yüzünden bozulabilir. Paket tur gibi, bir turizm ürününü aslında farklı ürünlerin bileşiminden oluşması, ayrı ayrı unsurlara ait standartların korunmasını ve hep aynı özellikleri olan homojen ürünlerin üretilmesini zorlaştırır. Konu turizm olunca, satın alınan herhangi bir hizmette daima risk unsuru vardır ve eğer ürünün satın alınmasıyla tüketimi aynı zamanda gerçekleşir ya da hemen birbirini izlerse, tüketicinin riski hafifletilmiş olur; aksi durumda, müşteri için risk unsuru artmış olacaktır (Holloway, 1989: 11).

 

            - Turizm ürünü önceden denenemediği için, ürünün niteliği, satış koşulları, fiyatı ve kapsadığı hizmetler konusundaki bilgiler turiste eksiksiz iletilir. Satın alma aşamasında turizm ürünü, görsel ve yazılı iletişim ağırlıklı bir bilgi bütünüdür. Bilgi etkin şekilde potansiyel turiste ulaştırılırsa ürün satılabilir. Potansiyel turiste bilgiyi, ancak dağıtım sistemi, bilgisayarlı rezervasyon sistemleri, geniş pazarlama ve satış ağı olan firmalar ulaştırılabilir (Poon, 1988: 531-533).

 

            - Diğer ürünler genellikle üretildikten  sonra tüketilirler. Fakat turizm ürünleri genellikle üretilmeleriyle eşanlı olarak tüketilirler. Dolayısıyla, turizm ürünleri çoğunlukla satıldıktan sonra üretilmiş olurlar. Örneğin turistik bir bölgede hizmet veren bir lokantada müşteri ürünü satın alır ve daha sonra üretilerek müşterinin hizmetine sunulur. Bu yüzden turistik ürünlerin çoğu stoklanamamaktadır (Tarhan, 1996: 10-13).

 

            - Diğer sektörlerdeki ürünlerin çoğu, nakledilmeleri gerektiği için çeşitli ambalajlar altında pazarlanırlar. Fakat turizm ürünleri nakledilemediği ve üretim yeri ve zamanında tüketildikleri için ambalajlanma ihtiyacı duymazlar, zira ambalajlanmaları da mümkün değildir.

 

            - Pazarlama bakış açısından; turizm ürününün en önemli özelliği, ürün arzının sabit ya da kısıtlı olmasına karşılık ürüne olan talebin çok duyarlı özellikle mevsimler itibariyle aşırı değişken olmasıdır (Erdoğan, 1996: 43). Turizm sektöründe genellikle kısa dönem ürün arzı sabittir ve en azından bir sezon boyunca belirli bir yerde tatil yapan insanların taleplerindeki artışı karşılamak için elde mevcut otel odaları gibi bazı olanakların kapasitesini arttırmak mümkün olmaz. Diğer taraftan, satılmayan otel odaları ve uçak koltukları gibi bazı arz elemanları da daha sonra satılmak üzere, diğer sektörlerden farklı olarak, depolanamazlar. Satılamayan her otel odası ya da uçak koltuğu, işletme için o anda gerçekleşen bir gelir kaybı olacağından, işletme yöneticileri boş oda ve koltukları doldurmak için büyük gayret harcarlar. Örneğin, son anda gelir kaybını azaltmak amacıyla bu ürünlerin fiyatlarında önemli indirimler yapmanın yanında, müşterilere bir takım vergi ve ödeme kolaylıkları da sağlanır. Turizm sektöründe talebin sık sık değişmesi olağan bir durumdur; talebin çok duyarlı bir yapıya sahip olması nedeniyle, gerek turizm mevsimi içi ve gerekse mevsim dışı talepte önemli iniş-çıkışlar gözlenir. Arzın kısa dönemde talep artışına uyum sağlaması mümkün değildir. Ancak, uzun dönemde arzı belirli miktarlarda arttırmak olanaklıdır. Örneğin, müşteri artışını izleyen birkaç yıl içinde yeni bir otel inşa edilebilir ya da mevcut tesisler genişletilebilir ve bu dönemden sonra gelen yıllarda karlılık devam ettirilebilir. Bu tür sorunların çoğu, sadece turizme özgü sorunlardır. Bunların çözümü ve ürünün pazarlanması konusunda çok fazla duyarlılığa ihtiyaç vardır (McIntosh ve Gupta, 1980: 116-130).

 

            - Turizm ürününü üretecek özel girişimcilerin yatırımları, kamu hizmetleri ve alt yapı ile çok yakından ilişki içindedir. Bu durumda kamunun yapmak zorunda olduğu ya da gerçekleştireceği faaliyetler arasında, tanımlanmış alanlarda meydana gelecek aksaklık ve eksiklikler, iyi bir turizm ürünü oluşturma gayretlerinin başarısını zayıflatacaktır. Bu nedenle, kamu ve özel sektörün birlikte oluşturacakları turizm bilincinde, anlayış birliğinin sağlanmış olması zorunluluğu vardır (Şahin, 1990: 17).

 

            - Turizm ürününde subjektif değerlendirme daha fazladır. Bu nedenle markaya bağımlılık çok azdır. Bunun için de imaj kavramı daha önemlidir (Akat, 1997: 1191). Ancak bilinmesi gerekir ki turizmde imajın yaratılması, bir ürüne bağlılığın sağlanması ve dönen turistlerin yeniden aynı yere çekilmesi son derece güçtür (Mathieson ve Wall, 1982: 39-41).

 

            Turizm ürününün üretimindeki çok taraflılık, tarafların fazlalığı ve yukarıda da bahsettiğimiz gibi kamu-özel sektör ayırımına da yer veriyor olması; farklı karar alma biçimleri, politik karar almalar, uygulamada istenilen sonuçlara ulaşamamanın beraberinde getirdiği ani değişiklikler, kamu ve özel kesimin karlılığı, sosyal ve ticari açıdan ele alıyor olmaları durumu daha da güç bir hale getirmektedir. Bu güçlük, şüphesiz toplam turizm ürününü meydana getiren her bir halkanın aynı amacı gerçekleştirebilmek için entegre edilmesi noktasında ortaya çıkmaktadır. Halkalardan birinde meydana gelebilecek bir aksamanın, toplam turizm ürününün kalitesini bozmaması bakımından bu entegrasyona büyük ihtiyaç duyulmaktadır.

 

            Turizm sektöründen ekonomiye maksimum olumlu katkı sağlamanın amacı en iyi turizm ürünü paketini oluşturmak, satmak ve bu yolla sağlanan gelirleri azami hale getirmek ile mümkün olabilir. Bu nedenle ürünü meydana getirecek farklı iktisadi birimlerin ve makro planlayıcıların kombine bir çalışma içinde olmaları ve ana ilkelerden ödün vermemeleri bir zorunluluktur. Bu durum, en basit şekliyle, öncü yatırımları yapmak, üst yapıyı temin etmek, kontrol ve koordine etmek şeklinde özetlenebilir.

 

 

3.3. Görünmez İhracat ve İthalat Olarak Turizm

 

            En genel ifadesi ile ihracat, bir ülkenin ürettiği malların diğer ülkelerdeki alıcılara satılmasıdır. Başka bir deyişle, ülke içinde üretilmiş malların dışarıya transferidir. İhracatı tanımlamaya yönelik bu ifadeler, daha çok mal ihracatını tanımlamak amacıyla kullanılmakta ve mal ihracatında fiziki bir hareketin olduğunu ortaya koymaktadır.

 

            Turizm sektöründe ürün ve özellikleri konusu ele alınırken turizm ürününün diğer mal ve hizmetlere göre arz ettiği farklılıkları açıklamaya gayret etmiştik. İhracat açısından söz konusu farklılıkların en önemlisi, turizm sektöründe tüketicinin mal  ve hizmetin üretildiği yere gelmesi, tüketimin üretimin yapıldığı yerde gerçekleşiyor olmasıdır. Toplam turist ürününün bir takım mal ve hizmetlerin bileşimi olması, nihai bir mal durumunda fiziki hareketliliği engelleyen önemli bir husustur. Ancak, mal ihracatı ile turizm amaçlı tüketim arasında döviz açısından büyük farklılıklar yoktur. Çünkü, turizmde yabancılara bazı mal ve hizmetlerin satılması söz konusudur. Bu yolla turistik tüketime ödenen bedeller de döviz akımı sağlamaktadır. Turizmin, ihracat, özellikle görünmez ihracat olarak kabulü bu nedenledir. Ayrıca fiziki olarak ihracı mümkün olmayan birtakım değerler, turizm yoluyla döviz kaynağı haline gelmekte ve özellikle doğal ve kültürel birtakım varlıklar değerlendirilmiş olmaktadır (Akkaya, 1985: 169).

 

            İhracat işleminde, ihraç edilen malın bedelini önceden bilmek mümkündür. Turizm yoluyla yapılan satışlarda tam bir belirleme yapmak mümkün değildir. Fakat paket turların gelişmesi bu konudaki belirliliği arttırıcı yönde etki yapmıştır. Buna rağmen toplam turizm ürününe sonradan yapılacak ilavelerin tahmin edilemiyor olması belirsizliği devam ettirmektedir. Çünkü, turizm yoluyla yapılan ihracatta turistlerin ziyaret ettikleri ülkenin perakende fiyatları ile yaptıkları alışverişler (kendi ülkelerine götürmek üzere aldıkları eşyalar) önemli bir yer tutmaktadır. Bu tür ilave harcamalar da, doğrudan ya da dolaylı olarak dövizle yapılmaktadır (Çoruh, 1979: 15-16).

 

            Turizm yoluyla satışların görünmeyen ihracat olarak anılması, fiziki hareketin/hareketsizliğin normal ihracattan gösterdiği farklılık nedeniyledir. Bu cümleden hareketle turizmin “ek ihracat” olma özelliğine de kısaca değinmekte yarar vardır. Turistlerin ziyaret ettikleri ülkelerden kendi ülkelerine beraberinde götürmek üzere aldıkları eşyalar bu ifade kapsamında ele alınmaktadır. İktisadi refah kişi başına düşen gelir ve buna bağlı olarak kişi başına düşen gelirden turizm harcamalarına tahsis edilecek pay arttıkça yukarıda söz edilen harcamalar da artacaktır.

 

            Turizm yoluyla elde edilen ek ihracatın, toplam turizm harcamaları içindeki payı bize bu konuda önemli bir ölçü vermektedir. 1000 dolarlık bir turizm harcamasının; %25’i konaklama, %32’si yiyecek-içecek, %25’i alışveriş, %10’u eğlence, %5’i yöresel taşıt araçlarına yapılan ödemelerden meydana gelmektedir. Bu sonuçlara bakarak, turizm harcamalarının %25’ini ek ihracat olarak kabul etmek mümkün görülmektedir. Toplam turizm harcaması arttığı ölçüde, ek ihracat olarak kabul ettiğimiz gelirler de artacağından, özellikle hediyelik eşyada emek-yoğun yerli üretimlerin gelişmesi sağlanmış olacaktır. Bu durumun istihdama sağlayacağı olumlu katkıları da göz ardı etmemek gerektiği diğer bir önemli husustur (Şahin, 1990: 23-24).

 

            Turizmin görünmeyen ihracat olması yanında, görünmeyen ithalat olma özelliği de mevcuttur. Turist alan bir ülke açısından ihracat özelliği arz eden durum, turist gönderen ülke açısından ithalat özelliği taşımaktadır. Zira ithalat en genel ifadesi ile yabancı kökenli mal ve hizmetlerin alınmasıdır. söz edilen mal ve hizmetlerin alınması işlemi doğrudan ya da dolaylı olarak dövizle gerçekleşeceğinden, burda döviz cinsinden bir maliyet söz konusudur.

 

            Turizm sektöründe ithalatı sadece bu anlamda almak ve sınırlamak doğru değildir. Söz edeceğimiz aşağıdaki hususlar, turizmin ithalat olma özelliği bakımından ayrıca önemlidir (Şahin, 1990: 24-25) :

 

            a) Toplam turist ürünü, üretimine ithal girdilerin de katıldığı bir bütündür. Bu nedenle arz edilen turizm ürününün, üretimini gerçekleştirmek bakımından ne ölçüde yabancı girdi gerektirdiğini bilmekte yarar vardır. Çünkü bu yolla sağlanan girdiler tam anlamıyla ithalatı oluşturmaktadır. Özellikle yiyecek-içeceklerin içecek bölümünde bu oran önemli yer tutmaktadır.

 

            b) Konaklama yatırımları, turizm yatırımları içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle yüksek vasıflı konaklama yatırımlarının, inşaat + teçhizat + mefruşat üçlüsünü gerçekleştirebilmek belli oranda yabancı malzeme kullanmayı gerektirmektedir. söz konusu oranın adını koyabilmek, konaklama yatırımlarına tahsis edilen döviz miktarını ve bu miktarın toplam yatırım içindeki payını bilmeyi gerektirmektedir. Özellikle beş yıldızlı şehir otellerinde bu oranın büyük olacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

 

c) Konaklama işletmelerinde otomasyona imkan verecek uygulamalar, bunların makine ve program destekleri, know-how ve işletmecilik bilgileri de turizm sektöründe ithalatın ayrı bir yönünü oluşturmaktadır.

 

 

3.4. Turizm Sektöründeki İşletme Türleri

 

            Turizm, turizm ürünü konusunda açıkladığımız gibi emek-yoğun işgücüne dayanan ve hizmet üreten bir sektördür. Bu sektörde turiste oturduğu yerden tatil amaçlı ayrılarak tekrar aynı yere dönünceye kadar devamlı hizmet verilir. Her sektörde olduğu gibi, turizm sektöründe de nihai ürünü tüketiciye sunan işletmeler mevcuttur. Turistin devamlı oturduğu yerden ayrılıp aynı yere dönmesine kadar geçen süre içerisinde kendisine birçok konularda sektörel hizmet verilmektedir.

 

            Turizm sektörü, bu hizmetleri verirken bazı işletmeler bu konuda etkin rol oynamaktadır. Bu işletmeler dört ana başlık altında toplanabilir (Lavery, 1990: 2-3) :

 

a) Ulaştırma işletmeleri :

- Demiryolu işletmeleri

- Havayolu işletmeleri

- Denizcilik işletmeleri

- Karayolu ulaştırma işletmeleri

 

b) Konaklama ve yeme-içme işletmeleri :

- Oteller

- Moteller

- Pansiyonlar

- Oberjler

- Kampingler

- Tatil köyleri

- Kaplıcalar ve benzeri sağlık turizm tesisleri

- Lokanta ve benzeri yeme-içme tesisleri

 

c) Eğlenceye yönelik işletmeler

 

d) Turizm mal ve hizmeti pazarlayan işletmeler :

- Tur düzenleyicileri (toptancı kuruluşlar)

- Seyahat acentaları (perakendeci kuruluşlar)

 

            Özetle, yukarıda da görüldüğü gibi turizm sektörünün çok karmaşık bir sektör olduğu ve çok sayıda küçük firmayı içerdiği söylenebilir.

 

            Turizm sektörünün odak noktasını oluşturan turizm işletmeleri, geçici bir süre için yer değiştirme olayının doğurduğu seyahat ve konaklama gereksinimlerinin ve buna bağlı diğer gereksinimlerin karşılanmasına yarayan mal ve hizmetlerin üretilmesini ve pazarlanmasını sağlayan ekonomik birimler olarak tanımlanabilir (Ürger, 1992: 162-163).

 

            Uluslararası turizm sektörü, nitelik yönünden birbirinden değişik işletmelerin yakın işbirliği içinde çalıştığı bir sistemdir. Uluslararası turizmde çalışan ulaştırma işletmeleri, konaklama birimleri, tur düzenleyicileri, yiyecek-içecek işletmeleri ile dinlence hizmeti sunan işletmeler arasında yoğun mali ilişkiler vardır (Yarcan, 1994: 64). Turizm ürününün niteliği ve üretilme biçimi turizm sektörüne hizmet sunan işletmelerin kurumsallaşmasına, dikey ve yatay bütünleşmeye gitmesine neden olmaktadır. Turizm sektöründe dikey bütünleşme, turistik ürünü oluşturan öğelerin mali denetiminin tek firma tarafından yapıldığı bir sistem olarak tanımlanabilir. Bu durumda oteller, tur düzenleyicileri ve seyahat acentaları ortak hareket ederek hizmetlerini bir “paket” şeklinde sunarlar. Burda firmaların, risklerini azaltarak kar marjlarını yükseltmek için değişik alanlara yatırım yaptıklarını görürüz. Yatay bütünleşme ise,  aynı ürünü üreten iki ya da daha fazla firmanın ölçek ekonomisinden yararlanmak, fiyat rekabetine girebilmek ve reklam giderlerini azaltabilmek için anlaşmaları sonucunda piyasaya daha güçlü çıkma gayesi ile yapılır. Diğer bir yatay bütünleşme şekli ise, tamamlayıcı mal üreten (otel ve ulaşım hizmetleri, turizm sektörü için tamamlayıcı ürünlerdir) iki firmanın anlaşarak mallarını birlikte piyasaya sürmesi ile olur (Holloway, 1989: 57-61).

 

            Turizm sektöründe daha çok küçük firmaların yer almasına karşılık uluslararası arenada faaliyet gösteren büyük firmalar yatay ve dikey bütünleşmeye giderler ve rekabet güçlerini daha da arttırarak piyasa hakimiyetlerini pekiştirirler. Bu da turizm sektöründeki güçlü firmaların tekelci ve oligopolistik özellikler göstermesine neden olmaktadır.

 

 

3.4.1. Ulaştırma İşletmeleri

 

            Turizm olgusunun temel unsurlarından birisi boş zaman ise, diğeri ve en önemlisi, yer değiştirmektir. Bir anlamda boş zamana sahip olan insan seyahat etme ihtiyacı duyar. Bunun tatmini ise tatil amaçlı seyahat etmektir. Turistin, turizm amaçlı seyahate başlaması bir takım faktörlerin etkisi ile olur. Bu faktörlerin en önemlilerinden biri ulaşım aracının seçimidir.

 

            Turizm sektörünün etkin çalışması ve ülke ekonomisine anlamlı katkılar sağlaması; güvenli, süratli ve konforlu bir ulaştırma sisteminin kurulması ve işletilmesini gerekli kılmaktadır. Bilindiği gibi ulaşım teknolojisinin hızlı gelişmesi, ulaşım maliyetlerini düşürerek iç ve dış turizm talebinin yoğunlaşmasına yol açmaktadır. Ayrıca bunun sonucu olarak kitlesel turizmin gelişmesi de bir dereceye kadar sağlanmıştır. Kısıtlı zamanı olan ve bunu yolculukta harcamak istemeyen turistlere, iyi işleyen bir ulaşım sisteminin kurulması ile uzak ülkelere de kolaylıkla seyahat edebilme olanağı sağlanmış olacaktır (Foster, 1985: 68-69).

 

            Ulaştırma, turizm pazarlamasının en önemli unsurlarından birisidir. Turizm pazarlamasında üretilen mal ve hizmetler tüketicinin ayağına götürülemeyeceğine göre, turistlerin turistik ürünlerin üretildiği bölgeye getirilmesi söz konusudur. Bu nedenle, turizm pazarlamasında ulaştırma işlevi, ürünlerin tüketiciye dağıtılmasına yarayan bir mal ya da hizmetin ulaştırılması değil, doğrudan doğruya tüketicilerin (turistlerin) taşınması ile ilgili faaliyetleri içeren bir insan taşımacılığıdır (Denizer, 1992: 96). Zira, ulaşım imkanı bulunmayan yörelerin -turizm ürünü sunulamaması nedeniyle- turistik açıdan değerlendirilmesi söz konusu değildir. Bir ülkenin turizm zenginlikleri ne kadar değerli olursa olsun, ulaştırma sanayii ve yol durumu iyi bir şekilde kurulup işletilmezse; o ülke turizm açısından önem kazanamaz ve gelişemez (Sezgin, 1995: 111).

 

            Özet olarak söylemek gerekirse; ulaşım imkanları bulunmayan bir yörede turizm zenginlikleri olsa bile, bu değerleri pazarlama imkanı bulunmuyorsa ekonomik anlamda bunlar, “serbest mal” olmaktadırlar. Bir ülkede modern ve emniyetli ulaştırma sisteminin kurulması, o ülkenin ve halkının ekonomik, kültürel ve turizm alanlarındaki kalkınma ve gelişimi için temel sorundur. Turizmin gelişmesi, birçok faktörün yanında her şeyden önce ulaştırmanın gelişmesine bağlıdır. Turizm sektörü geliştikçe, artan ihtiyaçları karşılamak için ulaştırma sektörünün de geliştirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, ulaştırma ile turizm arasında bir neden ve sonuç ilişkisi bulunduğu söylenebilir.

 

            Ulaştırma konusunda ilk olarak suyolundan faydalanılmıştır Daha sonraları karayolu ulaşımı ve 1841 yılından itibaren de demiryollarından turizm amaçlı yararlanılmaya başlanmıştır. İnsanoğlu 20. Yüzyılla birlikte seyahatlerinde havayolunu kullanmaya başlamıştır. Havayolu, geçmişi kısa olmasına rağmen, ulaşım araçları içerisinde en güvenlisi ve süratli olanıdır (Sezgin, 1995: 12).

 

 

            a) Raylı Ulaşım

 

            Raylı ulaşım da diğer ulaşım sistemleri gibi çok yakın bir geçmişe sahiptir. Ancak denizyolu ulaşımı bir tarafa bırakıldığında yine de en eski ulaşım sistemidir. Raylı ulaşımın kuruluşuyla; bir şehirden diğer bir şehre bir defada çok sayıda insanın kısa sürede taşınabilmesi mümkün hale gelmiştir. Ayrıca; bireysel turizmden kitle turizmine geçiş için gerekli koşulların oluşması da sağlanmıştır.

 

            1830 yılında Manchester-Liverpool arasında ilk trenin çalışmaya başlamasıyla, ulaşımda demiryolu hızla gelişmiş ve turizm sektörünün gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Turizm amaçlı ilk kitlesel seyahat, İngiltere'de Thomas Cook tarafından 1841 yılında trenle Leicester-Loughborough arasında yapılmıştır. Avrupa'da şehir nüfuslarının giderek artışı, demiryolu taşımacılığını geliştirmiş ve halkın seyahat ihtiyaçlarını karşılamada tren büyük önem kazanmıştır (Burkart ve Medlik, 1981:12-16).

 

            Genellikle, devlet denetiminde olan ve tekelci niteliklere sahip bulunan demiryolu işletmeleri, turistik amaçlı yolcu taşımacılığında önemli bir yere sahiptirler. Bu önem, havayolu ulaşımının gelişmesi sonucu 1950'lerden başlayarak bir ölçüde azalmıştır. Ancak 1970'lerde ABD, İngiltere, Fransa ve Japonya gibi ülkelerde hizmete konulan yüksek hıza sahip trenler nedeniyle demiryolu ile seyahat yeniden ilgi görmeye başlamıştır. Demiryolu işletmeleri, turistik seyahat talebini çekmek amacıyla güvenli, hızlı ve konforlu trenlerin yanı sıra; çekiciliği arttırıcı bir dizi yeniliği de uygulamaya koymuşlardır. Çok ucuz gidiş-dönüş, hafta sonu biletleri ve belirli yaş ve mesleklerdeki kişilere özel indirimler gibi yenilikler demiryolu işletmelerinin doluluk oranını arttırıcı yönde etki yapmaktadır. Demiryolu işletmeleri, bir toplumsal hizmeti yerine getirmeleri ve özendirilmek istenen toplu taşımacılığın en uygun bir aracı olması nedeniyle, birçok ülkede devletin mali desteği ile çalışırlar ve düşük fiyatlar uygularlar. Ayrıca hizmet farklılaştırması yoluyla farklı fiyatlar uygulayabilmekte, böylelikle bir taraftan Satın alma gücü farklı tüm kişilerin taleplerini karşılarken diğer taraftan da toplam gelirlerini en üst düzeye çıkarabilmektedirler (Lundberg, 1980:46-50).

 

            Türkiye'de ilk demiryolu hattı, 1860 yılında İzmir-Aydın ve 1872 yılında da Haydarpaşa-İzmit arasında döşenmiştir. Cumhuriyet dönemine kadar demiryolu ulaştırması, karlılığı ve politik çıkarları ön planda tutan yabancı girişimcilerin elinde kalmıştır. 1923 yılına kadar yapılan demiryolu hatlarının uzunluğu 3,700 kilometredir. Günümüzde demiryollarının toplam uzunluğu 9,300 kilometre civarındadır ve bunun önemli bir kısmı demiryolu yapımına önem verilen 1950 öncesi döneme aittir (Denizer, 1992:98). 1950 döneminden sonra; karayolu ulaştırma sistemine verilen önemin gittikçe artması, raylı ulaştırma sistemine verilen önemi azaltmıştır. Bugün ülkemizde raylı ulaşım sisteminde, kısıtlı imkanlarla mevcut sistem korunmakta ve ancak demiryolu trafiğinin devamlılığı sağlanmakta, kısmen de modernizasyon çalışmaları yapılabilmektedir (Ürger, 1992:212).

 

            Ülkemizde turizm sektöründe, demiryolu ulaşımının payı diğer ulaşım sistemlerinin payı ile karşılaştırıldığında çok düşük gözükmektedir. 1996 yılı itibariyle, Türkiye'ye gelen yabancıların toplamı 8,614,085 iken, bunun 91,929'u raylı ulaşımı tercih ederek ülkemize gelmiştir. Bu sayı %1.07 gibi toplam içinde çok düşük bir orana denk düşmektedir. Trenle seyahat edenler daha çok; Bulgaristan, Yunanistan, Polonya, Romanya, Almanya, İngiltere, Yugoslavya, Suriye, İran gibi genelde komşu ülkelerden gelen yabancılar olmuştur (Turizm İstatistikleri Bülteni (1996), 1997:30).

 

            İç turizm hareketlerinde de trenin tercih edilmeyişinin nedeni, çağın teknolojik gelişmesine ayak uyduramamasıdır. Batıda saatte 280-360 km arası hız yapan trenler ile hizmet sunulurken, ülkemizde hala, ortalama 60 km hızla tren seferi yapılmaktadır. Yıllardır İzmir-Ankara arası 16 saatte gidilirken karayolu ile bu iki büyük şehir arası 8 saatte kat edilmektedir. Bunun yanında, temiz servisin yapılmadığı, gecikmelerin bol olduğu bir tren ulaşımı turistlerce tercih edilmemektedir.

 

 

            b) Suyolu Ulaşımı

 

            Toplu taşıma araçlarının en eskisi ve en önemlilerinden olan suyolu ulaşımı, turizm pazarlamasında özellikle kıtalar arası ve ülkeler arası seyahatlerde büyük rol oynamıştır. Uzun yıllar turizmde önemli bir ulaştırma sistemi oluşturan denizyolu işletmeleri, havayollarının gelişmesi karşısında önemini büyük ölçüde yitirmiş ve günümüzde kıtalar arası tarifeli seferler yapan yolcu gemileri hemen hemen hiç kalmamıştır (Lavery, 1990:61-63). Buna karşılık, tipik bir turizm olayı olarak, denizlerde çeşitli limanların dolaşılması biçiminde düzenlenen 10-15 günlük ya da daha kısa süreli geziler büyük ilgi görmeye başlamıştır. Seyahat ve konaklama hizmetlerini bir arada sunan bu deniz turları, günümüzde özellikle kış aylarında daha uygun iklim koşullarının bulunduğu yerlerde olmak isteyenlerin tercih ettikleri bir tatil turizmi biçimidir. Bu geziler, özellikle ABD ve Batı Avrupa pazarlarına hitap etmekte ve çoğunlukla gelir düzeyi yüksek kişiler arasında ilgi görmektedir. Bu turların maliyeti yüksek olduğu için, dünya turizm pazarı içinde oldukça küçük bir yer kaplamaktadır (Barutçugil, 1986:23-24).

 

            Türkiye'de denizyolu ulaşımı, turizm sektörü açısından büyük bir öneme sahip bulunmaktadır. Ülkemizin üç yanının denizlerle çevrili olması turizm açısından önem taşıyan yörelerin çoğunlukla kıyı bölgelerde bulunması, iklimin uygunluğu ve Akdeniz'de turizm açısından gelişmiş komşu ülkelerin varlığı, denizyolu ulaşımının önemini artıran etkenlerdir. 1996 yılı itibariyle ülkemize gelen yabancıların 8,614,085'nin (%10,70) yani 921,903'ü denizyolunu tercih etmiştir. Bu oran demiryolu ulaşımının turizm sektöründeki payı ile karşılaştırıldığında büyük bir rakamdır. Bu oranın büyüklüğü Türkiye için denizyolu ulaşımının önemini bir kat daha arttırmaktadır. Fakat havayolu ile karşılaştırıldığında bu oran çok düşük kalmaktadır (Turizm İstatistikleri Bülteni (1996), 1997 : 30).

 

            Havayollarının rekabeti ve maliyetinin yüksekliğinin yanı sıra denizcilik işletmelerinin sahip olduğu gemilerin yük ve yolcuyu bir arada taşıması, denizyolu ulaşımı için olumsuz bir ortam yaratmaktadır. Oysa kitle taşımacılığı yanında, turistik tatil ve eğlence şekli olarak yapılan "kurvaziyer" seferler; Rusya, İtalya ve Yunanistan tarafından gerçekleştirilmektedir. İtalyan, Yunan ve Rus yolcu gemilerinin İstanbul, İzmir ve Kuşadası gibi limanlarımızı içeren turları, başta Alman ve ABD'li turistler olmak üzere çok sayıda yabancının ilgisini çekmektedir. Ancak konaklama ve yeme-içme ihtiyaçlarını gemide karşılayan bu günübirlikçi turistlerden, çok az döviz geliri kazanılmaktadır. Bu turların Türk gemileri ile gerçekleştirilmesi, daha çok limanın ziyaret edilmesi ve limanlarda kalış sürelerinin uzatılması Türk turizmine önemli katkılar sağlayabilir. Bunun için her şeyden önce denizcilik işletmelerinin modernize edilmesi gerekir.

 

 

c) Karayolu Ulaşımı

 

            Turizm amaçlı ulaşımda, otobüs işletmelerinin yeri ve önemi; günümüzde kısa mesafeler için otomobilin; uzun mesafeler için ise uçağın tercih edilmesi nedeniyle giderek azalmaktadır. Bununla beraber, grup halinde yapılan seyahatlerde, arazi yapısı nedeniyle diğer ulaşım araçlarıyla gidilmesi güç olan yerlerde ve özel otomobil kullanımı henüz yeterince yaygın olmayan azgelişmiş ülkelerde otobüs en uygun ulaştırma aracı olmaktadır. Ayrıca, seyahat süresince yol çevresini görme ve istenildiği anda ve yerde durup konaklama olanağı sağladığı için otobüsler, özellikle gezme-görme arzusuyla seyahat edenler ve belirli bir yere giderken yol üzerindeki değişik yerleri ve ülkeleri yakından tanımak isteyenler tarafından tercih edilmektedir. Uzun mesafeler için oldukça yorucu olmasına karşın seyahat maliyetlerinin düşüklüğü nedeniyle çoğunlukla düşük gelirli kişilerin yakın mesafelerdeki seyahatlerinde önemli rol oynayan otobüs işletmelerinin bir üstünlüğü de; gemi ve uçak yolculuklarında olduğu gibi aktarma gereği duyulmadan, gidilecek son yere kadar ulaşabilmeleridir. Ayrıca kısa mesafeli bir ya da birkaç günlük geziler ve şehir içi turlar da turizm açısından otobüs işletmelerinin önemli bir fonksiyonu olmaktadır.

 

            Son zamanlarda, karayollarının geliştirilmesi, güvenliğin arttırılması, geniş camları ve klima donanımları olan hızlı ve konforlu otobüslerin sefere konulması, otobüs turlarının çok daha iyi düzenlenmesi ve petrol fiyatlarındaki artışın özel otomobil kullanımının maliyetini çok yükseltmesi; otobüs işletmelerine olan ilgiyi arttırmaktadır.

 

            Günümüzde, özellikle Avrupa'da otobüs turlarının yaygınlaştığına ilişkin bazı göstergeler bulunmaktadır. her şeyden önce, Avrupa ülkeleri arasındaki otobüs seyahatlerinin kolaylaştırılması ve tur otobüslerine hiçbir sınırlama konulmaması, bunda büyük bir rol oynamaktadır. Ayrıca, petrol tüketimini azaltmak amacıyla toplu taşımacılığın özendirilmesine çalışılmaktadır. Bütün bunların yanı sıra, Avrupa'nın yoğun otoyolları ağı üzerinde, şehir yakınlarında, özellikle tur otobüslerinin konaklamasına uygun tesisler geliştirilmektedir. Bunların sonucu olarak, giderek daha fazla sayıda Avrupalı, özel otomobiller yerine Avrupa demiryolları sisteminin bir devamı olarak kabul edilen "Europabus" sistemi ile seyahat etmekte ve otobüslerle düzenlenen turlara ilgi göstermektedir (Heyman ve Flory, 1981 : 62).

 

            Türkiye'de ise Cumhuriyet döneminde özellikle 1950'lerden başlayarak karayolu yapımına büyük önem verilmiş; karayolu ile yük ve yolcu taşımacılığı hızlı bir gelişme göstermiştir. Türkiye'ye gelen yabancıların önemli bir kısmı ulaşım olarak karayolunu tercih etmektedir. Türkiye'ye 1996 yılı itibariyle gelen yabancıların %15.79'u yani 1,360,328'i karayolunu kullanarak ülkemize gelmiştir (Turizm İstatistikleri Bülteni (1996), 1997: 30). Karayollarının turizm sektöründe giderek önem kazanmasını sağlayan faktörler bir yandan karayollarının zamanla gelişmesi ve iyileştirilmesi, öte yandan da özel otomobillerin, modern benzin istasyonlarının ve otogarları sayısının artmış olması ve araba kiralama olanaklarının yaygınlaşmasıdır.

 

 

d) Havayolu Ulaşımı

 

            İnsanoğlunun en son kullanıma soktuğu ulaşım sistemi olan havayolu ulaşımı, 20. yüzyılın ilk yıllarında faaliyet göstermeye başlamıştır. Havayolu ulaşımının en önemli üstünlüğü, uzak yerler arasında gerçekleştirilen seyahatlerde sağladığı zaman tasarrufudur. 1950'lerden başlayarak gelişen havacılık teknolojisi, uçaklardaki hız, güven ve konforun artmasına yol açarak; havayoluna olan talebi önemli ölçüde arttırmıştır.

 

            Uluslararası  turizmin gelişmesi ile havayollarının gelişimi birbiriyle ile bağlantılıdır. 1960'lı yıllarda başlayan turizm patlaması, uluslararası hava taşımacılığıyla yakından ilişkilidir. Havayolu ulaşımındaki teknolojik ilerleme bilet fiyatlarının gerçek anlamda düşüşüne neden olmuştur. Aynı dönemde "charter", yani tarifesiz uçuşların piyasaya girişi, havayolu ulaşımını ucuzlatmış ve potansiyel turizm talebini gerçek talebe dönüştürmüştür. Bu bakımdan, uluslararası turizmin gelişimi ile uçak bilet fiyatlarının reel düşüşü yakından ilişki içindedir (Hanlon, 1982 : 1).

 

            Uygun bağlantılara sahip düzenli uçuş programları ve merkezi rezervasyon sistemleri ile büyük bir etkinliğe ulaşan havayolu işletmeleri, yine de hızlı gelişen ve değişen talep yapısına uyum sağlayamamışlardır. Özellikle 1970'lerden sonra gelişen "paket tur" uygulaması ile ortaya çıkan toplu seyahat talepleri, tarifesiz uçuşlar düzenleyen özel havayolu işletmelerinin doğmasına neden olmuştur. Başlangıçta kiralık uçaklarla çalışan bu işletmeler, giderek kendi uçak filolarını oluşturmuşlar ve yüksek doluluk oranları ile çalışarak karlı ve büyük ulaştırma işletmelerine dönüşmüşlerdir (Barutçugil, 1986: 22-23).

 

            Uluslararası havayolu işletmeleri, iki kategoriye ayrılabilir. Birincisi, bayrak taşıyıcı olarak adlandırılan ve hemen hemen her ülkenin sahip olduğu ulusal havayollarıdır. İkincisi, talep oluştuğunda sefer yapan ve daha çok turizm sektörü talebine ve pazarına uygun hizmet sunan, tarifesiz uçuş yapan havayolu işletmeleridir. Bunlara charter ulaşımı denildiğini yukarıda açıklamıştık. charter işletmeciliği, ticari girişimcilerin yanı sıra ulusal havayolları tarafından da yapılmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler; yoğun dönem olan yaz aylarında, Batılı charter havayolları ile işbirliği yaparak turizm talebini ülkelerine çekmeye çalışmaktadırlar. Tarifeli sefer yapan havayolları da turizm talebinden pay alabilmek için, turist bireye ve tur operatörlerine; tatil merkezine gidiş-dönüşü kapsayan indirimli bilet satmaktadırlar.

 

            Bu tür charter uçuşları yapan havayolları işletmelerinin çoğu, gelişmiş ülkelerin elindedir ve buralardan yönetilmektedir. Bir çok gelişmiş ülkenin tarifeli havayolu işletmesi, bir yan kuruluş olarak charter uçuşları yapan bir işletmeye sahip bulunmaktadır (Lufthansa ve Condor örneğinde olduğu gibi). Genellikle az gelişmiş ülkelerin charter uçuşları yapan havayolu işletmeleri yoktur (Cleverdon, 1982: 137).

 

            Turizm amaçlı ulaşım hizmetinin, genellikle turist gönderen gelişmiş ülkenin elinde toplanması; her zaman için bir çıkar çatışması olasılığını akla getirmektedir. Örneğin, gelişmekte olan bir ülke boş yatak kapasitesini doldurmak üzere daha fazla turist çekmeye yönelik tanıtıcı ve çekici turist faaliyetlerini yoğunlaştırmaya karar verebilir. Ancak, havayolu işletmeleri uçuş sıklığını arttırmadığı, uygun fiyat politikaları benimsemediği ya da charter seferleri düzenlemediği sürece söz konusu ülkelerin amaçlarını gerçekleştirme olanağı bulunmayacaktır (Cleverdon, 1982:137).

 

            Havayollarının bütünleşmiş seyahat sistemleri içinde yer almaları, kitle turizminin gelişmesi ile başlamıştır. Tarifeli ve charter havayolları işletmeleri, tur operatörleriyle yakın işbirliği yaparlar. Havayollarının dikey olarak bütünleşmiş biçimde turizm sektöründe yer almalarının nedeni, çekim ülkelerine yönelik havayolu trafiğinde yüksek doluluk oranı sağlamaktır. Ayrıca, çekim ülkesinde konaklama yatırımları yapan çokuluslu firmalar konaklama kapasitesini satabilmek için havayollarıyla işbirliği yaparlar. Havayolları işletmeleri ise, bir çekim merkezinde konaklama yatırımları çoğaldığında oraya sefer düzenlerler.

 

            Charter havayollarının tur operatörleriyle dikey bütünleşmeye gitmesinin temel nedeni yüksek doluluk oranı sağlamak, operasyon ve işletme riski yüksek olduğundan talep dalgalanmasından korunmak, havayolunun pazar payı ve karını yükseltmektir. Charter havayolunun kendisine ait tur operatörü işletmesi kurmasına pek rastlanmaz. Uygulamada tur operatörünün sahipliğinde işletilen charter havayolu, bütünleşmiş bir sistem içinde turizm sektöründe yer alır. Tarifeli havayolları, uçuş hattında pazar payını arttırabilmek ve turizm talebinden daha fazla pay alabilmek amacıyla yatay bütünleşmeye gidebilir; bunun için charter havayolu işletir ya da tarifeli başka havayollarına yatırım yapar ve ortaklıklar kurar. Ayrıca, havayolu işletmeleri, konaklama ve yiyecek-içecek işletmeleriyle dikey bütünleşmeye giderek risklerini dağıtırlar (Yarcan, 1994: 78-80).

 

            Yukarıda söz ettiğimiz bütünleşmeleri gerçekleştiren firmalar genellikle gelişmiş ülke kökenlidirler. Bu durum gelişmekte olan ülkelerin turizm sektöründen sağladıkları döviz gelirlerinde azalmaya neden olmaktadır.

 

            Gelişmiş ülkelerin sahip oldukları tur operatörlerinin, turizm talebini yönlendirmedeki en güçlü yönü; havayolu firmalarına sahip olmaları ve havayolu ulaşımını denetlemeleridir. Havayolu firmalarının turizm sektöründeki yatırımları, genellikle diğer havayollarına yapılan yatırımlardan oluşur. Tarifeli havayoluna sahip işletmeler,  kendisine bağlı bir charter işletmesi kurar, ya da başka tarifeli ve charter havayolu işletmesiyle ortaklığa girerek ölçek ekonomisinden yararlanmak ister. Bu firmalar; konaklama, yiyecek-içecek, tur operatörlüğü, otomobil kiralama, gemicilik, sigorta vb. gibi turizm sektörünün kapsamına giren alanlara da yatırım yaparlar (Dunning ve McQueen, 1982:40).

 

            Havayolu işletmesi; çekim ülkesine yönelik uçuş hakkı edinmek ve hat açıldığında yolcu trafiğini güvenceye almak için; konaklama yatırımlarına, otel yönetim sözleşmelerine gidebilir. Havayolu işletmesinin konaklama yatırımına girmesinin başlıca nedeni, portföy yatırımı yapmak ve risk dağıtmak içindir. Bazı uluslararası otel zincirleri, büyük havayollarının portföy yatırımlarıdır. Otel yatırımları ve işletmeciliği yapan havayolları işletmeleri, dikey bütünleşmiş turizm sektörü içinde önemli bir yere sahiptirler (Zammit, 1981:37-38). Bir havayolu işletmesi; charter işletmesine sahip, konaklama olanakları ile destekleniyorsa, tur operatörleri ile sahiplik ya da finans ilişkileri varsa; turizm sektöründe etkin bir rol oynar, pazar payını genişletir ve turist talebini yönlendirebilir.

 

            Türkiye'de, Cumhuriyetin ilanından sonra 1925 yılında,  Tayyare Cemiyetinin kurulması, hava ulaşımının ilk girişimi olarak kabul edilebilir. Bunu, 1930'larda Türk Hava Postaları'nın kurulması izlemiş ve Cumhuriyetin onuncu yılı olan 1933'de toplam olarak 10 uçaktan oluşan bir filoya ulaşmıştır. 1945-1946 yıllarında alınan 24-28 kişilik 6 yeni uçakla Orta doğunun en büyük havayolları işletmesi durumuna gelen Türk Hava Postaları, 1947 yılında Atina hattı ile yurtdışı uçuşlarını başlatmıştır. 1956 yılında Türk Havayolları Anonim Ortaklığı olarak yeniden örgütlenen işletme, yeni ve modern uçaklar satın almayı ve kiralamayı sürdürmesine rağmen, hızla gelişen talep karşısında gelişme gösterememiştir (Denizer, 1992: 101).

 

            Son yıllarda Türkiye'ye yönelik  havayolu taşımacılığı yapan charter işletmelerinin sayısı artmıştır. Yurtdışında yaşayan Türk girişimcilerinin kurduğu ve uçuş hatlarını Türkiye'ye ve başka ülkelere uzatan havayolu şirketleri, Türk turizm sektörünün ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadırlar. Türkiye'de ulusal havayolunun yolcu kapasitesi sürekli artmaktadır, ancak pazarın önemli bölümüne yabancı havayolları hakimdir. Türkiye'ye uçuş hattı açan havayollarının varlığı ile turizm talebinin artışı arasında doğrudan bir ilişki vardır. Havayolu trafiği turizm talebini yükseltirken; tatil ağırlıklı kitle turizmi yeni havayolu şirketlerinin piyasaya girmesine olanak vermektedir (Yarcan, 1994: 81). Havayolunun diğer ulaşım sistemlerine göre daha hızlı, konforlu ve güvenli olması; yabancı turistler tarafından en çok tercih edilen ulaşım biçimi haline gelmesine neden olmuştur. 1996 yılında Türkiye'ye gelen toplam 8,614,085 yabancının 6,239,925'i (%72.44) havayolunu tercih etmiştir (Turizm İstatistikleri Bülteni (1996), 1997:30). Her ne kadar son yıllarda İzmir, Antalya, Dalaman gibi turizm açısından büyük önem taşıyan hava alanları uluslararası uçuşlara açılsa da, yeterli olmamaktadır. Dış turizmde "bir yatak, uçakta bir koltuğa eşittir" ilkesinden hareket ederek THY'nin charter seferlerinde koltuk sayısını arttırmak ve Bodrum, Marmaris, Datça, Didim gibi turizm merkezlerinde de küçük tip dolmuş uçaklarının inebileceği hava alanlarını en kısa zamanda hizmete sokmak zorunda olduğumuzu unutmamalıyız (Denizer, 1992:101).

 

            Türkiye'nin turistik ürünlerinin pazarlanmasındaki güçlüklerden en önemlisi, turist taşımacılığı yapan etkin yerli havayolları işletmelerinin yokluğu ve charter işletmeciliğinin yeterince geliştirilmemiş  olmasıdır. Ulusal havayolunun turist gönderen başlıca pazarlarda, charter işletmeciliğine ve turist taşımacılığına girmesi sağlanmalı, yerel tur operatörlerine öncelikli koltuk kapasitesi verilmelidir. Uzun dönemde yerli charter firmalarına kolaylık sağlanması, bilet fiyatlarının düşmesine ve talep artışına neden olabilir. Ulaşımın, bir paket tur içindeki maliyetinin yüksek olması nedeniyle; bilet fiyatlarının düşmesi turizm ürünü fiyatına yansıyarak, paket tur fiyatlarının düşmesine neden olabilir. Kuşkusuz bu durum turizm sektörü için olumlu bir  gelişmedir.

 

 

 

 

3.4.2. Konaklama ve Yeme-İçme İşletmeleri

 

            Ülkeler bazında, turizmin yerini ve önemini belirlemeye yarayan konuların başında konaklama ve yeme-içme işletmelerinin durumu gelmektedir. Çünkü turizm sektöründe faaliyet gösteren ve onun statik bir elemanı olan bu işletmeler; bir taraftan sektörel gelişmeye katkıda bulunmakta, diğer taraftan da yarattığı sonuçlarla ülke ekonomisinin gelişmesine birçok yönden yardımcı olmaktadır.

 

            Konaklama ve yeme-içme işletmeleri; turistlerin geçici konaklama, dinlenme, yeme-içme, kısmen eğlenme ve diğer bazı kişisel ve sosyal gereksinimlerini karşılayan kuruluşlardır. Turistlerin seyahat nedenleri, seyahat biçimleri, zevk ve alışkanlıkları, beklentileri, yaş ve gelir düzeyleri ve kalış süreleri son derece farklı olduğundan; konaklama ve yeme-içme işletmelerinin de birbirinden çok farklı niteliklerde olması gerekmektedir. Fiyat, kuruluş yeri, büyüklük, yapı özellikleri, konfor düzeyi, faaliyet amaçları ve faaliyet gösterilen zaman ve süreler bu işletmeleri gruplandırmada kullanılabilecek başlıca kriterler olmaktadır (Olalı, 1986:208).

 

            Gerek paket tur, gerekse bireysel seyahat düzenlemelerinde en önemli maliyet öğeleri ulaşım ve konaklamadır. Uluslararası ulaşım gelişmiş ülke havayollarınca gerçekleştirildiği için, çekim yeri olan azgelişmiş ülkeler ulaşım sektöründen fazla gelir kazanamazlar. Konaklama kesiminde ise yönetim ve pazarlama sorunlarıyla karşılaşıldığından işletmelerin yönetimi yabancı firmalara devredilir. Çekim ülkesinde konaklama yatırımı yapan firmaların yurtdışındaki konaklama zincirleriyle işbirliğinin en önemli nedenleri; nitelikli konaklama hizmeti vermek, pazarlama, rezervasyon ve satış sistemine dahil olmak, böylece yüksek gelir kazanarak kar oranlarını artırmaktır (Mosha ve Lipton, 1990:4).

 

            Turizm ürününün bütünselliği, önceden deneme imkanının olmaması ve yabancı bir çevrede tüketilmesi, turistin konaklama işletmesinin markasına önem vermesine neden olur. İş adamları talebinin ağırlıklı olduğu kent otellerinde hizmet kalitesi, çeşitliliği ve otelin adı, tüketici için önemliyken, kitle turizm pazarında daha çok konaklama birimini tur paketine dahil eden tur operatörünün ismi ve imajı önemlidir (Yarcan, 1994:86).

 

            Geleneksel konaklama tesislerinin en yaygın örneği olan "Oteller", seyahat eden yabancıların geçici bir süre konaklamaları amacıyla belirli standartlarda düzenlenmiş tesislerdir. Oteller; büyüklüklerine, bulundukları yere ve ağırladıkları yabancıların özelliklerine bağlı olarak konaklama hizmetlerinin yanı sıra, yeme-içme, eğlence, alış-veriş ve benzeri hizmetleri de sunan yan tesislere sahip bulunurlar. Günümüz anlayışına göre oteller, yalnızca geceleme amacına yönelik yatak odalarına sahip bulunan tesisler değil, içinde oturulan, yaşanılan ve günlük yaşamın hemen tüm gereksinimlerinin karşılanabildiği işletmelerdir.

 

            Karayolu ile seyahatin ve otomobil kullanımının yaygınlaşması ile gelişen "Moteller" ise, genellikle şehirlerin dışında karayolları üzerinde kurulan konaklama tesisleridir. Moteller, özellikle bağımsız olmak, kendi hizmetini kendisi görmek,  doğaya daha yakın olmak ve ucuz bir konaklama hizmeti satın almak isteyen kişiler için uygun nitelikler taşımaktadırlar.

 

            "Pansiyonlar", uzun süreli konaklamaya uygun, istenildiğinde yeme-içme gereksinimlerinin de karşılandığı, çoğunlukla aile işletmesi tipindeki küçük konaklama birimleridir. Hizmetler, genellikle bir ev ortamı içerisinde mal sahibi ve aile bireyleri tarafından yerine getirilir. Sadeliği ve ücretli iş gören çalıştırmaması nedeniyle daha ucuz olan pansiyonlar, otel ve benzeri konaklama işletmelerinin bulunmadığı küçük yerleşim bölgelerinde, ya da yoğun turist talebi karşısında yatak kapasitesinin yetersiz kaldığı büyük turizm merkezlerinde önemli bir gereksinimi karşılar ve bölge halkı için bir gelir kaynağı oluştururlar.

 

            "Oberjler", genellikle yerleşim merkezlerinin dışında, turistik yollarla bağlantılı olmak üzere su kenarlarında, kış ve dağ sporlarının yapılabileceği, doğal güzelliklere sahip ve dinlenmeye uygun yerlerde kurulan küçük konaklama tesisleridir.

 

            Yukarıda saydığımız konaklama tesislerinin yanı sıra kamping, tatil köyü ve misafirhaneler konaklama tesisi olarak turizm sektöründe hizmette bulunmaktadır.

 

            Lokanta ve benzeri yeme-içme tesisleri; genellikle seyahat eden kişilerin beslenme gereksinimlerini karşılamak ve belirli bir kar sağlamak amacıyla kurulan ticari işletmelerdir. Çoğunlukla konaklama tesislerinin tamamlayıcı birimleri olarak kurulmakta ve bu tesislerde konaklayan kişiler için yiyecek-içecek hazırlama ve satış faaliyetlerini gerçekleştirmektedirler.

 

            Konuya, Türkiye açısından bakacak olursak, konaklama tesisleri; belgeli tesisler adıyla hizmet veren tesisler ve mahalli idarelerin denetiminde olan tesisler olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.

 

            Türkiye'de konaklama tesisleri; sahip oldukları yıldız sayısına göre 1'den 5'e kadar değişen oteller, ayrıca kaplıca otelleri, apart oteller, moteller, oberjler, pansiyonlar, tatil köyleri ve kampinglerden oluşmaktadır. Sayılan bu tesislerde 1996 yılı itibariyle 12,294,140 kişi kalmıştır. Bunun %51'e yakını yani 6,448,933'ü yabancı; 5,845,208'i (%49) ise yerleşiklerden oluşmaktadır. Bu kişilerin tesislerde ortalama kalış süreleri, ortalama 3 güne yakın olduğu için yıl içinde toplam 37,038,900 yatak hizmeti sunulmuş demektir (Konaklama İstatistikleri Bülteni (1996), 1997:13). Türkiye'de konaklama işletmelerinde kalan kişilerin ortalama kalış süreleri karşılaştırıldığında görülmektedir ki yerliler ortalama 2, yabancılar ise ortalama 4 gün konaklamayı tercih etmişlerdir. Yabancılar çoğunlukla 4 ve 5 yıldızlı otellerde kalmayı tercih etmektedirler. Yıldız sayısı azaldıkça yabancıların oranı düşerken, yerliler daha çok 2 ve 1 yıldızlı tesislerde konaklama eğilimi içindedirler. Tesislerin doluluk oranlarının %50'yi geçtiği aylar Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarıdır. Tüm tesislerde ortalama doluluk oranı, 1990 verileriyle, %48.17'dir ve bunun %31.73'ü yabancılarla, %16.45'i de yerlilere sağlanmıştır (Atayman, 1992:241-242).

 

 

3.4.3. Eğlenceye Yönelik İşletmeler

 

            Turizm olayına katılan kitlelerin boş zamanlarını değerlendirmek amacı ile düzenlenen her türlü organizasyon faaliyetlerini, eğlenceye yönelik işletmeler sunmaktadır. Bu organizasyonların hepsine birden animasyon faaliyeti de denilebilir. Animasyon; organizatörlerin, turist kitlesinin beklentilerine hayal gücünü de katarak özlemlere cevap vermesidir. Turistlerin konaklamalarının yanı sıra eğlence, doğal güzellikler, sportif faaliyetler, kültürel ve sanatsal aktiviteler ile gezilere de katılmaları önemlidir. Onun için animasyon, bir konaklama işletmesinin en başta gelen sorunlarından biri olmaktadır. Bu nedenle; konaklama işletmelerinde turistlerin beklentileri doğrultusunda eğlence programları hazırlamakla görevli özel uzmanlar bulunmaktadır.

 

            Animasyonda önemli olan konaklama tesisinde bir imaj yaratmak, tesiste hareketliliği sağlamak ve kendine özgü bir atmosfer oluşturmaktır. Çoğu zaman animasyon ile "rekreasyon" birbirine karıştırılmaktadır. Bu nedenle ikisi arasındaki benzerlik ve farklılıkları burada açıklamak yararlı olacaktır.

 

            Animasyon; dinlendirici ve eğlendirici bir tatile imkan veren her türlü aktiviteyi ifade eder. İlgi çekici bir çevre, boş zamanın geçirilmesi için faaliyet gösteren tesisler, turistlerin beklentilerine ve özlemlerine cevap veren eğlenceler, turizm ile ilgili kişiler arasında kurulan ilişkiler ve yaratıcılığı geliştiren imkanlar, animasyon içerisinde yer almaktadır.

 

            Rekreasyonu ise; insanların boş zamanlarda, eğlence ve tatmin dürtüleri ile, gönüllü olarak katıldıkları faaliyetler biçiminde tanımlayabiliriz. Bu tür faaliyetler, insanların bedensel ve ruhsal yorgunluklarını giderip onlara fiziksel, ruhsal ve yaratıcı bir güç kazandırırlar. Rekreasyonda, faaliyete katılma isteği önceden tespit edilmiştir. Animasyonda ise, önceden yapılmış böyle bir tespit yoktur. Rekreasyon boş zamanda yapılmaktadır. Animasyon ise, boş zaman değerlendirilmesinin bir parçasıdır.

 

 

3.4.4. Turizm Mal ve Hizmeti Pazarlayan İşletmeler

 

            Turizm ürünleri genelde stoklanamazlar. Bu, mal ve hizmetlerin üretildikleri yerde ve zamanda tüketilmelerini gerekli kılmaktadır. Bunun sonucu olarak da turizmde endüstriyel ürünlerin pazarlanmasında olduğu gibi ürünün tüketiciye değil, tam tersine tüketicinin ürünün bulunduğu yere taşınması söz konusu olmaktadır. Bu durum, turizm sektöründe aracı kuruluşların önemini büyük ölçüde arttırmaktadır.

 

            Aracı kuruluşların temel fonksiyonları, tüketicilerin gereksinim duydukları sayı ve nitelikteki mal ve hizmetlerin uygun yer ve zamanda hazır bulundurulmasını sağlamak ve tüketicileri  buraya taşıyarak gerek tüketicilere gerek üreticilere fayda yaratmak şeklinde özetlenebilir (Barutçugil, 1986: 27-28).

 

            Aracı kuruluşlar; seyahat, konaklama, eğlence gibi hizmetleri bir araya getirerek tur düzenleyen işletmelerden (tur operatörleri) ve turistik hizmetleri üreten işletmeler ya da toptan pazarlayan kuruluşlar adına turizm ürünlerini perakende olarak satan işletmelerden (seyahat acentaları) oluşur. Seyahat acentaları; oteller, havayolları, tur operatörleri ve diğer turizm hizmet işletmeleri ile ilgili bilgileri turiste sunan, ürünlerin pazarlanmasına yönelik hizmetleri belirli bir komisyon karşılığında yerine getiren aracı kurumlardır. Sattıkları hizmetlerden dolayı sorumluluk ve risk taşımazlar. Buna karşılık, tur düzenleyici firmalar, çeşitli turizm hizmetlerini tek tek kendi hesabına satın alır, bunları belirli bir biçimde bir araya getirir ve tek bir ürün olarak, risk ve sorumluluğu da üstlenerek, belirli bir fiyattan satışa sunarlar. Uygulamada bir çok işletmenin hem perakendeci seyahat acentası ve hem de tur düzenleyicisi olarak faaliyet gösterdiği gözlenmektedir. Seyahat acentalarının zaman zaman tur  düzenlediklerine rastlandığı gibi, tur düzenleyici işletmelerin de  perakende satışlar yapan birimler oluşturduğu görülmektedir (Barutçugil, 1986: 28).

 

 

3.4.4.1. Toptancı Kuruluşlar : Tur Düzenleyicileri

 

            Turizm işletmelerinin oluşturduğu turizm pazarında toptancılar, üretici işletmelerden satın aldıkları turistik ürünleri, ya kendine bağlı satış bürolarıyla, ya da perakendecilik görevini yürüten seyahat acentaları kanalıyla turistlere ulaştırırlar. Kitle turizm pazarında toptancılık görevini, tur operatörleri (tur düzenleyicileri) üstlenir.

 

            Tur operatörleri, farklı turizm işletmeleri tarafından üretilen (konaklama, yerel ya da uluslararası ulaşım, yeme-içme, animasyon vb.) hizmetleri, paket tur (inculisive tour) adı altında bir araya getirilerek, yeni bir ürün yaratan ve bu hizmetleri ya satın alarak ya da rezerve ederek; doğrudan tüketiciye ya da seyahat acentalarına pazarlayan işletmelerdir (Foster, 1985: 53). Tur Operatörlerine bu açıdan baktığımızda, onları üretici olarak niteleyebiliriz. Fakat gerçek üretici işletmeler; konaklama, ulaştırma ve yiyecek-içecek işletmeleridir. Bu durumda zihinlerde tur operatörleri hakkında; tüketici ile turizm hizmeti sunan işletmeler arasında bir aracı, düzenleyici işlevini gören bir işletme imajı doğmaktadır. Tur operatörleri; turistik ürünler oluşturup, yani paket turlar düzenleyip, onları aracılar (seyahat acentaları) vasıtasıyla müşterilere satmaktadır.

 

            Tur operatörlerinin, bir turizm ürünü oluşturmak için çeşitli turistik hizmetleri ve elemanları önceden planlaması ve bulması gerekir. Tur operatörü, böylece talep oluşmadan önce otel, uçak ve turizmle ilgili diğer şirketler ile rezervasyon anlaşmaları hatta satın almalar yaparak bir risk yüklenmektedir. Tur operatörü, hazır paket turun hammaddelerini (yatak ve koltuk gibi) önceden bulmak, stok yapmak zorundadır. Dolayısıyla tur operatörünün amacı bir turistik hizmet ürünü oluşturmak ve üretmektir. Üretilen bu paket turlar seyahat acentaları tarafından halka satılmaktadır. Bu durumda tur operatörü bir toptancı işletme, seyahat acentası ise perakendeci işletme olmaktadır. Burdan yola çıkarak iki işletme arasındaki farkları ortaya koymak gerekir, bunlar :

 

            - Tur operatörü üreticidir; seyahat acentaları aracıdır.

            - T.O. stok yapabilir; S.A. stok yapamaz.

            -  T.O. satış riskini üstlenir; S.A. satış riski taşımaz.

            - T.O. toptancıdır; S.A. perakendecidir.

            - T.O. talep oluşmadan ürün hazırlar; S.A. talep oluşmadan                                rezervasyon yapmaz.

 

            Bağımsız bir tur operatörü ticari bir işletmedir. Tur operatörü, bir turun hazırlanması, planlanması, rezervasyonu, maliyetlerinin saptanması gibi işlemleri yapar. Turun içinde bir ulaştırma aracı, konaklama, gezi ve animasyon faaliyeti bulunur. Her şey bir araya getirilip müşteriye belirli fiyattan satışı için tur operatörü, ya kendi  satış büroları ya da seyahat acentaları kanalı ile ürünün dağıtımını yapar (Hacıoğlu, 1989: 63-65).

 

            Tur operatörleri, talebin fazla olduğu yörelerde ulaşım, transfer, konaklama, yeme-içme ile ilgili rezervasyonları yapabilmeleri için, bu hizmetleri üreten turizm işletmelerine önceden avans ödemek zorunda kalırlar. Bu yönüyle de tur operatörleri, özellikle küçük üreticilere finansman kaynağı yaratmış olur (Denizer, 1992: 89).

 

            Turizm hareketlerinin genişlemesi ve turizm çeşitlerinin artması sonucu, tur operatörleri belirli alanlarda, yörelerde ve hizmetlerde uzmanlaşmaya başlamışlardır. Bu uzmanlaşmalar; turizm çeşitlerine, gidilecek yörelere, ulaştırma araçlarına ve satış şekillerine göre olmaktadır. Özellikle, Avrupa ve ABD'de faaliyet gösteren tur operatörlerinde bu uzmanlık hızla yayılmaktadır (Hacıoğlu, 1989: 66-67).

 

 

 

 

 

            Şekil-1'de gördüğümüz gibi tur operatörleri ürünlerini tüketiciye ya doğrudan, ya da dolaylı (seyahat acentaları) olarak pazarlarlar. Bunu yaparken esas üretici işletmeler olan; konaklama, ulaştırma, animasyon ve yan hizmetler sunan birimlerden girdi olarak aldığı ürünleri rezerve ederek piyasada tüketiciye ulaştırırlar (Holloway, 1989:119).

 

            Konaklama ve ulaştırma işletmelerinin temel hedefleri, maksimum sayıda yatak ve koltukları tur operatörlerine kiralayıp doluluk oranlarını arttırmaktır. Tur operatörleride, elde ettiği koltuk ve yataklara yeni hizmetler ilave ederek satışlarını en yüksek  oranda yapmayı planlar. Bazı tur operatörleri mevcut kontenjanlarını doldurmak için ülke dışında satışlara yönelmişler ya da diğer ülkelerdeki tur operatörleri ile entegrasyona gitmeye başlamışlardır. Örneğin bir Alman tur operatörünün düzenlediği 1 haftalık Antalya paket turu, İsviçre ve Avusturya'da da satılabilmektedir.

 

            Dikey bütünleşmiş tatil sistemlerinin en önemli parçası, yabancı tur operatörleridir. Tur operatörünün çalışma biçimi, çok sayıda paket tur hazırlanması, pazarlanması ve operasyonu, geniş mali kaynakları gerektirir. Turizm sektöründe, talebin dönemselliği tur operatörünün finans ve işletme sermayesi gereksinimini arttırır. Bu nedenle, büyük bir tur operatörü; genellikle bir mali kuruluşun ya da çokuluslu bir şirketin yan kuruluşu olarak faaliyet gösterir. Tur operatörlerinin, konaklama ve havayolları işletmeleri ile dikey bütünleşmeye gitmesinin temel nedenlerinden biri; hazırladığı paket turlar için konaklama işletmelerinde yatak ve havayollarında koltuk kapasitesi sağlamaktır (Yarcan, 1994:68). Böylece yabancı tur operatörü; yerli turizm işletmeleri üzerinde olağanüstü denetim sağlar, rekabet koşullarını kendi yararına kullanır. Yabancı tur operatörleri, potansiyel turist kitlesi ile doğrudan ilişkide bulunur ve bu durum turizm talebinin yönlendirilmesinde çok önemli bir avantajdır.

 

            Konuya Türkiye açısından kısaca bakacak olursak, yerel tur operatörlerinin; Türkiye'nin sahip olduğu kaynakları yurtdışında başarıyla tanıtıp, tutundurduğunu ve sattığını görürüz. Türk turizm sektörünün önemli bir avantajı, yabancı turistlerin bir bölümünün yurtdışında yaşayan Türklerin kurduğu tur operatörleri tarafından gönderilmesidir. Özellikle Almanya'da bulunan tur operatörleri, diğer ülkelere nazaran, daha güçlü bir konumdadır.

 

            Yabancı tur operatörlerinin Türkiye'deki operasyonları ve ülkeye yönelik pazarlama çalışmaları, genellikle kitle turizminde yoğunlaşmıştır. Yurtdışında rekabet eden tur operatörleri, konaklama işletmelerini ve yerel operatörleri denetim  altında tutmaya çalışmaktadırlar. Denetimden amaç, Türkiye'deki yerel hizmetlerden en yüksek karı elde etmektir (Yarcan, 1994:76-77). Geçmiş yıllarda yabancı tur operatörlerinin satış kataloglarında Türkiye, birkaç sayfa ile yer alırken, artık ülkenin tatil yörelerini, sayfiye otellerini ve tatil köylerini tanıtan tur katalogları ve broşürleri hazırlanmaktadır. Tur operatörlerinin, broşür ve katalogları incelendiğinde, turların nitelikleri, kullanılan konaklama türü, ulaşımdaki yabancı havayolu, turistik ürünün hitap ettiği turist türü vb. özellikler tatil paketlerinin; ucuz kitle turist pazarına yönelik olduğunu göstermektedir.

 

 

3.4.4.2. Perakendeci Aracı Kuruluşlar : Seyahat Acentaları

 

            Turizm pazarlamasında yer alan perakendeciler, turistik mal ve hizmetleri nihai tüketicilere (turistlere) ulaştıran aracılardır. Turizm dağıtım sistemindeki perakendeciler, seyahat acentaları olarak nitelendirilmektedir. Seyahat acentaları, tur operatörleri tarafından hazırlanan paket turları, komisyon karşılığında turistlere satan aracı kuruluşlardır. Bunun yanında, karayollarında seyahat düzenleyen otobüs işletmelerinin, demiryollarının, denizyollarının ve havayollarının biletlerini komisyon karşılığında seyahat eden kişilere satarlar. Ayrıca araba kiralama ve seyahatlerle ilgili her türlü bilgiyi aktarma gibi hizmetleri de görürler.

 

            Perakendeci olarak nitelendirilen seyahat acentalarının WTO'ya göre tanımı ise şöyledir : "Perakendeci seyahat acentaları; halka seyahatler, konaklama ve ulaştırma hizmetleri hakkında gerekli bilgileri veren, belli bir komisyon karşılığında ise hizmet-seyahat üreticilerinin ürünlerini belli fiyatlarla nihai tüketiciye satış için aracılık yapan işletmelerdir" (Hacıoğlu, 1989:25).

 

            Seyahat acentaları, turizme katılmayı düşünebilecek kişilerin yoğun bulunduğu yerlerde, genellikle ana cadde ve meydanlar üzerinde çekici bir görünüme sahip bürolar açarlar. Belirli koşulları yerine getirmeleri ve satış miktarı, komisyon oranı gibi konular üzerinde anlaşmaya varmaları durumunda otellerin, ulaştırma işletmelerinin ve tur operatörlerinin temsilciliklerini alırlar. Öncelikle, turistin seyahatini tasarladığı sırada ona bilgi vermek, belirli turizm ürünlerine yönelik talebi özendirmek ve yönlendirmek üzere çaba gösterirler.

 

            Seyahat acentaları, turizm sektöründe çok önemli bir rol oynarlar. Bunların turizm sektörü için yerine getirdiği fonksiyonları sıralayacak olursak (Lavery, 1989:44) :

 

            - Hazırlanmış paket turları satmak, turların düzenlenmesi için ortam hazırlamak.

 

            - Havayolu, demiryolu, otobüs işletmelerinin biletlerini satarak turist için ulaşımı düzenlemek ve araba kiralama hizmeti sunmak.

 

            - Turist için otel, motel, müzik festivalleri, küçük seyahatler ayarlamak ve yolcuların terminallerle otel arasındaki transferini sağlamak.

 

            - Döviz ve seyahat çeki sağlamak, pasaport ve vize işlemlerini yerine getirmek ve seyahat sigortası hizmeti sağlamak.

 

            - Turiste aradığı turizm ürününe nerede ve nasıl ulaşabileceği konusunda görüş bildirmek.

 

            - Otel ve uçak rezervasyonlarını gerçekleştirmek.

 

            - Üreticilerden ve tur operatörlerinden turistlere ve turistlerden de bu turizm işletmelerine olmak üzere iki yönlü bilgi akışını sağlamak.

 

            Seyahat acentaları, yukarıdaki görevleri yerine getirirken bunu bir komisyon karşılığı yaparlar. Bu hizmetleri sağlayan seyahat acentalarını bazı işlevsel sınıflandırmaya göre ayırmak gerekir. Bu ayırım, seyahat acentalarının çalışma alanlarının belirlenmesinde de önemli bir faktördür. Bu ayırımı aşağıdaki gibi 3 kısımda yapabiliriz (Denizer, 1992:93) :

 

            a) İncoming acentalar : dışarıdan gelen grupların ve kişilerin transferlerini yapmak, konaklama işletmelerine yerleştirmek, yiyecek ve içecek ihtiyaçlarının karşılanması sırasında yardımcı olmak, ülke içindeki turları düzenlemek ve bu arada günlük şehir içi turları organize etmek ve rehberlik hizmetleri vermek gibi işleri yürütürler. Genellikle yurtdışındaki bir tur operatörüne bağlı olarak çalışırlar ve onların paket turlarını çekim ülkesinde organize ederler.

 

            b) Outgoing acentalar : Yurtiçindeki turistlerin, yurtdışındaki seyahatlerini organize ederler. Gidecekleri ülkelerdeki ulaşım, konaklama, yeme-içme, gezi, rehberlik gibi hizmetleri düzenlerler. Ayrıca bireysel seyahat eden turistler için, ulaşım araçlarında ve konaklama işletmelerinde yer rezerve ederler. Bu çalışmalarını yurt dışındaki kendilerine bağlı şubeler aracılığıyla yapabilecekleri gibi, yurtdışında bir tur operatörü ya da seyahat acentası ile ortaklaşa da yürütebilirler.

 

            c) İngoing acentalar : Yurt içindeki turistler için, yine yurt içine seyahatler organize ederler. Yurt içinde düzenledikleri 15 günlük, haftalık ve hafta sonu turları için; ulaştırma, konaklama, yeme-içme, günlük şehir turları ve rehberlik gibi hizmetler sunarlar.

 

            Konuyu Türkiye açısından inceleyecek olursak, seyahat acentalarının bu yüzyılın başından beri varolduğunu söyleyebiliriz. Ancak etkili olmaları, 1960’lı yıllarda gerçekleşmiştir. O yıllarda Türk Milli Gençlik Teşkilatı (TMGT) eliyle gerçekleştirilen turların gelişmesi sonucu, peşleşe seyahat acentaları kurulmaya başlanmıştır. 1972 yılına kadar genel ticaret yasaları çerçevesinde çalışan bu işletmeler, 1972 yılında çıkarılan 1618 sayılı yasa ile mesleki bir statüye kavuşmuşlardır. Yasanın çıktığı 20 yıl öncesine göre, çok farklı bir konuma gelen sektörde, mevcut yasa ve mevzuat artık yetersiz kalmaktadır. Özellikle 1985 yılından sonraki dönem, ekonomik yapıdaki genel değişmeye paralel olarak seyahat acentalığının da en hızlı geliştiği yıllar olmuştur (Kayra, 1992: 247). 1995 yılı itibariyle 2408 acentanın yaklaşık %70’i 1985 yılından sonra kurulmuştur (İçöz, 1996:23).

 

            Türk turizminin bugün geldiği noktadan daha ileriye gidebilmesi ve uluslararası turizm pazarından hak ettiği payı alabilmesi, Avrupa Birliğindeki rekabet gücü yüksek işletmelere karşı güçlü olmaları ile sağlanabilir. Zira, Türkiye’de çalışan seyahat acentalarının esas pazarı Avrupa’dır ve burada çalışan dev tur operatörlerinin varlığı kıyasıya bir rekabeti gerektirmektedir. Sektörün AB karşısında varlığını koruyabilmesi, pazarlama ve işletme planında bir takım önlemlerin alınmasını zorunlu kılmaktadır.

 

 

3.5. Turizm Sektöründe Talep ve Arz

 

            Turizm talebi; belirli bir piyasada, belirli bir fiyat düzeyinde yeterli Satın alma gücüne ve boş zamana sahip olan insanların çeşitli nedenlerle satın almak istediği turistik mal ve hizmetler bütünü olarak tanımlanabilir (Tarhan, 1996:76). Bu tanım incelendiğinde dikkati çeken hususlar şunlardır:

 

            a) Kişilerin daimi ikamet ettikleri yerler dışında satın alma isteğinde bulunmaları,

 

            b) Satın almayı gerçekleştirmeye imkan verecek Satın alma gücüne sahip olmaları,

 

            c) Daimi ikamet yerlerinden makul süreler dahilinde uzaklaşmalarına yetecek kadar boş zamana sahip olmaları.         

 

            Bu açıklamalara dayanarak turizm talebinin özelliklerini şu başlıklar altında özetlemek mümkündür (Şahin, 1990: 18-19):

 

            - Turistik tüketim otonomdur. Turistik tüketim genel olarak insanların; içinde bulundukları durumu değiştirme isteğinden, büyük ölçüde kendi kendilerini motive etmeleri sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu da, turistik talebin bağımsız bir talep olmasına yol açmaktadır.

 

            - Turistik tüketim, birçok malı kapsar. insanlar çok sayıda motifin etkisi ile seyahate yönelmektedirler ve farklı turizm çeşitlerine farklı şekilde iştirak etmektedirler. Farklı amaçlarla katılım, farklı tüketim biçimlerini de beraberinde getirmektedir. Bu durum, katılım amacına uygun ürün bileşimini oluşturmak bakımından önemlidir.

 

            - Tanımda belirtilen “isteği gerçekleştirmeye imkan verecek Satın alma gücü” ifadesi, turistik tüketimin kişisel gelirlerin kullanılması ile ilgili olduğu özelliğini göstermektedir. Bu özellik, turiste daima tüketici gözü ile bakılmasının nedenini teşkil etmektedir.

 

            4) Turistik tüketim, kişisel gelirden bu amaca yönelik bir pay ayırmak ve ayrılan pay ile satın almayı gerçekleştirmekle mümkün olacaktır. Bu nedeniyle, turistik tüketim lüks ve kültürel özellikteki hizmet ve mallara olan taleple rekabet halindedir. Bu durum; turistik tüketim yerine, diğer tüketim mallarının ikame edilebileceğini göstermektedir.

 

            - Seyahate katılma amacının farklılık arz etmesi, zaman bakımından da farklılıklar ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle, turistik tüketim mevsimlik bir karakter arz etmektedir.

 

            - Turistik tüketimde; ikame imkanlarının geniş olması, turistik tüketim tercihlerine ekonomik, politik ve sosyal faktörlerin etki etmesi, turizm talebine esnek bir özellik vermektedir. Diğer bir ifade ile talebin değişik faktörlere ve satın almada önemli bir belirleyici olan fiyata karşı duyarlılığı 1’den büyüktür.

 

            Yukarıda turistik talebin fiyat esnekliğinin 1’den büyük olduğundan bahsederken; gözden kaçırılmaması gereken, esneklik katsayısının işaretinin eksi değer alacak olmasıdır. Çünkü, normal bir talep eğrisi, fiyat ile talep miktarı arasındaki negatif yönlü bir ilişkiyi ifade etmektedir.

 

            Yukarıda açıkladığımız duruma  ilişkin bir istisnadan bahsedecek olursak; turistik talep eğrisinin pozitif eğimli ve sonuç olarak da esneklik katsayısının pozitif işaretli olduğunu görürüz. Gösteriş amacıyla yapılan tüketim olarak adlandırılan ve Amerikalı iktisatçı Thorstein Veblen tarafından ortaya atılan bu teoriye göre; insanlar kendileri için daha değerli olan ve daha yararlı olabilecek eşyalardan çok, toplumun ya da başkalarının önem verdiği eşyalarla ilgilenirler ve bu üst tabaka statüsünün sembolü olarak algılanır. Bu bakımdan gösteriş amacıyla tüketimin hedefi gerçek bir ihtiyacın karşılanmasından çok, başkalarını etkilemektir. Böyle olunca da, gösteriş amacıyla tüketim fonksiyonu, bazı durumlarda “tersine elastik” olabilmektedir. Örneğin, fiyatı artan bir turizm ürününün talebinin azalması umulurken, tam aksine talebi artabilmektedir (Erdoğan, 1996: 396).

            Veblen etkisi, özel bir turistik talep eğrisinin doğmasına neden olur. Normalde tüm mal ve hizmetlerde olduğu gibi; malın fiyatı ile talebi arasında ters yönlü bir ilişki olduğu için, talep eğrisi negatif eğimli (sol baştan sağ aşağıya doğru) olur. Bu durum, normal turistik mal ve hizmetler için de geçerlidir. Ancak, Veblen etkisinin geçerli olduğu turistik mal ve hizmetlerde Şekil-2’de görüldüğü gibi aksi bir durumla karşılaşılmaktadır. of1, fiyat düzeyinde om1, miktarı kadar mal-hizmet satın alacaktır. Şimdi fiyatın of2 düzeyine yükseldiğini varsayalım T1 talep eğrisine göre, satın alınan miktar, om2’ye inecek m1-m2 miktarı kadar azalacaktır. Fakat öyle olmamakta, alıcılar fiyatları artan mala yeni bir önem atfederek, alımlarını om3 miktarına çıkarmaktadırlar. Eğer yeni fiyatın sunulan hizmetin kalitesini iyileştirmenin bir parçası olduğu algılanırsa ya da öyle kabul edilirse, o zaman Veblen etkisi nedeniyle talep eğrisi yer değiştirerek  T2 konumunu alacaktır. Bu noktada, fiyattaki bir azalma, alınan miktarda ancak küçük bir artışa

 

 

 

yol açacak ve talep eğrisi hafifçe sağa kayacaktır. Fakat fiyatlardaki büyük bir artış, Örneğin fiyatın of3 düzeyine çıkması eğrinin tekrar topyekün sağa doğru yer değiştirmesine neden olacaktır. Bu durumda, normal olarak talebin om4 düzeyine inmesi yerine om5 miktarına yükseldiği görülür (Erdoğan, 1996:396-397).

 

            Veblen etkisi, çok pahalı tatil yörelerinde, otellerde ve özel çekiciliği olan yerlerde işlerlik kazanır. Eğer bir turist için komşularını etkilemek, onları hayran bırakmak önemli ise, o zaman üç haftalık tatil için ayırdığı parasını, pahalı ve ünlü bir yerde yaptığı dört günlük tatil için harcayabilir. Bu durumdaki insan için zaman kısıtı söz konusu değildir. Fakat bütçe olanakları, onun pahalı ve popüler bir yerde daha fazla tatil yapmasını engelleyen bir kısıtlayıcıdır.

 

            Modern pazarlama anlayışına göre; günümüzde artık turistin tatmin edilmesi önde geldiğinden, potansiyel ve mevcut turistlerin çeşitli yönlerden turizm faaliyetine katılmalarındaki beklentilerinin, arzu ve ihtiyaçlarının neler olabilecekleri, buna karşılık turistin yöredeki arz potansiyelinin bunları ne ölçüde karşılayabileceği araştırılmalıdır. Günümüzde turist; sadece yeme-içme ve konaklama gibi temel hizmetler talebiyle yetinmemekte, tatilini geçirdiği yerde tenis kordu gibi sportif tesisler, duş, yüzme havuzu, değişik türden eğlence üniteleri gibi ilave faydalar sağlayacağı hizmetleri de talep edebilmektedir.

 

            Turizmde arz kavramını, bir dizi tabii ve insan yapısı, cazibe unsurları ile turiste doğrudan ya da dolaylı sunulan mal ve hizmetlerin tümü olarak ifade edebiliriz.

 

            Konuyu teknik bir yaklaşımla ele alacak olursak, turizm arzını başlıca iki ana grupta incelememiz gerekecektir. İlk olarak ifade etmeliyiz ki, bir ülkenin turizm arzının önemli kısmını oluşturan deniz, göl, tabiat güzellikleri gibi tabii kaynakların ve harabeler, anıtlar gibi tarihi değerlerin arttırılması ya son derece zor, ya da mümkün değildir (Dinçer, 1993: 20-21).

 

            Yukarıda bahsettiğimiz bu durum, Şekil-3 (a)’da görüldüğü gibi turizm arzına inelastik bir özellik vermektedir. İkinci olarak, turistik mal ve hizmet üreten işletmeler ele alındığında, bu tür kuruluşların sabit sermayelerinin, toplam sermayedeki payının yüksek olduğu ve genellikle de %80-90 arasında bulunduğu anlaşılmaktadır (Dinçer, 1993: 20).

 

 

Kaynak : Dinçer, M.Zekai, Turizm Ekonomisi ve Türkiye Ekonomisinde Turizm,           1993, s.21.

 

            Bu payın mal ve hizmet ünitelerine dağıtımı, doluluk oranına bağlı kalmaktadır. Değindiğimiz nedenler, turizm işletmelerinde hizmet arzının istenildiği an azaltılamamasına ya da arttırılamamasına neden olmaktadır. Dolayısıyla da bilhassa kısa dönemde, fiyat değişmeleri karşısında turizm arzının esnekliği Şekil-3 (b)’de görüldüğü gibi 1’den küçük olacaktır.

 

            Yukarıda açıkladığımız hususların yanı sıra turizm arzının özelliklerini kısaca sıralayacak olursak (Erdoğan, 1996:359-361) :

 

            - Talebin çok duyarlı ve mevsimsel olmasına karşılık, turistik ürünün otomasyon ve stoklamaya uygun olmayışı, turizm arzını oluşturan mal ve hizmetlerin, çoğu zaman üretildiği zaman ve yerlerde tüketilmesini gerektirmektedir. Satılamayan turistik mal ve hizmetler, maliyetleri arttıracağından arzı olumsuz yönde etkiler. Bu durumda kaynak israfı da artar.

 

            - İkame imkanlarının fazla olması turizm arzında, satıcının riskleri dağıtmasını zorlaştırır. Riskin belli bir yerde toplanması ve yüksek olması, turistik ürün arzının çekiciliğini azaltır.

 

            - Turizm arzı, elastik olmayan bir yapıya sahiptir. Çoğu zaman fiyat değişmeleri karşısında duyarsız kalır ve zayıf bir tepki gösterir. Çünkü turizm arzının temelini oluşturan doğal kaynakların arttırılması, bir yerden başka bir yere taşınması hemen hemen olanaksızdır.

 

            - Turizm arzının önemli bir özelliği de, onun yapısal karakterinden kaynaklanmaktadır. Diğer sektörler için teknik gelişmeler, üretimin yapısını değiştirmekte ve çoğu zaman maliyetleri düşürmektedir. Ancak, turizm sektöründe insan gücü ve becerisinin yerine makinelerin kullanılması çok sınırlı alanlarda mümkün olabilmektedir. Bu nedenle, diğer sektörlerde teknolojik gelişmelerin sağladığı verimlilik artışı ve maliyet azalışının arzı arttırması, turizm sektöründe, maliyetleri azaltmamış, ancak bilgi alma, yer ayırtma, pasaport, vize, muhasebe kayıtları gibi işlemlerin daha hızlı, daha doğru ve bağımsız yapılmasına yardımcı olmuştur.

 

            Turizm arz ve talebi fiziksel ve tinsel birçok unsuru içerirler. Yönetici ve planlamacıların, bunların her birinin muhtemel uygunluklarını araştırması ve sağlaması mümkün değildir. Özellikle fiziksel varlığı olmayan konukseverlik kaynakları gibi arz faktörlerinin, yüzyılların birikimi olduğu gerçeği düşünüldüğünde, turizm piyasasında talebe uygun gelen bir arzı ve dolayısıyla arz-talep dengesini sağlamanın; ne denli zor, hatta imkansız olduğu görülür.

 

 

3.5.1. Turizmde Talebi Belirleyen Faktörler

 

            Belirli bir turizm ürünü için talebin doğması ve gelişmesi pek çok etmene bağlı olmakla birlikte,  bunları ekonomik ve ekonomik olmayanlar şeklinde ikili bir ayırıma tabi tutmak mümkündür. Ekonomik faktörlerin talep üzerinde güçlü bir etkisi olmasına karşılık, uzun vadede ekonomik olmayan faktörlerin talebe egemen olduğu görülür.

 

            Diğer mal ve hizmetlere olan talep, çoğunlukla belirli ve potansiyel tüketici kitlelerin ortak ihtiyaçlarından doğduğu halde; turizm talebinin bireysel ve psikolojik bir karakteri vardır. Turizm ürünlerine duyulan ihtiyaç, bireylerin her birinin sayısız psikolojik davranışlarından doğar. Örneğin bir kısım turistler aynı yeri oranın doğal güzellikleri, bazıları tarihi kalıntıları, diğer bazıları halkının konukseverliği, dinlenip eğlenmek, merak güdüsüyle, gösteriş amacıyla vb. Ziyaret edebilirler. Görüldüğü gibi, turizm faaliyetinde aynı turizm ürününü, farklı ihtiyaçlarını karşılamak için farklı amaçlar peşinde koşan tüketiciler satın alabilmektedir.

 

            Turizm sektöründe, talep yaratması bakımından üç farklı tüketici grubundan söz edilebilir. Birincisi, klasik tanımına uygun olarak seyahat ve tatil yapanlar olup bunlar, turizm ürününün gerçek alıcılarıdır ve efektif talebi oluştururlar. İkincisi; potansiyel tüketiciler olup, bu gruba girenler, henüz turizme katılma fırsatı yakalayamamış, ancak gelecekte turizme talep yaratması olası insanları ifade eder. Üçüncü Dünya Ülkeleri ile gelişmekte olan ülkelerin insanları, 21. Yüzyıl uluslararası turizm piyasası için dev bir potansiyel talep oluşturmaktadır. Örneğin; her on Çinliden sadece bir tanesi turizm faaliyetine katılabilirse, uluslararası turizm piyasasında bir anda eşine rastlanmamış genişlikte bir talep patlaması ve turist akını gerçekleşebilir.

 

            Üçüncü tüketici grubunu, marjinal turistler oluşturur. Bunlar her bakımdan seyahat ve tatil yapabilecek güce sahip oldukları halde bunu alışkanlık haline getirmemiş kimselerdir. Turizm talebi açısından sektöre her zaman müşteri olabilecek marjinal turistler üzerinde, uluslararası ve yerel düzeyde rekabet çok fazladır.

 

            Turizm talebini belirleyen faktörler, çok çeşitlidirler. Bunlar içinde en önemli olanları sosyal ve ekonomik olanlarıdır. Dünyada dış turizm talebinin gelişmesi, bazı ekonomik, sosyal ve fiziksel faktörlerin etkisine bağlıdır. Bu faktörler, toplumların bulundukları sosyal ve ekonomik yapıya göre farklılık göstermekte ve zaman içinde değişmektedir.

 

            Turistik mal ve hizmetlere yapılan harcamalar, kişi başına harcanabilir gelirin bir fonksiyonu olmaktadır. Belirli bir gelir seviyesine ulaşan ülkelerde kişi başına turizm harcamaları, kişi başına harcanabilir gelir artışının üstünde olmaktadır.

 

            Günümüzde dünya genelinde artan refah ve çalışanlara sağlanan ücretli izin hakkının yaygınlaştırılması, geniş kitlelerin turizm sektöründe talep yaratmasına neden olmuştur.

 

 

3.5.1.1. Milli Gelir

 

            Turizm talebini etkileyen ilk ekonomik faktör, ülkenin milli gelir düzeyidir. Genellikle milli geliri yüksek olan ülkeler zengin ve müreffeh, milli geliri düşük olan ülkeler ise fakir ve gelişmemiş ülkelerdir. Böylece; ekonomik refahın ölçüsü milli gelir olduğuna, refah ile turizm talebi arasında da bir bağlantı bulunduğuna göre, turizm talebi milli gelirin hacmine bağlı olmaktadır. Konu, bu açıdan dikkate alındığı takdirde, azgelişmiş ülkelerde turizm talebinin düşük, gelişmiş ülkelerde ise yüksek olduğu sonucuna varılır (Olalı, 1986: 134).

 

            Turistik ürünlere duyulan ilginin istek olmaktan çıkıp, ekonomik anlamda “talep” haline gelmesi için, kişilerin belli bir gelir düzeyine sahip olmaları gerekir. Bu, farklı sosyal sınıflarda bulunan insanların turizme katılmalarına olanak sağlayan minimum bir gelir düzeyini ifade eder. Bu anlamda turizm talebi, gelirin bir fonksiyonu olmaktadır.

 

            Dış turizm harcamalarının, milli gelirin fonksiyonu olması yanında, ülkelerin nüfus başına seyahat etme oranının da kişi başına gelirin fonksiyonu olduğu ve gelişmenin genelde aynı yönde gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Nitekim, kişi başına düşen gelirin belirli bir düzeyin altında kaldığı ülkelerde görülen düşük gelir seviyesi, kişinin turizm için harcama yapma imkanlarını ortadan kaldırmaktadır.

 

            Toplumsal refahın bir göstergesi olarak ele alındığında, milli gelirin turizm talebini etkileyeceğini ifade etmek yanlış olmayacaktır. Milli gelir arttıkça, dış seyahat harcamalarının daha hızlı geliştiği gözlenmektedir. Özellikle uluslararası turizm hareketlerinin %80’den fazlasının milli gelir düzeyi yüksek sanayileşmiş ülkelerden kaynaklandığını, buna karşılık öteki %20’lik kısmın ise gelişmekte olan ülkelerin yüksek gelire sahip gruplarından oluştuğu dikkate alındığında, ülkenin genel ekonomik refahının önemi anlaşılacaktır (Dinçer, 1993: 45).

 

            Gelir dağılımı da turizm talebini etkileyen önemli bir faktördür. Bir ülkenin milli geliri, toplumdaki bireyler arasında ne kadar adil dağılırsa, o ülkede tüketim eğilimi artacaktır ve daha çok turizm hizmeti tüketme olanağı bulunacaktır.

           

            Turizm talebini etkileyen ekonomik yaklaşımların bir diğeri, kişinin kullanılabilir geliridir. Kuşkusuz gelir artışı ve gelirin daha adil biçimde dağılışı ile beraber, kullanılabilir gelir de artar. Doğal olarak tüketiciler, kullanılabilir gelirlerin bir kısmını normal yaşantıları için zorunlu olan ihtiyaçlara ayırırlar. Örneğin gıda, yiyecek, içecek, ev kirası, giyim, ısınma vb. gibi harcamalar, insanların yaşamlarını devam ettirmek için zorunlu olarak yaptıkları harcamalardır. Kullanılabilir gelirin artan kısmı ise eğlence, seyahat gibi zorunlu olmayan ihtiyaçların giderilmesi için kullanılır.

 

            Dünya genelinde, kişisel tüketim harcamaları içinde gıda, giyim, ısınma, barınma ve aydınlatma harcamalarının kullanılabilir gelire oranının düşük olduğu ülkelerde, dış seyahate çıkanların sayısı artmakta, doğal olarak da seyahat sıklığı ve süresi yükselmektedir. Buna karşılık, Sri Lanka, Filipinler, Tayland, Gana gibi ülkelerde;  kullanılabilir gelirlerinin çok büyük oranını zorunlu ihtiyaçlara harcayan ülkelerde, dış seyahate çıkmak, geniş halk kitleleri için pek mümkün olmamakta, seyahat sıklığı ve süresi de buna paralel olarak genellikle %1’in altındaki rakamlarla ifade edilmektedir. Bu durum, doğal olarak turizm sektörü için yaratılacak talebin olumsuz yönde etkilenmesine neden olmaktadır (Dinçer, 1993: 46).

 

 

 

 

 

 

 

3.5.1.2. Fiyatlar

 

            Bütün mal ve hizmetlerde olduğu gibi turizm sektöründe de fiyatların düşmesi, turizm talebini arttırmaktadır. Fiyatların yükselmesi ise turizm talebini azaltacaktır.

 

            Bununla beraber fiyat değişmeleri karşısında, turizm talebinin duyarlı olmadığı bazı durumlar vardır. Bu durumların başlıcaları aşağıdaki gibi sıralanabilir (Olalı, 1986: 138-140) :

           

            - Alışkanlıklar; insanlar genel olarak tatillerini belirli yörelerde ve işletmelerde geçirme eğilimindedirler. Tatilini geçirdiği yeri ve işletmeyi değiştirmek istemezler. Bu tip kişiler için turizm talebi açısından fiyat öncelikli olmayabilir. Ayrıca bazı bölgelerin ve turizm işletmelerinin tatil bakımından üstünlüğü nedeni ile insanlar, o bölgedeki işletmelere daha yüksek fiyat ödemeyi makul görürler.

 

            -  Veblen etkisi; kimi kişiler, önceki kısımda da açıkladığımız gibi, yüksek kaliteli turistik mal ve hizmeti talep etmeyi hayatlarına prestij kazandıran bir unsur olarak kabul ederler. Bu düşüncedeki insanlar için, talep açısından fiyat etkeni önemini kaybetmiş olmaktadır.

 

            - Bilgi yetersizliği; turizm sektörüne talep yaratan tüketiciler (turistler), kendisine sunulan turistik mal ve hizmetlerin fiyatları arasında karşılaştırma yapacak kadar bilgiye sahip bulunmuyorsa, turistik mal ve hizmetleri sadece eş-dost tavsiyesi üzerine tercih etmişse, ya da moda ve reklamın aşırı etkisiyle turistik mal ve hizmetler arasında tercihte bulunmuşsa, fiyatın turizm talebine etkisi önemli ölçüde azalır.

 

            Turistik mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki değişmeler iki etkiye bağlıdır. Birinci etki, gelir etkisidir. Turizm hizmetinin fiyatının artışı, tüketicinin Satın alma gücünde bir azalışa neden olur. Tüketicinin geliri değişmişse bile reel anlamda azalmış olur. Dolayısıyla talep de bu etki nedeni ile sınırlanmış olur.

 

            İkinci etki, ikame etkisidir. Tüketici, hizmetin fiyatı artınca artık göreli olarak ucuza gelen diğer mallarla onu ikame etmeye çalışır, dolayısıyla talebi gene sınırlanmış olur. Turizm ürününün fiyatındaki değişme, onun dayanıksız tüketim malı olması nedeniyle meydana gelir. İkame edilebilir olması nedeniyle de ikame etkisi sonucu, talebini kuvvetli şekilde etkileyecektir.

 

            Turizm talebini etkileyen fiyatların değişmesinde, o ülkenin parasının dış değerinin değişmesi de yer almaktadır. Örneğin, bir ülkenin parasında yapılan devalüasyon, yabancı turiste sunulan hizmetin ucuzlaması demektir. Ancak, turiste sunulan hizmetler içinde ithal malların miktarı fazla ise devalüasyon turist yönünden çekiciliğini kaybedecektir. Turist çeken ülke yanında, turist gönderen ülkede de yapılan para değerini ayarlama işlemleri dış turizm talebini etkilemektedir.

 

 

3.5.1.3. Ulaştırma

 

            Turizm talebini etkileyen faktörlerden biri de ulaşımdır. Ulaşım için ödenecek tutar yüksekse talep azalacaktır. Ulaşımda fiyatların yüksek olmasına neden olacak unsurlardan biri gidilecek mesafenin uzaklığıdır. Bunun için gidilecek mesafenin kısaltılması turizm talebini olumlu yönde etkileyecektir. İyi düzenlenmiş bir ulaşım ağı, fiyatları istikrarlı kılacak ve turizm talebini arttıracaktır (McIntosh ve Gupta, 1980: 82).

 

            Ulaştırma sektörünün gelişmesi sonucu hızlı ve yüksek kapasiteli ulaşıma olanak veren ulaşım araçlarının kullanılması, zamanı ve mali gücü sınırlı olan insanların da turizm faaliyetine katılmasını sağlamıştır. Böylece ulaştırma sektörü geliştikçe, turizm talebi artmakta ve orta sınıfı temsil eden halk seyahat etme imkanı yakalamaktadır.

 

 

3.5.1.4. Şehirleşme

 

            Şehirleşme, turizm talebini dolaylı ve dolaysız olarak etkilemektedir. Şehirde yaşayan kişiler, şehrin monoton ve sıkıcı yaşantısından, çalışma ortamından geçici olarak uzaklaşmak istemektedirler. Şehirleşme ile turizm talebi arasında doğru orantılı bir ilişki bulunmaktadır.

 

            Şehirde yaşayan kişilerin durumu da turizm talebine etkide bulunmaktadır. Örneğin, bekar ya da evli olması, çocuklu ya da çocuksuz olması, eğitim durumu vb. Turizm talebini etkilemektedir.

 

            Şehirlerde yaşayanların pek çoğu sanayi, ticaret gibi alanlarda çalışmaktadırlar. Sağlanan tatil hakkı ve sosyal güvenlik olanakları sonucu, bu fertler şehrin sıkışık ve monoton sıkıcı yaşamından kurtulup, dinlenmek ve tatil yapmak haklarına sahip olurlar.

 

            Diğer taraftan şehirler büyüdükçe fertler arasındaki bilgi alış-verişi çoğalır. Bu durum fertlerin ufuklarının genişlemesine ve seyahat isteğinin artmasına yol açmaktadır.

 

 

 

 

3.5.1.5. Diğer Faktörler

 

            Turizm talebine etki eden bu faktörlerden başka bir de politik, ekonomik faktörler vardır. Ayrıca reklam ve propaganda unsurları da turizm talebini etkilemektedir. Örneğin, iyi düzenlenmiş bir reklam ve propaganda sonucu bir yöreye turist çekilerek turizm talebi arttırılmış olur.

 

            Turizm talebini etkileyen bir diğer faktör de, sosyal faktörlerdir. Bunlar toplumdaki kişilerin hayat görüşü, kültür seviyesi, ailevi durumları gibi özellikler olmaktadır. Örneğin, bir kimsenin yabancı dil bilip bilmemesi, evli ya da bekar olması, çalıştığı işin özellikleri turizm talebini etkilemektedir.

 

 

3.5.2. Turizmde Arzı Belirleyen Faktörler

 

            Turizm arzı, bir ülke ya da yörenin belli koşullar altında, belli fiyatlardan ve belli bir zamanda ziyaretçilere satmak ya da onların istifadesi için hazır bulundurduğu turistik zenginliklerin bütünüdür. Bir yerin sahip olduğu turizm potansiyeli ile, turizm arzı farklı şeylerdir. Gidilen bir yer, çok zengin bir turizm arz potansiyeline sahip olabilir. Turizm potansiyeli gidilen bir yerin sahip olduğu turistik ana hammaddelerden oluşur. Turizm arzı ise sahip olunan turizm potansiyelinin belli koşullar, fiyatlar ve zamanda, doğrudan ziyaretçilerin yararlanılmasına sunulan kısmıdır. Bir yerin turizm potansiyeli, çok önemli istisnalar dışında, arttırılamadığı halde, turizm arzı zamana ve koşullara bağlı olarak arttırılabilir. Bu bakımdan turizm arzı, turistik potansiyelin piyasaya sürülmüş bir parçası olarak ziyaretçilerin çağdaş gereksinimlerini karşılayabilen, fiyatların çoğunlukla ziyaretçilerin Satın alma güçlerine uygun olduğu varsayılan ekonomik, sosyal, kültürel, çevresel vb. değerler ve olanakların bütünüdür.

 

            Turizm arzını belirleyen faktörler dört ana başlık altında toplanabilir.   Bunlar :

 

            - Doğal kaynaklar,

            - Sosyal kaynaklar,

            - Psikolojik kaynaklar,

            - Ekonomik kaynaklar’dır.

 

           

3.5.2.1. Doğal Kaynaklar

 

            Doğal kaynak faktörlerinin seçkin bir bileşimi, bir ülke ya da yöre turizminin gelişmesine çevresel çekicilikler kazandırabilir. Bunları genel açıklamalarla formüle etmek çoğu zaman olanaksızdır. Talebi karşılamak için bir yerde çok yönlü kullanım olanakları geliştirilebilir. Örneğin, bir sahanın golf, binicilik, balık tutma, avlanma, kar kayağı, çim kayağı, sörf ve diğer su sporları, doğa çalışmaları ve resim yapma, fotoğraf çekme vb. farklı etkinlikler için kullanılması gibi. Doğal kaynakların kullanımı yılın her mevsimine ne kadar yaygınlaştırılırsa, muhtemelen ülkenin turizm arzı da o kadar çeşitlendirilmiş olur.

 

            Gidilen bir yerin doğal kaynaklarının turizm bakımından verimliliği, kullanılan emek ve yönetimin bir fonksiyonudur. Bu, girdilerin miktar ve oranlarını, çıktının ya da üretilen turizm ürününün kalite ve niceliğini belirleyecektir. Doğal kaynakların sahip oldukları özellikler, buraların kullanım yoğunluğundan etkilenirler. Ancak planlamanın uygunluğu, bilinçli kullanım, bakım, denetim ve estetik yönlerini geliştirme gibi sürekli çabalar, doğal turizm kaynaklarının bozulmadan oldukları gibi kalmalarını sağlar (McIntosh ve Gupta, 1980: 106).

 

            Sonuç olarak diyebiliriz ki doğal kaynaklar, turizmin en önemli arz unsurunu oluştururlar. Hiçbir emek ve katkı olmadan meydana gelmişlerdir. Her kesimin kendine özgü zenginlikleri vardır. Bunlar kendi özel talebini yaratmaktadırlar.

 

 

3.5.2.2. Sosyal Kaynaklar

 

            Sosyal kaynaklar, bir yörenin tarihi zenginlikleri ile sosyal görünüşünü oluştururlar. Turistlere kültür, gelenek ve görenek gibi manevi değerler sunarak, arzı belirleyen faktörler arasında yer alırlar.

 

            Sosyal kaynakları oluşturan etmenler arasında en önemlileri tarihi eser ve anıtlar ile müzelerdir. Bunların yanı sıra bir bölgenin arkeolojik ve sanatsal zenginlikleri de turizm arzını etkilemektedir.

 

 

3.5.2.3. Psikolojik Kaynaklar

 

            Çeşitli ülkelerde yaşayan insanlar arasındaki dini, tarihi, ailevi ve kültürel ilişkiler psikolojik kaynakları oluşturur. Bunlar, turizm arzında itici ve sürükleyici bir rol oynarlar. Bunların itici ya da sürükleyici olmasının o toplumun sosyal yapısıyla ilişkisi vardır. Örneğin, Batı toplumlarında turizm olayının kolayca benimsenmesi ve gelişmesi; yerleşik yaşama düzeni, belirli bir ücret karşılığı hizmet etme anlayışı, dışarıda yeme ve eğlenme alışkanlığı, kadının sosyal yaşama katılımı ve hizmet işletmelerinde çalışması gibi özelliklerin buralarda bulunması ile olmuştur diyebiliriz.

 

            Turizmin gelişmesinde modanın önemi de büyüktür. Moda, psikolojik bir kaynak oluşturarak turizmin canlanmasına ön ayak olur.

 

3.5.2.4. Ekonomik Kaynaklar

 

            Bir ülkedeki turizm sektörünün durumu, ekonomik kaynakları oluşturur. Turistlerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek nitelikte konaklama işletmeleri ve diğer tüm turistik tesislerin arz ettikleri hizmetler arzı belirleyen faktörlerden biri olan ekonomik kaynakları oluştururlar.

 

            Turizm, hizmet üreten bir sektördür. Bu alandaki başarı büyük ölçüde hizmetin kalitesine bağlıdır. Hizmetin kalitesi ise, konaklama işletmelerinin ve turistik tesislerin çalışma başarısına bağlıdır. Bir ekonomik kaynak olan bu işletmeler, nitelikli yönetici ve iş görenleriyle başarılarını arttıracaklardır. Arz edecekleri hizmetle, turistlerin ihtiyaçlarını karşılayacak ve turizm sektörünün gelişmesine katkıda bulunacaklardır.

 

            Ekonomik kaynakların; yani konaklama işletmeleri ve diğer tüm turistik tesislerin miktarı ne kadar fazla olursa, bunlar talebi karşılar ve turizm sektörünün ekonomik gücünün artmasına neden olurlar. Fakat, yalnızca ekonomik kaynakların miktarının yeterli olması bir anlam ifade etmez. Turizmin beklenen katkıları sağlayabilmesi ve ekonomik yapıda arzulanan işlevleri yerine getirebilmesi, büyük ölçüde akılcı bir biçimde kurulmuş, geliştirilmiş ve etkin çalışan ekonomik kaynakların tesis edilmesi ile mümkün olur.