İKİNCİ BÖLÜM

TURİZMİN DÜNYA’DAKİ GELİŞİMİ VE TÜRKİYE’NİN KONUMU

 

2.1. Dünya’da Turizmin Tarihsel Gelişimi

 

            Turizm olayını tam anlamıyla kavrayabilmek ve değerlendirebilmek için, turizmin geçmiş yüzyıllardaki durumunu ve tarihsel gelişimini bilmek gerekir. Bu gereklilik, turizm olayının bugününü anlayabilmek için olduğu kadar, geleceğe ilişkin tahminler yapabilmek açısından da önemlidir.

 

            Turizmle ilgili kavramların temelinde “seyahat” kavramının yattığını ilk bölümde açıklamıştık. Bu bakımdan turizmin  tarihçesinden söz ederken, insanlık tarihindeki, medeniyetlerin gelişmesinde rol oynayan büyük seyahatlerden söz etmemek mümkün değildir. Coğrafi keşiflerin temelinde de muhtemelen insanoğlunun seyahat etme merakı ve zevki yatmaktadır. Turizmin seyahatle çok yakın ilişkisi vardır. Turizmi, bu seyahatı mümkün kılan araçlardan ve turistlerin konaklamasına imkan veren tesislerden ayrı düşünmeye imkan yoktur. Savaşlar, fetih hareketleri, dinsel güçler insanların başka ülkelerle daha fazla ilgilenmelerine, çeşitli nedenlerle oturdukları yerlerden başka yerlere gitmelerine yol açmıştır.

 

            Turizm, günümüzdeki anlamını II. Dünya Savaşından sonra kazanmıştır. Ancak, tarih boyunca var olduğu kabul edilmektedir. İnsanın, en ilkel şartlarda bile çoğu zaman tehlikelerden kaçmak güdüsü ile uzun mesafeler kat edebildiğinin otaya çıkması, özellikle yer değiştirme hususunun, oldukça eski tarihlere uzandığının ispatı olarak alınmalıdır. Ayrıca, milattan önce 4000 yılında Sümerlerin yazıyı, parayı ve tekerleği ilk kez bulması ve buna bağlı olarak ticaretin gelişmesini sağlamaları seyahat çağının başlamasına neden olmuştur (Şahin, 1990 : 66-67).

 

            Dünya turizminin tarihi gelişimi dediğimiz zaman konuyu, tarihi bölümlere ayırmanın değişmez ölçüsü olan, “çağ” yaklaşımını ele almak gerekmektedir. Bizim burada amacımız, çağları tek tek ele alıp ayrıntılı bir şekilde incelemekten çok, genel bir takım bilgiler vererek turizmin tarihsel gelişimini ortaya koyup, daha çok günümüzdeki durumunu aydınlatmaya çalışmaktır.

 

            Turizm olgusunun başlangıcı; yazıyı, parayı ve tekerleği ilk bulan, ticareti başlatan ve ticari ilişkilerde parayı ilk kullanılan Sümerlere, yani MÖ. 4000 yılına kadar geriye götürülebilir. Fenikelilerin de büyük bir olasılıkla bugünkü anlamda ilk gezginler olduğu söylenebilir. Çoğunlukla ticaret amacıyla yola çıkan bu denizci insanlar, çok ve çeşitli yerler dolaşmışlardır. Benzer şekilde, Çin ve Hindistan’da da ilk kez geziler genellikle ticari amaçlı olmuştur.

 

            MÖ. 3000 yılında Mısır, ünlü piramitleri ve tapınakları nedeniyle gezginlerin yoğun ilgisini çeken bir ülke olmuştur. Eski Mısır’da ve Babil Krallığında gezginler için yolların güvenlik altına alındığı, konaklama ve dinlenme amacıyla evlerin ve bahçelerin inşa edildiği bilinmektedir. Kutsal kitaplarda bu dönemlerdeki tüccarlara, gezginlere ve kervanlara ilişkin çeşitli bilgiler bulunmaktadır.

 

            Eski Yunan’da MÖ. 700’lü yıllarda olimpiyat oyunlarının başlaması, dünya turizm tarihi içerisinde önemli bir olay olarak kabul edilir. Bu oyunlara katılmak ve izlemek amacıyla yapılan ilk seyahatler sportif turizmin başlangıcı sayılabilir. Anadolu’da Efes Demokratik Şehir Devleti’nin MÖ. 334 yılında kurulmasından başlayarak yoğun bir ilgi çektiği ve yalnızca tek bir mevsimde 700.000 kişi tarafından ziyaret edildiği bilinmektedir.

 

            İsa’nın yaşadığı dönemde Japonya ve Çin’de seyahatlerin büyük bir zevk ve inceliğe kavuşturulmuş olduğu bilinmekle beraber, genellikle zevk amacı ile ilk seyahatlerin Romalılar tarafından gerçekleştirildiği kabul edilir. Romalılar, bu çağlarda yollar üzerinde belirli aralıklarla kurulan dinlenme evlerinde atlarını değiştirerek günde ortalama 120-130 km. yol alabiliyorlardı.  Romalı gezginler, özellikle Yunanistan, Anadolu ve Doğu Akdeniz bölgelerine ilgi gösteriyorlar ve buralardaki tapınakları, anıtları ve uygarlık eserlerini görmeye gidiyorlardı. Sağlık veren kaplıca ve şifalı sular, olimpiyat oyunları, festival, panayır ve tiyatro gibi spor, eğlence, ticaret ve sanat etkinlikleri Romalıları çeken yer ve olaylar arasında başta geliyordu (McIntosh ve Gupta, 1980 : 4).

 

            V. Yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun çöküşü zevk amacıyla seyahatin de çöküşüne neden olmuştur. Yukarıda anlattığımız ilk çağların tersine, orta çağda, Avrupa’nın karanlık döneminde yalnızca maceracı insanlar seyahat edebilmişlerdir. Seyahatin zevkle herhangi bir ilgisi kalmamıştır. Bu dönemin en önemli seyahatleri Haçlı Seferleri içinde gerçekleştirilmiştir. Ortaçağın sonlarına doğru, çok sayıda dindar Hristiyan dinsel amaçlarla Avrupa’daki kutsal yerleri ve emanetleri görmek üzere dolaşmaya başlamışlardır. Seyahatler zevk veren niteliğe giderek yeniden kavuşmuştur. Ortaçağın bilinen ünlü gezginleri arasında Batı’da Marco Polo’nun, İslam dünyasında da İbn Batuta’nın isimlerini özellikle belirtmek gerekir (Barutçugil, 1986 : 15-16).

 

            Turizm sektörünün en önemli araçlarını oluşturan hizmet kuruluşlarından birisi olan konaklama tesislerinin (otel, motel, kamping vb.) İlk örneklerinden birisinin Avrupa’da doğduğu söylenmektedir. Ortaçağda Alp Dağlarını aşarak hacca gidenlerin konakladıkları tesislere, o zamanlar “Hospis” denirdi. Misafirhane anlamına gelen “Hospis” kelimesi zamanla “Hotel” kelimesi halini almıştır. Türkçe’ye okunuşuyla giren “Otel” sözcüğünün kökünde barınma, konaklama ve konuk etme anlamlarının yattığı söylenebilir (Sezgin, 1995 : 18).

 

            Yeni ve Yakın Çağ’daki turizmin izlediği tarihi seyire bakacak olursak; Ortaçağ’dan kalma tutucu, dinsel ve özellikle devlet yönetiminde hakim olan tek kişinin egemenliğine dayalı totaliter fikirler, “Yeniden Doğuş” anlamına gelen “Rönesans" hareketleri sonucu değişmeye başlamış, bu nedenle; bilimde, sanatta, dinsel inanışta ve yönetim şekillerinde yeni arayışlar ortaya çıkmıştır. Bunlara örnek verecek olursak, 1492 yılında İspanyol denizci Kristof Kolomb’un gemi ile uzun yolculuklardan sonra Amerika Kıtasına ulaşması aynı şekilde Portekizli denizci Macellan’ın 1519 yılında başlayan dünya seyahatidir. Bu seyahatler, bilinmeyen yörelerin bulunmasına yol açtığı gibi, insanların; görmek, tanımak, merak etmek nedeniyle yapmış oldukları yolculukların temelini oluşturan en önemli tarihi olaylardır.

 

            Coğrafi keşifler, dünya üzerinde yeni yerleşim alanlarının bulunması, insanların bu yeni bulunan topraklara göç etmeleri gibi hareketlere neden olmuştur. Yeni göçler, yeni kentlerin oluşmasına yardımcı olurken, bu kentlerde sürekli oturan insanların, diğer kentlere ticaret dışında da, örneğin, sanatsal, bilimsel ve politik nedenlerle de gidip gelmeye başlamaları sonucunu doğurmuştur. Böyle olunca, başka merkezlere gitmek isteyenlerin, gidecekleri yerler ile ilgili önceden bilgi alma ihtiyacı da belirmiş ve ilk kez 1672 yılında Fransa'da bir gezi rehberi düzenlenmiştir. Bu amaçla hazırlanan rehber, sadece Fransız'lar için değil, Fransa'ya başka ülkelerden gezi için gelenlere de yardımcı olmaya başlamıştır. En önemlisi, bu rehber ile birlikte artık "tur" sözcüğü, o dönemde, ilk kez, Paris merkez olmak üzere, başka yörelere de yolculuk anlamına gelmekteydi.

 

            "Tur" sözcüğü, ilk kez İngiltere'de kullanılmaya başlanmıştır. Ancak orada, sadece İngiltere'den Avrupa'ya yapılan yolculuklar için söylenmiştir. Hatta o kadar ki, İngiltere dışına gidenleri ülke içinde yolculuk edenlerden ayırmak için, dışarıya gidenlere turist denilmesi, "turist" sözcüğünün de ilk kez ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ortaya çıkan yeni yeni terimler de dünyanın artık turizme hazırlanmakta olduğunu göstermekteydi (Akat, 1997: 11-13).

 

            1789 yılında Fransa'daki ihtilalden sonra Yeniçağ kapanıp, Yakınçağ'a girilmiştir, İlk çağlarda başlayan ticari ve askeri amaçlı yolculuklar Yeniçağ'la birlikte turistik özellikler de kazanmış, ya da başka bir deyişle, insanlar artık gezmek amacıyla da yolculuk etmeye başlamışlardır. Yakınçağ'da ise daha özgür bir ortamın varlığı ve Endüstri Devrimi'nin gerçekleşmesi turizmin itici gücü olmuştur.

 

            1830'larda demiryolu taşımacılığının gelişmesi ve buhar gücü ile çalışan gemilerin hizmete girmesi, zevk amacıyla seyahatin geniş kitleler arasında yaygınlaşmasında önemli rol oynamıştır. Seyahatin ucuzlaması, düşük gelir gruplarının da turizm olayına katılmasına ve büyük bir seyahat talebinin doğmasına yol açmıştır (Mc Intosh ve Gupta, 1980:15).

 

            1841 yılında İngiltere'de Thomas Cook'un Leicester'den 12 mil uzaklıktaki Lougborough kentinde düzenlenen bir festivale 570 kişilik bir grubu götürmesi, ticari amaçla yapılan ve reklam yoluyla halka duyurulan ilk toplu tren seyahati olarak kabul edilir. Bunun doğal sonucu olarak da Thomas Cook, ilk turizm seyahat organizatorü olarak bilinir. 1840 yılında Londra'da ilk seyahat acentasını açan J. Cook'un firması hızla büyümüş ve günümüzün en büyük turizm şirketlerinden biri olmuştur (Mc Intosh ve Gupta, 1980:5).

 

            Amerika kıtasındaki ilk seyahatler ise, genellikle doğal kaynaklar bakımından zengin yeni yerleşim bölgeleri bulmak amacıyla Doğu'dan Batı'ya doğru at sırtında yapılan yolculuklardı. Bu seyahatler, daha sonraları yolların gelişmesiyle birlikte atlı arabalarla yapılmaya başlanmıştır. 1848'de Amerika'da başlangıçta posta taşımacılığı amacıyla kurulan "American Express Company", kitle turizminde önemli bir gelişme olarak kabul edilir. Dünyada ilk düzenli gemi işletmeciliğinin, 1838'de Newyork'tan İngiltere'ye 68 yolcu ile sefer yapan "Great Western" ile başladığı kabul edilir. Bundan dört yıl sonra ünlü "Cunard" gemicilik işletmesi kurulmuştur. Bu yıllardan başlayarak turistik amaçlı gemi ile seyahat büyük ilgi görmüş ve bu ilgi I. ve II. Dünya Savaşları yıllarındaki duraksamalarla 1950'lere kadar sürmüştür (Barutçugil, 1986:17).

 

            Günümüzde turizm, büyük bir sektör halini almış, bireylerin, kuruluşların, beldelerin ve hatta ülkelerin geçim kaynağı şekline dönüşmüştür. Sadece turizmden elde ettikleri gelirlerle geçinen çok sayıda insan vardır. Bir başka deyişle, artık eski geçim kaynaklarını ve uğraşlarını bırakarak, daha kazançlı olması nedeniyle, turizmle ilgili işlerle uğraşan insan ve topluluk sayısı giderek artmaktadır.

 

            İçinde bulunduğumuz 20. yüzyılda, turizm açısından büyük önem taşıyan bir olay 1920'lerde otomobil çağının başlamasıdır. Bu olay insanların hareketliliğini önemli ölçüde arttırmıştır. Turizm amacıyla yapılan seyahatlerde otomobilden yararlanma, tüm beklentilerin ötesinde bir gelişme göstermiştir.

 

            Denizyolu ve demiryolu önemini, özellikle uzak mesafeler arasındaki seyahatlerde bir süre daha olsun koruyabilmiştir. 20. yüzyılın başlarında en büyük ilgiyi toplayan seyahatler, Avrupa ve Amerika arasında büyük transatlantiklerle yapılan seyahatler olmuştur. Yine bu dönemde Paris-Venedik-İstanbul arasında "Orient Express" ile yolculuk; çoğunlukla zenginlerin ve aristokratların ilgi gösterdiği bir seyahat olmuştur.

 

            Yirminci yüzyılda yaşanan iki dünya savaşı, bir taraftan ekonomik ve sosyal refahı, seyahat özgürlüğünü ve güvenliğini azaltarak turizmi olumsuz yönde etkilerken diğer taraftan da ulaştırma araçlarında ve özellikle havacılık teknolojisinde önemli ilerlemeler yaratarak seyahatleri geliştirici yönde etkiler doğurmuştur.

 

            Günümüz turizm olayının değişen ve gelişen diğer iki önemli boyutu da konaklama işletmeleri ve tur organizatörleri olmaktadır. Bu yüzyılın başlarında çoğunlukla zengin ve aristokrat kişilerin zevklerine ve taleplerine uygun olan oteller, günümüzde kitle turizminin koşullarına uygun, büyük kapasiteli ve standart hizmet sunan konaklama işletmelerine dönüşmüşlerdir. Tur organizatörlerinin gruplar için düzenlediği "paket turlar" ise günümüzde turizm olayının tipik bir yönüdür. Kişiler tek olarak yapabileceklerinden çok daha ucuza tüm ayrıntıları önceden belirlenmiş grup seyahatlerine giderek artan bir ilgi göstermekte ve bunun sonucu olarak da bu hizmeti sunan işletmeler hızla gelişmektedir (Barutçugil, 1986:13-14).

 

            Günümüzde turizm, ekonomik ve sosyal alanlardaki köklü değişimlere paralel olarak önemli gelişmeler göstermektedir. Turizm kapsamı ve etkileri giderek artan bir sosyo-ekonomik olaya dönüşmektedir. Modern turizm, artık geleneksel sayılabilecek bir görüş ile bir "kitle olayı" olarak nitelendirilmekten çok bir "uluslar göçü" olarak nitelendirilmeye uygun bir aşamaya ulaşmıştır. 20. yüzyılın ikinci yarısında büyük bir genişliğe ve önemli yapısal değişikliklere uğrayan turizm olayının gelecekte de bu gelişme hızını daha da arttırarak sürdüreceği söylenebilir.

 

2.2. Türklerde Turizm Geleneğinin Kökleri

 

            Türkler, tarihin çok eski çağlarından beri turizmle uğraşmışlar, bu konuda örnek yapıtlar yapmışlardır. Örneğin, bugün motel olarak isimlendirilen konaklama işletmelerinin, eskiden Türkler tarafından da kullanıldığı bilinmektedir. Eski kervansaraylar, bugünkü motellere benzemektedir. Modern turizmin temeli olan otel, motel gibi konaklama tesisleri, daha basit şekillerde eski Türkler tarafından ortaya konmuştur. Eski Türk han ve kervansarayları hakkında bilgi verilmesindeki temel amaç, Türklerin dünya turizmine olan katkılarını anlatmaktır (Sezgin, 1995:22).

 

            Asya ile Avrupa arasında bir köprü durumunda olan Anadolu'nun coğrafi yapısı, eski tarihlerde bu yöre halkını, nakliyeci ve tüccar bir millet haline getirmiştir. Çin'den ve Hindistan'dan başlayarak, Avrupa'nın içlerine kadar uzanan ünlü ticaret yolları (İpek Yolu gibi) Anadolu'dan geçerdi. Bu çağlarda Asya ile Avrupa arasındaki kara taşımacılığı ve ticaret işlerini yürüten Türkler, zengin bir ekonomik varlığa sahip olmuşlardı. O tarihte kara taşımacılığı, kervanlarla (deve, at ve merkeplerden oluşan topluluk) yapılıyordu. Kervan yollarının kendine has özellikleri vardı. Bu eski ticaret yolları üzerinde kervanların korunması ve konaklaması (insanların ve hayvanların yemeleri-içmeleri ve yatmaları) amacıyla büyük hanlar yapılmıştı. Bu tür yerlere kervansaray denilmekteydi. Kervansaraylar baskın ve soygun tehlikesine karşı sağlam birer kale niteliğinde inşa edilmişti.

 

            Yukarıda kısaca kervansaraylardan bahsederken, kervansarayların motellerin ilk örneklerinden biri olduğunu belirtmiştik. Bunların ortak özellikleri, ikisinin de şehir dışında ve yollar üzerinde kurulmuş olmaları ve fazla konfora sahip olmamalarıdır.

 

            Orta Asya'da ise Türkler kervansaraylara benzer "Muyanlık" adı verilen konaklama yerlerine sahipti. Daha sonra Türkler, bu tesislere "Ribat" adını vermişlerdir. "Ribat" ın ise sonraları İran'da geliştiğini ve kervansaray adıyla Anadolu'da Selçuk ve Osmanlılarca en mükemmel bir düzeye ulaştırıldığını biliyoruz. Avrupalılar ise Muyanlık ve Ribat'ın işini yapan "Hotel" adlı ilk konaklama kurumunu 1850'lerde İngiltere'de hizmete sokabilmişlerdir (Özdemir, 1992:80).

 

            Hanlar da Türkler için önemli konaklama tesislerinden biridir. Bunlar genellikle şehir ve kasaba içinde bulanan konaklama tesislerindendir. Kervansaraylardan farkı; kervansaray genellikle bir vakıftır. Kazanç müessesesi değildir. Hanlar ise, kısmen böyle, kısmen de özel teşebbüs malıdırlar. Ticari kurumlar oldukları için bedeli ödenerek kalınabilir. Kervansarayların yatma odaları kapalı olmadığı için mahremiyeti yoktur. Bunun aksine hanlarda, aile için özel odalar bulunur.

 

            Eski han, kervansaray örneklerinde görüleceği gibi, otelcilik ve turizm Türkler'in çok eski devirlerde yaptıkları bir uğraş dalıdır. Atalarımız, tarihte bunun en güzel örneklerini vermiş ve otel, motel gibi konaklama tesislerini ve ayrıca seyahat sigorta sistemini günlük hayatlarında kullanmışlardır.

 

 

2.3. Türkiye Turizminin Diğer Ülkelerle Karşılaştırılması

 

            Uluslararası turist girişleri ve turizm gelirleri, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra, sürekli olarak bir artış eğilimi göstermiştir. Bu artışta, ülkelerin refah seviyelerinin yükselmesiyle turizme ayrılan kaynakların arttırılmasının yanı sıra, ülke halkları arasındaki yakınlaşmanın da önemli etkisi vardır.

 

 

            Genellikle, gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru olan uluslararası turizm hareketi akışından, Türkiye de 1983 yılından itibaren yeterli düzeyde olmasa da, belirli bir pay almaya başlamıştır. Söz konusu yıldan itibaren ülkemizde uluslararası turist girişleri ve gelirleri artışının iki temel nedeni; ülkede mevcut istikrarlı ortam ve turizmin öneminin anlaşılmasına paralel gerçekleştirilen çalışmalar olmuştur. Turizmin, dünyada ortaya çıkan siyasal ve ekonomik olumsuzluklardan en çabuk etkilenen sektörlerden birisi olduğu açıktır.

 

            Yüzyıllar boyunca seyahat ve seyahat harcamalarının yarattığı ekonomik etkinin tüketimle olan bağlantısını kuramayan iktisatçılar nedeniyle, turizm ve seyahatle ilgili tüm konular, güzel sanatlarla, edebiyat dalları içinde yer almıştır. 20. yüzyılla birlikte, iktisatçılar turizmin işlerliğini anlamışlar, tanımlarını vermeye çalışmışlar, diğer bilim dallarıyla ilişkilerini açıklamışlardır. 20. yüzyılın başından beri yapılan çalışmalarda, turist sayısı ve harcamalarının bir artış trendi gösterdiği gerçeğinden hareket eden WTO, iyimser bir görüşle günümüzden 2000 yılına kadar, uluslararası turizm hareketlerinde her yıl % 4 civarında bir artış olacağını tahmin etmektedir (Altan, 1997:19).

 

            Uluslararası turizm hareketlerinin, yılda ortalama olarak 1950-59 döneminde %11.7, 1960-69 arasında %8.3, 1970-79'da %6.1, ve 1980-1989 döneminde %3.9, oranında arttığını görmekteyiz (Tutar, 1990b:252). Diğer yandan 1990-1996 arası uluslararası turizm hareketlerinde ise %4'lük bir artış olduğunu görmekteyiz. Uluslararası turizm hareketlerinin bu seyrine rağmen, Türkiye'nin dış turizm geliri, milli gelir içinde %3 oranında bir pay almaktadır. Buna karşılık, Akdeniz ülkelerinde bu rakam ortalama % 4.5-5'tir. Bunun anlamı, Türkiye'de de aynı seviye yakalanırsa turizmden 4 milyar dolara yakın ilave gelir sağlanacak demektir (Altan, 1997:19).

 

            Orta sınıflar geliştikçe sürekli büyüyen turizm sektörüne dünyada "Mavi altın" denmektedir. 1996 yılında 592 milyon insan turistik seyahat yapmış bulunmaktadır. Bu rakamın, 2000 yılında 702 milyona, 2010'da bir milyara, 2020'de de bir milyar altıyüzmilyona çıkacağı tahmin ediliyor. Bu sürekli olarak her yıl %4 büyüme anlamına gelmektedir (WTO, Tourism 2020 Vision, 1996:3-4).

 

            Bu rakamlardaki büyüme sürekli yeni iş alanları yaratmaktadır. Turizm sektöründe 1996 itibariyle yaklaşık 255 milyon insan çalışmaktadır. Gelecek on yıl içinde 130 milyon yeni iş alanının açılması beklenmektedir. Bu da gösteriyor ki, turizm en çok istihdam yaratan sektördür. Türkiye'de ise 2 milyon civarında insan turizm sektöründe istihdam edilmektedir (Altan, 1997:19).

 

            Dünyadaki toplam uluslararası turizm gelirleri 1996 itibarîyle 425 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Turizm gelirlerinin Dünyadaki bölgesel dağılımında Avrupa ilk sırada yer almaktadır. Bu kıtayı sırasıyla Amerika, Doğu Asya ve Pasifik, Afrika, Orta Doğu ve Güney Asya izlemektedir (WTO, Tourism Highlights, 1996:1).

 

            Yukarıdaki verilerden de anlaşılacağı gibi turizm sürekli büyüyen, geniş istihdam olanakları sağlayan ve bazı ülkeler için ödemeler bilançosu açısından önemli bir kalem niteliği taşıyan büyük bir sektördür. Biz burda uluslararası turizmin boyutlarını bazı verilerle kısaca açıklamış bulunuyoruz. Sonraki bölümde, kıtalar itibarîyle önemli turizm ülkelerinin özelliklerini, dünya turizmi içerisindeki yerini Türkiye ile karşılaştırma yaparak açıklamaya çalışacağız. Aşağıda tüm ülkeler değil, turizm gelirleri ve turist varışları bakımından önemli olan ülkeler ele alınacaktır. Bu bilgiler verilmeden önce, dünya turizminin günümüzdeki bazı temel özellikleri de ana hatlarıyla şu şekilde belirlenebilir (Barutçugil, 1986:16-19) :

 

            a) Dünya turizmi, 1980'li yılların başında görülen bir duraklamadan sonra yeniden bir büyüme sürecine girmiştir. Zaman zaman yaşanan duraklamalara rağmen turizmin gelişme hızı, hemen her zaman dünya ticaret hacminden daha hızlı bir artış göstermiştir.

 

            b) Uluslararası turizm pazarına yeni ülkeler girmektedir. On-onbeş yıl kadar önce turizm pazarında adı geçmeyen bazı Ortadoğu ülkeleri ve Japonya, bugün turist gönderen ülkeler olarak büyük önem kazanmışlardır.

 

            c) Turist gönderen ülkeler arasında ilk on sırayı, gelişmiş ülkeler almaktadır.

 

            d) Avrupa turizmi, özellikle kısa mesafeli seyahatlerde ve komşu ülkelere yönelik olarak yoğunlaşırken ABD'de iç turizm büyük ağırlık taşımaktadır. Uzakdoğu, Latin Amerika ve Afrika ülkeleri açısından ise uzun mesafeli seyahatler yoğunluk kazanmaktadır.

 

            e) Gelişmiş Batı ülkelerinde, tüketim kalıpları değişmekte; lüks araba ve eşyalardan uzaklaşıldığı gibi, lüks turizm hareketlerine katılım da azalmaktadır. Kişiler yaşadıkları yere yakın ve sakin yerleşim bölgelerindeki ikinci evlerinde tatil geçirmeyi daha çok tercih etmektedirler.

 

            f) Dünya turizminin günümüzdeki bir diğer özelliği de, alışılmış turizm merkezlerinden uzaklaşma yönünde bir eğilim görülmesidir.

 

 

 

 

2.3.1. Avrupa Ülkeleri ile Karşılaştırma

 

            Türkiye'nin siyasi ve ekonomik alanda en fazla ilişkide bulunduğu ülkeler, Avrupa Kıtasında olduğu için; turizm açısından da önemli Avrupa ülkelerini incelemekte ve bunları Türkiye ile turizm gelirleri ve turist varışları açısından karşılaştırmakta fayda vardır. Burada Fransa, İspanya, İtalya, İngiltere, Avusturya, Almanya, İsviçre, Portekiz, Yunanistan, Hollanda, Belçika ve İrlanda gibi turizm açısından önemli olan ülkelere değinilecektir.

 

            İncelemede; ülkelerin sadece turist varışları ve turizm gelirleri açısından Türkiye ile karşılaştırması yapılacak ve ülkeler turizm potansiyeli yönünden kısaca tanıtılacaktır. Burada, yapacağımız karşılaştırmalar, ülkeler açısından toplu şekilde aşağıda Tablo-2 ve 3'te ayrıntılı şekilde gösterilmiştir.

 

            Ülkelerin turizm potansiyelini kısaca anlatmadan önce, Avrupa Kıtasının turizm profili hakkında bilgi vermek faydalı olacaktır. Avrupa Kıtasından uluslararası turizm hareketlerine katılanların %87'ye yakın kısmı Avrupa Kıtasındaki başka ülkelere turist olarak gitmektedir. Bu açıdan özellikle Güney ve Batı Avrupa cazibe alanları olarak ilgi görmektedir. Gelişmiş ülkelerin yoğun olarak bulunduğu Avrupa ve Kuzey Amerika'nın dışındaki bölgeler ise, turist gönderme yönünden pek önemli bir yer tutmamakta ve turizm gelirlerinden az bir pay almaktadırlar (İlkin ve Dinçer, 1991:11).

 

            Diğer yandan 1985-89 dönemine bakacak olursak; bu dönemde Avrupa Birliği ülkelerinin turist girişlerinin 138.2 milyon kişiden 158.6 milyon kişiye yükselmesine karşılık dünya turizmindeki turist girişleri payının %42.33'den %39.3'e düşmüş olduğunu görürüz. Bu AB ülkelerine gelen turist sayısındaki artış hızının, dünya turizmine katılan turistlerin artış hızından küçük olduğunu göstermektedir. Topluluk karar organları, bu durumu telafi etmek amacıyla 1990 yılını Avrupa turizm yılı ilan etmiş, özellikle Birlik ülkeleri arasında turizmi canlandırma çabalarına girmiştir (Tutar, 1990b:251-255).

 

 

TABLO 2 - AVRUPA ÜLKELERİNE YÖNELİK ULUSLARARASI

 TURİST VARIŞLARI (Günübirlikler hariç)

 

 

 

 

 

 

 

1996'da

Dünya genelindeki sırası

Turist varışları

 

dünya

 

 

 

 

( 000 )

95-96 arası

genelindeki

1985

1990

1996

Ülkeler

1996

% değişim

%payı

1

1

1

Fransa

61,500

2.3

10.4

2

3

3

İspanya

41,295

5.0

7.0

3

4

4

İtalya

32,853

5.8

5.5

6

7

5

İngiltere

26,025

8.4

4.4

11

5

8

Macaristan

20,670

-0.1

3.5

23

28

9

Polonya

19,420

1.1

3.3

5

6

11

Avusturya

17,090

-0.5

2.9

8

9

13

Almanya

15,205

2.4

2.6

10

11

16

İsviçre

11,097

-3.5

1.9

15

14

17

Portekiz

9,900

2.0

1.7

14

13

18

Yunanistan

8,987

-11.3

1.5

28

24

19

Türkiye

8,600

12.5

1.3

21

20

23

Hollanda

6,546

-0.4

1.1

17

22

24

Belçika

5,753

3.5

1.0

25

27

25

İrlanda

5,280

9.5

0.9

Kaynak : WTO, Tourism Market Trends (1986-1996), 1997, s.148.

 

 

            Fransa : Fransa, sadece Avrupa'nın değil dünyanın da en önemli turizm ülkelerinden biridir. Bunun nedenlerine bakacak olursak Fransa; Paris gibi çok önemli tarihi ve kültürel zenginliklere sahip bir başkente sahiptir. Diğer yandan halkın turizme verdiği değer çok üst seviyededir. Fransa, II. Dünya Savaşından sonra ağırlık verdiği turizm altyapı yatırımlarının meyvelerini şimdi almaktadır. Tablo-2'yi inceleyecek olursak, 1996 yılı itibariyle Fransa'yı 61,500  bin turist ziyarette bulunmuştur. Bu rakam, toplam uluslararası turist sayısının %10.4'ne denk gelmektedir. Diğer yandan 1995 yılına göre %2.3'lük bir artış kaydedilmiştir. Mutlak büyüklük fazla olduğu için, yıllar itibarîyle artış hızı düşük görülmektedir. Oysa Tablo'ya baktığımızda Fransa'nın 1985-1996 yılları arasında turist girişleri açısından sıralamada birinci olduğunu görürüz. Bu sıralamada; yukarıda söz ettiğimiz, Fransa'nın turizmle ilgili yatırımlarının ve sektöre verdiği önemin rolü büyüktür. Turist girişleri bakımından Türkiye ile karşılaştıracak olursak arada büyük bir uçurumun olduğunu görürüz. 1996 itibariyle Türkiye'ye 8.6 milyon turist girişi olmuştur. Bir önceki yıla göre değişim %12.5 olmuştur. Türkiye'nin dünya içindeki payı ise %1.3'tür. Bu rakamlar, Fransa ile Türkiye arasında turist girişleri açısından önemli bir farkın olduğunu ortaya koymaktadır. Oysa Fransa, bir Akdeniz ülkesi olduğu için deniz turizminde Türkiye'nin doğrudan rakiplerinden biridir.

 

            WTO'nun hazırladığı bir rapora göre, 2020 yılında turist sayısının dünya genelinde 1.6 milyar civarında olacağı tahmin edilmektedir. Dünya turizm pastasının parasal büyüklüğünün ise 2 trilyon dolar civarında olacağı beklenmektedir (WTO, Tourism 2020 Vision, 1996:3). Türkiye, 21. yüzyıla turizmde bir milyon yatak kapasitesi, yılda 25 milyon turist ve 15 milyar dolar gelir vizyonuyla girerken, dünya turizm sektörü 2020 yılında 2 trilyon dolarlık dev bir pastayı paylaşmak için kıyasıya rekabete konu olacaktır.

 

            Bu rapora göre; 2020 yılında Türkiye, turizm pastasından en çok pay alan ilk on ülke arasına giremeyecektir. Fransa ise 2020 yılında 93.3 milyon turist girişi ile ve %5.8 oranındaki gelir payıyla dünya genelinde üçüncü sırayı alması beklenmektedir (WTO, Tourism 2020 Vision, 1996:4).

 

            Tablo-3'teki verilere bakacak olursak, ulaşım hariç uluslararası turizm gelirlerini ABD doları cinsinden görürüz. Bu Tabloya göre, dünya genelinde 1985 yılında 4., 1990'da 2., 1996'da ise 3. sırada bulunmaktadır. Diğer yandan aynı yıllar itibarîyle Türkiye sırasıyla; 18., 21. ve 18. olarak yer almıştır. 1996 yılı itibariyle turizm gelirleri Fransa'da 28,241 milyon dolar Türkiye'de ise yaklaşık 6 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bir önceki yıla göre değişim sırasıyla; %2.6, %2.1 olmuş ve dünya içindeki payları ise Fransa'nın %6.6 Türkiye'nin ise %1.4 olmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TABLO-3 AVRUPA ÜLKELERİNİN ULUSLARARASI TURİZM

                KAZANÇLARI (Ulaşım hariç)

 

 

 

 

 

 

 

1996'da

Dünya genelindeki sırası

Kazançlar

 

dünya

 

 

 

 

(Milyon-ABD $)

95-96 arası

genelindeki

1985

1990

1996

Ülkeler

1996

% değişim

%payı

3

4

2

İspanya

28,428

10.6

6.7

4

2

3

Fransa

28,241

2.6

6.6

2

3

4

İtalya

27,349

-0.4

6.4

5

5

5

İngiltere

19,738

3.5

4.6

7

7

6

Almanya

15,815

-2.5

3.7

6

6

7

Avusturya

15,095

3.3

3.6

8

8

13

İsviçre

8,661

-7.5

2.0

77

65

15

Polonya

8,400

25.4

2.0

14

16

17

Hollanda

6,256

8.6

1.5

18

21

18

Türkiye

6,000

21.0

1.4

13

15

19

Belçika

5,893

3.0

1.4

24

19

25

Portekiz

4,260

-3.2

1.0

19

24

28

Yunanistan

3,660

-10.9

0.9

42

36

35

İrlanda

3,003

11.7

0.7

-

-

-

Macaristan

2,215

-

0.5

Kaynak : WTO, Tourism Market Trends (1986-1996), 1997, s.149.

 

 

            Bu rakamlar da gösteriyor ki, Türkiye ile Fransa arasında turist girişleri, turizm gelirleri, turizm sektörü alt ve üst yapısı açısından önemli bir fark bulunmaktadır. WTO'nun raporuna göre de önümüzdeki yıllarda bu fark, kapanacağa benzemiyor.

 

            İspanya : dünyanın en çok turizm geliri sağlayan ve en çok turist girişi olan ülkelerine baktığımız zaman İspanya'yı her zaman ilk beş içinde görüyoruz. WTO'nun hazırladığı raporlara baktığımız zaman, 2020 yılında dahi İspanya, ilk beş içindeki yerini koruyacak gibi görünüyor. WTO hazırladığı bu raporda, teknolojinin 2020 yılında gündelik yaşama damgasını vuracağını belirtmekte ve teknolojik soğukluk şokuna girecek insanların her zamankinden daha fazla "insani temas" arayışına gireceğini belirtmektedir. Turizminde, insanların bu "sıcak temas" ihtiyacını karşılayarak, 2020 yılına kadar turist sayısını yılda ortalama % 4.3, gelir oranını ise % 6.7 oranında artıracağı tahmin edilmektedir. Bu artışa rağmen turizm sektörünün gerçek potansiyelini yakalamaktan uzak kalacağı belirtilmiştir. Halen, dünya nüfusunun sadece % 3.5'i turistik seyahate çıkabilirken, artan refah ve ekonomik büyümeye rağmen, bu rakamın 2020 yılında % 7 gibi mütevazı bir oranda kalacağı tahmin edilmektedir. Diğer yandan, 2020 yılında İspanya, İtalya ve Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz Bölgesinin 332 milyon turist çekeceği sanılmaktadır (WTO, Tourism 2020 Vision, 1996 : 3-5; 25-26).

 

            İspanya, konum olarak bir Akdeniz ülkesidir. Bunun yanı sıra Fransa'dan, fazla farklılık göstermez. İber Yarımadasında turistlere hizmet verecek doğal güzelliklere sahiptir. Ayrıca bu ülkede turizm sektörünün alt ve üst yapısına büyük önem verilmektedir. İspanya bunların yanında tarihi eser olarak hem Avrupa hem de İslam kültürünün mirasına sahip olduğu için çok sayıda turistin ilgisini çekmektedir (Boniface ve Cooper, 1987 : 95-97).

 

            Tablo -2 ve 3'ü inceleyecek olursak İspanya'nın dünya turizmi içindeki yerini daha açıkça görmüş oluruz. 1996 yılı itibariyle Türkiye'ye 8.6 milyon turist gelmiş iken İspanya'ya 41,295 bin turist gelmiştir. 1985 yılında dünya sıralamasında 2., 1990'da 3., 1996'da ise yine 3. sırada bulunan İspanya'nın aksine Türkiye'nin sıralamadaki yeri daha aşağılardadır. Türkiye, dünya genelinde sırasıyla 28., 24. ve 19. sırada bulunmaktadır. Bir önceki yıla göre yüzde değişim ise İspanya'da % 5 gibi bir büyüme hızına denk gelmektedir. Uluslararası turist akımından İspanya % 7 gibi bir pay almaktadır.

 

            Uluslararası turizm gelirlerine bakacak olursak, 28,428 milyon dolar ile ABD'den sonra 2. sırada bulunmaktadır. Dünya genelindeki yüzde payı ise, % 6.7'dir. Bu rakamlar Türkiye'nin büyüklükleri ile kıyaslandığında çok büyük farkların ortaya çıktığını görürüz.

 

 

            İtalya : İtalya bir Akdeniz ülkesi olmasına rağmen, ülkede hem kültürel hem de iklim farklılıkları fazla olduğu için, sadece deniz turizmi değil, bir çok turizm çeşidine ev sahipliği yapmakta ve dünyada turizm sektöründeki ilk beş ülke arasında yer almaktadır. İleriki yıllarda da ilk on arasındaki yerini koruyacağı tahmin edilmektedir. İtalya 60'lara kadar önemli bir turizm ülkesi idi ve rakipsizdi. Daha sonra İspanya'nın piyasada rekabete girmesi ile turistlerin bazıları İspanya'ya gitmeye başlamıştır. İtalya'ya turistler, daha çok Avrupa ülkelerinden özellikle, Almanya'dan gelmektedir. Diğer yandan ABD ve Amerika Kıtasındaki diğer ülkelerden de turist gelmektedir.

 

            İtalya II. Dünya Savaşından bu yana uluslararası turizmden pay kapmak için gerek alt gerekse üst yapıya büyük önem vermiş, reklam kampanyaları ile de bunu desteklemiştir. Tablo -2 ve 3'e bakacak olursak bunu daha açık görürüz. İtalya, turist sayısı bakımından dünya sıralamasında 1985'de 3., 1990'da 4., 1996'da ise 32,853 bin turistle 4. sırada bulunmaktadır. 1985'e göre bir sıra geriye düşmesinin sebebi, artık günümüz turistinin geleneksel turizm bölgelerinden çok yeni yerlere yönelmeleri ve uluslararası turizm piyasasının aşırı rekabetten dolayı her gün yenilik yaratma zorunluluğunun bulunmasındandır. Buna karşılık İtalya, bir önceki yıla göre % 5.8 gibi bir artış sağlayarak Dünyadaki payını % 5.5'e çıkarmıştır.

 

            Tablo 3'e baktığımız zaman; İtalya'nın uluslararası turizm gelirleri bakımından önemli bir paya sahip olduğunu görürüz. 1985'de 2. sıradayken, 1996'da 27,349 milyon dolar turizm geliri ile dünya genelindeki sıralamada 4. duruma düşmüştür. Bu bir önceki yıla göre % 0.4'lük bir gerileme anlamına gelmektedir. İtalya'nın buna rağmen turizm gelirleri açısından Dünyadaki payı % 6.4 olmuştur. Bu rakamlar Türkiye'ye ait Tablo-2 ve 3'deki rakamlarla karşılaştırıldığı zaman büyük bir farkın ortaya çıktığını görürüz.

 

 

            İngiltere : İngiltere, uluslararası turizmde önemli yere sahip bir ülkedir. Doğal parkları, ormanları, tarihi binaları ve kendine özgü kültürel ve tarihi özellikleriyle çoğu insanın gezip-görmek istediği İngiltere, Türkiye'nin sunmuş olduğu turizm türlerinde uluslararası piyasalarda onun doğrudan rakibi değildir. Ancak İngiltere; alt, üst yapı ve ulaşım ağı ile bir çok turistin ilgisini çekmekte ve her yıl milyonlarca insan bu ülkeyi ziyaret etmektedir.

 

            Tablo-2'ye baktığımız zaman İngiltere'nin 1985'de 6., 1990'da 7., 1996'da ise 26,025 bin turist girişi ile dünya genelinde 5. sırada olduğunu ve bir önceki yıla göre büyük bir gelişme hızı göstererek % 8.4'lük bir artış ile dünya içindeki payını % 4.4'e çıkardığını görürüz.

 

            Uluslararası turizm gelirlerinde ise 5. sırada bulunan bu ülke 1996 yılı itibariyle 19,738 milyon dolar turizm geliri ile dünyada % 4.6'lık bir paya sahiptir. Bu rakamlar, İngiltere'nin turizm pastasından Türkiye'nin çok üstünde bir pay aldığını göstermektedir.

 

 

            Macaristan : 1990 yılına kadar Sovyet bloğu içinde piyasa reformlarını bir ölçüde gerçekleştirmekle birlikte kapalı bir ülke konumunu koruyan Macaristan, o andaki rejim değişikliğinden itibaren turizmde atılım yapmaya başlamıştır. Orta Avrupa'nın kendine özgü tarihi, kültürel özelliklerine sahip olan bu ülke, daha çok Avrupa'dan düşük gelire sahip insanların tercih ettiği bir turizm ülkesidir. Daha çok, dağ, sağlık ve kitlesel turizm türleri görülür. En önemli turizm yerleri "“Balaton” Gölü ve başkenti Budapeşte'dir. Macaristan, daha çok kırsal bölgelerini, turizm merkezi yapma çabasındadır. Bunun sonucu olarak da düşük gelire sahip Avrupalı turistlerin ziyaret ettiği bir turizm ülkesi olmaya başlamıştır (Boniface ve Cooper, 1987 : 116-118).

 

            Macaristan 1996 itibariyle 20,670 bin turisti ülkesine çekerek 2,215 milyon dolar civarında bir turizm geliri elde etmiştir. Bu rakamlardaki çelişkinin nedeni; ülkeyi ziyaret eden turistlerin kişi başına harcamalarının çok düşük olması ve Macaristan'ın diğer ülkelere göre daha ucuz turizm hizmeti sunmasından kaynaklanmaktadır. Tablo- 2 ve 3'e baktığımız zaman Macaristan'ın Türkiye'nin 2 katından daha fazla turiste ev sahipliği yapmasına rağmen yaklaşık 1/3’ü kadar turizm geliri elde ettiğini görürüz. Bu, Macaristan açısından çözülmesi gereken büyük bir sorundur.

 

 

            Polonya : Polonya, Baltık Denizine kıyısı olan deniz, dağ ve eko turizmin yapıldığı önemli turizm ülkelerinden biridir. Genellikle Avrupalı turistlerin uğrak yeridir. Baltık kıyıları, Varşova ve Karpat Dağları ilgi çeken turistik merkezlerdir.

 

            Polonya;  eski Sovyet bloğu ülkelerinden biri olduğu için, 1990 yılındaki değişimden sonra turizmde önemli atılımlar yapmış bir ülkedir. Dünyada turizm alanında 90'lı yıllarda en hızlı gelişme gösteren ülkelerin başında gelmektedir. Tablo- 2 ve 3'e bakacak olursak uluslararası turist varışları açısından 1985 yılında dünya genelinde 23., 1990 yılında 28., 1996 yılında 19,420 bin turist girişi ile 9. sıraya yükselerek dünyadaki payını % 3.3'e yükseltmiştir. Turizm gelirleri açısından ise 1985 yılında 77., 1990'da 65., 1996 yılında ise 8,400 milyon dolar ile 15. sıraya yükselmiştir. Dünya içindeki payı ise % 2 civarındadır.

 

            Yukarıdaki verileri yorumladığımız zaman Polonya'nın çok hızlı bir atılım içinde olduğunu görürüz. Türkiye ile Polonya'yı karşılaştıracak olursak, Polonya'nın turist sayısı itibariyle çok büyük üstünlük sağlamasına rağmen, turizm gelirleri açısından çok büyük bir fark sağlayamadığını görürüz.

 

 

            Avusturya : Turizm, Avusturya'nın en önemli sektörlerinden biridir. Turizm, GSMH'sının % 8'ini oluşturacak düzeyde önemlidir. Avusturya, hem kış hem de yaz sezonu turizm hizmeti sunabilen ender ülkelerden biridir. Bunun yanı sıra dünyanın en önemli kayak merkezlerine sahiptir. Genellikle ilk sırada Almanya daha sonra sırası ile Hollanda ve İngiltere’den turist akınına uğramaktadır. Daha çok, Almanya'dan turist gelmesinin nedeni; dil engelinin olmaması ve kültürel yönden bir çok benzerliğin bulunmasıdır. Avusturya'da turizm, özellikle kırsal alanlarda yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bunun yanında şehir merkezleri ve Alp Dağları büyük ilgi çekmektedir (Boniface ve Cooper, 1987 : 71-74).

 

            Avusturya, 17,090 bin turist girişi ile dünya genelinde 11. sırada bulunmaktadır. Turizm gelirleri açısından ise 155,095 milyon dolar ile dünya sıralamasında 7. sıradadır. Avusturya, Polonya ve Macaristan'ın aksine daha az turist sayısına sahip olmasına rağmen çok daha fazla turizm geliri elde etmektedir. Bunun nedeni; Avusturya'nın hem kış hem de yaz turizmi için alt ve üst yapısının çok uygun hale getirilmiş olması, turistler için sunulan olanakların çeşitlendirilmesi ve gelen turistlerin sunulan çeşitli hizmetlerden dolayı kişi başına harcamalarının fazla olmasıdır. Diğer yandan Tablo- 2 ve 3'e baktığımızda, Avusturya'nın Türkiye'ye göre uluslararası turizm gelirleri ve turist sayısı bakımından daha önemli bir ülke konumunda olduğunu görürüz.

 

 

            Almanya : Almanya, şu anda Avrupa'nın ekonomik, sosyal, siyasi ve nüfus açısından en güçlü ülkesi durumundadır. 1992 yılında imzalanan Maastricht Anlaşması ile AB'de tek paraya geçme düşüncesi, büyük ihtimalle 1999 yılından itibaren işlemeye başlayacaktır. Bu süreçte "Euro"'nun oluşumunda gerçekleşen sepet'de Mark önemli bir konuma sahip olacaktır. Güçlü bir paraya ve ekonomiye sahip olan Almanya'nın vatandaşlarının da kişi başına düşen gelirinin yüksek olması doğaldır. Bundan dolayı, çoğu sektörde olduğu gibi turizm sektöründe de Almanya'nın dünya genelinde yeri çok büyüktür. Uluslararası istatistiklere baktığımızda, Almanya; başka ülkelere turist gönderen ülkeler sıralamasında ilk sıralarda bulunmaktadır. Zaten dikkat edilmesi gereken nokta, çoğunlukla gelişmiş ekonomiye sahip ülkelerin; daha fazla turist çıkışına sahip olmasıdır. Uluslararası turizm açısından, Almanya, ABD, İngiltere, Japonya, Kanada, Fransa ve İtalya gibi ekonomisi güçlü ülkelerin daha fazla turist çıkışı dolayısıyla da daha fazla turizm harcaması yaptıkları bir gerçektir.

 

            Turizm kazançları ve turist girişleri açısından olaya yaklaştığımızda, Almanya; 1996 itibariyle 15,205 bin turist ağırlarken, 15,815 milyon dolar gelir elde etmiştir. Bu veriler, Türkiye'nin sahip olduğu değerlerin yaklaşık üç katı ve hemen hemen Avusturya'nın sahip olduğu değerlerle aynı olmasına rağmen, Alman ekonomisinin çok zengin bir sanayi ve hizmet ekonomisine sahip olması turizmin, Almanya için çok da önemli bir sektör olmadığını gösterir. Bunun yanında, turizm sektörü Alman ekonomisine fazla bir katkı sağlamasa da gelişmiş ve gelişmekte olan diğer ülkeler için, Alman vatandaşlarının ülkelerini ziyaret etmeleri çok önemlidir. Çünkü Almanya, uluslararası turizme çok sayıda turist sağlamakta ve vatandaşlarının kişi başına harcamaları da genelde yüksek seviyede seyretmektedir. Bunun için turizme önem veren ülkeler açısından Almanya iyi bir piyasa görünümündedir. Türkiye de turizme önem veren bir ülke olduğu için, bu piyasadan daha fazla pay kapmaya çalışmaktadır.

 

 

            İsviçre : Orta Avrupa'da çok küçük bir yer kaplamasına rağmen, İsviçre, Avrupa ve ABD'den özellikle yüksek gelire sahip insanların turistik seyahat için tercih ettiği bir ülkedir. Özellikle Almanya ve Avusturya'dan turistler bu ülkeyi görmek için ziyarette bulunmaktadır.

 

            İsviçre'de turizm sektörüne ilişkin gelişmeler, 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra başlamıştır. Özellikle Alp Dağlarında kayak sporu için önemli turistik tesisler kurulmuştur. Ülkeyi ziyarete gidenlerin yarısına yakını Alp Dağlarında herhangi bir faaliyete katılmaktadır.

 

            İsviçre'nin turizme ilişkin durumunu daha iyi anlayabilmek için Tablo-2 ve3'teki verilere bakmamız gerekir. 1996 itibariyle 11,097 bin turist ağırlayan İsviçre'nin dünya sıralamasındaki yeri 16.'lıktır. Turist sayısı bakımından dünya genelindeki payı % 1.9'dur. Turizm gelirleri açısından ise 8,661 milyon dolar gelir ile dünya sıralamasında 13. sırada ve dünya genelindeki payı ise % 2 civarındadır.

 

            Alp Dağlarında kış turizmine yönelik hizmet veren İsviçre, burdaki tesislerden epeyce bir gelir elde etmektedir. Türkiye, eğer Uludağ, Palandöken, Erciyes ve Sarıkamış'taki tesisleri daha kaliteli hale getirebilirse, İsviçre'ye yönelik turist akını bu yörelere çekilebilir. İki ülke arasındaki uluslararası turizm verilerini karşılaştıracak olursak arada fazla bir farkın olmadığını görürüz. Genel eğilime bakacak olursak, Türkiye'nin önümüzdeki yıllar içinde, dünya turizm pastasından İsviçre'den daha fazla pay alacağını söyleyebiliriz.

 

 

            Portekiz : İspanya'dan sonra İber Yarımadası'nın en önemli turizm ülkesi, Portekiz'dir. Turizm sektörü Portekiz ekonomisinde çok önemli bir yere sahiptir. Portekiz, AB'nin en zayıf ekonomisine sahip ülkelerinden biri olduğu için, önemli ölçüde döviz gereksinimi duyar. Turizm sektörü, ülke genelinde çok önemli istihdam alanları yaratmanın yanında, ülkenin döviz ihtiyacını bir nebze de olsa karşılamaktadır. Bunun yanında, Portekiz'in önemli geleneksel sektörleri olan tarım, tekstil ve balıkçılık; kaynakların son yıllarda turizme kayması nedeniyle önemlerini kaybetmişlerdir.

 

            Portekiz, İber Yarımadası'nın en ucunda yer aldığı için; en çok turisti İspanya'dan daha sonra ise Almanya, Fransa ve İngiltere'den çekmektedir. Portekiz'in turizm ile ilgili verilerine bakacak olursak; 1996 yılı itibariyle 9,900 bin turiste ev sahipliği yaparken, 4,260 milyon dolar gelir sağladığını görürüz. Bu rakamlar dünya toplamında çok önemli bir yere sahip değildir. Bunun için, Portekiz'in turizm sektörü adına yapması gereken çok şeyin olduğunu söyleyebiliriz.

 

 

            Yunanistan : Yunanistan, Batı medeniyetinin doğduğu yer olarak kabul edilmektedir. Yüzyıllar boyunca bilgi ve kültür merkezi olması nedeniyle seyahat eden insanların uğrak yeri olmuştur. Tarihi, kültürel ve doğal değerleriyle çok zengin bir ülke olduğu için, her zaman Akdeniz'in gözde yerlerinden biri sayılmıştır.

 

            Yunanistan, 1960'lardan sonra turizm sektöründe hızlı atılımlar yaparak Akdeniz'in önemli turizm merkezlerinden biri olmuştur. En çok turisti, Avrupa orijinli olarak İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya ve ABD'den çekmektedir. Önemli turizm merkezleri Atina, Korfu, Rodos ve Kos'tur. Yunanistan daha çok deniz turizmine yönelik hizmetler sunmaktadır.

 

            Yunanistan'ın uluslararası turizmdeki yerine bakmadan önce Türkiye açısından önemine değinmekte yarar vardır. Yunanistan yüzyıllar boyunca Anadolu'ya yakınlığı ve onun kültürüyle içiçe yaşaması nedeniyle Türkiye ile ortak çok noktası vardır. Yunanistan'ın Türkiye ile ortak kültür ve coğrafyayı paylaşması nedeniyle, uluslararası turizm açısından dünyadaki en önemli rakibimiz olarak kabul edilebilir.

 

            Yunanistan, 1996 itibarîyle 8,987 bin turist girişi ile dünya genelinde Türkiye'nin bir basamak üzerinde 18. olarak yer almaktadır. Bir önceki yıla göre %11.3'lük düşüşle dünya içindeki payı %1.5 düzeyine gerilemiştir. Turist sayısı bakımından Türkiye ile hemen hemen aynı rakamlara sahip olan Yunanistan, turizm geliri açısından 3,660 milyon dolar ile neredeyse Türkiye'nin yarısı kadar bir turizm geliri  elde etmiştir.

 

            Yukarıdaki rakamlar bize, Türkiye'nin turizm sektöründe Yunanistan'ı yavaş yavaş geçmekte olduğunu göstermektedir. Ama şu da bir gerçek ki, 1996 yılı Yunan turizm sektörü için bir düşüş yılı olmuştur. Turizm gelirleri açısından 1995 yılına göre %10.9'luk bir düşüşle dünya sıralamasında 28. sırada yer almıştır.

 

            Hollanda : Benelüx ülkeleri dediğimiz grubun en önemli ülkesi Hollanda'dır. Kuzey Denizine kıyısı olan Hollanda, yüzölçümü olarak çok küçük bir ülkedir. Uluslararası turizm açısından dünya pazarı içinde çok önemli bir yere sahip değildir. En çok turisti, Avrupa'dan almakta ve turistler genelde özel arabalarıyla bu ülkeye kısa süreli ziyaretler için gelmektedir.

 

            Hollanda, 1996 yılında 6,546 bin turist girişi ile dünya genelinde 23. sırada yer almıştır. 1995 yılına göre ise % 0.4'lük bir düşüşle dünya içindeki payı %1.1 olmuştur. Turizm gelirindeki durumuna bakacak olursak; 17. sırayla 6,256 milyon dolar gelir elde etmiştir. Bu gelir, gelen turist sayısına göre ve diğer ülkelere nazaran çok iyi bir gelir anlamına gelmektedir.

 

 

            Belçika : Diğer bir Benelüx ülkesi, Belçika'dır. Kuzey Denizine kıyısı olan ve yüzölçümü küçük bir ülke olan Belçika, kültürel yönden Almanya ve Fransa'nın etkisinde kalmaktadır.

 

            Belçika, daha çok Avrupa ülkelerinden turist çekmektedir. 1996 yılı itibariyle 5,753 bin ziyaretçi sayısıyla dünya genelinde %1'lik bir paya sahiptir. Turizm gelirleri açısından ise, 5,893 milyon dolar uluslararası turizm geliri ile dünya genelinde %1.4'lük bir pay almaktadır. Bu veriler, Türkiye'nin sahip olduğu verilerle karşılaştırıldığında düşük kalmaktadır. Ama yine de Belçika'nın potansiyeli itibariyle uluslararası turizm pastasından iyi bir pay aldığını söyleyebiliriz.

 

 

            İrlanda : İrlanda, bir ada devleti olarak İngiltere ile aynı coğrafyayı paylaşmaktadır. İrlanda, turizm sektöründe verdiği hizmetleri, daha çok kırsal alanlara yaymaya çalışmaktadır. İrlanda'ya gelen turistlerin çoğu, başta İngiltere olmak üzere Avrupa'nın diğer ülkelerindendir.

 

            İrlanda; 1996 yılında, 5,280 bin turist girişi ile 1995 yılına göre %9.5 oranında bir artış sağlamıştır. Turizm gelirleri açısından ise 3,003 milyon dolar gelir ile 1995 yılına göre %11.7'lik bir artış sağlayarak dünya genelinde %0.7 civarında bir pay almıştır. Bu veriler bize, İrlanda'nın bizatihi bir turizm ülkesi olmadığını ama uluslararası turizm pastasından belli bir pay aldığını gösterir. Türkiye ile ilgili Tablo-2 ve 3'deki verileri İrlanda ile karşılaştıracak olursak, İrlanda'nın turizm sektöründe Türkiye'den geri olduğunu görürüz.

 

            İrlanda ile birlikte Avrupa ülkelerinin uluslararası turizm açısından irdelenmesini bitirmiş bulunuyoruz. Avrupa'daki diğer önemli turizm ülkeleri ise Rusya, İsveç, Çek Cumhuriyeti, Danimarka ve Norveç'tir. Bu ülkelerden Çek Cumhuriyeti'nin özel bir önemi vardır. Çek Cumhuriyeti, 1995 yılına göre %32.2'lik bir artışla turizm gelirlerini 1996 yılında 3,800 milyon dolara çıkarmıştır. Bu artış oranı Avrupa ve Dünya ortalamasının çok üzerinde bir rakamdır. WTO'nun yayınlamış olduğu raporlara göre, Çek Cumhuriyetinin 2020 yılında Rusya ile birlikte turizm gelirleri açısından dünya genelinde ilk on ülke içinde yer alacağı tahmin edilmektedir. Bu durum bize, günümüzün cazibe merkezlerinin zamanla önemini kaybederek yeni yerlerin daha çekici hale geleceğini gösterir. Son olarak şunu diyebiliriz ki Avrupa, hem turist girişi ve çıkışı hem de uluslararası turizm gelirleri açısından dünyanın en önemli bölgesidir (WTO, Tourism 2020 Vision, 1996:18-20).

 

 

2.3.2. Afrika Ülkeleri ile Karşılaştırma

 

            Afrika Kıtası, dünyanın ekonomik yönden en az gelişmiş bölgelerinden birisidir. Bu yüzden, bu kıtada her yönüyle alt ve üst yapı gelişmemiştir. Turizm sektörü açısından olaya baktığımızda ise, doğal yaşamın diğer yerlere göre bozulmaması dolayısıyla daha çok eko turizme yönelik turizm hizmeti sunulduğunu görürüz. Afrika Kıtasındaki önemli turizm ülkeleri Güney Afrika Cumhuriyeti, Tunus, Mısır ve Fas'tır. Bu ülkeler genellikle tarihi eserleri, doğal yaşamı ve kendine özgü yaşam tarzlarından dolayı turist akınına uğramaktadırlar.

 

 

            Güney Afrika Cumhuriyeti : Güney Afrika Cumhuriyeti (GAC), Sahra'nın güneyindeki Afrika ülkelerinin aksine ekonomik yönden gelişmiş bir ülkedir. Bu gün itibariyle, sahip olduğu zengin yeraltı kaynakları, gelişmiş bir ekonomisi ve modern şehirleriyle Afrika'nın en gelişmiş ülkelerinden biridir. Kişi başına milli gelir, diğer Afrika ülkelerine göre yüksektir. Bunun nedeni, zengin yeraltı kaynaklarının yanında "Beyaz" nüfusun ekonomisinde aktif rol oynamasından kaynaklanmaktadır. Zaten, ülke içinde en yüksek kişi başına gelir "Beyaz" tabakaya aittir.

 

            GAC'de turizm sektörüne baktığımızda, yurtiçi turizmin uluslararası turizm'den daha gelişmiş olduğunu görürüz. GAC'de geniş milli parkların olması ve buralara gelen ziyaretçilerin vahşi hayatla içiçe olmak istemeleri ülke turizmi için çok önemli bir avantajdır. GAC'ne daha çok İngiltere, Almanya ve ABD'den turist gelmektedir. Burda, iklimin çok elverişli olması dolayısıyla turizm faaliyetleri yılın bütün aylarına yayılabilmektedir. Bu durum, bir turizm ülkesi için çok büyük bir avantajdır. GAC'nin en önemli dezavantajı ise önemli turist gönderen ülkelere çok uzak olmasıdır. Bu sorunu ise, hava ve deniz yolları ile ziyaretçileri taşıyarak gidermeye çalışmaktadır (Boniface ve Cooper, 1987:134-136).

 

 

 

 

 

 

 

 

TABLO 4 - AFRİKA ÜLKELERİNE YÖNELİK ULUSLARARASI TURİST

                  VARIŞLARI (Günübirlikler hariç)

 

 

 

 

 

 

 

1996'da

Dünya genelindeki sırası

Turist varışları

 

dünya

 

 

 

 

( 000 )

95-96 arası

genelindeki

1985

1990

1996

Ülkeler

1996

% değişim

%payı

55

54

27

GAC

4,640

3.4

0.8

34

29

31

Tunus

3,885

-5.7

0.7

43

35

33

Mısır

3,675

28

0.6

Kaynak : WTO, Tourism Market Trends (1985-1996), 1997, s.148.

 

            Tablo-4'deki verilere baktığımız zaman, GAC'nin 1990 yılından itibaren turizm sektöründe çok büyük atılım içine girdiğini görürüz. 1990 yılında dünya sıralamasında 54. sırada iken 1996 yılında 4,640 bin turist girişi ile 27. sıraya  yükselmiştir. 1995 yılına göre GAC, %3.4'lük bir artış sağlayarak turist girişi açısından dünya genelindeki payını %0.8 düzeyine yükseltmiştir.

 

            Aşağıdaki Tablo-5'i inceleyecek olursak GAC'nin uluslararası turizmden 1,600 milyon dolar gibi çok az bir gelir sağladığını görürüz.  GAC'ni Türkiye ile kıyaslayacak olursak turizm kazançları yönünden çok geride olduğunu görürüz. Diğer yandan; GAC, Türkiye ile aynı coğrafyada yer almadığı için turizm piyasasında Türkiye ve GAC rekabet halinde değildirler.

 

 

 

 

 

TABLO 5 - AFRİKA ÜLKELERİNİN ULUSLARARASI TURİZM

                    KAZANÇLARI (Ulaşım hariç)

 

 

 

 

 

 

 

1996'da

Dünya genelindeki sırası

Kazançlar

 

dünya

 

 

 

 

(Milyon-ABD $)

95-96 arası

genelindeki

1985

1990

1996

Ülkeler

1996

% değişim

% payı

34

27

32

Mısır

3,200

14.3

0.8

-

-

-

GAC

1,600

-

0.4

-

-

-

Tunus

1,430

-

0.3

Kaynak : WTO, Tourism Market Trends (1985-1996), 1997, s.149.

 

 

            Tunus : Kuzey Afrika'da bulunan Mısır ve Fas gibi ülkelerin yanında Tunus'da Akdeniz'e kıyısı olan ülkeler gibi turizm pastasından pay almaya çalışmaktadır. Tunus; elverişli iklimi, denizi, güneşi güzel sahilleri ve kendine özgü yaşam tarzı ve gelenekleri ile Avrupa'lı turistlerin ilgisini çekmektedir. Özellikle Fransa, Almanya ve İngiltere'den turistler bu ülkeyi görmek için gelmektedirler.

 

            Tunus, son yıllarda yaptığı ataklarla turizm sektöründe gelişme kaydetmiştir. Bunun nedenlerine değinecek olursak; bunlar hükümetlerin turizme yönelik teşvik politikaları uygulamaları, turizme elverişli coğrafi konumu, sahilleri, istikrarlı siyasi yapısı, güneyindeki çöl bölgesinin turistik özellikleri ve tarihi yerlerinin bulunmasıdır.

 

            Tunus, bir çok yönden Türkiye ile ortak özelliklere sahip olduğu için turizm pazarında ülkemizin rakibidir. Ama Tablo-4 ve 5'e baktığımız zaman, gerek turist sayısı gerekse uluslararası turizm kazançları açısından Türkiye'nin gerisinde kalmaktadır. 1996 yılı itibariyle Tunus, 3,885 bin turisti ağırlarken; 1,430 milyon dolar da turizm geliri elde etmiştir. Bu rakamlar da Tunus'un Türkiye'ye turizm açısından rakip olamayacağını göstermektedir.

 

 

            Mısır : Mısır, bir Akdeniz ülkesi ve Ortadoğu pazarına yakın olması dolayısıyla turizm açısından önemli bir ülkedir. Mısır, Doğu ile Batı'nın birleşim noktasında bulunması nedeniyle, kültürel ve arkeolojik bakımdan yüzyıllar boyunca ilgi çekmiştir. Bir çok medeniyete de beşiklik etmiştir. Bu saydığımız faktörler, Mısır'ın tarihi mirasına çok büyük katkılarda bulunduğu için, uluslararası turist akınının bir kısmı bu ülkeye yönelmektedir.

 

            Mısır, çok özgül bir antik medeniyetin mirasçısı olması nedeniyle turist akınına uğramaktadır. Nüfusu fazla ve altyapısı yetersiz olduğu için vatandaşlarına yeterince iş imkanları yaratamamaktadır. Komşuları olan Arap ülkelerinin aksine petrol zengini olmadığı için birçok ekonomik darboğazla karşı karşıya kalmaktadır. Bu durumda; Mısır, döviz gereksinimini giderebilmek için ya ihracatını arttırması ya da turizm sektörüne önem vermesi gerekir. Bu yüzden de Mısır, sahip olduğu tarihi, doğal ve kültürel varlıklarını turizmin hizmetine sunmakta ve hükümetler de turizm sektörünü teşvik vererek desteklemektedirler.

 

            Mısır'ın en önemli turizm varlıkları; piramitler, Nil Havzası ve Kahire şehridir. En çok turisti Avrupa ve Ortadoğu ülkelerinden çekmektedir. Tablo-4 ve 5'e bakacak olursak Mısır'ın, 1996 itibariyle 3,675 bin turist girişi ile bir önceki yıla göre %28'lik bir artış sağladığını görürüz. %28'lik bu artış, dünya ortalamasının çok üzerinde olduğu için çok önemli bir gelişmedir. Aynı zamanda 1996 yılında 3,200 milyon dolar turizm geliri elde eden Mısır, bir önceki yıla göre %14'lük bir artış kaydetmiştir. Bu veriler bize, Mısır'ın turizm açısından şu anda, Türkiye'nin gerisinde olmasına rağmen; bu artış hızları ile gelecekte Türkiye'nin turizm sektöründe önemli bir rakibi olacağını gösterir.

 

            Mısır açısından en önemli dezavantaj, bölgenin konumundan kaynaklanan politik istikrarsızlık ve bunun sonucu oluşan terör sorunudur. Eğer bu sorunlar giderilirse, turizm açısından büyük potansiyele sahip olan Mısır, uluslararası turizm pastasından önemli bir pay alabilir.

 

            Uluslararası turizm pastasından aldıkları pay itibari ile önemli olan üç Afrika ülkesi; GAC, Tunus ve Mısır'ı incelemiş bulunuyoruz. Bu ülkelerin yanında Fas ve Cezayir'de turizmden az da olsa belli bir gelir elde etmektedirler. Şu an itibariyle bu rakamlar bize, Kuzey Afrika ülkelerinin turizm sektöründe bir gelişme kaydettiklerini göstermektedir. Buna rağmen, halen bu sektörde yetersiz olan bu ülkeler, Türkiye'nin gerisinde kalmaktadırlar. Türkiye halen, turizm sektöründe hem Kuzey Afrika hem de Ortadoğu ülkelerinin önünde yer almaktadır.

 

 

2.3.3. Asya Ülkeleri ile Karşılaştırma

 

            Asya Kıtası, yüzölçüm bakımından diğer kıtalardan daha büyüktür. Aynı zamanda nüfus olarak da diğer kıtalardan daha fazla nüfusa sahiptir. Bu özelliklerinin yanında Asya Kıtası, tarih boyunca bir çok medeniyete beşiklik ettiği için kültürel ve tarihi yönden çok zengin bir kıtadır. Bu kıta, kendine has dinleri ve kültürleri, egzotik yaşam biçimi ve tarihi zenginlikleri ile Avrupa ve Amerika'lı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği bir yerdir.

 

            Asya Kıtası, bu özelliklerinin yanında; doğal zenginlikleri yönünden de zengin bir kıta olduğundan hükümetler turizme büyük önem vermeye başlamışlardır. Asya ülkeleri, uluslararası turizm pazarında Türkiye'ye doğrudan rakip olan ülkeler değildirler. Asya'nın turizm açısından önemli ülkeleri sırasıyla: Çin, Hongkong, Malezya, Tayland, Singapur ve Endonezya'dır. Aşağıda bu ülkeleri incelerken, Hongkong ve Çin'i ayrı ayrı ele alacağız. Bu iki ülke 1 Temmuz 1997 itibariyle, Hongkong'un İngiltere'den Çin'e devrolması ile birleşmişseler de, elimizdeki veriler bu iki ülke için ayrı ayrı olduğu ve yapı olarak da farklı sistemlerle yönetildikleri için bu iki ülkeyi ayrı başlık altında incelemek daha yararlı olacaktır.

 

 

            Çin : Dünyanın en eski medeniyetlerinden biri olan Çin, çeşitli iklimleri bir arada yaşaması, değişik kültürü ve tarihi eserleriyle turizm açısından potansiyeli olan bir ülkedir. Dünya nüfusunda %25'e yakın bir paya sahip olması bu ülkeyi daha da ilginç kılmaktadır. Nüfusun fazla olması, bu ülkede ucuz işgücünün bütün sektörlerde avantajlı bir şekilde kullanılmasına izin vermektedir.

 

            Çin; 1949 yılında, komünist devrimden sonra Batı ile olan ilişkilerini yavaş yavaş azaltmış ve bunun sonucu olarak da, Batı'dan bu ülkeye gelen ziyaretçilerin sayısı azalmaya başlamıştır. Bu durum, Çin'in 1964 yılında başlattığı "Kültür Devrimi"'ne kadar devam etmiştir. Bu yıldan sonra, Batı'dan bu ülkeye yabancı sermaye, teknoloji, yeni düşünceler ve ekonomisini modernize etmek için gerekli döviz akmaya başlamıştır. Tabi, bunların sonucunda turizm sektöründe de bir canlanma başlamış ve yüzlerce kasaba ve bölge turizmin hizmetine  açılmaya başlamıştır. Ama yine de Çin'de turizm ile ilgili bazı problemler bulunmaktadır. Bunları sıralayacak olursak; sosyalist bir yönetim söz konusu olduğu için, turizm sektörü hemen hemen "monopol" şeklinde devletin hakimiyeti altındadır. Bu da, hizmetin kalitesinde, fiyatlarda ve personelin nitelikli bir şekilde eğitiminde bazı sorunların doğmasına nadan olmaktadır (Boniface ve Cooper, 1987:148-159).

 

            Tarihi eserleri, zengin kültürü, kendine özgü yaşam şekli, dağları, nehirleri ve bunun yanında özel olarak Çin Seddi ve İpek Yolu gibi bir çok turizm hazinesine sahip olan bu ülke, eğer turizm sektöründe rekabet unsurunu ve kaliteyi ön plana çıkarırsa turizm sektöründe dünya'nın bir numaralı ülkesi olabilir. WTO'nun yayınlamış olduğu raporlarda, Çin'in 2020 yılında 137.1 milyon turist girişi ve %8.6'lık turizm geliri payıyla dünya genelinde lider ülke konumuna geleceği belirtilmiştir. Bu rakamlar bize, Çin'in diğer sektörlerde olduğu gibi turizmde de 21. yüzyılın dünya devi olacağını göstermektedir (WTO, Tourism 2020 Vision, 1996: 4).

 

            1996 yılı itibariyle Çin'in durumuna bakacak olursak, Tablo-6 ve 7'de göreceğimiz gibi Çin'in 22,675 bin turist girişi ile dünya sıralamasında 6. sırada bulunduğunu görürüz. 1995 yılına göre yüzde değişim ise %13.6 gibi dünya ortalamasının çok üzerinde bir rakamdır. Turizm gelirlerinde ise, 10,200 milyon dolar ile dünya sıralamasında 9. sırada olan Çin, bir önceki yıla göre %16.8 gibi bir artış sağlamıştır. Dünya içindeki payı ise %2.4'dür. Bu veriler Çin'in şu anda bile turizm gelirleri ve turist sayısı açısından, Türkiye'den ve bir çok diğer ülkeden ileri durumda olduğunu göstermektedir. 2000'li yılları düşündüğümüzde ise Çin'in bu sektörde aynı gelişme hızını sürdürdüğü takdirde rakipsiz duruma geleceğini söyleyebiliriz.

 

 

            Hongkong : 1 Temmuz 1997'de Çin'e devrolan Hongkong kapitalist ekonominin en iyi uygulandığı şehir devletlerinden biridir. Çin'in merkezi plancı sosyalist ekonomisinin aksine serbest teşebbüsün ön planda tutulduğu bu ülkenin, Çin ile nasıl bütünleşeceğini ve bunun iki ülke ekonomisinde nasıl bir etki doğuracağını zaman gösterecektir. Ama burda, dışa açılmaya başlayan Çin'in bu ülkeden daha fazla etkileneceğini söyleyebiliriz.

 

 

TABLO 6 - ASYA ÜLKELERİNE YÖNELİK ULUSLARARASI TURİST

                    VARIŞLARI (Günübirlikler hariç)

 

 

 

 

 

 

 

1996'da

Dünya genelindeki sırası

Turist varışları

 

dünya

 

 

 

 

( 000 )

95-96 arası

genelindeki

1985

1990

1996

Ülkeler

1996

% değişim

%payı

13

12

6

Çin

22,765

13.6

3.8

19

19

15

Hongkong

11,703

14.7

2.0

22

15

20

Malezya

7,742

3.7

1.3

26

21

21

Tayland

7,201

3.6

1.2

24

23

22

Singapur

6,608

2.9

1.1

54

38

28

Endonezya

4,475

3.5

0.6

Kaynak : WTO, Tourism Market Trends (1985-1996), 1997, s.148.

 

 

            Tablo-6 ve 7'ye bakarsak, 1996 yılında 11,703 bin turist girişi ile 10,836 milyon dolar gelir elde eden Hongkong'un Çin'in yarısı kadar turist girişine sahip olmasına rağmen Çin'den az da olsa fazla bir turizm geliri elde ettiğini görürüz. WTO'nun yayınlamış olduğu raporlara göre, 2020 yılında Hongkong da turizm gelirleri açısından dünyada ilk on arasına girebilecektir. Çin ile Hongkong'un birleştiği düşünülürse, bu iki ülkenin 21. yüzyılda turizm açısından ilk sırada bulunacağını söyleyebiliriz.

 

 

            Malezya : Endonezya, Tayland ve Singapur gibi ASEAN'ın üyesi olan Malezya, 80'li yıllarda ekonomisi hızla büyüyen ülkelerden biridir. Bu hızlı ekonomik gelişme, diğer sektörler gibi turizm sektörüne de olumlu yansımıştır.

 

            Değişik kültürel özelliklerin bir arada  bulunması, sahilleri, adaları ve milli parkları ile turizm açısından zengin değerlere sahip olan Malezya'da hava ulaşımının gelişmiş olması turizm sektörünü olumlu etkilemektedir. önemli turizm merkezlerinden birisi başkenti Kuala Lumpur'dur.

 

            Malezya 1996 yılında 7,742 bin turist girişi ve 4,409 milyon dolar turizm geliri ile uluslararası turizm pastasından %1 oranında bir pay almaktadır. Türkiye'nin sahip olduğu gelire yakın bir turizm kazancı elde eden Malezya, gelecekte bu sektörde atılımlar yapabilirse, önemli bir turizm ülkesi olabilir.

 

TABLO 7 - ASYA ÜLKELERİNİN ULUSLARARASI TURİZM

                    KAZANÇLARI (Ulaşım Hariç)

 

 

 

 

 

 

 

1996'da

Dünya genelindeki sırası

Kazançlar

 

dünya

 

 

 

 

(Milyon-ABD $)

95-96 arası

genelindeki

1985

1990

1996

Ülkeler

1996

% değişim

% payı

12

11

8

Hongkong

10,836

12.8

2.5

21

25

9

Çin

10,200

16.8

2.4

15

12

10

Singapur

9,410

14.6

2.2

23

13

14

Tayland

8,600

12.2

2.0

43

26

20

Endonezya

5,662

8.3

1.3

38

32

24

Malezya

4,409

12.8

1.0

Kaynak : WTO, Tourism Market Trends (1985-1996), 1997, s.149.

 

 

            Tayland : 80’li yıllarda ekonomisi hızlı büyüyen ASEAN ülkelerinden biri de Tayland’dır. Bunun sonucu olarak turizm sektörü de hızlı bir gelişim göstermiştir. Tayland, Budist tapınakları, gizemli yaşam şekli ve sunduğu değişik turizm hizmetlerinden dolayı daha çok Avrupa ve ABD’den turist çekmektedir. Tayland’ın en önemli turizm merkezleri başkenti Bangkok ve Phuket Adasıdır. Turizm sezonu, Türikye’nin aksine Kasım-Nisan arasında yoğunluk kazanmaktadır. Bu ülke dünya’da, “sex turizmi” ve “eğlence turizmi” nin en önemli merkezlerinden biridir. Bu olgu, ülkeye turist girişlerini arttıran en önemli faktörlerden biridir. Fakat toplumun dejenere olmasına neden olduğu için bir çok eleştiriye maruz kalmaktadır.

 

            1996 yılı itibariyle Tayland, 7,201 bin turist girişi ile 8,600 milyon dolar turizm geliri elde etmiştir. Dünya genelindeki payı turist girişleri açısından %1.3 iken turizm gelirleri açısından % 2 civarındadır. Bunun nedeni sunduğu çeşitli turizm hizmetlerinden dolayı ülkeye gelen turistlerin ortalama kişi başına turizm harcamasının yüksek olmasıdır.

 

 

            Singapur : Gelişmiş bir ekonomiye sahip olan Singapur, daha çok bir ada şehir devleti durumundadır. Küçük bir ada olmasına rağmen, kozmopolit bir yaşam stili, büyük hava ve deniz limanları, önemli alış-veriş merkezleri, hayvanat bahçeleri ve vahşi hayatın çekiciliğini sunan doğal milli parkları ile bir çok turisti ülkeye çekebilen Singapur, turizm sektörüne büyük önem vermektedir.

 

            6,608 bin turist girişi ve 9,410 milyon dolar turizm geliri ile 1996 yılında turizm sektöründe 1995 yılına göre %14.6’lık bir gelişme hızı yakalayan Singapur, dünya turizm pastasından %2’lik bir pay almaktadır.

 

 

            Endonezya : Dünyanın en geniş topraklarına sahip ülkelerinden biri olan Endonezya, ekonomik yönden son yıllarda büyük bir atılım içerisindedir. Büyük bir turizm potansiyeline sahip olan bu ülke, Avusturalya piyasasına yakın olduğu için büyük avantajlara sahiptir. Endonezya, zengin kültürel ve tarihi zenginliği, festivalleri ve güzel sahilleri ile Avrupalı, Kuzey Amerikalı ve Avustralyalı turistlerin yoğun ilgisini çekmektedir.

 

            Tablo-6 ve 7’ye baktığımızda 1996 yılı itibariyle 4,475 bin turistin ülkeyi ziyaret ettiğini ve 5,662 milyon dolar harcamada bulunduklarını görürüz. Turizm sektörü açısından Türkiye’nin gerisinde olan bu ülke yine de dünyada önemli ülkelerden biridir.

 

            Endonezya ile turizm açısından önemli Asya ülkelerinin incelenmesini bitirmiş bulunuyoruz. Asya kıtasında, özellikle Uzakdoğu ülkeleri turizm sektöründe önemli potansiyele sahip ülkelerdirler ve bir çok sektörde olduğu gibi bu sektörde de büyük bir atılım içerisindedirler.

 

            Bu bölge, ekonomik büyüme hızı yüksek olan ülkeler sayesinde 21. Yüzyılın ekonomik yönden önemli ülkelerini bağrında taşımaktadır. Son olarak, Çin ve Hogkong’un birleşmesi ile Çin’in 21. Yüzyılda çoğu sektörde olduğu gibi turizm sektöründe de bugünkü gelişme hızını sürdürdüğü takdirde lider ülke durumuna geleceğini söyleyebiliriz.

 

 

2.3.4. Amerika Kıtasındaki Ülkeler ile Karşılaştırma

 

            Kuzey ve Güney Amerika diye iki kısma ayrılan bu kıta, uluslararası turizm açısından ilk kırk arasına dört ülke sokmaktadır. Bunlar sırasıyla: ABD, Meksika, Kanada ve Arjantindir. Burda bu dört ülke incelenecektir. Diğer ülkeler, turizm gelirleri ve turist sayısı açısından çok önemli olmadıkları için incelememiz dışında kalacaktır.

 

            1492 yılında keşfinden bu yana Amerika Kıtası, yeni dünya diye anılmaktadır. Yeni dünya olmasına rağmen, ekonomik ve kültürel yönden dünyanın en gelişmiş bölgelerini içinde bulundurmaktadır. Bu kıtada, ABD ve Kanada, gelişmiş sosyal yaşamı, kozmopolit kültürü, güçlü altyapısı ve geniş coğrafyasının sunmuş olduğu olanaklar nedeniyle turist akınına uğramaktadır. Bunun yanında Meksika ve Arjantin, daha çok eğlence ve deniz turizmi sayesinde turist çekmektedir.

 

 

            ABD : Dünyanın teknolojik ve kültürel yönden en önemli ülkesi olan ABD, geniş coğrafyası, güçlü ekonomisi ve değişik iklimleri bağrında taşıyan özelliği ile bir çok yabancı ülke vatandaşının ilgisini çekmektedir. Uluslararası turizm açısından dünya genelinde en çok turistin ziyaret ettiği ve en çok turist çıkışı veren ülkelerden biri olan ABD, dünyanın en gelişmiş ve yaygın otel sektörüne de sahiptir. ABD vatandaşlarının yüksek kişi başına milli gelire sahip olması, diğer ülkeleri ziyaret etmek için gerekli en büyük dürtüyü teşkil etmektedir. Federal hükümetin turizme yaklaşımı ise özel teşebbüsün hareketlerini teşvik etmekten öteye geçmemektedir. Çünkü, piyasa ekonomisinin hakim olduğu bu ülkede hükümet, piyasaya müdahale etmemeye özen göstermektedir.

 

            Ekonomik yönden çok güçlü bir ülke olan ABD, komşuları Kanada ve Meksika’nın katılımıyla oluşturduğu NAFTA ile ekonomisini daha da güçlendirmeye çalışmaktadır. Bu olgu, sadece diğer sektörlerdeki gelişmeyi değil, turizm sektöründeki gelişmeyi de olumlu etkilemiştir. ABD, dünyanın her yerinden turist çekmekle beraber en çok Avrupa ve NAFTA üyesi Kanada ve Meksika’dan turist akınına uğramaktadır.

 

            Kozmopolit bir yapıya sahip olan ABD, her türlü turizm türüne hizmet edecek potansiyelde hizmet ağına sahiptir. Güney’den Kuzeye, Batı’dan Doğuya ülke turizm açısından gerekli her türlü alt ve üst yapıya sahiptir. Gelişmiş bir ulaşım sistemine sahip olması turizme çok büyük bir destek sağlamaktadır. En önemli turizm merkezleri : Florida, California, Newyork, Michigan ve Hawaii’dir.

 

            WTO’nun yayınladığı bir rapora göre ABD’nin 2020 yılında 102.4 milyon turist girişi ve % 6.4’lük gelir payıyla dünya sıralamasında ikinci sırada bulunacağı belirtilmiştir. Şu an itibariyle zaten ilk sıralarda olan ABD, önümüzdeki yıllarda da gelişmesini sürdürebilecektir (WTO, Tourism 2020 Vision, 1996: 12-14). ABD, turist girişleri açısından 1985 yılında ilk sıradayken, 1990 ve 1996’da birinciliğini Fransa’ya kaptırarak 1996 itibariyle 44, 791 bin turist girişi ile ikinci sıraya düşmüştür. Bir önceki yıla göre % 3.2’lik bir artışla dünya turizm pastasından %7.5 gibi büyük bir pay almaktadır. Turizm gelirleri açısından ise 1985, 1990 ve 1996 yılları arasında hep birinci olan ABD, 1996 itibariyle 64,373 milyon dolar turizm geliri elde etmiştir. Bu, bir önceki yıla göre %5.3’lük bir artış demektir. Dünya genelindeki payına bakacak olursak %15.1’lik bir payı görürüz ki, bu çok büyük bir orandır. Türkiye açısından duruma bakacak olursak, bu veriler Türkiye’nin 8,600 bin turist girişi ve 6 milyar dolar turizm gelirinin yanında çok büyük değerler olarak görülmektedir. Önümüzdeki yıllarda da bu büyük farkın kapanmayacağını söyleyebiliriz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TABLO 8 - AMERİKA KITASINDAKİ ÜLKELERE YÖNELİK TURİST

                  VARIŞLARI (Günübirlikler Hariç)

 

 

 

 

 

 

 

1996'da

Dünya genelindeki sırası

Turist varışları

 

dünya

 

 

 

 

( 000 )

95-96 arası

genelindeki

1985

1990

1996

Ülkeler

1996

% değişim

%payı

1

2

2

ABD

44,791

3.2

7.5

9

8

7

Meksika

21,732

7.8

3.7

7

10

10

Kanada

17,345

2.7

2.9

40

32

29

Arjantin

4,286

4.5

0.7

Kaynak : WTO, Tourism Market Trends (1985-1996), 1997, s.148.

 

 

            Meksika : Meksika ekonomisi, yıllardır büyük sıkıntılar ve darboğazlar yaşamaktadır. ABD ile her yönden ilişkileri kuvvetli olan Meksika, NAFTA’nın da üyesidir. Bu sıkı ilişkiler sayesinde ekonomisi iyi yola giren Meksika’ya en çok turist, kalışları kısa olmasına rağmen, ABD ve Kanada’dan gelmektedir. Turizme büyük önem verilen bu ülkede ılıman iklim hakim olduğu için daha çok deniz turizmi, eğlence ve eko turizmi yapılmaktadır.

 

            Turizm, bu ülkenin ödemeler bilançosu açıklarının kapanmasına yardımcı olmasının yanı sıra büyük istihdam yaratması nedeniyle de çok önemli bir yere sahiptir. Turistler bu ülkeye; tarihi ve kültürel zenginliğin yanı sıra yukarıda da belirttiğimiz gibi güneş, deniz ve kum üçlüsünden oluşan deniz turizminin nimetlerinden faydalanmak için de gelmektedir. Yabancı turistlere göre ucuz bir ülke olması Meksika’ya daha çok turistin gelmesine neden olmaktadır. Ama Tablo-8 ve 9’a baktığımızda Meksika’nın verileri arasında bir çelişki ile karşılaşırız. 1996 yılında 21,732 bin turist girişi ile dünya pazarından %3.7'lik bir pay almasına rağmen 6,898 milyon dolar turizm geliri ile dünya pazarından yalnızca %1,6'lık bir pay almaktadır. Bu Meksika'nın hem nispeten ucuz bir ülke olduğunu, hem de gelen turistlerin ortalama kalış sürelerinin kısa, dolayısıyla ortalama kişi başına harcamalarının düşük olduğunu gösterir. Yirmi milyon civarında turist ağırlayan bu ülkenin aynı seviyede turist ağırlayan diğer ülkeler gibi en azından 15 milyar dolar turizm geliri elde etmesi gerekirdi. Ama bu rakam gerçekleşmemektedir.

 

            Türkiye ile karşılaştırdığımızda ekonomik olarak aynı sorunları yaşayan Meksika, Türkiye’nin hemen hemen üç katı turist girişine sahip olmasına rağmen yaklaşık olarak aynı seviyede turizm geliri elde etmektedir. Bu, Meksika için turizm sektöründe çözülmesi gereken problemlerin başında gelmektedir. Bunun için, turizmle ilgili olanakların çeşitlendirilerek; turistlerin ortalama kalış ve ortalama kişi başına harcamalarını arttırmaları sağlanmalıdır.

 

 

TABLO 9 - AMERİKA KITASINDAKİ ÜLKELERİN ULUSLARARASI

                  TURİZM KAZANÇLARI (Ulaşım Hariç)

 

 

 

 

 

 

 

1996'da

Dünya genelindeki sırası

Kazançlar

 

dünya

 

 

 

 

(Milyon-ABD $)

95-96 arası

genelindeki

1985

1990

1996

Ülkeler

1996

% değişim

% payı

1

1

1

ABD

64,373

5.3

15.1

9

9

11

Kanada

8,727

8.9

2.1

10

10

16

Meksika

6,898

11.9

1.6

29

28

23

Arjantin

4,572

6.2

1.1

Kaynak : WTO, Tourism Market Trends (1985-1996), 1997, s.149.

 

 

            Kanada : Kanada, Kuzey Amerika’nın en büyük ikinci ülkesidir. ABD ile, hem kültürel, hem de ekonomik yönden çok sıkı bağları olan bir ülkedir. Bu durum, Kanada’ya çok büyük avantajlar sağlamaktadır. Kanadalı turistlerin yarısına yakını, bu yüzden ABD’ye çok kısa süreli olsa da ziyarette bulunmaktadır. Aynı şekilde ABD’li turistler de bu ülkeye; ulaşımın kolay olması, kış turizmi merkezlerine sahip olması, büyük göller bölgesi, ormanları ve okyanus kıyıları dolayısı ile ziyarette bulunmaktadırlar.

 

            Kanada NAFTA üyesi olduğu için ABD ve Meksika ile serbest ticarette bulunabilmektedir. Ticaretin yanında Kanadalı vatandaşlar hiçbir engelle karşılaşmadan şahsi arabaları ile ABD’ye geçiş yapıp ziyarette bulunabilmektedirler. Bu durum, kanada ekonomisine büyük katkı sağladığı gibi, bu serbestlik turizm sektörünün gelişmesine de yardımcı olmaktadır. Kanada en çok turisti ABD ve Avrupa’dan aldığı gibi  en çok turisti de yine ABD ve Avrupa’ya sağlamaktadır (Mill, 1990: 100-102).

 

            Tablo-8 ve 9’a baktığımız zaman, 1996 itibariyle Kanada’nın 17,345 bin turist girişi ile dünya sıralamasında onuncu, 8,727 milyon dolar uluslararası turizm geliri ile on birinci sırada olduğunu görürüz. Bu veriler Türkiye ile karşılaştırıldığında Kanada’nın uluslararası turizm pastasından Türkiye’den daha fazla pay aldığını görürüz.

 

 

            Arjantin : Güney Amerika’nın büyük toprak ve nüfusa sahip ülkesi Arjantin, Türkiye gibi bir çok ekonomik zorluklarla karşı karşıyadır. Turizm sektörü; iş alanları yaratması ve dış ödemeler bilançosu açıklarını kapatması açısından çok önemlidir. Bu yüzden de turizme büyük önem verilmektedir.

 

            Arjantin, renkli yaşamıyla Buenos Aires, güneyindeki Patagonya bölgesinin kırları, And Dağları, nehirleri, ormanları ve geniş milli parkları ile turistler için gezilecek ilginç ülkelerden biridir. Arjantin en çok turisti Kuzey Amerika, komşuları olan Latin Amerika ülkeleri ve Avrupa’dan çekmektedir.

 

            Arjantin, 1996 itibariyle, 4,286 bin turist girişi ile uluslararası turizm pastasından 4,572 milyon dolar gelir elde etmiştir. Bu rakamlar, Türkiye ile karşılaştırıldığında az gözükmektedir. Onun için Arjantin’in turizm adına yapması gereken çok şeyin olduğunu söyleyebiliriz.

 

            Böylece Arjantin ile Amerika kıtasındaki turizm açısından önemli ülkelerin incelenmesini bitirmiş bulunuyoruz. Sonuç olarak, çok geniş bir alana yayılan Amerika kıtasının ABD öncülüğünde diğer alanlarda olduğu gibi turizm sektöründe de çok önemli bir yere sahip olduğunu söyleyebiliriz.

 

            Türk turizminin, turizm açısından diğer önemli ülkelerle karşılaştırmasını bitirmiş bulunuyoruz. Sonuç itibariyle Türkiye’nin uluslararası turizm pastasından hakkettiği geliri alamadığını söyleyebiliriz. Yine de Türkiye, şu an itibariyle dünya turizminde ilk yirmi ülke arasına girebilmektedir. Eğer gerekli atılımlar sağlanırsa önümüzdeki yıllarda beş-altı basamak yukarı çıkması mümkündür. WTO’nun yayınlamış olduğu raporlara göre ise Türkiye 2020 yılında dünya sıralamasında ilk on arasına giremeyecektir. WTO ilk on arasına girecek ülkeleri sırasıyla şöyle belirtmiştir: Çin, ABD, Fransa, İspanya, Hongkong, İtalya, İngiltere, Meksika Rusya ve Çek Cumhuriyeti. Bu durum bize, önümüzdeki yıllarda da Avrupa ülkelerinin uluslararası turizm pastasından önemli pay almaya devam edeceğini göstermektedir (WTO, Tourism 2020 Vision, 1996: 3-5).