YOL TÜRKÜLERİ
Kısmetse dönerim dedim,
Gittiğim;
Seraplı saatleri,
Yanık türküleri
Olan yollardan
Dağları aştım, memleketler gördüm,
Yanık türkülü aşıkların
Sazları  çaldı,
Sözleri sözdü.
Geçtiğim yollardan,
Nice benler,
Nice sözler,
Nice türküler
Geçti, kim bilir?

Uzakta pembe düşlerin
Hülyası,
Köylü kızın rüyası,
Deniz kenarında,
Kırmızı çatılı
Beyaz boyalı
Üç-beş katlı
Yalılar vardı.
Parsel parsel ayrılmıştı,
Küçük bir koyda,
Sanki sular sahipli
Kıyılar yasaklıydı

Bilecik il sınırı,
Tabelanın ağıdı...
İstanbul yetmiş kilometre,
Umutların şehri...
Katlar kat üstünde,
Mahmut bey yalısı
Harabe han sırtında.
Parke parke yollar,
Şu sokak çingenelerin,
Şu sokakta mühim,
Korkulu bir çetenin..
Taksim parkı
Talan çetesinin...
Aksaray,
Çek-senet mafyasının... 

Garibim Rize'li uşağa,
Köşe başı bir büfe...
Anadolu'nun gurbet türküsü,
Tarla başında, üçüncü kat
Asırlık, derme-çatma 
Şu tahta evde.
Bir türküde benden,
Ağıt belki,
Hali harap cümbüşten
Sağ selamet çıkana eyvallah
 

YOL TÜRKÜLERİ-2
Şehzadeler şehri
Manisa'dan geçiyorum,
Osmanlı yaşıyor hala
Bir Cuma vakti,
Yada bir bayram sabahı
Muradiye de ...
Manisa dağından uzanıyor şakaklarıma
Sabahı özlemiş rüzgar
Sıcacık..
Ağır aksak gidiyor yaşlılar
Yatsı namazı çıkışında,
Hepsi aynı yöne doğru
Ve buluşuyorlar Ayniali de
Yanı başlarında şehir çocukları...
Dergah yaşıyor maziyi,
Her gece aynı ihtişamıyla
Osmanlıyı soluyorlar.

Uluparka giriyorum
Ve bir hüzün gözlerimde,
Birden bire ruhumun şadırvanları boşanıyor,
Dirilen ölüler kapatıyor muslukları,
Titriyor ayaklarım 
Çiğnerken mabetleri.
Ulu Camiiden seyre dalıyorum
Manisa'nın gözlerini,
Ruhlar çarpışıyor havada,
İncecik bir yağmur dökülüyor
Saçlarımı okşarcasına...
Yağmur değil!
Belki de;
Şehzade Mehmet ağlıyor
Yada Murat Han...
Bakıp bakıp Manisa'nın çehresine...
 
 


Bir yolcusun 
Dünya sana gurbet,
Bir yolcusun
Yollar bitmez elbet,
Hiç bitmesede yollar
Hep sabret.


 
 





 


YOL TÜRKÜLERİ-3
Dünyanın yüzsüzlüğünü
Vurma sırtına,
Çizme alnına.
Güneşin her doğuşunu
Hasretle bekleme.
Bir çınarsın
Kah selvi gibi serpilir
Bir pınarsın
Kah ırmak gibi dirilir,
Sanma gitmekle yollar aşınır...

Sanma gitmekle yollar aşınır,
Yollar uzundur
Yollar büyük,
Aşınmaz bin defa geçsen de...

Bir yolcusun
Dünya sana gurbet,
Bir yolcusun
Yollar bitmez elbet...
Hiç bitmese de yollar hep sabret.
Hiç bitmese de yollar hep sabret,
Geçecek zaman
Susacak mekan
Çınar kurur, Pınar çekilir de bir an,
Yollar bitmeden yolculuk biter.

Bir gecesin,
Değerini bilmez insan
Bir gündüzsün,
Değerini bilmez insan,
Aşk ateşi söndüğü zaman 
Buz dağları titretir seni,
Bitersin ömrüm.
 
 
 
 
 

GELME
 Günün en hüzünlü saatlerinde
Akşamları,
Salıyorum gözlerimi boşluğa
Seni bekliyorum.

Gelme ey sevgili!
Seni beklemek senden de güzel
 


 

KAYSERİ
Erciyes'in altına tünemiş şehri
Kar merhametiyle okşarken,
Kuzeye güneye ve batıya
Gurbet trenleri giderdi.

Gurbet trenleri giderdi,
Pembe yüzlü gelinler
Dudaklarının alında
Ve gözlerinin ta içinde
Yar dedikleri hasreti saklarlardı.

Ana ağlardı, baba ağlardı,
Erciyesin çetin cevizleri gibi
Sağlam yürekli delikanlılar
Doğuya giderdi bu şehirden,
Kimi Develili Süleyman
Kimide Yahyalılı Salih gibi
Alınlarına "yiğit" yazdırıp dönerlerdi
Bir akşam üstü delikanlıların omuzlarında.

Ali dağından güneş kurtulunca 
Kayserinin bütün sokakları,caddeleri canlanır
İnsanları,hayvanları emeğin kölesi olurdu
Akşamları yuvalarına dönerdi babalar.
Şen şakrak,
Anneler mantı yapardı,
Ablalar sofrayı hazırlarken 
Küçük kardeşler neşe saçardı

Kayseri'nin soğuğu vardı
Soğuk insanları yoktu.
Sivas caddesinde sinemaya gidilir
Kale içinde alış veriş yapılır
Mimar Sinan da dinlenilir
Hunat da namaz kılınırdı
Kayseri'nin tarihi vardı

Mevsimlerin rengi değişti
Erciyes boynunu büktü,
Eskilerden pastırma sucuk kaldı
Birde Mimar Sinan'ın adı ...
Ne sıcak insanlar var
Nede her evde arabaşı,
Artık para var...

Mevsimler değişince 
Kayseri'de değişti.
 

 


 

ANNE
"Anneme"
Yağmurlar seni getirir bana
Avuçlarıma göz yaşlarını doldururum,
Nerde bir yavru ağlarsa
Bilirim ki sen oradasın anne
Düşlerim seninle güzelleşir,
Gecelerim yanlızlıktan kurtulur anne.
Odamın karanlık duvarları
Aydınlığa kavuşur hayalinle ,
Uzakların şarkısı vardır,
Islatır yanakları birden bire
Hep sen varsın o şarkılarda anne.
Hangi rüyada sevinçler coşarsa,
Hangi gönülde özlemler büyürse
Sen olursun orda anne.
O serin rüzgarlar eserde eser,
Bir yaprak kavuşur toprağa,
Bir buse kondurur yanaklarıma,
O rüzgarlar seni getirir anne.
Şimdi kar yağıyor üzerime,
Buz gibi dokunuyor yüreğime,
Tut ellerimi,sıcacık dokun,sev
Seni, seni özlüyorum anne
 
 
 

ÖĞRETMENİM
 " Halil Alaş'a"
Kucak açtın bize yaban ellerde 
Baba şefkatiyle estin gönüllerde
Sevgiyi, saygıyı işleyip derslerde
Doğruya ışık oldun öğretmenim.

Görev aşkı vardı ki bam başka 
Evlatlarını davet edip büyük aşka
Merhametin karşısında çıkartılırda şapka
Biz seni anlayamadık öğretmenim.

Sabah olunca dersine koşardık
Bir yudum bilgiye, kültüre koşardık
Bir yerimiz sızlasa sana koşardık
Sensiz öksüz kaldık öğretmenim.

Zalimlerin zulmü sana uğradı
Meyveli ağaçsın ya herkes taşladı
Şimdi soğuk rüzgarlar başladı
Işıksız kaldı gecelerimiz öğretmenim.

Bize değer verip gönlüne buyur ettin
Ne istediysek yettin, yettirdin
Düşmanına bile sen düşman değildin
Bulur muyuz bir daha seni öğretmenim

Sanma yolun yolcusuz kalacak
Bizim bildiklerimizi herkes bilecek
Öğrettiğin her harf sana dua olacak
Mekanın cennet olsun öğretmenim

24 kasım 1999 ANASAM öğretmen konulu
şiir yarışması 1. mansiyon ödülü

 

YABANCI İLE GÜZEL

YABANCI
Kırk diyarda at sürdüm
Kırkında da ün buldum
Şimdi sana vuruldum
Kölen olam sev beni

GÜZEL
Yiğitliğin bellidir
Kırk diyar sana azdır
Sevda sana zincirdir
Köle edemem seni

YABANCI
Gözlerine bayıldım
Bakışından ayıldım
Önün sıra yayıldım
Kölen olam sev beni

GÜZEL
Esen seher yelidir
Vakit senin vaktindir
Sözlerinde iyidir
Köle edemem seni

YABANCI
Od düşürdün gönlüme
Bıçak vurdun sözüme
Peri oldun gözüme
Kölen olam sev beni

GÜZEL
Baygın gözlü yabancı
İçime düştü sancı
Lakin gerçekler acı
Köle edemem seni

YABANCI
Gerçekler doğrumudur ?
Sözümüz eğrimidir ?
Aşktan öte ne vardır ?
Kölen olam sev beni.

GÜZEL
Git yoluna bekleme
Sözü söze ekleme
Yüreğimi yoklama
Köle edemem seni

YABANCI
Göğü yere ağdıram
Akan sular durduram
Fırtınalar dindirem
Kölen olam sev beni

GÜZEL
Boşa zaman harcarsın
Çabuk yola düşesin
Nice güzel göresin
Köle edemem seni


 

ŞİİRLERİM
Ve bir zaman elbet göçeceğim dünyadan
Biliyorum kemiklerim sızlayacak ettiğiniz duadan

Görecek sizi biri, okuyacak mekanda
Yüzleriniz solacak, eriyeceksiniz zamanda

Bir suç vardı,suçu işleyen birde suçlu
Şuçlu gitmiş çoktan, suç olmuş hem de şuçlu.

Cezalar olacak yağacak üstünüze adaletten,
Adalet ki anlamaz ahınızdan vahınızdan.

Ve nöbet zamanı bekleyin memleketi
Sizi yazan kurumuş kemikle, çürümüş eti.

Deyin ki, biz günahıyız şurda yatan ferdin
O yüzden böyle ortasına düştük derdin.

Hakkınızdır bağırın, kızın bana
Ben ettim sizi hamal çileli zamana

Hazan mevsimlerine şahit etmek için sizi
Attım üzerinize hiç düşünmeden közü.
 

 

Bİ ÇAREYİM
"Babama"
Biçareyim odlar düşer içime,
Okşar bakışlarımı gözlerin,
Her bedende akseder gibi hayalin,
Bir hal oldu içime.

Yıllar söyler hasretimi,
Bilemem dağlar kadar mı?
Okyanuslar yeter mi?
Sükutta her an benliğim,
Bir bilinmezin kollarında,
Sensizliğe derman yeter mi?

Mehtapla yarenlik ederim,
Sarhoşluğuyla hatıraların.
Eser bir rüzgar bizim diyardan,
Nefes nefes çekerim.

Dökülür sensizlik düşlerime, 
Geceye karşı durur zaman, 
Hem hal olur benle mekan,
Saatler isyana başlamak üzeredir.
 
 

.
MEVSİMLERİN SÖYLEDİĞİ
"ERSAN İÇÖZ'E"
İnci taneleri gibi dizilir zaman mekana,
Sıra sıra söyler ömrü mevsimler.
Bahar bir ayrı güzel,kış öylesine
Yaz mehtabı seyre dalmış mutlu günahlar

Hülyalı gecelerin aşk çocuğu:
Bilmez misin deryalar içinde bile yanar gönül
Sen ki;iklimlerin sevdalı öpücüğü
Artık dur biraz,
Yapraklar anlatıyor,mevsim sonbahar.
 

 


 
 

TOROS DAĞLARI
Heybetinden ürker senin gökkubbe
Geceleyin tacın olur yıldızlar
Sevdan ile dilimdeki her tövbe
Karışır da rüzgarlara giderler.

Selvi boylu güzellerin can alır
Sularında aşıkların dolanır
Yellerinden gönüllere aşk kalır
Yamacında mor sümbüller açınca.

Yaz gelince yaylaların şenlenir
Ruhtan ruha tatlı sohbet demlenir
Türkülerin en güzeli söylenir
Sevincinden meşke dalar Aladağ.
 
 
 

 


 
 

PAZARCILAR
"Mustafa ve Hüseyin'e"
Geceye karşı durdu gün,
Uykuya bekçilik ettik,
Üç naçar yürek
Zindan soğuğuna dert anlattık.

Sabaha yakalaştığımızı bilirdik.
Çalış'ın, Kalaba'nın büyük avlularında

Emekçi traktörler çalışınca.
Alelacele tezgahımızı açardık,
Sigara dudaklarımıza
İstanbul yosmaları gibi yapışır,
Ellerimiz cepte donardı.

Akşamdan yapılan hesaplar
Suyun yüzünde dolaşır,
Battı batacak!
Çehrelerimize idamlık mahkumların
Umutsuzluğu yerleşirdi.

Gün kadın sıcaklığında dokunurdu
Tepeyi geçtiğinde.
Birkaç kişi uğrar, fiyat sorardı;
"Kaç para, kaç para",
Ses tonları paralarının kuvvetinde.
Ezile, büzüle cevap verirdik,
İçimizden"haydi al, haydi alsana" derdik.
Almazdı da, dalga geçer gibi
Arkasını dönüp gitmesi yok mu?
Söverdik ağzımız dolusunca...

Ya bir memur, ya bir köylü
Siftah atardı saatler sonra.
Haydi bir daha "Bismillah,"
Satılacak ha, satılacak ha!
 

SON 
"Havva Cidan'a"
Anlattı 
Tek bir suçu
Bin defa defalarca...
Yalnız kaldı
Ağladı,
Her gece, saatlerce...

Bir duyguydu ağlamak,
Sevmek kadar büyük.
Sustu, birden bire.

Adı hüzün mü?
Yoksa düş müydü?
Yazdım, biliyorum,
Kaç defa; defalarca

Hatırlamak
Unutabilmek kadar zor.

Önce şarkıydı
Sonra roman...
Hayat kadar uzun
Asır kadar kısa,
Sular gibi coşkun
Ölümden öte durgun...
Konuştu, biliyorum

Saatlerce, günlerce, yıllarca,

Ama sustu 
Birden bire...
 


BİLMEZLER
"TUFAN BAKAR'A"
Yarına sevdalı nice faniler
Ne günahlar yüklenir sırtına bilmezler
Dünden düşlere kalan anılar
Kaç gece gönülleri üzer bilmezler

Kırların göğsünde filizlenen çiçeği
Nice baharların okşadığı böceği
Sevgileri coşturan koca yüreği
Zaman koynuna alır görmezler.
 


 
 
 
 
 

YAPRAK
İçimden esip geçiyor rüzgar,
Bir yaprak konduruyor dallarıma,
Muhabbetle sokulduğum yaprak
Düşüveriyor içimden dışıma.

Yeşilden sarıya çalan renginde
Muhteşem mevsimlerin tadı...
Hüzünlü mevsimlerin konağında,
Mağrur kalınmış ezelin
Tükenmek bilmeyen öfkesi var.

Kayıp gidiyor yüreğimden bir hal,
Bir hal ki; doyulmamış arzularla tanışık,
Sükut ediyor bütün benliğim
Yaprağın bıraktığı öfleyle karışık.

 

AYKIRI
" Dadaşhan Kavas'a"
Gök kuşağı yolumu kesti gece,
Mehtabı seyrettim öğle vakti.
Yağmur günlerce yağdı çöle,
Kutuplarda güller açtı.
Duvardan gelen sese
Ağıtlar karıştı
Dilimde hece
Dondu kaldı
Günlerce

Yedi renkten yedi pay verdiler
Sarı renkten yolunu çizdim
Denizi göğe çektiler
Sulardan güller derdim
Gökteydi yıldızlar
Toprağa serdim
Ağladılar

Güneşi böğründen akladım
Kızıl kanlara bulandı
Karanlığı sakladım
Yalnız benim oldu
Sensiz yaşadım

İlkbahar, yaz, sonbahar, kış
Bir ömür geçti gitti
Yapmadan hiçbir iş

Bir çiçeğim olsaydı...
 

BİR ASKER
"22 Kasım1992'de Şırnak'ta
şehit olan Salim Uçar'a" 

Kırlı bir günde çekip gitti,
Yoksuldu çok, çok yoksuldu,
Üç beş kuruş harçlık buldu
Ağlamadı ağlamadan gitti.

Karlı bir günde geri döndü,
Ağlamadıydı giderken amma
Ağlattı dönüşünde dostu- düşmanı,
Kırdı geçirdi tabutun içinde,bütün milleti.

Geldiğinde kar yağdı,çok yağdı,
Al bayrağın altında kendide allıydı,
Vurmuşlardı,vurdukları yine bir askerdi,
Duymadı kimse vurdular diye.

Babası duydu yemek zehirlenmesi
Annesi duydu kalp krizi diye,
Kardeşleri bildi tabut açılınca
Ağladılar abi seni vurmuşlar diye.

Tören yapıldı askerler ağladı,
Polisler teröre hücum eyledi,
Yakınları yıkıldı,öldü,dirildi,
Koydular mezara allı bir asker. 

                             24 kasım 1992 
 


 
 
 
 

BİZ
"Abim, annem ve altı kardeşime"
Umutlar devşirdik gülüşlerden,
Kahkahalara bekçi olduk biz.
Sevgiler topladık gönüllerden
Sevdaların aşığı olduk biz.

Geceyle gündüzün arasına
Köprüler kurduk, vuslat olduk biz.
Aslıyla keremin yarasına
Şifa dağıttık melhem olduk biz.

Ağaçla baharın sevincine
Can suyu kattık, ortak olduk biz.
Çiçekle arının hevesine
İştiha verdik arzu olduk biz.

Nefretin sevi yendiği yerde
Meydana çıktık engel olduk biz.
Zalimin mazlumu ezdiği yerde
Adaletin anahtarı olduk biz.

Çiçek bitmeyen çorak toprağa
Tohum verdik bereket olduk biz.
Gülmek bilmeyen kuru dudağa
Öpücük verdik hayat olduk biz.

Kalem ile kağıdın derdine
Şiirler yazdık derman olduk biz.
Mısraların tükenmez aşkına,
Şahitlik yaptık hayran olduk biz.